Viyana – Transfagaraşan- Kırklareli Bisiklet turu (21/07-06/08/2018)

Bisikletli Gezgin

Ey şair; bana yağmurdan bahsetme,yağdır!
Kayıt
3 Mart 2011
Başlık
788
Mesaj
4.245
Tepki
6.073
Şehir
Altındağ, Ankara
İsim
Mustafa
Bisiklet
Sedona
@five Tebrikler... Çok güzel tur...
 
Tepkiler: five

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #22
9. Gün : Sibiu – Kaptan Motel

Nihayet o gün gelmişti. Tüm turun kraliçe etabı olan Transfagaraşan etabına başlıyorduk. Gökalp’le yaptığımız planlamalarda bugün burayı tek hamlede çıkıp çıkamayacağımız konuşuyorduk sıklıkla. Yokuş sağlam bir yokuştu, uzundu ve Sibiu’dan etaba başladığımızda ana yoldaki Transfagaraşan ayrımına kadar 45 km.lik bir yolu kat etmemiz gerekecekti. Bu anlamda B planımız çıkışta ya da zirvede kalacak yer bulup kalmak olacaktı. Harita üzerinden rota ve etap planlaması yaparken çıkışta, inişte ve zirvede konaklanabilecek bir iki yer bulunabileceğini gördük. Tabi rezervasyon yapmak mümkün değildi ve hangi saatte nerelerde olabileceğimizi de bilmiyorduk. A planında ise çıkabildiğimiz kadar çıkıp gece de olsa inerek Curtea de Argeş’e ulaşmak vardı.
Yine trafiği yoğun olan bölünmüş yolun en sağından ilerliyorduk. Sibiu’dan ayrıldıktan 15 km. sonra büyük bir dönel kavşağa ulaşılıyordu. Burası, aslında Sibiu’dan sonra yolun iki ana kola ayrılmasını sağlayan ana kavşak vazifesi görüyordu. Bir taraftan doğuya doğru devam edip Braşov’a, diğer taraftan da Transfagaraşan’a paralel güneye doğru inerek Ramnicu Valcea, Piteşti ve Bükreş’e ulaşıyordu. Bu yüzden trafik aşırı yoğundu. Hem ağır vasıta hem de, beklemediğimiz bir şekilde özel araçlar…
Tempolu bir biçimde kavşağa kadar pedal çevirdim. Arkama baktığımda Gökalp’in olmadığını gördüm. Bir süre bekleyip dinlendim ama Gökalp görünürde yoktu. Şu ana kadar yokuş denebilecek bir nokta olmadığı ve yola daha yeni çıktığımız için bu kadar sürede gelmemesi dikkatimi çekti. Bir de aklıma Balkan turumuzda, Dubrovnik’te yaşadığımız olay gelince fazla oyalanmadan geriye doğru pedal çevirmeye başladım. Yaklaşık 1 km. geride Gökalp’i yolun kenarındaki bir yükseltinin üzerinde otururken gördüm. Omuzları düşmüş, iki büklüm haldeydi neredeyse. Dinleniyor sandım ama bunun bir dinleme durumu olmadığını anlamam kısa sürdü. Bu yıldırım hızındaki düşüncelerin ardından ağzımdan “Gökalp hayrola!” çıktı. Ne olduğunu çok merak ediyordum ve ilk aklıma gelen bir aracın çarpmış olabileceğiydi. Gördüğüm kadarıyla bir kaza durumu yoktu ortalıkta. Bisikleti düzgün bir biçimde kenardaydı. Üstünde, başında bir problem de görünmüyordu.
-“Abi çok kötüyüm.” dedi.
-“Ne oldu ?” dedim.
-“Midem bozuldu. İstifra ettim.” dedi.
-“Biraz dinlen.” dedim.” Sona devam ederiz.”
-“Abi devam edemem. Çok kötüyüm.” dedi.
Şaşırdım. Hem midesi bozulmuştu ve anladığım sadece istifra ile kalmayacak ishalle de devam edecek bir durumu vardı.
-“Abi ben çok kötüyüm. Devam edebilecek durumda değilim.” dedi, tekrarlayarak…
Halsizliği yüzüne yansımıştı ama orada durmak da pek mümkün değildi. Kavşağa kadar gittiğim için orada benzinliklerin olduğunu biliyordum. Birine ulaşıp orada uzun süre dinlenmek daha uygun olacaktı. “Gel şuradaki benzinliğe gidelim. “ dedim. Onun için zor da olsa yavaş yavaş pedal çevirerek benzinliğe kadar ulaştık birlikte. Bir kaza olmamasına çok sevinmiştim ama şu an içinde bulunduğu durumun da pek iç açıcı olmadığını görüyordum. Sibiu’ya geri dönmek de bir seçenekti ama bunu ancak gününü büyük bir bölümünde dinlenip kendini iyi hissettiğinde yapabilirdi. Gerçi sadece dinlenmek ne kadar düzelmesini sağlardı onu da bilmiyordum. Benzinlikte, dışarıdaki masalardan birine, gölgeye oturduk. Sabahın erken saatinde bile güneş ısıtmaya başlamıştı. Ben hemen sıcak bir şeyler almak için içeri girdim. Sallama çay ve yiyecek bir şeyler aldım. Bu arada Gökalp de uzun bir tuvalet ziyareti yaptı ve kaçınılmaz sonla yüzleşti. :) Uzun bir dinlenmeden sonra durumu değerlendirmeye başladık. Gökalp çok kötü olduğunu ve yolda devam edemeyeceğini söylüyordu sürekli. Ben de bugün dinlen sonra bakarız diyordum. Sibiu’ya dönüp dönememeyi konuşurken kavşağın karşı yakasında, Sibiu istikametindeki benzinlikte Kaptan Motel levhasını gördük. Orada kalabiliriz diye düşündük. Benzinlikten çıkıp motele gittik Fiyat pazarlığı yapıp bisikletleri de arka girişe bağlayıp yukarı çıktık. Küçük bir odaya eşyalarımızı rastgele yerleştirip dinlenmeye çekildik. Aslında Gökalp direkt uyku moduna geçti diyebilirim. Ama kesintili ve bol tuvalet ziyaretli bir uyku. Gökalp uyurken ben bolca telefondan internete girip kızımın deyimiyle “internette çürüdüm”. :)
Günün yarısında yemek yemesi için ısrar ettim Gökalp’e. Aşağıya inip restoranda yemek yedik. Güzel tarafı tam damağımıza uygun yemekler vardı. Ve tabi çorba da… :) WhatsApp üzerinden eşimle konuştuğumda bir eczane bulup ilaç almamı önerdi. Tabi bulunduğum yerde bir eczane bulmam mümkün değildi. Tam anlamıyla “in the middle of nowhere” bir moteldeydik bize göre. Sadece yemek ve yatacak yer…

