Film yeni değil ama ben yeni izledim. Eh, her yeni izlediğim eski filmden bahsedecek değilim ama ülkemizden böyleleri çıkıyorsa ve hak ettiği ilgiyi görmüyorsa bahsetmek boynumuzun borcudur.
Reha Erdem’in Beş Vakit isimli filminden bahsetmiştim:
https://www.bisikletforum.com/showthread.php?t=33690
Hayran kalınca “dur bakalım başka neler varmış bu aşmış insanda” dedim ve bu filmini de aldım. Bu benim daha bi hoşuma gitti yahu. Harika bir film. Peki bu filmin ismini ben niye hiç duymadım ki daha önce. Tamam, TV ile alakam yok. İsimleri de bilmem, Reha Erdem ismini ööle duyardım arada ama bu kadar harika filmleri olduğunu bilmezdim. Ama mesela Babam ve Oğlum’u duymuştum, onu zaten herkes bilir. Ya da her yıl böyle birkaç yerli filmin muhabbeti herkes tarafından yapılır. “Korkuyorum Anne” filmini ise duyduğumu hiç hatırlamıyorum. Ama neredeyse şimdiye kadar izlediğim en iyi Türk filmi diyeceğim. Hatta başlıkta dedim ama siz yine de bana bakmayın. Çünkü ben düzenli bir sinema takipçisi değilim. Bu aralar can sıkıntısından sardım biraz işte.
Şöyle düzelteyim: Benim en çok beğendiğim Türk filmi.
Velhasıl filmle yeni tanışıyor olmama şaşırdım. Umarım sadece benim ayıbımdır. Umarım bu film hak ettiği ilgiyi görmüştür de benim haberim olmamıştır. Ve yine yeni öğrendiğime göre filmin ilk ismi “İnsan nedir ki” imiş (daha uygunmuş sanki), sonra yeniden kurgulanmış ve “Korkuyorum Anne” olmuş.
Filmi baştan sona özet geçmeyeyim. Zaten yine benim kaçırdığım bi dolu detay vardır. Bunlar için ekşisözlük’e bi uğrarsınız. Ben sadece hoşuma giden bazı noktaları anlatayım, bir iki alıntı yapayım.
Filmde en çok hoşuma giden iki şey şunlar: Sıcak ve renkli bir atmosferinin olması ve insanı basitçe tanımlaması.
Evet, sıcacık bir havası var. İnsanlar sıcacık, renkler sıcacık. Kızlar hep çiçekli elbiseler içindeler. Evler rengarenk. Tam Akdenizli. Keşke tüm dünya bu filmi izlese de Türk insanının aslında böyle rengarenk bir Akdenizli olduğunu görse. Hem de böyle harika filmler yaptığımızı görseler. İyi ki Akdenizliyim dedim filmin sonunda ve yurtdışına kaçma planlarımı bi daha gözden geçirmeye başladım. Her ne kadar beni yeni tanıyanlar İskandinav soğukluğunda olduğumu düşünseler de
Ve film insanı en temel ve en yalın haliyle anlatıyor:
- İnsan nedir ki? Et, kemik, yağ, sinir. Danadan ne farkımız var!
Tabi böylece bırakmıyor. Öncelikle bunu kabul etmemizi istiyor ama sonra da bizi danadan ayıran özelliklerimizden de bahsediyor. Ama danadan ayrılıp ayrılmamak senin elinde diyor.
Sonra da bize verilmiş bu beden ile barışmamızı ve hayata sımsıkı sarılmamızı öğütlüyor:
- Derin bir nefes alıyoruuz. Ciğerlerimizi dolduruyoruuz. Dimdik duruyoruz. Dimdik! Çok gururluyuz çoook. İyi ki varız diyoruz, iyi ki varız!
Ayrıca bir iki ufak alıntı:
- köpekler bizi içimizde kemik var diye mi ısırıyo?
- hayır, içimizde kalp yok diye.
Derisiz halimizi gören teyzemiz haline şükreder:
- Ey yüce Rabbim, iyi ki üstümüzü örtmüşsün.
Hafızasını yitiren gencimize yakınları kendilerini hatırlatmaya çalışırlar ama zordur tabi:
- Ne zormuş insanın kendini tanıtması.
(Tabi önce kendini tanımak gerek ki sonra belki tanıtabilirsin, değil mi?)
