Scudo Sports

2012 Londra Olimpiyatları

@Hüseyin Çelebi
Yarış atları gibi!:):)
 
Scudo
eğitim sistemi, yetenekleri ve özellikleri ayırdedmek ve bu farklılıkları beslemek üzerine olursa bir micheal phelps yetişir elbette. daha çocukluktan anatomik farklılığı ve yüzmeye yatkınlığını fark edip bu yönü işlenirse rekortmen olup tarihe geçmesi zor değil. ki anne babası hiperaktif diye yüzsün bari enerjisini atsın diye adım atmışlar. işin içinde sağlıklı bir tercihte var.
bizde hiperaktif bebeler psikiyatrist ve ritalin ile tanışıyor. ritalin ile bir kitap okudum, ritalin alışkanlığı ileriki yaşkarda kokain alışkanlığına varan arayışlara itiyor ritalincileri.
tektipçi bir eğitim sistemi ile bizim spor geleceğimiz ancak bilinçli ailelerin çabaları ile bir yere gelirse gelir, gelmezse de fazla bir şey beklemeyin. biz burada bisiklet ihtiyacı olan bir arkadaşa bir bisiklete toplayamazken, baba parasıyla 15000 euroluk bir bisiklet alıp az buçuk kondisyonu olan birini yarıştırırsak olacağı birincilik ama ihtimalen sondan birincilik. velhasılı olimpiyatlar, o ülkelerin bilimsel ve eğitim seviyelerinin ispatı gibi bir şey artık. doğru çocuğun doğru şekilde seçilmesi ve bilimsel yolda yetiştirilmesi ile müsabakalara katılması ile mümkün. yoksa işlenmeyen yetenek veya farkedilmeyen yetenek bir işe yaramaz artık.
 
@ferhat köse

Bak şimdi:) Kaç kez aradım o mesajı.Neydi,kimdi diye.Forumdaki dönüşüm sonrasında da bir türlü bulamamıştım...Çok ta güzel bir örnek oldu şimdi.
Sevgili Ferhat,anlatmaya çalıştığım da buydu.Tartışmayı kişiselleştirmemek gerekir.Taraflar,tartışmanın dozunu arttırsa bile,burada tartışılan konu "Kişisel" değildir.Atalarımız "Çuvaldızı kendine,iğneyi başkasına batı" der;günümüzde bunun adı "Empati" oldu.

Ayrılıklarımızı,farklılıklarımızı ve anlaşmazlıklarımızı büyütmeden,birbirimize empoze etmeden,sırf uzlaşmış olmak için değil;dost ve arkadaşlığı,ortak sevgi ve değerleri,asgari müştereklerimiz olarak görüp,ona göre davrandığınızda,değil bizim gibi bir çok ortak noktası olan insanlar,kendisini düşman zanneden insanların bile konuşabilecekleri ortak alanlar mutlaka bulunur.

Spor,Sanat,Fen ve Matematik,Dil ve Edebiyat özel yetenek alanlarıdır.Günümüz eğitim sistemi bunu dikkate alarak "Çoklu zeka" kuramı temelinde şekillenmekte.Eskiden herkese tek tip eğitim verilmeye çalışılırdı;şimdilerde bireysel farklılıklar gözetiliyor.

Okuduğunuz okulları ve sınıflarınızı bir hatırlayın.Kim beden eğitiminde başarılıydı? Kim güzel resim yapar ya da güzel şarkı söylerdi? Matematik ve fen dersleri yazılılarında kimlerin etrafında konuşlanılırdı? Ya sosyal ve Edebiyat dersleri?

Bu genetik meselesinde geri adım atmamamın sebebi de belki bu.Yukarıda saydığım tüm alanlar geliştirilebilir alanlardır.Sadece,önce biçimlendirilebilir bir ana malzemeye ihtiyaç duyulur,ki o da yetenektir.Yetenek ve eğilimler ise genlerle aktarılır.Buna doğa,yani çevresel faktörler dahildir elbette;yani insan,içinde yaşadığı çevreye göre evrimleşmiştir.
 
Ben aslında kadınlarımızın spora ilgili olduğunu ve dünya geneliyle karşılaştırıldığında erkeklerimize göre daha yüksek başarı potansiyeli taşıdıklarını düşünüyorum.

