Ukrayna - Polonya - Almanya - Çekya Bisiklet Turu (27.08.2018-14.09.2018) | Gezgin Kızanlar

Barış Çavuş

Gezgin Kızanlar
Kayıt
7 Eylül 2009
Başlık
28
Mesaj
279
Tepki
1.023
Şehir
İstanbul-Avrupa
Bisiklet
Sedona
1. Gün İstanbul-Lviv (26-27.08.2018)


İstanbul

Merhabalar, biraz uzun bir yazı olacak sanırım. Güzel bir yerden başlamak istiyorum. Ukrayna-Polonya-Almanya-Çekya turumuza başlamadan yani Lviv uçuşumuzdan iki gün önce Decathlon’dan birşeyler alacaktık. Merve önceden gitti. Bende iş çıkışı Merve’nin yanına giderken metroya bindim. Bindiğim vagonda etrafıma şöyle bir baktığımda bisiklet forması giymiş ellerinde kaskı olan 3-4 kişi gördüm. Birinin üzerinde Ukraine felan yazıyordu.
-Merhaba, Ukrayna’dan mı yola çıktınız? Bisikletleriniz nerede?
-Merhaba, evet Ukraynalıyız. Aktarma yapıp Gürcistan’a gidiyoruz. Aktarma süremiz uzundu. Biz de bunu değerlendirmek istedik. Bisikletlerimiz uçakta.
-Çok zekice. Biz de iki gün sonra Lviv’den bisiklet turuna başlıyoruz. Tur süremiz çok uzun değil. Lviv-Przemsly arasını trenle geçmeyi planlıyoruz. Ancak bisikletlerimizle trene binebilir miyiz bilmiyoruz. Bu konuda bana nasıl yardımcı olabilirsin?
-Gerçekten mi? Çok güzel, bisikletinle trene binebilirsin. En son veya en ön vagonu seçmelisin. İki bisiklet için yaklaşık 500 UAH ödersin. Sorun olacağını sanmıyorum.
-Ohh bunu duymak çok iyi geldi. Çok teşekkür ederim.
Sonra sosyal medya hesaplarımızdan birbirimizi ekledik. Vedalaşıp ayrıldık. Ortalama beş dakikada bir geçen metroda bu metroya denk gelmem ve bir sürü kapı yerine yine bu kapıya denk gelip hem Ukraynalı hem de bisikletçi birine denk gelmem, işte bunlar turumuzun çok güzel geçeceğine bir işaretmiş.
Turumuzla ilgili yaptığımız taslak rotamızı da buradan paylaşıyorum. Taslak olmasına rağmen rotamızı çok güzel hazırlamışım, gün gün çok rahat bir şekilde bu rotaya uyarak ilerledik. Yolculuk sırasında rotada ufak tefek rotada değişiklikler oldu. Bu değişiklikleri ilerleyen günlerde paylaşacağız.


Ukrayna-Polonya-Almanya-Çekya taslak rotamız

Yola Çıkıyoruz

Evet, uzun zamandır hemen hemen her gün konuştuğumuz Ukrayna-Polonya-Almanya-Çekya bisiklet turumuz başlıyor. O kadar konuşmanın, araştırmanın ardından beklenen günün geldiğini görmek çok şaşırtıcı. Eşyalarımız henüz çantalarımızın içinde değil. Son değerlendirmeleri yapıyoruz eksik veya fazla bişeyler olmasını istemiyoruz. Görünüşe göre herşeyimiz tamam sayılır. Artık eşyaların çantaya yerleştirilme vakti. Eşyalarımız koltuk üzerindeyken gözümüze biraz fazla gibi gelmişlerdi fakat çantalara yerleştirdiğimizde o kadar da fazla değilmiş. Bisikletlerimizi sokağımıza indirip çantaları da yüklediğimizde artık bizim için tur başlamış sayılıyor. Tabi doğal olarak heyecanda artıyor.

Uçağımız 00.05’te olmasına rağmen planımız her zaman yaptığımız gibi mümkün olan en erken saatte havalimanında olmak. Aramızda birçok farklı gidiş planı yaptık ama her zaman ağır basan pedallayarak gitmek oldu. Saat 14.30 gibi Fatih’ten yola çıkıp güzel bir boğaz havasıyla Eminönü’nden Kadıköy’e geçiyoruz. Kadıköy’den Pendik Marina’ya kadar sahil yolunu takip ediyoruz. Bayram tatilin son günü ve pazar günü olmasına rağmen yol ve sahil sandığımız kadar kalabalık değil. Birçok kez pedalladığımız yollardan yüklü bisikletlerimizle geçmek çok farklı hissettiriyor. Artık sahilden ayrılıp
Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
uygulamasının bize çizdiği rotayı takip etmeye başlıyoruz. Trafik yoğunluğunun çok fazla olmadığı yollardan bazen küçük tırmanış ve inişlerle birlikte Kurtköy’e kadar gidiyoruz. Havalimanından önce içecek bişeyler almak için durduğumuz marketin önünde uygulamadan rotamızı kontrol ediyorum. Küçük bir yolla büyük yollara hiç girmeden tam havalimanının önüne çıkacağımızı fark ediyorum. Tam o sırada iki genç bisikletli marketin önüne geldi. Hemen selamlaşıp bulunduğumuz yerden en kısa havalimanına nasıl çıkacağımızı soruyorum. Güzel haber haritada fark ettiğim yol açıkmış. Bisikletli gençler bize havalimanının önüne kadar eşlik ediyor ve vedalaşıp ayrılıyoruz. Bu kestirme yol sayesinde hızlı akan ve büyük araçların bulunduğu İstanbul trafiğinde yaklaşık bir saat kadar pedallamaktan kurtulduk.Yani bizim deyimimizle by-pass yaptık :) Yaklaşık 40 km sürüşün ardından artık burada olmak heyecanımızı bir kat daha arttırıyor.


Sabiha Gökçen Havalimanı'na vardığımızdaki mutluluk :)

Bisikletlerimizle yurtdışı giden yolcu kısmından giriş yapıyoruz. Bizi gören güvenlik görevlileri biraz yüzleri asık bir şekilde bisikletlerin x-ray cihazından geçmeyeceğini söylüyor. Kendi aralarında konuşup karar verdikten sonra bisikletlerimizi bodrum katta bulunan büyük x-ray cihazına güvelik görevlisi eşliğinde götürüyoruz. O büyük x-ray cihazının başında bulunan görevli de aynı şekilde nazlanarak bisikletlerimizi cihazdan geçiriyor. Güvenlik kontrol işlemleri de bittiğine göre artık bisikletlerimizi kutulama aşamasına geçebiliriz.

Geçtiğimiz yıl Tuna Nehri Bisiklet Turu için biletlerimizi Türk Hava Yolları’ndan almıştık ve Atatürk Havalimanından uçmuştuk. Sanki orada havalimanı giriş işlemleri daha kolay geçmişti. Neyse Pegasus kontuarını bulup bisikletlerimizle ilgili nasıl işlem yapacağımızı sorduk. Görevli öncelikle bisikletlerimizi paketlememizi sonrasında tüm işlemlerin kontuardan yapılacağını söyledi. Kendimize bisikletlerimizi teslim edeceğimiz yere çok uzak olmayan ve rahatla bisiklet paketleme işlemini yapabileceğimiz bir yer seçiyoruz. Artık bu işte tecrübeli sayılırız. En kolay paketlenen benim bisikletim olduğu için öncelikle ondan başlıyoruz. Lastikleri indir, pedalları sök, ön lastiği çıkar. Balonlu naylon ile sar ve kutuya yerleştir. İşte bu kadar basit. Tabi burada kutularımızın Decathlon’dan olmasının büyük etkisi var. Çünkü Decathlon’un bisiklet kutuları gerçekten çok büyük ve bisikletiniz çok rahat içine sığabiliyor. Şimdi sıra Merve’nin bisikletinde. Lastikleri indir, pedalları sök, ön göbekte dinamo bulunduğu için alyanla tekerleği sök, çamurluklardan dolayı gidon yüksek kaldı gidonu sök, tekrar dene ve işte oldu. Hemen Merve’nin bisikletini de balonlu naylonla sarıyoruz. Bisiklet kutularımızın içerisinde kasklarımızı, termoslarımızı ve çadırımızı da koyup kutuları güzelce bantlıyoruz. Maalesef ki aldığımız bant çok kaliteli değilmiş. Bu yüzden kutularımızın açılıp zarar görmemesi için daha fazla bantlıyoruz. Çantalarımızın plastik kancalarına zarar gelmemesi için onları da balonlu naylonla sağlama aldıktan sonra uçuş için hazırız. Çantalarımızı ve bisikletlerimizi teslim edip uçuş kartımızı alıyoruz. THY ile uçtuğumuzda bisiklet için satış ofisinden ödeme yapmak gerekiyordu. Pegasus ise bu işi kontuarda hallediyor. Bu şekilde çok daha basit bisiklet başı 45$ toplamda 90$ o günün kuruyla 546 TL olarak ödeme yaptık.

