Fransa - İspanya - Portekiz - İspanya - İtalya turu

Enki

Üye
Kayıt
20 Mart 2016
Başlık
4
Mesaj
78
Tepki
1.061
Yaş
30
Şehir
Sofya
İsim
Cüneyt
Bisiklet
Brompton
Tekrar Merhabalar. Yine bir tur gönderisi ile karşınızdayım. Brompton ile Avrupa da gerçekleştirmiş olduğum 3. tur. Bundan önce İngiltere-Sofya ve Sofya-İstabul (6900km) turlarını gerçekleştirme fırsatını yakalamıştım.

Katlanır Bisikletle Londra-Sofya
Katlanır Bisikletle Zagreb - İstanbul (16 Ülke 6900 km)

Bu yaz ise Fransa başlangıçlı İspanya-Portekiz-İspanya-İtalya turunu gerçekleştirme fırsatını yakaladım. İlk defa bir tur başlangıcını uçak ile yapmak zorunda kaldım. Daha önceki senelerde kuzey İtalya ve Fransa sahillerini gezme fırsatı bulduğumdan ve tekrar bu yolları geçmek istemediğimden dolayı bu sene uçak ile Marsilya ya gittim öğlene kadar şehirde gezdikten sonra oradan da otobüs ile Toulouse ye geçtim. Turuma Temmuz başında başladım, ilk defa bu kadar sıcakta bir tura çıkıyorum hem de İspanya ve Portekize doğru.

IMG_6294.JPG IMG_6295.JPG IMG_6307.JPG WRSS4211.JPG DSCF1239.JPG

Güney ve Doğu Fransayı hep sevmişimdir. İnsanlar gerçekten yabancılara karşı sıcak ve güzel davranıyorlar. Her gören bir kere Bonjour Mösyö diyor. Bisiklet konusunda da saygılılar ve yer yer güzel bisiklet yolları var. Buradan doğruca İspanya sınırına devam ettim. Temmuz ayında inanılmaz bir şekilde yağmur yağıyor ve havada soğuk. Daha sonradan da öğrendim ki o zaman ülkemizde de çok şiddetli yağışlar olmuş ve bu yağışlar kuzey İspanya dan geliyormuş.Ben sıcaktan kavrulacağım diye düşünürken soğuktan üşüme evresine geldim. İspanya'ya geçtikten sonra hemen farkı anlıyorsunuz. Sürücüler inanılmaz derecede bisikletlere saygılılar. Ben böylesini daha önceden ne İsviçre ne de Avusturya da gördüm. Sol şerit boş olsa dahi en az 300-400m ilerisini görmedikleri taktirde sizi geçmiyorlar ve sizi de arkadan taciz etmiyorlar. Sizi sollarken bile 2m üzerinde bir farkla geçiyorlar. İspanya da ilk günümde San Sebastian da bulunan La Concha plajına ulaştım. Bu plaj İspanya'nın 12 hazinesinden birisi olarak geçiyor. Gerçekten sabahı da akşamı da ayrı bir güzel. Çok sayıda yabancı turist ve sörf meraklısı orada bulunuyor. Aslında İspanya'nın kuzey sahilleri plajları ve dalgaları ile sörfçülere güzel bir atmosfer sağlıyor. Sörf merakı olanlar buraları gitmek için düşünebilirler.

IMG_6303.JPG IMG_6304.JPG

İspanyanın kuzey sahilleri bizim ege sahilleri gibi girintili ve yer yer inişli çıkışlı. 400m ye kadar çıkıp 0 a inerek tekrar 300-400m ye çıkmanız gerekebiliyor. Daha turun başlarında bu sorun oldu diyebilirim, kondisyon kazanamadan. Daha ilk günler de dikkatimi çeken bir durum oldu, hergün yollarda 100 den fazla sırt çantalı turistleri görüyordum. Bu bende bir merak uyandırdı ve bir tanesi ile konuşup merakımı giderme fırsatı buldum. Kuzey İspanya boyunca Santiago de Compostela isimli şehire doğru devam ediyorlarmış. Önlerinde 800km kadar bir yol var ve bu onlar için bir nevi hac görevi olarak geçtiğini belirtti. Hacı olabilmek için son 100 km yi yürümeniz ya da 200km yi bisiklet ile geçmeniz gerekmekte. Herhangi bir başlangıç noktası bulunmamakta. Çok popüler olduğundan, yürüyüşçüler için çok fazla rota belirlenmiş ve çok ta güzel bir şekilde yönlendiriliyorlar. Burasını da yürüyüşçüler için kesinlikle öneririm. Kuzey İspanya kıyıları çok güzel manzaralara ve gizli sahillere sahip.

Bu şekilde kıyıdan kıyıdan giderek önce bir balıkçı kasabası olan Bermeo ya ve oradan da Gaztelugatxeko Doniene isimli manastıra devam ettim. Bu manastır bir adacığın üzerine kurulmuş ve çok sayı turist tarafından ziyaret ediliyor. Gerçekten uzaktan bakınca çok güzel görünüyor. Manastırların yerlerini her zaman sevmişimdir, insanlar tarafından pek ziyaret edilmeyecek ve sakin olacak yerler. Buraya ulaşmak için araziden yürüyüp biraz merdiven inmek ve sonrasında çıkmanız gerekiyor. Bisiklet ile yorulduktan sonra pek kolay bir aktivite olduğunu söyleyemem :)

DSCF1285.JPG DSCF1288.JPG DSCF1297.JPG
DSCF1303.JPG DSCF1313.JPG

Her ne kadar hatırlamak istemesemde dünyaya ve hayvanlara nasıl zarar verdiğimizi hatırlatmak için bu
konuya değinmek istedim. Plaja geldiğimde bir kuşun yerde öylece yattığını gördüm. Başta öldüğünü gördüm ve ayağımla dürttüğümde uyanıp koşarak kaçmaya başladı ama bir sorun var uçamıyordu. Biz insanların doğaya öylece bıraktığı misina ve iğleneri yutmuş ve kanatlarına dolaştırmış. İçim o kadar kötü oldu ki yardım etmek istedim, bir nevi bizim hatamızdan bu hayvan böyle vicdan meselesi. 1 saat den fazla süren kovalamacadan sonra Plaj havlusunu üzerine attım ve yakaladım, hayvan belkide ne yapmak istediğimi anlarcasına kendisini bana bıraktı. Bende sakin bir şekilde ağazında ve kanatlarındaki tüm iğneleri çıkarttım ve serbest bıraktım. Tam oldu diye sevinirken, yine uçamadığını gördüm. Yuttuğu iğneler boğazına takılyor ve hayvan acı çekiyordu. O an daha çok yıkıldım, çünkü çok geçmeden öleceğini biliyordum, öylece plajın ortasında yatıyordu. Bunun sebebi biz duyarsız insanlarız. Lütfen bu konuda daha çok özen gösterelim. Yolda o kadar çok ölmüş, ezilmiş hayvan gördüm ki. İnsan belli bir yerden sonra gerçekten psikolojik olarak etkileniyor.

IMG_6450.JPG

Buradan Bilbao ya doğru devam ettim. Bilbao Bask bölgesinin başkenti olarak geçiyor. Bilbao nun içerisi de kuzey yolları gibi inişli çıkışlı. Bilbao da da 12 hazineden birisi olan Guggenheim Müzesi bulunuyor. Yeni ve modern bir müze. Bu müze titanyum ile kaplı olduğundan değişik bir görüntüye sahip ve insanların çok fazla ilgisini çekiyor.

DSCF1331.JPG DSCF1340.JPG IMG_6308.JPG

Buradan Santader'a doğru devam ettim. Santander den daha çok buraya 30km uzakta bulunan Altamira Mağarasına değinmek istiyorum. Yontma Taş Devrine ait çizimler bulunmaktadır ve bu çizimlerin M.Ö. 16000-9000 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir. 3€ gibi bir giriş ücreti var, bu miktar böyle muhteşem bir şeyi görmek için düşünmeye bile değmeyecektir. Tarih öncesi insanların neler yaptıklarını görebilmek muhteşem bir tecrübe.

DSCF1356.JPG IMG_6469.JPG

Kuzey kıyıları boyunca yürüyüşçüler ile beraber çok merak ettiğim Santiago de Compostela ya ulaştım. Burada ilk olarak Monte de Gozo ya gitmek istedim, turcular için başlangıç ve bitiş için önemli bir nokta. Son bitişi Santiago Katedralinde yapıyorlar. Kendi turumu bir kenara bıraktım, onları daha çok merak ediyordum.Şehirde yürüyüşçüler ile beraber en çok gördüğüm şeylerden birisi de deniz kabukları. Hacılar boyunlarına iple asıyorlar. Ayrıca simge olarak da her yerde görmek mümkün. Son durakları olan Camino Katedrali gerçekten çok güzel ve görkemli. Bunun haricinde ayrı bir özelliği daha var, her bir kapısı ayrı bi meydana çıkıyor, bu kadar da büyük bir katedral. İnsanlar akın akın hacı olmak için meydana geliyorlar, bazı 30-40lı gruplar; omuzlarında devasa haçlar ile şarkı(ilahi, marş) söyleyip geliyorlar. Her ne kadar anlamasamda tüylerimi diken diken etmeyi başardılar. Aralarında 20 yaşında gençler de var, 70 yaş üzeri yaşlı delikanlılar,teyzeler de var. Normal de kalabalık şehirler de gezmeyi hiç sevmem ama burası gerçekten ayrı bir atmosfere sahip. Yaz ayında evet sıcak oluyor ama bu tarz hacıları görmek ve atmosferi
yaşayabilmek için bu aylarda gitmenizi öneririm. Ayrıca şehir ile özleştirilmiş bir film olan “The way” i izlemenizi öneririm.

DSCF1406.JPG DSCF1421.JPG DSCF1431.JPG

Buradan sonra yollar daha bir düz ve kolay bir hale geliyor. Santiago ile Vigo arası 90km kadar, 1 günlük bir sürüşten sonra varılabiliyor. Vigo, avrupanın en büyük balıkçı filosuna sahip şehri. Buradan da anlaşılabileceği gibi şehir deniz ürünleri bakımından çok zengin. Özellikle istiridyeler konusunda çok fazla çeşit sunmakta. Şehir İspanya da gördüğüm şehirler arasında en düzensiz şehirlerden birisi. Çok sayıda tepe bulunmakta ve bu tepeler de ara sıra güzel manzaralar sunmakta. Şehir de çok sayıda heykel var, her zaman aşırıya kaçıldığında baydığını düşünürüm. Bunlar arasında ünlü yazar Jules Verne'in ahtapot üzerinde bir heykeli de bulunmaktadır. Şehir Portekize yakınlığından dolayı biraz Portekiz havası taşımakta, belki de bu şehirleşme oradan geliyor.

DSCF1456.JPG DSCF1463.JPG DSCF1446.JPG

Pazar günleri İspanya da alışveriş merkezleri ve marketler kapalı. Cumartesinden tüm erzağınızı hazırlamanız gerekiyor. Ben gibi günleri karıştırırsanız, çok fazla sıkıntı yaşayabilir 1.5lt suya 2€ verebilirsiniz. Yeni böyle günleri karıştırdığım bir gün Portekiz sınırına geldim. Burada marketler Pazar günü açık, bunlara dikkat etmek lazım. Portekize geçtikten sonra yollar artık daha bir düz ve düzenli bir hal almaya başlıyor, yer şekilleri daha bir düz. Portekiz de yollar daha bakımsız ve bozuk. Aynı şekilde şoförlerin size karşı olan saygıları da bozuk. Portekiz ile İspanya yı hep yakın bilirdim ki tamamen yanılmışım. Çok farklı bir ülke, çok sayıda çingene var. Hatta marketteyken yerel halk tarafından
bisikletine sahip çık, sen alışveriş yaparken çalabilirler diye uyarıldım. Sınırı geçtikten sonra ki ilk şehir, ülkenin dini merkezi olarak tanımlanan Braga. Şehir de çok sayıda katedral ve kilise bulunmakta, bunlar arasında en görülmesi gerekeni Bom Jesus da Monte. Şehre yukarıdan bakan bir tepe üzerine kurulmuş ve ilginç bir merdiven dizaynına sahip. Merdivenler için; Hristiyanlığa sırtını dönersen bu merdivenlerde kaybolursun deniliyor. Bunun haricinde şehirde çok fazla renkli seramiklerle kaplı evler bulunuyor. Yer yer bu evler görsel şölen sunabiliyor.

