Türkiye'den Bosna Hersek'e Bisiklet Turu

yakubi

Daimi Üye
Kayıt
9 Ocak 2015
Başlık
9
Mesaj
334
Tepki
2.013
İsim
Mehmet
Bisiklet
Fuji
Keşan'dan başladığımız tura Selanik sonrası yalnız devam ediyorum.
Tur yazısı yazacağımı zannetmiyorum fakat burdan gerekli gördüğüm şeyleri ve bazı fotoğrafları paylaşacağım.
Yolum üzerinde tanıdıkları olanlar olursa selam iletmeyi hasseten arzu ederim.
Ayrıca bu bölge civarı için tavsiyeleri önerileri olanlara açığım.
Yarın sabah Manastır'a Trpejca'ya pedallıyorum. Mesafe 78km. Böylece Ohri gölüne ulaşmış olacağım ve Ohrid'e yol alacağım.

fotoğraf paylaşarak selamlamış olalım.

image.png
image.jpeg
image.jpeg
 

En beğenilen 5 mesaj

    yakubi

    Daimi Üye
    28
    @alper 76 @Kerem Groims teşekkür ederim.

    (Temmuz 23/ 2016)
    where is my mind

    Bisikleti kaldırdıktan sonra uykulu gözlerime su serpip yola döndüm. Saat 13 civarıydı sanırım.
    - şimdi bu cümleleri yazarken her anı günü gününe not etmenin önemini düşünüp unuttuğum her dakika her an için kendime kızıyorum.-

    Ohrid'e gitmekti niyetim.
    Ohrid gölü ile Prespa gölü çok yakın. Neden Prespa gölünü de görmeyeyim diyerek yolumu daha aşağıda kalan Prespa gölüne çevirmiştim.
    Bir önceki yazımda anlattığım köy bu yolda karşılaştığım bir köydü.

    image.jpeg

    13km kadar pedalladım köyden sonra. Krena kampı beni ilginç karşıladı.

    Güvenlikçi Histian (ismi yanlış yazıyorum muhtemelen) çok neşeli bir gençti. Neşe bu toprakların insanlarının damarında var sanırım. Açık ten ve renkli gözlerle Slavlara görünüm olarak benziyor olsalar da çok daha neşeli ve cana yakınlar.
    Resepsiyona geçtik beraber. Resepsiyondaki üç bayan da aynı şekilde cana yakındı. Bir tanesi "ne güzel birşey yapıyorsunuz" gibi şeyler söyledi.
    Sen de yapmak ister miydin, dedim.
    Çok isterdim, dedi.
    O zaman neden benimle gelmiyorsun, dedim.
    Bir an gözlerini açarak ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışır gibiydi. Sonra hep birlikte kahkahayı bastık.
    İşlemleri bitirdikten sonra güvenlikçi dostumuz kırk yıllık arkadaşıymış gibi muhabbet ederek bana yer gösterip kısa bir tanıtım için kampı gezdirdi.
    Kamp çok kalabalıktı. Ve maalesef temiz , düzenli denemezdi. Aldıkları fiyatı merak edecek arkadaşlar olabilir. Beş Euro ödedim. Yunanistan'daki kampingler çok daha düzenli ve temizdi. Özellikle yolu düşenlere Batis beach camping'i tavsiye ederim.
    Herneyse.
    Çadır atacağım yer karınca kaynıyordu. Çadıra giremeyeceklerine göre bir gece idare ederim deyip önemsemedim. Kamp içinde market restoran duş gibi imkanlar var. Bana kumsal da olduğunu göle girebileceğimizi söylediler. Önce markete uğradım. Burada en büyük sorunlardan biri yine kendini gösterdi. Alfabelerini bilmediğimizden ne yiyip ne içtiğinizi anlamanız kolay değil. Ondan sonra yana döne etrafta İngilizce bilen birileri ararken buluyorsunuz kendinizi. Hele ki markettekiler de burda olduğu gibi bilmiyorlarsa dilenmektedir farksız bir durum sizi bekliyor oluyor. Yunanistan'da ürünler üzerinde çoğunlukla İngilizce etiketlerin olması işimizi biraz kolaylaştırıyordu. Nihayet İngilizce bilen bir müşteri yardımıyla alacaklarımı alıp çadıra bıraktım.

    Peki şimdi?
    Haydi bakalım kumsala. Sen havlunu, kameranı, bütün teçhizatını yanına al sonra kumsala geldiğinde gör ki ana baba günü. Yatacak yer yok. Foklar gibi birbirine yapışık uzanmış insanlar nerdeyse. Kumsal topu topu 100 metre. Sazlıkları temizleyip kumsal açmışlar. Yani tam bir hayal kırıklığı benim için. Elimde havluyla öylece kalakaldım. Geri dönerken zaten terden sıcaktan bunalmışım, bari buraya kadar gelmişken duş almadan gitmeyeyim deyip suyun altına girdim.

    Dönüşte restorana uğrayıp iki kahve ve bol soğuk su içtim. Akşam oluyordu. WiFi ile işimi bitirdikten sonra çadıra geçtim. Hemen bişeyler hazırlayıp atıştırdım. Fakat karıncalar hiç insaniyetli davranmıyorlardı. Ufak tefeği ortadan kaldırıp kendimi çadıra attım. Sele bölgesindeki rahatsızlıklarım nedeniyle dinlenmem ve rahatlamam gerekiyordu. Erkenden uyudum.

    Saat bir otuz civarı gümbür gümbür bir sesle uyandım. Restoran yanındaki gece kulübünde aksiyon başlamıştı. Çadırım 250-300 metre uzakta olsa da uyumanın imkanı yok. Kaçışı yok! Gözlerim kapalı bildiğim tüm çeşit dansları figürleri maharetle sergileyip anı değerlendirdim. Dansın verdiği yorgunluktan olmalı bir ara yine dalmışım. Sonra yine uyandığımda saat 3.30 civarıydı. Ve sonra bir daha bir daha.

    Böylece sabahı ettik.
    Kalktığımda kafamda üç beş milyon dans eden karınca vardı.
    Eşyaları toplayıp restoranın önünde kahvaltı yaptım. Saat 8.30 civarıydı. Buralara geldiğime çok mutlu olduğumu söyleyemeden saat 9.30 civarı yola çıktım.

    Ohrid yolunda iniş etabından bir görüntü
    image.jpeg

    image.jpeg
    Edessa

    image.jpeg
    Selanik

    Bir Gün Sonra/ Ohrid

    Yola çıktığımda uzunca bir süre dar ama düz yollarda devam ettim. Trafik azımsanmayacak yoğunluktaydı. Elbette dikkatli olmak şart fakat objektif olarak konuşmak gerekirse burdaki sürücülerin nerdeyse tamamı çok saygılı ve dikkatli bizim ülkemize göre. Şimdiye kadar birkaç kez çok yakınımdan geçen oldu. Yunanistan'da da böyleydi Makedonya'da da böyle. Oldukça uzağınızdan geçmeye çalışıyorlar ve kesinlikle çok mecbur kalmadıkça korna çalmıyorlar. Sadece Ohrid'e derken dar bir yerde belli ki canı birşeye sıkılmış birisi orta parmak çıkardı pencereden.