Daha uçuşumuza yaklaşık 3 saat var. Şimdi yolda yaktığımız kalorileri alma zamanı :) Bulduğumuz en sakin yerde yiyeceklerimizi afiyetle mideye indiriyoruz. Pul alıp son güvenlik noktası ve pasaport kontrol noktasından geçip kapımızın bulunduğu alanda beklemeye
başlıyoruz.

Lviv


Uçağımıza bindik

Uçağa biniş yaparken altımızda şort üzerimizde tişört gayet rahat bir şekilde gidiyorduk. Hemen hemen herkeste uzun kollu ya da üzerine alabileceği uzun kollu bişeyler olduğu gördük. O zaman anlamalıydık :( Uçak pek soğuk değildi. Ama Lviv Havalimanına 02.00 sıralarında indiğimizde asıl soğuğu orada hissettik. Gece 13 dereceydi. İndiğimizde o gördüğümüz insanlar bile üşüyordu. Biz donmuştuk. Hemen pasaport kontrol kontasında sıraya girdik. Merve’nin işlemi kolayca bitti. Fakat benim pasaportuma bakıyor, başka bi yere gidip farklı bir ışıkla bakıyor, yanındakine soruyor, bana bakıyor. Tabi rezervasyon sorar felan diye herşeyim bu kez yanımda o yüzden rahatım. Neyse sonunda giriş mührümü vurdu ve bende resmen Ukrayna’ya giriş yaptım. Bisikletlerimiz normal bagajların alındığı yerden çantalarımızla birlikte geldi. Hemen çantalarımızdan üzerimize bişeyler aldık.


Lviv Havalimanı

Bisikletlerimizi alıp en uygun yere geçiyoruz. Merve’ye uyku tulumunu çıkarıp bekleme banklarına seriyorum. Birimizin dinlenmesi gerek. O uyurken ben bisikletleri kutudan çıkarıp kurulumlarını yapıyorum. Sonra uyumamak için geziniyor ve şöyle bir etrafa göz atıyorum. Merve başta uyuyamıyor ama bir süre sonra yorgunluğun da etkisiyle birlikte uykuya dalıyor. Bisikletlerin kurulumundan iki saat sonra benimde pilim bitmeye başlıyor ve Merve’yle yer değiştiriyorum. İki saatte ben uyuyorum. Sonra Merve dayanamıyor ve beni uyandırıyor. Yine yer değiştiriyoruz. Uyuyup uyanarak zaman geçiyor ve artık sabah oluyor. Havalimanında hareketlilik başlıyor. 08.30 civarı Merve’yi uyandırıyorum. Yakındaki cafeden termosumuza sıcak su alıp güzelce yanımızdaki yiyeceklerle kahvaltı yapıyoruz.


Fotoğraftaki Merve'yi bulun :)


Uyku sırayla değil mi?

Karnımızda doyduğuna göre artık Lviv’de pedallama zamanı. Havalimanından çok kolay bir şekilde şehir merkezine giden yola çıkıyoruz. Bisikletlerimizin arkasındaki bayrakların etkisini daha Lviv’de ilk kilometrelerimizde görüyoruz. Havalimanı çıkışında iki taksici bayrağımızı görünce “Merhaba gardaş” diye bize sesleniyor. Küçük çaplı bir şok atlatsakta biz de onlara merhaba deyip yolumuza devam ediyoruz. Şehir merkezine doğru yaklaştıkça yol kalitesi azalıyor aynı oranda araç sayısı artıyor. Özellikle şehir merkezine sanırım 1-2 km kala yol tamamen eski tip büyük parke taşı ile kaplanmış. Bu şekilde bisiklet sürmek zorlaştığı için bisikletlerimizle yürümeye başladık. Sonra baktık ki bu yol yürüyerek bitecek değil yine atladık bisikletlerimize zor da olsa şehir merkezine vardık.


Lviv havalimanında bisikletlerimiz hazır.

Aslında ilk isteğimiz bisikletlerimizi bırakıp birkaç saat uyumak ve sonrasında Lviv’de keşif turuna çıkmak. Fakat hotelimiz erken giriş talebimize olumlu cevap vermemesi sebebiyle bunu gerçekleştiremiyoruz. Şehir merkezinde kahve içip uykumuzu dağıtmak istiyoruz.


Lviv


Lviv

Kahvenin ardından bisikletlerimizin yanına biri geldi ve bize İngilizce soru sormaya başladı.
-Merhaba nereden geliyorsunuz?
-Merhaba Türkiye’den uçakla buraya geldik. Siz nerelisiniz?
-Ben Almanım. Burada yaşıyorum. Türkiye’de birkaç kez bulundum. Bayraklar dikkatimi çekti. Bayrağın biri ters takılmış. Onu düzeltmelisin.
-Gerçekten mi? Biz ona hiç dikkat etmemiştik. Çok teşekkür ederiz.


Lviv'de bisiklet yolu

İşte gece uykusu olmayınca böyle şeyler meydana çıkıyor. Taktığım bayraklardan bir tanesi tersmiş. Neyse ki daha turun başında böyle bir uyarıyla yaptığımız hatayı düzelttik. Madem hotele giriş yapamıyoruz gidelim o zaman şu tren bileti işini halledelim. Tekrar bisikletlerimize binip tren istasyonun yolunu tutuyoruz. Tren istasyonu merkeze çok yakın ayrıca tramvayda tren istasyonunun çok yakınına kadar getiriyor. Merve dışarıda bisikletlerin başında bekledi. Ben içeriye girip bilet konusunda neler yapabilirim diye baktım. İlk anda içerisini anlamak çok zor oldu çünkü sayı verilmiş çok fazla gişe var ve her gişede bekleyen sayısı değişiyor. İnformation olduğunu görünce bi rahatlama geldi. Lviv-Przemsly arasında iki kişi ve iki bisiklet için yarın saat 11.18 trenine bilet almak istediğimi söyledim. Görevlinin ingilizcesi yeterince iyiydi. Güzelce tarif ettikten sonra bana kendi dillerinde bir kağıt yazıp verdi ve iki numaralı gişenin sırasında beklememi söyledi. Sıraya girip kağıdı uzattığımda görevli sadece iki bisiklet mi dedi. Evet dedim bileti kesti. Günlerce konuştuğumuz bisikletle trene nasıl bilet alacağız, acaba binebilir miyiz, nasıl olacak gibi konular 15 dakika içerisinde çözüldü. Lviv-Pzemsly arasında iki kişi ve iki bisiklet için 457,94 UAH ödeme yaptık.


Lviv tren istasyonu

Artık yarın için tren biletimizi de aldığımıza göre bugün rahatla Lviv’i keşfedebiliriz. Şehir merkezinde zaman geçirmemiz, tren istasyonuna gidip gelmemiz derken artık hotelimize giriş yapacağımız saatte gelmişti. Tren istasyonundan ayrılıp hotele doğru yola çıktık. Hotelimiz iki katlı bir evden odalara bölünüp oluşturulmuş. Sabit bir resepsiyonu bulunmuyor. Geleceğimiz saati bildirdikten sonra oraya geçiş yaptık. Hotelimizin en büyük avantajı merkeze yakın olmasının yanında bisikletlerimizi odamıza koyabilmemiz. Zemin katta bulunan odamıza hiç zorluk çekmeden bisikletlerimizi yerleştiriyoruz. Odamızda küçük bir mutfak (içerisinde birçok mutfak malzemesi mevcut) ve buzdolabı bulunuyor. Bisikletlerimizi koymak içinde oldukça geniş. Apartments Knyazhy Lviv isimli hotele bir gece, iki kişi ve bir oda için 680 UAH ödeme yaptık.