Mesafe : 14,55 km.
Yolda Geçen Zaman : 00:48 saat
Ortalama Hız : 18,0 km/s
Max. Hız : 36,30 km/s
Yükseklik kazancı : 36 m.
Yükseklik kaybı : 78 m.
Min Yükseklik : 379 m.
Maks Yükseklik : 428 m.
Ort. Sıcaklık : 17,5 C

Kaptan Motel- Casnadie - Kaptan Motel l

İnternetten eczane araştırırken aklımdan Sibiu’ya dönmem gerekeceğini geçirmiştim. Ama bana Casnadie diye bir yerde birkaç eczane olduğunu söylüyordu internet. Sibiu yolunun yarısından epeyce içeri girmem gerekiyordu. Buna rağmen görmediğim bir yere gitmeyi tercih edip Casnadie yolunu tuttum. Yüksüz bir şekilde ilerlemek de garip gelmişti. :) Yoğun trafiği bypass etmek için beni yol kenarındaki yerleşim yerinin içinde geçiriyordu Garmin. Sonra da yolun karşısına geçecek bir kavşak bulup dar yola girdim. Yol, beni, merkezi oldukça hareketli ve turistik görünen, güzel tarihi yapıları korunmuş küçük bir kasabaya çıkardı. İnternetten lokasyon bilgisini aldığım eczaneye ulaştım. İki kadın eczacının hizmet verdiği modern bir eczaneydi ve içinde de iki müşteri vardı. Biraz bekleyip eczacı kadına derdimi, daha doğrusu Gökalp’in derdini anlatmaya çalıştım. Kadının İngilizcesi benim anlatmaya çalıştığım şeyi anlayacak kadar iyiydi. İstifra, ishal, halsizlik vs. bütün problemler için ilaç alıp üzerine bir de mideyi yatıştırıcı çaylardan aldım. Merkezde bir iki fotoğraf çekip gerisingeriye Kaptan Motel’e döndüm. Bir dünya ilacı anlattım Gökalp’e. Aç karna, tok karna… Almaya başladı ilaçlarını. Ben de kâh onunla birlikte odada kâh aşağıdaki restoranın masalarında vakit geçirdim. Sürekli Gökalp’i kontrol edip nasıl olduğunu soruyordum ama durumu pek iç açıcı değildi. Midesi hâlâ kötü durumdaydı ve tuvaletten fazla uzaklaşmak istemiyordu. Doğal olarak pedala basmayı, yolda devam etmeyi düşünemiyordu bile. Akşam yemeğini yedikten sonra bir durum değerlendirmesi yaptık. Gerekirse yarın da burada kalabileceğimiz söyledim. Ama sonrası ne olacaktı bilemiyordum.



Mesafe : 26,15 km.
Yolda Geçen Zaman : 01:25 saat
Ortalama Hız : 18,3 km/s
Max. Hız : 38,30 km/s
Yükseklik kazancı : 83 m.
Yükseklik kaybı : 82 m.
Min Yükseklik : 391 m.
Maks Yükseklik : 459 m.
Ort. Sıcaklık : 27,8 C


 

Uğur S.

Forum Bağımlısı
Kayıt
4 Nisan 2014
Başlık
25
Mesaj
2.039
Tepki
2.429
Yaş
38
Şehir
İstanbul
Bisiklet
Bianchi
Gökalp'e çok geçmiş olsun. Sıkıntılı bir günmüş. Hem de kraliçe etapta :-D
 
Tepkiler: five

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #24
@Uğur S. çok teşekkür ederim. Meret soğuk algınlığı gibi bir şey de değil ki hem pedal basayım hem burun çekeyim olsun. İnsan bir kere tedirgin oldu mu gerisi zor oluyor kesinlikle.
 

Ferhat Karaca

Forum Demirbaşı
Kayıt
15 Temmuz 2013
Başlık
7
Mesaj
458
Tepki
667
Şehir
istanbul
Bisiklet
Carraro
@five yurtdışında en çok korktuğum şey buydu. Yediğimiz içtiğimiz şeylere ne kadar dikkat etsek te hepimizin başına gelebilir... Saygılar....
 
