Bisikletimle Türkiye Yollarında, 5. Etap, Çanakkale-İstanbul

Konu, 'Şehirlerarası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında Ahmet Salih Özenir tarafından paylaşıldı.

  1. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    5.Etap ÇANAKKALE - İSTANBUL

    26 Haziran 2010, Cumartesi, 26. gün, Lapseki – Keşan

    Zor oldu ama uyandım… Bana göre ilk gemiye yetişmeye çalıştım… Yirmi 4 saat gemi varmış kıtalararası çalışan. Kıtalararası… Evet, öyle değil mi? Kuzenimle geceden vedalaştığımız için, onu uyandırmadan sessizce ayrıldım evden. Sağ olsun beni misafir etti, ağırladı.

    İşte böyle olur gemi… Neymiş efendim, sezon açılmamış yarını beklemeniz gerekiyor… “Yok öyle bir şey…” desem de, bekledim paşa paşa… Benim bildiğim; gidersin deniz kenarındaki iskeleye, sahildeki babaya sıkıca bağlıdır gemi, kendi başına uzaklaşmasın bir yerlere diye, usulca seni bekliyor olur orda… Binersin, biraz da heyecanla. Gidersin, senin gideceğin yere… Hem de 2 TL’ye. Datça Bodrum arasında verdiğim parayla, burada 12,5 defa karşıya geçerim biliyor musunuz?…
    [​IMG]

    Erken olduğu için daha,
    [​IMG]

    deniz bile bom boş…
    [​IMG]

    Seyahatimi yapacağım gemi…
    [​IMG]

    Dar açıdan kaptanın manevrasına bakıyorum merakla…
    [​IMG]

    Bindiğim gemi bizi Gelibolu’ya götürürken, ben de sakince
    [​IMG]

    Annemin, bu yıl kaybettiğimiz teyzesinin evini seçmeye çalıştım.
    [​IMG]

    Emin olamayınca sıkılıp öne gittim. Her şey yolunda, seyir güvenli…
    [​IMG]

    N’olamaz… Marmara’dan boğaz aşağı kaptırmış gelen bir gemi, aniden önümüze çıktı…
    [​IMG]

    Beyaz renkli devasa gemi, göz açıp kapayıncaya kadar önümüzdeydi… Çift karbüratör taktırmış sanıyorum…
    [​IMG]

    Bizim kaptan, üstün bir manevrayla, adeta bir kuğu gibi süzülen gemiyi “Milim farkla” sıyırmadan geçti…
    [​IMG]

    Sen bittin olm… Boğaz çıkışındaki ekibe bildirecem plakanı… Biz olsak özür babında bir iki düdük öttürürüz…
    [​IMG]

    Gelibolu.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Bakın ayak basıyorum… Turum artık “Avrupa’da” devam edecek…
    [​IMG]

    Şehrin içinden geçtim.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Acele edin biraz… Ne için, biliyorsunuz…
    [​IMG]

    Trakya toprağının bereketi…
    [​IMG]

    Saros körfezi… Öbür ucuna dolanacağım herhalde…
    [​IMG]

    Değişik yapılar…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Saros körfezinin dibindeyim…
    [​IMG]

    Buralarda rüzgar her yönden esmeye başladı…
    [​IMG]

    İlk belgeselim. Uzun bekleyişden sonra yere konacak bir leylek seçtim…

    Amacı belli, inecek…
    [​IMG]

    İşte, iniş gerçekleşti…
    [​IMG]

    Şöyle bir bakındı, yem var mı?
    [​IMG]

    Gagasına layık bir şey göremedi…
    [​IMG]

    Ayakları yerden kesti…
    [​IMG]

    Ve havada… Olmamış mı belgesel gibi?...
    [​IMG]

    Kocaçeşme köyü yakınlarındaki bir benzincide, Koru Dağı öncesi besin takviyesi yaptım.
    [​IMG]

    Sakinlikle benim beslenmemi, sonra da onu beslememi bekledi…
    [​IMG]

    Keşan Bisiklet Grubundan Kamil Tabak bey aradı, yol hakkında konuştuk.

    Koru Dağına yaklaşırken.
    [​IMG]

    Biliyorsunuz, istemiyorum bu bulutları…
    [​IMG]

    Demek gerekiyor buralarda…
    [​IMG]

    Ardımda kaldı Saros.
    [​IMG]

    Kaçma, kaçma!... Biz bisikletliyiz… Kime zararımız oldu ki…
    [​IMG]

    Titriyor bu… Trakya’nın koca dağında, elimde titreyen bir can… Fena yaralı…
    [​IMG]

    Bunun için bile bu kadar yolu tepebilirdim… Nasıl unuturum ben bu dağı?…
    [​IMG]

    [​IMG]

    “Burada bir tabela var Kamil bey… Zirvesi mi bu dağın?”, “Geçmiş olsun kardeşim…”
    [​IMG]

    Trakya’da ilk ilim.
    [​IMG]

    Göz alabildiğine, doyasıya orman…
    [​IMG]

    Her çıkışın ardı…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Ovada çeltik tarlaları,
    [​IMG]

    yeşil bitmese…
    [​IMG]

    Tabelayı geçtikten az sonra,
    [​IMG]

    birden önüme geçip durdurdu beni, bu araba…
    [​IMG]

    Devamı var…
     
  2. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    Arabadan inip yanıma gelen iki adam, “Siz Ahmet beysiniz değil mi?”. “E, e, evet…” Bir an huzursuz oldum… Çünkü, Çanakkale’deki basın açıklamamı izlemeye gelen polis, “Buradan nereye gideceksiniz?” diye sormuş, notlar almıştı. Acaba ilgili olabilir mi diye düşündüm ve fakat bu arkadaşlar gülümsüyorlar…

    “Bizi Hakan Eşme gönderdi, arkadaşlarıyız onun. Sizi onun yanına götürmeye geldik…”

    “Bizi takip edin!”

    “Ta ta tamam…”
    [​IMG]

    “Aman Allah’ım, bu Hakan Eşme nasıl biri?”

    “Yoksa, o güzel gezilerin fotoğraflarındaki mutlu insanlar…”

    “Hakan beyi takip edin…” mi dendi onlara da?..

    Beni hiç bilmediğim caddelerden, “Off, ekmek de mis gibi koktu ya…”
    [​IMG]

    ve sokaklardan geçiriyorlar…
    [​IMG]

    Çok iyi hatırlıyorum; Bisiklet Forum’da bizler gibi bisiklet süren bir insandı…

    “Peki bu adamları göndermek neyin nesi?..”

    “Tamam, şu köşeden kaçayım…”

    Ne mümkün, biri sürekli dönüp bakıyor… Sadece o mu? Herkes… Herkes onun adamı…
    [​IMG]

    “Ne yapsam? Kalabalığa mı karışsam?...
    [​IMG]

    Velhasıl dostlar; şirin bir çarşı içindeki küçük bir dükkana götürdüler beni. Orada, Keşan’ın güzel gezilerini yapan ve bizlerle paylaşan Keşan Bisiklet Grubu ile buluştuk. İşin aslını orada anladım; günlerden cumartesi olduğu için, arkadaşlar işlerini bırakıp beni karşılamaya gelememişler, fakat Harun Akalın ve Muammer Taşkıran beyleri motorize olarak göndermişler, sağ olsunlar.

    Keşan’lı bisiklet sevdalıları ile orada biraz sohbet ettik, çaylarımızı içtik. Bir süre önce Türkiye’nin Bisiklet Sevdalıları ile paylaştığım, 1953 yılında yapılan Adana-İstanbul Bisiklet Turu’nun kahramanlarından Muzaffer Erol Gez’in selamını getirdim onlara. Çok memnun oldular… Beni misafir edecekleri öğlen yemeğine gitmeden önce çekildik, bu aile fotoğrafını. (Soldan) Harun Akalın, Faruk Eker, Muammer Taşkıran, Aytekin Eliüs, İlkutay Eker (Ufaklık), ASÖ, Kamil Tabak, Hakan Eşme, Haluk Akalın.
    [​IMG]

    Yakındaki, bildikleri bir lokantada yedik yemeğimizi. Garson “Ben iyi çekemem.” demişti, haklıymış…
    [​IMG]

    Yemekten sonra, Zirve Dağcılık olarak basına haber verdiler, haber için görüşmemiz oldu gazeteci arkadaşla.

    “Saat üç ½, ben bir İpsala yapsam”…

    Dörtyol’a kadar Muammer Taşkıran ve Aytekin Eliüs, rehberlik ettiler bana, sonra izin isteyerek yoluma devam ettim…
    [​IMG]

    İlk kapıma, İpsala’ya gidiyorum… Bu gri, ama açık gri bulutlar mı korkutacak beni?..
    [​IMG]

    Bagaj olmayınca farkında olmadan hızım o kadar arttı ki… 5 on kilometre sonra dalağım şişti, aktif dinlenmeye geçerek yola devam ettim bir süre. Vücut da haklı; bir aydır ortalama 20 ile sürmüşüm, neyime gerek hız… Bünyem düzene girdikten sonra, yüklü ile yüksüz arasında bir hızla sürdüm Siyah Bisikletimi.

