Abimin Bisiklet'le İstanbuldan- Çin'e olan yolculuğu!...

Çetin Güzel

Daimi Üye
Kayıt
6 Eylül 2013
Başlık
10
Mesaj
334
Tepki
208
Şehir
istanbul
Abim'in bisikletle İstanbul'dan Çin'e giden yolculuğunu takip etmek isterseniz!...

Dahon speed d7 ile Gürcistana, iran'a ve Türkiyenin çeşitli yerlerine tek başına turlara çıktı daha sonra aklında olan İstanbul- G. Kore turu vardı. Yola ilk dahon speed d7(toplama) ile devam ediyordu. Yükü 45kg olunca bisikleti taşımadığı için Surley(toplayıp) yola devam ediyor. Sponsor bulursa Çinden sonra G. Koreye devam edecek. Hikayenin geri kalanı aşağıdaki linktedir;

Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
 

En beğenilen 5 mesaj

    Çetin Güzel

    Daimi Üye
    10
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.



    Kralın asfalt yolu küçük bir tepeciğin önünde son buluyordu. Araçların çoğu yolun aşağısında kalan toprak yola sapıyorlardı. Bizim gibi haberi olmayanlar ise asfalt yoldan devam edip sonra geri dönüyorlardı.
    Biz de toprak yola saptık ve bizi karşılayan oldukça dik bir rampaya merhaba dedik. Dawei şehrine yaklaşık 120 km. vardı. Harita üzerinde herhangi bir yerleşim yeri göremediğimizden iki gün yetecek kadar su ve yiyecek taşıyorduk. Pedallara asılıp rampayı tırmanmaya başladım. Kanter içerisinde kalmış, ama sürmeyi bırakmamıştım. Arkamdan homurtulu bir araç sesi geliyordu. Dört çekerli bir cipti. Yanımda belirdiği zaman fazla gaz verince motor istop etti. Rampa bittikten sonra soluklanmak için durduğumda cip de gelip yanımda durdu. İki adam baş parmakları yukarıda ‘o-o-o’ diyerek araçtan indiler. Yanıma gelip sırayla fotoğraf çektirdikten ve elimi sıktıktan sonra ayrıldılar. Arada böyle anlar güzel oluyor:)
    Myanmar sınırına vardığımızda, sınır görevlileri bisiklet ile yola devam edemeyeceğimizi söylediklerinde bizim için kötü bir sürpriz olmuştu. Nedenini sorduğumuzda ise yolun kötü olduğunu söylediler. Halbuki yolun kötü olması bizim için sorun değildi; özellikle engebeli bozuk yollar benim en sevdiğim yollardı. Eğer araç gidebiliyorsa biz de gidebilirdik, ama izin vermediler.
    Araç bulmamız gerekiyordu ama bu hemen olmadı. Yaklaşık üç saat kadar beklememiz gerekecekti. Bu arada Myanmar’lı erkekleri ilk gördüğümde içimde tuhaf bir his oluşmuştu. Altlarına Hintliler gibi Longyi adında etek giyiyor ve tıpkı Hintliler gibi Betel çiğneyip tükürüyorlardı. Bu manzarayı gördüğümde Tayland’a geri dönme isteği ağır basmıştı. Bir süre sonra farkettim ki -en azından bizim geçtiğimiz bölgedeki- Hintliler gibi kaba, pis, rahatsız edici ve asık suratlı değillerdi.
    Araç beklerken Tayland’lı biri gelip yanımıza oturdu. İngilizcesi iyiydi ve muhabbet esnasında bisiklet ile gitmemize neden izin vermediklerini anlayamadığımızı söyledik. Cep telefonundan bir fotoğraf gösterdi. Dağlarda halen KNU (The Karen National Union) gerillaların olduğunu -her ne kadar bir süredir çatışma yaşanmasa da yolun güvenli olmadığını, eğer bir gerillaya denk gelirsek iyi olmayacağını söyledi. Gösterdiği fotoğrafta, üzerinde KNU yazan boş bir kulübe vardı.
    Saat üç gibi bir görevli yanımıza gelip yolcu taşıyan bir minübüsü gösterdi. Araç yolcuları sınırda bıraktıktan sonra gelip bizi alacaktı. Yaklaşık bir saat sonra üç tane minübüs geldi. Benim bisikleti ve eşyaları diğer bir minübüse yükledikten sonra yola koyulduk. Toplamda 1.400 Baht (115 TL) para ödedik.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/Sedona711.jpg
    Fotoğraf: Aygül Ryu

