pedalterapi
Daimi Üye
- Kayıt
- 24 Ekim 2017
- Mesaj
- 253
- Tepki
- 1.136
- Yaş
- 40
- Şehir
- ankara
- İsim
- erhan erdem
- Bisiklet
- Carraro
4. GÜN
Sabah erken uyandık ve hazırlanmamız uzun sürmedi geceden heybeleri toplamıştık. Çadır falan da kurmayınca çabucak hazırlandık. Sefa da zaten uyanmıştı yolun belli bir kesimine kadar bize bisikletiyle eşlik edecekti. Pazartesi günü olduğu için babası da mesaiye gidecekti. Babasıyla da vedalaştıktan sonra İzzet Sefa ve ben düştük yola.


Sonunda Tatvan'dan çıkabiliyoruz
Sefa sık sık Adabağ'da kahvaltı yapın falan diyordu orada mola verirsiniz vs. Neyse Tatvan'dan 10 -15 km kadar çıktıktan sonra Sefa ile vedalaştık kamyon dolusu teşekkür ettik ve ayrıldık. Sonra Ahlat yönünde ilerledik.

Biraz daha ilerledikten Adabağ Mevkisine ve Adabağ Camiisine geldik. Gerçekten de kahvaltı yapmak sofra kurmak için harika bir yermiş. Adını unuttuğum bir ağa hayır olsun diye yol kenarına bir camii yaptırmış hem mimari olarak hem temizlik olarak hem de mola yeri olarak harika bir yer yapmış. Yolu düşene tavsiye ederiz yani.

Kahvaltımızı yapmamıştık henüz hemen ocağımızı kurduk güzel bir kahvaltı yaptık. çayımızı kahvemizi içtik enerji depoladıktan sonra Ahlat'a ulaştık. Hemen yol kenarında Ahlat Selçuklu Mezarlığı var. Hakikaten çok iyi korunmuş ve önemli bir tarihi alan. Hem mezar taşlarındaki ince işçiliği çok beğendim hem de bahçesindeki kayısı ağaçlarını
anladınız siz






Selçuklu Mezarlığında da kayısı ağaçlarının altında dinlendikten sonra Ahlat'ın içine girdik ve öğlen yemeği yedik. İyice acıkmıştık. Sonra çarşısından poşu aldık kendimize.

Ahlat Merkez
Ben psikologluğun yanında halk oyunları hocalığı da yaptığım için ve Bitlis yöresine de hakim olduğum için poşunun yöresel bağlama şeklini de biliyorum doğal olarak. Poşularımızı aldık attık heybeye sonra bağlayacağız.
Tekrar yola doğru iniş yaptık ilçe merkezinden ve zor olmayan bir yoldan Adilcevaz'a ulaştık. İlçe içine girip akşam için nevale alıp hemen ana yol kenarındaki mesire alanı olan parkta göl kenarında çadırlarımızı kurup çay kahve eşliğinde sandalyelerimize kurulup yıldızları izledik. Sonra da uyku zamanı




Van Gölünün sodalı suyu tıpkı Ali'de olduğu gibi saçları sarartıyor ama birkaç ay sonra yeniden düzeliyormuş.
5.GÜN
Sabah gün ışığıyla erken uyandık ve düştük yola kahvaltıyı ileri de yapmayı düşündük. Sanki bu şekilde kahvaltı ile daha az vakit kaybediliyor gibi geliyor bize ama yine de bizim kararları keyfimiz veriyor
İleri de bir benzinlik gördük su almak için girdik ama sonra baktık ki bir oda var masa var hatta kahvaltı yapan insanlar var burada yapalım dedik kahvaltımızı. Rica ettik ve cevap: "BAŞIM GÖZÜM ÜSTÜNE" Hoş geldin beş gittin sohbetlerimizi yaptık çok güzel ağırladılar onlar da. Buranın insanı bir başka gerçekten yahu. Biz kendi nevalelerimizle bir sofra hazırladık. Benzinlikte çalışan abilerden birisi bir başkasını aradı ve uzun ekmek (tandır ekmeği) istedi. Zaten ekmek almaya gitmiş fazladan bir ekmek daha aldı bizim için. Güzel bir sohbet ve kahvaltıdan sonra tekrar yola çıktık.

Süphan Dağı

Bugün hava bizi yoruyor çünkü güçlü şekilde karşı rüzgar esmeye başladı. Yol kenarında malesef gölgesine sığınacak ağaç ya da bir yapı da yok. Yakıcı güneş altında yol kenarında elma satan bir araç gördük. Elma alalım dedik hem de minübüsün arka kapağını kaldırmış arkadaş, altına sığınırız gölgesine dedik. Yolun karşısına çıktık hem elma aldık bir kilo hem de dinlendik.