Genele baktığımızda kadınlar erkeklere göre daha ısrarcı, ağrı eşiği yüksek, düzenli çalışmayı daha iyi becerebilen insanlar. Basketbol ve voleybol takımlarımıza bakınca çalışarak nerelere gelebileceklerini görebiliyoruz.

Nevin Yanıt ta bence çok güzel bir örnek. 100 metre koşuda bir beyazın neredeyse hiç şansı yokken yola engel koyduğunuz zaman beyazlar bir anda yukarılara çıkıyorlar. Bu üzerinde çok düşünülmesi gereken bir örnek çünkü o engelleri atlamak doğru teknik ve bunu mükemmel uygulamak için defalarca tekrar gerektiriyor. Yine geliyoruz ısrarla disiplinli çalışmaya. Genetik yatkınlık yüksek teknik gerektiren işlerde biraz daha geri plana düşüyor.

Kadın takımlarımıza ve Nevin Yanıt'a teşekkür etmek lazım. Kendilerini ve ülkemizi çok güzel temsil ettiler. Onları örnek almak isteyen gençleri engellemesin aileler, yöneticiler destek olsunlar gerisini zaten sporcular kendileri yapacaklardır.
 
@ihtiyar
Haklısınız, detaylı düşünülmesi gereken bir konu bu.
atlar kötü genleri eleyecek kadar uzun bir süredir çiftleştiriliyorlar, yine de yer tay yarışçı olmuyor.
Ayrıca o yarış atlarının kısa mesafe yarışmaktan başka özellikleri kaldığı şüpheli. Sağlıkları ne bileyim zekaları, gözleri, kulakları ne durumda belli değil. Haklarını savunacak kimse yok hayvanların da ağzı yok dertlerini anlatmaya.

Sonuçta insanoğlu yeterince uzun süredir seçe seçe birçok canlıda istediği özellikleri elde etti. Yüzlerce bazı canlılar için binlerce yıldan bahsediyoruz. Bugün sahip olduğumuz birçok bitki ve hayvan bu seçmeler sonucunda oluşmuş normalde doğada ancak bir bozukluk vb ile oluşabilecek ve hayatta kalma imkanı olmayan varyasyonlar. Kestane, domates, patates vb... Ve haklısınız aynısı yarış atları için de geçerli.

Bu insanda da pekala yapılabilir ama sonuçları mahkemeler ve hapis olur sanıyorum :)
 
  • Beğen
Tepkiler: ihtiyar
Çok ilginç!

" 1928’de ise Türk bisikletçiler dört kişilik bir ekiple pist bisikleti müsabakalarına katılıyor ve o sırada 14 yaşındaki Tacettin Öztürkmen, olimpiyat tarihinin en genç bisikletçisi oluyordu. 1924 yılında “Olimpiyat tarihinin en…” diye başlayan cümleler kurmak çok da anlamlı görünmüyor olabilir, ancak Tacettin Öztürkmen’in halen olimpiyatlara katılmış en genç bisikletçi unvanını elinde bulundurduğunu hatırlatmakta fayda var."


14 yaşında olimpiyatta pedal çevirmek inanılır gibi değil.
 
başlık açıp konu kirliliği yaratmak istemiyorum...
o yüzden bu başlığı kullanıyorum.

(link)
 
  • Beğen
Tepkiler: Derya Keçeci
@CandanC
Altyapisi olmayan bir sürü spor dalinda yarisa girip basari bekleyenler!:eek::boese157::)
Belki ugrasirlar, ama sonucu ne olur, bilinmez.
Basarisizlik üzerine bu tip aciklamalari cok duyduk. Gecebilecekleri ülkeleri gectiler zaten. Basarisizlik ne demekmis.

Önce genetik basarili olabilecekleri dallara ugrassinlar. örnegin; 4x400 kadinlar yarisi seyrettim. Cok iyi kostular, ama boydan kaybettiler.
 
  • Beğen
Tepkiler: Derya Keçeci
ihtiyar abi, genetik bence de önemli, ama ben milletin genetiğini insanın genlerinden daha önemli görmüyorum...
kimi insan azimlidir, inatçıdır çalışkandır... hedefe kitlendi mi gözü başka bi'şey görmez... bu insanın hedefine uygun bi yeteneği de varsa, onu tutabilene aşk olur :)

boy dersen, kısa boylu biri çıkar; öyle hızlı adım atar ki, ağzımız açık kalır... siler süpürür bütün madalyaları...