Tepkiler: five

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #26
10. Gün : Kaptan Motel - Transfagaraşan - Piscul Negru
Sabah ilk işim Gökalp’in durumunu öğrenmekti. İlaçlarla birlikte daha iyi olmasını bekliyordum ama beklediğim durumda değildi. Genelde iyi olmasına rağmen bisikletle yola devam edecek fiziksel durumda olmadığını söylüyordu. Ben bugünü de gözden çıkarmıştım. Günü de geçirir, sonra da Transfagaraşan’ı pas geçip ana yoldan Bükreş’e gidebiliriz hem de fazla efor sarf etmemiş oluruz diye düşünüyordum. Aklım Transfagaraşan’da kalacak olsa da Gökalp’le birlikte yola devam edebileceğimizi düşünüyordum. Ama tabi Gökalp’in düşüncesi benimle aynı olmayabilirdi. Bu konuda ısrar etmeden yanında olmaya çalışıyordum. Aklımda Transfagaraşan’ı geçmek olsa da şu an Gökalp bu konuda pek ümit vermiyordu.
Kahvaltı sonrası Internet’te zaman geçirirken WhatsAp’tan eşimle konuştum. Durumu anlatıp bugünü de burada geçireceğimizi söyledim. O da, bana, “Gökalp dinlenirken sen git gel. Çıkabildiğin kadar çıkar sonra geri dönersin, hem de görmüş olursun, o kadar hayal etmiştin.” dedi. Açıkçası bu önerisi aklıma yattı. Gökalp gün içinde dinlenirken benim ona direkt bir yardımım olmuyordu. Sadece yanında bulunuyordum. Gökalp’e, o dinlenirken Transfagaraşan’a gidip gelmeyi düşündüğümü söyledim. “Çıkabildiğim kadar çıkar, oraları da görmüş olurum. Akşam geç de olsa dönerim. Sen de dinlenirsin. Yarına da bakarız.” dedim. Bunun üzerine Gökalp hiç beklemediğim bir cevap verdi. “Abi ben hiçbir zaman yola devam edebilecek seviyede olamayacağım. Sen yoluna devam et. Ben buradan döneyim.” dedi. Ben, belki bir gün sonra yola devam ederiz ama aradan Transfagaraşanı çıkarırız, yolu da kolaylaştırırız diye düşünürken o turu kafasında bitirmişti. “Ama sen nasıl dönebileceksin ki bu durumda ?” diye sordum. Onun beni ikna ettiği sözü “Abi zaten benim fiziksel bir yardıma ihtiyacım olmuyor. Seni de yolundan alıkoymayayım. Ben buradan otobüsle, bir şeyle dönerim. Sen de yola devam edersin.” oldu. Aklımda, Transfagaraşan, geçen sene geçemediğim Bulgaristan geçti. Yola devam etmeyi çok istiyordum. Gökalp de böyle bir öneride bulununca ve gerçekten de rolüm yanında bulunmaktan başka bir şey gerektirmediği için, olabileceğini düşündüm. “Sen ne yapacaksın peki ?” dedim. “Ben bugün otobüsle nasıl gideceğimi öğrenirim.” dedi. Özellikle bu detayları almalıydık ki onun ne zaman ve nereden otobüslere binebileceği belli olsun. Kaptan Motel’in işletmecisi Türk arkadaşla görüştü. Detayları sordu. Sibiu’dan otobüsle Bükreş’e, oradan da yine otobüsle İstanbul’a gidebileceğini öğrendi. Saatlerini de öğrenince onun da programı belli oldu. Bu durumda, ben yolda devam edecektim o da yavaş yavaş Sibiu’ya dönecek ve otobüsle Bükreş’e gidecekti. Kısaca benden önce Bükreş’te olacaktı. :)
“Bi gezip geleyim.” diye başladığım günde yola devam ediyordum ama gün öğleyi bulmuştu neredeyse. Yola hazırlandım. Gökalp’le vedalaştıktan sonra yola çıktım. Bir buçuk günlük dinlenmenin ardından yoldaydım ve kraliçe etaba başlamıştım. Aklımda bir sürü soru vardı. Hava nasıl olacak ? Transfagaraşan ayrımına kadar 45 km. yol nasıl geçecek? Ben tırmanışa başlarken ne durumda olacağım ? Ne kadar çıkabileceğim ? “Artık yola devam edemeyeceğim” dediğim noktada kalacak yer bulabilecek miyim ? Hava nasıl olacak ? Hava nasıl olacak ? Hava nasıl olacak ?...
MapMyRide ilk 45 Km.’nin sonrasında 40 Km.lik, ortalaması %4 olan bir tırmanış gösteriyordu. Artık MapMyRide’ın tavrını iyi biliyordum. Asıl yokuş dediğimiz noktanın öncesindeki az eğimli yerleri de ortalamaya kattığı için yolun devamının ciddi eğimli olduğunu anlıyordum. Dolayısıyla benim için tırmanış 40 Km. değildi ama ortalaması da %4 hiç değildi. :)
Yol, trafiği yoğun bir biçimde devam ediyordu. Benim de heyecanım artıyordu. Kafam sürekli sağ tarafa dönük pedal çeviriyordum. Dağlara bakıyordum. Hava aşağıda fena değildi ama yukarılar çok bulutlu görünüyordu. Sonunda, Balea Lac, Cartişoara ayrımına geldim. Balea Lac Transfagaraşan’ın tepesindeki gölün adıydı. Ortaya çıkarken Cascada adında başka bir gölün yanında geçiyordunuz. Levhada Balea Lac 35 km. yazıyordu. Bu da en az 20 km. sağlam tırmanış anlamına geliyordu. :) Ana yoldan ayrılıp Transfagaraşan geçidinin yoluna girdim. Yol çok hafif bir eğimle karşıdaki dağa doğru gidiyordu. Ben de, her tırmanışta olduğu gibi tahmin etmeye çalışıyordum yolun geçtiği yerleri. Bir yandan da yukarıdaki bulutlara gözüm takılıyordu. “Yağmur var.” dedim kendi kendime. “Kesin yağmur var.”
Yolun yavaş yavaş tırmanmaya başlamasıyla ben de tırmanış moduna girdim. Günün öğleden sonrasının ortalarını bulmuştum. Artık ormanın içinde, %8, %10, %12, %14 eğimlerle boğuşmaya başlamıştım. Hava serin olmasına rağmen ister istemez terliyordum ama bunu üzerine bir de yağmur atmaya başlayınca yağmur kıyafetlerine geçmem kaçınılmaz olmuştu. Kask kılıfından ayakkabı kılıfına kadar giyindim ve klasik olanı yaşadım. Yağmur kısa sürede kesildi. :) İlk durak Lac Cascada’ydı. İlk karşılaştığım göldü diyecektim ama göl yolun 50 m. altında olduğu ve ormanın içinde olduğu için görüş alanıma girmedi. Ben de tırmanışa devam etmek için yoldan ayrılmadım. Göl yakınında otellerin ve satış alanlarının olduğu küçük bir yerleşim alanı vardı. Birçok araç yol kenarına park etmiş insanlar gölün olduğu alana doğru yürüyorlardı. Hareketli bir ortam görüntüsü veriyordu çevre. Devam ederken, üzerinde yeşil fondaki yazı ile Transfagaraşan geçidinin açık olduğunu belirten levhayı gördüm. 07:00 – 21:00 saat aralığını görünce de geçişlerde saat sınırlaması olduğunu düşündüm. Bu levhayla fotoğraf çektirmek benim için önemliydi ama daha tırmanılacak yaklaşık 15 km. yol vardı. Yola devam etmeliydim.