DSCF1490.JPG DSCF1514.JPG XKEM7755.JPG

Bragadan 60km uzakta ülkenin 2. büyük şehri ve şarapların kenti olan Porto bulunuyor. Porto da Braga da olduğu gibi porselen (seramik) evlerin sayısı çok fazla. Bu evleri Douro Nehri boyunca görebilirsiniz, gerçekten bu işte gayet başarılılar. Bunun haricinde bu şekilde dekore edilmiş tren istasyonları ve kiliseleri de var, görselliğe önem veriyorlar. Bunun ile beraber Porto Katedralinden kiremit çatılı ve seramik evlerin ihtişamına kapılabilirsiniz. Normal de Katedralin pek bir numarası yok ama manzarası gitmek için gayet yeterli bir sebep. Douro Nehri üzerinde yer alan Ribeira Bölgesi Porto’nun ilk yerleşim merkezini oluşturuyor. UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan bölge yüzlerce yıllık binaları, daracık sokakları,
rengarenk atmosferiyle sıra dışı bir atmosfere sahip. Nehir boyunca bir yürüyüş yapmanızı öneririm. Nehir üzerinde bulunan Dom Luis 1 köprüsünün mimarı Gustave Eiffel dir. Evet bildiğimiz Paris de kinin mimarı. Bu köprünün altından arabalar geçerken üzerinden raylı sistem geçmektedir. Beklediğimden daha güzel bir şehir ile karşılaştım diyebilirim. Daha sonrasında hayal kırıklığına uğramamak için önceden şehirleri araştırmam. Şehre girmeden önce bir nerelere giderim diye göz gezdiririm.

BYTD6104.JPG DSCF1523.JPG DSCF1552.JPG DSCF1598.JPG RMPG1057.JPG IMG_6596.JPG

Porto'nun hemen çıkışında sizi 100km den daha uzun bir plaj karşılıyor. Bu plaj ve atlantik boyunca güneye Lizbon'a doğru devam ediyorsunuz. Bu plajın üzerinde Costa Nova diye bir köy bulunuyor. Rengarenk evleri ve kulübeleri ile sizi hemen cezbedecektir, gerçekten rengarenk evleri ile renk cümbüşü sunuyor.

IMG_6628.JPG IMG_6632.JPG IMG_6636.JPG

Temmuz sıcağında sahil boyunca Lizbon'a doğru gitmek gayet güzel, 10dk mola verip atlantikte yüzebiliyorsunuz. Okyanus suyu bizim denizlerimize oranlar daha soğuk. Buradan da benim çok beğenmiş olduğum São Martinho do Porto plajına varılıyor. Araba ile gidiyor olsam burasını kesin pas geçerdim ama bisiklet ile olunca bakınırken böyle gizli yerleri görebiliyorsunuz.

KJTU5309.JPG IMG_6642.JPG

Sıcak gerçekten kendisini bayağı göstermeye başladı, 35-40 arası gidip gidip geliyor. Saat 1-4 arası bisiklet sürmektense bir ağaç altında beklemeyi tercih ediyordum. Ve geldik beni bu turda en çok şaşırtan ve hayal kırıklığına uğratan şehire Lizbona. Turist olduğunuzu ve İstanbul bisiklet ile geldiğinizi yolunuzun da Esenyurt, Bağcılar, Esenler, Gaziosmanpaşa dan geçtiğini düşünün. Tam olarak ne düşünürdünüz? İstanbul için ilk izlenimleriniz ne olur du? Şahsen ben şehri pas geçip öteki ucundan geçip gitmeyi düşündüm. Hatta 1-2 saat düşündükten sonra o kadar yol geldim en azından biraz dolanayım dedim. Şehir inanılmaz derecede pis, gürültülü, güvenlik yok. Sanki şehir 100 tepe ve 5 adet sıra dağ üzerine kurulmuş gibi. Bisiklet ile 40 ülke ve 500 üzerinde şehirde bulundum ve Odessa dan sonra Lizbon bana bu hissi yaşatan 2. şehir. Evet Lizbon da gezilecek çok güzel yerler var ama önceki saydığım şeyler bunu tamamen gölgeliyor. Eğer şehre uçak ile gidecekseniz çok güzel bir şehir görebilirsiniz. Öncelikle Lizbona 30km uzakta olan Sintra bölgesine değinmek istiyorum. Çok sayıda anıt ve saraya sahip bir bölge. Burası biraz dağlık ve bu saraylarda tepelerde bulunuyor, bisiklet ile gitmek can sıkabilir. Burada Pena Sarayı, Regaleira Sarayı ve Moors Kalesi gezilecek ilk yerler arasındadır. Özellikle Pena sarayı alışılmışın dışında renklere sahip bir saray.

IMG_6722.JPG DSCF1861.JPG IMG_6682.JPG IMG_6680.JPG

Lizbon şehir içine değinecek olursam, şehrin sembolü sarı tramvaylar diyebilirim. İstiklal Caddesinde bulunan kırmızıların kardeşi. Şehrin çoğu yerinde bunları bulabilmek mümkün, fakat en meşhur olan 28 numaralı hat. Şehir İstanbul gibi 2 yakaya sahip, bu 2 yakayı birbirine bağlayan 25 Nisan Köprüsü de Golden Gate köprüsüne benzerliği ile dikkat çekiyor. 2 yakayı bağlayan 2 köprü buluyor ve bu köprülere bisiklet ile giriş mümkün değil. Bizde gibi feribot kullanmamız gerekiyor. Yazdıkça dikkat ettim de amma çok İstanbul'a benziyormuş :) Alfama adlı tepeye kurulan mahalleden şehri güzel ve geniş bir şekilde görebilirsiniz. Buranın adı Arapça da hamam anlamına gelen Al-hamma dan gelmektedir. Bunun ile beraber Belem Kulesi de ilgi çekebilecek güzel yerlerden birisi, karşı kıyıya geçmek için feribotlar Belem Kulesinin yakınlarından kalkmaktadır. Şehir ünlü konserve dükkanlarına sahip, öyle ki 31.2€ ya balık
konservesi bulunuyor. Geldim en can alıcı yere, şehirde güvenlik 0 yok yani. Öyle ki 2-3 saatlik akşam gezmesinde önüm 5-6 kere esrar,hap, uyuşturucu satıcıları tarafından kesildi, lazım mı diye. Her türlü ürün var ve çok rahat bir şekilde satıyorlar. En kötü bir polis olsanız ve gece aileniz ile gezseniz önünüz kesilir, polislerin de umrunda değil. Böyle bir şey daha önceden görmemiştim. Tüm bu olaylar beni Lizbon dan tamamen soğuttu diyebilirim.

DSCF1880.JPG DSCF1894.JPG DSCF1905.JPG IMG_6687.JPG VVBTE0854.JPG

Güneye gittikçe sıcaklık daha da bir artmaya başladı, her geçen gün daha da bunaltıcı oluyor. Sevindirici olan ise hala plajlara yakın bir şekilde düz yollardan devam etmem. Bunaldıkça okyanusa giriyor serinleyip devam ediyordum. Lizbon dan sonra Portekizlilerin dünyanın sonu olarak nitelendirdikleri ve avrupanın en güney batısı olan Sagres'e ulaştım. Algarve olarak geçen bu güney Portekiz de çok güzel plajlar ve sahiller mevcut. Yerel halktan daha çok turistlere denk geliyorsunuz. Sagres den Faro ya kadar 100km kadar bütün bölgeyi ve köyleri rahatlıkla gezebilirsiniz, her bir plaj ayrı bir güzellik sunuyor. Bölge çok kayalık ve girintili çıkıntılı. Özellikle Lagos, Carvoeiro yakınlarında bulunan Benagil mağarası ve Marinha plajını pas geçmemenizi öneririm. Görsel güzellik olarak gerçekten birbirinden güzel plajlar fakat kum okyanus olarak beni pek çektiğini söyleyemem.

IMG_6835.JPG IMG_6837.JPG IMG_E6811.JPG IMG_E6815.JPG IMG_E6817.JPG IMG_E6818.JPG YLFLE3248.JPG

Algarve bölgesinin başkenti olan Faro civarında çok güzel lagünler bulunmakta, özellikle kuş gözlemcileri için çok güzel bir nokta. Bunlar aynı şekilde sınırı geçtikten sonra Huelva civarında da bulunuyor. Portekizden tekrar İspanya ya bisiklet ile geçmek için yine feribot kullanmanız gerekmekte. Tek bir köprü var o da otobana ait ve giriş de mümkün değil. Portekiz den tekrar İspanya ya geçtiğime sevindim. İnsanları, şoförleri olsun sizi daha rahat hissettiriyor. Kıyıdan Kıyıdan Endülüs bölgesine de gelmiş oldum. İlk hedef tabi ki de Sevilya. Eğer Endülüs bölgesine bisiklet ile gidiyorsanız şehirlere giriş sırasında sorun yaşayabilirsiniz. Öyle ki Sevilya şehrine girerken nehir geçmeniz gerekmekte ve bu nehir üzerinde 3
adet köprü bulunmakta. Bu 3 köprüye de bisiklet girişi yasak. Mecbur en kısasını bulup girmek zorunda kaldım. Sevilya düzeni ile sizi direk kendisine çekiyor. Son derece temiz ve düzenli, şehir de öyle rahatsız edici bir hareketlilik yok. İlk izlenim her zaman önemlidir ve benim tam puan verdiğim ender şehirlerden birisidir Sevilya. Dünyanın en büyük gothic katedrali olan Sevilya Katedraline ev sahipliği yapıyor. Ayrıca bunun yanında Alcazar Sarayı ve Plaza de Espana görmeniz gereken yerlerin başında gelecektir.

IAGGE5564.JPG IMG_6878.JPG IMG_6879.JPG IMG_6882.JPG IMG_6884.JPG NHDAE2103.JPG

Sevilya ve çevresi inanılmaz derece sıcak, Afrika ya doğru gittiğim gayet belli olmaya başladı. Esen rüzgar bile yüzünüzü haşlıyor. Tek tesellim bu bölgenin tamamen düz bir şekilde olması. Önümde bulunan ve neredeyse tamamen deniz ile çevrelenmiş olan Cadiz şehrine ne yazık ki giriş yapamadım. Sevilya da olduğu gibi şehre giriş için 3 adet köprü bulunuyor ve bu köprülere giriş iznim yine bulunmamakta. Ancak bu sefer körpüler çok daha uzun, tatsızlık yaratmamak ve risk almamak için burasını pas geçmeye karar verdim. Karşı kıyıdan drone ile 1-2 fotoğraf çekerek yoluma devam ettim.

FQQCE5266.JPG IMG_6910.jpeg

Burdan güneye kadar olan kısım inanılmaz derecede rüzgarlı, yol boyunca binlerde rüzgar gülü görebilirsiniz. Kanımca rüzgar yönü hep aynı, uyarı levhaları bulunuyor. Güneye giderken rüzgarı karşılıyorsunuz, 120km lik bir işkence. 120 km sonra Avrupa'nın en güney ucu olan Tarifa'ya vardım (Yunan adalarını saymazsanız). Buradan Afrika ya feribotlar ve isteyenlere özel Balina turları yapılmakta, o gün hava kapalı olduğundan böyle bir maceraya bulaşmadım. Ayrıca rüzgarlardan dolayı Avrupanın kite surfing cenneti olarak da geçiyor.