    Dawei şehrine 125 km. yolumuz vardı. Yol çok kötü olduğundan şoför yolculuğun beş saat kadar süreceğini söyledi.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/04/oto.jpg
    Fotoğraf: Aygül Ryu
    İlk kontrol noktasına gelmiştik. Askerlerin hal ve tavırları soğuktu. Şoför elindeki belgelerle araca bindikten sonra, “Myanmar’lı değil bunlar!” diye söylendi. “Ataları Çin taraflarından gelip buraya yerleştiler. Daha düne kadar askerlerimizle çarpışıyorlardı.” Sonra kendi dilinde -tahminimce- okkalı bir küfür savurdu.
    İkinci kontrol noktasına hava karardıktan sonra varmıştık. Şoför pasaportlarımızı alıp gitti. Hemen dönmedi, bir süre kendisini bekledik. “Araçta kadın olduğunu öğrenince görmek istediklerini söylediler,” dedi ve yüzünde kurnazca bir gülümsemeyle devam etti; “50 yaşında olduğunu söyleyince vazgeçtiler.” Halbuki pasaportta -doğal olarak- doğum tarihi yazılıydı!
    Dawei şehrine vardığımızda beş saatlik yolculuk bizi oldukça yormuştu. 20 Dolarlık, eski bir gesthausa (guesthous) yerleştik. Duş aldıktan sonra yan tarafta bulunan lokantada yiyecek bir şeyler söyledik ve buz gibi bir birayla günü sonlandırdık:)
    Ertesi günün sabahı rotamızı okyanusa doğru çevirdik.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/04/20150419_154053-01.jpg
    Patlayan lastik tamiri:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/04/IMG_3211.jpg
    Okyanusa vardık ama benim açımdam tam bir hayal kırıklığı oldu. Kumsal çok pisti. Yerel halk yedikleri içtikler hemen hemen herşeyi kumsala atmışlardı.
    Sahil kenarına dizilmiş lokantaların bir tanesinde oturduk. Daha önce yengeç yememiştim, beş dolar karşılığında yemek burada nasip oldu. Tadı harikaydı. Lokantanın sahibi, çadır kurmamıza da izin vermişti. Akşam yemeğini ve sabah kahvaltısını da burada yaptık.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/04/Surly_Touring_Bike.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/04/IMG_3241.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/04/IMG_3293.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/04/IMG_3261.jpg
    Aygül’in internet araştırdığı ve yerel halkın bahsettiği, Nabula şehrinin batısında kalan başka bir plaj daha vardı ve rotamız orası olacaktı.
    Köy yollarından devam ettik yolculuğumuza:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/Sedona_7111.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/DSCN9681.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3329.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3321.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3310.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3334.jpghttp://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3344.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/DSCN9723.jpg
    Keyifle pedalladığımız güzel yollar bizi harika bir sahile çıkardı:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3385.jpg
    Vakit kaybetmeden okyanusun serinliğine bıraktım kendimi.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/DSCN9560.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3400.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3455.jpg
    Güzel bir kamp gününden sonra patika ve ara yollardan devam ettik.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/GOPR3206.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/GOPR3445.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3300.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3485.jpg
    Myanmar, Tacikistan’dan sonra yollarında keyifle pedalladığım ikinci ülkeydi:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/DSCN9864.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/GOPR3501.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/GOPR3513.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/temizlik.jpg
    Yıllar önce seyrettiğim bir belgeselde Myanmar’da yolların insan gücüyle yapıldığını gösteriyordu. Arada geçen zaman diliminde değişen bir şey olmamıştı. Güneşin kavurucu sıcaklığının altında taşlar teker teker diziliyor ve yol yapım çalışmaları bu şekilde sürüp gidiyordu.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/Myanmar_road.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/GOPR3805.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/DSCN9688.jpg
    Köy yollarından sapıp anayoldan gitmeye karar verdik, ancak anayolun köy yollarından bir farkı yoktu:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3534.jpg
    Myanmar Tayland’a göre çok fakir bir ülkeydi, hayatın zorluğunu bazen insanların yüzlerinde görebiliyordunuz.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3575.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3546.jpg
    Myanmar Panteri:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3589.jpg
    Zorlu bir gündü. Geçtiğimiz yollar yapım aşamasında olduğundan üstümüz başımız toz toprak içinde kalmıştı. Yeni yapılmakta olan bir tapınağın bahçesine kamp kurmaya karar verdik. Dinlenirken bir rahip geldi ve içeride kalabileceğimizi söyledi. Buranın tapınakları Tayland’ın tapınaklarına nazaran oldukça fakirdi. Tayland’a bir defa tapınakta kalmıştım. Yaşça büyük monklar göz teması kurmamışlardı ama buradaki monklar güler yüzlü ve cana yakındılar.

    Monk rahibinin gösterdiği banyoda duşumuzu aldık, çamaşırlaırmızı yıkadık. Sonra yemeğimizi yaptıktan sonra çay demleyip dinlenmeye koyulduk:)
    Bizim kaldığımız binada sadece bir tane rahip kalıyordu. Yatmaya yakın bizim için bir tane lamba getirdiler. Yere sedirleri serip, uyku tulumuzun içine yerleştikten sonra güzel bir uyku çektik.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3557.jpghttp://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3563.jpg
    Sabah kalktıktan sonra bizi diğer monkların kaldıkları binaya davet ettiler. Ahşap yapının ikinci katına çıktık. Cam mekanın içine yerleştirilmiş Buda heykelinin başındaki renkli ışıklı hareleri yanıp sönüyordu. Daha yaşlıca bir monk bize kahve gofret ikram etti. Odanın bir kısmı yerel halkın verdiği; bisküvi, çikolata, kahve, çay gibi yiyecek içecekle doluydu. Bize yardımlarını eksik etmeyen monk, merakla poşetlerin üzerinde yazan İngilizce kelimelerin telafuzlarını soruyordu. Benim de telafuzlarım çok iyi olmadığından Aygül cevap veriyordu. Güler yüzlü bu güzel insanlarla oldukça hoş vakit geçirdik.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3569.jpg
    Yolda bir Monk grubu.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3592.jpg
    Pagodaya doğru:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3599.jpg
    Myanmar’da küçükten büyüğe, kadınlı erkekli hemen hemen herkesin yüzleri ve kolları kremle kaplıydı. Myanmar’da yetişen çeşitli ağaçlardan yapılan geleneksel thanaka kremi iki bin yılını aşkın bir süredir Myanmar’lı kadınlar tarafından kullanıyormuş. Kozmetik güzelliğin yanında, serinlik hissi veren bu krem güneş yanıklarından korunmada da etkiliymiş.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3629.jpg
    Mavi:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3622.jpg
    Özellikle tapınaklar açısından ülke kesinlikle eşşizdi. Dört tarafında oturan budaların olduğu (yanlış hatırlamıyorsam yedi katlı bina yüksekliğindeki) tapınakta bunlardan biriydi.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3770.jpg
    Google Maps’te konumu.