    İlk karşıma çıkan kasabada tesadüfen bir hırdavatçı görüverdim. İki gün önce alyan takımım dağılmıştı. İçeri girip şansımı denemek istedim. Çok güzel ve bakımlı orta yaşlı bir bayan karşıladı. Alyan takımı varmış hemen alıp muhabbeti uzatmadan yola devam ettim. Su ihtiyacımı da karşılayıp yola koyulmak vardı kafamda. Fazla uzaklaşmadan bir benzinlik görünce girdim. Suyumu tazelerken çalışanın birisi sen türk müsün, dedi. Evet dedim. Sen de mi Türksün? dedim. Evet ben de Türk dedi. Adın nedir dedim. Selat dedi. Anlamadım önce; Nasıl yani dedim. Selahattin yaa dedi gülerek. Benimki de Mehmet dedim. Kaç gündür geliyorsun sen,dedi. 12 gün kadar oldu dedim. Nereye gideceksin? Bilmiyorum dedim. Ohrid'e gidiyorum şimdi dedim. Ha tamam dedi. Güleryüzlüydü. İşimi bitirdikten sonra Selahattin'e veda edip ayrıldım.

    Yukarı doğru çıktıkça sanki daha çok bizden insan ve eser görmeye başladım. Emin değilim. Belki yanılıyorum. Yanlış hatırlamıyorsam Resne idi adı. Bu yeni gibi duran camiyi görünce bi bakayım istedim.

    image.jpeg

    image.jpeg

    Hacı Murat camisi

    Biraz soluklanıp tekrar yola düştüm. Çıkarken çocuklar camiye giriyordu. Sanırım kurs var.
    Yola asılırken yavaş yavaş yokuşlar kendini göstermeye başladı.
    image.jpeg

    Ohrid yolunda İtalyan bisikletçi alfred ile karşılaştık. Ohrid'i öve öve bitiremedi. Kendisi de Bitola ya gidip geri dönecekmiş. Bir fotoğraf alıp iyi şanslar dileyerek ayrıldık.
    Birkaç kilometre sonra yol yapım çalışması vardı. Bütün otomobiller dizilmiş bekleşiyorken aralarından sıyrılıp yola devam ettim. Asfalt olmayan bu kısım yaklaşık 2-3km sürdü. Gerçek yokuşlar bundan sonra başladı. Yaklaşık yedi- sekiz km devam eden bu yokuş inanılmaz zorlu ama diğer yandan keyifliydi de. Sonuna doğru kapanan hava tam bir ödül oldu bana. Güneş beş on dk aradan çekildi. Böylece rahatladım biraz.
    Uzunca bu çıkışın ardından uzunca bir iniş geldi haliyle. Nerdeyse bu inişle yolum bitti. Ohrid'e ulaştım. image.jpeg
    Bisikleti dayayacak yer olmayınca karşıdaki çıkış tabelası işimi gördü:)

    Şimdi bunları Struga'da bir cafede yazıyorum. Arnavutluk sınırına doğru yol alıyorum.
    Tekrar fırsat bulduğumda Ohrid'i yazacağım yazıda görüşmek üzere.

    yakubi

    Daimi Üye
    25
    Gece uyku tutmadı Ferhat

    Ohrid e doğru dağları geride bırakarak yol alıyorum.

    image.jpeg
    Ohrid yolunda kilometrelerce devam eden tırmanışın ortasında...
    image.jpeg
    Manastır'a kuş bakışı

    .....…............

    Sabah İsviçreli bisikletçilerle kahvaltı yaptık. İran'a gitmeyi düşünüyorlarmış, ordan da Nepal'e. Beni sorguluyorlar, ilk kez mi tura çıkıyorum, nereye gitmeyi düşünüyorum, nerelerde konakladım falan gibi.
    Kavalada karşılaştığımız Alman turculardaki samimiyeti göremiyorum. Fazla uzatmadan kahvaltıyı bitirip bisikleti hazırlıyorum.
    Saat 7.30
    Fena değil.
    Yolum az bugün. Tellendire tellendire gidecem. Yokuşlar izin verirse tabi.
    Kısa bi süre gittikten sonra yanlış yola sapmak kabusunu yine yaşıyorum. Fakat armağanı yukarıdaki kuş bakışı seyirlik fotoğraf oluyor.
    Tırmanış çok azılı. Dişlerini göstere göstere geliyor üzerine insanın.
    Güzel bir fotoğraf çekebileceğimi düşündüğüm yerde duruyorum. Sadece fotoğraf mı; ciğerlerimi dolduruyorum tertemiz havayla.

    Tekrar başlıyorum. Trafik hatırı sayılır ölçüde. Kulağımın tekinde Xinobi var. Son günlerdeki favori adamım. Özellikle bisiklet üzerinde iyi gidiyor.

    Kısa bi süre sonra yokuşun bittiği noktada derme çatma bir dinlenip suyumu tazeleyecek yer görüyorum. Geçip oturunca yemeğini yiyen ihtiyar aynı sorulara başlıyor. Nerden geliyorum, nereye gidiyorum, zor değil mi... Ve tabii yol boyunca her Türkiye dediğinizde duyduğumuz son darbe girişimi ve olaylar soruluyor. Sıkılıyorum bu sorulardan. Yuvarlak cevaplarla geçiştiriyorum. Zaten yarım İngilizce ile sana kendi derdimi anlatamazken vatanımın derdini nasıl anlatayım.
    Harika bir suyu vardı. Çok soğuk ve tadı çok iyiydi. Dağlardan geçmek zahmetli olabilir ama karşılığı da var bu şekilde. Sanırım seviyorum. Herneyse.

    Uzunca bir inişten sonra - o hızla gözlüğümü düşürünce geri döndüğüm- yemyeşil tabiatın içinde sürmeye devam ediyorum.