Lviv Opera Binası

Yolculuk bizi çok yordu. En azından bir iki saat uykuya ihtiyacım var. Odaya biraz yerleştikten sonra ben uykuya daldım. Bir saatten biraz daha fazla uykunun ardından kendimi daha iyi hissediyordum. Şimdi gelmeden önce okuduğumuz yerleri ziyaret edebilir, şehri keşfe çıkabiliriz. Hepsinden önce kamp ocağımız için gaz almalıyız.


Lviv Opera Binası
Öncelikle döviz bürosundan para bozduruyoruz. Opera binasını boşta olsa bir görmek istiyoruz. Günlerden pazartesi olduğunu unutup binanın önüne gittiğimizde kapalı olduğunu görüyoruz. Hemen yakınlarında bulunan outdoor mağazasından kamp ocağımız için gaz alıyoruz. Sonra okuduğumuz blog sayfalarından aldığımız notlara göre önce şöyle bir etrafa bakarak merkezde dolaşıyoruz sonra yemek yemek için The First Lviv Grill Restaurant of Meat and Justice isimli yere gidiyoruz.

Ordan sonra yürüyerek Lychakiv Mezarlığına gidiyoruz. Burada çok ilginç mezar taşları olduğu okumuştuk. Daha önce hiç bu tarz bir mezarlık görmemiştik.


Lychakiv Mezarlığı


Lychakiv Mezarlığı

Lviv küçük olmasına rağmen güzel bir şehir. Sıcak havalarda daha da güzel olcağına eminim. Mezarlık dönüşünde Coffee Manufacture isimli kahveciye gidiyoruz. İçeride ilk dikkatimizi çeken şey kahvenin hazırlandığı yerdeki kahve öğütücünün üzerinde HASGARANTİ yazıyor olması. Okuduklarımıza ve gördüklerimize göre Lviv tam bir konsept cafe ve restoran şehri. Son olarak Beer Theatre isimli mekanla geceyi kapatıyoruz. Bu kadar yolculuk ve gezmenin üzerine dinlenmeye ihtiyacımız var.


Coffee Manufacture


Coffee Manufacture Madeni

Yediğimiz, içtiğimiz yerlerin çok fazla detayına girmiyoruz. Bunlarla ilgili internette birçok kaynak mevcut. Biz daha çok yolcuğumuzu ve yolda olmayı yaşadıklarımızı anlatmaya gayret göstereceğiz. Umarım bu yılda yazılarımızla birilerinin yola düşmesine sebep olabiliriz. Okuduğunuz için teşekkürler. Takipte kalın. :)
Yaşadıklarımızla ilgili hazırladığımız videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz.




Günlük yol bilgileri:
İstanbul(Fatih)-Sabiha Gökçen Havalimanı 40 KM
Lviv Havalimanı ve Lviv içerisinde 14 KM

NOT: Bu tur boyunca yayınlayacağımız yazılarımızın ve videolarımızın tamamı bu başlık altından paylaşılacaktır.
 

Dystopia

hiç
Kayıt
28 Aralık 2011
Başlık
19
Mesaj
2.305
Tepki
5.473
Şehir
İstanbul
Başlangıç
1994—95
Bisiklet
Cannondale
Bisiklet türü
Yol bisikleti
Her zamanki gibi yine harikasınız. Tebrikler. Avrupa'nın kuzey bölgeleri genelde Eylül ayından itibaren çok soğumaya başlıyor. Siz çok güzel yerlere gitmişsiniz. Videoda uçak biletleri pahalı olduğu için Polonya'ya trenle gitmeyi tercih ettiğinizi söylemişsiniz bir de Polonya detayları olursa güzel olur. Bu arada Polonya ve Çekya tarihi eser konusunda inanılmaz ülkeler. Avrupa'da turistlerin en çok olduğu yerler de sanıyorum buralar olsa gerek. Tekrar tebrikler.
 
  • Beğen
Tepkiler: Barış Çavuş

Devenez ce que

Daimi Üye
Kayıt
14 Mayıs 2018
Başlık
9
Mesaj
261
Tepki
687
Yaş
44
Şehir
Istanbul / Sancaktepe
İsim
Murat
Bisiklet
Kron
Beklenen tur yazısı nihayet gelmeye başladı :) Turun güzel geçmesine sevindik, güzel, keyifli tur yazıları, resimleri gelecek demektir bu ;) Yalnız geçen yılki tura kafa bir gidip gelmiş anlaşılan, başlıktaki gidiş tarihi 2017 olarak kalmış (Keşke çalışma koşulları müsait olsa da biz de yabancılar gibi 1 senelik turlara çıkabilsek :() Bisiklet kutularını yanınızda nasıl götürdünüz, katlamalı bir şey miydi? Alman eleman bayrak yanlış deyince ilk Türk bayrağı mı yanlış takılmış yoksa diye düşündüm, ama Ukrayna bayrağı imiş, çok da önemli değil :D Ukrayna bayrağında mavi gökyüzü, sarı ise buğday tarlaları anlamına geliyormuş, o yüzden mavi üstte, bir daha lazım olursa diye yazayım dedim :koptum: Tebrikler, devamını heyecanla bekliyoruz :harika:
 

Barış Çavuş

Gezgin Kızanlar
Kayıt
7 Eylül 2009
Başlık
28
Mesaj
279
Tepki
1.023
Şehir
İstanbul-Avrupa
Bisiklet
Sedona
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #4
@Dystopia Size katılıyorum gittiğimizde özellikle Lviv İstanbul'a göre çok soğuktu. Turumuzun diğer günlerde bir iki gece dışında pek fazla üşümedik. Evet çok güzel bir rota oldu. İlk planda Ukrayna yoktu. Uçak biletleri özellikle Varşova'ya ve direk uçuş olan Polonya'nın diğer şehirlerine uçak biletleri çok pahalı olduğu için alternatifleri değerlendirmeye başladık. Slovakya'nın Kösice şehrine daha ucuz biletler vardı fakat orası da Euro bölgesi olduğu için onu da eledik. En uygun ve direk uçuş Lviv'e olunca oraya karar verdik. Güzel ve sorunsuz bir başlangıç oldu. Eğer turumuz için daha fazla zamanımız olsaydı tren kullanmazdık. Üç ayrı ülkede (Ukrayna, Polonya ve Almanya) trene bindik farklı bir deneyim oldu bizim için. Polonya için detayları yazacağız. İlginiz ve güzel duygularınız için çok teşekkürler.

@Devenez ce que Size söylediğimizden bir hafta gecikmeli de olsa yazmaya ve düzenlemeye başlayabildik. Geçen sene dönüşümüz 27.08.2017 idi. Herhalde başlığı atarken kafam orada kaldı öyle bir tarih yazmışım. :) Size katılıyorum keşke öyle imkanlarımız olsa. Neyse biz elimizdeki izinlerimizi en iyi şekilde değerlendirsek o bile yeter. Bisiklet kutularını bir gece önceden havalimanında çalışan bir arkadaşıma bıraktım. Haha Ukrayna bayrağının anlamını da öğrenmiş olduk. Bu ters bayrak muhabbetinden sonra diğer bayrakları takarken hep kontrol edip taktım. :) İlginiz ve güzel duygularınız için çok teşekkürler.