    Tapınağın giriş kısmı.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3720.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3738.jpg
    Her katında Buda’nın heykelleri vardı ve insanlar teker teker heykellerinin önünde dua ederek katları çıkıyorlardı.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3813.jpg
    Arka tarafta bulunan başka bir tapınak.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3870.jpg
    Kamyon üstü eğlence:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3915.jpg
    Myanmar’ı ve halkını çok sevmiştik, ama ülkede kamp kurmak gerçekten sorundu. Bir defasında tapınakta kalmaya karar vermiştik. Eski, tek katlı ahşap binada üç tane yaşlı monk kalıyordu. Onları rahatsız etmemek için, izin alıp binanın arka kısmına çadırımızı kurmuştuk. Yemek yerken yerel halktan bir kaç kişi yanımıza gelmiş ve tapınağın içerisinde yatmamızı söylemişlerdi. Aldırmayıp, çadırımızı kurmuş ve yatmıştık. Saat dokuz gibi polis gelmiş ve bizi uyandırmıştı. Çadırda yatmamıza izin vermeyeceklerini söylediler. Polisin peşi sıra tapınağın içerisine girdik ve geceyi monkların sivsinekten korunmak için verdikleri cibinlikte uyuyarak geçirdik. Başka bir gün kampımızı köy yanında bulunan bir göl kenarında kurmuştuk. Yerel halkla birlikte girip yıkandık ve yüzdük. Çadırı kurmuş yatmıştık ki yine polis geldi ve kamp kurmayacağımızı söylediler. Bizi gerisin geriye şehire götürmek için bir araç buldular. Çadırı ve eşyaları toplayıp bisikletleri araca yükledik. Başka bir polisi de yanımıza vermişlerdi. Araç için para almamışlardı. Bizi otele teslim ettikten sonra yanımızdan ayrılmışlardı. Bütün bunlar olurken, bizim asık suratlarımıza karşın sabrlı ve güleryüzlüydüler. Otel görevlisi, ülkede kamp kurmanın yasak olmadığını, ancak polsin kendi bölgesinde sorumluluk almak istemediğinden dolayı kamp kurmaya izin vermediklerini söylediler. Myanmar’daki son günümüzde, pasaport kontrolü için kontrol noktasında durmuştuk. Pasaportlarımız kayıt edilirken, bir önceki geceyi nerede geçirdiğimizi sordular. Otelde kaldığımızı söylediğimizde inanmadılar ve bu bölgede otel olmadığını söylediler. Kaldığımız yere de zaten otel denmezdi, o kadar pisti ki elektriğin olmadığı odamızda yatağın üzerine çadır kurmuştuk. Aygül otelin önünde fotoğraf çektirmişti, fotoğraf makinesinden fotoğrafı gösterdiğimizde ikna oldular. Neticede bir önceki gecede nerede uyuduğumuzun sorgusu yapılmıştı. Kapılarını daha yeni turistlere açan bir ülke için sanırım normal bir durumdu.
    Ama yolları güzeldi:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3926.jpg
    Bir okulun bahçesi dikkatimi çekmişti, daha doğrusu bahçedeki bisikletler. Aynı şekilde okulun yan tarafında bulunan bahçe kısmı da bisikletlerle doluydu.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3936.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3980.jpg
    Yapım aşamasında başka bir Buda heykeli.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_39602.jpg
    Asfaltsız güzel yollar:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/DSCN9859.jpg
    Mawlamyine şehrine vardığımızda dünyanın en büyük yatan Budasını görelim dedik. Turist bilgilendirme ofisine giderek nerede motorsiklet kiralayabileceğimizi sorduk. Kendilerinin kiraladıklarını söyleyince bir tane kiralamaya karar verdik. Ben otomatik vitesli bir motosiklet istesem de ellerinde sadece manuel motorsikletler oldukları söylediler.
    Konuşma ise şöyleydi;
    – Daha önce vitesli motorsiklet kullanmadım.
    – Oldukça basit: 1-2-3-4.
    – Kask?
    – ?
    – Bunlarda ayna yok.
    – Gerek yok, yol düz.
    http://seyrupedal.com/wp-includes/images/smilies/simple-smile.png
    25 km. gibi kısa bir yolculuktan sonra Yatan Budaların olduğu yere varmıştık. Budalar diyorum çünkü yan tarafına bir tane daha inşa ediyorlardı.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4101.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3982.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3984.jpg
    İç kısım katlar halinde bölümlere ayrılmıştı ve bu bölümlerde içinde heykeller bulunuyordu. Bölmelerde sırasıyla anlatılan bir hikaye vardı ancak verilen broşürler İngilizce olmadığından ne olduklarını anlayamadık, bu hariç tabii:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4007.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4044.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/Bolme2.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/Bolme3.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3996.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_39941.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_3997.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4014.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4020.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4051.jpg
    En üst kat henüz açılmamıştı. Bir çok heykel yapım aşamasındaydı.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4033.jpg
    Buda heykelinin inşaatında çalışan çocuk bir işçi.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4091.jpg
    Şehirdeki başka bir tapınağın içi.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4112.jpg
    Bizim için gideceğimiz son şehir olan Hpa-An’a varmıştık. Myanmar’da geçtiğimiz bölgelerde konaklama fiyatları 20 Dolar’dan başlıyordu. Genellikle sırt çantalı gezginlerin tercih ettiği Soe Brothers adındaki gesthausa (guesthouse) vardığımızda tek yataklı bir oda kaldığını söylemişlerdi. On dolara bu oadaya yerleşmiştik.
    Şu ana kadar herhangi bir tura katılmamıştım ama Hpa-An şehrinde katılmaya karar verdik. Otele ait iki araçla yola koyulduk. Gün boyunca rehberlerin eşliğinde tapıknaktan tapınağa tabiri caizse koşturup durduk:)
    Turun en hoşuma giden kısmı, içerisi yarasalarla dolu mağaradan yürümek oldu. Mağarın çıkışında ise gondollarla kısa bir nehir turu yaparak karşı kıyıya geçmiştik.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4164.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_42031.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4247.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4250.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4134.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/05/IMG_4343.jpg Turun en güzel anı ise binlerce yarasının mağaradan çıktığı andı.
    Posted by
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    on 13 Şubat 2015 Cuma
    Yolculuğumuz boyunca karşılaştığımız insanlar bize karşı çok iyiydiler. Genel olarak Taylandlı insanlara nazaran daha güler yüzlü ve sıcak kanlıydılar. Konaklama ucuz olmasa da yeme içme oldukça ucuzdu.
    Rotamız:)
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Sevgiyle:)

