Viyana – Transfagaraşan- Kırklareli Bisiklet turu (21/07-06/08/2018)

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #41
@five Bulgaristan da sabah kahvaltısında meşhur baniçka dan aldın mı hocam? :)
Sanırım 'haçapuri' gibi ismini önceden bildiğim bir şey olmadığı için bilerek alamamış olabilirim. Rusçuk'ta sabah kahvaltı için bir fırından güzel bir şey almıştım. O olabilir mi bilemedim.
- otomatik olarak birleştirildi

14. Gün : Şumnu - Burgas

Yine çok sıcak bir güne uyandım. Önce kısa bir iniş yapıp ardından Burgas’a kadar ciddi çıkışları olan yolda pedallara asıldım. MapMyRide’a göre kategorisi 3 olan 2 yokuş vardı önümde. Orman içinde, küçük kasabalardan geçen güzel ama trafiğine göre dar bir yoldaydım. Hatta bir noktada, ilerlediğim şeritte trafiğin durduğunu görüp araçların yanından ilerlemeye başladım. Yol çok virajlı olduğu için de geliş istikametine çok dikkat etmem gerekiyordu. Duran araç kuyruğu küçük bir köyün merkezine kadar uzanıyordu. Fark ettim ki yolu polis kesmişti ve bu dar yola nasıl sığacağını gerçekten merak ettiğim uzun ve geniş araç sınıfından bir aracı bekletiyorlardı. “Ohoo daha çok beklerler.” dedim kendi kendime. Köyün içindeki BİM benzeri bir marketten su ve yiyecek takviyesi yaptım. Yanıma aldığım nevaleleri ve muzu biraz ileride ki benzinlikte gövdeye indirme için kısa bir mola verdim. Yol açılırsa çok araç yığılır diye düşünüyordum arkamda. Bu sebeple de çok oyalanmadan yola devam ediyordum. Rotamın da ana yoldan ayrıldığı noktada bir restoran gördüm yeşillikler içinde. “Ya daha yeni yemiştim bir şeyler…” diye hayıflandım ama beni her durumda yolumdan alıkoyacak o muhteşem yiyeceğe bir şans vermek için oraya yöneldim. Çorbaya… :) Tito’tu çitlere bağlayıp bahçedeki üstü kapalı masalardan en köşedekine oturdum. Ve mutlu son. :) Çorba… Ama çorbayı yalnız bırakmak olmazdı. Yanına köfte, salata, yoğurt ekleyip sanki kısa süre önce hiçbir şey yememiş gibi abadım yemeğe. Olayı tamamlayınca da tali yola yöneldim. Pek iştah açıcı görüntüsü yoktu. Ana yol inerken bu yol ayrılıp ciddi bir yokuşla yükseliyordu. “Başa gelen çekilir.” diyerek tokluğun verdiği mutlulukla yoluma devam ettim. Yolda gördüğüm iri iri böğürtlenler bana küçük molalara mal olsa da çok lezzetliydi. Bu mutluluğumu tek bozan, ama iyiden iyiye bozan şeyler küçük karasineklerdi. İyice de terlediğim için, kimbilir, onlara ne kadar çekici geliyordum. :) Yavaşlayınca, tam da göz hizama gelip beni rahatsız ediyorlardı. Hızlanınca da ortadan kayboluyorlardı. Yavaşlamak tam kabustu. Sol elim, bir silecek gibi sürekli sallayarak bu küçük belalardan kurtulmaya çalışıyordum. Karşıdan gelen “Ulan bu adam el kol yapıp e dek istiyor.” Diye kıllanabilirdi. İyimser yaklaşımla selam verdiğimi düşünebilirlerdi. Kötü senaryoda da dümdüz sövdüğümü. “Ulan inşallah yanlış anlaşılmayız.” :) deyip devam ediyordum yola.
Burgaz’a doğru gördüğüm levhalardan birinde “İstanbul”u görünce ciddi ciddi dönüş yolunda olduğumun farkına vardım. Özlemim de iyiden iyiye artmıştı. Bir an önce dönmek düşüncesindeydim. Burgaz’ın merkezine uzanan yolda trafik arttı. Ben de Garmin’den konumumu kontrol ede ede devam ettim yola. CityMaps2Go’da işaretlediğim konaklama hepsinde tek tek uğrayıp yine tek tek geri çevrildim. Nasıl olur derken hafta sonu ve Karadeniz kıyısında olduğumun farkına vardım. Millet buraya tatile geliyordu. Bunu fark edince yer bulamama endişem arttı. Oradan oraya gidip yer var mı diye sorarken, en son sorduğum otelin wifi’ına erişmek için garsondan şifreyi istedim. Sağ olsun verdi. Hemen Booking’den bütçemin üst sınırında bir yer aradım. Buldum da. Yerini görüp oraya sürdüm. Şehrin tam merkezinde bir yerdi ama bulamıyordum bir türlü. “Burada bu otel nerede olabilir ki ?”derken başımı yukarı kaldırdığımda bilmem kaç katlı binanın tepesinde aradığım otelin adı yazıyordu. “Haydaaaa. Bu da nereden çıktı ?” dedim kendi kendime. “Burası 4 yıldızılı otel.” Booking’în yalancısı olarak içeri girdim. Hızlı hızlı konuşup “Booking’de gördüm. Bu fiyata odanız varmış. Ben o odayı istiyorum.” dedim. Konuştuğum adam yüzüme anlamsız anlamsız bakınca yanlış kişiyle konuştuğu anladım. :) Resepsiyondaki başka biriyle aynı hız ve tonda aynı şeyleri söyledim. Kadın beni anlayıp “Tamam” dedi. Bisikletim için de yer sorduğumda bana girişin hemen yanında, tamamen camdan ve kilitli bir odayı gösterdi. Tito’yu odaya koydum. Dışarıdan içerisi bütünüyle görünebiliyordu. Girip çıkarken kontrol etmem kolay olacaktı. Duş alıp yemek yemek için dışarı çıktım. Ortam, Antalya, Side, Kemer ayarında, bizim yazlık beldeleri andırıyordu. Kalabalığı görünce yer bulduğuma şükrettim. Yemek konusunda karasızlık geçirdim. Bir yer bulup atıştırdım. Sonra da deniz kıyısındaki parka kadar yürüdüm. Eski dostum Karadeniz’le buluştum.