CTHWE1089.JPG

Buradan Cebelitarık'a giderken 300-400m kadar tepecikler var. Bunları tırmanırken karşıda Afrikayı görmek insana bayırları çıkmak için gaz veriyor. Hiç gitmediğim başka bir kıta, belki bir gün diyerekten yoluma devam ettim. Cebelitarık sınırında pasaport kontrolü yapılıyor. Ülke İngiliz sömürgesi olduğundan dolayı para birimi Pound £. Ancak Euro € da her yerde geçiyor. Belediye otobüsleri de € yu kabul ediyorlar. Şehir merkezine gidebilmek için öncelikle Cebelitarık Havalanının üzerinden geçmeniz gerekiyor. O an uçak inecekse yolu da trafiğe kapatıyorlar. Ülkenin yarısı kayalık diğer yarısı da yaşamak için kullanılan alan olan düzlük. Kayalığa çıkarak güzel manzaralar elde edebiliyorsunuz. Ayrıca karşı da Afrika yı da
görebilirsiniz. Bunun yanında kayalıkta yaşayan bir maymun türü olan Berberi şebeğini de görebilirsiniz. Bunlar bazen şehir içlerinde de dolaşıyorlar. İnsanlar dan korktukları yok, gayet güzel bir şekilde adapte olmuşlar. Ürünler de vergi oranı çok düşük olacak ki her yerde kamera telefon tarzı ürün satanlar var. Aynı şekilde sınırdan çıkışta polis tütün alıp almadığımı bana sordu. Benim için güzel bir tecrübe oldu Cebelitarık.

DSCF2158.JPG DSCF2183.JPG DSCF2184.JPG IMG_6934.JPG IMG_7082.JPG

Normal de kıyıdan devam ederek Malaga ya doğru devam edecektim. Fakat daha sonrasında karar değiştirip Ronda ya oradan da Cordoba ya gitmeye karar verdim. İlk hedefim olan Ronda 1000m yükseklikte bulunuyor, Afrika ya bu kadar yakınken ve sıcakken bu yüksekliğe sürmek istemediğimdem dolayı bu yolu tren ile geçtim. Ronda'nın en büyük özelliği yüksek bir kayalık vadi üzerine kurulu olmasıdır. Kanyon üzerinde bulunan ve altından nehir akan puente nuevo köprüsü, gördüğüm en güzel köprülerden birisi diyebilirim.

BAJQE8374.JPG DSCF2209.JPG IMG_E6961.JPG QQVVE7893.JPG

Buradan sonra nereye baksanız tarla-tarla-tarla. O kadar çok tarla var ki öğlen dinlenecek bir ağaç altı bile bulamıyorum, aynı şekilde akşam yatacak yer bulmakta zor bir hale gelmeye başladı. Endülüs bölgesi gerçekten uçsuz bucaksız ovalara ve verimli topraklara sahip. Sıcak ve tarlalardan başka görecek bir şey olmadan Cordoba ya kadar geldim. Emeviler tarafından ele geçirildikten sonra bu şehir başkent yapılmış. Bu sebeple görecek gerçekten güzel yapılar bulunmakta, özellikle Mezquita olarak geçen eski camii, şimdinin kilisesi. (Bizim Ayasofya ile aynı kaderi paylaşıyor) 786 yılında inşaa edilen bu camii
kırmızı ve beyaz mermerler kullanılarak yapılmış. Gerçekten devasa ve bir o kadar da ihtişamlı. Bu kadar büyük bir camii daha önceden görmemiştim. Bunun ile beraber Alcazar Sarayı, Roma dönemine ait köprü de görülmesi gerekenler arasında. Şehir turistlere rağmen sakin diyebilirim. Sorun tabiki de Ağustos sıcakları, bu mevsimde gitmek isteyenler ve sıcak sevmeyenler için önermem. Buraya gelene kadar 5 tane Türk görmemişimdir. Cordoba da Türk turist sayısıda bir hayli fazla.

DSCF2240.JPG DSCF2250.JPG DSCF2268.JPG IMG_6993.JPG OUQUE4587.JPG UIOME9521.JPG

Cordoba her ne kadar düzlükte olsa da Granada onun tam tersi dağlar arasında. Bu sebeple o tarafa doğru gitmek biraz meşaketli. Birde denizden esen rüzgar da eklenince bu kesim benim adıma çok zor geçti diyebilirim. Dağ bayır demeden heryeri değerlendirmişler bu bölgede çok fazla zeytin ağaçları var, hiçbir alanı boş geçmiyorlar. Granada da görülmesi gereken yerlerin başında belki de İspanya sınırları içersinde de ilk sırada olabilecek Alhambra Sarayı. Bu Saray 1232 yılında Nasiriler tarafından kurulmaya başlamış
ve başa geçen her sultan bunu daha da büyütmüş. Öyle ki şehri geri alan İspanyollar bile üzerine kendi eklemeleri yapıp günümüze kadar gelmiş. Şöyle bir sorun var ki ben Nasirilerin yapmış olduğu saraylara bilet alamadım, tam yaz dönemi olduğundan ve yoğunluktan dolayı biletler haftalar öncesinden satılmış. İçimde çok büyük bir ukde kaldı, bu kadar yol gel ve gireme. Bunun yerine Generalife, öteki saraylar ve binaları gezmek için bilet alamabildim. Buraya gitmek isteyenler daha öncesinden internet üzerinden biletlerini alsalar daha iyi olur. Çok meşhur olduğundan dolayı inanılmaz derecede kalabalık. Her ne kadar
saraylara giremesemde diğer gördüğüm yapıtlar insanı bir şekilde etkiliyor. Daha öncesinden müslümanlardan bu kadar güzel el işçiliği ve işlemeler görmemiştim. Granada sadece Alhambra dan ibaret değil. Granada Katedrali de aynı şekilde görkemli. Özellikle içerisi çok güzel. Granada saygı duyulacak bir tarihe ve şehirleşme düzenine sahip. Çok fazla saklı güzellikler barındırmakta, gözümde en güzel 3 İspanya şehrinden birisi.

IMG_7031.JPG IMG_7032.JPG IMG_7034.JPG IMG_7046.JPG IMG_7049.JPG LXXBE5448.JPG

Çıktığım bayırları şimdi gerisin geriye inme vakti. Her ne kadar rüzgar hala karşıdan esse de 15-20km kadar hiç pedal çevirmeden vadi boyunca gidiyorsunuz. Deniz kıyısına ulaştığınızda sizi direk olarak seralar karşılıyor. Her yer bembeyaz sera çok bir şekilde sahiller sera, dağlar, tepeler, kayalıklar sera. Boş bulduklara her yere sera yapmışlar. Öyle ki Google Maps üzerinden Almeria çevresine bakarsanız haritanın bembeyaz olduğunu göreceksiniz. 50km uzunluğunda kesintisiz seralar var, adamlar yapmışlar. İsteyince oluyor demekki. Gerçekten çok ilginç, gerek Endülüs bölgesindeki tarlarlar, ağaçlar olsun gerekse bu seralar adamlar bir şekilde toprağı değerlendiriyorlar. Seraları otoban 2 ye ayırıyor.

FQWCE9241.JPG

Bundan sonrası seralar ve deniz eşliğinde Murcia ya kadar devam ediyor. Sıcak da kuzeye doğru çıktıkça azalmaya başladı. Deniz suyu da okyanusa göre daha sıcak bir hal aldı. Her şey istenilen bir hal almaya başladı diyebilirim. Sebze Meyve fiyatları da seralardan dolayı ülkenin geri kalanına göre az da olsa daha ucuz. Murcia, etrafındaki şehirler kadar görkemli ve ihtişamlı yapılara sahip değil. Bunun 2 sebebi var, 1. 1800 lü yıllarda Napolyonun orduları tarafından yağmalanmış, 2. de yaşamış olduğu deprem felaketleri.
Ancak bunlara rağmen çok güzel bir katedrale ve yanında Piskoposluk sarayına sahip. Ayrıca boğa güreşi arenası ile Murcia futbol takımına ait futbol sahasının yan yana olması da eski ile yeniyi karşılaştırmak adına çok hoş olmuş.

DSCF2493.JPG DSCF2498.JPG DSCF2499.JPG YBUPE4227.JPG

Buradan nasıl Alicante'ye gideceğim diye haritaya bakarken hemen güneyde bulunan Torrevieja da pembe bir göl olduğunu gördüm. Merak edip rotamı oraya doğru çevirdim. Burası bildiğimiz tuz gölü, fakat göl özellikle gün batımında ve sabahleyin pembe bir görütüye bürünüyor. Çok tuzlu olduğundan yüzmek yasak, fakat insanlar yanlarında su bidonları ile gelip hemen orada yıkanıyorlar. Bende malkoçoğlu gibi daldım suya ama hata yaptığımı çok geçmeden anladım. Sıcak da bu kadar tuza maruz kalmak cildimi yaktı. Gölden çıkarak doğruca 10km uzağımda bulunan denize gitmek zorunda kaldım. Benim içinde değişik bir tecrübe oldu, pişman değilim.

KGPSE1779.JPG GHAWE8221.JPG KNBYE2125.JPG IMG_7115.JPG

Alicanteye doğru yola çıktıktan sonra arka tellerden birisinin kırıldığını duydum. Dikkatli incelediğimde 1 tane kırığın yanında 2 tane gevşek tel ve birde arka göbekte tellerin bağlantı yerinde çatlak olduğunu gördüm. Bütün bunlar ile bir şekilde Alicante ye ulaştım ve dükkanları gezerek uygun tel aramaya başadım. Yanıma hiç yedek almamıştım. Ne kadar bisikletçi gezdiysem hiçbirinde uygun tel bulamadım. Bu şekilde de sürüp daha fazla risk almak istemediğimden dolayı, Valensiya da bulunan Brompton
bayiine ellerinde uygun tel olup olmadığını sormak için mail attım. Olumlu cevap aldıktan sonra Alicante den Valensiya ya sürmek yerine otobüs kullandım. Otobüsten indiğim gibi şaşırdım diyebilirim, tarih ve modern bir şehir en güzel nasıl harmanlanır örneği Valensiya olsa gerek. Bisikleti bırakıp yaya bir şekilde gezmeye başladım, bir nevi böyle gezmek daha güzel. Bazen bisiklet ile kalabalık yerlere girmek sıkıcı olabiliyor, aynı şekilde bir yere bağlayıp bırakırsanız acaba çalınır mı korkusu oluyor.

Şehirde bulunan Valensiya Katedrali ilk olarak müslümanlar tarafından camii olarak inşaa edilmiş. Fakat
yapıldıktan kısa bir süre sonrasında hristiyanlar tarafından ele geçirilip katedrale çevrilmiş. Llotja de la Seda La Lonja gotic mimarisinin baş yapıtlarından birisi sayılıyor ve içerisinde bulunan kolonların oluşturduğu görsellik muhteşem. Kapalı pazar olan Mercado Central de her türlü ürünü bulabilirsiniz, alışveriş yapmayacak olsanız bile burasını görmenizi öneririm.Belkide şehre en çok tanınmışlık kazandıran City of Arts and Sciences (Bilim ve Sanat Şehri); 6 adet birbirinden bağımsız yapıdan oluşuyor. İçerisinde opera binası, botanik park, sinema salonu, akvaryum gibi binaları barındırıyor. Modern mimarinin en güzel örneklerini burada görebilirisiniz. Ayrıca İspanya ya özgü olan ve sarı pirinç den yapılan Paella da Valensiya da ortaya çıkmıştır

IMG_7139.JPG IMG_7143.JPG IMG_7142.JPG DSCF2575.JPG KHPOE9717.JPG DSCF2600.JPG

Şimdiki ana hedefim bu ülkede gideceğim son şehir olan Barselona. Bu kadar güzel şehirler gördükten sonra Barselona için beklentilerim gerçekten çok yüksek. Barselonadan önce küçük bir tatil kasabası olan Peñíscola ya değineceğim. Kayalıklar üzerinde bir yarım ada da kurulu. Turistler ve tatilciler tarafından çok fazla rağbet gördüğünü söyleyebilirim. Güzel mavi bir denizi var ama hafta sonları çok kalabalık oluyor. Buraya kadar gelmişken görülmesi gereken yerlerden birisi diyebilirim.
 