Yola çıkarken elmayı ödeyecektik ama ısrarımıza rağmen parasını almadı arkadaş. insan kendisini mahçup hissediyor vallahi. Hedefimiz bu akşam Muradiye'ye varmak ama rüzgar bizi çok yavaşlatıyordu o yüzden Erciş'te kalalım hem de duş alalım dedik. Kokmaya başlamıştık

Rüzgar yavaşlayınca asıldık biraz pedala Hadi aslanım hadi koçum derken Erciş'e ulaştık. Erciş'te Mardin Kebap'ta yemek yedikten sonra hem merkezinde dolaştık hem de öğretmen evinden yer ayırttık. Hatırlamıyorum ama ucuzdu
Odaya yerleşip güzel ve uzuuuunnn bir banyodan sonra temiz esbaplar giyip
boş bisikletlerle sahil kenarına indik.







Erciş'in de tadını çıkarttıktan sonra güzel bir uyku uyuduk 6. güne uyanmak üzere
6.GÜN
Meğerse öğretmenevinde kahvaltı yokmuş ya la
neyse sahile indik sabah demiratlarımızı yükleyip ama hem biz erkenciydik hem de mekanlar biraz geç açılıyormuş o yüzden kahvaltı yapmadan yola çıktık.



Sınıra yaklaştığımız için tır ve kamyon çoktu. Tır park yerleri lokantaları vardı ileride. Kahvaltı için 10-15 km geldikten sonra soldaki lokantaya girdik ama ne yalan söyleyim pek de beğenmedik kahvaltısını. Ama yine de tur şartlarında iyi tabiki.


Kahvaltı ile proteinleri karbonhidratları yüklendikten sonra düz bir yolla neredeyse hiç tırmanmadık sanırım Muradiye yol ayrımına kadar geldik.

Şeytan diyo bas İran'a Azerbaycan'a sür ama hayat şartları bırakmıyor işte.

Muradiye yol ayrımından sonra kuzeye doğru sola dönüyorsunuz. İran'dan gelen yola doğru. Hemen orada bir bakkalda su almak için durduk. Orası hareketli bir yerdi. Bir sürü doblo ve station kasa otomobil gelip gidiyor. Gördüklerimizden yola çıkarak oradaki insanların Afgan göçmenler olduğunu düşündük. Herhangi birisine sormadık ama öyle tahmin ettik. Biraz üzüldük biraz şaşırdık. Sonra 10-15 km kadar çok hafif bir tırmanış ile Muradiye şelalesine doğru çıkmaya başladık. Bir meyve tezgahı gördük erik yiyelim dedik. Aldık bir kilo kadar erik borcumuz ne dedik. Bizden olsun dedi. Ya amca Allah aşkına al şu parayı dedik
kimse almıyo bak bari sen al dedik de verdik zorla
Şelaleye gelmeden şeytan köprüsü diye bir köprü var internetten araştırmıştım tura çıkmadan önce oraya saptık ve görülmesi gereken güzel bir köprü hemen yola yakın bir yerde.





Şeytan köprüsünden yola çıkınca 10-15 tane çocuk koşarak yanımıza geldiler ve bizi yabancı sanarak "money money" diyerek yanımıza geldiler


Şeytan köprüsünden de sonra yine ana yola inip geri şelaleye doğru çıktık kısa süre sonra o muhteşem muradiye şelalesine ulaştık. şimdi sizi fotoğraflarla baş başa bırakıyorum.




Muradiye şelalesinin muhteşemliğinde yemek yiyip dinlenip Van merkezden gelecek Mehmet abiyi ve ailesini beklerken asma köprüden karşı tarafa geçip hem kamp yeri baktık hem de kalabalığın dağılmasını bekledik. Hava kararınca hiç kimse kalmadı. Muradiye şelalesi İzzet ve ben
süper bir kamp alanı bulup Mehmet abileri bekledik.


Eşi ve iki çocuğu ile geldi. Kendileri de çok seviyor kamp hayatını. Gece bire kadar oturduk ve sohbet ettik sonra çocuklardan dolayı çadır kurmaktan vazgeçip geri merkeze döndüler araçlarıyla biz de girdik çadırlara.
7. GÜN
Malesef turumuzun son günü bugün. Hedefimiz göl kenarında tam turdu ancak Muradiye şelalesine gelip yerleştikten sonra annem aradı ve daha önceden kalp rahatsızlığı olan ve kalp pili takılan babamın hastalandığını ve mümkünse turu bitirip babamı Ankara'ya hastaneye götürmemiz gerektiğini söyledi. Zaten kontrole gidecekti ama durum aciliyet gerektirdiği için İzzetle'de konuşup dönme kararı aldık. Sabah son bir iki fotoğraf çekip Muradiye merkeze indik.


