Scudo Sports

Antalya-İstanbul sahil boyu tur

En güzeli savunmasız anınızda Tanrı'ya sığınmak zaten. Boşuna demiyorum "Tanrı'm gördüklerimden ben korunurum, sen görmediklerimden koru beni" 😁.
 
Scudo
14. Gün (Akköy-Söke-İzmir(Fatih Vinç)) (40 km)

Yine eşyalarımı, çadırımı toplayıp yol arkadaşımın sırtına yükledikten sonra yola koyuldum.

Bu turun planlamasını yaparken Didim’den sonra Söke’ye uğramayacaktım. Dilek Yarımadası’nın etrafından dolanıp Kuşadası’nın içinden geçmeyi planlıyordum. Fakat güzergahımı değiştirmek durumunda kaldım. Neden mi?

Her şey o sabah yanlış yöne girmemle başladı. Denize yakın olan yoldan Tuzburgaz’ı istikametinde devam etmem gerekiyordu. Fakat anayola doğru gitmişim. Aslında 5 km kadar gittikten sonra fark ettim ama geri dönmek içimden gelmedi. Çünkü yokuş inmiştim. Yokuşu geri çıkıp öbür taraftan inmek yerine; Söke’ye gidip oradan iç yoldan Tuzburgazı’na düz yolda geri giderim diye planı değiştirdim. Keyifli bir sürüşle Söke’ye vardım.


Söke’de yemek yiyecek bir yer ararken dikkatsizlik sonucu bir çukura girdim ve bisikletin jantından bir ses geldi. İnip baktığım zaman arka tekerdeki jantlardan bir tanesi kırılmıştı. Bisikletin üzerinde bu kadar yük varken böyle bir olumsuzluk yaşamam muhtemeldi. Bu biraz canımı sıktı. Çünkü böyle bir sorunun tamirini yapmayı bilmiyordum. Orada bir bisikletçi bulup ve eğer elinde bisikletime uygun jant teli varsa yaptırmam gerekiyordu. Yemek yerken nasıl bir yol izleyeceğime karar veririm deyip, bisikleti elimle iterek bir lokantaya gittim. Lokantada yemek siparişi verdikten sonra düşünmeye başladım.
Söke’de jantı yaptıracak bir yer bulabilir miydim? İhtimal vardı. Bu turu yaparken bütçem kısıtlı olduğu için yolculuk sırasında İzmir’in Urla, Çeşme, Alaçatı ilçelerine gitmekten vazgeçmiştim. Başka bir zaman sadece bu rota üzerinde tur yapacaktım. Yani şimdi İzmir üzerinden transit geçiş yapacaktım. Trafiğin yoğun olduğu yerde de bisiklet sürmek keyifli olmuyor. Burdur Salda Gölü’nde kamp yapmaya gittiğim zaman orada tanıştığım kişiler İzmir trafiğine girmeden Selçuk-Aliağa Metrosuna binebileceğimi söylemişlerdi. Kuşadası, Selçuk bu yerlere de daha önce gitmiştim. Abimle konuşmalarımızda İzmir taraflarında bir sıkıntı olursa çalıştığı şirket olan Fatih Vinç’in şubesine uğrayabileceğimi söylemişti. Ben de yaz dönemlerinde bu şirkette çalışmıştım. Selçuk-Alsancak-Aliağa metro hattını kullanmak yerine Söke’den Alsancak’a trenle geçiş yapıp oradan Fatih Vinç’e gidebilirdim. Geceyi orada geçirirdim. Onların da yardımıyla bisikletçi bulup bisikletin tamirini halletmiş olurduk. Dilek Yarımadası’nı da İzmir’de daha sonra yapacağım turda gezerdim.

Bunları düşünüp, kararımı verdikten sonra sonra abimi arayıp durumu anlattım. Tur bittikten sonra duydum ki Fatih Vinç’in merkez şubesinden İzmir şubesine bir telgraf çekilmiş. Mesajın içeriğinde -kaba taslak olarak söyleyecek olursam- ağır bir misafirin geleceği, gerekli tüm hazırlıkların yapılmasının yüksek önem arz ettiğini belirtmişler. Aman ha bir dediği iki edilmesinmişmiş. Şaka tabi. Hangi çağda yaşıyoruz, telgraf mı kaldı? Direkt arayıp söylemişler. Tabii içeriği böyle de değilmiş. Manyağın biri geliyor demişler.