şampiyon olmak, zaten sınırların dışında olmak demektir...

dolayısıyla da, genetikle sınırlandırılmış bir spor politikasıyla gerçekten başarı elde edilebileceğini düşünmüyorum... hedef; herhangi bir kişiye, yeteneği olan herhangi bir spor dalında, performansını maksimize edecek olanakların sağlanması olmalıdır. Bu kadar sınırsız yani :)
 
Başta Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi olmak üzere bu başarı da emeği geçen herkese teşekkürler . Çocukluğumda ; maratonda başarılarını seyrettiğimiz Mehmet Terzi , şimdi de federasyon başkanı olarak harika . Bravo

Gamze'ye ve Aslı Çakır'a teşekkürler. Demek ki çalışınca oluyormuş . Herşey yalnızca genetik değil . 1500 mt'de Kenya , Etiyopyalı , Amerikalı , Rus sporculara nal toplattılar . Sporcuların gelirleri arttıkça , gelecekleri garanti altına alındıkça daha çok başarı sağlayacaklardır. Nevin Yanıt'ta mükemmeldi. Bugün yüksek atlama bayanlarda bir sporcumuz daha final yapacak .

Doğru yetenek seçimiyle her spor dalında başarılı oluruz . Sonuçta bu topraklarda her genetikte , her yapıda insan vardır .Önemli olan doğru yönlendirme ve çalışma.

İnşallah bundan sonra atletizmde istenilen patlamayı yaşarız . Zira atletizmde başarı gelmeden diğer sporlarda başarı beklemek hayal olur . Bütün sporların temeli atletizm sonuçta
 
1500 mt de duble ne demek,rüya gbi bir şey,ağladım resmen izlerken
aslı antremanlarını kenyada yapmış ve meyvesini almış.çünkü yuksek rakımlı yerlerde oksijen kanda daha yuksek olduğunan dayanıklılığı arttırıyomuş,
haydi bisikletçiler kenyaya yada bolivyaya :)!!!
 
@CandanC
Sevgili CandanC, söylediklerinize hak veriyorum. Fakat dünyada öyle ülkeler var ki, spora yaptıkları yatırımlarla dünyada aç insan kalmaz. Örneğin benim oturduğum şehirde ( nüfus 200 000 civarı) yaklaşık 50 kadar Spor Klübü var ve her birinin en az 1 toprak 1 de çim futbol sahası var. Bunu sadece yapılan yatırıma bir örnek olarak veriyorum. Şimdi şu soruyu sormak lazım. Niçin Federal Almanya bütün spor dallarında başarılı değil? Sizin yaklaşımınıza göre de, her dalda yeteri kadar yetenekli sporcu olmadığından dolayı olması gerekir. Eğer olsaydı, olanaklar hemen sağlanacaktı çünkü. Siz de üstü kapalı olarak benim tezimi desteklemiş oluyorsunuz.
Irsi olarak var olan fiziki yapı ve yeteneği kimse reddedemez. Kişisel özveri olmadan, bir spor müsabakasına katılmak zaten söz konusu değil. Ancak okul sporunda mecburiyetten olur bu tip bir katılım.
100 metre, 200 metre, 400 metre, 800 metre, 100 metre engelli, 200 metre engelli, ...., yüksek atlama vb bütün dünya rekorlarını kıranların boylarına bir bakalım. İddia ediyorum; Türkiye ortalamasının en az 10 santimetre üzerindedirler, eğer 15-20 değillerse! Yani bazı spor dallarında, genetik avantaj daha çok ön plana çıkıyor. 190 lık jokey de olamayacağı gibi, İsveç' ten 52 kilo halter şampiyonu çıkmasınn olasılığının küçüklüğü gibi vs. vs.
 
@LEVENT AYDOĞAR

Yüksek rakımlarda oksijen yoğunluğu tersine deniz seviyesine göre daha azdır.Vücut bunu tolere etmek için daha fazla hemoglobin(kandaki oksijen taşıyıcılar) üretmeye başlar.Ve hemoglobin sayısı normalin üstüne çıkar.Böyle bir sporcu yarışmalara katılırsa doğal olarak daha fazla oksijen ve daha fazla enerji :).
 