Bir otobüs firmasından zorlanarak yer bulduk. Bagaj ise büyük dert oldu. Tartışmaya kadar vardı olay. Büyük sıkıntı yaşadık yani dönüşte. Bir şekilde otobüsle Tatvan'a doğru yola çıktık. Yolda giderken de otobüsün camından @five ağabeyi gördük o da Erciş istikametinde pedallıyordu. Tatvan'da aracımıza geldik. Bisikletleri söküp tıpkı gelirken olduğu gibi arabaya yerleştirdik ve yola düştük. Gece 01:00 gibi Erbaa'ya ulaştık gece evde yattık. Sabah da annemle babamı alarak iki bisikleti de arabaya sığmayacağı için bizim evde Erbaa'da bırakarak Ankara'ya geldik.
NOT: Babamın durumu şu an gayet iyi
hatta babamla annemi tedavi sonrasında memlekete götürüp bisikletleri alıp geldim bu hafta sonu
Turumuz yarım kalmasına kaldı ama tadı da damağımız da kaldı. Bakalım bundan sonar ne tarafa gideceğiz.
Sabah erken uyandık ve hazırlanmamız uzun sürmedi geceden heybeleri toplamıştık. Çadır falan da kurmayınca çabucak hazırlandık. Sefa da zaten uyanmıştı yolun belli bir kesimine kadar bize bisikletiyle eşlik edecekti. Pazartesi günü olduğu için babası da mesaiye gidecekti. Babasıyla da vedalaştıktan sonra İzzet Sefa ve ben düştük yola.


Sonunda Tatvan'dan çıkabiliyoruz

Biraz daha ilerledikten Adabağ Mevkisine ve Adabağ Camiisine geldik. Gerçekten de kahvaltı yapmak sofra kurmak için harika bir yermiş. Adını unuttuğum bir ağa hayır olsun diye yol kenarına bir camii yaptırmış hem mimari olarak hem temizlik olarak hem de mola yeri olarak harika bir yer yapmış. Yolu düşene tavsiye ederiz yani.

Kahvaltımızı yapmamıştık henüz hemen ocağımızı kurduk güzel bir kahvaltı yaptık. çayımızı kahvemizi içtik enerji depoladıktan sonra Ahlat'a ulaştık. Hemen yol kenarında Ahlat Selçuklu Mezarlığı var. Hakikaten çok iyi korunmuş ve önemli bir tarihi alan. Hem mezar taşlarındaki ince işçiliği çok beğendim hem de bahçesindeki kayısı ağaçlarını






Selçuklu Mezarlığında da kayısı ağaçlarının altında dinlendikten sonra Ahlat'ın içine girdik ve öğlen yemeği yedik. İyice acıkmıştık. Sonra çarşısından poşu aldık kendimize.

Ahlat Merkez
Ben psikologluğun yanında halk oyunları hocalığı da yaptığım için ve Bitlis yöresine de hakim olduğum için poşunun yöresel bağlama şeklini de biliyorum doğal olarak. Poşularımızı aldık attık heybeye sonra bağlayacağız.
Tekrar yola doğru iniş yaptık ilçe merkezinden ve zor olmayan bir yoldan Adilcevaz'a ulaştık. İlçe içine girip akşam için nevale alıp hemen ana yol kenarındaki mesire alanı olan parkta göl kenarında çadırlarımızı kurup çay kahve eşliğinde sandalyelerimize kurulup yıldızları izledik. Sonra da uyku zamanı




Van Gölünün sodalı suyu tıpkı Ali'de olduğu gibi saçları sarartıyor ama birkaç ay sonra yeniden düzeliyormuş.
5.GÜN
Sabah gün ışığıyla erken uyandık ve düştük yola kahvaltıyı ileri de yapmayı düşündük. Sanki bu şekilde kahvaltı ile daha az vakit kaybediliyor gibi geliyor bize ama yine de bizim kararları keyfimiz veriyor

Süphan Dağı

Bugün hava bizi yoruyor çünkü güçlü şekilde karşı rüzgar esmeye başladı. Yol kenarında malesef gölgesine sığınacak ağaç ya da bir yapı da yok. Yakıcı güneş altında yol kenarında elma satan bir araç gördük. Elma alalım dedik hem de minübüsün arka kapağını kaldırmış arkadaş, altına sığınırız gölgesine dedik. Yolun karşısına çıktık hem elma aldık bir kilo hem de dinlendik.