Tren istasyonuna gidip İzmir Alsancak’a bir bilet aldım. Tren geldi. Rica minnetle, inatla zorlayarak bisikleti aldırdım. Arkadaş bu bisiklet size ne etti ya!

(link)
Tren, saat 18 gibi İzmir’e yanaştı. Fatih Vinç tren garından 7 km uzaktaydı. Sanayi bölgesinde, ağır araçların olduğu, her tarafın çöp olduğu bir yolda kırık bir jant telinin olduğu bisikletle zorlaya zorlaya oraya gitmeye başladım. Yolda bir jant telini daha feda ettim. Hedefe varmadan 300-400 metre önce karşıdan gelen bir araç yanımda durdu. “O sen misin?” dedi. Önce bir şaşırdım. Ünüm buralara kadar gelmiş demek diye düşündüm. İçimden “Dağlara çıkan dağlardan inen; ormanları, denizleri, ovaları aşan; çakallarla, köpeklerle yüzleşen; güneşin altında pedal çeviren; aç, susuz kalıp bu yolları aşıp buralara gelen benim, ben!” dedim. Sonra kendimi toparladım. Dışımdan sadece “Benim” dedim. “Hoş geldin. Fatih Vinç hemen şurada.” dedi. Fatih Vinç’in yanındaki şirkette çalışıyormuş, mesaiye kalmış. Ona böyle bir manyağın geleceğini söylemişler.

Şirkete varıp, anahtarın olduğu yeri zorda olsa buldum. İçeri girip kameralara bir selam verip, duş aldıktan sonra bir odaya yatağımı serdim. Klima vardı. Klimanın varlığı, çok sıcak ve yorucu geçen o zamanlarda tarif edilemez bir mutluluk veriyordu. Küçük şeylerden keyif almak, asıl mesele buydu.

Yolculuğumun Muğla Sınırından Aydın Söke'ye olan kısmıyla alakalı teknik bilgiler:

Rüzgar karşıdan esmeye devam etti.

550 km boyunca yaklaşık 8000 m'ye yakın tırmanış ve iniş yaptım. Günlük ortalama 68,75 km bisiklet sürdüm.

Muğla sınırından Marmaris merkezine kadar olan yol sıcak asfalt kaplamaydı. Yolun durumu ve sürüş konforu çok iyiydi. Trafik Marmaris kavşağına kadar sakindi. Sonra yoğunlaşmaya başladı.

Yazımda da belirttiğim gibi Marmaris-Datça yolu soğuk asfalt kaplamaydı. Ve çok aşınmıştı. Yol durumu çok kötüydü. Trafik orta yoğunluktaydı.

Muğla Gökova'dan sonra ana yoldan çıkıp sahil, orman yolunda devam ettim. Bu güzergahta, yol soğuk asfalt kaplamaydı. Genel kalitesi orta diyebilirim. Aşınmadan dolayı yol kenarlarında çakıllar birikmişti. Trafik sakindi.

Yolculuğumun 14 günlük süresinde 983 km yol katettim. Yaklaşık 15180 m tırmanış, 16215 m iniş ve günlük ortalama 70,20 km sürüş yaptım.
 
15. Gün (İzmir) (50 km)

Sabah kapının çalınmasıyla uyandım. Kapıyı açıp Fatih Vinç’in çalışanları Fuat, Recep, Mehmet ile tanışıp güzel bir sohbet eşliğinde kahvaltı yaptık. Sonrasında bisikleti araca yükleyip internetten bulduğum bir bisikletçiye gittik. Orada bisiklete uygun jant yokmuş. O bizi başka bir bisikletçiye yönlendirdi. Orada bulabileceğimizi söyledi. Teşekkür edip yanından ayrılıp diğer bisikletçiye gittik.
Bisikleti, Bisikletçi Atilla’ya bıraktım. Recep’e beni getirdiği için teşekkür edip uğurladım. Atilla abi sağ olsun teller dışında bisikletin komple bakımını yaptı. Göbek, fren, vites, akort ayarlarını yaptı. Ödemeyi zorla yaptım. Bisikleti yaptığı sırada o, kardeşi Orhan ve arkadaşı Ahmet ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Daha çok yaptığım tur hakkında konuştuk.

