Yazılanları okudukça kendi çocukluğum aklıma geliyor ve bir hüzün kaplıyor içimi
Hatırlayanlar vardır, İzmir Bornova'da bugünkü Ankara yolu üzerinde tuborg'un bir yüzme havuzu vardı. (link)
Bizimkiler ben ilkokul öğrencisiyken (1983-84 falan herhalde) buraya yazdırmışlardı.Çocukları küçük havuz denilen, girişi deniz gibi sığ olup, son noktası boyumuzu aşmayan bir havuzda eğitiyorlardı.O havuzda 30 kadar çocuktuk ve sanıyorum 1 ay kadar sonra oradan 3-4 kişi seçip büyük havuza, yani olimpik havuza almışlardı.Onlar arasında bende vardım.Önce acayip korkmuştum.Boyumu geçmeyen ufacık havuzdan, koca olimpik havuza geçmek okyanusa girmek gibiydi.Başlama taşından atlayıp derinlere dalarak göğsümü o koca havuzun tabanına sürte sürte çocuk halimle bir süre gittiğimi, sonra mantar gibi su yüzeyine bir anda çıkıp havuzun ortasına kadar nefes almadan kulaç attığımı hatırlıyorum.Sanıyorum şimdi denesem yapamam.Burada eğitim devam ederken peder bey benim aidatı yatırmamış.Yatırmayı mı unuttu, parası mı yoktu bilmiyorum.Birgün havuz girişinde aidatı yatırılmayanları ayırdılar ve havuza sokmadılar.Arkadaşlarım içeri girerken ben öylece elimde havlu üzerimde mayo bakakalmıştım.Çok zoruma gitmiş olmalı ki bir daha oraya gitmedim.Amaç orada para kazanmak mıydı, neden öyle bir uygulama yaptılar bilmiyorum.
Biraz vaktinizi alıcam ama konuyla ilgili olduğu için yazmaya devam etmek istiyorum.
Sonraki yıldı herhalde, ksk'nin atletizm kursuna yazıldım bu sefer.Ksk stadının çim sahasında ileri geri koşturuyoruz, ucundaki demir aletlerden geçiyoruz falan.O aletlerde kare şeklinde diz üstü geçilen bir bölüm vardı.O yaşlarda dahi yaptığım işi sorgulayıp daha iyisi nasıl yapılır diye deneme huyum vardı.Herkes oraya geldiğinde diz üstüne çöküp öyle geçerken ben balıklama uçarak geçmeyi uygun gördüm.

Dönüşte hoca fırça attı, hemen kursu bıraktım.
Bitmedi
Aynı yıl yine ksk stadı içinde tribünlerin altında bulunan kapalı basket salonundaki basketbol kursuna katıldım bu sefer.Bir defa takım sporlarını hiç sevmem.Seyretmeyi de sevmem yapmayı da sevmem.Bunu "takım sporları kötüdür, ben süperim tek başıma" falan demek için yazmıyorum.Niyeyse böyle bir karakter özelliği oluşmuş.Ne zaman niye oluştu onu da bilmiyorum.Neyse; sevdiğim bir arkadaşım vardı o kursta, galiba onun gazıyla katılmıştım.Antrenmanlara başladık, birkaç gün geçti.Turnikeye girmeyi falan öğreniyoruz, bir gün saha içi koşu yaparken benim yine alternatif zeka devreye girdi.Karşı duvara kadar ikişerli koşup duvara el ile dokunduktan sonra geri koşup saha çizgisinde bekleyen arkadaşa el ile pas veriyoruz, bu sefer o koşuya çıkıyor.İkili ayrıldığımız için 2 ayrı takım havası oluştu.Millet kendi tarafına tezahurat yapmaya başladı, iş ciddiye bindi.Sıra bana gelince tam gaz çıktım, yanımdaki ile aramız yakındı pek bir fark yoktu, duvara yaklaşırken ben biraz öndeydim.Duvara geldiğimde elimle dokunmak yerine duvara tekme attım!Daha doğrusu hiç hızımı kesmeden duvarda bir adım attım.Böyle yapınca, elle dokunma ve geri dönmek için hızımı sıfırlayıp tekrar arttırma çabasından kurtulacağımı düşünmüştüm.Yani bacağımı yay gibi kullanıp geri zıplayacaktım güya! Elbette fizik kanunları gereği öyle olmadı.Tam gaz duvara yapıştım! Duvara çarpıp kendime gelme sırasında geçen 1 saniyede rakibim duvara dokunup dönüş yoluna çıkmıştı bile.Hemen fırlayıp arkasından yetişmeye çalıştım, saha kenarı çizgisine doğru da yetişir gibi oldum.Onca kayba rağmen aramızda 2 metre falan vardı.Buna rağmen arkadaşlarım bu duruma çok kızdılar hakaret falan ettiler.Tahmin edeceğiniz gibi bir daha gitmedim oraya
Bitiriyorum, bu son
Ortaokul yıllarında okuduğum okulun spor faaliyetleri çok zayıftı.Futbol maçı dışında bir şey yoktu.Büyük kısmını yandan izleyerek geçirdim.Lise daha iyi olmasına rağmen yine futbol ağırlıktaydı.Benim gibi bir arkadaş bulup teke tek basket maçı yapardık.Liseden sonra askeri okul imtihanlarına girdim.400 metre koşu vardı.Uzun mesafe koşmayı o zamanlar hiç sevmezdim ama 100 metreyi 10,40 da koştuğumu hatırlıyorum.400 metre hiç denememiştim, yapamam diye düşünmüştüm, 1 dakika sınırı vardı.Koşuyu 20 kişi arasında 3. bitirdim.O zaman çok şaşırdığımı hatırlıyorum.Hatta sınavı unutup "ulan atlet mi olsam acaba?" diye düşünmüştüm.
Uzattım kusura bakmayın ama demek istediğim şu.Bu forumda bile benzer örnekler vardır.Yani doğru şekilde eğitilse, çocuğun karakterine göre bir eğitim programı çıkarılsa, katı ve herkese uygulanan sabit eğitim yerine kişiye özel bir eğitim verilse çok başarılı sporcular yetişir diye düşünüyorum.Bir de bizde neden hep eğitimcilerin faşizan, bağırıp çağıran bir tutumu vardır onu da anlamıyorum.Bende mesela bu hep ters etki yaratmıştır.Çocuk diyerek gücenmeyeceğini zannediyorsa eğitimciler çok yanılıyorlar.Çocuklar çok daha fazla güceniyor, farkı ise tepki vermeye çekindikleri için içine atmaları oluyor.Yani sen bir şey olmadığını sanıyorsun, çünkü dışarından bakınca çocuk öylece duruyor ama içinde fırtınalar kopuyor aslında.Onları belli yaşlardan sonra çocuk değil de küçük insanlar olarak görmek ve gerekli saygıyı göstermek lazım.Ben eğitimci değilim, bu konuda bir tane dahi kitap okumadım ama bununla ilgili bir çok yazılı döküman, sosyolojik ve pedagojik kitap olduğundan haberdarım.Tost makinası aldığımızda bile içinden kullanma kılavuzu çıkıyor, açıp bakıyoruz.Çocuğu olanlar acaba çocuk sahibi olmadan önce ve sonra, bir tane dahi çocuk yetiştirme üzerine yazılmış kitap okudular mı?Yada kaç kişi okudu?