Bulutlar ensemdeydi ama o ilk sortinin dışında bir yağışla karşılaşmamıştım. Yol artık daha dik bir biçimde tırmanıyordu. Manzara, bulutların müsaade ettiği kadar görünüyordu ama muhteşemdi. Yol kenarında, uzaklardan dikkati çeken muhteşem bir kayanın üzerine bir levha monte edilmişti. Yazısını okuyamadım ama o heybetli kaya geliş ve gidiş istikametinde çok güzel görünüyordu. Dönüp dönüp baktım.
Yolun ulaştığı son noktada karşımda bir duvar gördüm. :) Trasfagaraşan’ı araştırırken gördüğüm, muhteşem firkete virajların olduğu noktaya gelmiştim. O virajlar da o duvara tırmanabilmek içindi. Gerçekten bir duvar gibi yükseliyordu son çıkış. Sağdan, soldan, bir sürü noktadan çok sayıda dere birleşe birleşe daha büyük dereleri oluşturuyor, çağlaya çağlaya muhteşem görüntüler vererek akıyordu. Hava ıslak, ortam ıslak, ben ıslağım… Tahminime göre önümde 5 km.lik, firkete virajların olduğu yokuş vardı. Ortamda hiç ağaç yoktu ve yağış olursa ne yapacağımı bilemiyordum. Daha doğrusu hiçbir şey yapamayacağımı biliyordum. :) Ve korktuğum başıma gelmekte gecikmedi. Yolun son 3 km.sinde bardaktan boşanırcasına yağan yağmur ıslanmadık yerimi bırakmadı. Ben de, herhangi bir korunak olmadan, ıslana ıslana tırmanışa devam ediyordum. Son metreleri aşınca Transfagaraşan’ın zirvesinde buldum kendimi. Müthiş bir rüzgar, yağan yağmuru daha da şiddetle çarpıyordu suratıma. Ama işte oradaydım. 2000 m.’de, Trasfagaraşan’ın zirvesinde. :) Aslında burası bir zirve değildi. Dağın zirvesinin 200 m. altındaki gölün (ki buranın benzeri olan Uludağ’ın zirvesinin altındaki gölleri de görmüştüm) yakınında 2 otel ve satış standlarının olduğu bir ortamdı. Yolun devamı da bir tünelle dağın öteki yüzüne çıkıyordu.
Benim için yemek ve dinlenme zamanıydı. Ama feci rüzgar, yağmuru ve soğuğu kat kat arttırıyordu. Bulduğum bir gözlemecide hem tuzlu hem de tatlı ihtiyacımı giderdim. Önündeki tentenin altında yağmurdan korunarak yiyeceklerimi yedim ama yanındaki çay pek de istediğim bir çay değildi. Hem sallama hem de hiç haz etmediğim şekilde meyve çayıydı. Hızlıca karnımı doyurdum. Yapmam gereken 2 şey vardı. Önce buranın magnetlerini almak :) sonra da kalacak bir yer bulmak. Aslında biraz daha devam edebilirdim ama akşam olmuştu ve hava berbattı. Uygun bir yer bulursam burada da kalabilirim diye düşündüm. Yola yakın olan, dağ evi havasındaki otelin içine girdim. Tito’yu dışarıda sundurmanın altına, yağmuru fazla yemeyecek ve görebileceğim bir noktada bıraktım. İçerisi sıcaktı. Yağmurluğumun içi ve dışı eşit ıslaklıklaydı. Lobi ya da restoran denebilecek yerde bir masaya konuşlanıp, başka bir şey bulamadığım için, yine o iğrenç meyve çaylarından içerken ısındım. Bu arada otelin fiyatını da sordum ki sormaz olaydım. Tam 250 € dedi resepsiyonla çay ocağı arası yerdeki hatun. Nedense bir anda yola devam etmeye karar verdim. :) :) :) Ama çok ıslaktım ve inişte bu şekilde devam etmek istemiyordum. Yağmurluğum ıslaktı ve giyince tekrar ıslanacaktım. Bunun üzerine birkaç kat giyinmek aklıma geldi. Kılıf olmasına rağmen ayağım ıslaktı. Çorabımı değiştirince de ıslanacaktım ama en azından biraz zaman kazanacaktım. Forma yerine daha kalın olan içliği ve üzerine de, normalde, yağışsız ama serin yerlerde giydiğim rüzgarlığı , hepsinin üstüne de ıslak yağmurluğu giydim. Tamamen ıslanan kadar biraz zaman kazanırım diye düşündüm. Ve işe yaradı… :) Bir süre o kuruluk hissiyatı gerçekten iyi hissettirdi. İnişte kendi kendime sürekli “Çok mantıklı, çok mantıklı…” diye tekrarlıyordum. Ama sürekli... “Çok mantıklı, çok mantıklı…”
Tünelin içi bile damlıyordu. Öte yakası ise ayrı bir dünyaydı. Rüzgar azaldığı için, duruyorken yağış pek etki etmese de inişte hızlanınca ciddi ciddi çarpıyordu yüzüme. Ama tüm bu olumsuzluklara rağmen manzara harikaydı. Hele orada olmanın verdiği his tavandı. :) Keskin virajlarda, çok da hızlanamadan, arada fotoğraf çekmek için durarak iniyordum. Bu şekilde, hava kararana kadar devam edebilirdim. Aslında kararsa da deva ederdim ki zaten yer bulmak için etmeliydim. Zirvelere, bulutlara, küçük şelalelere baka baka iniyordum. Henüz rahatsız da olamamıştım yağmurdan. Çünkü yaptığım çok mantıklıydı. :)
Yolun sağında, yoldan içeride kalan, 5-10 yapının bir arada olduğu bir yerleşim yeriydi Piscul Negru. Yapıların çoğu da otel, motel, pansiyon sınıfındaydı. Yolunda aşağı inip tekrar yukarıya doğru çıkarken adamın birinin bana seslendiğini duydum. Ne dediğini anlamadım ama “Boş oda var” tadında bir şey olduğunu düşündüm. Buna rağmen gözüme takılan başka bir yere gidip fiyat sordum. Sonra başka bir yere. Uygun olan bir yere karar kıldım. Kaldığım yer aile işletmesi olan bir pansiyondu. Tito’yu iç kısımda bir yere alıp odaya çıktım. Hemen sonra da yemek için aşağıdaki restorana ( restoran dediysem de bir kaç masa :) ) indim. Karnımı doyurup tekrar odaya çıktığıma bütün bir günü aklımdan geçirip kendi kendime tekrarlıyordum: “Çok mantıklı. Çok mantıklı…”