Mesafe : 126,45 km.
Yolda Geçen Zaman : 07:35 saat
Ortalama Hız : 16,70 km/s
Max. Hız : 50,40 km/s
Yükseklik kazancı : 1164 m.
Yükseklik kaybı : 1326 m.
Min Yükseklik : 69 m.
Maks Yükseklik : 422 m.
Ort. Sıcaklık : 29,9 C





















- otomatik olarak birleştirildi

* Gün sıradalamasında ufak bir karışıklı oldu. Eski mesajla birleştiği için silip düzeltemedim. *

13. Gün : Rusçuk - Şumnu
Bugün Bulgaristan topraklarındaki ilk etabımı geçecektim. Doğal olarak heyecanlıydım. Bir heyecanım da evime yaklaşmış olmamdandı. Otelden ayrılıp kendimi hemen sokağa attım. Merkezden dışarıya doğru yönelen caddelerden birinde bir fırın gördüm. Poğaçaları yeni çıkmıştı, sıcacıktı. Soğuk çay eşliğinde iki poğaça gövdeyle buluşunca kendime geldim. :) Bugünkü etaba hazırdım. :)
Genel olarak yeşil ve mutedil trafikli bir yoldan ilerliyordum ama birkaç gündür geçtiğim iniş ve düz karakterli yolların aksine artık tırmanışlar içeren bir yoldaydım. 3. Ve 4. Kategori tırmanışlar vardı önümde. Ama yokuşları da özlediğimden hiç şikayet etmedim. Hava oldukça sıcaktı ve güneş tüm gün tepemde olacaktı. İlk durağım, susuz kaldığım için belki su bulurum umuduyla girdiğim, küçük bir göl kıyısına konuşlanmış salaş bir yerdi. Göl kıyısı, genelde, balıkçı ve piknikçilere hizmet eder bir görünümdeydi. Kıyıya yakın bir yerde duran irice bir adama elimle su içme işareti yapıp mataramı gösterdim. Kuzeyden kalma bir alışkanlıkla “water” yanına “aqua”yı ekliyorum hep. Hani birinden kaçarsa ötekinden yakalarız hesabı. Buradaki adam İngilizce’ye cevap verince işler kolay oldu. Yanındaki büyük iki şişe sudan birini açıp mataramı oldurdu. Diğerini de işaret edip “bu benim için” dedi. :) kendisine teşekkür edip gölün kıyısında bir iki kare fotoğraf çektikten sonra yolda devam ettim.
“Torlak” genelde karikatürlerde veya esprilerde geçen bir kelime olsa da burada bu isimde bir kasaba vardı. Razgrad da bu etabın orta noktasındaki büyük şehir. Ama şehrin merkezine girmeden devam ettim Şumnu’ya. Yokuşlar pek sorun çıkarmasa da sıcakta insanı ekstra bunaltıyordu. Şumnu’ya yaklaştığımda uzaktan muhteşem Şumnu anıtını gördüm. Tepeye dikilmiş, koca bir beton bloğun işlenmesiyle oluşturulmuş bir anıttı. Rota planı yaparken buraya çıkmayı hayal etmiştim ama 110 km. üzerine o yokuşu çıkmayı gözüm almayınca merkeze yönelip kalacak yer arayışına girdim. Bir iki yerde aradığım yerleri bulamayınca geriye dönüp şirin, küçük bir otelde konaklamaya karar verdim. Bu arada bisikletim için alttaki marketin deposunu gösterdiler. Gayet uygun bir yerdi. Duş alıp yemek ve gezmek için dışarı çıktım. Pazar günü ortalık oldukça ıssızdı. Ama bu durum ana caddeden yukarılara doğru çıkıp yaya bölgesine girmemle değişti. İşte asıl merkez burasıydı. Yemek yemek için uygun bir yer arıyordum ama genelde inşaların oturduğu yer kafe formatındaydı. Aşağıdaki ana yoldan ileri gidip buradaki yaya yolundan geriye doğru gidiyordum. Birden bi ara sokakta Türkçe “lahmacun” yazısını gördüm. İşte aradığım şey diyerek direkt girdim. Küçücük dükkanın içindeki adama direkt “merhaba” dedim. Adam da hiç şaşırmadan “merhaba” ile karşıladı beni. Sonra ne yiyebileceğimi sordum. Aslında fırınları kapanmış ve dükkanı da kapatıyormuş adam. Türk’tü. Nereli olduğunu hatırlayamıyorum ama çok temiz bir Türkçe ile konuşuyordu. Çorba yoktu ama yemek olarak kurufasulye de vardı. Ondan istedim. Dışarıdaki masalarda oturanlar Türkiye’den düğün için gelenlerdi. Onlar da lahmacun yemek istedikleri için mekan sahibi bana da sordu kaç tane yersin diye. Sonuçta fırın tekrar yakılacaktı. Sonuçta biraz bekledik ama bir memleket tadını da aldık. Direkt gözlerimi parlatan şeyse adamın şişe suyu olarak Abant su servis etmesiydi. Memleketten arkadaşım gelmiş gibi oldum. 2 tane içip 3 tane de yanıma aldım. Yolda en azından bir süre lezzetli bir su içerim diye… Geceyi uzatmadan otele döndüm.
.



Mesafe : 112,08 km.
Yolda Geçen Zaman : 07:20 saat
Ortalama Hız : 15,3 km/s
Max. Hız : 55,6 km/s
Yükseklik kazancı : 1136 m.
Yükseklik kaybı : 978 m.
Min Yükseklik : -117 m.
Maks Yükseklik : 290 m.
Ort. Sıcaklık : 29,6 C









 
Son düzenleme:

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #44
15. Gün : Burgas - Kırklareli
Sabah, “tesadüfen 4*’lı” otelin geniş kahvaltısı ile güne başladım. Odaya gelip hazırlandım ve çantalarımı aşağı indirip Tito’yu çıkarmak için görevlilere haber verdim. Titocuğum cam odanın içinde kendi halinde bekliyordu. Ben de kapının dışında… Önce anahtar aradılar. Bir görevli geldi. Bir anahtar denedi. Olmadı. Gitti, başka bir anahtar getirdi. Onu denedi. Olmadı. Gitti. Bir süre gelmedi. Sonra elinde bir tomar anahtarla geldi. Uyacağını düşündüğü anahtarları tek tek denedi. Yine olmadı. “Ulan dün siz kapadınız. Bilmiyor musunuz nerde olduğunu bu Allah’ın belası anahtarın.?” Aradan neredeyse yarım saat geçti. Sonra bir yerlerden bir anahtar bulundu da kapı sonunda açıldı. Çantaları yükledim. Artık son etaba hazırdım.
Sahil yoluna çıkıp pedallara asılmaya başladım. Solumda eski dost Karadeniz eşlik ediyordu bana. Yolun sağında da denizin epeyce içlere girdiği yerler vardı. Üzerindeki köprülerden geçip sahil yolundan ayrılan ana kavşaktan içeri girdim. Yol, ayrımdan itibaren sürekli yükselen bir karakterdeydi. Hava güneşli ve zemin düzgün asfaltla bu tırmanışlara keyif katıyordu. Karşı yönden gelen yol bisikletli elemanlarla selamlaştık. Tatlı eğimler zaman zaman ciddi eğimlerle acılaşsa da beni en fazla yıpratan dünden de tanıdık olan sinekler oldu. Tırmandığım için yavaşladığım her yerde yüzüme, gözüme, ağzıma, elime konmaya çalışıyorlardı. Sol kolum da bu sebeple yine silecek moduna geçmişti. Bu şekilde ilerlemeye çalışmak da eforu iki katına çıkarıyordu. Yolda bulduğum bir manavdan biraz meyve aldım atıştırmak için... Yol boyu doğru dürüst yemek yiyecek bir yer yoktu. Istrancalar’a tırmanıyordum. Hatta yolda “Strandja” levhasını gördüm yaprak şeklinde. Zaman zaman yaptığım gibi, çakma GoPro’mu çıkarıp yolu çekmeye başlamıştım o yokuşta. Orman için yolu keyifli keyifli çekerken o sesi duydum. Çok yakınımda bir köpek beni görünce alarma geçmişti. Böyle durumlarda kısa bir süre havlayıp peşimi bırakan köpeklerin aksine bu oldukça inatçıydı. Kısa sürede pedalıma kadar geldi. Hoşt moşt diye bağırsam da bir süre nefesini pedallarımda hissettim. Çok büyük bir hayvan değildi ama ısrarlıydı. Bir süre sonra da, o yokuşta yeterince adrenalin yarattığını düşünüp geriye döndü.