    Birden sağ tarafımda bir köy görüyorum. Belli belirsiz bir minare var. Hemen kırıp dönüyorum. Cami ne yazıkki kapalıydı. Yan tarafa dolaşıyorum. Birden bir görüntü gözlerimi parlatıyor. Evin çatısında Türk bayrağı var.
    Bunu anlatmak imkansız sanırım. Nerdeyim diye soruyorum, neden?
    Sesler duyuyorum. Hoş olmayabilir belki ama hangi dil konuşulduğunu anlamak için evin mutfak penceresinden duyulan seslere kulak veriyorum. Yanılmıyorum. Türkçe konuşuyorlar.
    Ahhh anlatmak zor. Durup kalıyorum bir süre. Beni görmesinler de biraz daha dinleyeyim ki böylece doğal hallerinde onları duyabileyim istiyorum. Evet tahmin etmek zor değil darbe girişimi ve cemaat olaylarıyla hdp konuları konuşuluyor.

    image.jpeg

    Şunu görmek gerekir, balkanların içtiği zehir milliyetçilik olmuştur. Bunu bizzat tur arkadaşım Ferhat ile Bulgar Pavel ve babasından duyduk. Ayrılıkçılık ve bu zehirden sonra Herşey kötüye gitti dediler. Onlar yani Pavel ve babası ayrı bir başlık açmayı hakediyorlar.

    Herneyse.

    Evdekileri rahatsız etmek istemiyorum. Sessizce geldiğim gibi ayrılıyorum. Kamp alanına az kaldı.

    Vakit bol olunca bisikleti elma bahçeleri yanında yatırıp çantalara sırtımı vererek biraz kestiriyorum.
    Bu ufak kendini bırakmalar çok iyi geliyor. Acelen yok. Sağlığın yerinde. Her yer yemyeşil.

    Şükür.

    yakubi

    Daimi Üye
    22
    Nietzsche bisiklet turu yapsaydı neler yazardı acaba, diye sorunca Nietzsche kitaplarına gitti elim.
    Karışık ordan burdan okurken şu cümlelerle karşılaştım:

    Dostum yalnızlığına kaç! Seni büyük adamların gürültüsünden sersemlemiş ve küçüklerin iğnesiyle didiklenmiş görüyorum.
    Orman ve Kaya seninle vakur, susmayı bilirler.
    Sevdiğin geniş dallı ağaca benze yine!
    image.jpeg
    Yalnızlığın bittiği yerde panayır başlar ve panayırın başladığı yerde büyük artistlerin gürültüsü ve zehirli sineklerin vızıltısı başlar.
    Dünyada en iyi şeyler bile gösterecek kimse bulunmazsa birşeye yaramaz. Halk bu gösterişçilere büyük adam der."

    Halk! Yani kalabalıklar. Yani olağanüstü durumlar haricinde nitelik ifade etmeyen güruh.
    image.jpeg

    Ve bu kalabalıkların içinde ezilenler...
    image.jpeg

    Nietzsche devam ediyor:

    Gerçek büyüklükler panayırın ve şöhretin ötesindedirler. Yeni değerlerin yaratıcıları daima panayır ve şöhretin üstünde bulunurlar.
    Dostum yalnızlığına kaç! Seni zehirli sineklerle didiklenmiş buluyorum. Sert ve sağlam bir havanın estiği yerlere kaç!

    Yalnızlığına kaç. Küçüklere ve acınacak adamlara çok yakın yaşadın. Onların görünmez öçlerinden kaç.
    image.jpeg

    Nietzsche nin bu sözlerini uçurumun kıyısında dinlerken Luis Bunuel'in Viridiana isimli filminden bahsetmeden olmayacak çünkü bu sözlerin görüntülü en güzel anlatımı. Bir kadın aç yoksul ve muhtaçları toplar konağında besler ve çalışmalarını ister. Ne büyük yücegönüllülük... Peki sizce bu gönül zenginliğine karşı eve yerleşen muhtaçlar ne yaptı dersiniz? Söylemeyim. Merak edenler filmi sabırla izleyebildiklerinde cevabı görecekler.
    Bizim yaptığımız da bu söylenenler değil mi? Bütün rahatsızlıklardan denize ve ormanın sessizliğine kaçmak değil mi?
    image.jpeg
    Şehrin ışıklarından denizin kıyısına... Ve ormanın derinliklerine... Su ve yeşil kadar aziz olan ne varsa.
    image.jpeg
    Yukarıdaki fotoğraftaki cümleyi aklımda kaldığı kadarıyla aktararak bitireyim: kaynaklar nerdeyse şeytan oradadır.

    yakubi

    Daimi Üye
    20
    Yarından sonra Karadağ'a geçip Bosna'da bitirmeyi düşünüyorum. Yani iki bayrak daha en fazla@Ferhat Karaca

    @Kerem Groims evet yakından çok berraktı.

    Şu ana dek 1000 km'yi devirmiş görünüyoruz.
    Bütün pedallayan turculara burdan
    Montenegro - Karadağ'dan selamlar

    image.jpeg
    İşkodraimage.jpeg
    Pogdoricia

    yakubi

    Daimi Üye
    20
    @Ferhat Karaca teşekkür ederim. umarım başka sefere daha iyisini yaparım.

    birkaç fotoğraf paylaşarak devam edelim.

    IMG_3890.JPG

    Karadağ'daki kamp ateşim. el testeresiyle kenarda kırık olan odunları toplayarak yaktığım bu ateşle, bizim gibi düşünmeyenler için söylersek,doğaya zarar verdiğimi düşünmüyorum. yoksa soluk almak dahi doğaya zarardır. tartışmak adına değil fikrimizi belirtmek adına söylemiş olalım.

    IMG_3889.JPG

    hava gittikçe kararıyor. ve hava daha da karardıkça ateşin anlamı belirginleşiyor. Uzun zaman ateşi seyrediyorum sadece. bu akşam internet yok telefon yok. tamamen kendimleyim. sadece 30 metre ilerde akan nehrin sesi var.

    IMG_3885.JPG
    sırbistana girişteki harika manzaralar. bütün bu güzellikler eşliğinde dakikalarca iniş... yol boyunca rotam neden ters, neden benimle aynı yönde rota takip eden birileri yok diye düşünüp durmuştum. çünkü gördüğüm tüm bisikletliler karşı yönden geliyorlardı. fakat burdaki ve arnavutluk sınırındaki inişleri yaşadıktan sonra çok şanslı olduğuma inandırdım kendimi. Ne tuhaf! bana ters yönde giden bisikletliler gibi onların ataları ve bizim atalarımız da aynı yönde hareket etmişler. selçukludan osmanlıya kadar hep batıya yol almayı düşlemiş öyle yapmışız. Onlar da Doğuya...

    IMG_3699.JPG IMG_3699.JPG
    Vrele Bosna'dan görüntü. arapların istilasına uğramış bir güzellikti. bosnada araplar inanılmaz çoğunluktaydı. neden öyleydi ? bilmiyorum. sadece para mı acaba?

    IMG_3671.JPG
    saraybosna yolunda kilometrelerce süren müthiş yokuştan bir görüntü. bayanlar bile karşımdan arabalarıyla geçerken bu yokuşu çıkışım sırasında korna çalarak desteklerini göstermekten geri durmadılar. fakat asıl yokuş benim için bi süre sonra gireceğim otobandan atılınca başlayacaktı. hiç şüphe yok ki yolculuğumun en zor yokuşuydu.
    psikolojik eşik bilindiği gibi turda çok önemli. günün sonunda bir kez daha bunu öğreniyoruz.