Mesafe : 75,31 km.
Yolda Geçen Zaman : 06,03 saat
Ortalama Hız : 12,4 km/s
Max. Hız : 47,9 km/s
Yükseklik kazancı : 1736 m.
Yükseklik kaybı : 983 m.
Min Yükseklik : 367 m.
Maks Yükseklik : 1963 m.
Ort. Sıcaklık : 19,0 C






















































 
Son düzenleme:

Devenez ce que

Aktif Üye
Kayıt
14 Mayıs 2018
Başlık
8
Mesaj
178
Tepki
469
Yaş
44
Şehir
Istanbul / Sancaktepe
İsim
Murat
Bisiklet
Kron
Hem çok güzel, hem de çok mantıklı olmuş :harika::)
 
Tepkiler: five

Devenez ce que

Aktif Üye
Kayıt
14 Mayıs 2018
Başlık
8
Mesaj
178
Tepki
469
Yaş
44
Şehir
Istanbul / Sancaktepe
İsim
Murat
Bisiklet
Kron
Kesinlikle çok aşırı mantıklı olmuş :harika::harika: Bana 250 € dese, "Ne diyon sen kadın?!?" diyip bisikleti kafasına fırlatırdım heralde, zamanında ben İtalya'ya tura gitmişim 5 gece - 6 gün, 199 €'ya :koptum:
 
Tepkiler: five

DayKnight

Üye
Kayıt
4 Ekim 2018
Başlık
2
Mesaj
88
Tepki
81
Yaş
32
Şehir
Istanbul
İsim
Mahmut
@five Yol çok güzelmiş, henüz yazının hepsini okuma fırsatı bulamadım. Ben de senin gibi IT çalışanıyım, tarayıcının bir sekmesinde bisikletforum sürekli açık :p
Turlarında Göz yaşartıcı spreyi veya elektroşok cihazını kullanmaya hiç ihtiyaç duydun mu ?