Bisikleti aldıktan sonra Alsancak’a geçtim. İkindi vaktini geçmişti. Kordon’da ağır ağır bisikleti sürerken gözüm km saatine ilişti. 998 km’yi gösteriyordu. Vayyyyy! Demek 1000 km’yi deviriyoruz. Bir 2 km daha gittikten sonra durdum. Güneş batıyordu. Tam 1000 km pedal çevirmiştim. Ortam yine romantikleşmeye başladı. Bu anı düzgün bir şekilde ölümsüzleştirmek lazımdı. Yoldan geçen ilk kişiyi durdurup, gün batımında bisikletimle fotoğrafımızı çekmesini istedim. Şans mı dersiniz kader mi dersiniz bilmiyorum ama işin ehli çıktı. Nice binlere! On binlere! Yüz binlere!
image-18.png
Duygu dolu romantik bir anın estetik ölümsüzlüğü…

Kordon’da o gün farklı farklı güzel insanlarla tanıştım. Önce Volkan, İshak, Bora sonra Çağrı, Fedai, Aytaç, Erkut. İsmini hatırlayamadığım insanlarda var. Tek kişi olarak bir grubun içine girmiştim. Bisiklet yolunu, yayaların ve arabaların işgal etmesiyle ilgili bir eylem sürüşü yapmışlardı. Sürüş sonrası Kordon’da muhabbet ederlerken katılmıştım.
Grup sohbetin ardından Aytaç abiyle beraber bir süre yola devam etmiştik. Bisikletle yapmayı amaçladığı turdan bahsetmişti. Alaska’dan aşağı bisikletiyle inmek istiyormuş. Bir gün yapacaktır. Takipleşiyoruz. Yapacağı günü bekliyorum. Belki kim bilir O bisikletiyle Alaska’dan aşağıya inerken ben Şili’den yukarı doğru çıkarım. Kosta Rika civarlarında denk geliriz. (Sonrasında bisikletiyle Hindistan'dan-Nepal'e tur gerçekleştirdi.)

Aytaç abiyle ayrıldıktan sonra İzmir’in iç kesiminde biraz dolandım. Işıklar, arabalar, yoğunluk. Gerisingeri sahile döndüm. Erkut’la tanıştım. O da bisikletiyle İstanbul’dan feribotla Bandırma’ya geçip oradan 2 günde transit geçişlerle İzmir’e ulaşmış. Bir festivale gidiyormuş.

Gece kordonda sabahlarken Çağrı ve kız arkadaşıyla denk geldik. Evlerine davet ettiler. İlk metroyla Aliağa’ya geçeceğimi söyledim.
Sabah metronun çalışmasına yakın istasyonuna gittim. Açılmasını beklerken evsiz biriyle tanıştım. İsmin bir önemi olmadığını söylediği için ismini öğrenemedim. Kendisiyle biraz sohbet ettik, sonra ayrıldı. Ayrılırken bulunduğu çevrede uzak durmam gereken yerlerden bahsetti. Para vermeye çalıştı. Parayı elime koyuyor zorla geri veriyordum. Bisikletin çantasına koyuyor zorla geri veriyordum. En sonunda ben kazandım. “Senin yaptığın olmadı şimdi!” diyerek gönül koydu.

Metroya binip Aliağa’ya geçtim. Metroda -gece uyumadığımdan- uyuklayıp duruyordum. Saat 9 gibi Aliağa’da bir camiye girip uyudum.
 
@aytu_14 arada denk gelince ustaların turlarını keyifle okuyor ve tecrübeler ediniyorum. ama yanlış anlamayın sizinkinde bazen "hayır" dediğim anlar oluyor. yeni tanışılan insanlar, davetler. aslında bunu bir arkadaş ta dile getirdi biliyorum ama bende okuyan genç arkadaşlara istinaden fikrümi yazmak istedim. evsiz biri, ismini vermiyor, para vermeye çalışıyor. bu adam normal değil..
oğlum 20 yaşında geçen sene tutturdu gürcistana gideceğim, dedim nerde kalacaksın, netten bi abiyle tanıştım o beni evinde misafir edecek...sene 2020...kabul etmedim...tek başına bir genç, eve girdi karşısında 5 kişi...kimbilebilir ki..fazla iyi niyet yaramıyor inanın...
 
