Arkadaşlar resimler için
www.semihgeziyor.com ' a göz atabilirsiniz. Zamansızlıktan ancak ekleyebildim 6.günü herkese iyi forumlar.
6.Gün Pedalsız Split Şehiriçi Gezisi
(link)
13 Eylül Cumartesi sabahı oldukça erken bir saatte Sinan ve bisikleti ile Avrupa turundaki arkadaş Matt’in sesi ile gözlerimi aralıyorum . Hostelden ayrılmak için hazırlıklarını tamamlamış olan Matt bisikletini yüklemeye koyulmuştu. Sinan yardımcı olmayı teklif etti. Ancak Matt teşekkür ederek uyumaya devam etmesini söyledi. Neyse dediği gibi oldu uyumaya bir süre daha devam ettik. Sonrasında 8.00 gibi yataklarımızdan kalktık. Zaten kısıtlı olan zamanımızı uyuyarak geçirmek istemiyorduk. Bruno hala horluyordu. İngiliz kızlar ise yerlerinde yoktu. Haritamızı yanımıza alıp üzerinde Hostel Yengenin işaretlediği marketi bulmak ve kahvaltılık bir şeyler almak için aşağı indik. Orada halen bisikletini yüklemeye çalışan Matt ile karşılaştık. Ayak üstü biraz muhabbet ettik. Bize Hırvatistan’ın ”Vis” adasına gideceğinden oradanda İtalya’ya geçeceğinden bahsetti. Vedalaştık, e-postalar alındı, verildi.
Sonrasında haritayı kullanarak marketi bulmakta pek zorlanmıyoruz. Alış verişimizi tamamlayıp hostele doğru dönerken uzaktan yüklü haldeki bisikleti ile beraber nihayet ayrılmakta olan Matt’i görüyoruz. O anda Matt’in bütün o yol boyunca tek başına olduğunu düşünüyor. Ve böyle bir geziyi kardeşimle yapabilmekten dolayı çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Zaman zaman yaşadığımız tüm hır gür ve tartışmalara rağmen.
Biraz sonra hostelin mutfağındayız. Kendimize büyük bir hevesle kahvaltı hazırlamakla meşgulüz.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra sıra önceki akşam saatlerinde geldiğimiz Split’i gündüz gözü ile ve geniş zamanda keşfetmeye geldi. Elimizde harita fırlıyoruz dışarıya. Bugün aylak aylak dolaşma günü. Öncelikle hostele yakın olup eski şehir diye adlandırılan tarihi binaların bulunduğu yere gidiyoruz. Açıkçası rehberimiz olmadığından ve öncesinde pek araştırmada yapmadığımızdan kimlerden kaldığını ne zaman yapıldığını bilmeden öylece bakınıp geçiyoruz tarihi yapıların yanından. Bununda ayrı bir keyfi olduğunu söylemeliyim. Hemen orada eski şehirin girişindeki meydanda yer alan kocaman heykelin ne hikmetse herkes sandaletinden çıkmış ayak boş parmağını okşuyordu. Sanırım şans getirdiğine falan inanıyorlar. Sinan’ın esprili bir şekilde ”Deli Cevat” adını verdiği bu heykel önemli bir düşünüre ait olsa gerek.
Meydanda gezinirken bir kız ve bir erkek yüklü bisikletleri ile az ötemizden geçti. Yaklaşıp nereli olduklarını, nereden gelip nereye gittiklerini sorduk. Polonyalı olduklarını ve Zagrep-Split arası hariç neredeyse tüm yolu bisiklet ile gelmiş olduklarını öğrendik. Zagrep-Split arasını ise trenle gelmişler. Bizim gibi onlarda Dubrovnik yönüne gidiyorlarmış. Kendilerine hostelden bahsettik ancak geceyi çadır kurup geçireceklerini söylediler. Şans ve iyi yolculuklar dileyip yanlarından ayrıldık. Biz yine devam edelim.
Gezintiye devam ederken kendimizi ayakkabı, kol saati ve giysiden tutun günlük hayatta kullanabileceğiniz bir çok eşyanın satıldığı 2. el pazarında buluyoruz. Oldukça ilginç geliyor. Resim almak istiyoruz. Ancak fark ediyoruz ki makinamızın hafızası dolmuş. Sayıları çokta fazla olmayan zorla bulabildiğimiz internet cafelerden birisine oturup dolu hafızayı boşaltırıyoruz. Şu an yanlış hatırlamıyorsam internetin saatine 8 liraya eş gelecek bir ücret ödemiştik. Ülkemize kıyasla oldukça pahalı ama mecburuz. İşimizi hallettikten sonra aylaklığa devam ediyoruz.
Gördüğünüz üzere eski yapıları aynen korumayı başarmışlar. Yeni yüksek katlı yapılara yok mu, tabi ki var ancak hepsi şehrin dışında. Böylece buranın o tarihi havası ve farklılığı hep aynı kalmış. Eski İzmir resimlerine baktığımda görüyorum da güzelim şehrimizin pek kıymeti bilinmemiş.
