15. Gün (İzmir) (50 km)
Sabah kapının çalınmasıyla uyandım. Kapıyı açıp Fatih Vinç’in çalışanları Fuat, Recep, Mehmet ile tanışıp güzel bir sohbet eşliğinde kahvaltı yaptık. Sonrasında bisikleti araca yükleyip internetten bulduğum bir bisikletçiye gittik. Orada bisiklete uygun jant yokmuş. O bizi başka bir bisikletçiye yönlendirdi. Orada bulabileceğimizi söyledi. Teşekkür edip yanından ayrılıp diğer bisikletçiye gittik.
Bisikleti, Bisikletçi Atilla’ya bıraktım. Recep’e beni getirdiği için teşekkür edip uğurladım. Atilla abi sağ olsun teller dışında bisikletin komple bakımını yaptı. Göbek, fren, vites, akort ayarlarını yaptı. Ödemeyi zorla yaptım. Bisikleti yaptığı sırada o, kardeşi Orhan ve arkadaşı Ahmet ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Daha çok yaptığım tur hakkında konuştuk.
Bisikleti aldıktan sonra Alsancak’a geçtim. İkindi vaktini geçmişti. Kordon’da ağır ağır bisikleti sürerken gözüm km saatine ilişti. 998 km’yi gösteriyordu.
Vayyyyy! Demek 1000 km’yi deviriyoruz. Bir 2 km daha gittikten sonra durdum. Güneş batıyordu. Tam 1000 km pedal çevirmiştim. Ortam yine romantikleşmeye başladı. Bu anı düzgün bir şekilde ölümsüzleştirmek lazımdı. Yoldan geçen ilk kişiyi durdurup, gün batımında bisikletimle fotoğrafımızı çekmesini istedim. Şans mı dersiniz kader mi dersiniz bilmiyorum ama işin ehli çıktı.
Nice binlere! On binlere! Yüz binlere!
|
|
| Duygu dolu romantik bir anın estetik ölümsüzlüğü… |
Kordon’da o gün farklı farklı güzel insanlarla tanıştım. Önce Volkan, İshak, Bora sonra Çağrı, Fedai, Aytaç, Erkut. İsmini hatırlayamadığım insanlarda var. Tek kişi olarak bir grubun içine girmiştim. Bisiklet yolunu, yayaların ve arabaların işgal etmesiyle ilgili bir eylem sürüşü yapmışlardı. Sürüş sonrası Kordon’da muhabbet ederlerken katılmıştım.
Grup sohbetin ardından Aytaç abiyle beraber bir süre yola devam etmiştik. Bisikletle yapmayı amaçladığı turdan bahsetmişti. Alaska’dan aşağı bisikletiyle inmek istiyormuş.
Bir gün yapacaktır. Takipleşiyoruz. Yapacağı günü bekliyorum. Belki kim bilir O bisikletiyle Alaska’dan aşağıya inerken ben Şili’den yukarı doğru çıkarım. Kosta Rika civarlarında denk geliriz. (Sonrasında bisikletiyle Hindistan'dan-Nepal'e tur gerçekleştirdi.)
Aytaç abiyle ayrıldıktan sonra İzmir’in iç kesiminde biraz dolandım. Işıklar, arabalar, yoğunluk. Gerisingeri sahile döndüm. Erkut’la tanıştım. O da bisikletiyle İstanbul’dan feribotla Bandırma’ya geçip oradan 2 günde transit geçişlerle İzmir’e ulaşmış. Bir festivale gidiyormuş.
Gece kordonda sabahlarken Çağrı ve kız arkadaşıyla denk geldik. Evlerine davet ettiler. İlk metroyla Aliağa’ya geçeceğimi söyledim.
Sabah metronun çalışmasına yakın istasyonuna gittim. Açılmasını beklerken evsiz biriyle tanıştım. İsmin bir önemi olmadığını söylediği için ismini öğrenemedim. Kendisiyle biraz sohbet ettik, sonra ayrıldı. Ayrılırken bulunduğu çevrede uzak durmam gereken yerlerden bahsetti. Para vermeye çalıştı. Parayı elime koyuyor zorla geri veriyordum. Bisikletin çantasına koyuyor zorla geri veriyordum. En sonunda ben kazandım. “Senin yaptığın olmadı şimdi!” diyerek gönül koydu.
Metroya binip Aliağa’ya geçtim. Metroda -gece uyumadığımdan- uyuklayıp duruyordum. Saat 9 gibi Aliağa’da bir camiye girip uyudum.