@aytu_14 maşallah gardaşım arkası yarın kuşağı gibi gözüm bu başlıkta. :)
 
@HakanAydn Endişelerinizde -özellikle bir baba olarak- gerçekten haklısınız. Bir yandan da yaşamın içinde bu tehlikeler her zaman var. Her ne yolu seçersek seçelim bir şekilde bu tehlike var. Umarım kötü olaylar ve kişilerle karşılaşmayız. Böyle bir yola çıkmayı düşünenlere, bahsettiğiniz kısma da dikkat etmelerini hatırlattığınız için teşekkür ederim.

@necmeddin Çok teşekkür ederim. İlk yazı deneyimim. Anlatmayı becerebiliyorsam ne mutlu bana. :)
 
@aytu_14 kardeşim diye hitap ediyorum, çünkü bu samimiyeti hissettiriyorsun. Anlatmaktan ziyade seninle birlikte bu tura çıkmışım hissiyatını uyandırdın bende . Uslubun da bir bambaşka. Kalemine de maşallah.

Betimlemelerin çok iyi. Anlatımın canlı. Arada beğeniden ziyade yorumda yapıyorum. Amacım seni övmek değil. Hakkını vermek . Feyiz alıyoruz. Çok şey öğrendim senden. Bir çok arkadaş da benimle aynı fikirdedir. Her ne yapıyorsan, her ne yerdeysen Allah işini rast getirsin.

Bu yazıların bu forumda ve dışında gezi ve tur yazılarına edebi yönden katkı verecek ve örnek teşkil edecek seviyede. Maşallah diyelim vesselam. :harika:
 
@aytu_14 kardeşim diye hitap ediyorum, çünkü bu samimiyeti hissettiriyorsun. Anlatmaktan ziyade seninle birlikte bu tura çıkmışım hissiyatını uyandırdın bende . Uslubun da bir bambaşka. Kalemine de maşallah.

Betimlemelerin çok iyi. Anlatımın canlı. Arada beğeniden ziyade yorumda yapıyorum. Amacım seni övmek değil. Hakkını vermek . Feyiz alıyoruz. Çok şey öğrendim senden. Bir çok arkadaş da benimle aynı fikirdedir. Her ne yapıyorsan, her ne yerdeysen Allah işini rast getirsin.

Bu yazıların bu forumda ve dışında gezi ve tur yazılarına edebi yönden katkı verecek ve örnek teşkil edecek seviyede. Maşallah diyelim vesselam. :harika:

Teşekkür etmekten başka ne diyeceğimi bilmiyorum. Çok onore ettiniz :)
 
Son düzenleme:
@HakanAydn çok teşekkür ederim :)

16. Gün (Aliağa-Çandarlı) (40 km)

Saat 16.00 gibi uyandım. Eşyalarımı toplayıp bisiklete yerleştirirken bisikletin çantasının fileli gözünde para olduğunu gördüm. Şundan eminim; sabah evsiz abiye karşı direndim. Çantada para da unutmam. Ben uyurken cami cemaatinden birileri koymuş olmalı. Sağ olsunlar.
Aliağa’da pazar yerine gidip biraz meyve aldım. Yemek yedim. Sonrasında yola koyuldum.

İkindi serinliğinde Çandarlı kavşağına varmadan önceki hafif rampada, kulağımda kulaklık şarkı dinleyerek ağır ağır pedallarken arkadan gelen bir bisikletli yanımda belirdi. Çandarlı istikametine doğru gittiğini söyledi. Bende oraya doğru gittiğimi söyledim. Sohbet ederek biraz beraber sürdük. Ben beraber gideriz diye düşündüm. Benim bisiklette yük var. Rüzgar da her zamanki gibi karşıdan esiyordu. Bu sebeple yokuşu ondan ağır çıkıyordum. Arkadaş benim ağır çıkmamdan sıkılmış olacak ki “Hadi bana eyvallah” deyip hızlandı ve yokuşu bitirip soldan aşağı sallandı.