    Bir belgesel daha çekeyim mi?
    [​IMG]

    Yarın ki durağım Edirne, fakat Tema temsilcisine ulaşamıyorum, bendeki numara yanlış herhalde…

    Trakya’yı çözdüm… Mutedil eğimler… Bilirsiniz, hani çok uzaktan, yani Atlas okyanusunun ortasında sandalınızdasınızdır siz, oralardan bir transatlantik geçer ya, öyle işte, dalgaları da 6-7 dakika sonra yanınıza gelir… Ağır ağır, aralıklı ve fakat çok yükselmeden…
    [​IMG]

    Amanın, yaklaşıyor muyum ne?
    [​IMG]

    Üstteki fotoğrafta gördünüz, yağmurluğum bagajda… Unutmuşum söylemeyi, diğer bütün yükümü Haluk Akalın beyin dükkanına bıraktım. Ne taşıcam boşuna…
    [​IMG]

    İşte hudut… Daha doğrusu tabelası, önündekiler de Ahmet ve orada tanıştığı gençler. Şaşırdılar beni görünce, birlikte çekilmek istediler fotoğrafı, neden olmasın?
    [​IMG]

    Burası benim ilk kapım… Üç deniz 1 de kapım oldu…
    [​IMG]

    Yunanistan’dan gelseydim göreceğim ilk tabelalar.
    [​IMG]

    Gönül bu, ister ki aralarında, “Türkiye yollarında sürmeye hakkı olan bisikletlilere dikkat...”de olsun…
    [​IMG]

    Diyor ki;
    [​IMG]

    Uçar gibi dönüyorum Keşan’a. Bagaj yok, rüzgar da arkadan esiyor…
    [​IMG]

    Dörtyol’da bu fotoğrafı çekerden, bir araba usulca geçti yanımdan ve hemen önümde durdu… Yaa, n’oluyor? Valla takip makip etmem, bilesiniz…
    [​IMG]

    Bahsetiğim araba var ya, unutmayın onu… Dünya küçük…

    “Yukarı eğimli” bir Keşan sokağı…
    [​IMG]

    Haluk beyin dükkanındaki yükümü aldıktan sonra, Hakan bey, Keşan Bisiklet Topluluğu olarak misafir edecekleri, çarşı içindeki bir otele götürdü beni.

    Hemen yerleştim, biraz günlük temizlik işlerimi halledip, Haluk beyin dükkanına gittim. Hakan bey sordu, “Nasıl otel odası, rahat mı acaba?”, “Kral dairesini tutmuşsunuz, olmaz mı rahat…” sağ olun, var olun…

    Hakan beyin misafiri olarak gittiğimiz lokantada ve sonra da bürosunda, sohbetimize devam ettik. Son günlerin fotoğraflarını yedekledim bu arada. Sabah çorbacıda buluşmak üzere ayrıldık…

    Güzel anlatımlarıyla, beni ta Mersin’den turlarına katan, cana yakın, koca yürekli bu insanları tanıdığım için çok mutluyum. Yarın, Edirne. İkinci kapım…

    “Saat de geç olmuş ya, ayıp olur bu saatte ararsam… Neyse, yarın sabah ararım.”

    26. gün; hava: Parçalı bulutlu, tur süresi: 9:20, yol süresi: 7:11, yol: 135,5 km, toplam yol: 2138 km.

    Harita: http://www.mapmyfitness.com/route/tr/kesan/844128747224374121
     
  3. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    27 Haziran 2010, Pazar, 27. gün, Keşan – Edirne

    Rahat yatak dünden bir şey bırakmamış. Hemen perdeyi araladım, “Ohh, çok güzel bir hava…”
    [​IMG]

    Bir gezilerinden hatırlıyorum bu çorbacıyı, kaldığım Şaplı Prestij otelin yan tarafında.
    [​IMG]

    Hakan bey ile…
    [​IMG]

    Ayrılacağımız Dörtyol kavşağına doğru…
    [​IMG]

    Benim yolum Edirne’ye dostlar… Hadi, vedalaşalım… Ama çabuk, sevmem de…
    [​IMG]

    Soldan; Mustafa Uygun, Hakan Eşme, Ahmet Toros, Ahmet Buruk, Aytekin Eliüs, Muammer Taşkıran, Recep Pekcan, Ahmet Murat Gürer, ve Cengizhan Aktan, sizleri ve dün birlikte olduğumuz arkadaşları tanımaktan onur duydum.
    [​IMG]

    Ardımda Keşan,
    [​IMG]

    önümde Edirne…
    [​IMG]

    “Evet, artık arayabilirim. Ulaşılamıyor…”

    [​IMG]

    Bu civarda yol üstündeki küçük işletmeler, güvenliklerini sağlamak için olsa gerek, bahçelerine köpeklerini salmışlar. Köpekler öyle saldırgan havlıyorlar ki… Kimi havlıyor, kimi benim paralelimde koşuyor, tel örgü boyunca. Hep aklıma bir reklam geliyor, sanıyorum gazoz reklamıydı. Adam tellere güvenerek efeleniyor, telin diğer tarafındaki köpek de yırtıyor kendini, saldırmak için. Sonra ne mi oluyor? Tel bitiyor… Neme lazım…

    Uzunköprü
    [​IMG]

    ve çalışkan köylüsü… Çok hoşuma gitti köylünün heykeli…
    [​IMG]

    Üstündeyim…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Sultan’ın, onarım fermanı…
    [​IMG]

    Fil motifini fark ettiniz mi siz de?
    [​IMG]

    Amcalarım, yakışıyor mu bu eserin altına bu nehir? Ne fena kokuyor, hem de zifir gibi…
    [​IMG]

    Eserinle yaşıyorsun Muslihittin Usta’m…
    [​IMG]

    Köprünün yanıbaşındaki benzincide mola verdim. Çalışan arkadaşlar çaylarının hazır olduğunu söyleyip, buyur ettiler sağ olsunlar. Sohbet ettik, bisiklet turumu çok ilginç buldular. Nedense, tanıştığım kişilerin pek çoğu kendilerinden birinin böyle bir gezi yapmasını yadırgıyorlar, hayretle karşılıyorlar genellikle…

    “Bir kez daha arayayım… Yine ulaşılamıyor…”

    Turun haritalarını çizebileceğim siteyi öneren, Ebis’den Ali Alper Uyar ve Keşan’lı arkadaşlarım, Edirne’ye giden Tayakadın yolunun, daha güzel ve kısa olduğunu söylemişlerdi. Aklıma yatmıştı bu önerileri. Hem sınıra daha yakın geçecek, hem de köyleri görecektim. Demircili yoluna saptım Uzunköprü’nün çıkışında.

    Meriç’in bereketi.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Yola bakar mısınız?
    [​IMG]

    “Turkish delight…” değil mi?..
    [​IMG]

    Aç kollarını Ahmet…
    [​IMG]

    Çakmak Köyde öğlen yemeği için mola verdim. Köy kahvesinin yanındaki marketten bir şeyler aldım, orada atıştırdım köylülerle sohbet ederken.

    “Her halde açmıştır, arayayım… Yine ulaşılamıyor… Hata bende…”

    Çocuklar her yerde aynı… Saymadım ama, biri birinden güzel çocukların bana “Helloooo” dediği, belki 50. belki de 100. köy olmuştur Çakmak köy…

    Buralarda bir köyden çıkarken, bir evin bahçesinden sesleniyordu çocuk, “Hellooo, helllooo…” Çocukların kendi dillerinde cevap duyduklarında, ne kadar şaşırıp üzüldüklerini, bir çeşit hayal kırıklığı yaşadıklarını onlarca kez gördüğümden, artık cevap vermeden, duymamış gibi yaparak geçiyordum. Fakat bu çocuk çok ısrarcı, bulmuş bir bisiklet düşmüş peşime…

    “What is your name?”
    Durdum.
    “Ahmet, ya senin?”
    O da durdu.
    “….”
    “Çocuğum, sen de söylesene adını.”
    “….”

    Oralar uzak… Başkalarının…
    [​IMG]

    Hava o kadar sıcak ki,
    [​IMG]

    hayvanları gölgelendiriyorlar…
    [​IMG]

    “Off ya ulaşılamıyor… Söylemişti, bir gün önce arayın diye…”

    Çeltik tarlaları… Rengine bayılıyorum.
    [​IMG]

    “Şebekeden mi yoksa?..”

    Bana biraz müsaade bu arada fotoğraf çekilmiyormuş… Yunanistan’a en yakın noktadayım, sohbet ettim orada çalışan yol işçileriyle, ama fotoğraf yok…

    Hemen oradaki Saçlımüsellim köyünde konaklayanlar.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Yol kenarlarında, sık sık böyle mezarlar gördüm bu civarda. Hac yolunda vefat edenlerinmiş.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Edirne’de her yer bayrak… Kırkpınar Güreşleri bitmek üzere.
    [​IMG]

    “Tamam, hele bir yere yerleşeyim… Bir şekilde ulaşırım Serkan beye, konuşuruz…”

    Neden Keşan’da o araba yavaşça önüme geçip durdu acaba? İçindekiler de konuşacak gibi baktılar halbuki…

    [​IMG]

    Mimar Sinan’ın Hacılar Mezarı.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Bisikletimin güvende olabileceği ilk kafede, internetten Edirne Bisiklet Kulübü Derneğinin (EBİS) telefonunu aldım. Aradım, başkan beyle tanıştık. Geleceğimden haberi yokmuş ve şehir dışındaymış. Serkan Doruktufan beye ulaşamadığımı söyleyince “Bir arkadaşım hemen size ulaşacak…” dedi. Arkasından Yönetim Kurulundan Sadi Çalışkan bey aradı, Keşan’da olduğunu, kalabileceğim bir yer de ayarlanmadığını, kentin güreşlerden dolayı dolu olduğunu söyledi.

    “Sorun değil, ben ayarlarım…”

    Çarşıyı gezindim biraz….
    [​IMG]

    Cıvıl cıvıl,
    [​IMG]

    özlemişim çarşı gezmeyi.
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Londra Asfaltında otel ve pansiyonlar olduğunu öğrenince, o tarafa gittim. Uygun bir pansiyon bakmaya başladım. Birkaç yeri gezince fiyatlar hakkında fikrim oluştu… Bir pansiyonun fiyatı hesaplıydı, çarşıya da yakın olduğunu görünce “Burada kalabilirim.” diye düşündüm…

    Burası bir bayanın işlettiği yer.