Aç aç sınıra doğru gelirken, sınıra en yakın yerleşim yeri olan Malko Tırnovo’da yemek yiyebileceğimi düşünüyordum. Ama vardığımda ana yoldan biraz içerde olduğunu gördüm. Yol ayrımındaki benzinlikten bir şeyler alıp devam etme kararı aldım. Artık önümde sınıra doğru 7-8 kilometrelik ciddi bir tırmanış vardı. Eve dönüş, tırmanışı tamamlamam için en büyük motivasyondu. Tabi bir de “Bundan sonra hep iniş…” (Tabi asla beklediğiniz gibi olmaz. :) ) Son 3 km, son 2 km. derken sınırın Bulgaristan tarafındaki binalar göründü. Yokuş, sınırın son noktasına kadar devam ediyordu. Tıpkı Gürcistan tarafından Türkgözü Sınır kapısına yaklaşır gibiydi. Arabaların yanında geçip kapıda işlerimi hallettikten sonra Türkiye levhasını görünce gözlerim parladı. Önümde daha çok yol vardı ama “Eve geldim.” dedim kendi kendime… Türkiye sınırındaki işleri hallettim ama tam girişteki son kontrol yine aramaya kalkınca canım sıkıldı. Bin an önce pedallara asılma istiyordum çünkü. Zaten bulacağı da bir şey yoktu. Çıkardığım eşyaları çantalara tıkıştırıp inişe geçtim. Hem Bulgaristan’a hem de sineklere elveda deyip kendimi negatif eğime bıraktım. Her şeye sanki ilk defa görüyormuş gibi bakıyordum. Uzaktan bana bakanlara da selam veriyorum. Yöre halkı arabalara doluşmuş, kendini kırlara, su kenarlarına atmış, ufak ufak demleniyordu. İniş her zamanki gibi “Hep iniş” değildi. Kırklareli’ne yaklaşırken “Ulan bu da nereden çıktı!” dedirtecek yokuşlar içeriyordu. Açlıktan midem sırtıma yapışır vaziyette Kırklareli merkezine girdim. Otogarı aradım. Buldum. Hiç tereddüt etmeden ilk otobüsü sordum. Bir an evvel İstanbul’a ulaşmak istiyordum. Sorduğum otobüslerin çoğunun gece seferleri varken Metro’nun 20:00’de kalktığını öğrendim. Hemen de bilet aldım. Bisikletim olduğunu söyledim. Klasik olarak şoförü adres gösterdiler. Zaten bu ülkede bu tür konularda ne tür kurallar, prensipler koyarsan koy, neyin reklamını yaparsan yap iş dönüp dolaşıp o işin başındaki adama (şoföre, muavine, görevliye) kalıyor. Onları ikna edersen işin rast gidiyor. Bir süre otobüsün gelmesini bekledim. Gelince de muavine o sihirli cümleyi söyledim. “Ben hallederim.”:) Bisikleti yerleştirip yakında yemek yiyebileceğim bir yer aradım. Otogarın içindeki lokantaların bazıları kapalıydı ama bir yer buldum. Sadece 10 dakika sürede ışık hızında bir çorba içip yanıma abur cubur bir şeyler alıp otobüse bindim. Yerim en arka sırada en köşedeydi. Direkt tıkınmaya başladım. Çevremdekiler meraklı gözlerle bakıyorlardı bu adam daha yola çıkmadan niye tıkınıyor diye… Ardından otobüsün ikramlarını da mideye indirip kendime geldim. Otobüse binerken son durağın Esenler otogarı olacağını ama şoförün daha sonra Anadolu yakasına da geçeceğini, istersem ek bir ücretle (15 TL) beni karşıya bırakabileceklerini söylediler. Bu teklife hemen atladım tabi. Başka türlü o saatte karşıya geçmem imkansızdı.