NOT: Bu tur boyunca yayınlayacağımız yazılarımızın ve videolarımızın tamamı bu başlık altından paylaşılacaktır.
 

ekranci

Daimi Üye
Kayıt
22 Mayıs 2017
Başlık
5
Mesaj
241
Tepki
421
Yaş
38
Şehir
Londra
İsim
Kemal
Başlangıç
1988—89
Bisiklet
Canyon
:harika: Merakla devamını bekliyoruz. Kutuları Sabiha Gökçen'de nasıl edindiniz? Kutular birden ortaya çıkıyor ama kaynağı belirsiz, merakta kaldım :komik:
 

a.valverde

El Imbatido
Kayıt
22 Haziran 2018
Başlık
8
Mesaj
514
Tepki
859
Şehir
istanbul
@Barış Çavuş harika bir yazi ve tur baslangici . Ayrica baslangicini sectiginiz sehir olan Lviv , gercekten tarihsel anlamda muhtesem bir sehir , son 2 yilda 3 defa ziyaret ettigim ve yine gitmek istedigim nadir sehirlerden . orada ogrendigim kadariyla , eskiden Polonya sinirlari icindeymis ancak daha sonra yapilan anlasmalar ile Ukrayna'ya dahil edilmis. Bu nedenle de , Avrupa'ya olan yakinligi ile de Ukrayna'nin genel kultur haritasindan biraz daha uzaklar. Kisaca , inanilmaz bir yer ve herkesin ziyaretini tavsiye ederim. İlk fotografin cekildigi meydan sehrin ana meydani , ayrica bu meydanin biraz ilerisinde yukari dogru yurudugunuzde tam karsiniza cikacak , icinde kahve cekiminin de yapildigi ve boylece nefis kokular ile beraber kahve icebileceginiz bir dukkan da var. :)
 

Barış Çavuş

Gezgin Kızanlar
Kayıt
7 Eylül 2009
Başlık
28
Mesaj
279
Tepki
1.023
Şehir
İstanbul-Avrupa
Bisiklet
Sedona
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #7
@ekranci Merhaba, bisiklet kutuları bir gün önceden Sabiha Gökçen'e getirdim. Çalışan bir arkadaşıma bıraktım.

@a.valverde Merhaba, evet Lviv, küçük güzel ve görece ucuz bir yer. Başlangıç yeri olarak bizim için çok iyi oldu. O kahve dükkanı Coffee Manufacture olabilir mi? Epey büyüktü ve harika kahve kokuları geliyordu. Teşekkürler.
 

Noldor

Aktif Üye
Kayıt
6 Ağustos 2018
Başlık
1
Mesaj
133
Tepki
364
Yaş
35
Şehir
İstanbul
İsim
Caner Kocaman
Bisiklet
Peugeot
@Barış Çavuş

muhteşem bir tur olmuş...
elinize kolunuza bacağınıza sağlık...

kutuları bir gün önceden götürmek çok güzel bir fikirmiş...
peki dönüşte kutulama işini nasıl yaptınız? Yurt dışında bu tip kutu bulma konusunda yardımcı olan yerler var mı???
 
  • Beğen
Tepkiler: Barış Çavuş

a.valverde

El Imbatido
Kayıt
22 Haziran 2018
Başlık
8
Mesaj
514
Tepki
859
Şehir
istanbul
@Barış Çavuş muhtemelen orasidir , inanin ismini hatirlayamiyorum , o kadar cok ve farkli kahve kulturu olan dukkan var ki :)
Sizlere cok guzel bir tur diliyorum. Umarim ve eminim ki , harika anilarla doneceksiniz.
 
  • Beğen
Tepkiler: Barış Çavuş

DayKnight

Aktif Üye
Kayıt
4 Ekim 2018
Başlık
3
Mesaj
118
Tepki
141
Yaş
33
Şehir
Istanbul
İsim
Mahmut
Turunuzda basarilar dilerim, bisikletinizin tekerine tas degmesin :)) iki sorum olacak,
1- Baslangic icin neden Lviv i sectiniz ?
2- Turu ne kadar surede bitirmeyi planliyorsunuz?

Ben genelde Yunanistan ve Bulgaristan a turlara gidiyorum, baslangi olarak ta Edirne yi kullaniyorum ;)
 
  • Beğen
Tepkiler: Barış Çavuş

Barış Çavuş

Gezgin Kızanlar
Kayıt
7 Eylül 2009
Başlık
28
Mesaj
279
Tepki
1.023
Şehir
İstanbul-Avrupa
Bisiklet
Sedona
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #11
@Noldor Merhaba, teşekkür ederiz. Dönüşü son gün yazacağız. Geçen sene de bu sene de dönüşte kutu bulmakta zorlanmadık. Geçen sene bir bisiklet mağazasından almıştık. Bu sene Decathlondan aldık.

@a.valverde Turumuz 14 Eylül'de bitti. Döndüğümüzde anılarımızı toparlayıp yazıyoruz. Çok güzel anılarla geri döndük.

@DayKnight Merhaba teşekkür ederiz. 1- Euro bölgesi olmayan bir yerde tur yapmayı planlıyorduk. Planladığımız turun merak ettiğimiz yerleri de içermesi gerekiyordu. İkisinin kesişimi başlangıç/bitiş olarak Polonya'yı işaret etti. Başlangıç ve bitiş için bilet fiyatları çok fazlaydı. Polonya'ya en yakın ve en ucuz Slovakya'nın Kösice şehrine ve Ukrayna'nın Lviv şehrine vardı. Slovakya Euro bölgesi olduğu için bizde Ukrayna'yı tercih ettik.
2- Turumuz 14 Eylül'de bitti. Yolculuğumuz toplamda 19 gün sürdü.
Yunanistan ve Bulgaristan yakın olduğu için sanki her zaman erişilebilir gibi geliyor. Bu hisse geçmişte Yunanistan'da ve Bulgaristan'da çok fazla bulunmam da etkili olabilir.
 

Eduardo Bianchi

Daimi Üye
Kayıt
22 Ekim 2004
Başlık
33
Mesaj
357
Tepki
249
Yaş
46
Şehir
Çekmeköy / İstanbul
Bisiklet
Bianchi
Bizlerle paylaştıgınız için çok teşekkürler,
Okumak bile cok keyifli, kaldı ki bu ülkeleri gezip görmek ayrı bir keyif ve heyecan olsa gerek.

Sabırsızlıkla diğer bölümleri de bekliyoruz.:harika:
 
  • Beğen
Tepkiler: Barış Çavuş

DayKnight

Aktif Üye
Kayıt
4 Ekim 2018
Başlık
3
Mesaj
118
Tepki
141
Yaş
33
Şehir
Istanbul
İsim
Mahmut
Bak birde kullandiginiz ekipmanlari soracaktim(Video cekerken ve islerken neleri kullaniyorsunuz ozellikle) :D Benim turlarda cektigim videolar var youtube attim ama duzenleyemedim.
 
  • Beğen
Tepkiler: Barış Çavuş

Barış Çavuş

Gezgin Kızanlar
Kayıt
7 Eylül 2009
Başlık
28
Mesaj
279
Tepki
1.023
Şehir
İstanbul-Avrupa
Bisiklet
Sedona
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #14
@İlkay Alpertonga Merhaba, rica ederiz. Size katılıyorum, yolda olmak çok keyifliydi. Gelecek hafta bir yazı ve video daha yayınlayacağız. Takipte kalın.

@DayKnight Ekipmanlarla ilgili video çektik. Onuda ikinci yazıdan sonra yayınlayacağız. Video çekerken aksiyon kamerası olarak EZVIZ marka bir kamera kullanıyoruz. Gelecek videolardan bazıları Sony a6000 kullanarak çekildi. Çoğu zamanda en basit yöntem olan telefonlarımızdan çekildi.(iPhone 7 ve 7plus). İşlerken Final Cut Pro kullanıyoruz.
 
Kayıt
30 Mayıs 2010
Başlık
0
Mesaj
6
Tepki
2
Şehir
istanbul
Paylaşımlarınız için teşekkürler yeni yazı ve videolarınızı sabırsızlıkla bekliyorum.
Bir de sorum var havalimanında kontrol noktaları& x raydan geçerken sorun yaşadınız mı?
 