“…………..
İhtiyacım yok
Ne paraya ne de aşka
Atımın üstünde
Dağa doğru ilerlerim
Yıldızlar ve ay
Nereye gittiğimi söylerler…
…….” (Şarkı girişinin Türkçe karşılığı)


Rampanın tepesine varınca bu sefer ben sola dönüş yaptım. Şarkı değişti. “Desperado” çalmaya başladı. Sesi yükselttim... O an, tur boyunca çok nadir karşılaştığım bir durum da oldu. Rüzgar arkadan esmeye başladı. Yolun eğimi de hafif aşağı doğruydu. Hızlanmaya başladım. Bu sefer bisikletteki yük bana pozitif etki sağlamaya başladı. Yere daha sağlam oturuyordu. Hızdan dolayı savrulmuyordu. Biraz sonra ileride bu arkadaşı giderken gördüm. Daha da bir hırs yaptım. -Ama neden bilmiyorum. O an öyle hissettim. Herhalde müziğin agresif tonundan kaynaklandı.- Uyandıktan sonra o rampayı da çıkınca uykum açılmıştı, karnım toktu, hava mükemmeldi… İvmeyi almıştım. Pedala daha da sıkı asıldım. Bu arkadaşla fark hızlı bir şekilde kapanmaya başladı. Bu sırada, Antonio Banderas gitarıyla solo yapmaya başladı… Bende ona bisikletimle eşlik etmeye… Hırsla, aşkla yarın yokmuş gibi çeviriyordum pedalı…
Yakaladım…
Kafa hareketiyle “selamlaşma…”
Ve “geçiş…
“*
İvmeyi kaybetmek yok!

Bu arkadaş baya arkada kaldı. Bir an kafayı çevirip arkaya baktım. Duruyor gibiydi. Hmm… Acaba çocuğun bisikletinde bir sorun mu çıktı? Durayım… Geri dönüş… Arkadaşla tekrar karşılaşma… “Bir sorun mu var bisiklette bir an seni duruyor gibi gördüm.” dedim. “Bir sorun yok” dedi. Tekrar geri dönüş… Yine rüzgâr arkada, eğim hala aşağı doğru, çevir pedalı, ivmeyi tekrar yakala… Arkadaş sağ olsun Çandarlı’ya tahmin ettiğimden daha çabuk vardım.
*Ne zaman “Desperado” filminin girişindeki bu şarkıyı dinleyecek olsam, aklıma bu an geliyor. -O an öyle yaşanmış olmasa bile- Antonio Banderas’ın soloya başlamadan önce bıçaklı adamı gördüğü kısmı: “arkadaşı gördüğüm” an ile, gitar solosunun ilk kısmı bittiği zaman; yani Antonio Banderas’ın gitarı adamın kafasına geçirdiği kısmı: “selamlaşma” anı ile, soloya devam ettiği ikinci kısmı: “geçiş” yaptığım an ile düşünmek keyifli oluyor.
Birde şunu belirtmek istiyorum. Arkadaşı geçtikten sonra durup yanına geri döndüğüm zaman; gerçekten bisikletinde bir sorun olduğunu düşünerek döndüm. "Hani bana eyvallah demiştin ya, bak ne oldu böyle kalırsın arkada!" demiş gibi gözüktüğünün farkına sonra vardım.


Çandarlı’ya girişte sahilde kurulu bir çadır gördüm. Havanın kararmasına yaklaşık 45 dk vardı. Çadırın önündeki Mustafa abiyle tanıştık. 2 çocuğuyla kamp yapmaya gelmişler. Ben de çadırımı biraz daha ileriye kurdum. Rüzgâr şiddetli esiyordu. Çadır uçmasın diye iple ağaca bağlayayım dedim. Ama istediğim gibi beceremedim. Sol kolumun gidonu tutmaktan dolayı uyuşuk olmasından dolayı Mustafa abiden bir yardım aldım. Biz çadırı sağlama almaya çalışırken 3 kişi daha geldi. Onlar da çadırlarını kurdular.