    “Ya bisikletim?”
    ”Bodruma bırakabilirsiniz”
    “Oda temizlenmiştir değil mi?”
    “Siz hep böylesiniz, DEFOOOLL pansiyonumdan”
    “N’oluyor, soramaz mıyım?”
    “Soramazsın.”
    “5 yıldızlı mı burası? Nihayetinde pansiyon, otel bile değil”
    ”DEFOOOLLL”
    “Sen beni kovamazsın, ben burada kalmıyorum”…

    Bodrumdaki bisikletimi alıp kapıdan çıkarken, hala neden olduğunu anlayamadığım homurtuları geliyordu…

    “Hemen bir soda içeyim”, ne demişler “Ayılana gazoz, kovulana soda…” “Bir de dondurma yiyim, neşelenirim”. Esnaf, zaman zaman böyle sorunlar olduğunu söylüyor o pansiyonda…

    Serkan bey aradı, nihayet o ulaşabildi…

    “Abi neredesin?”
    “Kovulduğum pansiyonun önündeyim”
    “Ne… Kovulduğun mu?”
    “Evet.”
    “Hangi pansiyon?”
    “Star.”
    “Sen ayrılma oradan, hemen geliyorum”

    Ben de bir şeyler yiyeyim bari, hayatımda ilk defa DEFOL duymak ağır geldi… Moralimi düzeltmeliyim…

    Bisikletimi pikabının kasasına yüklediği gibi, iyi bir tatlıcıya götürdü beni sağ olsun. “Bari ağzını tatlandıralım Abi.” diyerek. Mahçup olmuştu gereksiz yere, bir sorumlu varsa o da bendim… Serkan beyle 3-4 gün önce görüştüğümüzde, Biga’da olduğumu ve yağmur durumuna göre yola çıkacağımı söylemiştim. O da “Edirne’ye gelmeden 1 gün önce ararsanız iyi olur.” demişti. Dün akşam, yatmadan önce aklıma geldi Serkan beyi arayacağım, ama doğrusu geç olduğu için, ayıp olur diye düşündüm. “Hata benim” dedim ya. Bu gün de o telefonunu hiç açmamış…

    Oradan Beden Terbiyesi Sporcu Oteline gittik. Kentte sporcular olduğundan otel doluymuş. Ebis’in misafiri olduğumu söyleyerek yerimi ayarladılar sağ olsunlar.
    [​IMG]

    Yarın ki programımdan bahsettim Serkan beye, kendisi olamasa da, mutlaka bazı arkadaşlarının beni yalnız bırakmayacaklarını söyledi… Vedalaştık.

    Akşam olmadan ben de biraz merkeze indim, yok yok çıktım…

    Edirne’nin “Tacı”; Selimiye Camii.
    [​IMG]

    O’nun eseri…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Bahçesinde bir çadır…
    [​IMG]

    Hemen yolun karşısındaki Eski Camii.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Hoşuma gitti çektiğim bu kare.
    [​IMG]

    Her yer yeşil, her yer park…
    [​IMG]

    Süpürge Üreten.
    [​IMG]

    Yarın için kahvaltılıklarımı alıp, geç olmadan döndüm otele… Sadi bey, Keşan’dan erken gelebilirse bana uğrayacağını söylemişti, uğramadığına göre gelmemiştir sanırım.

    Yarın 2. kapı, Kapıkule…

    27. gün; hava: Güneşli, tur süresi: 7:30, yol süresi: 6:06, yol: 111,7 km, toplam yol: 2250 km.

    Harita: http://www.mapmyfitness.com/route/tr/edirne/898128747472363415
     
  4. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    28 Haziran 2010, Pazartesi, 28. gün, Edirne – Kırklareli

    Çok erken uyandım, hava kapalı ve rüzgarlıydı. Sonradan fark ettim ki otelin camları koyu renkli, hava da çok kapalı değil. Ben hazırlanıp aşağı ininceye kadar rüzgar da azaldı.

    Otelin önünde beni Tugay Demircan, Oktay Yatkın ve Furkan kardeşim bekliyordu. Gençlerle sohbet ederken Utku Zorlutuna’da katıldı bize, yola çıktık Kapıkule’ye doğru. Utku bey, Ebis’in antrenörü, Furkan’ı o çalıştırıyormuş. Bugünkü programlarını bana göre düzenlemişler. Türkiye turumda ilk defa antrenörle sürüş yapacağım, daha doğrusu hayatımda ilk defa… Utku hocam sürekli Furkan’a taktikler verip, temposunu ayarlıyor.

    Oktay, Tugay ve ben, yetişmeye çalışıyoruz onlara…
    [​IMG]

    “Bu hızla 1 haftada bitiririm bu turu…”

    Bakmayın önde olduğuma, bir gayretle, sesimi duyurabilecek kadar yakınlarına gelebildiğimde, fotoğraf çekmek için öne geçmek istediğimi söyledim…
    [​IMG]

    Bir saniye bile yavaşlamadığımızdan, fotoğraf motoğraf çekemedim giderken… Kısmet olursa dönüşte…

    İşte Kapıkule, oldu 3 deniz 2 kapı… Soldan; Oktay Yatkın, Tugay Demircan, ben ve Utku Zorlutuna. Furkan, tempo ve gerekli talimatları alarak Edirne’ye döndüğünden, aramızda olamadı.
    [​IMG]

    Çok güzel olmuş buralar… 1979’da ülke dışına çıkarken gördüğüm, içler acısı durumunu hatırlıyorum da…
    [​IMG]

    “Gelirken olamadı ama acaba diyorum, giderken fotoğraf çekebilecek miyim?”
    “Tabii, zaten yavaş gideceğiz.”
    “Ohh, dersi kırdık çocuklar…”

    Bizim de hızımız gezinti düzeyine düşmüş oldu…
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Gazimihal Camii
    [​IMG]

    ve önündeki Gazimihal Köprüsü.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Şahmelek Camii.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Yeşil, ama her yer…
    [​IMG]

    Utku bey, Selimiye Camii önünde bizden ayrıldı. Tugay ve Oktay’a Mersin’e bir şeyler göndermek için, kargo şirketi bulmam gerektiğini söyledim. Farkında mısınız hala bir şeyler fazla geliyor… Beraber aramaya başladık kargo şirketini, olay şehir turuna dönüştü…
    [​IMG]

    Eski sokaklara dalınca,
    [​IMG]

    unuttuk gittik kargoyu…
    [​IMG]

    Utku bey “Buraya kadar gelmişken gidin.” demişti, gençler de “Diğerine de götürelim mi Abi.?” deyince, “Hadi gidelim.” dedim.

    Tunca Nehri ve Tunca Köprüsü.
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Aradaki dar toprak parçası,
    [​IMG]

    bizi Meriç Nehri ve Meriç Köprüsü’ne taşıdı. (Bu fotoğrafı dönüşte çektim.)
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Tavan işlemesi en güzel, yere yatarak çekilebiliyor…
    [​IMG]

    Üçümüz birlikteyken fotoğraflarımı Oktay çekti, sağ olsun.
    [​IMG]

    Karaağaç. İnanamayacağınız kadar ağaçlık…
    [​IMG]

    Su bol nasıl olsa, oynuyorlar…
    [​IMG]

    Günebakan…
    [​IMG]

    Yeniden takdim edeyim, Edirne şehir rehberlerim; Tugay Demircan ve Oktay Yatkın… Yorulmadan, sıkılmadan gezdirdiler bana şehirlerini, anlattılar.
    [​IMG]

    Biz nereye mi gidiyoruz?
    [​IMG]

    Sürpriz… 3. kapı… Pazarkule. O kadar yakınmış ki, 1952’den beri Yunanistan’a açık olan bu kapıya, gitmemek olmazdı.
    [​IMG]

    Fotoğraf çekmek için izin istemeye giderken…
    [​IMG]

    İzin alamayıp geri dönerken…
    [​IMG]

    Şimdi nereye gidiyoruz peki?
    [​IMG]

    “Okulumuzu da görmek ister misin Abi, yolumuzun üstünde.”
    “Evet hem de çok isterim, okulunuzu da gösteririm anılarımda…”
    [​IMG]

    Karaağaç.
    [​IMG]

    Trakya Üniversitesi rektörlük binası. (Eski Edirne Tren Garı)
    [​IMG]

    [​IMG]

    Lozan Anıtı,
    [​IMG]

    [​IMG]

    Lozan Müzesi (Eski Karaağaç Tren İstasyonu) ve
    [​IMG]

    İsmet İnönü büstü.
    [​IMG]

    “O araba neden yanımda yavaşladı ve durdu?” aklımda hala bu soru…

    Şimendifer (Kara tren) ve
    [​IMG]

    biz…
    [​IMG]

    Bu kısa geziyi yapmak için, doğal olarak yerleşkeye girmemiz gerekiyordu. Bizler de bisikletli kişiler olduğumuz için, hayatın doğal akışına göre, bisikletlerimizle girmemiz gerekiyordu… Ama bu hayatın doğal akışına göre mümkün, buradaki akışına göre değil… Amcamlar arabalarla doldurmuşlar içeriyi, biz bırakınız sürerek girmeyi, park için dahi alamadık içeriye… Teyzemleri ikna etmem gerekti, bu basit makinelerin bizler için ne kadar önemli olduğuna, ki kulübelerinin yanına bırakabilelim… Çıkarken bu konu hakkında biraz daha konuşmaya ihtiyacım vardı teyzemlerle, “Haklısınız ama emir böyle.” deyince söyleyecek söz bulamadım… Nedenini sorduğumda “Lozan anıtı önünde fotoğraf çekilmek isteyen kişiler, sağda solda ve fotoğraflarda bisikletlerin görünmesinden, çok rahatsız olmuşlar…” E haklılar ama… Kim rahatsız olmaz ki bu garip görünümlü, üstelik iki çember üstünde ordan oraya, fosil yakıt harcamadan, çevresel hiçbir kirlilik yapmadan, bi de tepesine binen kişiye neşe vererek giden şeyden… Güldürmeyin teyzelerim amcalarım beni yaaa…