  • Beğen
Tepkiler: Barış Çavuş

Barış Çavuş

Gezgin Kızanlar
Kayıt
7 Eylül 2009
Başlık
28
Mesaj
279
Tepki
1.023
Şehir
İstanbul-Avrupa
Bisiklet
Sedona
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #16
2. Gün Lviv-Przemysl (28.08.2018)



Yolcuğumuzun ikinci gününde güneş üzerimize Lviv’de doğuyor. Sabah sekiz gibi uyanıp çantalarımızı hazırlıyoruz. Bugün yolculuğumuz Polonya'nın Przemysl şehrine. Dün tren istasyonunu gidip gördük ve biletlerimizi aldık. Bugün tren istasyonuna kadar acele etmemize gerek yok. Sakin bir şekilde Lviv’in büyük parke taşlı yollarında Lviv tren istasyonuna doğru yola çıkıyoruz. Kahvaltı için dün şehir merkezine gelirken seçtiğimiz kuruvasan satan yere karar verdik. Fakat yolumuz gidiş ve dönüş olarak bir yerde ayrıldığından sanırım kahvaltı mekanımız dönüş yönünde kaldı. Neyse ileride buluruz düşüncesiyle tren istasyonunun olduğu sapağa kadar ilerliyoruz. Fakat kahvaltılık alacak yer bulamıyoruz. Dün tren istasyonunun orada temiz ve düzgün gözüken bir yer görememiştik. Merve’yi bisikletlerin başında bırakıp caddede yürüyerek ilerlemeye başlıyorum. Yanımızda yiyecek bişey olması çok önemli. İleride bir ara sokakta kuyruk görüyorum. Ekmek ve kahvaltılık bişeyler satan büfede sıra bana gelince şansımı deneyip “chesee” diye işaret etsem de anlaşamıyoruz. Kapalı pakette bir paket kuruvasan alıp Merve’nin yanına dönüyorum. Sabah kahvaltılarımızı sadece tatlı şeylerle yapmadığımız için bu durum Merve’yi biraz hayal kırıklığına uğratıyor. Son çaremiz tren istasyonunun caddesinde bulunan en düzgün yerden tuzlu bişeyler almak. Küçük bir kahve dükkanı görüyoruz. İçerisi epey yoğun ve sandviç satıyor. İçeriden iki tane vejeteryan sandviç alıyorum. Merve buna çok seviniyor.


Lviv'de hotelimizden ayrılıyoruz.

Tren istasyonunun önüne geliyoruz. Ancak burada engelli rampası veya bisikletleri çıkarabileceğimiz bir rampa göremiyoruz. Kaslara kuvvet, Merve bisikleti arkadan ittiriyor ben önden çekiyorum. Üç-dört merdivenden bisikletleri çıkarıp dün bilet aldığım alana giriyoruz. Arkadan gelen Ukaynaca ve İngilize anonslarla birlikte zaman tablosuna bakarak trenimizin hangi perondan kalkacağını öğrenmeye çalışıyoruz. Trenimizin bir numaralı perondan kalkacağını öğrendikten sonra oraya doğru gidiyoruz. Peronun olduğu yere gelince uzun merdivenler bizi bekliyor. Etrafta asansör işareti gözükmüyor. Bu kez merdivenler öyle üç-dört tane de değil. Ben biraz kendime fazla güvenerek tek başıma yüklü bisikleti kaldırıp götüreceğimi sanıyorum ama maalesef bunu yapamıyorum. Merve’den güzel bir azar yiyince, ben önde Merve arkada bisikletleri teker teker peron katına çıkarıyoruz. Bisikletleri çıkardığımızda birbirimize söylediğimiz tek cümle “Burada engelliler için hayat çok zor olmalı”.
Peronun olduğu yer oldukça eski gözüküyor. Daha trenimizin kalkmasına bir saat var. En yakındaki banka oturarak aldığımız sandviçleri midemize indirmeye başlıyoruz. Yanımıza bir evsiz içkiyle karışık kötü kokusuyla birlikte gelince banktan kalkmak zorunda kalıyoruz. Peronda bekleyen trenlere bakarak “Acaba bize de bu kadar eski tren mi gelecek?” diye konuşuyoruz. Çünkü eski trenlerin merdivenleri dik ve yüksek. Sonra yanımıza “Merhaba Gençler” deyip Türk baba-oğul geliyor. İkisinin de adı Lütfü. Başta biraz garip gelse de bunu soramadan edemiyorum. Laf lafı açınca bir saat nasıl geçti anlamıyoruz. Aynı trene bineceğiz ama vagonlarımız farklı. Trenin gelişini görünce vedalaşıp bisikletlerimizle son vagona doğru hızla ilerliyoruz. Trenin ne kadar süre duruş yapacağını bilmediğimiz için bisikletlerimizi trene yükelerken acele ediyoruz. Neyse ki tren çok kalabalık değil. Tren tam vaktinde yani 11.18’de geliyor. Aslında bizden sonra bir vagon daha var. Ama o kapıdan iniş-biniş çok fazla olduğu için bu vagona bisikletlerimizi yükledik. Tren kalkana kadar heyecanımız devam ediyor. Trenin hareket etmesiyle birlikte geçişlere engel olmamak için bisikletlerimizi düzgünce yerleştirmeye çalışıyoruz. Trende tek bisikletli biziz. Görevli bisikletlerimizin arkasındaki vagonun iniş kapısını kitledi ve bisikletlerimizi daha rahat koymak için iniş merdivenlerinin olduğu yere kapak gibi bişey indirdi. Başta bisikletlerimizin yanından ayrılmak istemesek de düzgün olarak koyduğumuza karar verince bisikletlerimizi görebileceğimiz şekilde bir koltuğa oturup tren yolcuğunun keyfini çıkarmaya karar veriyoruz. Fakat ray değişimlerinde birkaç kez bisikletlerimiz yere düşmekten kurtulamıyor.


Lviv-Przemysl treninde

Ukrayna’dan çıkış işlemlerimiz için görevliler geliyor ve çıkış işlemlerimizi trenin içerisinde hallediyor. Benim yine pasaportumu inceliyorlar. Sonra kimliğimi alıp bana bakıyorlar ve sonunda Ukrayna’dan çıkış mührünü vuruyorlar. Lviv-Przemysl arası tren yolculuğu iki saat sürüyor. Fakat Ukrayna ve Polonya'nın saat dilimleri farklı olduğu için saat geri alındığında tren yolcuğu bir saat sürmüş gibi oluyor. Sonra Polonya sınırına yakın bir yerde Ukraynalı görevliler trenden iniyor ve Polonya sınırlarına girdikten sonra tren tekrar duruyor. Bu kez Polonyalı görevliler geliyor. Bisiklet çantalarımızın bazılarını açtırarak gümrük kontrol işlemini yapıyorlar. Sonra pasaport kontrol görevlileri geliyor, birkaç klasik sorunun sonrasında girişimizi yapıyor ve “Polonya’ya Hoşgeldiniz” diyerek uzaklaşıyor. Yanımızda bir sürü belge taşımamıza rağmen hiç kimse bize belge sormadı. Bu kontrolün ardından yaklaşık 20 dakika sonra Polonya’nın Przemysl tren istasyonuna varıyoruz. Przemysl son istasyon olduğu için oldukça sakiniz. Bisikletlerimizi trenden indiriyoruz.


Przemysl Tren İstasyonu
Ukrayna, Polonya’ya göre daha soğuktu. Hotelden ayrılırken uzun kollu bişeyler giymiştik. Fakat Polonya’ya indiğimizde ciddi bir sıcaklık farkının olduğunu gördük bu bizi çok şaşırttı. Oysa sadece yaklaşık iki saat yolculuk yapmıştık. Çantaları açıp üstlerimizi çıkarırken tren istasyonundan herkes ayrılmıştı. Etrafta çıkış tabelasıda görmedik. Aşağıya inen merdivenlerden bisikletleri (bu kez rampadan) indirdik, ilerlerdik ve bu merdivenler bizi diğer peron için alt geçide çıkardı. Böyle toplamda iki-üç kez bisikletlerle in çık yaparak sonunda gerçek çıkışa ulaştık. Tren istasyonundan ayrılarak şehir merkezine pedallıyoruz. İlk hedefimizi döviz bürosu bulmak.