    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Çetin Güzel

    Daimi Üye
    8
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Cts, Oca 10, 2015
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ,
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Kolay değildi otellerde konaklamak. Kanpur’da ateş pahası bir otelin resepsiyonunda cep telefonuyla fotoğraflarımız çekilmişti, üstüne üstlük Hintli bir kefil istenmişti. Ertesi gün resepsiyondaki görevli sabıka kaydına benzer, üzerinde fotoğraflarımızın olduğu dosyayı gururla gösterirken ve bu sizin güvenliğiniz için derken dayanamayıp içimden taşına toprağına kadar saydırmıştım ülkenin.
    Bir tarafında Koskocaman bir AVM’si vardı Kanpur şehrinin…
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/GOPR2645.jpg
    iki sokak aşağısında ortalığa sıçan insanları…
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/GOPR2557.jpg
    yol üstüne burnunuzun direğini parçalayan işeme duvarı…
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/GOPR2737.jpg
    sokakların birinde…
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/GOPR2783.jpg
    Pasaportunuzda ay yıldız var ise ve üstüne üstlük turistik olmayan Bihar Eyaleti’nde geçiyorsanız otellerde sorun yaşamanız kaçınılmazdır. Ay yıldızdan dolayı pasaportunuz Pakistan pasaportuyla bir tutulduğundan otel görevlileri tarafından şüpheli gözüyle bakılırsınız. Sınır görevlilerin uğraşmadıkları kadar fazlasıyla pasaportunuz incelenir ve sorulara maruz kalırsınız. Attığımız imzaya bakıp bu Urduca mı, diyen ya da kendi koyu tenini es geçip benim beyaz tenimi göz ardı ederek, sen Pakistanlıya benziyorsun diyen görevliler oldu. Yapılan muamelelere karşın sabırlı ve sakin olmak zorundaydık çünkü kamp yapacak uygun yer olmadığından geceleyin otelde konaklamamız gerekiyordu. Hindistan’ın genelini bilemem ama Bihar eyaletinde yaşayan Hintliler Pakistanlılardan nefret ediyor ve korkuyorlardı. 26-29 2008 Kasım tarihlerinde kanlı bir terör eylemi meydana gelmişti. Pakistan’da faliyetlerini sürdüren Leşker-i Taiba isimli bir örgüte mensup 10 eylemci Bombay şehrinde farklı yerlerde düzenledikleri saldırılarda 173 kişinin ölümüne 308 kişiyi de yaralanmasına neden olmuşlardı.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/Untitled-2.jpg
    Yıllardan beri Hint televizyonlarında yayınlanan Pakistan temalı terorist filmleri de insanlardaki korkuyu canlı tutmaya fazlasıyla yetiyordu. Bu filmlerde genellikle içerisinde öğrencilerin bulunduğu otobüsler Pakistan’lı teroristler tarafından havaya uçuruluyordu.
    Otel odalarının birinde.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/GOPR2430.jpg
    Bir nebze kafamı dinleyebildiğim Orchha şehrinden…
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1684-2.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_2014.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_2025.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_2148.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_2220.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_2459.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_2503.jpg
    Hava kararmıştı… Tek şeritli yolda ilerliyorduk. Kamp atacak uygun yer olmadığından ülkeye girdiğimizden beri şehirden şehire pedallıyorduk. Bugünkü yolumuz 145 km.’di. Geç kalmıştık. Yol dardı, ışıklandırma olmadığından karanlıktı. Kamyon ve otobüslerin kullandığı karayolundan ilerliyorduk. Farların güçlü ışıkları gözlerimizi kamaştırıyordu. Aynaların ve sinyallerin kullanılmadığı ülkenin en tehlikeli anlarındaydık. Varanasi de sokak aralarında taşıdıkları ölülerin arkasından Tanrı gerçektir (Ram Nam Sattı Hey) diye bağırıyorlardı. Kamyonlar homurdanarak havalı kornalarıyla yanımızdan geçerken bu dizeler dökülüyordu ağzımızdan, ama gülerek. Ram Nam Sattı Hey!…

    Delhi’de otel odasında, bisikleti ve eşyaları karton kutunun içerisine yerleştirdim. Siyah çantayı da kabin bagajı yaptım. Toplamda 65 kg. yüküm vardı ve ekstra bagaj 200 dolar tutacaktı. Sponsorum
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    hem uçak hem vize hem de ekstra bagaj parasını karşıladığından bu sefer kafam rahattı.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/seyruprdal.jpg
    Nepallilerin işlettiği kafede oturmuş sütlü, karabiberli masala çayından yudumluyorum. Önümdeki masada kırklı yaşlarında bir adam oturuyordu. Nereli olduğumu sordu, söyledim. Çantasından büyükçe bir defter çıkarttı. Üst tarafa yazdığı cümlelerin arasını çizgilerle ayırmış, sol tarafına da alt alta gelecek şekilde ülkelerin adını girmişti. Hindistan’a giden çok Türk olmasa da Türklere de bir yer ayırmıştı. Sayfanın üstüne günlük hayatta kullandığımız kelimeleri yazmıştı; merhaba, nasılsınız, iyi günler, iyi akşamlar gibi… Serbest çalışan bir rehberdi. Birlikte Türkçe kısımları doldurduk. ‘R’ leri söyleyemiyor ‘eş’ diyordu; kalemle’r’-kaleml’eş’ gibi. Biraz pratik yaptıktan sonra ise söyleyebilmişti.
    Bir süre konuşmadı. Mutsuz bir adamın ağırlığı vardı üzerinde. Bugün izin günüymüş. Evinde çalışmak istiyormuş ama karısı ve babası rahat vermediğinden dolayı çalışamıyormuş. İngilizce biliyordu, diğer diller üzerinde de çalışmak istiyordu ama bunu evinde yapamadığından dolayı üzgündü. İzin günü olmasına rağmen yorgun görünüyordu; gözleri uykuluydu. Söylediğine göre rehberlik haricinde turistlere dil eğitimi veriyormuş, asıl istediği şey ise Almanya’ya gidip çalışmakmış, belki de sadece karısından ve babasından uzaklaşmak istiyordu. Ertesi gün eski şehirde dolaşabileceğimizi söyledi. Rehberlik etmek istiyordu, hayır diyerek teşekkür ettim. Biraz bozulur gibi oldu ama belli etmemeye çalıştı. Masadan kalktı, elimi sıktı ve vedalaştı. Eğer bir gün Delhi’de yolda biri size nereli olduğunuzu sorar ve ardından Türkçe olarak merhaba, nasılsınız? derse işte o yorgun ve mutsuz rehberdir. Belki birlikte gezersiniz eski şehrin sokaklarını.