Yurlarda çıkabilecek sorunlar gözümü korkutmuyor ama biraz köpek korkum var, bu durum hep aklımı kurcalıyor.
 
Tepkiler: five ve Uğur S.

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #32
@five Yol çok güzelmiş, henüz yazının hepsini okuma fırsatı bulamadım. Ben de senin gibi IT çalışanıyım, tarayıcının bir sekmesinde bisikletforum sürekli açık :p
Turlarında Göz yaşartıcı spreyi veya elektroşok cihazını kullanmaya hiç ihtiyaç duydun mu ?

Yurlarda çıkabilecek sorunlar gözümü korkutmuyor ama biraz köpek korkum var, bu durum hep aklımı kurcalıyor.
@DayKnight merhaba,

Benim de aynı şekilde... 2 forum ve kendi sitem...

Sormamıştın ama konu köpek olunca ekleyeyim. Köpek kovucuyu yakın zamanda Sinop-Anamur turunda, Şereflikoçhisar-Sultanhanı etabında, ara yolda, 5'li bir kangal çetesine karşı kullandım. (Toplamda 3 köpek kovucu) Hikayesi Sinop-Anamur turunda...

Biber gazını ve elektroşok cihazını hiç kullanmadım. (Biber gazını kendi üstünde denediğim. :) Talin-Odesa turu hariç. Onun da hikayesi. O turda... :)

Biber gazını ve elektroşok cihazını normalde sadece yoldayken değil gece vakti şehirde gezerken de yanıma almayı planlıyorum ama ne hikmetse her seferinde unutuyorum. :)

Sadece kendimi güvendeymişim gibi hissettiriyor ya. Belki de o bana yetiyor. Ama Gökalp'in bana söylediği şey de aklımda. "Abi elektroşoku kullanman gereken bir duruma geldiysen elektroşokun seni gerçekten kurtarabileceğini düşünüyor musun ?" Meseleye bir de bu açıdan bakmak lazım. :)

Bu kadar laftan sonra köpeklerle ilgil kendi tecrübülerim şöyle :
1. Alanının dışında çıktığımda ısrarla kovalayan çok az sayıda köpekle karşılaştık.
2. Köpek tekse sorun az. Köpek çoksa birbirlerini daha çok gazlıyorlar.
3. Kangallar, bir şey yapmayacak bile olsa heybetleriyle korku salıyorlar.
4. Çoban yakındaysa ve görüyorsam sorun yok. Yoksa... Bas pedala... :)
5. Mümkünse ısrarlı köpeklere yokuşta yakalanma. :)
6. Gerçekten bir tehlike yaşamadan bu cihazları bir canlıya karşı kullanma.

Kazasız ve keyifli turlar

five
 

mutanni

Üye
Kayıt
2 Eylül 2006
Başlık
0
Mesaj
18
Tepki
168
Yaş
57
Şehir
alanya
İsim
Mustafa İlkuçan
Bisiklet
Diğer
@five Tebrikler.Güzel anlatımınız için de teşekkürler.Transfagaraşan'ı motosikletle geçmiştim,her iki yönde de çokça bisikletçi görmüş,''ben de gelmeliyim'' diye hayal kurmuştum.Henüz gerçekleştiremedim ama sayenizde hayalim körüklendi.
 
Tepkiler: five

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #34
@mutanni bisiklet için de, motorsiklet için de hatta araba ile de çok çok güzel bir geçit.
İnşallah en uygun zamanda siz de bisikletle geçersiniz.

Benim için de şimdi sırada Stelvio var. Kısmet bakalım ne zamana...

@Uğur S. hepsi değil ama bazıları... :) Ben de iş yerimdeki bazı arkadaşları başlattım tura. Beraber epeyce turladık. Fakat devam eden sayısı az oldu tabi. :)