Döviz bürosudan paramızı bozdurduktan sonra şehir merkezinde bisikletlerimizden inerek kısa bir tur atıyoruz. Harika gözüken pasta ve dondurmaların olduğu yerde oturmaya karar veriyoruz. Siparişlerimiz sonrasında bugünle ilgili bir değerlendirme ve planlama yapmaya başlıyoruz. Rotayı oluştururken bugün için Przemysl’de hotelde kalmayı planlamıştık.
Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
'dan fiyatlara baktığımızda campingte kalmak daha az maliyetli gibi gözüküyor. Aslında fiyatlar normal ancak tur bütçesini iyi ayarlamalıyız. Saat daha çok erken, araştırmalarımıza göre Przemysl'de gezilip görülecek pek bişey yok, tüm gün burada kalmak pek mantıklı gelmiyor. Ayrıca hava güneşli ve yaklaşık 15 km sonra bir kamp alanı gözüyor. Tam da yarın ki güzergahımızın üzerinde sayılır. Karar verildiğine göre masadakileri silip süpürdükten sonra yola koyuluyoruz.


Przemysl

Tam şehir merkezindeki yürüyüş yolunda biri beni “Naber kanka” diyerek elini uzatıp durduruyor. İlk anda ben biraz şaşırsamda otomatik cevap olarak “iyidir kanka, senden naber” diyorum.
-Merhaba ben 6 kere Türkiye’de bulundum. Benim çok fazla arkadaşım var. Türk Bayrağını görünce selam vermek istedim.
-Öyle mi? Türkçe öğrenmişe benziyorsun.
-Evet arkadaşlarım öğrenmeme yardımcı oldu.
-Türkiye’de hangi şehirde bulundun?
-İstanbul ve İzmir’de bulundum. Bir şeye ihtiyacınız var mı? Yolculuk nereye? Türkiye’de arkadaşlarım bana çok yardımcı oldu. Ben de size yardımcı olmak isterim.
-Yok hayır hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Teşekkür ederiz. Lviv’den buraya trenle geldik. Bugün kamp alanına Perla Sanu’ya doğru süreceğiz.
-Çok güzel. İyi yolculuklar.
Güzel insanlar sizi yolda bulabiliyor. Aramızda geçen diyaloğun büyük bir kısmı Türkçe olarak gerçekleşti. Ama arkadaşın ismini sormayı unuttuk. Yolcuğumuz sırasında bayrakların etkisi her geçen gün biraz daha artıyor. Kullandığımız
Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
uygulaması bizi San Nehri kıyısında bulunan Green Velo isimli bisiklet yoluna çıkarıyor. 5-6 km kadar kaliteli asfalt ve güzel işaretlenmiş bisiklet yolundan devam ediyoruz. Ardından yolumuz toprak ve çakıllı yola dönüşüyor ancak hala işaretlemeler bulunuyor. Hemen ardından Green Velo ikiye ayrılıyor ve araç yoluna bağlanıyoruz. Kamp alanına yaklaşık 13 km kala bulduğumuz marketten akşam ve yarın sabah için alışveriş yaparak tekrar yola çıkıyoruz. Biraz daha ilerledikten sonra haritayı kontrol ediyorum. İleride bir sapak gözüküyor, daha az yoğun bir yol var. Fakat yol kesik çizgili olarak işaretlenmiş. Toprak yol olduğunu anlıyorum. Zaten kamp alanına 4-5 km yolumuz var.


Green Velo bisiklet yolu

Yeni rotayı tercih ederek ileriden sapıyoruz. Küçük bir köyün içinden geçip kereste atölyesine doğru sapıyoruz. Bu dönüşle birlikte yaklaşık 300 metre sonra asfalt yoldan ayrılıyoruz. Toprak yol başta tarlaların arasında giderek devam etse de yol ilerledikçe daha da kötüleşiyor. Yüklü bisikletle sürmekte zorlanıyoruz. Bir yerde mola verip Merve’nin yolluk olarak yaptığı yiyecekleri afiyetle yedikten sonra yola devam ediyoruz. Bazı yerlerde çukurlar giderek büyüyor ve toprak yol giderek ıslanmaya başlıyor.


Toprak yoldan devam

Yanımızdan koşu yapan birinin geçmesi bize güven veriyor. Kamp alanına iki kilometre kala yolumuz tamamen çamur oluyor. Pardon yolumuz diyorum ama yol diye bişey de kalmıyor. Merve’nin bisikletinin çamurlukları doluyor. Çamurda bisikletleri itmek çok zorlaşıyor. Tam da küçük bir tırmanışla birlikte olması bizi çok zorluyor. İyi kötü bir yola kadar bisikletlerimizi itiyoruz. Bisikletlerimizin çamurlarının bir kısmını elle temizlemek zorundayız. Çünkü tekerleklerimiz dönmüyor. Kısa bir temizlemenin ardından gidebilecek kadar oluyor. Merve “buradan hiç kamp alanı çıkacak gibi durmuyor ama hadi bakalım” diyor ve inişe başlıyoruz.


Yolumuz neredeyse yok oldu

Kısa bir süre sonra zemin silindirle ezilmiş ve düzlenmiş büyük kayalarla kaplanıyor. Sapakta kamp alanın tabelasını görünce bir rahatlama geliyor ama bu dik ve bozuk zeminli inşte dikkatli olmalıyız. Kamp alanı olduğunu düşündüğümüz yere geldiğimizde bir kadın yanımıza geliyor. İki kişi, bir gece ve bir çadır için Perla Sanu isimli kamp alanına 40 Zloty ödeme yapıyoruz. Kadına 100 zloty veriyoruz, üstünü getireceğini söylüyor ve bize kamp girişini tarif ediyor. Kamp alanı tam San Nehrinin kıyısında. Tuvalet ve mutfağa yakın bir yere yerleşmek istiyoruz. Öncelikle çantaları ve bisikletler hortumla yıkıyorum. Kadın para üstünü getirdiğinde yarın için çıkış yolunu soruyorum. Başka bir yol olmadığını geldiğimiz yolu geri dönmemiz gerektiğini söylediğinde çok üzülüyoruz. Çünkü o büyük kayaların olduğu dik yokuşu yüklü bisikletle iterek bile çıkarmak çok zor. Yarın günümüzün büyük bir kısmını böyle bir yolda harcamak istemiyoruz. Ama başka bir çare yok gibi gözüküyor.


Perla Sanu Camping yolu

Havanın kararmasına neredeyse iki saat var. Kamp alanında kedi, köpek ve at var. Bir kısmı sanırım çiftlik olarak kullanılıyor. Ayrıca üst girişin hemen arkasında bungalov evlerde bulunuyor. Bu güzel ve sakin kamp alanını bulmuşken yanımızda neler var? Tura çıkarken hangi malzemeleri kullanıyoruz? Bununla ilgili bir video çekimi yapıyoruz.


Perla Sanu Camping

Ayrıca günümüzü anlatan videomuzu da burada çekip sonra yemek yiyoruz. Yemekten sonra yavaş yavaş hava kararmaya başlıyor. Biz de çadırımıza geçiyoruz.


Akşam yemeği

Bugün yaşadıklarımızla ilgili hazırladığımız videomuzu aşağıdan izleyebilirsiniz.


Okuduğunuz ve izlediğiniz için teşekkürler. Bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayın.

Günlük yol bilgileri; Lviv-Przemysl(Tren)-Perla Sanu Camping 24 KM
 

Barış Çavuş

Gezgin Kızanlar
Kayıt
7 Eylül 2009
Başlık
28
Mesaj
279
Tepki
1.023
Şehir
İstanbul-Avrupa
Bisiklet
Sedona
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #19
@hakan şahan Merhabalar, biraz geç oldu kusura bakmayın. Kontrol noktalarından geçerken bir sorun yaşamadık. Sabiha Gökçen Havalimanında bisikletlerimizi girişte bulunan x-ray cihazından geçmeyince bodrum katta bulunan büyük x-ray cihazından geçirdiler.