  • Beğen
Tepkiler: ihtiyar
Yazılanları okudukça kendi çocukluğum aklıma geliyor ve bir hüzün kaplıyor içimi :(

Hatırlayanlar vardır, İzmir Bornova'da bugünkü Ankara yolu üzerinde tuborg'un bir yüzme havuzu vardı. (link)

Bizimkiler ben ilkokul öğrencisiyken (1983-84 falan herhalde) buraya yazdırmışlardı.Çocukları küçük havuz denilen, girişi deniz gibi sığ olup, son noktası boyumuzu aşmayan bir havuzda eğitiyorlardı.O havuzda 30 kadar çocuktuk ve sanıyorum 1 ay kadar sonra oradan 3-4 kişi seçip büyük havuza, yani olimpik havuza almışlardı.Onlar arasında bende vardım.Önce acayip korkmuştum.Boyumu geçmeyen ufacık havuzdan, koca olimpik havuza geçmek okyanusa girmek gibiydi.Başlama taşından atlayıp derinlere dalarak göğsümü o koca havuzun tabanına sürte sürte çocuk halimle bir süre gittiğimi, sonra mantar gibi su yüzeyine bir anda çıkıp havuzun ortasına kadar nefes almadan kulaç attığımı hatırlıyorum.Sanıyorum şimdi denesem yapamam.Burada eğitim devam ederken peder bey benim aidatı yatırmamış.Yatırmayı mı unuttu, parası mı yoktu bilmiyorum.Birgün havuz girişinde aidatı yatırılmayanları ayırdılar ve havuza sokmadılar.Arkadaşlarım içeri girerken ben öylece elimde havlu üzerimde mayo bakakalmıştım.Çok zoruma gitmiş olmalı ki bir daha oraya gitmedim.Amaç orada para kazanmak mıydı, neden öyle bir uygulama yaptılar bilmiyorum.

Biraz vaktinizi alıcam ama konuyla ilgili olduğu için yazmaya devam etmek istiyorum.

Sonraki yıldı herhalde, ksk'nin atletizm kursuna yazıldım bu sefer.Ksk stadının çim sahasında ileri geri koşturuyoruz, ucundaki demir aletlerden geçiyoruz falan.O aletlerde kare şeklinde diz üstü geçilen bir bölüm vardı.O yaşlarda dahi yaptığım işi sorgulayıp daha iyisi nasıl yapılır diye deneme huyum vardı.Herkes oraya geldiğinde diz üstüne çöküp öyle geçerken ben balıklama uçarak geçmeyi uygun gördüm. :) Dönüşte hoca fırça attı, hemen kursu bıraktım.

Bitmedi :D

Aynı yıl yine ksk stadı içinde tribünlerin altında bulunan kapalı basket salonundaki basketbol kursuna katıldım bu sefer.Bir defa takım sporlarını hiç sevmem.Seyretmeyi de sevmem yapmayı da sevmem.Bunu "takım sporları kötüdür, ben süperim tek başıma" falan demek için yazmıyorum.Niyeyse böyle bir karakter özelliği oluşmuş.Ne zaman niye oluştu onu da bilmiyorum.Neyse; sevdiğim bir arkadaşım vardı o kursta, galiba onun gazıyla katılmıştım.Antrenmanlara başladık, birkaç gün geçti.Turnikeye girmeyi falan öğreniyoruz, bir gün saha içi koşu yaparken benim yine alternatif zeka devreye girdi.Karşı duvara kadar ikişerli koşup duvara el ile dokunduktan sonra geri koşup saha çizgisinde bekleyen arkadaşa el ile pas veriyoruz, bu sefer o koşuya çıkıyor.İkili ayrıldığımız için 2 ayrı takım havası oluştu.Millet kendi tarafına tezahurat yapmaya başladı, iş ciddiye bindi.Sıra bana gelince tam gaz çıktım, yanımdaki ile aramız yakındı pek bir fark yoktu, duvara yaklaşırken ben biraz öndeydim.Duvara geldiğimde elimle dokunmak yerine duvara tekme attım!Daha doğrusu hiç hızımı kesmeden duvarda bir adım attım.Böyle yapınca, elle dokunma ve geri dönmek için hızımı sıfırlayıp tekrar arttırma çabasından kurtulacağımı düşünmüştüm.Yani bacağımı yay gibi kullanıp geri zıplayacaktım güya! Elbette fizik kanunları gereği öyle olmadı.Tam gaz duvara yapıştım! Duvara çarpıp kendime gelme sırasında geçen 1 saniyede rakibim duvara dokunup dönüş yoluna çıkmıştı bile.Hemen fırlayıp arkasından yetişmeye çalıştım, saha kenarı çizgisine doğru da yetişir gibi oldum.Onca kayba rağmen aramızda 2 metre falan vardı.Buna rağmen arkadaşlarım bu duruma çok kızdılar hakaret falan ettiler.Tahmin edeceğiniz gibi bir daha gitmedim oraya :)