11. Gün : Piscul Negrul - Piteşti
Dün öğleye doğru yola çıkıp 75 km. yol yapmış ve Transfagaraşan’a çıkmıştım. Açıkçası çok da konsantre olmadan başladığım kraliçe etapta ve o hava şartlarında iyi bir iş çıkardığımı düşünüyordum. Tur planımdaki 2 günlük boş günün ikisini de kullanmıştım ama önümde 1 ekstra günlük yol vardı. Ama şimdi işim inmeye devam etmekti. Dün 2000 m.’deki geçide çıkmış, oradan da 1200 m.’deki Piscul Negru’ya inmiştim. Yola, güne en güzel başlanacak şekilde, inişle devam ediyordum. Hava kapalı ve soğuktu ama yağışsızdı. Yemyeşil ağaçların ve aralardaki küçük şelalelerin arasından, arada bir fotoğraf çekmek amacıyla durmanın dışında sabit bir hızla iniyordum. Ama yol profili dünkü gibi sürekli bir inişe izin vermeyecekti çünkü Transfagaraşan’ın güney yüzünde, aradaki derin vadinin rezervuarını oluşturduğu büyük bir baraj vardı. Yol da bu barajın gölünün kenarından, genelde hafif iniş karakterli olsa da, inişli çıkışlı bir şekilde devam ediyordu. Geniş baraj gölünün çevresinde, bazıları uzakta, tek tük konuşlanmış yapıların konaklama amacıyla kullanıldığı görülüyordu. Bazıları da, “Bu güzel ortamda acaba niye terk etmişler ?” diye merak uyandıracak şekilde boş olan yapılardı. Kapalı hava, yemyeşil orman, su az görünse de suyun yakınında giden harika bir yol… Gide gide, bu büyük rezervuarı oluşturan barajın bulunduğu bölgeye geldim. Burada etraf oldukça kalabalıktı. Yeme içme alanları, arka arkaya park edilmiş arabalar, baraj gölü manzarası ve barajın diğer yakası. Barajın adı da Barajul Vidraru. Bir yanı suyun kenarı olan barajın duvarının aslında ne kadar yüksek olduğunu gösteren öte yanı… Derin vadi, etrafta uçuşan kuşlar, her fırsatta selfy çeken insanlar… Baraj gölünde tekne turları, yemek için manzaralı teraslar, en tepede de, elindeki şeyleri şimşeğe benzettiğim stilize insan figürü… İnsana aynı anda çok çeşitli duyguları hissettiren ilginç bir ortamdaydım. Yolun devamı, sağ taraftan, gölün karşı yakasından gelen tünelli yolla birleşip sol taraftaki tünele yöneliyordu. Çok oyalanmadan soldaki tünele girip yola devam ettim. Profil merdiven basamağı gibi beni bir kat aşağıya, barajın altına indiriyordu. Oldukça dik olan bir yola girmiştim yeniden. Çok uzaklaşmadan solumda köpek havlamaları duyup kafamı çevirdim. İkisi büyük, ikisi küçük dört köpek bir olmuş bir köpeğe saldırıyorlardı. Köpek kanlar içinde kalmıştı ve karşı koymaya çalışıyordu. Bir an bu köpeklerin neden kendi cinsine kadar büyük bir saldırganlık gösterdiklerini düşündüm. Sonra da insanları… Hiç farklı değildi. Güçlü olan, kalabalık olan her durumda zayıfı eziyordu. Durup müdahale etmeyi düşünsem de yoldan uzakta olmaları ve benim de aşağıya doğru mesafe almış olmam sebebiyle geri dönmedim. Doğrusu saldırgan köpekleri karşıma almaya da çekinmiş olabilirim tabi.
Barajdan sonra ufak ufak yerleşim yerleri ve bununla birlikte konaklama imkanları da başladı. Normalde belirlediğim etapta Sibiu’dan Curtea de Argeş’e (ya da yakınına) gelmeyi planlamıştım ama dünkü ani gelişen durum karşısında yola çıkmam sebebiyle Piscul Negru’da konaklamıştım. Bu da çok mantıklı :) bir durum olmuştu çünkü yolun geri kalanını yağış altında ve karanlıkta geçmememi sağlamıştı. O yorgunlukla buralara kadar gelmek oldukça zorlayıcı olabilirdi.
Argeş Manastırı levhalarında bol bol Kont Drakula’nın (Vlad Tepeş) temsili ve abartılı resimleri kullanılmıştı yol kenarlarında. Ama asıl Drakula’nı şatosu Bran Kalesi’ydi ve oradan geçen bir etap planı yaptığım halde Transfagaraşan’ı geçmeyi daha önemsediğim için (ve 2 gün de kaybettiğim için) o tarafa yönelmedim. Curtea de Argeş aynı zamanda benim yemek molama da ev sahipliği yaptı. Yolun kenarında, salaş mı salaş bir lokantanın girişine, gözümün önüne koydum Tito’yu. Yemekhane formatlı self-servis bir yerdi. Yemekler de sulu mu sulu sebze yemekleri, çorbalar, ne idüğü belirsiz tatlılar. :) Ez az riskli olacak bir iki yemeği alıp yedim. Kapalı ama yağışsız olmaya devam eden havada yoluma devam ettim. Bugünkü etabı nerede bitireceğim konusunda kararsızdım. Piteşti’yi gözüme kestirmiştim ama “Kısa mı olur acaba ?” diye geçirdim içimden. Ama sonrası Gaeşti’ye kadar, hatta Gaeşti’de de kalacak yer bulamayabilirdim. Bir sonraki etabı uzatmak pahasına etabı Piteşti’de bitirmeye karar verdim. CityMaps2Go’da işaretlediğim bir iki yerden sonra hafif mafyatik ortamlara benzer bir otelde kalıp Tito’yu da girişte kapalı bir odaya kendi kilitlerimle kilitledim. Duş alıp, uzun zamandır yapmadığım şekilde şehirde turlamaya başladım. Yemek için fast food tercih ettim. Hatta bir alışveriş merkezi bile gezdim. Romanya’da herhangi bir şehirden magnet alamamıştım şimdiye kadar. Onu da hallettim. Sonra şehrin merkezindeki yaya bölgesinde yürümeye başladım. Aileler, gençler, benim gibi saplar :) ortalıkta dolaşıyordu. Etraf hareketliydi. Odaya giderken su ve abur cubur alıp biraz keyif yaptım. Gökalp’e mesaj yazdım ama bir haber yoktu. Yarın için radikal kararlar alıp kendimi bir sonraki gün için uykuya bıraktım.



Mesafe : 105,21 km.
Yolda Geçen Zaman : 05:47 saat
Ortalama Hız : 18,2 km/s
Max. Hız : 45,2 km/s
Yükseklik kazancı : 461 m.
Yükseklik kaybı : 1308 m.
Min Yükseklik : 479 m.
Maks Yükseklik : 1357 m.
Ort. Sıcaklık : 19,2 C
















 

DayKnight

Üye
Kayıt
4 Ekim 2018
Başlık
2
Mesaj
88
Tepki
81
Yaş
32
Şehir
Istanbul
İsim
Mahmut
@five

Merhabalar Five,
Teşekkür ederim, Yazıyı aşağıdaki linkten bulup okudum. Bu konuyu video sunumunda da anlatmıştın sanırım(Onu da youtube dan izlemiştim.)
Karadeniz'den Akdeniz'e : Sinop-Anamur Bisiklet Turu (01-09 Ekim 2016)

İş dolayısı ile uzun süre Rusya ve Azerbaycan da kaldım, şehirler de pek korkmuyorum. Sadece yolda karşılacağım köpekler beni biraz düşündürüyor. Gökalp'in dediklerine katılıyorum ama yine de her ihtimale karşı biz yanımızda bir şey bulunduralım;) Sizdeki elektroşok ve köpek kovucu hangi marka ?

Şimdiye kadar hep küçük turlara katıldım.Bundan sonrasında başlangıç olarak Istanbul dan Edirneye kadar araçla gitmek Edirne'dende bisiklet ile Yunanistan sonrasında da Bulgaristandan devam edip Sofya ya tur yapmak var. Yaklaşık 400 - 500 Kilometrelik bir tur.

@Uğur S.
Bisiklet uzerinde yol yapmanin verdigi haz farkli :) Ofiste isten bunaldikca, motivasyonum dustukce Gurkan Genc in sayfasini aciyorum. Yol anilarini soundcloud dan sesi olarak anlatiyor, onlari dinliyor, internetten bisiklet icin parca falan aliyorum. Bi sureligine motive ediyor
 
Tepkiler: Uğur S. ve five

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #36
@DayKnight Merhaba,

Köpek kovucum Dazer II, elektroşok ise noname. Kadıköy'deki pasajdan almıştım. Sanırım 15-20 TL civarıydı.

Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkelerden geçerken köpek konusunda hiç sorun yaşamadım. Tek istisnası Bulgaristan'da, Türkiye sınırına yaklaşırken beni yokuşta ısrarla kovalayan bir köpekti. :)

Bu arada, tur rotanıza göre , eğer bulunduğum yerler olursa, önerilerde bulunabilirim.


"internetten bisiklet icin parca falan aliyorum. Bi sureligine motive ediyor" Ben de aynı şekilde, her sene yeni bir bisiklet parçası, aksesuarı ya da kıyafeti ile kendime motivasyon sağlıyorum. O parçanın/aksesuarın/kıyafetin yaratacağı faydayı hayal ediyorum. Ve bisiklet üzerinde yaşamaya çalışıyorum.

Selamlar

five
 

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #39
12. Gün : Piteşti - Rusçuk
Kahvaltımı bir gün önce bir pastaneden aldığım poğaçalarla ve meyve suyuyla yaptım otel odasında. Gecenden, bugün için önemli bir karar vermiştim. Turun bitimi 2 gün uzadığında, bu sene sınava giren kızımın tercihleri için belirlediğimiz üniversite ziyaretleri için gerekli zamanı ayıramayacaktık. Takvimimiz çok sıkışacaktı. Bu sebeple 2 günlük yolu 1 güne indirmeye ve Bükreş’i pas geçerek, Piteşti’den doğrudan Ruscuk’a gitmeye karar verdim. Böylece kaybettiğim 1 günü kazanacaktım. Tabi bu kararı almamdaki en büyük etken yolun halen az eğimle de olsa iniş karakterinde olmasıydı. Böylece 170 km’lik, turlarda şimdiye kadarki en uzun 3. mesafeyi geçebilecektim. Belirlediğim yol, internet üzerinden konaklama seçeneklerine çok da detaylı bakamamama rağmen uygun görünüyordu. Bu arada, Piteşti-Bükreş yolu üzerindeki Gaeşti’ye uğrayıp çalıştığım şirketin Romanya’daki fabrikasındaki tanıdığım Türk arkadaşlarımı da ziyaret etmeyi planlamıştım. Aslında bu buluşmayı bir gün önce için planlamıştım ama gelişmeler sebebiyle gerçekleştirememiştim. Piteşti’den Ruscuk’a giden ara yol Piteşti-Bükreş-Rusçuk üçgeninin hipotenüsü gibiydi. Gün kazanmanın karşılığında günün büyük bir bölümünü ara yollarda geçirecektim.
Erkenden yola çıkıp Gaeşti’ye doğru pedal basmaya başladım. Genel olarak yoğun olan yolda, sağlı sollu yerleşim yerleri, güzel bahçelere sahip evler vardı. Hava, önceki günlere göre artık çok saha güneşliydi ve gün içinde ciddi yüksek sıcaklıklara çıkma emareleri gösteriyordu. Gaeşti’de, ara yola ayrılmam gereken yoldan yaklaşık 5 km. daha Bükreş istikametine ilerleyip Arctic fabrikasını görmeye başladım uzaktan. Bu benim için bir heyecan kaynağıydı çünkü, şirkette daha önce buna benzer tur planları yaparken ilk defa bir lokasyonuna, bireysel de olsa bisikletle ulaşıyordum. Ama düşünmediğim (aslında ihtimal verdiğim) şekilde, sürpriz yapmayı düşündüğüm arkadaşlarımdan birinin Türkiye’ye gittiğini, diğerinin de bir toplantıda olduğunu öğrenince kendisine not bırakıp ayrıldım. Artık pedallara daha da güçlü basarak geriye, girmem gereken ara yola yöneldim. Geçen seneki Talin-Odesa turum sırasında özellikle Belarus ve Ukrayna’dan geçerken yol boyu kasabalarda görmeye alışık olduğum 2. Dünya savaşı ile ilgili anıtlara benzer bir anıtı burada da gördüm küçük bir kasabayı geçerken yol kenarında. Aralarındaki önemli fark bu anıtın 1. Dünya Savaşı için olmasıydı. Üzerinde Kartal olan ve 1916-1918 yazan bir sütun. Önünde de, 1. Dünya savaşında kullanılmış olması mümkün olmayacak kadar yeni bir top. Sonuçta savaş değil mi ? Ha birinci ha ikinci olmuş ne fark eder ? Koy önüne bir topu gitsin. Aslında böyle yerlere tank top koymanın mantığını hep merak etmişimdir. Savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu hatırlatmak için mi yoksa savaşla korkutmak için mi ?
Yol “-eşti”lerle biten sayısız kasaba ve köyden geçiyor ve haritada tam anlamıyla diyagonal ilerliyordu. Asfalt zaman zaman yeni yapılmış İç Anadolu duble yolları kalitesindeydi zaman zaman da her iki metrede bir var olan enine çatlakları sebebiyle sürekli küçük zıplamalar oluşturan ve artık insanı zıvanadan çıkaracak şekilde rahatsızlık veren bir kalitesizlik içindeydi. Uzun süre böyle devam eden yol Bükreş’ten gelen ana yolla Ghimpati’de buluştu. Benim de açlığım tavan yapmıştı artık. Çünkü 120 km.yi devirmiştim. Çok güzel bir yemeğin hayalini kuruyordum. Kavşak noktasında, daha önce geçtiğimiz kavşaklardaki gibi yemek içme yerleri bulabileceğimi hayal ediyordum. Ama işte şu an o noktaya gelmiştim ve kel bir benzinlikten başka bir tesis yoktu. Sınır kapısına doğru devam etmem gereken yol da tam karşımda aynı darlığı ve tenhalığıyla devam ediyordu. Ama pes etmedim. Ghimpati’nin içinde bir yerler bulabilirdim. Sağa dönüp ana yoldan merkezine doğru pedal basmaya başladım. Gözlerim en ufak bir yemek ihtimalini atlamamak için çevreyi tarıyordu. Bir süper market gördüm ama salaş malaş bir yer bulup oturmak istiyordum. Merkeze devam etme inadımı korudum. Taa ki gitmem gereken yoldan iyice uzaklaştığımı fark edene kadar. Kısacası bir yer bulamadım ve süpermarkete geri döndüm. İçeri girip yiyecek şeylere bakmaya başladım. Rafların arasında dolaşıp iyice acıktım. Market görevlisi kızlar rafları diziyordu. Gözüme kestirdiğim bir konserveyi alıp ekmek, kola, su ve üçgen peynirle birlikte kasaya yöneldim. Kasadaki kıza klasik soruyu sordum. İçinde domuz var mı ? Kız başını evet anlamında sallayınca da şaşırdım. Geri döndüm. Kız da bana yardımcı oldu ve sonunda ton balığı konservesine karar verip tekrar kasaya yöneldim. Parasını ödeyip dışarı çıktım. Çevrede bu nevaleleri yiyebileceğim en uygun yerin bisikletimi koyduğum gölgenin de olduğu merdiven kenarı olduğunu gördüm. Hızlı bir biçimde, ayakta yiyip bitirdim ne varsa. Peynirlerden kalanları da çantaya attım. Anayolu kesen ara yola dönüp kalanına devam ettim 170 Km.’lik yolun…
Kalan 60 km.’yi küçük kasabalar, köyler, ayçiçeği tarlaları arasından sabit bir tempoda geçtim. Haritadaki Türkçe adının Yergöğü olduğunu gördüğüm ilin çevre yolu beni Bulgaristan sınırına ulaştıracaktı. Ama önce Tuna’ya… Ahh Tuna… Turun başından bir süre bize eşlik eden o heybetli Tuna şimdi de, sanki beni yolcu eder ve arkamdan el sallar gibiydi. Yeniden karşıma çıkan eski bir dost gibi… Dolambaçlı yol artık tırların park alanı olmuştu. Ardarda ekli vagonlar gibi dizilen tırlar... Plakalarına baktım Türk plakalıları ayırt etmek için. Yolun sol şeridi akmaya devam ettiği için de çok temkinli ama tempolu bir biçimde ilerliyordum. Tır sırasının sonunda bir polis tırları tek tek gönderiyordu sınır noktasına orada birikmeyi önlemek için… “Bu hayat da böyle bekleyerek geçiyor.” dedim içimden. Ben de hiç gelemiyorum yolda beklemeye. Hep başka bir yoldan ilerlemeye çalışıyorum ama tır halinle nereden gidebilirsin ki ? Beklemek kaderin. Sınıra geldiğimi sandığım nokta, aslında bir sonra tır sırasının başladığı yerdi. Daha sınıra gelmemiştik. O tır grubunu da geçtiğimde ulaşabildim Romanya’dan çıkış noktasına. Ve Tuna’nın yanı başına. Karşımda, iki yakayı, Romanya ile Bulgaristan’ı birbirine bağlayan çok uzun bir köprü vardı. Sınır geçişleri her zaman bir heyecan yaratıyordu ama burada hem yeniden buluştuğum Tuna’yı görmek hem uzun bir köprü geçişi yapmak hem de çok uzun bir etabın sonunda ulaşacağım yere yakınlaşmak sebebiyle heyecanım katlandı. Demir köprüden, çok yakınımdan geçen küçük araçlara ve tırlara çok dikkat ediyordum. Fakat ne yazık ki köprünün bir duvar gibi yükselen korkuluklarından etrafımı ve güzelim Tuna’yı göremiyordum. Bir an evvel bitsin istiyordum bu köprü geçişi. Uzaklardan çok güzel görünen bu köprü üzerinde olana benim gibi bir bisikletliye sunmuyordu güzelliklerini. Sonunda karşı yakaya geçip araçların arasından yaklaştım kontrol kulübelerine. Romanya girişindeki gibi uzun bir tarama olmadan hemen aldım pasaportumu geri. Sonra da Rusçuk’a doğru pedallara asıldım. Bulgaristan girişinde araçların “Vignette” denilen bir pulu almaları gerekiyor. Bir nevi yol vergisi. Bunun satışının yapıldığı bir sürü gişe var geçişten hemen sonra. Arabalar önlerinde durup alma telaşında. Benim gibi bir motorsuz için gereksiz telaşlar. :)
Rusçuk’a az bir yolum kalmıştı. Açlık da başıma vurmuştu ama kendimi güzel bir yemekle ödüllendirmek istiyordum. Haritaya bakıp, ana yoldan ayrıldım ve Tuna kıyısına paralel ama içeriden giden bir yola girdim. Yolun sakinliği, kısa sür önce yaşadığım keşmekeşten sonra iyi gelmişti. Tempoyu düşürerek şehir içi standartlarında ilerleyip bir yandan da Garmin’den merkeze olan uzaklığımı kontrol ediyordum. Ana caddeden bir sokak içeride küçük bir otel buldum kalmak için. Otelin sorumlusu kadından da bisiklet için uygun bir yer istedim. Sonrada duşumu alıp kendimi Rusçuk sokaklarına vurdum. Artık hava kararmıştı ve benim merkeze kadar yürüyeceğim, yürürken de etrafı seyredeceğim birkaç kilometre vardı önümde. Dikkatimi çeken merkezdeki parklar ve rengarenk ışıklarıyla havuzlar oldu. Hem geziniyor hem de tüm günün açlığını dindireceğim bir yer arıyordum yemek için. Ama bu yemek yine bir özül yemeği olacaktı 180 km.nin üzerine. Neyse ki açık bir yer buldum beklentilerimi karşılayacak içerikte. Sofrayı donattırdım. (Çorba, salata ve yemek :) ) Açlığı en derinliklerime kadar bastırıp aynı anda internetten gazete/facebook okuyup huşunun içine daldım. Turun beşinci ve üzerine en fazla nasihat edilen ülkesindeydim. Şu ana kadar güzel bir şehir görüp güzel de bir yemek yemiştim. Kaldığım yer de mütevazı ama temiz bir yerdi. Biraz gezinip etrafı izledikten sonra otele döndüm. Uzun etabın yorgunluğunu atmak üzere dinlenmeye çekildim.




Mesafe : 179,52 km.
Yolda Geçen Zaman : 09,52 saat
Ortalama Hız : 18,2 km/s
Max. Hız : 37,6 km/s
Yükseklik kazancı : 430 m.
Yükseklik kaybı : 623 m.
Min Yükseklik : 31 m.
Maks Yükseklik : 268 m.
Ort. Sıcaklık : 28,2 C











 

Ferhat Karaca

Forum Demirbaşı
Kayıt
15 Temmuz 2013
Başlık
7
Mesaj
458
Tepki
667
Şehir
istanbul
Bisiklet
Carraro
@five Bulgaristan da sabah kahvaltısında meşhur baniçka dan aldın mı hocam? :)
 
Yukarı Alt