(link)
Çadırlar kurulduktan sonra akşam evlerine gitmekte olan zabıtalar çadırları gördü. Klasik sözlerini söylediler. “Çevreden şikâyet var, çadırlarınızı toplayın!” Daha yeni geldik çadırı kurduk. Kim ne ara şikâyet etti. Mustafa abi konuşarak zaten bir gece duracağım sabah gideceğim diyerek anlatmaya çalıştı ama olmadı. Zabıtalar gitti. “Abi boş ver bir şey olmaz” dedim. Diğer arkadaşlar da “Kalırsak bir şey yapamazlar.” diye söyledi. Mustafa abi çekindiğinden değil de bu yaşında yarı yaşında olan insanlardan bu konuyla ilgili bir laf daha duyarsam sinir krizi geçiririm diyerek sonrasında kendiyle iç çekişme yaşamamak adına çadırını topladı. Ben ve diğer arkadaşlar orada kaldık.

Çadırı kurup yerleştikten sonra Çandarlı sahilinde dolaşmaya çıktım. Aşırı rüzgâr olduğundan çok fazla durmadan çadıra geri dönüp uyudum.
 
Son düzenleme:
17. Gün (Çandarlı-Dikili-Cunda Adası) (90 km)

Sabah 8.00 gibi uyandım. Gece boyu esen sert rüzgâr dinmişti. Denize girip kendime geldim.

Denizden çıkıp çadırıma doğru giderken yürüyüş yapan bir adam selam verdi. Selamını aldım. Bisikleti görünce yolculuğumla alakalı sorular sordu. Bunlarla ilgili konuşurken kendisinin de böyle bir tura çıkmak istediğini söyledi. Bazı sorularının olduğunu vaktim varsa cevaplamamı istedi. Sormasında bir sakınca olmadığını söyledim. O zaman şöyle bir oturalım dedi. Ben boş bir banka oturmaya doğru giderken çadırın önünde oturmak istediğini söyledi. İlginç geldi bu istek ama heves etmiştir diye düşünerek buyur otur dedim. Çadırın önüne oturduk. Pek de mantıklı olmayan birkaç soru sorduktan sonra bu turun iyi bir spor olduğunu söyleyip bacaklarıma bakarak kasların gelişmiştir dedi. İçimden konu ne ara bacaklara geldi dedim. Bunun da bakışları, sohbeti pek sağlıklı değil. Haliyle aklım Marmaris’te yaşadığım olaya gitti. Hemen ayağa kalktım. Yola çıkmam lazım diyerek muhabbeti kestim.

Ne cesaret arkadaş! Yeni tanıştığın bir insanın kaslarından konuşmak. Yaptığım aktivite pek alışılagelmiş olmadığı için gittiğim yerlerde insanlar merak ediyor. Sorular soruyorlar. İster istemez muhabbete açık oluyorum. Bunu fırsat bilip kendine bir fayda sağlamaya çalışmak! Turdan önce -özellikle kötü olabilecek senaryolar başta olmak üzere- birçok şeyi detaylı bir şekilde düşündüm. Böyle durumlarla karşılaşacağım -inanın- aklımın ucundan geçmedi. Tabi bu gibi durumlarında şu yönde olumlu bir etkisi oldu. Kadınlarının yaşadıklarını daha iyi anlamaya başladım. Bilmekle, anlamak aynı şey değilmiş.

Eşyaları toplayıp kahvaltı yaptıktan sonra yola koyuldum. Sahil hattında devam edip öğlene doğru Dikili’ye ulaştım. Serinlemek için denize gireyim dedim. Üstümü ücretsiz değiştirebileceğim bir tane kabin olmaz mı? Yok. Sabahki durumdan dolayı da biraz sinirliydim. Sesli sesli söylenmeye başladım. "İnsanlar girip üstünü değiştirecek, çıkacak! Bunun için para alınır mı!" Birisi oradan laf söyledi. "Değiştirme kardeşim." Cevap vermedim. Kafamı sallayarak uzaklaştım.

Böyle bir şey için insanlardan para isteyen utanmazdır. Buna izin veren, göz yuman ya da böyle olmasını sağlayan yerel yönetim ya da hangi kurumsa utanmazdır. Böyle bir uygulamayı görüp bunlara ses çıkarmayan bizler aynı derece de suçluyuz.