En beğenilen 5 mesaj

    Enki

    Üye
    28
    CLVB4866.JPG ELGJE4737.JPG
    Buradan çıktıktan sonra tekrar bir tel kırıldı. Bu sefer hazırlıklıydım Valensiya da yedek tel de almıştım. Bunun ile beraber
    artık biten Schwalbe Maraton lastiği de değiştirmeye karar verdim. Düz bir şekilde değil de yanlardan bitmeye başlamıştı,
    belki de teker yamuk döndüğünden ve orantısızlık olduğundan kırılıyordu. (Lastiği de değiştirdikten sonra bir daha kırılmadı)
    Acaba tekrar kırılır mı korkusuyla Barselona ya kadar geldim. Barselona fotolarından da gördüğünüz gibi inanılmaz düzenli.
    Cetvel gibi çizilmiş sokaklar, kare oluşturacak şekilde konuşlandırılmış evler. Ülkemizdeki çarpık kentleşmeleri düşündükten
    sonra burası sanki dünyadan değilmiş gibiydi. Şehirde ulaşım için genellikle bisiklet ve elektrikli scooter kullanılıyor.
    70 yaş üzeri insanların scooter kullandığını görmek çok güzel. (29 yaşındayım ve bana bu yaşta bisiklet sürmeye utamnmıyor musun
    diyen kişinin bunu görmesini isterdim). Bu kadar düzenin de sıkıntısı; trafik ışıkları. Her 200m de bir trafik ışığı var.
    Bir yere gitmek için aceleniz varsa işkenceye dönebiliyor. Şehir içinde İspanyoldan çok Arap, Hintli ve Pakistanlı var. Tam bir
    metropol diyebilirim. Şehir ne kadar kalabalık olsa da diğer İspanyol şehirlerinde de olduğu gibi saat 14-16 arasında tüm dükkanlar
    kapanıp yerini sessizliğe bırakıyor. Bunun yerine restorantlar dolup taşıyor. Şehire Antoni Gaudi'nin eserleri can veriyor
    diyebilirim. Çok sayıda esere sahip ve bunlardan belki de en bilineni Barselonanın simgesi haline gelen bitmek bilmeyen
    La Sagrada Familia. 1882 yılında başlanan katedral hala bitmedi, Gaudinin 100. yıldönümü olan 2026 yılında bitirilmesi planlanıyor.
    Bence bitmeyen kilise olarak adlandırılması daha büyük reklam ve o tarihte de bitireceklerini sanmıyorum. Bunun ile beraber
    Park Güell de mimara ait özel eserler barındırmaktadır. Barselonanın yüksek kesimlerinde bulunan Tibidabo kilisesine çıkmanızı ve
    buradan tüm barselonayı görmenizi öneririm. Kilise zaten başlı başına bir yapıt. Her ne kadar mükemmel bir şehir görünümünde
    olsa da beni kendine bir türlü çekemedi. Hiçbir tarihi yapıta rastlamadım, bir nevi tarihi olmayan şehir. Evet modern ve çok düzenli
    bir şehir ama bir turist olarak tarihini de görmek isterdim. Belki de bunun nedeni Barselonanın güneyinde bulunan Tarragona'nın
    eskiden daha önemli bir role sahip olmasıdır. Barcelona ise son 150-200 yıldır gelişme içerisinde. Çok güzel bir sahil şeridi var,
    oradaki kumlar bile 1992 yılındaki olimpiyatlar için özel olarak getirtilmiş. Bu yüzden Granada, Sevilla ve Valensiya nın gerisinde
    kaldı benim için.

    WQHDE6673.JPG HEELE6818.JPG XCUPE8191.JPG OCGHE6165.JPG JLMME3021.JPG IMG_7271.JPG DSCF2764.JPG DSCF2772.JPG DSCF2836.JPG DSCF2785.JPG
    DSCF2836.JPG DSCF2875.JPG IMG_7277.JPG

    Barselona dan Roma'nın kuzey batısında bulunan Civitavecchia ya feribot ile geçtim, 57€ tutan bu seyehat 20 saat sürdü.
    Daha önceden hem Civitavecchia hem de Roma da bisiklet ile bulunduğumdan dolayı buraları pas geçerek, direk tren ile
    Napoli'ye geçtim. Hep kendime diyorum bir şehire girerken beklenti içinde olma diye, neden Napoli için beklenti içinde
    bulundum hiçbir fikrim yok. Trenden inip yola çıktığım gibi şok. Bir kere insanlar değişti zaten, medeni bir yerden
    ilkel bir yere gelmiş gibi oldu. İnsanlar gözünün içine dik dik bakıyorlar, yollar delik deşik ve çöplük içerisinde. 100m de
    bir araba kornası öttürüyorlar. Yazarken herşey gözümde canlandı, bunaldım yine. İtalya da bisiklet sürmeyi oldum olası
    sevmedim ama buraları da görmek istiyorum. Napoli diğer İtalyan şehirlerinde olduğu gibi daracık sokaklara sahip, bu sokaklar
    çok dar olduğundan genellikle tek yönlüler. Gitmek istediğiniz yere ulaşmak için biraz uğraşmanız gerekiyor. Sokağın ucu ters
    yöne çıkabiliyor. 2800 yıllık tarihe sahip olan bu şehrin merkezi UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaktadır. Bu yönüyle
    görülecek bayağı yapıt barındırıyor. Bunlar arasında Napoli Katedrali (Duomo), Nuovo Kalesi, Kraliyet Sarayı bulunmakta.
    Bunlar haricinde Vezüv Yanardağına 15€ ücret ile götüren turlar da bulunmakta. Ben insanların bana dik dik bakmasından
    sıkıldığımdan dolayı fazla bir zaman geçirmenden şehirden çıkıp Pompeii ye doğru devam ettim. Pompeii ile ilgili anlatılan
    hikaye her zaman bana saçma gelmiştir. Bu açık hava müzesine giriş 15€. Biraz fazla büyük geldi bana, gez gez bitmiyor.
    Aslında görülecek şeyleri bir yere toplasalar ya da belirtseler daha iyi olur. Bütün kalıntılar arasında dolaşıyorsunuz
    gideceğiniz yeri bulmak için.


    IMG_7327.JPG IMG_7329.JPG IMG_7336.JPG IMG_7342.JPG DSCF2934.JPG DSCF3004.JPG

    Buradan sonrası tatil cenneti olarak nitelendireceğim Amalfi sahilleri. Ufak bir yarım ada üzerinde çok sayıda güzel koy ve
    turistik yerler var. Belkide bunlardan en meşhuru Positano burada bulunuyor. Burası can sıkmayacak kadar dağlık. Turistlerin
    uğrak yerleri arasında, karavanı olsun motoru olsun bayağı insana kapılarını açıyor. Sırasıyla Sorrento, Positano,
    Amalfi, Atrani ve Cetaradan geçerek Salerno ya ulaşıyorsunuz. Bu yerlerin hepsi birbirinden güzel ve canlı. Ancak o kadar canlı ki
    içerisinde yürüyecek yer bile bulamıyorsunuz. Özellikle Positano çok kalabalık, yollar da çok dar olduğundan giriş çıkışlar
    başlı başına sorun yaratıyor. Sahil güzelliklerinden çok görüntü olarak güzeller, bir tepeye konuşlanmış rengarenk evler.
    Cetara da plaj biraz daha sakin ve güzel.

    IMG_7386.JPG BZBGE6012.JPG IMG_7383.JPG IMG_7341.JPG QLVOE0052.JPG IMG_7619.JPG
    Güneye doğru giderken eski bir Yunan kenti olan Paestum dikkatimi çekti. Dışarıdan gördüğüm kadarıyla 3 tane tapınak ayakta
    duruyordu. Daha önceden yan yana bu kadar iyi korunmuş 3 adet tapınak görmemiştim. Atinada ki Akropolis'e çok benziyor.

    DSCF3088.JPG DSCF3096.JPG DSCF3101.JPG

    Başka bir sahil şeridine geldim. Burası her ne kadar Amalfi kadar meşhur olmasa da kendi içerisinde güzelliklere sahip.
    İtalya çok güzel bir tünel sistemine sahip ama onlarında sorunu 300m den kısa olan tünellere ışıklandırma ypamıyorlar.
    Yapıyorlarsa bile sınırlı sayıda, karanlıkta sürmek zorunda kalıyorsunuz. Şöforleri zaten dengesiz, hep tetikte olmanız
    gerekiyor. Bazen sizin yanınızdan geçerken camı açıp bağarabiliyorlar. Sahil şeridi düz bir şekilde Sicilya ya kadar devam
    ediyor. Bu şeritte pek dikkatimi çeken birşey yok diyebilirim, Tropea ya varana kadar. Dik kayalıklar üzerine kurulan ve
    renkli evlere sahip bu şirin kasabanın bir plajı varki daha önceden bu kadar temiz ve güzel bir plaj görmemiştim. Sahil
    kum değil de ufacık çakıllardan oluştuğundan dolayı su da bir o kadar berrak. Tatil için rota arayan varsa, burasını
    şiddetle önerebilirim. Sicilya ya yakınlığı da bir avantaj oraya doğru devam edebilirsiniz.

    IMG_7429.JPG IMG_E7426.JPG JCFSE9914.JPG XQTCE9218.JPG

    Bende öyle yaparak Villa San Giovanni den feribot ile Sicilya şehri olan Messina ya vardım. Sicilya İtalya'ya göre
    daha sakin ama insanlar ve şöforler aynı, onlar da bir değişiklik yok. Messina diğer şehirler kadar turistik değil,
    etrafta benden başka dolaşan insan pek görmedim diyebilirim. Şehri bisiklet ile birkaç saat içerisinde rahat bir
    şekilde gezebilirsiniz. Buradaki en önemli yapı Messina Katedrali; Michelangelo'nun bir öğrencisi tarafından
    yapılmış. Bunun hemen bitişinde çan kulesi ve astronomik saat bulunuyor. Bunun yanına doğal olarak korunmuş limanı ve
    Neptün çeşmesi de görülecek yapılar arasında bulunmaktadır.

    DSCF3170.JPG DSCF3173.JPG DSCF3179.JPG MQPPE8345.JPG
    Sicilya da yollar hali ile daha sakin, genede korna sesinden bir kurtuluş yok. Mantalite hala aynı. Yollar can sıkmayacak
    kadar yokuşlu ama yol durumu güzel. Ada olduğundan rüzgarlı diyebilirim. Sicilyayı tamamen kıyıdan gezdim, hiç ortasına doğru
    yolumu çevirmedim. Bir yanınız deniz diğer tarafınızda dağlık olduğundan kamp bulma konusu biraz sıkıntı yaratıyor. Erkenden
    kalacak yer bakmaya başlamanız gerekli, İtalyanlar katılar bu konuda sizi bahçelerinde istemeyeceklerdir. Palermo ya doğru
    giderken yol üzerinde Cefalu diye bir köy var. Gerek tarihi gerekse plajı ile şirin ve güzel bir kasaba, tam bir balıkçı kasabası.
    La Rocca dağı eteklerinde kurulmuş ve kasabada bulunan Duomo UNESCO dünya mirası listesinde. GJWWE2653.JPG

    Burası da her ne kadar Afrika ya yakın olsa da İspanya kadar sıcak değil, birde Eylül ayı oldu. Daha rahat bir şekilde bisiklet
    sürülebiliyor. Palermo, Sicilya'nın en büyük şehri ve zamanında Sicilya Mafyasının kalbi de bu şehirde atıyormuş. Hatta GodFather ın
    bir kaç sahnesi Palermo da bulunan tiyatronun önünde çekilmiştir. Palermo tarihi sayesinde çok fazla görecek yapıya sahip.
    Aslında Palermo dan 10km uzakta bulunan Monreale Katedralini şiddetle görmenizi tavsiye ediyorum. İç dizaynı inanılmaz derecede güzel,
    İçerisi tamamen mozaik ile kaplanmış. Ayasofyadan sonra en fazla mozaik kullanılan katedral, sağ tarafta bulunan mozaikler İsa'dan
    önceki yaşamı, soldakiler ise İsa'dan sonrası yaşamı betimliyor. Mozaiklerde 2200kg saf altın kullanılması göze çarpmasında bayağı
    önemli rol oynuyor. Palermo Katedrali de aynı şekilde değişik bir dizayna sahip. Mermer ve ahşapın uyumu karşısında insan
    hayranlığını gizliyemiyor. Catacombe dei Cappuccini dünyanın en korkunç 7. müzesi olarak geçiyor, burada eski çağlarda yaşayan
    soyluların mumyaları sergileniyor. Dünya'nın en güzel mumyası olarak geçen Rosalia Lombardo da burada sergilenmektedir. Palermo
    sokakları klasik İtalyan sokakları gibi daracık, elini uzatsan karşı binaya dokunacakmışsın gibi. Tarihi, plajları ve sıcak ortamı
    ile Palermo dan keyif alacağınızı düşünüyorum.
    DSCF3203.JPG DSCF3231.JPG DSCF3236.JPG DSCF3254.JPG DSCF3257.JPG IMG_7627.JPG IMG_7630.JPG

    Palermodan sonraki durağım; Sicilyanın kuzey batı ucu olan San Vito Lo Capo. Burası için Avrupanın karayipleri diye bir tabir
    görmüştüm. Tamamen merakıma yenik düşerek yola koyuldum. Vardıktan sonra iyiki gitmişim dedim. Gerçekten inanılmaz temizlikte
    sahil ve plaj. Su o kadar berrak ki cam gibi. Benim gibi çok sayıda turist yolunu uzatıp buraya kadar gelmiş.