    IMG_2764.JPG

    Birazdan yağmur yağacak. Arnavutluk girişi. bahsettiğim iniş hala devam ediyor. kısa bi süre yağmur yedim. fakat umrumda değil. yağmurda sürmeden nasıl tur bitebilirdi ki? buna tanrı da razı olmazdı ve yağmuru hak ediyordum galiba. ıslanmak güzeldi.
    Bir de şöyle bakalım sırılsıklam olmak nasıldı?
    IMG_2763.JPG
    doğayla diş geçirircesine değil gülerek mücadele ettiğim için huzurluyum. doğanın karşısında değil yanında olmak zira bu.

    IMG_3386.JPG
    Tura çıkmak, uzun yol yapmak, yalnız olmak tıpkı bu dev çınara gövdeni dayamak gibi. aylarca binbir sorun yaşamışsın binbir tane problemi çözmeye çalışmışsın. kavga gürültü içindeki insanların, kalabalıkların ortasında yalana hüsrana hayal kırıklığına iyiliğe ve kötülüğe, maddi sorunlara batmış çıkmışsın.
    yaşamak istiyorsun yeniden. yaşadığına bir tanık istiyorsun yeniden. başkası değil kendin buna inanmak istiyorsun.
    ne yapabilirdin bu durumda? şüphesiz gidip bir otelde havuz başında güneşlenecek değildim. şüphesiz kolaya razı olamazdım. şüphesiz daha çok dünya görmek daha çok insan görmek daha çok varolmak istiyordum. bunun yolu korkularımla -kaçmadan- yüzleşerek üzerine gitmekten geçiyordu. bazen cahil cesaretiyle bile olsa öyle yaptım sanırım. risk almayı seviyorum. zinde tutuyor insanı. düşünce,zihin bakımından diri tutuyor insanı. Bu konuda aklıma Fransızların "Köprüdeki Kız" filmi gelir çoğu zaman. Kız intihar etmek üzeredir köprüde. ordan birisi seslenir "neden atlamıyorsun?" zaten tükenmiş olan kız rest çeker fakat adam hala üzerine gidince kendini aşağıya bırakır. hemen arkasından atlar adam. kızı kurtarır fakat kız anlayamaz, çünkü az önce atlamasını isteyen bu adamdır. sonunda anlaşılır ki adam bu köprüde son noktaya gelen insanları avlayan ve partneri yapmayı amaçlayan bir bıçak atıcısıdır. turistik gemilerde veya sirklerde çalışarak dönen çarktaki canlı mankene bıçak atmaktadır.

    Hiçbir zaman hiçbirimiz şu yukardaki resimde gördüğünüz kadar kalın köklerle var olamayacaz dünyada. bütün kazandıklarımız bütün çabalarımıza rağmen...

    Düşünüyorum da Nietzsche bir bisiklet turcusu olsa acaba neler yazardı: )

Ferhat Karaca

Forum Demirbaşı
Kayıt
15 Temmuz 2013
Başlık
6
Mesaj
460
Tepki
672
Şehir
istanbul
Bisiklet
Carraro
Hocam saat olmuş gecenin 1 i yat uyu dinlen enerjini topla :) yolda ihtiyacın olacak :)
 

yakubi

Daimi Üye
Kayıt
9 Ocak 2015
Başlık
9
Mesaj
334
Tepki
2.013
İsim
Mehmet
Bisiklet
Fuji
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #3
Gece uyku tutmadı Ferhat

Ohrid e doğru dağları geride bırakarak yol alıyorum.

image.jpeg
Ohrid yolunda kilometrelerce devam eden tırmanışın ortasında...
image.jpeg
Manastır'a kuş bakışı

.....…............

Sabah İsviçreli bisikletçilerle kahvaltı yaptık. İran'a gitmeyi düşünüyorlarmış, ordan da Nepal'e. Beni sorguluyorlar, ilk kez mi tura çıkıyorum, nereye gitmeyi düşünüyorum, nerelerde konakladım falan gibi.
Kavalada karşılaştığımız Alman turculardaki samimiyeti göremiyorum. Fazla uzatmadan kahvaltıyı bitirip bisikleti hazırlıyorum.
Saat 7.30
Fena değil.
Yolum az bugün. Tellendire tellendire gidecem. Yokuşlar izin verirse tabi.
Kısa bi süre gittikten sonra yanlış yola sapmak kabusunu yine yaşıyorum. Fakat armağanı yukarıdaki kuş bakışı seyirlik fotoğraf oluyor.
Tırmanış çok azılı. Dişlerini göstere göstere geliyor üzerine insanın.
Güzel bir fotoğraf çekebileceğimi düşündüğüm yerde duruyorum. Sadece fotoğraf mı; ciğerlerimi dolduruyorum tertemiz havayla.

Tekrar başlıyorum. Trafik hatırı sayılır ölçüde. Kulağımın tekinde Xinobi var. Son günlerdeki favori adamım. Özellikle bisiklet üzerinde iyi gidiyor.

Kısa bi süre sonra yokuşun bittiği noktada derme çatma bir dinlenip suyumu tazeleyecek yer görüyorum. Geçip oturunca yemeğini yiyen ihtiyar aynı sorulara başlıyor. Nerden geliyorum, nereye gidiyorum, zor değil mi... Ve tabii yol boyunca her Türkiye dediğinizde duyduğumuz son darbe girişimi ve olaylar soruluyor. Sıkılıyorum bu sorulardan. Yuvarlak cevaplarla geçiştiriyorum. Zaten yarım İngilizce ile sana kendi derdimi anlatamazken vatanımın derdini nasıl anlatayım.
Harika bir suyu vardı. Çok soğuk ve tadı çok iyiydi. Dağlardan geçmek zahmetli olabilir ama karşılığı da var bu şekilde. Sanırım seviyorum. Herneyse.

Uzunca bir inişten sonra - o hızla gözlüğümü düşürünce geri döndüğüm- yemyeşil tabiatın içinde sürmeye devam ediyorum.