    Bir filmin sizi etkilediği oldu mu hiç?… Fotoğraf ile çok ilgili olmadığım bir dönemde izlediğim ‘The Secret Life of Walter Mitty’ isimli filminde Sean Penn fotoğrafçı rolüyle beni etkilemişti.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/sean.jpg
    Gerçekte ise fotoğrafçı W. Eugene Smith’in fotoğraflarıydı…
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/foto.jpg
    Delhi’de bir sokak düğününden…
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/IMG_2630-3.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/IMG_2567_Son.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/IMG_2614.jpg
    Hindistan’ın Karanlık Yüzü; Kast Sistemi.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/Kapak.jpg
    ‘Hinduizm’in eksiklikleri benim için oldukça belirgindi. Eğer dokunulmazlık Hinduizm’in bir parçası olabiliyorsa ya kokuşmuş bir parçasıdır ya da bir urdur.’ Mahatma Gandhi

    1- Brahmanlar (rahipler ve alimler) [Brahman en üstün olandır, bütün duyuların ve düşüncelerin ötesindedir. (Çandogya Upanişad Kutsak Kitap)]
    2- Kşatriya (prensler ve askerler)
    3- Vaikya (tüccar, esnaf ve çiftçiler. Gandi’nin de dahil olduğu kast.)
    4- Sudra (işçiler, zanaatkarlar)
    5- (Kast dışı) Dokunulmazlar (dalit-temiz olmayan)
    Ayrıca her kast kendi aralarında bölümlere ayrılmaktadır.
    Brahmanlar güler yüzlüdür, kendilerine olan öz güvenleri tamdır; ancak dalitler tam tersine asık suratlı ve kabadırlar; öz güvenleri oturmamıştır. Yazılanlara göre M.Ö 2.500-1500 yıllarında Hindistan’ı işgal eden Aryanlar yerel halkın arasına karışmamak için kast sistemini getirmişlerdi. Böylelikle uzun boylu, beyaz tenli, küçük burunlu olan toplulukları yerli siyah halktan ayrılacak ve ırkların devamlılığını bozulmadan devam edbilecekti. Bu bilgiyi olduğu gibi aktarıyorum çünkü Bihar Eyaleti’nde rastlamadığımız beyaz tenli, küçük kalkık burunlu kişilere televizyonda yayınlalan film ve programlarda, sonrasında ise Delhi’de rast gelmiştim. Hindistan’da azınlık olan bu beyaz tenli insanlar ise asırlar boyudur Hindistan’ı yönetenler, yani Brahmanlar’dı. Geçmiş zamanın kanun koyucu din adamları şimdilerde ise politikayı, hukuku ve medyayı elinde tutuyor ve Hindistan’ı perde arkasından yönetiyorlardı.
    Hinduizm’de ten rengi koyulaştıkça kast seviyesi de düşüyordu. Eğer Hint televizyonlarında reklamları izlerseniz beyaza olan hayranlığı da rahatlıkla görebilirsiniz. Bu reklamların en belirgin örneğini güzellik kremleri oluşturuyordu. Bu kremler hem kadın hem de erkekler tarafından kullanılıyor ve bu ürünü kullanan insanların yüz rengi gittikçe daha açık ve daha parlak bir renge bürünüyordu.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/Untitled-1.jpg
    Bu durum sadece reklamlarda sınırlı değildi. Örneğin reklamı yapılan bir komedi programında ten rengi koyu olan oyuncunun tanıtım afişindeki yüz rengi neredeyse beyaza yakın bir tonda oynanmış olarak gösteriliyordu… Filmlerde ya da dizilerde gördüğünüz sanatçıların bir çoğunun tenleri ya açık ya da beyazdı. Çoğunluğu koyu tenli olan toplumun tanrıları da kendilerinin aksine koyu renkli olarak değil ya mavi ya da beyaz olarak tasvir ediliyorlardı.
    Yok edici Tanrı Şiva’nın bir heykeli.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/Siva.jpg
    Vişnu’nun sekizinci reankarnasyonu olan Tanrı Krişna.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/Krisna.jpg
    Kast sistemine geri dönersek; yazılanlara göre Aryan’lar Hindistan üzerinde hakim kılacakları ırkçı sistemi kurmak ve zaman içerisinde bozulmasını önlemek için güçlü bir silah icat etmişlerdi; Hinduizm dini. Hinduizme göre ilk insan olan Manu’nun kafasından din adamları, kollarından krallar ve savaşçılar, kalçalarından çiftçiler ve zaanatkarlar, ayaklarından da alt sınıflar meydana gelmiştir. Manu’nun kafasını oluşturan din adamları en üstün, bütün duyuların ve düşüncelerin ötesinde olan brahmanlardı.
    Bu ırkçı sisteminin acı yüzünü binlerce yıldır kent ve köy dışında yüksek kastlardaki insanlardan uzakta yaşamaya zorlanan dalitler, yani dokunulmazlar oluşturuyordu. Dokunulmazların kast sisteminin üst sınıflarına ait olan tapınaklara, okullara ve halka açık alanlara girmeleri yasaklanmıştı. Hindu yazıtlarında, dokunulmazlara fiziksel olarak temas edildiğinde üst sınıfları kirlettiği ve oldukça kapsamlı bir temizleme ritüeli gerektiği yazılmıştı. Hindistan’ın bir çok bölgesinde üst sınıflarla karışmalarını engellemek için çoğu yerde gündüz sokakta dolaşmaları bile yasaklanmıştı. Gölgelerinin üst sınıflar üzerine düşmesi bile kirlenme olarak sayılmış ve yasaklanmıştı. Hindistan’da günümüzde bu kurallar kaldırılsa da ülkenin bir çok bölümünde halen geçerliliğini koruduğu ve düşük kastların üst kastlar tarafından çeşitli yollarla insanlık dışı muamele görmeye devam ettiği söyleniyordu. Kurtuluş döneminde ne ülkenin babası Gandi’nin ne de Gandi’nin döneminde mücadele eden dalit liderlerin çabaları olumlu sayılabilecek bir sonuç vermemişti. ‘Hinduizm gerçek bir dehşet salonudur. Vedalar, Smritiler ve Şstra’nın kutsallığı ve şaşmazlığı, kastların demir kanunu, kalpsiz karma kanunu ve dokunulmazlara doğumla gelen anlamsız statü kanunu, Hinduizmin dokunulmazlara karşı oluşturdukları gerçek işkence araçlarıdır.’ (Gandi döneminde mücadele yer alan ve Hindistan’ın ilk adalet bakanı olan Dalit lider Dr. B. R. Ambedkar.)