İzninizle ben şimdi gidip aynada kendimi seyredeceğim. Sonra derin bi nefes alıp diyeceğim ki: İyi ki varım be.
Reha Erdem’in Beş Vakit isimli filminden bahsetmiştim:
https://www.bisikletforum.com/showthread.php?t=33690
Hayran kalınca “dur bakalım başka neler varmış bu aşmış insanda” dedim ve bu filmini de aldım. Bu benim daha bi hoşuma gitti yahu. Harika bir film. Peki bu filmin ismini ben niye hiç duymadım ki daha önce. Tamam, TV ile alakam yok. İsimleri de bilmem, Reha Erdem ismini ööle duyardım arada ama bu kadar harika filmleri olduğunu bilmezdim. Ama mesela Babam ve Oğlum’u duymuştum, onu zaten herkes bilir. Ya da her yıl böyle birkaç yerli filmin muhabbeti herkes tarafından yapılır. “Korkuyorum Anne” filmini ise duyduğumu hiç hatırlamıyorum. Ama neredeyse şimdiye kadar izlediğim en iyi Türk filmi diyeceğim. Hatta başlıkta dedim ama siz yine de bana bakmayın. Çünkü ben düzenli bir sinema takipçisi değilim. Bu aralar can sıkıntısından sardım biraz işte.
Şöyle düzelteyim: Benim en çok beğendiğim Türk filmi.
Velhasıl filmle yeni tanışıyor olmama şaşırdım. Umarım sadece benim ayıbımdır. Umarım bu film hak ettiği ilgiyi görmüştür de benim haberim olmamıştır. Ve yine yeni öğrendiğime göre filmin ilk ismi “İnsan nedir ki” imiş (daha uygunmuş sanki), sonra yeniden kurgulanmış ve “Korkuyorum Anne” olmuş.
Filmi baştan sona özet geçmeyeyim. Zaten yine benim kaçırdığım bi dolu detay vardır. Bunlar için ekşisözlük’e bi uğrarsınız. Ben sadece hoşuma giden bazı noktaları anlatayım, bir iki alıntı yapayım.
Filmde en çok hoşuma giden iki şey şunlar: Sıcak ve renkli bir atmosferinin olması ve insanı basitçe tanımlaması.
Evet, sıcacık bir havası var. İnsanlar sıcacık, renkler sıcacık. Kızlar hep çiçekli elbiseler içindeler. Evler rengarenk. Tam Akdenizli. Keşke tüm dünya bu filmi izlese de Türk insanının aslında böyle rengarenk bir Akdenizli olduğunu görse. Hem de böyle harika filmler yaptığımızı görseler. İyi ki Akdenizliyim dedim filmin sonunda ve yurtdışına kaçma planlarımı bi daha gözden geçirmeye başladım. Her ne kadar beni yeni tanıyanlar İskandinav soğukluğunda olduğumu düşünseler de
Ve film insanı en temel ve en yalın haliyle anlatıyor:
- İnsan nedir ki? Et, kemik, yağ, sinir. Danadan ne farkımız var!
Tabi böylece bırakmıyor. Öncelikle bunu kabul etmemizi istiyor ama sonra da bizi danadan ayıran özelliklerimizden de bahsediyor. Ama danadan ayrılıp ayrılmamak senin elinde diyor.
Sonra da bize verilmiş bu beden ile barışmamızı ve hayata sımsıkı sarılmamızı öğütlüyor:
- Derin bir nefes alıyoruuz. Ciğerlerimizi dolduruyoruuz. Dimdik duruyoruz. Dimdik! Çok gururluyuz çoook. İyi ki varız diyoruz, iyi ki varız!
Ayrıca bir iki ufak alıntı:
- köpekler bizi içimizde kemik var diye mi ısırıyo?
- hayır, içimizde kalp yok diye.
Derisiz halimizi gören teyzemiz haline şükreder:
- Ey yüce Rabbim, iyi ki üstümüzü örtmüşsün.
Hafızasını yitiren gencimize yakınları kendilerini hatırlatmaya çalışırlar ama zordur tabi:
- Ne zormuş insanın kendini tanıtması.
(Tabi önce kendini tanımak gerek ki sonra belki tanıtabilirsin, değil mi?)
İzninizle ben şimdi gidip aynada kendimi seyredeceğim. Sonra derin bi nefes alıp diyeceğim ki: İyi ki varım be.