Birden sağ tarafımda bir köy görüyorum. Belli belirsiz bir minare var. Hemen kırıp dönüyorum. Cami ne yazıkki kapalıydı. Yan tarafa dolaşıyorum. Birden bir görüntü gözlerimi parlatıyor. Evin çatısında Türk bayrağı var.
Bunu anlatmak imkansız sanırım. Nerdeyim diye soruyorum, neden?
Sesler duyuyorum. Hoş olmayabilir belki ama hangi dil konuşulduğunu anlamak için evin mutfak penceresinden duyulan seslere kulak veriyorum. Yanılmıyorum. Türkçe konuşuyorlar.
Ahhh anlatmak zor. Durup kalıyorum bir süre. Beni görmesinler de biraz daha dinleyeyim ki böylece doğal hallerinde onları duyabileyim istiyorum. Evet tahmin etmek zor değil darbe girişimi ve cemaat olaylarıyla hdp konuları konuşuluyor.

image.jpeg

Şunu görmek gerekir, balkanların içtiği zehir milliyetçilik olmuştur. Bunu bizzat tur arkadaşım Ferhat ile Bulgar Pavel ve babasından duyduk. Ayrılıkçılık ve bu zehirden sonra Herşey kötüye gitti dediler. Onlar yani Pavel ve babası ayrı bir başlık açmayı hakediyorlar.

Herneyse.

Evdekileri rahatsız etmek istemiyorum. Sessizce geldiğim gibi ayrılıyorum. Kamp alanına az kaldı.

Vakit bol olunca bisikleti elma bahçeleri yanında yatırıp çantalara sırtımı vererek biraz kestiriyorum.
Bu ufak kendini bırakmalar çok iyi geliyor. Acelen yok. Sağlığın yerinde. Her yer yemyeşil.

Şükür.
 

Dosyalar

yakubi

Daimi Üye
Kayıt
9 Ocak 2015
Başlık
9
Mesaj
334
Tepki
2.013
İsim
Mehmet
Bisiklet
Fuji
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #7
Evet,Buluncaya kadar canım çıktı
O sıcakta bitoli eski pazarı baştan sona dolandım.
 
  • Beğen
Tepkiler: Ferhat Karaca

alper 76

Forum Bağımlısı
Kayıt
5 Mayıs 2014
Başlık
13
Mesaj
1.916
Tepki
2.204
Yaş
43
Şehir
mersin
Bisiklet
Scott
Devamını merakla bekliyoruz :)
İyi seyirler dilerim
 

Groims

Forum Bağımlısı
Kayıt
11 Mayıs 2016
Başlık
0
Mesaj
1.539
Tepki
2.454
Şehir
Ohrid
Bisiklet
Canyon
Büyük puntolarla yazıyormuş gibi hayal edin lütfen. Yolların ırmaklar gibi geçip gittiği, bacaklarınızın ağrısını unutup doğaya hayran olduğunuz bir tur diliyorum. Maşallah!

Bu arada ayrılık tohumları eken emperyalist güçler bir yana. Makedonya halkı samimi bir halktır. Türklere yaklaşımları sıcaktır. En azından benim deneyimlerim iki defa giden biri için böyledir.
 

yakubi

Daimi Üye
Kayıt
9 Ocak 2015
Başlık
9
Mesaj
334
Tepki
2.013
İsim
Mehmet
Bisiklet
Fuji
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #10
@alper 76 @Kerem Groims teşekkür ederim.

(Temmuz 23/ 2016)
where is my mind

Bisikleti kaldırdıktan sonra uykulu gözlerime su serpip yola döndüm. Saat 13 civarıydı sanırım.
- şimdi bu cümleleri yazarken her anı günü gününe not etmenin önemini düşünüp unuttuğum her dakika her an için kendime kızıyorum.-

Ohrid'e gitmekti niyetim.
Ohrid gölü ile Prespa gölü çok yakın. Neden Prespa gölünü de görmeyeyim diyerek yolumu daha aşağıda kalan Prespa gölüne çevirmiştim.
Bir önceki yazımda anlattığım köy bu yolda karşılaştığım bir köydü.

image.jpeg

13km kadar pedalladım köyden sonra. Krena kampı beni ilginç karşıladı.

Güvenlikçi Histian (ismi yanlış yazıyorum muhtemelen) çok neşeli bir gençti. Neşe bu toprakların insanlarının damarında var sanırım. Açık ten ve renkli gözlerle Slavlara görünüm olarak benziyor olsalar da çok daha neşeli ve cana yakınlar.
Resepsiyona geçtik beraber. Resepsiyondaki üç bayan da aynı şekilde cana yakındı. Bir tanesi "ne güzel birşey yapıyorsunuz" gibi şeyler söyledi.
Sen de yapmak ister miydin, dedim.
Çok isterdim, dedi.
O zaman neden benimle gelmiyorsun, dedim.
Bir an gözlerini açarak ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışır gibiydi. Sonra hep birlikte kahkahayı bastık.
İşlemleri bitirdikten sonra güvenlikçi dostumuz kırk yıllık arkadaşıymış gibi muhabbet ederek bana yer gösterip kısa bir tanıtım için kampı gezdirdi.
Kamp çok kalabalıktı. Ve maalesef temiz , düzenli denemezdi. Aldıkları fiyatı merak edecek arkadaşlar olabilir. Beş Euro ödedim. Yunanistan'daki kampingler çok daha düzenli ve temizdi. Özellikle yolu düşenlere Batis beach camping'i tavsiye ederim.
Herneyse.
Çadır atacağım yer karınca kaynıyordu. Çadıra giremeyeceklerine göre bir gece idare ederim deyip önemsemedim. Kamp içinde market restoran duş gibi imkanlar var. Bana kumsal da olduğunu göle girebileceğimizi söylediler. Önce markete uğradım. Burada en büyük sorunlardan biri yine kendini gösterdi. Alfabelerini bilmediğimizden ne yiyip ne içtiğinizi anlamanız kolay değil. Ondan sonra yana döne etrafta İngilizce bilen birileri ararken buluyorsunuz kendinizi. Hele ki markettekiler de burda olduğu gibi bilmiyorlarsa dilenmektedir farksız bir durum sizi bekliyor oluyor. Yunanistan'da ürünler üzerinde çoğunlukla İngilizce etiketlerin olması işimizi biraz kolaylaştırıyordu. Nihayet İngilizce bilen bir müşteri yardımıyla alacaklarımı alıp çadıra bıraktım.

Peki şimdi?
Haydi bakalım kumsala. Sen havlunu, kameranı, bütün teçhizatını yanına al sonra kumsala geldiğinde gör ki ana baba günü. Yatacak yer yok. Foklar gibi birbirine yapışık uzanmış insanlar nerdeyse. Kumsal topu topu 100 metre. Sazlıkları temizleyip kumsal açmışlar. Yani tam bir hayal kırıklığı benim için. Elimde havluyla öylece kalakaldım. Geri dönerken zaten terden sıcaktan bunalmışım, bari buraya kadar gelmişken duş almadan gitmeyeyim deyip suyun altına girdim.