@Devenez ce que Evet bu kez çok basit bir çözüm buldum. Akıllı telefondan Polonya yazıp bayraktaki renklerin yerine baktım :hhhhhh::hhhhhh:

@FARGO Onunda babasının adı Lütfü imiş. Ailelerinde gelenek gibi böyle devam ediyormuş. :)


3. Gün Przemysl-Lancut (29.08.2018)

Bu sabah Perla Sanu Camping’te uyanıyoruz. Saat 7’de çalan alarmlar artık kalkma vaktimizin geldiğini söylüyor. Planımıza göre akşama Lancut şehrinde olacağız. Bugünkü rotamız pek uzun sayılmaz fakat önümüzde dün zorla indiğimiz rampayı muhtemelen bisikletleri iterek çıkarma durumu söz konusu. Dün akşam bu konuyu aramızda konuştuk ve bisikletleri iterken kaybedeceğimiz zamanı sabah daha erken kalkarak telafi etmeye karar verdik.


Çadırın temizliği önemli :)

Çadırdan dışarıya baktığımızda adeta yağmur yağmış gibi çiğ düşmüş ve her tarafımız sisle kaplıydı. Böyle bir havada yola çıkamazdık. Kuruması için çadırımızın dış tentesini çıkarıyoruz ve çocuk parkına asıyoruz. Geçen yıl yaptığımız Tuna Nehri Bisiklet Turunda sabahları 10 ila 20 km arasında yol aldıktan sonra kahvaltı yapıyorduk. Bu yılda aynı şekilde devam edelim dedik ama hava şartları bizi çadırda kahvaltı yapmak zorunda bıraktı. Merve’ye sabaha karşı traktör sesi duyduğumu ve bizi traktörle yukarı çıkarmalarını teklif etmek istediğimi söylüyorum. Kahvaltımızın ardından yavaş yavaş toplanıyoruz. Bu arada sisin etkisi giderek azalıyor. Etrafta bir kişi görüyorum aradığım kişinin o olduğunu anlıyorum. Yanına gidip İngilizce sorsam da anlaşamıyoruz. O Ukrayna’dan Polonya’ya göç etmiş ve Ukraynaca biliyor. Bende Türkçe ve İngilizce biliyorum. İnternette çok az çekiyor translatten cümle çevirisi de yapamıyorum. Bir türlü isteğimizi anlatamıyorum. Fakat anahtar kelime “traktör” ağızımdan çıkınca arkadaş olayı yavaş yavaş anlamaya başlıyor ve gerisi el kol hareketleriyle geliyor. Sonunda bana hazırlanınca haber ver anlamında bişeyler demeye çalışıyor.


Sabah çadırımızı toparlarken bizimle oyun oynayan kedi

Bu arada Merve çantaların büyük bir kısmını toparlamış. Birlikte çadırı toparlamaya başlayacağımız sırada traktör sesi geliyor. Traktörü gördüğümüzde ikimizde küçük bir şok atlatıyoruz. Traktör ve römorku çok küçük. Fazla bekletmemek için daha hızlı hareket ediyor, çadırı toparlıyor ve çantalarımızı bisikletlere yüklüyoruz. Görünüşe göre iki bisiklet bu römorka sığmayacak. Ukraynalı arkadaş bir battaniye getiriyor. Bisikletlerden çantaları çıkarıyoruz. Ön tekerleği römorkun biraz dışına çıkarıp bisikletlerimizi sabitliyor.


Ukraynalı arkadaş bisikletlerimizi traktörle taşıyor

Aramızda muhtemelen iki kez git gel yapacak felan derken küçük bir cip arkasına yanaşıyor. Biz de çantalarla cipe biniyoruz. Merve çantalarla arka koltukta bende öndeyim. Cipi kullanan arkadaşın ismi Carol biraz İngilizce biliyor ve konuşmaya başlıyoruz. Camp alanının annesinin arazisi olduğunu öğreniyoruz. Yani dün ödeme yaptığımız kişi annesiymiş. Yolun belediye ile ilgili olan problemden dolayı bir türlü yapılmadığını söylüyor. Yokuştan hızla çıkıyoruz. Dün geldiğimiz toprak yolun olduğu taraftan değil de başka bir yoldan bizi tam asfaltın başlangıcına kadar götürüyor. Araçtan çantaları indiriyoruz. Muhabbetimiz biraz daha artıyor. Sonra uzaklardan bir ses geliyor. Bağırarak konuşup anlaşıyorlar ve Carol bize traktörün arızalandığını söylüyor. İyilik yaparken böyle bişey olması bizi biraz mahçup duruma düşürüyor. Merve’yi çantalarla orada bırakıp biz araçla traktörün arızalandığı yere gidiyoruz. Traktör tam yokuşun bittiği yerde bozulmuş. Aralarında konuşuyorlar. Sonra Ukraynalı arkadaşla bisikletlere binip Merve’nin yanına kadar yokuş aşağıya gidiyoruz. Merve bizi gülerek karşılıyor. İnsanları ne kadar da uğraştırdık. Çantaları yüklüyoruz. Fakat henüz işimiz bitmedi. Çadırımız yok. Ben tekrar arabaya biniyorum. Birlikte yola baka baka gidiyoruz. Çadır daha kamp alanın çıkışında traktörden düşmüş. Çadırı bulduğumuza göre tekrar Merve’nin yanına gidebiliriz. Artık bu son her şeyimiz tam (sonradan fark ediyorum ki eldivenim kayıp). Dönerken Carol’a bu yardımı için tekrar teşekkür ediyorum. Fakat bana dediği cümle tercüme olarak şu “Eğer sen benim ülkeme geldiysen ben sana yardımcı olmalıyım.” Bu cümle bende büyük bir etki yaratıyor. Onlara çok zahmet verdik, teşekkür edip ardından bir hatıra fotoğrafı çekilip vedalaşıyoruz. Bu anları yazının sonunda yayınladığımız videomuzda izleyebilirsiniz.


Perla Sanu Camping'ten bize yardımcı olan Carol

Artık pedal çevirme vakti. Yine San Nehri üzerine yapılmış bir köprüden geçiyoruz. Bu kez köprünün zemini ahşaptan ve biz geçtikten hemen sonra ufak bir kamyonet köprünün hız sınırının muhtemelen iki katı kadar hızla geçiyor ve köprü jöle gibi sallanıyor. İyi ki köprünün üzerinde biz yoktuk. Buradan sağa dönerek araçlarla birlikte aynı yoldan gitmeye başlıyoruz.


Bisiklet ve köprü

Yolumuz küçük kasaba ve köylerden, yeşil tarlaların kenarlarından geçiyor. Birçok kez Green Velo tabelasını görüyoruz. Yolumuz üzerinde bir kez daha köprüden geçiyoruz. Bu kez geçtiğimiz köprü aslında bir gidiş ve bir gidiş olmak üzere iki şeritli olarak yapılmış ve üzerinden bir şeridin tamamı bisiklet yoluna ayrılmış. Diğer tek şerit ise köprünün her iki girişinde de bulunan ışıklarla kontrol ediliyor. Köprüden nehir çok güzel gözüküyor. Manzaranın ve yolun tadına doyamasak da devam etmeliyiz.


Bisiklet ve araçlara eşit yol ayrılmış olan köprü

Köprü hakkında konuşarak ilerlerken Krzywcza isimli bir köye varıyoruz. Burada yol kenarında bulunan marketten alışverişi yapıyoruz. Öğle yemeği menümüzde mısır gevreği bana süt, Merve’ye yoğurt ve bunların üzerine de nektarin var. Karnımızı doyurduktan sonra biraz dinleniyoruz.


Krzywcza'da öğle yemeği

Öğleden sonraki yolumuzda tırmanışlar biraz daha artıyor. Yeşillikler içerisinden bisikletlerimizle ilerlemeye devam ediyoruz. Yol kenarında tarladan böğürtlen toplayan kadınlar bizi tarlaya davet ediyor. Yine birbirimizi anlamıyoruz fakat el kol hareketleriyle anlaşıyoruz. Diyor ki yiyebildiğiniz kadar yiyin, yanınıza da alın. :) Dalından yemek bir başka tatlı oluyor. Böğürtlenleri yedikten sonra teşekkür edip tarladan ayrılıyoruz.
Yolda giderken arkdamdan bir ses geliyor ve Merve’nin suluk kafesi yerinden çıkmış. Termosumuz yere düşmüş. Vidalarından birini bulamıyorum. Suluk kafesi yerinden nasıl çıkar onu da anlamadım. Başka yerde boşta duran vidayı suluk kafesine takıp yolumuza devam ediyoruz. Neyse çok şükür ki yokuş aşağıya inerken felan düşmedi.