Mesafe : 121,55 km.
Yolda Geçen Zaman : 07:27 saat
Ortalama Hız : 15,90 km/s
Max. Hız : 65,00 km/s
Yükseklik kazancı : 1656 m.
Yükseklik kaybı : 1448 m.
Min Yükseklik : -63 m.
Maks Yükseklik : 579 m.
Ort. Sıcaklık : 31,4 C














- otomatik olarak birleştirildi

16. Gün : Samandıra - Bostancı
Esenler’e varışımız gece yarısını buldu. Tekrar yola çıkması da 01:00’i. Normalde 3. köprüden geçmesi gereken otobüs, bir kaptanın diğerini 2’den geçerse ceza gelmediğine ikna etmesiyle 2. köprüye yöneldi. İstikamet Samandıra’ydı. Gece 02:30 civarı garajda inip bisikleti tekrar yola hazır hale getirdim. Hangi yoldan gitsem diye düşünürken Garmin’e rota çizdirmek aklıma geldi. O da elinden gelen en kısa Samandıra-Bostancı rotasıyla karşılık verdi bana. Gecenin 03:00’ünde far ışığı ve sokak lambalarının aydınlığında, Kayışdağı’nın arkalarından, kurbanlık alanlarının arasından köpek havlamaları ile birlikte ilk defa gördüğüm (hatta gecenin o karanlığında da tam göremediğim) yollardan geçiyordum. Özellikle bayramı hazırlığı için yapılan kurbanlık satış alanlarından geçerken, uzaklardan gelen avlamaların yaklaştığını hissettiğim anlarda oldukça tedirgin oldum bir yerlerden direkt önüme fırlayacaklar diye. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Kayışdağı yollarından İçerenköy’e doğru ana caddelere çıktığımda daha önümde yol olsa da epeyce rahatlamıştım muhitimize geldik diyerek. :) Kısa süre sonra da eve vardım. Gecenin hatta sabahın o vaktinde duş alıp yatağa uzanıp tüm turun yorgunluğuyla uykuya daldım. Hem sağ salim eve varmanın sevinci hem başarmanın ve bir hayalimi daha gerçekleştirebilmenin mutluluğuyla…
Bu maceranın (da) sonu…



Mesafe : 13,48 km.
Yolda Geçen Zaman : 00:47 saat
Ortalama Hız : 17,20 km/s
Max. Hız : 35,80 km/s
Yükseklik kazancı : 97 m.
Yükseklik kaybı : 216 m.
Min Yükseklik : 97 m.
Maks Yükseklik : 262 m.
Ort. Sıcaklık : 20,6 C
- otomatik olarak birleştirildi

Action cam’den fotolar












 

Devenez ce que

Aktif Üye
Kayıt
14 Mayıs 2018
Başlık
8
Mesaj
178
Tepki
469
Yaş
44
Şehir
Istanbul / Sancaktepe
İsim
Murat
Bisiklet
Kron
Gökalp'ten ne haber? :kötü: Çocuk en son tuvaletin 10 metre yakınında karnını tutarak oturuyordu... 🤔
 

erhan erhan

Aktif Üye
Kayıt
15 Haziran 2016
Başlık
5
Mesaj
119
Tepki
253
Yaş
45
Şehir
istanbul
İsim
erhan
Bisiklet
b'Twin
Sizi tebrik ederim. Ben olsam Gökalp’i de alıp dönmüştüm İstanbul’a. Bir daha da tamamlayamazdım o turu. Unutulmaz bir tur olmuş.
 