    “Gençler, birer çayı hak ettik mi?” Oktay’ın bildiği bir yere geldik.
    [​IMG]

    Katık ettik.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Tur güzel ama Kırklareli yolu beni bekliyor… Arkadaşlar beni otele kadar götürdüler, orda vedalaşarak ayrıldık. Sağ olun Tugay ve Oktay, kentinizi o kadar iyi tanıttınız ki şu kısacık turda bana…

    Devamı var…
     
  5. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    Sadi beyden çalıştığı yeri öğrenip, geçerken uğradım. Çok memnun oldu, beni nasıl ağırlayacağını şaşırdı, sağ olsun. Oysa ki ben yolcuyum, sadece tanımak istedim onu. Kafeteryalarında sohbete koyulduk, laf Keşan’dan açılınca bana;

    “İki gün önce Keşan’da, Dörtyol kavşağı yakınında durdunuz mu?..”
    “Durdum…”
    “Nee, o arabadaki sen miydin?..”

    Fotoğraf çekmek için anlık durduğumda, o da bisikletçiyi görüp konuşmak için durmuş, fakat gelen bir telefonla konuşurken o, ben hareket etmişim. Arkamdan yetişmeye çalışmışlar, “Ama ben alt geçitten şehir merkezine yöneldim…” Kısmet bu güneymiş tanıştık… Bu arada yerel bir televizyon kanalına haber verdi Sadi bey.. Gecikeceklerini öğrenince, benim geç kalmamam için arabasıyla onları getirmeye gitti. Ben de bu arada, Tema temsilcisine ulaşabildim. Meşgul olduğunu, gelemeyeceğini söyledi. “Sorun değil, Ebis aracılığıyla görüşeceğim basınla.” Bugünkü hedefimde olan Kırklareli ve yarın için Lüleburgaz Tema temsilcilerini aradım, Kırklareli temsilcisine mümkün değil ulaşamıyorum… Lüleburgaz temsilcisi ile görüştük, beni beklediklerini söyledi. Daha ucuz olduğu için aldığım çifteli menünün birini zorla bitirirken, önce Sadi bey ve gazeteciler, ardından Utku bey geldi…

    Hemen röportajı yapıp, saat 13 gibi vedalaşarak ayrıldım onlardan. Sağ olun Ebis ve misafirperver bisiklet sevdalıları… Bu ayrılıştan sonra Sadi bey, hemen hemen her gün arayarak, turumla ilgilendi. Herhangi bir ihtiyaç durumunda yardımcı olabileceklerini bildirdi… Ta oralarda bunu hissetmek iyi geliyor insana…

    [​IMG]


    Edirne girişindeki kavşakta durarak, yaklaşık ¾ saat Kırklareli temsilcisini aradım. Mersin Tema’ya, Kırklareli Tema’ya ulaşamadığımı, mümkünse onların aramasını isteyerek Kırklareli’ne gitmeyeceğimi söyledim.

    “Yeni rotamız Babaeski üstünden Lüleburgaz, bas pedala Ahmet!…”

    Bir saat kadar siyah renkli, çok sevdiğim bisikletimi sürdükten sonra, Kırklareli Tema Temsilcisi Münir Saygın bey aradı. Kıramadım onu, tarifi üzerine Havsa üzerinden Hasköy’e, ordan da tekrar Kırklareli yoluna çıkmaya karar verdim çaresiz…

    Hani demiştim ya “Trakya, göle atılmış taşın dalgaları gibi…” işte o dalgalardan birine çıkarken usul usul, yanımdan çoook yavaş bir beyaz araba geçti. Şoferi dikkatle baktıktan sonra bana, yokuşun tepesini aştı. Yokuşu aşınca baktım, durmuş bekliyor. Arkadaş işi biliyor, yokuşta durdurmak istemedi… “Kesin bisikletçi…” Ve malum yabancı lisanda hitap edince bana, “Türkçe de konuşabildiğimi” söyledim…

    Çok güldük…
    [​IMG]

    Kadir bey Babaeski’de yaşıyormuş. Bir bisikletçi tabii. Uzun yoldan geldiğimi düşünerek, kalacak yer dahil, herhangi bir şeye ihtiyacım var mı diye sormak istemiş… “Sağ olun var olun Kadir bey, sizi tanıdığıma çok memnun oldum…” Tesadüfe bakın, Ebis’den Sadi beyin ortak arkadaşımız olduğunu fark ettik…

    Havsa girişinde konuştuğum bir yaşlı, bana, Kırklareli’ne gidebileceğim ek kısa yolu tarif etti. “Köylerin içinden geçersin, hem de yol 8 on kilometre kısadır…” dedi, sözünü tutum. Dediği, Azizbaba Köyü sapağını bulabilmek için, şehrin çıkışına yakın yerde bir esnafa daha sordum o yolu. “İlerden sola sap…” Dediği yerden saparken, orda duran bir arabanın içindeki sürücünün, bana seslendiğini duydum. Demin bakkala sorduğum köyde ne yapacağımı, kimi tanıdığımı falan sormaya başladı bana.

    “Hayırdır birader… Nerden biliyorsun oraya gittiğimi? Hem neden soruyorsun kimi tanıdığımı?”
    “Ben de o köydenim, kimi tanıyorsun merak ettik.”
    Hımm, bunlar demin konuştuğum esnafın dükkanı önünde demlenen kişilerdi…
    “Tamam birader eyvallah…”
    Yola çıktım ama huzursuz olmadım değil hani… Beş on dakika sonra yanımdan çok yavaş, nerdeyse benim hızımda geçip gittiler…

    Tarlalar
    [​IMG]

    arasından,
    [​IMG]

    arada bir
    [​IMG]

    köylerden geçen,
    [​IMG]

    ve sevdiğim gibi, göz alabildiğine uzanan yol beni,
    [​IMG]

    Kırklareli asfaltında
    [​IMG]

    çay molası verdiğim Ürünlü Köyüne getirdi.
    [​IMG]

    Ürünlü köylüleri sohbetimizde, bisikletlilerin ara sıra burdan geçtiklerini bahsettiler Onlara yarın Kırklareli’nden Lüleburgaz’a geçeceğimi, hangi yolu önerdiklerini sordum. “Hamitabat yolundan git, hem de santralı görürsün…”, “Tamam.” Çayımı arkadaşlardan biri ısmarladı, sağ olsun.

    Kırklareli yolunda bir duraklama…
    [​IMG]

    Tarlalar o kadar bütün ki biri biriyle…
    [​IMG]

    Yağmur bulutlarını kovaladığım günün sonunda, sözleştiğimiz saatten önce… Tema temsilcisi Münir bey, tabelanın yanında beklememi istedi, “Siz yorgunsunuzdur, ben gelir alırım…”
    [​IMG]

    Şehre girmiştim buluştuğumuzda, hemen misafir edecekleri Orman Misafirhanesine gittik. Gazeteci ile görüşmenin hemen yapılmasını istedim, Marmaris tecrübem sabaha bırakmamamı söylüyor… Ama maalesef gazete bürosu 5’te kapanmış, görüşme mecburen sabaha kaldı… Canım sıkıldı bu işe, ben yetişmek için mola bile vermeden geliyorum, onlar memur gibi 5’te dükkan kapatıyorlar… Münir bey “Sabah 8’de yola çıkmış olursunuz. “ dese de, bu pek mümkün görünmüyor… Hem benim için sekiz ne kadar geç, bir bilse…

    Akşam yemeği için beni alacağını söyledi Münir bey, ben de hemen günlük temizlik işlerimi halledip, biraz da şekerleme yaptım…
    [​IMG]

    Akrabası olan Sinan beyle geldiler, hemen Vilayet Meydanına gittik, uçağın olduğu yere. Teşekkürler Kırklareli Belediyesine…
    [​IMG]

    Güzel köfte yapan bir lokantada misafirleri oldum. Münir bey çok hoş bir kişi, sağ olsun sizi o kadar yüceltiyor ki… Hakikaten önemli bir şey yaptığınızı sanıyorsunuz… Çok da mütevazi. Telefonla davet ettiği, Kırklareli’nin eski sporcularından olan, bisiklet sevdalısı Nihat Özgenç hocam da aramıza katıldı. Güzel bir sohbet… Yemeğin sonunda Sinan beyin, fark ettirmeden hesabı ödemiş olması, Münir beyi kızdırmış olsa da, neşesinden hiçbirşey eksilmedi… (Soldan; Sinan bey, Münir Saygın, ASÖ ve Nihat Özgenç)
    [​IMG]

    Akşamını sevdim Kırklareli’nin. Herkes, valiliğin solunda bulunan, trafiğe kapalı yoldaki çay behçelerinde, kafelerde oturuyor. Kalabalık bir kitle de bizim gibi yürüyüş yapıyor. O oturanlar var ya, bittim onlara; herkes çekirdek çitliyor, önünden geçenleri seyrediyor… Özlemişim böyle bir şehri, çocukluğumdan bir kare gibi… Mersin’de, yazlık Halkevi sinemasında çekirdek yediğimiz günler… Yakındaki Eski Kırklareli Tren Garına kadar yürüdük, burada akşam mesiresi yapıyor insanlar… Tren garı deyince sanmayın ki buraya tren geliyor… 17 yıldır görmemişler treni, ta ki Hürriyet Eğitim treni gelene kadar… Tren ve bisiklet… Çok dost gelmiyor mu kulağa bu iki sözcük?.. Sebebi ne olursa olsun, ben Kırklareli’ne tren gelmiyor olmasına çok üzüldüm…

    Yarın ki güzergahım biliyorsunuz rota dışı olacak, hava da çok iyi olmayacak gibi…

    28. gün; hava: Güneşli, tur süresi: 9:15, yol süresi: 7:19, yol: 126,3 km, toplam yol: 2376 km.