    IMG_7434.JPG IMG_7634.JPG IMG_7635.JPG

    Buradan Agrigento ya kadar pek birşey yok. Ufak balıkçı kasabaları ve plajlar, Trapani civarında bir tuz gölü ve tuz tepecikleri
    ilgimi çekti sadece.IMG_7481.JPG IMG_7484.JPG

    Agrigento da ise Tapınaklar vadisi adında bir yer var. Eskilikleri çok sevdiğimden ve birçok tapınak görmenin hevesi ile
    buraya geldim. Yanlış hatırlamıyorsam 15€ gibi bir giriş ücreti var. İçeri girdikten sonra biraz hayal kırıklığına uğradım
    diyebilirim. Evet içeride 10 a yakın tapınak var ama sadece 1 tanesi ayakta, diğerleri yerle bir olmuş. Ben ayakta birçok
    tapınak göreceğim ümidi ile gelmiştim, alan çok büyük ve tapınakların arası biraz fazla.
    DSCF3294.JPG DSCF3306.JPG DSCF3318.JPG
    Buradan Siracusa ya devam ettim. Sahilden gittiğimden dolayı Ragusa'yı pas geçtim. Sonradan incelediğimde keşke gitseymişim dedim.
    Siz siz olun buraya kadar gelirseniz Ragusa'yı pas geçmeyiniz. İncil de de geçen Siracusa tüm şehir olarak UNESCO Dünya Mirası
    Listesinde. Ayrıca ilk bilim adamlarından olan Arşimed de burada doğmuş ve yaşamıştır. Burası biraz daha düzenli ve temiz, İtalyan
    değil de daha çok Yunan mimarisi izleri taşıyor. Birkaç saat içerisinde burasını gezebilirsiniz.

    DECLE2250.JPG
    Katanya diğer şehirlere göre bir karanlık ve soğuk. Belkide Volkanik taşlardan yapılan binaların siyah görüntüsünü buna sebep olmuştur.
    Siracusa gibi bembeyaz bir şehirden buraya gelmek pek yaramadı, insanın ruhunu sıkıyor. Piazza Del Duomo şehrin en meydanı, bu alanda
    çok sayıda görülecek yapı ve kilise bulunmakta. Bu kadar çok kilise bulunmasını mafyalara bağlayabiliriz. Vatikan ile aralarını
    düzeltmek ya da göze çarpmamak adına sürekli kilise yapmışlar. Ülkemizde tarihe saygı olmadığı gibi burada da saygı yok.
    Roma Tiyatrosu çevresine konuşlanmış evler garçekten insanın canını sıkıyor, gelişi güzel yerleşmişler. İlginç bir detay;
    Şuan denizden 1km içeride bulunan Ursino Kalesi yapıldığı 1239 yılında deniz kenarındaymış, fakat 1669 daki patlamadan sonra
    şuanki yerini almış. Etna ya giden turlar var, başta çıkmak için hevesliydim de havanında kapalı olduğunu görünce vazgeçtim.
    DSCF3342.JPG DSCF3348.JPG DSCF3353.JPG DSCF3358.JPG DSCF3370.JPG DSCF3378.JPG IMG_7536.JPG

    Katanya dan sonra Sicilyanın en turistik yeri olan Taormina geliyor.Burası dar sokakları, çiçekli balkonları, şirin dükkanları ve
    muhteşem koyları ile gerçektende yeryüzünde bir cennet gibi. Özellikle İso bella plajı gerçekten çok güzel, tek sıkıntısı kocaman
    taşlardan bir plaj olması, yürümek can sıkıcı oluyor fakat taşlardan dolayı da su çok berrak. Birde plaj çok kalabalık yer bulmak
    zor olabilir. RVBVE3329.JPG IMG_7551.JPG

    Tekrar İtalya ya geçmek için Messina ya geri dönmeniz gerekiyor. Buradan ister Villa San Giovanni ye isterseniz Reggio Calabria ya
    feribot bulunuyor. İtalya nın bu güney kısmı biraz boş, pek bir şey yok. Acaba birşey kaçırdım mı ya da bir yere yetişmem gerek
    gibisi şeyler düşünmeden rahat bir kafa ile bisiklet sürebiliyorsunuz. Herşeyin kendi içerisinde kendi güzellikleri var bir nevi.
    Çizmenin tabanı boyunca Bari'ye doğru devam ettim. Hedefim buradan gemi ile Yunanistan'a geçmek. Burada dikkat edilmesi gereken
    şehir "Matera". Burası 2019 Avrupa Kültür Başkenti seçildi. Şehir içerisinde bulunan "Sassi de Matera" bölgesi tarihi merkezi.
    Antik kentin kuruluşunun taş devrine kadar gittiği söyleniyor. Hatta İtalya ya gelen ilk insanların burada mağaralar da yaşadıklarına
    inanılıyor. Bende Kapadokyamsı bir his bıraktı, buraya geldiğime hiç ama hiç pişman değilim. Eğer yolunuz bu taraflara düşerse
    burasını sakın pas geçmeyin, çok şey kaçırmış olursunuz.

    BCCLE2656.JPG DSCF3437.JPG DSCF3447.JPG IMG_7563.JPG SNHD0230.JPG

    Puglia bölgesinde Matera gibi bilinmeyen başka bir köy de Alberobello. Trulli tarzı ile yapılan evlerin tarihi 14. yüzyıla kadar
    gidiyor. Çok değişik hikayesi var bu evlerin; O zamanlarda çatısı olan her evden vergi alınıyormuş, insanlarda taşları böyle üst üste
    dizip içerisine de bir düzenek yapıyorlarmış. İçeride bıraktıkları bir ipi çektikleri anda çatı yıkılıyor ve vergi vermekten
    kurtuluyorsunuz. Sadece taşlardan oluştuğundan dolayı yıkılıp tekrar yapılması da kolay.

    IMG_7575.JPG DSCF3481.JPG IMG_7577.JPG DSCF3462.JPG

    Ufaktan turumun sonuna yaklaşırken Bari den önce uğramak istediğim bir yer daha vardı, Palignano a Mare. Turkuaz rengi bir denize
    sahip. Şehir kayalıklar üzerine ve denize paralel olarak kurulmuş. Kayalıkların altında ise pek çok mağara restorant olarak
    kullanıyor. Bu restorantlar akşam 8 den sonra hizmet veriyorlar. Dünyanın en romantik restorantlarından birisi olan Grotta
    Palazzese de burada bulunuyor. Menü ye bir göz gezdirdim de ben oraya girersem, yolda 3 haftada harcadığım parayı bir öğünde
    harcarım. Fiyatlar haliyle inanılmaz yüksek.

    HMSSE3459.JPG IMG_7579.JPG MUCME7400.JPG

    Bariye geldiğimde biraz şaşırdım diyebilirim. Şuana kadarki bütün liman şehirleri düzensiz, pis ve inanılmaz derecede hareketli bir
    haldeydi. Bari ise bu algıyı biraz kırıyor, diğer liman şehirlerine göre daha iyi. Tam olarak bir turistik bir şehir diyemem,
    genellikle Pugia bölgesinde diğer gideceğiniz yerlere ulaşmak için aracı görünümünde. San Nicola Basilicası şehirdeki en önemli yapı.
    Hem Katolikler hem de Ortodokslar için hac yeri olması önemini daha da arttırıyor. Eski şehir klasik daracık sokaklardan oluşuyor,
    araba geçmesi bile mümkün değil. Bari den igoumenitsa ya feribot fiyatı 50€, feribot akşam 7 de kalkıyor ve sabah 10 civarı
    igoumenitsa ya varıyor. Buradan da Selanik'e otobüs ile geçip oradan da Sofya ya otobüs kullandım. Daha önceden buraları bisiklet
    ile geçme fırsatı yakalamıştım. İlginç olan igoumenitsa-selanik otobüs ike 38€ Selanik-Sofya 18€ çok tutarsız bir fiyatlandırması
    bulunuyor. DSCF3489.JPG DSCF3494.JPG DSCF3498.JPG

    Herşeyi toplayacak olursam; Fransa insanları sıcak karakterleri ile ön plana çıkıyor ve son derece saygılılar, ayrıca güney Fransa
    da bir o kadar güzellikler sunuyor. Kuzey İspanya ve hacı adaylarının yapmış oldukları yürüyüş tecrübesi gerçekten taktire şayan.
    Portekiz beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim, İspanyanın gölgesinde kaldığını çok rahat söyleyebilirim. Fakat güney Portekiz de
    görülecek doğal güzellikler bulunmakta. İspanyanın Endülüs bölgesi herhalde gezi boyunca en çok beğendiğim şehirlere sahipti
    diyebilirim. Tarım nasıl yapılır ve yapılmalı bunların hepsini Güney İspanya da gözlemledim, yakın coğrafyaya bizde sahibiz ama
    kafa yapıları burada farkı yaratıyor. Son 4 senedir her yaz bisiklet ile gittiğim tek ülke İtalya ama nedense hiçbir zaman
    İtalyayı sevemedim. İnsanları olsun, yolları olsun, şöforleri olsun hep birşeyler olmaması gerektiği gibi, kendimi burada hiç
    rahat hissedemiyorum hep bir tetikteyim. Güzel sahilleri ve doğası var bunları ikar edemem ama medeniyet kısmında biraz sorun
    yaşadıkları aşikar. Bu yaz sıcağında 85 kilodan 72 kiloya düşerek turumu bitirmiş oldum. Geçen senelere göre doğa turu değil de
    biraz daha kültür turu ağırlıklı oldu. Bu da benim bütçeme yansıdı. Parklar, bahçeler, müzeler, katedraller derken sadece biletler
    için 200€ üzerinde bir para ödedim. Bunun ile beraber 2x feribot 107€ uçak ve bisiklet ile Marsilya 110€. Otobüs tren derken onlar
    da bir 100€ tutmuştur. 4 yıl sonra ilk defa bu sene İtalya da kamp a girdim ve 18€ ücreti vardı. Sadece 3-4 kere dışarıdan yemek
    yemişimdir, onun haricinde konserve kahvaltılık tarzı ile günleri geçirdim. Herşeyiyle toplamda 1400€ kadar bir miktar harcamış oldum.
    Fotoğrafları çekerken kullanmış olduklarım; Fujifilm x-t1 (10-24mm F4), iPhone SE ve dji Spark.

    Enki

    Üye
    7
    @Ömer Murat Övgüleriniz için teşekkür ederim. Drone ile ilgili herhangi bir ülkede bir sorun yaşamadım. Her zaman sorunsuz bir şekilde kaldırdım, yeri geldi bağlantıyı kaybedip drone kontrolünü kaybettim ama her seferinde kalktığı yere geri geldi. Havaalanı yakınlarında uçurmamaya özen gösterdim.

    @Fırat Ç. Evet İngilizce konuştum her seferinde, bilmiyorlarsa beden dili ile bir şekilde anlaşmaya çalıştım ama genel olarak İngilizceye hakimler diyebilirim.

    @Ferhat Karaca Teşekkür ederim. Her sene bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

    @five Yolmak olmak gerçekten insanın ufkunu genişletiyor. Ailecek gezmek tabi ki de daha zevklidir. Benim şuan elimden gelen bu :) Umarım bende sizin gibi gelecekte ailem ile beraber tura çıkabilirim. İyi dilekleriniz için teşekkür ederim.