Dönüşte restorana uğrayıp iki kahve ve bol soğuk su içtim. Akşam oluyordu. WiFi ile işimi bitirdikten sonra çadıra geçtim. Hemen bişeyler hazırlayıp atıştırdım. Fakat karıncalar hiç insaniyetli davranmıyorlardı. Ufak tefeği ortadan kaldırıp kendimi çadıra attım. Sele bölgesindeki rahatsızlıklarım nedeniyle dinlenmem ve rahatlamam gerekiyordu. Erkenden uyudum.

Saat bir otuz civarı gümbür gümbür bir sesle uyandım. Restoran yanındaki gece kulübünde aksiyon başlamıştı. Çadırım 250-300 metre uzakta olsa da uyumanın imkanı yok. Kaçışı yok! Gözlerim kapalı bildiğim tüm çeşit dansları figürleri maharetle sergileyip anı değerlendirdim. Dansın verdiği yorgunluktan olmalı bir ara yine dalmışım. Sonra yine uyandığımda saat 3.30 civarıydı. Ve sonra bir daha bir daha.

Böylece sabahı ettik.
Kalktığımda kafamda üç beş milyon dans eden karınca vardı.
Eşyaları toplayıp restoranın önünde kahvaltı yaptım. Saat 8.30 civarıydı. Buralara geldiğime çok mutlu olduğumu söyleyemeden saat 9.30 civarı yola çıktım.

Ohrid yolunda iniş etabından bir görüntü
image.jpeg

image.jpeg
Edessa

image.jpeg
Selanik

Bir Gün Sonra/ Ohrid

Yola çıktığımda uzunca bir süre dar ama düz yollarda devam ettim. Trafik azımsanmayacak yoğunluktaydı. Elbette dikkatli olmak şart fakat objektif olarak konuşmak gerekirse burdaki sürücülerin nerdeyse tamamı çok saygılı ve dikkatli bizim ülkemize göre. Şimdiye kadar birkaç kez çok yakınımdan geçen oldu. Yunanistan'da da böyleydi Makedonya'da da böyle. Oldukça uzağınızdan geçmeye çalışıyorlar ve kesinlikle çok mecbur kalmadıkça korna çalmıyorlar. Sadece Ohrid'e derken dar bir yerde belli ki canı birşeye sıkılmış birisi orta parmak çıkardı pencereden.

İlk karşıma çıkan kasabada tesadüfen bir hırdavatçı görüverdim. İki gün önce alyan takımım dağılmıştı. İçeri girip şansımı denemek istedim. Çok güzel ve bakımlı orta yaşlı bir bayan karşıladı. Alyan takımı varmış hemen alıp muhabbeti uzatmadan yola devam ettim. Su ihtiyacımı da karşılayıp yola koyulmak vardı kafamda. Fazla uzaklaşmadan bir benzinlik görünce girdim. Suyumu tazelerken çalışanın birisi sen türk müsün, dedi. Evet dedim. Sen de mi Türksün? dedim. Evet ben de Türk dedi. Adın nedir dedim. Selat dedi. Anlamadım önce; Nasıl yani dedim. Selahattin yaa dedi gülerek. Benimki de Mehmet dedim. Kaç gündür geliyorsun sen,dedi. 12 gün kadar oldu dedim. Nereye gideceksin? Bilmiyorum dedim. Ohrid'e gidiyorum şimdi dedim. Ha tamam dedi. Güleryüzlüydü. İşimi bitirdikten sonra Selahattin'e veda edip ayrıldım.

Yukarı doğru çıktıkça sanki daha çok bizden insan ve eser görmeye başladım. Emin değilim. Belki yanılıyorum. Yanlış hatırlamıyorsam Resne idi adı. Bu yeni gibi duran camiyi görünce bi bakayım istedim.

image.jpeg

image.jpeg

Hacı Murat camisi

Biraz soluklanıp tekrar yola düştüm. Çıkarken çocuklar camiye giriyordu. Sanırım kurs var.
Yola asılırken yavaş yavaş yokuşlar kendini göstermeye başladı.
image.jpeg

Ohrid yolunda İtalyan bisikletçi alfred ile karşılaştık. Ohrid'i öve öve bitiremedi. Kendisi de Bitola ya gidip geri dönecekmiş. Bir fotoğraf alıp iyi şanslar dileyerek ayrıldık.
Birkaç kilometre sonra yol yapım çalışması vardı. Bütün otomobiller dizilmiş bekleşiyorken aralarından sıyrılıp yola devam ettim. Asfalt olmayan bu kısım yaklaşık 2-3km sürdü. Gerçek yokuşlar bundan sonra başladı. Yaklaşık yedi- sekiz km devam eden bu yokuş inanılmaz zorlu ama diğer yandan keyifliydi de. Sonuna doğru kapanan hava tam bir ödül oldu bana. Güneş beş on dk aradan çekildi. Böylece rahatladım biraz.
Uzunca bu çıkışın ardından uzunca bir iniş geldi haliyle. Nerdeyse bu inişle yolum bitti. Ohrid'e ulaştım. image.jpeg
Bisikleti dayayacak yer olmayınca karşıdaki çıkış tabelası işimi gördü:)

Şimdi bunları Struga'da bir cafede yazıyorum. Arnavutluk sınırına doğru yol alıyorum.
Tekrar fırsat bulduğumda Ohrid'i yazacağım yazıda görüşmek üzere.
 

Dosyalar

yakubi

Daimi Üye
Kayıt
9 Ocak 2015
Başlık
9
Mesaj
334
Tepki
2.013
İsim
Mehmet
Bisiklet
Fuji
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #13
Bugün korkunç ve kabus gibi bir gündü. Kendimi bir kampinge yarım saat önce atabildim.
Birkaç fotoğraf paylaşarak bugünü değerlendirmiş olalım.
image.jpeg
Arnavutluk'a geçtim dün itibariyle. Dün gece elbasan'da kalıp bugün Tiran'a geldim.
image.jpeg
 

Groims

Forum Bağımlısı
Kayıt
11 Mayıs 2016
Başlık
0
Mesaj
1.539
Tepki
2.454
Şehir
Ohrid
Bisiklet
Canyon
Yolunuz acık olsun bol bol tiran fotosu lütfen
 
  • Beğen
Tepkiler: yakubi

yakubi

Daimi Üye
Kayıt
9 Ocak 2015
Başlık
9
Mesaj
334
Tepki
2.013
İsim
Mehmet
Bisiklet
Fuji
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #15
image.jpeg BALKANLARDA BİSİKLETLE

Balkan turunda üçüncü ülke Arnavutluk'tayım.
Bugün 28 Temmuz Perşembe

Üç gün önce iki gece bir gün kaldığım Ohrid var sırada. Ohrid'e çok yakın olan Struga'daki İbrahim Temo'nun büst resmiyle başlayalım.
image.jpeg
İbrahim temo ittihat terakkinin kurucusu olarak geçer. Önce gizli faaliyet yürüten bu teşkilat sonradan açıktan işler hale getirilmiştir. İttihat terakkinin en çok kabul gördüğü,temellerinin atıldığı yerlerden birisi Ohrid.