    Harita: http://www.mapmyfitness.com/route/tr/edirne/892128756489258485
     
  6. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    29 Haziran 2010, Salı, 29. gün, Kırklareli – Çorlu

    Sabah tabii erken uyandım, hava kapalı, yağmur yağacağı belli… Hazırlanarak aşağı indim. Sürpriz… Misafirhanenin görevlisi olan amcam, bisikletimin olduğu yerin anahtarını götürmüş evine… Ne yapsam falan derken, Münir bey sözleştiğimiz gibi saat 7:30’da geldi. “Sıkma canını, biz de bu arada çorbamızı içeriz.” dedi. Arabasıyla beni, otogarın yanındaki bir çorbacıya götürdü. Israrını kıramayarak, iki tabak içtim çorbadan. Saat 8 olmasına rağmen, gazeteci amcama ulaşamıyor Münir bey…

    “Ben size biraz şehri gezdireyim”… “Hiç gerek yok, burada bekleyelim…”

    Karagöz heykeli.
    [​IMG]

    “Hava daha sıkıcı oldu, değil mi?”

    Şehrin yukarı semtindeki Kırkşehitler Anıtı.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Beklenen yağmur başlayınca biz de misafirhaneye döndük. Misafirhanenin görevlisi hala gelmemiş, yedek anahtarı güvenlikten bulunca ben de Siyah Bisikletime kavuştum. Bir de gazeteciye kavuşabilsem…

    Saat 9’da geldi gazeteci, hemen fotoğraf çekimi.
    [​IMG]

    Kırklareli Tema temsilcisi Münir beye, harika ev sahipliği ve misafirperverliği için teşekkür ederek, oyalanmadan yola koyuldum yağmurda…

    Programım dışında yol alıyorum, dün konuştuğum Ürünlü köylülerinin tarifi üzerine. Köyleri biribirine bağlayan bu dar yol güzel, tarlalar arasında gidiyorum…

    Değirmencik köyünü geçtikten sonra geldiğim Erikleryurdu köyünde, çay molası verdim. Ayakkabılarıma geçirdiğim poşetlere çok güldüler… Ben de tabii… [​IMG]

    Kırklareli’nde başlayan yağmur durmayacak gibi... Bayağı ıslandım gelirken… Herkeste hırka falan, garip oldu tabii yağmur altında, ayaklarında koca poşetlerle gelen bir bisikletli… Buranın insanları çok sıcak kanlı ve hoş sohbetler… İnanamadılar Mersin’den yola çıkıp buralara geldiğime. Laf lafı açtı, neredeyse akraba çıkacağız… Soylarımız aynı yörelerden kopup gelmişler buralara… Sohbet daha bir ilgimi çekmeye başladı… “Yağmur hazır yavaşlamışken, ben yola çıkayım…” Sağ olsunlar, iki bardak çaylarını içtim. Köy marketinden meyve suyu ve ayaklarım için yeni büyük poşetler aldım.

    Kardeşim Aydan, “Abi, hava durumunda oralar sağanak yağmur gösteriyor, sel uyarısı var… Vadilere, dere yataklarına dikkat et…” Doğru şimdi de yağıyor zaten, ama vadi falan yok buralarda…”

    Yolda, 3 aydır yazıştığım ve konuştuğum Cahit Turhan beyi, ayrıca Tema temsilcisi Hakan Dedeoğlu beyi aradım. Cahit bey beni karşılamaya bir arkadaşının geleceğini söyledi, “Yağmur yağıyor, hiç gerek yok.” desem de kabul ettiremedim. Biraz sonra Rahman Karakaş bey aradı, ona da gelmesine gerek olmadığını söylesem de, hesabına göre tahminen Hamitabat’ta buluşacağımızı söyledi. Nitekim Hamitabat Köyünü henüz geçip, Doğalgaz Çevrim Santralına yaklaşırken, ufukta bir bisikletliyi fark ettim... Rahman bey, sanıyorum 10 km kadar yolu yağmurda sürerek beni karşılamaya geldi, sağ olsun… (Bu fotoğrafı Rahman beyin durdurduğu bir motosikletli arkadaş çekmişti.)
    [​IMG]

    Hamitabat Doğalgaz Çevrim Santralı arkamdaki… Ayaklar nasıl ayaklar?... Ne yapayım, ayakkabılarım ıslanırsa kurutma şansım olmayacağı için, en basit çözümü uyguladım, tavsiye ederim.
    [​IMG]

    Rahman beyin bisikletinden biz ve Hamitabat santralı. Bisikleti deyince, o farklı bir şey… Tam bir yol makinesi, tekerlekleri ilgimi çekti, profil yoktu ve fakat güvenle yol alabiliyordu yağmur altında.
    [​IMG]

    Onun rehberliğinde Lüleburgaz’a geldik ve bizi bekleyen Cahit beyle çarşıda buluştuk. Hemen bir lokantaya davet etti Cahit bey, öğlen yemeğimizi yedik. Sonra da Tema temsilcisi Hakan beyin iş yerine gittik. Çaylarımızı içerken sohbet ettik turum hakkında. Yoluma devam edeceğimi, gece Çorlu’da kalacağımı söyleyince, Çorlu Tema temsilcisine haber verdi Hakan bey. Bisikletle geleceğimi, 4-5 saat sonra orada olacağımı söyledi. Normal programda Çorlu’dan geçmeyeceğim için, turdan haberi yoktu temsilcinin. Cahit bey de “Yarın seninle İstanbul’a kadar gelmek istiyorum.” deyince memnun oldum, öte yandan yorulmasını da istemedim. “Bir şey yapamadık, bari o kadar yolu yoldaşlık edelim.” demez mi… “Daha ne yapacaksınız Cahit bey, buralara geldim güler yüzünüzle misafirperverliğinizi gördüm, sağ olun var olun…”

    Gazetecilerle buluşacağımız yere giderken,
    [​IMG]

    Cahit Turhan ve Hakan Dedeoğlu ile birlikteyiz. Cahit bey işi olduğundan ayrılmak zorunda kaldı.
    [​IMG]

    Gazeteciler ile görüştükten sonra yanımıza gelen, “Eski bisikletçilerden” Mehmet hocamla tanıştım ve bu hatırayı çektirdik. Sağ olsun çok heyecanlıydı, beni de heyecanlandırdı…
    [​IMG]

    Lüleburgaz Belediyesi bir zamanlar, özel renklendirilmiş bisiklet yolu yapmış şehir merkezinde… Ama maalesef zamanla, taşıtlar tarafından yutulmuş, şimdi altımızda görünen tarihi bisiklet yolu… Gazeteci arkadaşımız ile çekildiğimiz bu karede, bisikletimin ne çok kirlendiğini fark ettim…
    [​IMG]

    Rahman bey şehrin çıkışına kadar eşlik etti bana, bu pozumu da o çekti.
    [​IMG]

    Cahit bey ve Rahman bey, bu ayrılmadan sonra sürekli arayarak turumu takip ettiler sağ olsunlar… Ayrıca Rahman bey, gittiğim rotayı daha önce yaptığından, yol hakkında bilgiler verdi…

    Bisikletle seyahatim, bu çok güzel yolda devam etti.
    [​IMG]

    Yarın İstanbul’da olacağımı Bisikletliler Derneği başkanı Murat Suyabatmaz beye bildirmek için aradım. Bugün Avrupa’dan gelen bir bisikletliden bahsetti, “Siz de bugün gelseydiniz çok iyi olurdu, birlikte karşılardık.” dedi. Tabii tamamen farklı ve biri birinden habersiz turlardı bunlar. Yarın için beni karşılama konusunda kesin konuşamayınca, “Sorun değil…” dedim. İstanbul’a girişin biraz sıkıntılı olacağını, aylar öncesinden tahmin edebiliyordum… Neyse ki Cahit beyle birlikte olacağız, o daha önce bisikletiyle gitmiş.

    Ara sıra Çorlu Tema temsilcisi aradı, bulunduğum yeri sordu ve tahmini ulaşma zamanımı belirlemeye çalıştık.
    [​IMG]

    Güzel güzel etrafımı seyrederek giderken, büyük bir perde fabrikasını henüz geçmiştim ki “GRAVVVV” diye kulaklara ziyan bir ses… (Ses miktarı abartı değil…) “Hangi kamyonun lastiği patladı…” diye etrafıma bakınırken, yoldaki taşları hissetmeye başladım…

    “Eyvah! Arka lastiğim…”
    [​IMG]

    Sanıyorum fark edemediğim bir cam parçası, lastik profilinin alçak yüzeyine isabet edip, kesmiş orayı… Hemen yedek iç lastiği taktım, yarılan yere söktüğüm iç lastikten kestiğim bir parçayı, 1 kat yama yaptım ve yola koyuldum.