Çıktığı yokuşlara bakan Merve

Yolumuzun üzerinde Pruchnik isimli bir köy var. Biraz mola vermek ve birazda atıştırmalık bişeyler almak için markette duruyoruz. Türkiye’den yanımıza almayı unuttuğumuz için cezve benzeri bir şey arıyoruz ve metal bardak alıyoruz. Burada girdiğimiz süpermarket tarzı yerlerde fark ettiğimiz bişey var. Meyve ve sebzelerin üzerinde çok fazla küçük siyah sinek bulunuyor. Biz yaşadığımız yerlerde hiç böyle bişey görmediğimiz için bize biraz tuhaf geliyor. Molamızın ardından tekrar yola koyuluyoruz.


Köprüde bisikletlerle

Kamp alanından çıktığımızdan beri farkettiğimiz şey köyler veya kasabalardaki evlerin ve bahçelerin çok bakımlı olması. İnsanlar kendilerine “başını sokacak iki göz odamız olsun” mantığıyla hareket etmeden olabildiğince planlı yaşam alanları oluşturmuşlar. Bunun üzerine uzun uzun konuşuyoruz. Nedense böyle söyleyince oralarda her şey çok iyi sanki sizde çok övüyorsunuz gibi algılanıyor. İyisiyle kötüsüyle biz gördüklerimizi söylüyoruz.


Green Velo

Lancut şehrine yolculuğumuz konuşarak devam ediyor. Kanczuga isimli kasabada tam dört yol kenarında bulunan parkta Merve biraz dinlemek istiyor. Bisiklet ve bayraklarla küçük parka girdiğimizde tüm dikkat bizim üzerimize dönüyor. Bir banka oturup biraz soluklanmak istiyoruz. Arka taraftaki evsizler topluğu konuşmalardan bişey anlamasak da bizim hakkımızda bişeyler söyledikleri kesin. İçinden bir evsiz yanımıza gelip bira parası istiyor. Onu yanımızdan göndermeye çalışıyoruz. Adam gitmiyor ve bizi rahatsız etmeye devam ediyor. Parktan ayrılmalıyız. Yola çıkmadan önce rotayı bir kez daha kontrol etmek istiyorum. Bu sırada arkamızdan biri gelip iki tane dondurma elimize tutuşturuyor. Çok şaşırıyoruz ve sonra aramızda şöyle bir diyalog geçiyor.
-Merhaba, bu dondurmalar sizin için.
-Teşekkür ederiz.
-Türk Bayrağını gördüm ve yanınıza geldim. Ben 3 yıl İzmir’de kaldım. Orada hotellerde aşçılık yaptım. Türk arkadaşım Nesim bana çok yardımcı oldu. İşsiz olduğumda kira ödetmedi. Her şeyde çok destek oldular hem de hiç bir karşılık beklemeden. Bende size dondurma ısmarlamak istedim. Belki borcumu ödemiş olurum.
-Öyle mi çok teşekkürler. Türk insanı misafirperverdir. Yardım etmeyi çok sever.
-Evet, biliyorum. Yolculuk nereye?
-Lviv’den yola çıktık, Prag’a doğru süreceğiz. Dondurma için çok teşekkürler.
-Rica ederim. İyi yolculuklar.
Heryerde olduğu gibi iyi ve kötü insanlar burada da var. Yolda iyi insanlarla karşılaşmak turumuza artı mutluluk katıyor. Dondurmayla birlikte biranda yanımıza gelen ve bizi rahatsız eden evsizi unutuyoruz. Tabi parktan da yavaş yavaş uzaklaşıyoruz. Yolda ilerlerken arka tekerleğimin sekiz çizdiğiniz hissediyorum. En uygun yerde durup jant tellerimi kontrol ettiğimde jant telimin kırıldığını görmek beni şaşırtmıyor. Çünkü bugüne kadar çıktığım uzun turlarda jant teli kırmadan turu bitirmedim. Edirne-Antalya bisiklet turunda yanlış hatırlamıyorumsam dört, geçen seneki Tuna Nehri Bisiklet Turumuzda yine turun üçüncü gününde bir ve ilerleyen günlerde bir toplamda iki adet jant telim kırıldı. Sedona markasından jant teli yüzünden çok soğudum. En kısa sürede bisikletimi değiştirmeyi planlıyorum.


Sedona marka bisikletimin kırılan jant teli

Kırık jant teliyle birlikte akşam üzeri 17.30 gibi Lancut şehrine giriş yapıyoruz. Hemen kamp alanı olarak gözüken Mosir Lancut isimli yerin yakınlarında büyük bir süpermarket bulunuyor. Akşam yemeği için alışverişimizi yapıp kamp alanına doğru yola çıkıyoruz. Günün en büyük süprizi burası. Kamp alanı büyük bir spor tesisi ayrıca biz gittiğimizde tüm kapılar kapalı ve herhangi bir görevli yok. Etraftan geçen insanlara sormaya çalışsakta anlaşamıyoruz. Oysa ki haritada kamp alanı olarak gözüküyor ve ortam tam kamp alanı olmaya uygun. Kalacak başka bir yer planlamamıştık bu durum biraz canımızı sıkıyor.


Lancut

Bisikletlerle birlikte küçük şehir merkezine gidiyoruz. Merkezde bedava internet yok. Civarda gördüğüm bir otele fiyat soruyorum. Kahvaltısız iki kişi bir gece bir oda fiyatı 170 zloty. Biraz daha bakıp öyle karar vermek istiyoruz. Birinci Kebap isimli bir dükkan görüyorum. İçeri girip selam veriyorum ama kimse Türkçe bilmiyor. Dışarı çıktığımda kepabçının internetine bağlanıp yakınımızdaki hotellere bakıyorum. Hostel zaten yok. Hastanenin orada bir hotel daha olduğunu haritadan görüyorum. Birlikte oraya doğru ilerliyoruz. İleride başka bir sokakta İkinci kebap isimli bir kebapçıya daha rastlıyoruz. Fakat yine Türkçe bilen kimse yok. Hastanenin oradaki hotelin fiyatı kahvaltısız ve pazarlıkla fiyatı 120 zloty. Başka bir hotel daha bakıyoruz. Onunda fiyatı 150 zloty olunca hastanenin orada bulunan Pensjonat Palacyk isimli hotel en ucuzu gözüküyor. Tekrar oraya gidiyoruz. Pazarlık yaparken görevli bu şehirdeki en uygun yer burası demişti. Geri döndüğümü görünce gülümsüyor. Hotele girişimizi yapıyoruz ve bisikletleri hotelin bahçesine kilitleyip araç giriş kapısını da kapattırıyoruz. İlk olarak bize ferah ve aydınlık bir oda verseler de daha sonra odamızı daha büyük ama aynı zamanda daha karanlık olanla değiştiriyorlar. Akşam yemeğimizin ardından hotelde çamaşırlarımızı yıkıyoruz. Bugün Pruchnik-Lancut arasında 881 numaralı yolu takip ettik.


Lancut akşam yemeği

Bugün yaşadıklarımızla ilgili hazırladığımız videomuzu aşağıdan izleyebilirsiniz.


Okuduğunuz ve izlediğiniz için teşekkürler :)

Günlük yol bilgileri: Perla Sanu Camping - Lancut 50 km
 

Ömer Murat

Moderatör
Moderatör
Kayıt
3 Şubat 2016
Başlık
23
Mesaj
4.817
Tepki
32.977
Şehir
Antalya
@Barış Çavuş eminim yeni tur planları vardır, şimdilik jantları değiştirin bu yüzden bence, kadro masrafı girmesin araya turlar ertelenmesin :harika: Ellerinize sağlık, teşekkürler paylaşım için :)
 
  • Beğen
Tepkiler: Barış Çavuş
Yukarı Alt