(Yolda detaylı düşüneceğiniz çok konu oluyor. O gün bunları düşünmüştüm. Belki bunlar küçük şeyler, bunu kabul ediyorum. Bu yazıyı okurken "Ülkede ve dünyada onca şey oluyor. Senin taktığın şeye bak. Derdini yiyeyim senin." diyebilirsiniz. Ama bu küçük işgüzarlıklara göz yumduğumuz, alıştığımız için büyüyerek gelen işgüzarlıklara da göz yumup, alışıyoruz. Sonra da hırsızlıklara, yolsuzluklara... Kanıksamanın bir sınırı, bir sonu yok. )


Çadırımı kurup içine girerek üstümü değiştirdim. Denize girdikten sonra 2 kişi geldi. Onlarda aynı benim yaşadığım bu sinirlenme durumunu yaşayarak kabin paralı mı olur diye söylenmeye başladılar. Gülerek çadırda değiştirebileceklerini söyledim. Otostopla dolaşıyorlarmış. Amaçları Antalya’ya kadar gitmekmiş. Geçtiğim yerlerden birkaç tavsiyede bulundum. Onlar tura yeni başlamış sayılırlardı. Manisa Soma’dan yola çıkmıştılar.

(link)
Cunda Adası'nda Gün Batımı

Dikili’de serinleyip, yemek yedikten sonra ayrılıp Cunda Adası’na doğru yola koyuldum. Yolda fazla durmadım. Zaten sinirli bir günde geçirmiştim. Akşam olmadan Ayvalık'a vardım. Ayvalık'ta ihtiyacım olan birkaç şey aldıktan sonra Cunda (Alibey) Adası'na geçtim. Bir caminin avlusuna kampımı kurdum.

Ayvalık, Cunda Adası gibi geçtiğim popüler yerler aslında çok güzel doğaya sahipler. Fakat büyük bir kısmında doğallıktan ziyade yapaylık ön plana çıkıyor. Moteller, oteller, restoranlar, yoğun insan nüfusu, gereksiz ışıklandırmalar vesaire benim eğlence anlayışımla uyuşmadığından dolayı uğradığım popüler yerlerden ziyade yolda geçirdiğim vakitten, yolda yaşadığım olaylardan daha çok keyif aldım.
“Özgürlüğü yollarda ararken yolların özgürlük olduğunu anladık.” (*Nonstop Otostop’tan alıntı)
 
@aytu_14 Hocam size katiliyorum ucretsiz olmasi gerek. Soz konusu kabinin ucreti ne kadar? Bazen bu tip yerlerlerin ucretli olmasi (fahiş olmamak kaydi ile) avantajlari oluyor temizlik, bakim gibi bizim buralarda kabinler ucretsiz ama malesef insanlar hor kullaniyor ve pislik icinde.
 
@aytu_14 birde bu sapkın tayfamız var türkiyemde. yahu gayleri, homoseksüelleri, transseksüelleri vs hepsini anlarımda, bir insan (yaratık) nasıl olupta erkek gibi görünüp, genç "körpe" gördüğü hemcinslerini tavlamaya çalışır, girişimde bulunur. bu sapıkların olduğunu biliyor, onlarla aynı havayı soluyor olmak ne acı...gelde beddua etme...😑
 
@aytu_14 evet olumsuz o kadar şeyle karşılaşıyor insanoğlu. Yüce yaradan (c.c) bizleri insan kılmış dünyada , kimisi insan olarak kalabiliyor, kimiside insanlıktan daha aşağı bir hal alıyor. Durum böyle olunca ölçülü hareket etmek icap ediyor.
Dünyada kulun nasibine bazen sıkılmak ilahi bir hediyedirki ibret alalım. Sabırla karşılık verelim ilahi imtihanı. Geniş zamanlarımızda da şükretmesini bilelimki dara düştüğümüzde o niyaz ve yakarışlarımız darlığımızı aydınlatsın.

Şöyle düşünebilirsiniz çıkmayın kardeşim bisikletle tura falan, ve denksiz insanlarla da karşılaşmazsınız. Fakat ahlaki çöküntü ve fırsat beklentisi içinde olan insana benzer gayrı ahlaki kişilerin her yerde olma ihtimali var. Bu yüzden bize düşen Yüce Dinimizin Aziz Rasulünün (S.A.V) " Ben güzel ahlakı yer yüzüne yaymak ve hakim kılmak için gönderildim", mesajını kulağımıza küpe yapmaktır.

Vel hasıl besmelesiz hareket etmemek lazım. Her nerde olursak her ne yaparsak Allah'a sığınacağız. Müslüman akıllı ve temkinli olmalı.