Yola çıkarken elmayı ödeyecektik ama ısrarımıza rağmen parasını almadı arkadaş. insan kendisini mahçup hissediyor vallahi. Hedefimiz bu akşam Muradiye'ye varmak ama rüzgar bizi çok yavaşlatıyordu o yüzden Erciş'te kalalım hem de duş alalım dedik. Kokmaya başlamıştık

Rüzgar yavaşlayınca asıldık biraz pedala Hadi aslanım hadi koçum derken Erciş'e ulaştık. Erciş'te Mardin Kebap'ta yemek yedikten sonra hem merkezinde dolaştık hem de öğretmen evinden yer ayırttık. Hatırlamıyorum ama ucuzdu







Erciş'in de tadını çıkarttıktan sonra güzel bir uyku uyuduk 6. güne uyanmak üzere
6.GÜN
Meğerse öğretmenevinde kahvaltı yokmuş ya la



Sınıra yaklaştığımız için tır ve kamyon çoktu. Tır park yerleri lokantaları vardı ileride. Kahvaltı için 10-15 km geldikten sonra soldaki lokantaya girdik ama ne yalan söyleyim pek de beğenmedik kahvaltısını. Ama yine de tur şartlarında iyi tabiki.


Kahvaltı ile proteinleri karbonhidratları yüklendikten sonra düz bir yolla neredeyse hiç tırmanmadık sanırım Muradiye yol ayrımına kadar geldik.

Şeytan diyo bas İran'a Azerbaycan'a sür ama hayat şartları bırakmıyor işte.

Muradiye yol ayrımından sonra kuzeye doğru sola dönüyorsunuz. İran'dan gelen yola doğru. Hemen orada bir bakkalda su almak için durduk. Orası hareketli bir yerdi. Bir sürü doblo ve station kasa otomobil gelip gidiyor. Gördüklerimizden yola çıkarak oradaki insanların Afgan göçmenler olduğunu düşündük. Herhangi birisine sormadık ama öyle tahmin ettik. Biraz üzüldük biraz şaşırdık. Sonra 10-15 km kadar çok hafif bir tırmanış ile Muradiye şelalesine doğru çıkmaya başladık. Bir meyve tezgahı gördük erik yiyelim dedik. Aldık bir kilo kadar erik borcumuz ne dedik. Bizden olsun dedi. Ya amca Allah aşkına al şu parayı dedik





Şeytan köprüsünden yola çıkınca 10-15 tane çocuk koşarak yanımıza geldiler ve bizi yabancı sanarak "money money" diyerek yanımıza geldiler


Şeytan köprüsünden de sonra yine ana yola inip geri şelaleye doğru çıktık kısa süre sonra o muhteşem muradiye şelalesine ulaştık. şimdi sizi fotoğraflarla baş başa bırakıyorum.




Muradiye şelalesinin muhteşemliğinde yemek yiyip dinlenip Van merkezden gelecek Mehmet abiyi ve ailesini beklerken asma köprüden karşı tarafa geçip hem kamp yeri baktık hem de kalabalığın dağılmasını bekledik. Hava kararınca hiç kimse kalmadı. Muradiye şelalesi İzzet ve ben


Eşi ve iki çocuğu ile geldi. Kendileri de çok seviyor kamp hayatını. Gece bire kadar oturduk ve sohbet ettik sonra çocuklardan dolayı çadır kurmaktan vazgeçip geri merkeze döndüler araçlarıyla biz de girdik çadırlara.
7. GÜN
Malesef turumuzun son günü bugün. Hedefimiz göl kenarında tam turdu ancak Muradiye şelalesine gelip yerleştikten sonra annem aradı ve daha önceden kalp rahatsızlığı olan ve kalp pili takılan babamın hastalandığını ve mümkünse turu bitirip babamı Ankara'ya hastaneye götürmemiz gerektiğini söyledi. Zaten kontrole gidecekti ama durum aciliyet gerektirdiği için İzzetle'de konuşup dönme kararı aldık. Sabah son bir iki fotoğraf çekip Muradiye merkeze indik.


Bir otobüs firmasından zorlanarak yer bulduk. Bagaj ise büyük dert oldu. Tartışmaya kadar vardı olay. Büyük sıkıntı yaşadık yani dönüşte. Bir şekilde otobüsle Tatvan'a doğru yola çıktık. Yolda giderken de otobüsün camından @five ağabeyi gördük o da Erciş istikametinde pedallıyordu. Tatvan'da aracımıza geldik. Bisikletleri söküp tıpkı gelirken olduğu gibi arabaya yerleştirdik ve yola düştük. Gece 01:00 gibi Erbaa'ya ulaştık gece evde yattık. Sabah da annemle babamı alarak iki bisikleti de arabaya sığmayacağı için bizim evde Erbaa'da bırakarak Ankara'ya geldik.
NOT: Babamın durumu şu an gayet iyi
Turumuz yarım kalmasına kaldı ama tadı da damağımız da kaldı. Bakalım bundan sonar ne tarafa gideceğiz.