    Dokunulmazlara doğumla gelen anlamsız statü kanunu: Hinduizim inancına göre bir önceki hayatlarındaki günahlarından dolayı cezalandırılan insanlar dalit olarak dünyaya geliyorlardı. Yani günahkar olarak doğuyorlardı. Eğer durumlarını kabullenmez ve Hinduizm’in kurallarına uymazlarsa bir sonraki hayatlarında bitki veya hayvan olarak doğacaklardı ve bu Hinduizim’in en aşağılayıcı durumlarından biriydi. Bu yüzden yüzbinlerce insan düşünmeden, sorgulanmadan kendilerine yapılan insanlık dışı muamelere rağmen bu dört-altı kollu tanrılara tapınmaya devam ediyorlardı.
    “Bir sonraki hayatımda Müslüman olarak dünyaya geleceğim.” Kaldığımız otelin resepsiyonunda çalışan aşağı kasttan bir görevlinin sözleri.
    ‘Kast sistemi nedeniyle Hindistan’da her gün yeni çatışmalar yaşanmakta, insanlar acımasızca öldürülmektedirler. Bu korkunç zulümlere maruz kalan, dalitlerin önemli bir bölümü ise kurtuluş bulabilmek için Hinduizm’u terk ederek İslamiyeti kabul ediyorlar.’ (Newsweek, Temmuz 2000)
    Kaldığımız otelin sahibi, dalitlerin artık okullarda okuyabildiklerini ve üst kastlar ile aynı yerlerde çalışabildiklerini ve bu eski düzenin yavaş yavaş değişmeye başladığını söyledi; ancak ne yazık ki ülkenin halen bir çok yerinde eski geleneğinin devam ettiğini de ekledi. Brahmanlar aşağı kastın eğitilmesini istemiyorlardı ve bunun için katı kurallar koymuşlardı. ‘Bir okulda 38 dalit (dokunulmaz) çocuğu, üst kastlara mensup öğrencilerle aynı sudan içmek isteyince okuldan kovulmuşlardır. Çünkü Hint inanışına göre üst kastlara ait su kaynaklarından dalitlerin su içmeleri yasaklanmıştır. (Zaman, 26 Eylül 2000)
    Binlerce yıldır aşağılanan, toprak sahipleri tarafından tecavüze uğrayan, üzerlerine ateş açılarak ya da dövülerek öldürülen, insan yerine konulmayan, köylerde belirli alanlarda yaşamaya zorlanan ve pis işlerde kullanılan yirminci yüzyılın köleleri dalitler yapılan reformlarla topluma kazandırılmaya çalışıyorlardı. Orchha şehrinde bize aracı ayarlayan ve brahman kastından olan rehber İbrahim’le konuşurken dalitlere öncelik verildiğinden kendisinin doktor olamadığını ve bu yüzden rehber olarak çalıştığını söylemişti. Binlerce yıldır eziyet ettikleri bu insanlara karşı özür dilemek yerine nefretle konuşuyordu. Bunu da gururla yapıyordu çünkü inandığı din bu insanları insan yerine koymuyordu kendisi mi koyacaktı? “Bu insanlar neden isyan etmiyorlar,” sorusuna ise söyle cevap veriyordu; “isyan edemezler çünkü onlarda beyin yok!”
    Phoolan Devi – Haydutlar Kraliçesi
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/Devi_surrender.jpg
    ‘Doğduğumda bir köpekten daha değersizdim, şimdi bir kraliçe oldum.’
    Aşağı kasttandı. 11 yaşında 30 yaşında bir adam ile zorla evlendirildi. Kendi söylemine göre evlendikten sonra kocası tarafından günlerce tecavüze uğradı. Dayanamayıp kaçtı ve köyüne döndü. Köyün üst kast sınıfı bu geri dönüşten hoşlanmamışlardı. Önce kovuldu sonra tekrar döndü ve köyün yöneticisinin oğlu tarafından cinsel tacize uğradı. Köylerini basan bir haydut çetesi tarafından kaçırıldı ve üst kasttan olan çetenin lideri tarafından tecavüze uğradı. Düşük kasttan olan ikinci komutan Vikram Mallah çete liderini öldürüp Phoolan’ı kurtardı. Vikram Mallah kendisine tüfek kullanmayı öğretti. Aşık olmuştu, birlikte yaşamaya başladılar. 11 yaşında zorla evlendirildiği eski kocasını bularak öldüresiye dövdü. Çeteye kendisini kabul ettiren Phoolan Devi Haydutlar Kraliçesi olarak anılmaya başladı. Çetenin asıl lideri hapisanedeydi. Çıktıktan sonra alt kasttan olan Vikram Mallah’ın kendi çetesinde söz sahibi olmasını kabullenememişti ve adamlarıyla Vikram’ı pusuya düşürerek Phoolan’ın gözünü önünde öldürdüler. Phoolanı da yakalayıp Behmai adındaki köye götürdüler. Burada üst sınıf kasta mensup adamlar tarafından tecavüze uğradı. Çırılçıplak soyulup köy meydanında dolaştırılarak aşağılandı. Üç hafta sonra bir akrabasının yardımıyla kaçmayı başardı. Sonra kendi çetesini kurdu. Çetesiyle yaptığı soygunlarda zenginlerden çaldıklarını fakirlere dağıttı ve yoksul halk tabanında bir efsane haline geldi. Daha sonra çetesiyle birlikte tecavüze uğradığı Behmani köyünü bastı ve köyün bütün erkeklerini köy meydanında toplattırıp kurşuna dizdirdi.
    12 Şubat 1983 yılında teslim olduğu sırada kendisini karşılamaya gelenlere saygısını gösterirken.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/phoolan.jpg
    48 ayrı suçla suçlandı. Mahkemeye çıkmaksızın 11 yıl boyunca cezaevinde yattı. 1994 yılında şartlı tahliyeyle serbest bırakıldı. Uttar Presh Kükümeti, kendisine karşı olan tüm davaları geri çekti. Seçimlere katıldı ve milletvekili olarak parlemontoya girdi. 25 Temmuz 2001 tarihinde suikasta uğrayarak öldürüldü.
    Hint sinemasının renkli dünyasında göremeyeceğiniz sahnelerin olduğu ve kast sisteminin acımasızlığının anlatıldığı, kendi yaşamından uyarlanan filmi Bandit Queen.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/bandit.jpg
    Varlık/Anlatı Yayınları tarafından yayınlanan, Haydutlar Kraliçesi adlı kitabı Türkiye’de mevcut.
    Sevgiyle:)