    Bilmem farkında mısınız? Onuncu ilim…
    [​IMG]

    Ne güzel yol değil mi?...
    [​IMG]

    Falan derken, yaklaşık beş 10 kilometre sonra, yine bir “GRAVVVV…” kamyon değildir, biliyorum… Hemen yolun karşısındaki benzin istasyonuna götürdüm bisikleti, iç lastiğin patlağı daha küçük olduğu için bu kez yama yaptım. Dış lastiğe de biraz önce kesmiş olduğum iç lastikten, bu sefer 2 kat yama yaptım…
    [​IMG]

    Tema temsilcisini aradım;

    “Bisikletimin arka lastiği 2 kez patladı onları onardım, biraz gecikeceğim.”
    “Ayrıca bir bisiklet tamircisi biliyor musunuz? Bisikletime bir dış tekerlek almam gerekiyor da.”
    “Sorun değil, hallederiz…”
    “İyi o zaman….”

    Farkında mısınız, tekerlek farkıyla takip ediyorum yağmuru…
    [​IMG]

    Çorlu Tema temsilcisi Ahmet Cömert beyin tarif ettiği, Eski Belediye binası önünde ona telefon ettim.
    [​IMG]


    “Şu anda dediğiniz binanın önündeyim.”
    “Hoş geldiniz. 40 plakalı beyaz araba mı?”
    “Ne beyazı, ne plakası?”
    “Beyaz arabada değil misiniz?”
    “Ahmet bey, bisikletimle geldim ben…”
    “Nası yani?”
    “Ahmet bey, şaka mısınız, ne arabası?

    İnandı görünce… Lüleburgaz temsilcisinin bisikletle geleceğimi söylemesinden, yolda 2 defa lastiğimin patlamasından, onarımın bendeniz tarafından yapılmasından, bisiklet tekerleği almam gerektiğini söylememden de fark edememiş, bisikletle geldiğimi… Zira haklı, hangi akıllı gelir böyle bir havada bisikletiyle buralara… Neyse, gerçekten hoş bir sürpriz ve turumun diyalogu oldu benim için…

    “Öncelikle bisikletimin tekerlek sorununu halletmemiz gerek.“ Gittiğimiz bisikletçide kaliteli bir dış lastik taktırdım. Lastik değiştirilirken sohbet ettiğim usta arkadaşa, Sedona’nın turda bisikletime teknik destek vermesini, bir türlü anlatamadım… “Nasıl olur böyle bir şey…”

    Gazeteciye haber vermişti Ahmet bey, Atatürk Meydanında buluştuk. Turdan çok bisikletimle ilgilendi Efkan bey. Sonradan baktım, gazete haberine de yazmış bisikletimin markasını. (Soldan; gazeteci Efkan Örge ve Ahmet Cömert ile birlikteyiz.)
    [​IMG]

    Kamp yapabileceğim bir yer olmadığı için Öğretmenevi’nde kalmak istedim. Fiyatı şimdiye kadar duyduğum en yüksek olanıydı, üstelik ortak odaydı… Yani bir başkasıyla kalacakmışım… “Başka bir otel olsun, ucuz olsun farketmez…” Yakındaki vasat bir otele gittik ve yerleştim oraya. Kalitesi de fiyatı da yarısı…
    [​IMG]

    Buluşmak için bir saat sonraya sözleştik. Hemen bir duş aldım, zira gün boyu almıştım ama neyse… Fotoğraf çekildiğimiz meydandaki bir dönercide, misafir etti beni Ahmet Bey, sağ olsun. Sohbette müzik çalışmalarından bahsetti biraz, telefonundaki örnekleri dinledim, bir türkü yapmış Çorlu ile ilgili çok hoş… O akşam herkes gibi biz de, biraz caddelerde yürüdükten sonra, misafirperverliği için teşekkür ederek vedalaştım Ahmet beyle.

    Yarın Cahit bey gelecek Lüleburgaz’dan, rehberliğinde yol alacağız o koca şehre… İstanbul’a… Heyecanlı ve endişeliyim… Bisikletsiz geldiğim zamanlarda bile, çok huzurlu hissedemiyordum ki kendimi…

    29. gün; hava: yağmurlu, tur süresi: 7:50, yol süresi: 6:13, yol: 100,4 km, toplam yol: 2476 km.

    Harita: http://www.mapmyfitness.com/route/tr/k%u0131rklareli/400128759439348792
     
  7. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    30 Haziran 2010, Çarşamba, 30. gün, Çorlu – İstanbul

    Dünkü hava malum, hemen pencereden baktım, “Oh… Güzel bir gün.” Toparlanırken, saat 5’te yola çıkmış olan Cahit beyi aradım, iyi yolculuklar dilemek için. Telefon kesildi… Şarjının bittiğini gelince öğrendim, tabii bu arada bayağı meraklandım…
    [​IMG]

    Zamanım vardı, bir şeyler aldım, kahvaltımı dün beğendiğim parkta yaptım. Ekmeğim fırından, sıcacık…
    [​IMG]

    Sözleştiğimiz zamanda geldi Cahit bey. Kahvaltı yapmayacağını öğrenince “Oyalanmadan yola koyulalım.” dedik. Bir gençten rica ettik bu pozu almasını.
    [​IMG]

    O’da bisiklet hastasıymış… Çok hoşuna gitti bisikletlerimiz, daha doğrusu Cahit beyin bisikleti…
    [​IMG]

    Bol bol sohbet ettik yol alırken. İyi ki birlikteyiz… Rüzgar türbinini fark ettiniz değil mi? Bir özel işletmenin, kendi tüketimini karşılamak üzere kurulmuş…
    [​IMG]

    Uçar gibi gidiyoruz, ara sıra durup poz da veriyoruz.
    [​IMG]

    Buralarda banket şeridi olmadığı için, bir karışlık yerde sürmek zorunla kaldık…
    [​IMG]

    Silivri köprüsü.
    [​IMG]

    Tek molamız… Tema temsilcisi ile görüşüp programı öğrendim.
    [​IMG]

    Silivri’de yaklaşabildik Marmara’ya... Ne oldu; 3 deniz 2 kapı mı?…
    [​IMG]

    Yenilenebilir enerjinin kullanımı… O kadar çok potansiyeli var ki ülkemizin…
    [​IMG]

    Ne dersiniz yaklaşıyor muyuz?..
    [​IMG]

    Cahit bey de bisikletle buraya gelmeyeli, değişiklikler olmuş yollarda. Çoklu kavşaklarda sıkıntı duymaya başladık, zaman zaman Cahit beyin tanıdığı, Süleyman Şatır beyden telefonla yardım aldık.

    Bisiklet Derneğinden Aytekin Erzan bey aradı ve karşılamak için yerimizi sordu.

    Tivi kulesi… Büyükçekmece’deyiz demek oluyormuş.
    [​IMG]

    Yağmurda giriyoruz İstanbul’a… Bu “Yanyol” olayı, kafamı fena karıştırdı… Ortada bir bulvar, iki tarafında caddeler… Kimin nereye gittiği belli değil…
    [​IMG]

    Bu kez Bisiklet Derneğinden Halil Atalay bey aradı, arkadaşlarının beklediğini söyledi. Biraz ileride Süleyman Şatır beyle buluşacağımızı söyledim, programı ortaklaştırdık.

    Geldik diyoruz ama İstanbul bura… Git git bitmiyor ki…
    [​IMG]

    Birkaç yokuştan, tepeden sekerek yaklaşılıyor şehre… Büyükçekmece yokuşunu inerken, benim bile hızım 60’a yaklaştı, siz tahmin edin ne kadar hızlı akıyor araçlar… Gözümü yoldan ayıramıyorum, başım uğulduyor… Bu koca yollar, ışık hızıyla giden taşıtlar…
    [​IMG]

    Kapıağası Köprüsü bu, Beylikdüzü girişindeki Haramidere Kavşağı yutmuş onu… Yayalardan, arabalardan ırak bırakmış… Gönlüm bu köprüde…
    [​IMG]

    Aytekin Erzan ve Ali Zafer Yazıcı’yı Küçükçekmece civarında yokuş inerken fark ettik… Tema temsilcisi ile görüşerek, buluşma yerini öğrendi Aytekin bey. Zaten çok yakındaymışız…

    Küçükçekmece Gölü ve
    [​IMG]

    üstündeki Mimar Sinan Köprüsü.
    [​IMG]

    Tema İstanbul 3. bölge temsilcisi Zekavet Taş ve çalışma arkadaşları köprübaşında karşıladılar bizi, sağ olsunlar.
    [​IMG]

    Soldan; Aytekin Erzan, ASÖ, Cahit Turhan ve Ali Zafer Yazıcı.
    [​IMG]

    Yakındaki bir lokantada Tema Temsilcisi Zekavet hanımın misafiri olduk, sağ olsun. Sonra Süleyman Şatır ve Genç Tema’dan Doğukan Doğan da katıldı bize.
    [​IMG]

    Halil Atalay bey arayıp, yağmurun gideceğimiz yönde olduğunu bildirdi…

    Yemekten sonra Tema Evi’ne gittik… Çalışmaları hakkındaki bilgilendirme yaptılar, çayımızı da burada içtik…
    [​IMG]

    Bir küçük konak
    [​IMG]

    ve herkesin imzaladığı Tema önlüğüyle onurlandırdılar beni… Çok değerli benim için…
    [​IMG]

    Yeni önlüğümle… Pasajın 2. katında…
    [​IMG]

    Meydan Parkında birlikte söyledik…

    Havasına suyuna, taşına toprağına
    Bin can feda bir tek dostuma
    Her köşesi cennetim, ezilir yanar içim
    Bir başkadır benim memleketim…

    Lay Lay...