    Enki

    Üye
    6
    @mehmetsunu Para olsa valla bende hayır demem, aralıksız gezerim :) Fotoğraflara değinecek olursam, fotoğraflar bana ait. Avrupa da havaalanları ve askeri yerler haricinde her yerde drone uçurabilirsiniz, herhangi bir izin almanıza gerek yok. Kimse sizi uyarmıyor, aslında oradaki insanların bile umurlarında değil. Öyle ki Alhambra sarayında bulunan kalelerin birisinin üzerine çıkıp oradan da drone kaldırmışlığım bulunuyor, ülkemizde yasak olmasına rağmen Atatürk Havaalanı üzerine drone çekimleri yapanlar mevcut. Zaten sahip olduğum drone 300 gr dan ufak olduğundan bir yetki belgesi yada bunun gibi bir izne ihtiyacım da yok. Diğer fotoğraflara değinecek olursam; 6 senedir her yaz bisiklet ile tura çıkıyorum ve her turda binlerce fotoğraf çekiyorum, bunun ile beraber az çok teknikleri kavradım diyebilirim, önceki turlarda bulunan fotoğraflara bakarak karşılaştırma yapabilirsiniz, bazı yerlerin o an boş bulunması tamamen yola çıktığım saat ve gezilecek yerlerin ıssızlığı ile alakalı. Gezilecek bir yer varsa sabah 5 gibi yola çıkarım ki erkenden gezip akşam olmadan şehirden çıkabileyim, akşam şehir içinde kalacak yer aramamak için. Ha yalan olmasın akşam çekilen bir adet drone fotoğrafı var, o bana ait değil. Ben sahili çekerken yanımda yerli birisi de çekim yapıyordu o bana vermişti o fotoğrafı.

    five

    Part time turcu
    4
    @Enki merhaba

    Muhteşem bir turu muhteşem fotoğraflarla ve çok bilgilendirici ve akıcı bir anlatımla paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

    Drone mu diye soracaktım, dronemuş. Nefis fotoğraflar çekmişsiniz.
    Turun bir kısmını araba ile ailece tur yaparken geçmiştik. İspanya ve İtalya"da. Cadiz yakınlarında da okyanusa girdik. Tarifa da tarifsiz duygular içindeydim. Akdeniz ve Atlantik'in ortasında. Afrika'yı bulutların arasında görmek çok heyecanlandırdı. Aynı sizin gibi ben de hayaller kurdum geleceğe dair.

    Önce tebrik sonra teşekkür ederim.


    Sevgili @Ferhat Karaca tarafından sizinle birlikte ismim anılınca gurur duydum.

    Kazasız ve keyifli turlar

    five

Ömer Murat

Yönetici
Kayıt
3 Şubat 2016
Başlık
23
Mesaj
4.891
Tepki
33.316
Şehir
Antalya
@Enki forumda şu ana kadar gördüğüm turlar arasında bence tartışmasız en iyi fotoğraf arşivine sahip tur olmuş, paylaşım için çok teşekkürler, ellerinize sağlık. Sormak istediğim şey ise dronela ilgili sıkıntı yaşamadınız mı hiç, gittiğiniz her ülkede bu kadar rahat havalandırabiliyor musunuz hemen?
 

Enki

Üye
Kayıt
20 Mart 2016
Başlık
4
Mesaj
78
Tepki
1.061
Yaş
30
Şehir
Sofya
İsim
Cüneyt
Bisiklet
Brompton
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #3
CLVB4866.JPG ELGJE4737.JPG
Buradan çıktıktan sonra tekrar bir tel kırıldı. Bu sefer hazırlıklıydım Valensiya da yedek tel de almıştım. Bunun ile beraber
artık biten Schwalbe Maraton lastiği de değiştirmeye karar verdim. Düz bir şekilde değil de yanlardan bitmeye başlamıştı,
belki de teker yamuk döndüğünden ve orantısızlık olduğundan kırılıyordu. (Lastiği de değiştirdikten sonra bir daha kırılmadı)
Acaba tekrar kırılır mı korkusuyla Barselona ya kadar geldim. Barselona fotolarından da gördüğünüz gibi inanılmaz düzenli.
Cetvel gibi çizilmiş sokaklar, kare oluşturacak şekilde konuşlandırılmış evler. Ülkemizdeki çarpık kentleşmeleri düşündükten
sonra burası sanki dünyadan değilmiş gibiydi. Şehirde ulaşım için genellikle bisiklet ve elektrikli scooter kullanılıyor.
70 yaş üzeri insanların scooter kullandığını görmek çok güzel. (29 yaşındayım ve bana bu yaşta bisiklet sürmeye utamnmıyor musun
diyen kişinin bunu görmesini isterdim). Bu kadar düzenin de sıkıntısı; trafik ışıkları. Her 200m de bir trafik ışığı var.
Bir yere gitmek için aceleniz varsa işkenceye dönebiliyor. Şehir içinde İspanyoldan çok Arap, Hintli ve Pakistanlı var. Tam bir
metropol diyebilirim. Şehir ne kadar kalabalık olsa da diğer İspanyol şehirlerinde de olduğu gibi saat 14-16 arasında tüm dükkanlar
kapanıp yerini sessizliğe bırakıyor. Bunun yerine restorantlar dolup taşıyor. Şehire Antoni Gaudi'nin eserleri can veriyor
diyebilirim. Çok sayıda esere sahip ve bunlardan belki de en bilineni Barselonanın simgesi haline gelen bitmek bilmeyen
La Sagrada Familia. 1882 yılında başlanan katedral hala bitmedi, Gaudinin 100. yıldönümü olan 2026 yılında bitirilmesi planlanıyor.
Bence bitmeyen kilise olarak adlandırılması daha büyük reklam ve o tarihte de bitireceklerini sanmıyorum. Bunun ile beraber
Park Güell de mimara ait özel eserler barındırmaktadır. Barselonanın yüksek kesimlerinde bulunan Tibidabo kilisesine çıkmanızı ve
buradan tüm barselonayı görmenizi öneririm. Kilise zaten başlı başına bir yapıt. Her ne kadar mükemmel bir şehir görünümünde
olsa da beni kendine bir türlü çekemedi. Hiçbir tarihi yapıta rastlamadım, bir nevi tarihi olmayan şehir. Evet modern ve çok düzenli
bir şehir ama bir turist olarak tarihini de görmek isterdim. Belki de bunun nedeni Barselonanın güneyinde bulunan Tarragona'nın
eskiden daha önemli bir role sahip olmasıdır. Barcelona ise son 150-200 yıldır gelişme içerisinde. Çok güzel bir sahil şeridi var,
oradaki kumlar bile 1992 yılındaki olimpiyatlar için özel olarak getirtilmiş. Bu yüzden Granada, Sevilla ve Valensiya nın gerisinde
kaldı benim için.

WQHDE6673.JPG HEELE6818.JPG XCUPE8191.JPG OCGHE6165.JPG JLMME3021.JPG IMG_7271.JPG DSCF2764.JPG DSCF2772.JPG DSCF2836.JPG DSCF2785.JPG
DSCF2836.JPG DSCF2875.JPG IMG_7277.JPG

Barselona dan Roma'nın kuzey batısında bulunan Civitavecchia ya feribot ile geçtim, 57€ tutan bu seyehat 20 saat sürdü.
Daha önceden hem Civitavecchia hem de Roma da bisiklet ile bulunduğumdan dolayı buraları pas geçerek, direk tren ile
Napoli'ye geçtim. Hep kendime diyorum bir şehire girerken beklenti içinde olma diye, neden Napoli için beklenti içinde
bulundum hiçbir fikrim yok. Trenden inip yola çıktığım gibi şok. Bir kere insanlar değişti zaten, medeni bir yerden
ilkel bir yere gelmiş gibi oldu. İnsanlar gözünün içine dik dik bakıyorlar, yollar delik deşik ve çöplük içerisinde. 100m de
bir araba kornası öttürüyorlar. Yazarken herşey gözümde canlandı, bunaldım yine. İtalya da bisiklet sürmeyi oldum olası
sevmedim ama buraları da görmek istiyorum. Napoli diğer İtalyan şehirlerinde olduğu gibi daracık sokaklara sahip, bu sokaklar
çok dar olduğundan genellikle tek yönlüler. Gitmek istediğiniz yere ulaşmak için biraz uğraşmanız gerekiyor. Sokağın ucu ters
yöne çıkabiliyor. 2800 yıllık tarihe sahip olan bu şehrin merkezi UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaktadır. Bu yönüyle
görülecek bayağı yapıt barındırıyor. Bunlar arasında Napoli Katedrali (Duomo), Nuovo Kalesi, Kraliyet Sarayı bulunmakta.
Bunlar haricinde Vezüv Yanardağına 15€ ücret ile götüren turlar da bulunmakta. Ben insanların bana dik dik bakmasından
sıkıldığımdan dolayı fazla bir zaman geçirmenden şehirden çıkıp Pompeii ye doğru devam ettim. Pompeii ile ilgili anlatılan
hikaye her zaman bana saçma gelmiştir. Bu açık hava müzesine giriş 15€. Biraz fazla büyük geldi bana, gez gez bitmiyor.
Aslında görülecek şeyleri bir yere toplasalar ya da belirtseler daha iyi olur. Bütün kalıntılar arasında dolaşıyorsunuz
gideceğiniz yeri bulmak için.


IMG_7327.JPG IMG_7329.JPG IMG_7336.JPG IMG_7342.JPG DSCF2934.JPG DSCF3004.JPG

Buradan sonrası tatil cenneti olarak nitelendireceğim Amalfi sahilleri. Ufak bir yarım ada üzerinde çok sayıda güzel koy ve
turistik yerler var. Belkide bunlardan en meşhuru Positano burada bulunuyor. Burası can sıkmayacak kadar dağlık. Turistlerin
uğrak yerleri arasında, karavanı olsun motoru olsun bayağı insana kapılarını açıyor. Sırasıyla Sorrento, Positano,
Amalfi, Atrani ve Cetaradan geçerek Salerno ya ulaşıyorsunuz. Bu yerlerin hepsi birbirinden güzel ve canlı. Ancak o kadar canlı ki
içerisinde yürüyecek yer bile bulamıyorsunuz. Özellikle Positano çok kalabalık, yollar da çok dar olduğundan giriş çıkışlar
başlı başına sorun yaratıyor. Sahil güzelliklerinden çok görüntü olarak güzeller, bir tepeye konuşlanmış rengarenk evler.
Cetara da plaj biraz daha sakin ve güzel.

IMG_7386.JPG BZBGE6012.JPG IMG_7383.JPG IMG_7341.JPG QLVOE0052.JPG IMG_7619.JPG
Güneye doğru giderken eski bir Yunan kenti olan Paestum dikkatimi çekti. Dışarıdan gördüğüm kadarıyla 3 tane tapınak ayakta
duruyordu. Daha önceden yan yana bu kadar iyi korunmuş 3 adet tapınak görmemiştim. Atinada ki Akropolis'e çok benziyor.

DSCF3088.JPG DSCF3096.JPG DSCF3101.JPG

Başka bir sahil şeridine geldim. Burası her ne kadar Amalfi kadar meşhur olmasa da kendi içerisinde güzelliklere sahip.
İtalya çok güzel bir tünel sistemine sahip ama onlarında sorunu 300m den kısa olan tünellere ışıklandırma ypamıyorlar.
Yapıyorlarsa bile sınırlı sayıda, karanlıkta sürmek zorunda kalıyorsunuz. Şöforleri zaten dengesiz, hep tetikte olmanız
gerekiyor. Bazen sizin yanınızdan geçerken camı açıp bağarabiliyorlar. Sahil şeridi düz bir şekilde Sicilya ya kadar devam
ediyor. Bu şeritte pek dikkatimi çeken birşey yok diyebilirim, Tropea ya varana kadar. Dik kayalıklar üzerine kurulan ve
renkli evlere sahip bu şirin kasabanın bir plajı varki daha önceden bu kadar temiz ve güzel bir plaj görmemiştim. Sahil
kum değil de ufacık çakıllardan oluştuğundan dolayı su da bir o kadar berrak. Tatil için rota arayan varsa, burasını
şiddetle önerebilirim. Sicilya ya yakınlığı da bir avantaj oraya doğru devam edebilirsiniz.