@aytu_14 maşallah kardeşim zevkle takip ediyoruz. :harika:
 
@aytu_14 hocam keyifle takip ediyorum. Bu rotanın İstanbul-Datça kısmını otostopla yapmıştım 2014 yazıydı. Yolda olmanın verdiği özgürlüğü özledim. Şimdi evliyiz, bugün kabak oydum. Yarın da camları sileceğim kısmetse.
 
@aytu_14 zevkle okuyorum. ege tarafı genelde kuzeyden esiyor. tahmin ediyorum ki, önce ist'e geçip oradan pedallayarak gelmediğine sen de pişman olmuşsundur :)
 
  • Beğen
Tepkiler: aytu_14
aytu_14
macera tam gaz devam ediyor hocam,ama sana nacizane dost uyarısı,bak turdaki ikinci ihtiras dolu olayı yaşamışsın üçüncüye dikkat diyorum başka bişey demiyorum:koptum::koptum: şaka bi tarafa ikinci kez geçmiş ola
 
@Atasoy Yanlış hatırlamıyorsam 2 liraydı. O andaki tepkim rakamsal değildi. 4 tane suntayı, dikdörtgen şeklinde monte edip bundan para kazanırız düşüncesi bana doğru gelmiyor. Bu gibi yerlerin bakımı çokta maliyetli değildir. Evet insanlar hor kullanıyor bunu kabul ediyorum. Ama bunun çözümü insanları bilinçlendirmekten geçiyor.

@HakanAydn Aynı şekilde düşünüyorum. Hem de bu olayda hem de başka türlü kendine bir şekilde menfaat salamaya çalışan insanlar -ne yazık ki- hep olacak.

@necmeddin Çok teşekkür ederim :)

@sametmrc Allah sabır mı versin desem yoksa olaya pozitif tarafından mı yaklaşmaya çalışsam bilemedim. Gerçi düşünmeye çalıştım ama pozitif taraf bulamadım :D Çanakkale yazımda evlilikle alakalı küçük bir anım var. Sizi o bölümde etiketleyeceğim. :)

@can_celik Gerçekten pişman olmadım. Şu bir gerçek ki yolda söylendim. Ama dönüp baktığımda pişmanlık yok. Yolda şunu da düşünmüştüm. "Herkes gider Mersin'e ben giderim tersine" gibi bir atasözü olmasaydı; adım gibi eminim, ben kesinlikle bulurdum. :D Hatta bu sözün rüzgara yönelik söylendiğini düşünüyorum :D

@seko35.50 Teşekkür ederim :) Böyle durumlar oluyormuş. Daha da dikkatli oluyorum bu gibi konulardı. Bunların hepsi benim için birer tecrübe oldu :)
 
@undefined hocam selamın aleyküm acaba genel olarak bisikletinizin toplam ağırlığı nedir ve aynı bisikletinizle pek durmadan ortalama kaç km gidersiniz günde cevaplarsanız sevinirim
 
  • Beğen
Tepkiler: aytu_14
@undefined hocam selamın aleyküm acaba genel olarak bisikletinizin toplam ağırlığı nedir ve aynı bisikletinizle pek durmadan ortalama kaç km gidersiniz günde cevaplarsanız sevinirim

Bisikletin boş ağırlığı - el kantarıyla ölçmüştüm- 14.60 kg. Hiç yüklü halde ölçmedim fakat tahmini 15-17 arasında da yük vardır. Bu yük yaz dönemi için geçerlidir. Hava soğuk olduğunda bunun üzerine yaklaşık 2 kg daha eklenebilir. Yağmurluk, kazak, hırka vs..

Diğer sorunuz içinse açıkçası hiç öyle hesap tutmadım. Çünkü yol durumuna (asfalt veya eğim), rüzgara göre değişkenlik gösteriyor. Bir de ben hep bir sonraki günü düşünüp kendimi fazla yormak istemem. Kendimi tavşandan ziyade kaplumbağa olarak tanımlıyorum. Ağır ağır giderim. Yolda çok sık mola veririm. Ama bir kere 70 km gitmiştim. Bu da tek seferlik olduğu için bence ölçü değildir. Yapmış olduğum tüm turları göz önüne alınca günlük ortalama 70-75 km yol gidiyorum. Bazı günler fazla bazı günler az oluyor.
 
Geri