    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Per, Ara 4, 2014
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ,
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ,
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Ülkeye özlem duyduğumdan mıdır, bilemiyorum ama Delhi’de üç tane Nepal lokantası bulmuştum. Bir tanesi kaldığım otelin sokağındaydı. Diğerlerine nazaran çayı ve kahvaltısı daha iyiydi. Üç tane kızarmış tost ekmeğiyle birlikte, reçel ve tereyağının yanına, iyice haşlandıktan sonra domates sosuyla yağda gezdirilmiş patetes ve sahanda yumurtayla sunulan kahvaltıdan söyledim. Bir de sütlü ve baharatlı masala çayından sipariş ettim. Bu çayın tadını gerçekten seviyorum:)
    İçeride huzurlu bir Nepal şarkısı çalıyordu. Geçmişin sararmış sayfalarına doğru bir gezinti yapmaktan kendimi alamadım. Ayak bileğim alçıdaydı o zamanlar. İki arkadaşım, Levent ve Ferhat ile kahvelerimizi yudumluyorduk. Nasıl olduysa konu bisikletçilerden açılmıştı ve Levent laf arasında, “adamlar bisikletleriyle Çin’e kadar gidiyorlar,” demişti. Üçümüz de dağcılıkla ilgileniyorduk ve bisiklet ile bir alakamız yoktu. Bisiklete başlamam ortepedi uzmanı olan doktorumun tavsiyesiyle olmuştu. Ayağım iyileştiğinde, bisiklet ile işe gidip gelmeye başlamıştım. Levent daha sonra evinde duran Asya haritasını hediye etmişti. Haritayı odamın duvarına asmıştım ve iki yıl boyunca da haritanın içerisinde dolanıp duracaktım.
    Sonra tek başıma yaptığım bisiklet turları başladı. İlki Samsun’dan başlayıp, Gürcistan Tiflis’te bitmişti. İkincisinde katlanır bisikletimle Tiflis’ten başlamış, Ermenistan’ı boydan boya geçtikten ve İran Tebriz’e vardıktan sonra Türkiye’ye dönerek Ağrı Doğubeyazıt’ta bitirmiştim. Eve döndüğümde, yolun yorgunluğunu umarsamayıp haritanın başına geçmiş ve saatlerce yerimden kıpırdamamıştım.
    Asya ülkelerine doğru bir bisiklet turu!…
    Yolculuk, öncesinde ve sonrasında masraflı olacaktı… Masraflarımı karşılayacak bir sponsor bulabilecek miydim? Hayır, bulamayacaktım:)
    İşimden ayrıldım. Yeni bir bisiklet almaya imkan olmadığından katlanır bisiklet ve römorkla yola çıktım. Geldiğim yolları düşünüyorum da gözümü fazlasıyla karartmışım:)
    Bin kilometre sonra önce römork kırılmış sonra da -ağırlıktan dolayı- katlanır bisikletin lastikleri yarılmıştı. Yolda denk geldiğim ve birlikte pedalladığım üç Alman yoldaşımla birbirimize sıkı sıkıya sarılarak ayrılmıştım, moralim çok bozulmuştu. Geri dönmek fikri yüreğimi dağlıyordu. Ama geri dönmedim. Trabzon’da gezgin dostu Biltepe’nin (
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ) para desteğiyle yeni bir bisiklet almış ve yola devam etmiştim. Ama sorunlar peşimi bırakmıyordu. Jant telleriyle başım beladaydı. Gürcistan dağ yollarında iki defa jant teli kırılmıştı. Yol üzerinde dağdan coşarak inen buz gibi suyun içerisine düşmüş ve sırılsıklam olmuştum. İkinci jant teli de bu yolda kırılmıştı. Tirtir titrerken üstüne de yağmur yağmaya başlamıştı. Zor anlardı. Sonrasında Özbekistan’da altı tane daha jant teli kırılacaktı. Cebimden iyi bir para ödeyip yeni bir jant seti almak zorunda kalacaktım. Param ise azalıyordu… Nereye kadar gidebileceğimi kestiremiyordum.
    Hani böyle şeyler pek söylenmez ama bu seferlik böyle olsun. Hergün işe giderken ya Huun-Huur-Tu dinleyerek Moğalistan’ın bozkırlarında ya da Park Yong Ha ile birlikte G. Kore’ye doğru pedallıyordum. Samarkand’ı geride bırakalı iki gün olmuştu. Yol, sararmış tarları keserek devam ediyordu. Müzik çalarımda rastgele çalan parçaların arasından, Park Yong Ha ılık bir rüzgar gibi şarkıya başladığında masmavi gökyüzünün altında gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Nedense önce kendimi sıkmıştım, sonra dayanamadım… bisikleti deli gibi sürerken hıçkırıklara boğulmuştum… Ömrü hayatımda, en son ne zaman mutluluktan göz yaşı dökmüştüm hatırlayamıyorum ama bu hayallerime doğru pedallarken, Özbekistan’da olmuştu.
    Kırgızistan’ın Bişkek şehrine vardığımda ise param bitmişti. Geri dönmek üzücü olsa da mutluydum. En çok görmek istediğim Pamir Highway yolunu bisikletimle aşmıştıym ya:)… Ama geri dönmedim. Norm Grup (
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    sponsorum olmuştu:)
    Bütçem sınırlıydı. Ekstra çıkan her bir masraf bütçeyi aşıyor ve zorluyordu. Ama ailem ve arkadaşlarım her zaman yanımda oldular. Kırgızistan’da üç arkadaşımın aldığı uçak biletiyle Nepal’e gidebilmiştim. Bilgisayarım ve cep telefonum bozulduğunda yenilerini göndermişlerdi. Sağolsunlar, bu yardımlar halen devam ediyor. Bir süre sonra, daha önce tanışmadığım insanlardan da destek gelmeye başladı. Adı bende saklı kalsın:) kendisine teşekkür ettiğimde, mailinde şöyle demişti; ‘hayata dair, yapabileceklerimize dair umudumuzu canlı tutuyorsun… Benim çocuğuma anlatacağım hikayemsin.’
    Kendisini tanımıyordum, ama doğrudan yüreğime dokunmuş ve beni fazlasıyla mutlu etmişti. Bisiklet kolay bir ulaşım aracı değil, hele burada Asya ülkelerinde… Ne zaman zorda kaldığımı hissetsem, insanların bu güzel sözleri yüreğimin bir köşesinde canlanıyor ve sorunları aşmama yardım ediyor. Böylelikle yola devam edebiliyorum.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/olcayguzel1.jpg
    Mutlu bir adamdan, sevgiyle:)
    New Delhi, Hindistan 04.12.2014