Ohrid Yugoslavya döneminde turizm merkezi olmaya başlamış. Bir sözde de denildiği gibi Ohrid bu dünyaya cennetten düşmüş bir damla gibi. Her yer tarih ve modernizm ile dolu. Birçok kilise ve cami görebiliyorsunuz.
image.jpeg Çınar meydanındaki cami

hemen üst ara sokakta ise bir dergah ve cami daha var.
image.jpeg
O kadar yolda ilk kez Ohrid ve Bitola'da ezan sesi duydum.
Bu arada söylemem gerekir ki dindar birisi değilim. Bu konular yerine "yenilmesi gereken yiyecekler, gezilmesi gereken antik- arkeolojik siteler, nerde ne kadar para gider, gece için eğlenebilecek yerler"i arayan veya bu gözle gezenlere de saygı duyuyorum. Kimi zaman belki biz de bahsedeceğiz bunlardan bilemiyorum.

İlk geldiğim gün yorgunluktan mıdır bilmiyorum yahu pek de anlatıldığı gibi değilmiş düşüncesi vardı. Göl kıyısına indim ama içlere girmemiştim. Ta ki şu alttaki antik tiyatro ve kilise ile diğer cennet gibi yerleri keşfedinceye kadar.
image.jpeg

Yanlış hatırlamıyorsam 16.yydan kalma bu eserler fevkaladeydi. Tabi gereken ilgiyi de görüyordu bugünün modern insanlarınca.
image.jpeg
Birbirlerinin sanatsal fotoğraflarını çeken kızlar...

İçlere doğru biraz ilerleyince yol sizi Osmanlı evlerine götürüyor. Hemen benzerlik farkediliyor ve sanki Safranbolu'da gibi hissediyorsunuz.

image.jpeg

Arkasından dar sokaklarda geçmişe doğru gidiyorsunuz.

image.jpeg

Etrafta doğal haliyle ev veya işyeri olarak kalan çok az yer var, nerdeyse bu bölgede tümü turizm amaçlı kullanılır olmuş. Ne beklenebilirdi ki?

Biraz aşağı indiğinizde evlerin hemen önünde şimdiye dek gördüğüm en şirin küçük sahilleri görüyoruz. Biraz kalabalık. Ama bence son derece güzel.
image.jpeg

Bu kadarını gördükten sonra biraz daha içlere girmem gerekiyordu. Daracık yollara bıraktım kendimi. Kıvrıla kıvrıla yukarı çıkıyoruz. Seyirlik alan olduğunu yazan bir tabela... Hımm benlik doğrusu. Yolda sokak arasında işeyen bir iki kişi görüyorum. Onları seyretmeye gelmedik haliyle. Yukarılara kıvrılıyorum hala.
Olağanüstü bir manzara ile karşılaşıyorum. En tepede bir şapel ve tam burunda bütün şehir ve göl aşağıda. Uzunca süre burada kalıyorum. Bu fotoğrafları şu an için ekleyemiyorum. Belki daha sonra fırsat bulunca.
Öğleye doğru çıktığım şehir turunu akşama kadar sürdürüyorum. Baba bozmaya başlıyor. Ben de aşağı inmeye başlıyorum bir yandan da karnım acıkıyor. Yağmurun hızlandığını görünce yanından geçtiğim pizzacıya giriyorum. Pizza üzerine çay derken epeyce vakit geçiriyor. Yağmur dinmiş. Çıkıyorum.
Ohrid incileriyle de oldukça bilinen bir yer anladığım kadarıyla. Bolca inci ve gümüş dükkanı görmek mümkün.

Akşam elbiseleri ve taytı yıkamam gerekiyor. Pansiyona gidiyorum. Pansiyoner ilginç biri. Ohrid girişindeki meydan da ilk geçerken birisinin seslendiğini duydum. Baktım bana sesleniyor, durdum. Önce Fransız İtalyan olup olmadığımı sordu ihtiyar. Hayır cevabı alınca nereli olduğumu sormak aklına geldi. Türkiye dedim ok dedi. Kalacak yere ihtiyacın var mı dedi. Evet dedim. Özelliklerini anlattı fiyatı söyledi. 15 Euro istedi. İndirim hacı dayı indirim dediğimde üç gün kalırsam yapabileceğini söyledi. Peki dedik; göster bakalım şu yeri. Biraz ilerde bisikleti varmış. Eski bisikletine atladı takip etmemi istedi. Kısa süre sonra evine vardık. Alt katı kiralıyordu. Üç oda vardı. İhtiyarın azmi hoşuma gitti. O ve eşi kibar ve naziklerdi. Ama aynı şeyi yan odada kalan motosikletli makedonlar için söylemem zor. Birisinin kahkahası tahammül sınırını zorlayacak derecede kaldırım takımı işiydi. Neyse diğer odada ise Çek cumhuriyeti'nden başka bir bisikletli Martin vardı. Onunla tanıştık. Üsküp'e gidiyormuş. Prag'dan çıkmış. Neden böyle bir yolculuğa çıktığını sordum. Çünkü bu bölgeleri hiç görmemiştim insanlarını tanımak istedim, dedi. Rota hakkında konuştuk. Karadağ ve Arnavutluk'tan geçmiş ben de Arnavutluk düşündüğüm için kafama takılanları sordum. Alçakgönüllü biriyle hele bir de bisikletli turcuyla sohbet olunca tadı başka oluyor.

Ertesi gün için hazırlıkları bitirip Struga ve Arnavutluk sınırını geçiş planını yapmalıyım.

Bugünlük bu kadar. Selamlar
 

Groims

Forum Bağımlısı
Kayıt
11 Mayıs 2016
Başlık
0
Mesaj
1.539
Tepki
2.454
Şehir
Ohrid
Bisiklet
Canyon
@yakubi Elinize sağlık bir çırpıda okudum. Bir de şu yapışkanların yanına Arnavutluk bayrağını ne zaman koyacaksınız? Bir de Korçe, Görice'de güzel bir yerdir. Bir de Makedonya bir başkadır deyip cümlemi sonlandırıyorum :)
 
  • Beğen
Tepkiler: yakubi

yakubi

Daimi Üye
Kayıt
9 Ocak 2015
Başlık
9
Mesaj
334
Tepki
2.013
İsim
Mehmet
Bisiklet
Fuji
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #17
@Kerem Groims hocam kusurumuza bakma Tiran'ı geçmiştim maalesef. Sevemedim orayı nedense. O soğukluğu bir an önce geride bırakmak istedim. Bu yüzden daha güzel yerlerin fotoğraflarının paylaşımında buluşmak üzere