Bitiriyorum, bu son :)

Ortaokul yıllarında okuduğum okulun spor faaliyetleri çok zayıftı.Futbol maçı dışında bir şey yoktu.Büyük kısmını yandan izleyerek geçirdim.Lise daha iyi olmasına rağmen yine futbol ağırlıktaydı.Benim gibi bir arkadaş bulup teke tek basket maçı yapardık.Liseden sonra askeri okul imtihanlarına girdim.400 metre koşu vardı.Uzun mesafe koşmayı o zamanlar hiç sevmezdim ama 100 metreyi 10,40 da koştuğumu hatırlıyorum.400 metre hiç denememiştim, yapamam diye düşünmüştüm, 1 dakika sınırı vardı.Koşuyu 20 kişi arasında 3. bitirdim.O zaman çok şaşırdığımı hatırlıyorum.Hatta sınavı unutup "ulan atlet mi olsam acaba?" diye düşünmüştüm.


Uzattım kusura bakmayın ama demek istediğim şu.Bu forumda bile benzer örnekler vardır.Yani doğru şekilde eğitilse, çocuğun karakterine göre bir eğitim programı çıkarılsa, katı ve herkese uygulanan sabit eğitim yerine kişiye özel bir eğitim verilse çok başarılı sporcular yetişir diye düşünüyorum.Bir de bizde neden hep eğitimcilerin faşizan, bağırıp çağıran bir tutumu vardır onu da anlamıyorum.Bende mesela bu hep ters etki yaratmıştır.Çocuk diyerek gücenmeyeceğini zannediyorsa eğitimciler çok yanılıyorlar.Çocuklar çok daha fazla güceniyor, farkı ise tepki vermeye çekindikleri için içine atmaları oluyor.Yani sen bir şey olmadığını sanıyorsun, çünkü dışarından bakınca çocuk öylece duruyor ama içinde fırtınalar kopuyor aslında.Onları belli yaşlardan sonra çocuk değil de küçük insanlar olarak görmek ve gerekli saygıyı göstermek lazım.Ben eğitimci değilim, bu konuda bir tane dahi kitap okumadım ama bununla ilgili bir çok yazılı döküman, sosyolojik ve pedagojik kitap olduğundan haberdarım.Tost makinası aldığımızda bile içinden kullanma kılavuzu çıkıyor, açıp bakıyoruz.Çocuğu olanlar acaba çocuk sahibi olmadan önce ve sonra, bir tane dahi çocuk yetiştirme üzerine yazılmış kitap okudular mı?Yada kaç kişi okudu?
 
Utanıyorum. Ama asıl utanması gerekenler Londraya şu kadar sporcu gönderdik diye övünenler olmalı. Bu kadar mı desteksiz bırakılır sporcular ya rezillik.. söyleyecek birsey bulamıyorum.
 
@ihtiyar

ihtiyar abi (sadece son mesajında yazdıklarına bakarak), üstü açık veya kapalı hiçbi tezini desteklemediğimi söylemem gerekiyor :)

benim düşüncem, bi ülkeden her çeşit insanın çıkabileceği yönünde. ayrıca, alışılagelmiş, inanılmış kalıpların dışında işler başaran da çıkabiilir..
genele bakarak politika üretirsek özelleri kaybederiz demeye çalışıyorum...

almanya'da spor nasıldır, hiçbi bilgim yok, yorum yapamam o yüzden... ama temelde futbol'a ve futbolcuya pozitif bi ayrım olduğundan diğerleri geri planda kalıyor olabilir. çocukların çoğunun aklına bile gelmiyordur belki başka bi sporla uğraşmak, bilmem ki :)

yukarda yazdıklarım zaten benim spora bakış açım, ilerde ben bi devlet kurarsam "herkes, her spora" sloganına göre hareket edicem, "ülke genleri" ayrımı yapmıycam :)
 
  • Beğen
Tepkiler: ihtiyar
Geri