Uzaktaki bir pencereye asılmış olan bu logo bir bisikletçi olarak çok hoşuma gitti , ancak bu kadar yakınlaştırabildim ;
Bruno’nun önceki akşam yapmış olduğu tarif ve haritamızı kullanarak hemen yakındaki halk kumsalını görmek istiyoruz. Merkeze gerçekten çok yakın ancak hava pek yüzmeye elverişli değil ve su soğuktu. Deniz ise açık deniz olması sebebiyle tertemizdi ;
Pek kumsala benzediği söylenemez ancak sıcak havada kendini doğrudan suya atmak için birebir. Kıyı boyunca ilerliyoruz, yürüyüş için çok güzel bir yol.
Sahili böylece bitirip tekrar bulduğumuz ilk yerden şehre doğru dönüyoruz.Yol kenarını süslemek için ilginç bir şekilde boyanıp bırakılmış bisiklet öylece kimse tarafından ellenmeden duruyor. Gerçekten güzel;
Yolda gördüğümüz köpek hem yaş hem de cins olarak evdeki Maylo’muzun aynısı. Hemen onuda resimliyoruz;
Hırvatistan’ın adalarına ve İtalya’ya seferlerin olduğu liman;
Bir pasajda gördüğümüz oldukça hoşumuza giden kolu çevirince yazılı istenilen parçayı çalan oyuncaklar;
Bu kadar gezintinin ardından oldukça acıktık. Yolda aldığımız 2 dilim pizza ile bu sorunu çözdükten sonra, hostele doğru yol alıyoruz. Odamıza girdiğimizde bizi yine her zamanki güler yüzü ile Bruno karşılıyor ;
Bruno, akşam herkesin televizyon izleme bahanesi ile kaynaşıp tanışma fırsatı bulduğu ortak kullanılan odada buluşmayı teklif ediyor. Biralarınızı da alın gelin diye de ekliyor. Bunun üzerine akşam 8 gibi biralarımızla Tv odasında beliriveriyoruz. 5 İngiliz hatun öylece yayılmış dizi izliyorlar. Aralarında birde bizim şu ilk görüşte Harry Potter’a benzettiğimiz arkadaş var. Hepsini şöyle bir selamlayıp boş bulduğumuz koltuğa çöküyoruz. Fikir vermesi açısında ertesi sabah hostelden ayrılmadan çektiğimiz ortak odaya ait resim;
Ortam son derece soğuk beklediğimiz gibi değil. Ayrıca Bruno’da gözükmüyor. Odadaki herkes Tv’ye bakmakla meşgul. Derken ilk biralarımızı bitirmeye yakın Bruno çıkıp geliyor. Bizim gibi herkesi selamlıyor ancak çok daha güler yüzlü ve hiçbir çekincesi olmadan. Elindeki torbadan bir kutu bira çıkarıp ”içmek isteyen var mı ? ” diye soruyor. Bu hareketi görünce kendimizi çok kaba mıyız acaba diye sorguluyoruz. Zira biz öylece selam verip kimseye bir teklifte bulunmadan biralarımızı içmeye koyulmuştuk. Neyse ortamı yumuşatan ve insanların ilgisini Tv’den başka yöne kaydıran yine Bruno oluyor. Önce bizimle sohbetteyken bir ara dönüp diğerlerine bizim nereden gelip ne yaptığımızı bilip bilmediklerini soruyor. Ardından Türkiye’den geldiğimizi ve Zagrep’ten Dubrovnik’e kadar bisikletle ile yolculukta olduğumuzu söyleyince, sohbet bir anda bize dönüyor. Türk olduğumuzu kesinlikle tahmin etmediklerini, İspanyola benzediğimizi söylüyorlar. Kendileri Dubrovnik’ten geldikleri için bize yolun durumu hakkında bilgi veriyorlar. Ve yolun kalan kısmında manzaranın müthiş olduğunu söylüyorlar. Sohbet ilerleyince kendilerine Türk Lokumu ikram ederek, ortamı iyice keyiflendiyoruz.
O sırada gece 11 gibi hostele konaklamak için İspanyol kızlar geliyor.Ortak odada kendi kalacakaları yerin ayarlanmasını beklerken, adının Steven olduğunu öğrendiğimiz bizim Harry Potter, kızlara bizi göstererek nereli olduğumuzu tahmin etmelerini istiyor. Bunun üzerine kızlardan tereddütsüz İspanya diye yanıt geliyor. Ve o an odada bizi önceden tanıyan herkes ile beraber kahkaha atıyoruz. Türk olduğumuzu öğrenince İspanyol kızlarda oldukça şaşırıyor. Sonrasında benim biraz daha belki İtalyan falan olabilme ihtimalim olduğunu ancak Sinan’ın tam bir İspanyol görünümüne sahip olduğu konusunda fikir birliğine varıyorlar. Artık ertesi sabah yine yaklaşık 100 km yol alacak biz Türkler için yatma zamanı geldi. Çoğunlukta aynı anda yatmak için odalarına dağılıyor. Bu arada sabah görüşememe ihtimaline karşı herkes bize iyi yolculuk ve bol şans diliyor. Bazılarından irtibat için e-posta adreslerini alıyoruz. Uyumadan hemen önce bizim Harry Potter Steven ile bir resim çekiliyoruz ;
Bu resmin ardından biralarında etkisi ile mükemmel, deliksiz bir uyku bizi bekliyor. Herkese iyi uykular.
Devam edecek…