    (Memleketim - Ayten Alpman)
    [​IMG]

    Sağ olun Zekavet Taş hanım, misafirperverliğiniz ve yakın ilginiz için çok teşekkür ederim. Ama biliyorsunuz ki; yolcu yolunda gerek…

    Rehberimiz Aytekin bey…
    [​IMG]

    “Artık keyif mi yapıyoruz?..”
    “Harika… Cadde yok… Taşıt yok… Gerginlik yok…”

    [​IMG]

    İstanbul’da deniz ve plaj…
    [​IMG]

    Yaklaşamam ki…
    [​IMG]

    Florya sahil parkı.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Uçak nereye iner Avrupa Yakasında? Evet, Yeşilköy’e geliyoruz…
    [​IMG]

    Çay içtik bir yerde, lafladık…
    [​IMG]

    Yeşilköy sahilinde “Kırmızı bayraklı” plajlar… İnsanlar mutlu, insanlar umursamaz…
    [​IMG]

    Yeşilköy limanı…
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    İstanbul… Bir an önce çıksak şu trafikten…
    [​IMG]

    Bakırköy İskelesindeyiz, Avrupa’dan Asya’ya, Anadolu toprağına dönüyorum. Cahit bey, ben Anadolu’ya, sen akşam otobüsüyle Lüleburgaz’a… Seni tanıdığım için çok mutluyum Arkadaşım… Hepinize çok teşekkür ederim, İstanbul’un caddelerinde beni yalnız bırakmadığınız, kenti tanımama ve güvenle Anadolu Yakasına geçmeme yardımcı olduğunuz için, sağ olun var olun. Soldan; Aytekin Erzan, Ali Zafer Yazıcı, ASÖ, Süleyman Şatır ve Cahit Turhan.
    [​IMG]

    İşte böyle bir deniz otobüsü ile Bostancı’ya gittim,
    [​IMG]

    beni bekleyen, kuzenimin oğlu Furkan ile buluşmaya.
    [​IMG]

    Bulutlar ve gemiler Marmara’da. Bisikletim bagajda, eve gidiyoruz…
    [​IMG]

    Kuzenim Kadir Anneme söylemiş, “Teyze, parası yoksa ben vereyim, arabayla gelsin…”

    Çanakkale’ye gelecem demiştim, ama İstanbul burası, inanamıyorum…

    30. gün; hava: güneşli ve yağmurlu, tur süresi: 7:30, yol süresi: 5:50, yol: 108 km, toplam yol: 2584 km.

    Harita: http://www.mapmyfitness.com/route/tr/%u0130stanbul/754128760493518017

    16 Ekim, acı haberi duydum… Lüleburgaz’dan bisikletçi arkadaşım Rahman Karakaş’ı aradığımda, İstanbul’da bize rehberlik yapan Süleyman Şatır Ağabeyimizin, 3 Ekim günü aniden vefat ettiğini söyledi. Çok üzüldüm, her ne kadar birkaç saatlik tanışmamız olduysa da, sevmiştim ben onu. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesi ve bisiklet camiasına sabır diliyorum…
     
  8. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    01 Temmuz 2010, Perşembe, 31. gün, İstanbul

    İyi bir uykudan sonra, ev kahvaltısı… Var mı ev gibisi ya?..

    Kuzenim Kadir, küçük oğlu Furkan’ı bana eşlik etmesi için görevlendirmiş, sağ olsun çok iyi arkadaş oldu bana. “Nereye istersem gidebilirim desenize…” “Önce Siyah Bisikletimin bakımı, en önemli işim bu…” Sedona Adana bayisi İbrahim beye, İstanbul’da olduğumu haber verdim, o da beni Sedona’ya beklediklerini söyleyip yeri tarif etti, Eminönü’ndeymiş. İstanbul’da bisiklet sürmek gelmiyor içimden… Kadıköy’e kadar arabayla götürdük bisikletimi.

    Oradan gemiyle geçtik karşıya.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Film şeridi gibi aktı gözümün önünden, tanıdığım simalar. Ama bir farkla, perde duruyor, seyirci geçiyor önlerinden, her birine hayran…

    Haydarpaşa Garı,
    [​IMG]

    tüm ihtişamıyla…
    [​IMG]

    Selimiye Kışlasının
    [​IMG]

    sahilinde, Haydarpaşa Limanı.
    [​IMG]

    Kızkulesi, boğazın inci tanesi…
    [​IMG]

    Bir telaşla gezinen tekneler, ayak altından kaçarcasına…
    [​IMG]

    Ve Şehir Hatları Vapurları. Masalar arasında mekik dokuyan, lokantanın garsonları gibiler, iskeleler arasında, sessiz ve çabuk, hep meşgul…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Bi dakka… Bu, Çanakkale Boğazında plakasını aldığım değil mi?... Amcacım mahalleli boğazı görmek için veriyor o kiraları… Şöyle biraz kenara alamaz mısın?...
    [​IMG]

    Boğaziçi Köprüsü.
    [​IMG]

    Kentin her gün biraz daha yutmaya çalıştığı Galata Kulesi, “Ben de buradayım…” der gibi… Yok ki duyabilen sesini…
    [​IMG]

    Bu bir yolcu vapuru… Rengin güzelliğine bakar mısınız?.. İsterim ki böyle bir gemiyle gezeyim ben…
    [​IMG]

    “İki teker” deyince akla burası geliyor… Sirkeci.
    [​IMG]

    Siyah Bisikletimi, yapan ellere, Aslı Bisiklete götürdüm. Ömer bey bisikletimde herhangi bir sorun olup olmadığını sordu. Yoktu bir sorun, arka dış lastiğin bir cam kemesinden yarıldığını söyledim. Bakım için bisikletimi bırakmamı, gereken parçaları değiştireceklerini, yarın öğlen alabileceğimi söylediler. İkram ettikleri çayımızı içip müsaade istedik.

    Eminönü’nde Yeni Camii.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Yeğenim muhabbet kuşları için, yem falan aldı buralardan. Çiçek Pazarı.
    [​IMG]

    Tema Vakfı genel merkezinden bir görevli aradı. Teşkilatlanma Başkanı Temel Uraz beyin davetini iletti, memnun olduğumu bildirdim, yarına bir randevu belirledik.

    Mısır Çarşısı.
    [​IMG]

    İnsan… insan… insan…
    [​IMG]

    Çanakkale’ye varmamdan yarım saat önce, işi için İstanbul’a dönen Kuzenim Oğuz’u aradım, İstanbul’a geldiğimi söyledim. “Akşam üstü gelip seni alırım, birlikte oluruz.” dedi.

    Bir zamanlar Ortadoğu ticaretinin kalbinin attığı sokaklar, binalar…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Tema Vakfından bu kez Temel Uraz bey aradı, tebrik ederek daveti yineledi. Daha önce belirlediğimiz randevuyu teyid ettik.

    Haydarpaşa İskelesi önünden dönüyoruz eve…
    [​IMG]

    Bisikletliler Derneği’nden Aytekin beyin dün bahsettiği, benim de katılmak istediğim akşam turu olmayacak sanıyorum, aramadığına göre…
     
  9. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    02 Temmuz 2010, Cuma, 32. gün, İstanbul

    “Furkan, bu gün için planım Sedona’ya giderek bisikletimi alıp, Tema genel merkezine zamanında gitmek. Ne dersin yetişebilir miyiz?”
    “Eminönü tamam ama Levent tarafı biraz zor… Kız arkadaşım götürür bizi oraya.”
    “Hadi o zaman, düşelim kalabalık yollara…”
    “Bu kez araba gemisiyle geçelim karşıya, bisikleti de götürmemiz gerek Levent’e.”

    Gemide çay keyfi…
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Murat Suyabatmaz beyi arayıp, bugün Tema Genel Merkezinde yapacağım görüşmeden bahsettim, şehir içinde rehberliğimi yapmaları münasebetiyle, dernek olarak onları da davet ettim bu görüşmeye (Tema’nın da olurunu alarak), memnun oldu.

    Bisikletimin bakımı yapılmış, ayrıca dış tekerlekleri yenilenmişti. Çaylarımızı içerken Ömer bey bir tişörtlerini hediye etti. Karadeniz bölgesinde 28” lastik bulunmayabileceğini düşünerek, 1 tane de yedek ipek dış lastik verdiler yanıma. Bisikletimle Türkiye Yollarında turumda, bisikletime verdikleri teknik destekten dolayı Sedona’ya teşekkür ettikten sonra, ayrıldık mağazadan.
    [​IMG]

    “Daha Levent’e gideceğiz, oyalanmayalım…”
    [​IMG]

    Dolmabahçe Sarayı kapısı ve nöbetçisi…
    [​IMG]

    Deniz Müzesi.
    [​IMG]

    Levent ve kuleler… 1979’da geldiğimde bunların yerinde müstakil, 1 iki katlı, ama hepsi bahçeli, güzel, insanlarla ve doğasıyla barışık evlerin olduğunu, yollarının da tenha olduğu hatırlıyorum…
    [​IMG]

    Rehberimiz olduğu halde, birkaç kişiye sorarak bulabildik adresi… Kimse 5 adım ötesini bilmiyor, tanımıyor… Biraz erken gelmişiz, gidip bir şeyler atıştırdık.