IMG_7429.JPG IMG_E7426.JPG JCFSE9914.JPG XQTCE9218.JPG

Bende öyle yaparak Villa San Giovanni den feribot ile Sicilya şehri olan Messina ya vardım. Sicilya İtalya'ya göre
daha sakin ama insanlar ve şöforler aynı, onlar da bir değişiklik yok. Messina diğer şehirler kadar turistik değil,
etrafta benden başka dolaşan insan pek görmedim diyebilirim. Şehri bisiklet ile birkaç saat içerisinde rahat bir
şekilde gezebilirsiniz. Buradaki en önemli yapı Messina Katedrali; Michelangelo'nun bir öğrencisi tarafından
yapılmış. Bunun hemen bitişinde çan kulesi ve astronomik saat bulunuyor. Bunun yanına doğal olarak korunmuş limanı ve
Neptün çeşmesi de görülecek yapılar arasında bulunmaktadır.

DSCF3170.JPG DSCF3173.JPG DSCF3179.JPG MQPPE8345.JPG
Sicilya da yollar hali ile daha sakin, genede korna sesinden bir kurtuluş yok. Mantalite hala aynı. Yollar can sıkmayacak
kadar yokuşlu ama yol durumu güzel. Ada olduğundan rüzgarlı diyebilirim. Sicilyayı tamamen kıyıdan gezdim, hiç ortasına doğru
yolumu çevirmedim. Bir yanınız deniz diğer tarafınızda dağlık olduğundan kamp bulma konusu biraz sıkıntı yaratıyor. Erkenden
kalacak yer bakmaya başlamanız gerekli, İtalyanlar katılar bu konuda sizi bahçelerinde istemeyeceklerdir. Palermo ya doğru
giderken yol üzerinde Cefalu diye bir köy var. Gerek tarihi gerekse plajı ile şirin ve güzel bir kasaba, tam bir balıkçı kasabası.
La Rocca dağı eteklerinde kurulmuş ve kasabada bulunan Duomo UNESCO dünya mirası listesinde. GJWWE2653.JPG

Burası da her ne kadar Afrika ya yakın olsa da İspanya kadar sıcak değil, birde Eylül ayı oldu. Daha rahat bir şekilde bisiklet
sürülebiliyor. Palermo, Sicilya'nın en büyük şehri ve zamanında Sicilya Mafyasının kalbi de bu şehirde atıyormuş. Hatta GodFather ın
bir kaç sahnesi Palermo da bulunan tiyatronun önünde çekilmiştir. Palermo tarihi sayesinde çok fazla görecek yapıya sahip.
Aslında Palermo dan 10km uzakta bulunan Monreale Katedralini şiddetle görmenizi tavsiye ediyorum. İç dizaynı inanılmaz derecede güzel,
İçerisi tamamen mozaik ile kaplanmış. Ayasofyadan sonra en fazla mozaik kullanılan katedral, sağ tarafta bulunan mozaikler İsa'dan
önceki yaşamı, soldakiler ise İsa'dan sonrası yaşamı betimliyor. Mozaiklerde 2200kg saf altın kullanılması göze çarpmasında bayağı
önemli rol oynuyor. Palermo Katedrali de aynı şekilde değişik bir dizayna sahip. Mermer ve ahşapın uyumu karşısında insan
hayranlığını gizliyemiyor. Catacombe dei Cappuccini dünyanın en korkunç 7. müzesi olarak geçiyor, burada eski çağlarda yaşayan
soyluların mumyaları sergileniyor. Dünya'nın en güzel mumyası olarak geçen Rosalia Lombardo da burada sergilenmektedir. Palermo
sokakları klasik İtalyan sokakları gibi daracık, elini uzatsan karşı binaya dokunacakmışsın gibi. Tarihi, plajları ve sıcak ortamı
ile Palermo dan keyif alacağınızı düşünüyorum.
DSCF3203.JPG DSCF3231.JPG DSCF3236.JPG DSCF3254.JPG DSCF3257.JPG IMG_7627.JPG IMG_7630.JPG

Palermodan sonraki durağım; Sicilyanın kuzey batı ucu olan San Vito Lo Capo. Burası için Avrupanın karayipleri diye bir tabir
görmüştüm. Tamamen merakıma yenik düşerek yola koyuldum. Vardıktan sonra iyiki gitmişim dedim. Gerçekten inanılmaz temizlikte
sahil ve plaj. Su o kadar berrak ki cam gibi. Benim gibi çok sayıda turist yolunu uzatıp buraya kadar gelmiş.

IMG_7434.JPG IMG_7634.JPG IMG_7635.JPG

Buradan Agrigento ya kadar pek birşey yok. Ufak balıkçı kasabaları ve plajlar, Trapani civarında bir tuz gölü ve tuz tepecikleri
ilgimi çekti sadece.IMG_7481.JPG IMG_7484.JPG

Agrigento da ise Tapınaklar vadisi adında bir yer var. Eskilikleri çok sevdiğimden ve birçok tapınak görmenin hevesi ile
buraya geldim. Yanlış hatırlamıyorsam 15€ gibi bir giriş ücreti var. İçeri girdikten sonra biraz hayal kırıklığına uğradım
diyebilirim. Evet içeride 10 a yakın tapınak var ama sadece 1 tanesi ayakta, diğerleri yerle bir olmuş. Ben ayakta birçok
tapınak göreceğim ümidi ile gelmiştim, alan çok büyük ve tapınakların arası biraz fazla.
DSCF3294.JPG DSCF3306.JPG DSCF3318.JPG
Buradan Siracusa ya devam ettim. Sahilden gittiğimden dolayı Ragusa'yı pas geçtim. Sonradan incelediğimde keşke gitseymişim dedim.
Siz siz olun buraya kadar gelirseniz Ragusa'yı pas geçmeyiniz. İncil de de geçen Siracusa tüm şehir olarak UNESCO Dünya Mirası
Listesinde. Ayrıca ilk bilim adamlarından olan Arşimed de burada doğmuş ve yaşamıştır. Burası biraz daha düzenli ve temiz, İtalyan
değil de daha çok Yunan mimarisi izleri taşıyor. Birkaç saat içerisinde burasını gezebilirsiniz.

DECLE2250.JPG
Katanya diğer şehirlere göre bir karanlık ve soğuk. Belkide Volkanik taşlardan yapılan binaların siyah görüntüsünü buna sebep olmuştur.
Siracusa gibi bembeyaz bir şehirden buraya gelmek pek yaramadı, insanın ruhunu sıkıyor. Piazza Del Duomo şehrin en meydanı, bu alanda
çok sayıda görülecek yapı ve kilise bulunmakta. Bu kadar çok kilise bulunmasını mafyalara bağlayabiliriz. Vatikan ile aralarını
düzeltmek ya da göze çarpmamak adına sürekli kilise yapmışlar. Ülkemizde tarihe saygı olmadığı gibi burada da saygı yok.
Roma Tiyatrosu çevresine konuşlanmış evler garçekten insanın canını sıkıyor, gelişi güzel yerleşmişler. İlginç bir detay;
Şuan denizden 1km içeride bulunan Ursino Kalesi yapıldığı 1239 yılında deniz kenarındaymış, fakat 1669 daki patlamadan sonra
şuanki yerini almış. Etna ya giden turlar var, başta çıkmak için hevesliydim de havanında kapalı olduğunu görünce vazgeçtim.
DSCF3342.JPG DSCF3348.JPG DSCF3353.JPG DSCF3358.JPG DSCF3370.JPG DSCF3378.JPG IMG_7536.JPG

Katanya dan sonra Sicilyanın en turistik yeri olan Taormina geliyor.Burası dar sokakları, çiçekli balkonları, şirin dükkanları ve
muhteşem koyları ile gerçektende yeryüzünde bir cennet gibi. Özellikle İso bella plajı gerçekten çok güzel, tek sıkıntısı kocaman
taşlardan bir plaj olması, yürümek can sıkıcı oluyor fakat taşlardan dolayı da su çok berrak. Birde plaj çok kalabalık yer bulmak
zor olabilir. RVBVE3329.JPG IMG_7551.JPG

Tekrar İtalya ya geçmek için Messina ya geri dönmeniz gerekiyor. Buradan ister Villa San Giovanni ye isterseniz Reggio Calabria ya
feribot bulunuyor. İtalya nın bu güney kısmı biraz boş, pek bir şey yok. Acaba birşey kaçırdım mı ya da bir yere yetişmem gerek
gibisi şeyler düşünmeden rahat bir kafa ile bisiklet sürebiliyorsunuz. Herşeyin kendi içerisinde kendi güzellikleri var bir nevi.
Çizmenin tabanı boyunca Bari'ye doğru devam ettim. Hedefim buradan gemi ile Yunanistan'a geçmek. Burada dikkat edilmesi gereken
şehir "Matera". Burası 2019 Avrupa Kültür Başkenti seçildi. Şehir içerisinde bulunan "Sassi de Matera" bölgesi tarihi merkezi.
Antik kentin kuruluşunun taş devrine kadar gittiği söyleniyor. Hatta İtalya ya gelen ilk insanların burada mağaralar da yaşadıklarına
inanılıyor. Bende Kapadokyamsı bir his bıraktı, buraya geldiğime hiç ama hiç pişman değilim. Eğer yolunuz bu taraflara düşerse
burasını sakın pas geçmeyin, çok şey kaçırmış olursunuz.

BCCLE2656.JPG DSCF3437.JPG DSCF3447.JPG IMG_7563.JPG SNHD0230.JPG

Puglia bölgesinde Matera gibi bilinmeyen başka bir köy de Alberobello. Trulli tarzı ile yapılan evlerin tarihi 14. yüzyıla kadar
gidiyor. Çok değişik hikayesi var bu evlerin; O zamanlarda çatısı olan her evden vergi alınıyormuş, insanlarda taşları böyle üst üste
dizip içerisine de bir düzenek yapıyorlarmış. İçeride bıraktıkları bir ipi çektikleri anda çatı yıkılıyor ve vergi vermekten
kurtuluyorsunuz. Sadece taşlardan oluştuğundan dolayı yıkılıp tekrar yapılması da kolay.

IMG_7575.JPG DSCF3481.JPG IMG_7577.JPG DSCF3462.JPG

Ufaktan turumun sonuna yaklaşırken Bari den önce uğramak istediğim bir yer daha vardı, Palignano a Mare. Turkuaz rengi bir denize
sahip. Şehir kayalıklar üzerine ve denize paralel olarak kurulmuş. Kayalıkların altında ise pek çok mağara restorant olarak
kullanıyor. Bu restorantlar akşam 8 den sonra hizmet veriyorlar. Dünyanın en romantik restorantlarından birisi olan Grotta
Palazzese de burada bulunuyor. Menü ye bir göz gezdirdim de ben oraya girersem, yolda 3 haftada harcadığım parayı bir öğünde
harcarım. Fiyatlar haliyle inanılmaz yüksek.

