Bu tamirci olayı konusunda hep birşeyler yazmak istemiş, fakat sonunda düşündüklerimi anlatabilmem zor diye, biraz da üşenerek vazgeçmişimdir. Ama bu kez denemek istiyorum.
Öncelikle şu gerçekleri baştan kabullenmemiz gerekiyor:
1. Türkiye'de bir tamirci dükkanı açmak için belli bir okul eğitimi istemiyor. Bakkal, büfe nasıl açabiliyorsanız, o şekilde bisiklet tamircisi de açabiliyorsunuz. Arkadaşımız bu mahalle veya semtte ne açsam, bakkal mı, manav mı diye düşünürken birden gelen bir ilhamla bisiklet tamircisi iyi kazanır deyip asıyor tabelayı. Sonrası... Kervan yolda düzülür, söke yapa kıvırırsın sonunda.
2. Kentler büyüdü, çocuklar karne hediyesi bisikletler alıyorlar. Bunların fren ayarlarını yapacak, lastiklerini şişirecek, renkli elciklerini satacak bir "amca" lazım. İşte buyrun size bir bisiklet tamircisi. 7,8 yaşlarındaki çocuklara hizmet vererek geçinip gidiyor.
3. Şimdi siz scott'la, cannondale ile bakıyorsunuz tamirci levhası, dalıyorsunuz içeri. "Arka aktarıcı vites geçişlerinde ses yapıyor usta" bir bakıver diyorsunuz. Bir defa aktarıcı ne demek diye düşünüyor o sizin usta dediğiniz amca. Arka olduğuna göre herhalde bu zibidi arka vitesi kastediyor deyip sizin deore aktarıcınıza trene bakar gibi bir süre bakıyor, sağına soluna dokunuyor, ne menem şey bu diye anlamak için. Sonra eline tornavidayı alıp gördüğü en kolay bir iki vida ile oynayıp, "vites ayarı kaçmış, yerine oturttum" deyip cüzdanınıza uygun bir para isteyor ve cebine atıyor. Eve döndüğünüzde iki defa atan zincir nedeniyle elleriniz kirli, evinizin yokuşunu çıkarken zincir yine atacak korkusuyla rublenin büyük dişlisini kullanmadığınız için de yorgunsunuz.
Ben burada alıştığım için ön vites, arka vites falan diyorum. Sohbet ettiğim bir tamirci "arkadaşım" ön vites ne dedi. Anlatınca, "haa ona orta vites denir" diye düzeltti beni. Kimbilir belki de bisikletler artık 3 aktarıcılı olmuştur da benim haberim yoktur diye utancımdan bir cevap veremedim.
4. "Ben bu üçkağıtçı cahillerin hepsinden daha dürüst ve sağlam hizmet veririm" diyor arkadaşımız. Açıyor dükkanı. Epey yatırım da yapıyor, dekorasyon, alet edavat, montaj standı falan hepsi var. Hatta bir süre sonra bir köşeye çay kahve için sıcak-soğuk sebillerden bile almayı düşünüyor. Sonuç: Bu masrafları ve kendi geçimini bir jant akordunu en az 50 liraya, sağlıklı bir vites ayarından da 25 lira alması gerektiği için karşılamıyor ve işi terkediyor. Piyasa 250 liralık bisikletlere göre ucuz hizmet üzerine biçimlendiği için siz ağzınızla kuş tutsanız emeğinizin karşılığını istediğinizde kazıkçı yaftasını yiyorsunuz. Sorunsuz bisikleti sorunlu hale getirmeyi beceren üç kağıtçılar ise hesaplı, tok gözlü nitelemelerle övülüyor. Şu paradoksu görmeye başlıyorsunuz: Karşılığı olmayan yüksek kalite zararlıdır, sizi batırır. Tamirci amca işin doğrusunu daha başından beri bilmektedir.
Peki biz bisiklet kullanıcıları ne yapacağız:
a. Çoğu yerde yapılan şu öneriye bütün kalbimle katılıyorum. Yapabildiğimiz kadar kendimiz yapacağız, öğreneceğiz, biraz el becerisi yeterli. 8 yaşımdan beri bisikletimi kendim tamir ederim. Daha ilkokulda iken arka dişliyi (tek dişliydi) söküp içindeki mekanizmayı temizleyip yağladığımı hatırlıyorum. Bisikletin hoş tarafı bence sürüş keyfinin yanında, estetiğinin olması ve ilgilenildikçe sizi rahat ettirmesi.
b. Pahalı donanımlara hep karşı olmuşumdur ama sık sık bozulan, zorlama altında hemen ayarı kaçan, eğilen parçalardan da uzak duracağız. Tabi bu parçaların kullanıldığı bisiklet modellerinden de. Onlar "amca"nın ihtisası dahiline girer.
c. Çevremizde bisiklet sök-tak'ına meraklı arkadaşlarımız varsa onların gönüllerini hoş tutacağız. En kaliteli hizmeti onlardan alabiliriz, hem de bedavaya. Bunun için tabi önce beynimizin içindeki "tamirci amca" idolünü yıkmış olmamız gerekir. Unutmayın, herkes bir değildir, size garip gelse de arada bir benim gibi bazı garip insanlar vardır.
d. Ender de olsa bulabildiğimiz kaliteli hizmet veren kurulu veya kişilerin fiyat tarifesini kabul edeceğiz.
e. Bisikletforum.com'a (aynı zamanda bildiğiniz diğer dillere göre bikeforum, radforum...) bakmayı alışkanlık edineceğiz.
Son söz: Eskiden bisikletler ağırdı, sağlamdı. Akort ayarı yaptırdığımı hiç hatırlamam. Vites olmadığı için bozulmazdı. Zincirim hiç kopmadı. Orta göbek sorunu olmazdı, arada bir greslerdik, giderdi. Bazen aynakolun kaması gevşer, onu sıkardık, kadroyu boyamak için çıkarır, tekrar takardık. Teker göbeklerini sık sık söker, gazla temizler bilyelerini dizip gresler takardık ve sıkılık ayarını yapardık. Bisikletçiden, fren lastiği, en çok da solüsyon alırdık. Solüsyon bugünkü derbi-bally'nin adıydı. Artık lastikler mi daha iyiydi yoksa solüsyonumuz mu, güzel bir zımparadan sonra adeta kaynar gibi yapışırdı yama lastiğe. İç lastik pahalıydı, yama üstüne yama bile yapardık. Dış lastik ateş pahasıydı bizim için, ama kolay kolay aşınmazdı da. Lastiğin yol tutuşu, ağırlığı falan gibi kavramlar olmadığı için içimiz de cebimiz de rahattı. O bisikletlerimizle 12 yaşımda İzmit'ten Gölcük'e, bir yıl sonra İstanbula taşındığımızda Taksim'den Sarıyere de (Hacıosman bayırından) gider gelirdik.