    Temel Uraz beyle kısa bir görüşmeden sonra, Genel Müdür Prof. Dr. Orhan Doğan beyin yanına geçtik. Biraz gecikmeyle Murat Suyabatmaz ve Halil Atalay bey de bize katıldılar.
    [​IMG]

    Siyah Bisikletim olmadan asla… 7. kattayız…
    [​IMG]

    Ayrılmadan önce. Soldan; Furkan Karadeniz, Halil Atalay, Temel Uraz, ASÖ, Orhan Doğan ve Murat Suyabatmaz.
    [​IMG]

    Kapı önünde, gideceğim güzergah üzerindeki derneğin temsilcilikleri ile, Pazar günü Şile yoluna çıkışta verilebilecek rehberlik konusunu konuştuk.
    [​IMG]

    Dönüşü Fatih Sultan Mehmet Köprüsünden yaptık.
    [​IMG]

    [​IMG]

    3 gün kalacaktım burada ama, bir gün uzattım, kuzenim Kadir’le doğru dürüst görüşemedik… Benim de hoşuma gitti bu İstanbul tatili.
     
  10. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    03 Temmuz 2010, Cumartesi, 33. gün, İstanbul

    Yapacağım önemli bir işim yok, kuzenim Oğuz ile buluşacağız. Daha doğrusu, Oğuz gelip beni alacak. Bir yerlere gidip oturacağız, yılların hasretini bitiremedik ki… Bir de dün hediye edilen tişörtü bir beden büyüğü ile değiştirmeye gideceğim.

    Gittiğimiz yeri ben söylemiyim, İstanbul’lular bilirmiş...
    [​IMG]

    Hatırladınız mı?
    [​IMG]

    Çamların arasından bakın, adalar var karşıda…
    [​IMG]

    Evet Ayazma’dayız, kuzenim Oğuz Pircivanoğlu ile. Oğlu soruyor, “Babacığım, biz sivillerde büyüyünce asker olur muyuz?...” Dört yaşında kendileri…
    [​IMG]

    Eminönü’ne gideceğimi söyleyince, “Ben seni yakın bir yere bırakırım Ahmet.” dedi Oğuz. Toplantısı olduğu için, otobüsle gideceğim yolu tarif ederek, uygun bir yere bıraktı beni. Kadıköy’de gemiye binmeden, son 2-3 aydır telefonuma yüklediğim kişileri (bu turumla ilgili bir aydır tanıştığım bütün kişiler ile, gideceğim yerlerdeki kişiler) “Ne olur ne olmaz Turkcell’de sisteme yedekleteyim.” dedim… Teyzeme bu isteğimi söyleyince, “Tabii, hemen” dedi. İşlem yapılırken, bir kez daha hangi işlemi istediğimi hatırlattım… Meğer, sisteme daha önce yedeklediklerimi telefonuma indiriyormuş teyzem… “Hemen durdurun ve işlemi geri alın!!!” “Aa tabii, hemen…” Yaklaşık 2 saat uğraştılarsa da, geri döndüremediler durumu… Yeni tanıştığım herkesin telefonu yok oldu… Çok sıkıldı canım… Evden çıkarken yanıma aldığım bazı gereksiz eşyalarımı, Mersin’e götürmeleri için kargoya verdim.

    Eminönü’ne 3. geçişim…
    [​IMG]

    İstanbul Belediyesinin güzel bir bisiklet uygulamasını fark ettim.
    [​IMG]

    Karşımda oturan teyzemin telefondaki kişiye, yüksek sesle anlattığı şeylerle kafamı şişirerek ve telefonumun son görüşülen kişiler listesindeki kişileri, kurtarmaya çalışarak geçti dönüş yolculuğum…

    Murat bey aramadığına göre, yarın İstanbul çıkışında rehberlik yapmayacaklar… Neyse, sorun değil, kuzenim Kadir arabasıyla yapacak o işi…

    Yarın ver elini Karadeniz, ver elini Ağva…

    Ege’den Karadeniz’e geçtiğim 5. etap, Trakya bölgesiydi. Yağmur bulutlarının “Ben hep buralardayım.” dediği günlerde, 2 kapıyı ziyaret ettim. 4 yerde bisiklet toplulukları ile 4 yerde Tema temsilcileri ve 6 yerde gazetecilerle buluşma imkanım oldu.
     
  11. Kamil Tabak

    Kamil Tabak Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    6 Mayıs 2005
    Mesajlar:
    556
    Beğeniler:
    1.810
    Şehir:
    Keşan, Edirne
    Seviye:
    Ahmet Salih seninle tanışmak ve sohbet etmek güzeldi, fotoğraflara bakarken Trakyadaki bisiklet dostu iyi insanları tanımış olduğunu gördüm. Bu arada Rahmete kalan Süleyman Şatır abimizide anıların gölgesinde görmek duygulandırdı beni.
    Amaç, Gaye, Hedef için gereğini yapmaya çalışırken bir yandanda topluma mesaj iletmek her babayiğidin harcı değil. Bu anlamdada seni tebrik etmeliyim.
    Keşan'da bir dostun var diyeceği yanlış olacak, Keşan'da topluluğumuzun her üyesi dostundur ve her zaman bekleriz.
    Sevgi ve muhabbetlerimle
    Kamil
     
  12. Kamil Tabak

    Kamil Tabak Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    6 Mayıs 2005
    Mesajlar:
    556
    Beğeniler:
    1.810
    Şehir:
    Keşan, Edirne
    Seviye:
    Seni tanımak güzeldi, her zaman başımızın üstünde yerin var.
    Özlemle yanaklarından öpüyorum.
    sevgiler
    Kamil Tabak
     
  13. Hakan Eşme

    Hakan Eşme Bu muydu Yaşam? Hadi Öyleyse Bir Kez Daha!!!

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    27 Şubat 2008
    Mesajlar:
    1.771
    Beğeniler:
    6.162
    Şehir:
    Keşan
    Adı:
    Hakan EŞME
    Bisiklet:
    Geotech
    Seviye:
    "Rüzgar gibi geçtin..."
    Gerçekleştirmeye çalıştığın düşlerinin ardından.
    Konuk oldun bizlere, soluk kattın.
    Tanışmayı, paylaşmayı ve sohbeti bir keyif olarak değerlendirdik seninle.
    Kapımız her daim açık, bilesin, bilmelisin, biliyorsun...
    Nasıl derler? "Bunu saymaz, yine bekleriz..."
     
  14. ali alper uyar

    ali alper uyar Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    4 Nisan 2009
    Mesajlar:
    485
    Beğeniler:
    769
    Şehir:
    Edirne
    Seviye:
    mükemmel okumaktan inanılmaz derecede zevk aliyorum..keşke sizle tanışma fırsatım olsaydı, tam geldiğiniz günün ertesi günü dönem sonu final sınavım vardı..o yüzden kısmet olmadı..:(
     
  15. Ayfer Schultz

    Ayfer Schultz Yeni Üye

    Kayıt:
    14 Ekim 2010
    Mesajlar:
    7
    Beğeniler:
    8
    Şehir:
    Berlin
    :in: :in: :in:
     
    Ahmet Salih Özenir ve faruk eker bunu beğendi.
  16. c.turhan

    c.turhan Aktif Üye

    Kayıt:
    27 Aralık 2005
    Mesajlar:
    157
    Beğeniler:
    268
    Şehir:
    Lüleburgaz
    Seviye:
    Sizi tanımak ve birlikte pedallamak çok keyifliydi. Gezinizi imrenerek izliyorum.
    Dostuk ve selamlarımla...
     
    Ahmet Salih Özenir ve faruk eker bunu beğendi.
  17. Göksun Özkirişçi

    Göksun Özkirişçi Bisikletkolik

    Kayıt:
    4 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.162
    Beğeniler:
    1.075
    Şehir:
    Gaziantep
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    paylaşım için teşekkürler.bu arada forumdan daha önce tanıştığım süleyman şatır abinin vefat ettiğini sizden henüz öğremdim ve şu an büyük bir şok yaşıyorum.süleyman şatır abiye Yüce Allahtan rahmet ve yakınlarına baş sağlığı diliyorum...
     
    Ahmet Salih Özenir ve faruk eker bunu beğendi.
  18. haluk akalın

    haluk akalın Kıdemli Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    319
    Beğeniler:
    849
    Şehir:
    Keşan
    Seviye:
    Sevgili Ahmet abi seni tanımak güzeldi seni Keşan bisikletin pedalcanlarından biri olarak görüyoruz ve buralara tekrar bekliyoruz.
     
    Ahmet Salih Özenir ve faruk eker bunu beğendi.
  19. faruk eker

    faruk eker Üye

    Kayıt:
    13 Nisan 2010
    Mesajlar:
    65
    Beğeniler:
    141
    Şehir:
    EDİRNE/KEŞAN
    Seviye:
    Bu güzellikleri ve emeklerinizi bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederim . Sevgili Ahmet abicim, böyle hitap etmemde umarım sakınca yoktur lakin her türlü zorluğa rağmen yüzünüzdeki o eksiksiz gülümseme ve sıcaklığa istinaden aldığım pozitif enerjiden kaynaklanıyor hitap şekli, ve sizi artık Keşan bisiklet grubunun bir parçası olarak gördüğümden. Umarım sizinle tekrar karşılaşırız yüzünüzdeki gülümseme hiç eksik olmasın sevgiyle kalın ....
     
    Ahmet Salih Özenir bunu beğendi.
  20. Ahmet Salih Özenir

    Ahmet Salih Özenir Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.102
    Beğeniler:
    3.758
    Şehir:
    Mersin
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    Kamil Ağabey, ben de sizleri tanıdığım ve az da olsa birlikte zaman geçirme fırsatı bulduğum için, kendimi mutlu hissediyorum. Keşan'daki dostlarım... Hepsini çok özledim....

    Mesaj konusunda, amatörce elimden ancak bu kadarı geldi... Daha iyi bir hazırlık ve tanıtımla daha fazla ses getirebilmeyi isterdim ama sağlık olsun... Kısmet olursa başka projelerde daha iyisini yapmak isterim tabii...

    Saygı ve sevgilerimle.

    Mersin'deki kardeşiniz, Ahmet.