HMSSE3459.JPG IMG_7579.JPG MUCME7400.JPG

Bariye geldiğimde biraz şaşırdım diyebilirim. Şuana kadarki bütün liman şehirleri düzensiz, pis ve inanılmaz derecede hareketli bir
haldeydi. Bari ise bu algıyı biraz kırıyor, diğer liman şehirlerine göre daha iyi. Tam olarak bir turistik bir şehir diyemem,
genellikle Pugia bölgesinde diğer gideceğiniz yerlere ulaşmak için aracı görünümünde. San Nicola Basilicası şehirdeki en önemli yapı.
Hem Katolikler hem de Ortodokslar için hac yeri olması önemini daha da arttırıyor. Eski şehir klasik daracık sokaklardan oluşuyor,
araba geçmesi bile mümkün değil. Bari den igoumenitsa ya feribot fiyatı 50€, feribot akşam 7 de kalkıyor ve sabah 10 civarı
igoumenitsa ya varıyor. Buradan da Selanik'e otobüs ile geçip oradan da Sofya ya otobüs kullandım. Daha önceden buraları bisiklet
ile geçme fırsatı yakalamıştım. İlginç olan igoumenitsa-selanik otobüs ike 38€ Selanik-Sofya 18€ çok tutarsız bir fiyatlandırması
bulunuyor. DSCF3489.JPG DSCF3494.JPG DSCF3498.JPG

Herşeyi toplayacak olursam; Fransa insanları sıcak karakterleri ile ön plana çıkıyor ve son derece saygılılar, ayrıca güney Fransa
da bir o kadar güzellikler sunuyor. Kuzey İspanya ve hacı adaylarının yapmış oldukları yürüyüş tecrübesi gerçekten taktire şayan.
Portekiz beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim, İspanyanın gölgesinde kaldığını çok rahat söyleyebilirim. Fakat güney Portekiz de
görülecek doğal güzellikler bulunmakta. İspanyanın Endülüs bölgesi herhalde gezi boyunca en çok beğendiğim şehirlere sahipti
diyebilirim. Tarım nasıl yapılır ve yapılmalı bunların hepsini Güney İspanya da gözlemledim, yakın coğrafyaya bizde sahibiz ama
kafa yapıları burada farkı yaratıyor. Son 4 senedir her yaz bisiklet ile gittiğim tek ülke İtalya ama nedense hiçbir zaman
İtalyayı sevemedim. İnsanları olsun, yolları olsun, şöforleri olsun hep birşeyler olmaması gerektiği gibi, kendimi burada hiç
rahat hissedemiyorum hep bir tetikteyim. Güzel sahilleri ve doğası var bunları ikar edemem ama medeniyet kısmında biraz sorun
yaşadıkları aşikar. Bu yaz sıcağında 85 kilodan 72 kiloya düşerek turumu bitirmiş oldum. Geçen senelere göre doğa turu değil de
biraz daha kültür turu ağırlıklı oldu. Bu da benim bütçeme yansıdı. Parklar, bahçeler, müzeler, katedraller derken sadece biletler
için 200€ üzerinde bir para ödedim. Bunun ile beraber 2x feribot 107€ uçak ve bisiklet ile Marsilya 110€. Otobüs tren derken onlar
da bir 100€ tutmuştur. 4 yıl sonra ilk defa bu sene İtalya da kamp a girdim ve 18€ ücreti vardı. Sadece 3-4 kere dışarıdan yemek
yemişimdir, onun haricinde konserve kahvaltılık tarzı ile günleri geçirdim. Herşeyiyle toplamda 1400€ kadar bir miktar harcamış oldum.
Fotoğrafları çekerken kullanmış olduklarım; Fujifilm x-t1 (10-24mm F4), iPhone SE ve dji Spark.
 

Dosyalar

Fırat Ç.

Forum Bağımlısı
Kayıt
26 Mayıs 2017
Başlık
1
Mesaj
896
Tepki
1.821
Yaş
21
Şehir
Mersin
İsim
Fırat
Çok güzel bir tur olmuş, akıcı bir yazı diliyle yazdığınız için nasıl başladım nasıl bitirdim anlayamadım.Bir soru sormak istiyorum yerel halkla konuşurken hangi dili kullandınız(İngilizcemi) ?
 
  • Beğen
Tepkiler: Enki

orcunek

Üye
Kayıt
10 Mayıs 2018
Başlık
0
Mesaj
86
Tepki
175
Yaş
41
Şehir
izmir
İsim
Orçun
Bisiklet
Bianchi
Konuya katmış olduğunuz yorumlarınız, resimleriniz gerçekten de harika sizi tebrik ederim mükemmel bir iş çıkartmışsınız. Sayenizde sizinle birlik de sanki oralarda geziyormuş gibi bir his uyandırdınız bende hiç sıkılmadan okudum ve resimlerin büyüsüne kapıldım. Harika bir tur olmuş sizin için ve bu turunuzu bizimle paylaşarak bizleri de oralara götürdüğünüz için teşekkürler.
 
  • Beğen
Tepkiler: Enki

Ferhat Karaca

Forum Demirbaşı
Kayıt
15 Temmuz 2013
Başlık
6
Mesaj
460
Tepki
672
Şehir
istanbul
Bisiklet
Carraro
@Enki senin turların hep efsane olmuştur. Bu forumda @five ve senin turlarınızı her sene sabırsızlıkla beklemişimdir. Bu sene de mükemmel bir iş yapmış sın. благодаря...
 
  • Beğen
Tepkiler: Enki ve five

cember3454

Veba
Kayıt
3 Ocak 2018
Başlık
1
Mesaj
182
Tepki
523
Şehir
Ankara
İsim
Berke Usta
Muazzam bir gezi turu paylaşımı! Ellerinize sağlık bizi böyle bir güzellikten mahrum etmediğiniz için:asik:
 
  • Beğen
Tepkiler: Enki

five

Part time turcu
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
97
Mesaj
1.247
Tepki
2.952
Yaş
48
Şehir
İstanbul-Bostancı
Başlangıç
2004—05
Bisiklet
Diğer
Bisiklet türü
Şehir - Tur
@Enki merhaba

Muhteşem bir turu muhteşem fotoğraflarla ve çok bilgilendirici ve akıcı bir anlatımla paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

Drone mu diye soracaktım, dronemuş. Nefis fotoğraflar çekmişsiniz.
Turun bir kısmını araba ile ailece tur yaparken geçmiştik. İspanya ve İtalya"da. Cadiz yakınlarında da okyanusa girdik. Tarifa da tarifsiz duygular içindeydim. Akdeniz ve Atlantik'in ortasında. Afrika'yı bulutların arasında görmek çok heyecanlandırdı. Aynı sizin gibi ben de hayaller kurdum geleceğe dair.

Önce tebrik sonra teşekkür ederim.


Sevgili @Ferhat Karaca tarafından sizinle birlikte ismim anılınca gurur duydum.

Kazasız ve keyifli turlar

five
 

Enki

Üye
Kayıt
20 Mart 2016
Başlık
4
Mesaj
78
Tepki
1.061
Yaş
30
Şehir
Sofya
İsim
Cüneyt
Bisiklet
Brompton
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #11
@Ömer Murat Övgüleriniz için teşekkür ederim. Drone ile ilgili herhangi bir ülkede bir sorun yaşamadım. Her zaman sorunsuz bir şekilde kaldırdım, yeri geldi bağlantıyı kaybedip drone kontrolünü kaybettim ama her seferinde kalktığı yere geri geldi. Havaalanı yakınlarında uçurmamaya özen gösterdim.

@Fırat Ç. Evet İngilizce konuştum her seferinde, bilmiyorlarsa beden dili ile bir şekilde anlaşmaya çalıştım ama genel olarak İngilizceye hakimler diyebilirim.

@Ferhat Karaca Teşekkür ederim. Her sene bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

@five Yolmak olmak gerçekten insanın ufkunu genişletiyor. Ailecek gezmek tabi ki de daha zevklidir. Benim şuan elimden gelen bu :) Umarım bende sizin gibi gelecekte ailem ile beraber tura çıkabilirim. İyi dilekleriniz için teşekkür ederim.
 

Karagöz

Üye
Kayıt
23 Mayıs 2017
Başlık
1
Mesaj
45
Tepki
204
Şehir
istanbul
Bisiklet
Merida
ispanya, portekiz gibi bati akdenizin sicak ülkelerini bisiklet ile gezmek keyifli olsa gerek. Güzel sehirlerde, güzel fotograflar ve güzel bisiklet gezisi cikarmissiniz. tebrikler.
 
  • Beğen
Tepkiler: Enki

five

Part time turcu
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
97
Mesaj
1.247
Tepki
2.952
Yaş
48
Şehir
İstanbul-Bostancı
Başlangıç
2004—05
Bisiklet
Diğer
Bisiklet türü
Şehir - Tur
@Enki küçük bir düzeltme yapayım. Ailece turlar bisikletle değil arabaylaydı. Gelecek sene için eşimle bir Amsterdam-Brugge niyetim vardı bisikletle ama Euro'nun son durumu maalesef endişe verici.
Ben de drone sorusu soracaktım ama siz cevap vermişsiniz. Ben de ilgilenmek istiyorum drone'la ama daha çok bisiklet üzerindeyken kendimi çekmek istiyorum. Lilicam tarzı...
Son olarak... Cebelitarık'a vizemiz olmadığı için girememiştik. Fotoları görünce çok imrendim doğrusu. Özel olarak vize mi almıştınız yoksa vizeye ihtiyacınız olmayan bir pasaporta mi sahipsiniz?

Selamlar
five

@Enki küçük bir düzeltme yapayım. Ailece turlar bisikletle değil arabaylaydı. Gelecek sene için eşimle bir Amsterdam-Brugge niyetim vardı bisikletle ama Euro'nun son durumu maalesef endişe verici.
Ben de drone sorusu soracaktım ama siz cevap vermişsiniz. Ben de ilgilenmek istiyorum drone'la ama daha çok bisiklet üzerindeyken kendimi çekmek istiyorum. Lilicam tarzı...
Son olarak... Cebelitarık'a vizemiz olmadığı için girememiştik. Fotoları görünce çok imrendim doğrusu. Özel olarak vize mi almıştınız yoksa vizeye ihtiyacınız olmayan bir pasaporta mi sahipsiniz?

Selamlar
five
 

Metin_S

Gezgin
Kayıt
15 Mayıs 2017
Başlık
3
Mesaj
118
Tepki
130
Şehir
Angora
İsim
Metin S
Bisiklet
Diğer
Tebrikler güzel bir tur olmuş.Tam bir görsel şölen.
 
  • Beğen
Tepkiler: Enki

recep24ank

Forum Bağımlısı
Kayıt
12 Kasım 2008
Başlık
339
Mesaj
1.452
Tepki
3.984
Yaş
40
Şehir
Sakarya Adapazarı
İsim
Recep Eşref ÇINAR
Bisiklet
Carraro
Gerçekten muhteşem bir gezi olmuş. Fotoğrafçılık tekniklerini çok güzel kullanmışsınız. Yazılarınızı biraz yarım yamalak okudum ama güzel bir vakitte tam detaylı okuyacağım inşallah. Sorulması gereken asılnda çok sorular var ama ben halen görsellerin etkisindeyim. Bizim ülkemiz gerçekten çok güzel, tek sıkıntımız insanlar ve çöpler maalesef. Geçenlere bir yazı okumuştum. Gelişmekte olan ülkelerde bu durumlar hep böyleymiş. Demek oluyorki bizim ülkenin bu seviyelere gelmesi bir hayli zaman alacak gibi geliyor.

Diğer yandan inşa yapılarındaki tasarımlar bir harika, Türk Osmanlı eserlerinden alıntılarda gördüm. Kısacası geziniz bir harika olmuş. Ayaklarınız dert görmesin inşallah.
 
  • Beğen
Tepkiler: Enki ve Rip

Erh@n

Üye
Kayıt
19 Ekim 2016
Başlık
1
Mesaj
82
Tepki
201
Yaş
39
Şehir
Karşıyaka / İzmir
İsim
Erhan
Başlangıç
1989—90
Bisiklet
Peugeot
Bisiklet türü
Yol bisikleti
Belgesel tadında bir tur olmuş. Anlatımınız ve fotolar o kadar güzelki inanın turu ben yapıyormuş gibi oldum. Emeğinize sağlık teşekkürler.


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
 
  • Beğen
Tepkiler: Enki

appendix

Forum Demirbaşı
Kayıt
17 Eylül 2016
Başlık
2
Mesaj
561
Tepki
1.660
Yaş
49
Şehir
Lüleburgaz
Bisiklet
Bianchi
çok güzel...devamını dilerim.
 
  • Beğen
Tepkiler: Enki

Rip

Daimi Üye
Kayıt
18 Mayıs 2017
Başlık
5
Mesaj
292
Tepki
707
Şehir
İstanbul
İsim
Rıza
Bisiklet
Corratec
Bu yaz gerçekleştirmek istediğim turun bir benzeri olmuş. Maalesef tur red yediğim iki vize başvurusu ardından başlamadan bitti. Bugüne kadar aldığım 10'a yakın Schengen, Abd ve İngiltere vizelerinin üstüne aldığım iki red çok iyi oldu, çok da güzel oldu. Bir daha da Davos'a gitmemeyi düşünüyorum. Sanırım Avrupa beni kıskanıyor.
@Enki hocam sayende gitmiş kadar oldum. Trainer üstünde pedal çevirerek defalarca okuyup simülasyon yapmak istiyorum.
 

nuhcan

Forum Bağımlısı
Kayıt
2 Nisan 2007
Başlık
124
Mesaj
2.182
Tepki
828
Şehir
istanbul / kadıköy
İsim
nuh can
çok güzel... Tebrikler... Gıpte etmemek elde değil...
 
  • Beğen
Tepkiler: Enki
Yukarı Alt