19. Gün (Küçükkuyu – Çanakkale) (100 km)
Sabah ezan sesiyle uyandım. Ağır ağır toparlanmaya başladım. Araç yoğunluğu artmadan tırmanışı tamamlamam gerekiyordu. Tırmanış yaparken ağırlık çökmesin diye kahvaltı yapmadım. Suyumu tazeleyip, pedala asıldım.
(link)
"Çık çık çık! Dayan! Az kaldı! Çevir çevir çevir! Burundan nefes al. Ağızdan ver." Böyle yapa yapa zirveye ulaştım. Bu aştığım yokuş, bu turun zorlu olan son yokuşuydu.
Ege Denizine son bakış
Zirvede soluklanırken kulaklığımı taktım. Müzik listesini ayarladım. Dumanın parçaları eşliğinde inişe geçtim. Bu parçalar tur ritüellerim arasında yerini aldı. Bağıra bağıra söyleyerek Ezine’ye ulaştım. Burada kahvaltı yaptım.
Tekrar pedala basıp, Kepez'e ulaştım. Buradan sonra önümde hafif bir rampa vardı. O rampanın da tepesine ulaşınca Çanakkale karşımdaydı.
“Geliyorum iki gözüm.”
(link)
Tepedeki benzinliğe su almak için girdim. O sırada arkadan bir motosikletli gelip yanımda durdu. “Kardeşim ben motorla çıkarken zorlandım. Uzaktan seni görüyordum. Nasıl çıkabiliyorsun helal olsun valla.” dedi. Çanakkale'yi görecektim. Yokuş mu tanırdım!
Çanakkale’ye doğru girmeye başladım. Anılarımı ilk depreştiren bir halı saha oldu. İlk defa baklavasına bir maç oynamıştım. Dershaneden hocamız bir takım kurmuştu. Biz de kendi sınıfımızdan bir kadro kurmuştuk. Hocamız baya iddialıydı, takımı sağlamdı. Şansımıza onlardan bir kişi maça yarım saat geç kalmıştı. Yani maça bir kişi eksik başlamışlardı. Rakibin bu zaafını iyi değerlendirip yarım saatte farkı açmıştık. Sonra o oyuncu maça dahil olmuştu. İyi ki geç gelmişti. Onun girmesiyle rakip farkı bire kadar indirmişti. Tabi bizim takım nefes nefese kalmıştı, direnmeye çalışıyorduk. Koşacak, adım atacak halimiz kalmamıştı. Hal durum böyleyken top orta sahada ayağıma geldi. Benden gitsin diye topu Hasan’a gönderdim. O da top kendisinden gitsin diye bana geri gönderdi. "Ulan topu niye bana atıyorsun" dercesine sinirlenerek tekrar ona, o aynı duyguları besleyerek tekrar bana gönderdi. 10’a yakın pas yaptık. Görenler Xavi-Iniesta paslaşıyor sanırdı. Böyle gıdım rakip kaleye yaklaşarak, birbirimizi zorlaya zorlaya Hasan’a golü attırmıştım. Golü attık ama ikimiz hala sinirliydik. Niye topu geri atıyorsun dercesine bakışıyorduk. O golden sonra rakip bir gol daha atmıştı. Ama süre yetmemişti, maçı kazanmıştık. Tüm takım yere yığılmıştı. Hocamız da satın aldığı baklavayı yemeden gitmişti. Baklava güzeldi.
Pedal çevirmeye devam ediyordum. Arkadaşlarımla yürüdüğüm sokakları, caddeleri geride bırakıyordum. Sürmeye devam edip kavşağa yanaştım. İleride başka bir halı saha vardı. Bir maçta bileğimi çatlamıştı.
-Bileğimden hala ses gelir.- Soldan aşağı kaptırınca iskele var, devam ediyordum. Sağda bir otobüs durağı var. Bu durağım önünden yürüdüğüm bir zaman teyzenin biri “maşallah kuzum Tarık Akan gibisin.” demişti.
İskeleye doğru yanaşıyordum. Solda Saat Kulesi’ni gördüm. Bunla ilgili bir anım yok ama arkasındaki iddia bayisinde hayallerimizi yıkan çok anımız var. Belli bir dönem o iddia bayisinin üstündeki pansiyonda kalmıştık . Yemek dahil anlaşmıştık. Kemal, Hakan ve ben üçümüz kalıyorduk.
Kemal hala pansiyon sahibi kadının yemekten sonra tatlı vermediğini anlatır.
Çanakkale Saat Kulesi
Saat kulesini geçip, sağdaki yoldan devam edince dönerciler, peynir helvası dükkanları, kafeler sokağı geliyordu. Devam ediyordum. Şakir’in Yeri, Donanma çay bahçeleri… Buralarda toplanırdık. Yalı fırını kapanmıştı. Mikail için ayçöreği yiyecektim, olmadı.
Geri döndüm. Kordon’a doğru sürdüm. Burada az mı volta attık. -Evet lisedeyken volta atıyorduk.- Truva Atı ve daha neler neler… Hangi taşı kaldırsam ya yaşadığım ya da arkadaşlarımın yaşadığı veya onlardan dinlediğim bir anı çıkar.
Saat Kulesi’nin oraya geri döndüm. Liseden arkadaşım Ali Rahman’la haberleşmiştik. Ona misafir olacaktım. Biraz bekledikten sonra geldi. Hiç değişmemişti. Selamlaşıp, hal hatır sorduktan sonra kardeşi Recep’in yanına gittik. Onlar arabaya bindi, ben arabanın peşinden bisiklet sürerek onları takip ettim. Beni güzelce bir terletmişlerdi.
Eve varınca Rahman’ın ailesiyle tanıştım. Sonra bir duş aldım. Güzel bir yemek yedik. Karpuz yedim.
Karpuzu çok severim. Tek başıma yolculuk yaptığımdan karpuz alamıyordum. Bitirmesi sıkıntı, taşıması sıkıntı. Manava gidip çeyrek karpuzda isteyemiyorsun. Gerçi bir kere bir manava sordum olmaz demişti.
Hayatta bazı anlar var, cesaret kırıcı oluyor. Bu da o anlardan biriydi. Bir daha da başka manava soramadım.
Rahman Matematik öğretmeni olarak Van’a atanmıştı. Sürecin kesinleşmesini bekliyordu. Ben de Vanlıyım. Van’a gittiğim zaman mutlaka yanına gideceğimi söyledim. An itibariyle henüz gidemedim. Çocuğun görev süresinin bitmesine az kaldı. Bir gün geleceğim Rahman.