Tepkiler: five
Kayıt
15 Şubat 2016
Başlık
0
Mesaj
51
Tepki
252
Yaş
32
Şehir
İstanbul
Bisiklet
Salcano
Tebrikler. Burgaz-Kırklareli rotasını iki kez yaptım. Çok sevdiğim bir rota olur kendileri. Asfalt kalitesi çok iyiydi. Yol bisikleti ile gidince : )
 
Tepkiler: five

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #48
Gökalp'ten ne haber? :kötü: Çocuk en son tuvaletin 10 metre yakınında karnını tutarak oturuyordu... 🤔
Gayet iyi. Karnını tutarak oturuyordu. Bir günü dinlenmesine ayırdık ama sonra kendisi devam etmeme kararı aldı. Beni de yolumdan ayırmak istemedi. Kendisi otobüsle döndü.
Bu yaz bir turda daha birlikte olabiliriz. Kısmetse tabi... :)


Sizi tebrik ederim. Ben olsam Gökalp’i de alıp dönmüştüm İstanbul’a. Bir daha da tamamlayamazdım o turu. Unutulmaz bir tur olmuş.
Teşekkür ederim. ben de kendisiyle dönmeyi düşünürken o benim devam etmemi istedi. Onu iyi gördüğüm için yola devam ettim. Geçen sene de Kiev'de buluşup tura beraber devam edecektik ama hazırlık sınıfı geçiş sınavları sebebyle Talin-Odesa turuna katılamamıştı. Ben de yolu kısaltarak Romanya-Bulgaristan'ı pas geçip Odesa'dan dönmüştüm. Bu sefer Romanya, Bulgaristan kısımını da (yine yalnız olarak) geçmiş oldum. Yani bir nevi geri dönmüş oldum. :)

Tebrikler. Burgaz-Kırklareli rotasını iki kez yaptım. Çok sevdiğim bir rota olur kendileri. Asfalt kalitesi çok iyiydi. Yol bisikleti ile gidince : )
Gerçekten güzel ve yemyeşil bir rota. Yokuşlar da hatırı sayılır seviyede... Yol bisikletiyle iyi tırmanmışsınız. :)
 

Devenez ce que

Aktif Üye
Kayıt
14 Mayıs 2018
Başlık
8
Mesaj
178
Tepki
469
Yaş
44
Şehir
Istanbul / Sancaktepe
İsim
Murat
Bisiklet
Kron
Tebrikler, tur da, yazısı da harikaydı, zevkle takip ettik 👏👏👏 Bu yazın planları da şimdiden yapılmaya başlanmıştır tahminimce, yine Avrupa'da mı yoksa bu defa Doğu'da bir yerler mi düşünüyorsunuz? :)
- otomatik olarak birleştirildi

Ya bu arada fotoğraflara bakınca hep birine benzetiyorum, Serhat Ece isimli birini tanıyormusunuz? 🤔
 

danceros

Daimi Üye
Kayıt
27 Ekim 2016
Başlık
4
Mesaj
354
Tepki
1.014
Yaş
36
Şehir
Ankara
İsim
Mehmet
Bisiklet
Cube
''görüyorsunuz,anlatmaya gerek yok'' diyesim geldi. :hhhhhh:
 
Tepkiler: five

five

Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
96
Mesaj
1.190
Tepki
2.741
Yaş
47
Şehir
İstanbul-Bostancı
Bisiklet
Diğer
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #51
Tebrikler, tur da, yazısı da harikaydı, zevkle takip ettik 👏👏👏 Bu yazın planları da şimdiden yapılmaya başlanmıştır tahminimce, yine Avrupa'da mı yoksa bu defa Doğu'da bir yerler mi düşünüyorsunuz? :)
- otomatik olarak birleştirildi

Ya bu arada fotoğraflara bakınca hep birine benzetiyorum, Serhat Ece isimli birini tanıyormusunuz? 🤔
Çok çok teşekkür ederim. Bu yaza eşimle bir plan var kısmet olursa... Amsterdam-Brugge. Şu an planlama aşamasındayım ama € biraz zorluyor. :)

Kendi turumu da yurt içinde düşünüyorum bu sene. Doğu Karadeniz yaylaları olabilir. Bir rota belirledim ama data detaylı çalışmadım.

Serhat Ece diye birini tanımıyorum maalesef.

Teşekkürler.

Kazasız ve keyifli turlar...

five
- otomatik olarak birleştirildi

''görüyorsunuz,anlatmaya gerek yok'' diyesim geldi. :hhhhhh:
Çok teşekkür ederim.
 
Tepkiler: Devenez ce que
Yukarı Alt