BALKANLARDA BİSİKLETLE
Bugün 30 Temmuz'16 cumartesi

Yolum üzerinde Struga vardı. Erken sayılmayacak bir vakitte pedallamaya başladım.
Ohrid'i sevdim. Bende tuhaf bi yakınlık hissi uyandırdı. Aslında Makedonya'dan başlayan bir süreçti bu. Hatta İskeçe de öyle. İskeçe manastır ve Ohrid bu tur boyunca şu ana dek en sevdiğim yerler oldu.
Haliyle sevdiğiniz yerlerden ayrılmak içinizde hüzün doğuruyor. Bisikletle seyahatin bence en önemsenecek yanlarından birisi gelip geçen birisi olamıyorsunuz. Ruh haliniz, meşrebinizle uyuşan bir yerde ruhunuzun gıdasını aldığını kendinizle bütünleştiğinizi hissediyorsunuz. Yani tıpkı ibadet etmek gibi. Bu yüzden bazılarımıza tuhaf ve ilgisiz geleceğini bilsem de modern zamanlar öncesindeki dinsel içerikli yolculuk yapanlarla günümüzdeki bisikletli seyahat edenleri ortak veya yakın meşrepli görüyorum.
Herneyse

Amacım sizleri sıkmamak. Bu yüzden aksiyonel anlatımın tercih edildiğini düşünerek öyle yapmaya çalışacağım.
Ohrid çıkışında bu hüzünle boğuşurken kulağımda Verdi'den La Traviata var.

Bazen bir şehri terketmiyorsunuz şehrin bütün güzelliklerini ve iyi insanlarını da yanınıza alıp gidiyorsunuz. Anılar kim diyebilir ki geride kalanlardır? Her hatırladığımızda bizimle olan şeylerdir anılar.
İşte böyle yolun düşüncelerle trafiği mümkün olduğunca unutmadan pedallarken bir an kafamı kaldırınca gözlerime inanamıyorum. Bir daha bakıyorum bir daha okuyorum. Hayır yanlış değil: Yahya Kemal collage.
image.jpeg

Bu bizim şairimizden başkası olamaz herhalde diyorum. Yoldan üstteki fotoğrafı çeksem de içeri girip görmek istiyorum. Kapıda güvenlikçi olan sonradan asının Suzan olduğunu öğrendiğim bayan yasak olduğunu söyleyince çok şaşırıyorum. Okul nitelikli bir yere benziyor. Yöneticileri ve okulun işleyişini merak ediyorum ama yasak oluşu şaşırtıyor. Yahya Kemal'in kim olduğunu biliyor musun diyorum Suzan hanıma. Hayır diyor. Bir Türk şair diyorum. Üsküp doğumludur, yani Makedon topraklarından hemşehri sayılırsınız diyorum. Sen Türk müsün diyor evet diyorum. Türkçe konuşmaya başlıyor. Yirmi dakika kadar sohbet ediyoruz ayaküstü. Sonra içeri alınmayacağıma emin olunca ayrılmak en iyisi deyip yola düşüyorum yeniden.

Struga Ohrid'e çok yakın. Bu yüzden çok çabuk varıyorum. Önce kasabayı dolaşmak istiyorum. Ohri'den çıktığı söylenen nehir şehrin ortasına çok yakışmış.

image.jpeg

Nehir boyunca devam eden cadde ana cadde olarak en merkezi yer görünümündeydi.

image.jpeg

Nehri takip edince nehir suyunun tutulduğu noktaya geliyorum. Güzel bir görüntü. İnsanlar çocuklar satıcılar ...

image.jpeg

image.jpeg

Struga'dan sonra biraz zorlu bir rotam olacağını bildiğim için enerji depolamalıyım. Birşeyler atıştırıyorum. Balkanlar turuna çıktığımızdan bu yana birçok yerde döner gördük ve denedik. Hiçbir yerde yapılan döner iskeçedeki Necmi abinin dönerin lezzetini tutmuyordu. O erin o dönerim kokusu aklımda kalacak. Necmi abi de çok tatlı sevecendi. Türk olduğumuzu anlayınca ihtimam gösterdi. Ben iki porsiyon yedim. Hava sıcak olsa da bunu başka yerde bulmam zor olacaktı ve biraz daha fazla keyfini çıkarmak kötü olmazdı. Döneri yerken komşu esnaftan gelenler oldu. Bisikleti kendilerinin de sevdiğini Gürkan gençi takip ettiklerini imkan buldukça kendilerinin de bisiklete bindiklerini söylediler.

Güzel bir gündü. Sıcaktı ama sanki Arnavutluk sınırına yaklaştıkça ısı düşüyordu.

Karnımı doyurduktan kahvemi içtikten sonra suyumu tazeleyip yola çıkma zamanı geldi.

Bu bilboard ile strugaya veda ettim.
image.jpeg

Yol dardı. Mümkün olduğunca dikkatli devam ediyordum. Fakat başka gördüğüm ya da bana öyle gelen şey sürücülerdeki tutumdu. Bisikletliye saygı daha azalıyor gibiydi. Emin olamadım yine de. Arnavutluk'a geçince bu fikirde haklı olduğumu daha açık görecektim. Herneyse

Uzunca bir tırmanış sonrası sınıra yaklaştım. Tuhaf gelebilir ama sınırın kaç km olduğunu hesaplamamıştım. Bu yüzden sanki birden geliverdi. Fena da olmadı. Lakin hava gittikçe kararıyordu. Sınırda bütün arabaları geçip yaklaştım kontrol noktasına. Beni yarım saat önce geçen araçlar bekliyordu hala. Makedon kontrol polisiyle iki laklaktan sonra Arnavutluk tarafına geçtim. Burada da araçların önünde pasaport kontrolü yaptırırken yağmur başladı. İnce güzel bir yağmurdu. Sınırda bekledim bir süre diner belki diye. Ama dinmeyeceği belli olunca pedala asıldım. Arkadan sınır görüntüsü şöyleydi:

image.jpeg

Sınırda sonrası elbasan'a kadar olan kısım ile görüşmek üzere.

İşkodra'dan selamlar.

@Kerem Groims çıkartma resimleri

image.jpeg

image.jpeg
 

yakubi

Daimi Üye
Kayıt
9 Ocak 2015
Başlık
9
Mesaj
334
Tepki
2.013
İsim
Mehmet
Bisiklet
Fuji
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #20
Yarından sonra Karadağ'a geçip Bosna'da bitirmeyi düşünüyorum. Yani iki bayrak daha en fazla@Ferhat Karaca

@Kerem Groims evet yakından çok berraktı.

Şu ana dek 1000 km'yi devirmiş görünüyoruz.
Bütün pedallayan turculara burdan
Montenegro - Karadağ'dan selamlar

image.jpeg
İşkodraimage.jpeg
Pogdoricia
 
Yukarı Alt