    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Pts, Ara 22, 2014
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ,
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ,
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Ateş şamdanları, dansçıların elinde davul ve çan sesleri eşliğinde yuvarlak daireler çiziyorlardı. Bütün kıyı şeridi boyunca merdivenlere sıra sıra yerleştirilmiş, içleri çiçekli yağ kandilleri ışıl ışıl parıdıyorlardı. Ganj Nehri’nin üzerinde 300 rupi karşılığında bindiğimiz kayığın üzerinde adeta büyülenmiş gibiydik. Art arda patlayan havayi fişekler geceyi mavi, kırmızı, yeşil ve sarıya boyuyordu. Hinduların kutsal banyolarını yaptıkları Ghat’ları aydınlatan güçlü projektörler Tanrı Şiva Vishwanat’ın şehrini ışık seline boğuyordu. Sonu gelmez gibi görünen insan kalabalıkları Ghat’lar arasında gidip geliyorlardı. Dev Deepwali, yani Tanrıların Işık Festivali kıyı şeridini göz kamaştırıcı bir yer haline getiriyor, sanki günümüzü ait değilmiş gibi görünen şehir insanı binlerce yıl geriye götürüyordu. Varanasi gündüz nasıl çirkinse, geceleyin o kadar güzeldi.
    Önlerindeki küçük masalarının arkasına diz çökmüş beyaz, turuncu giyisili dansçılar ateş şamdanlarını nehire doğrultup tanırları selamlarlarken gözlerimi kapattım; davul seslerine ve şarkılara karıştım. Bir süre ilerledikten sonra nehirin huzur dolu sesinden başka geriye hiçbir şey kalmadı. Rüzgarın narin elleri bedenimde gezinirken hafifçe sallanan kayığın keyfini çıkartıyordum. Zaman akıp gitmişti. Dalmıştım, sandal bir şeye çarpınca irkildim. Gözlerimi açıp etrafıma baktım. Karanlıkta önce seçemedim. Sonrasında ise tüylerim diken diken diken oldu. Nehirin altındaki cesetler teker teker su üstüne çıkmaya başlamıştı. Sandal artık hareket etmiyordu. Gökyüzü çığlık çığlığa bağıran binlerce kargayla dolmuştu. Gözleri ateş kızılına bürünmüş köpekler kıyıya vuran cesetleri parçalamaya başlamışlardı…
    Üç bin yıldır sönmeyen ateşte ölüler yakılıyordu, ancak bir de yakılmayanlar vardı. Hamile kadınları ve on yaşının altındaki çocukları ayaklarına ağırlık bağlayıp nehire atıyorlardı. İyi bağlayamadıkları ya da uzuvları kopan cesetler su üzerine çıkıyor sonra da köpek ya da kuşlar tarafından yeniliyorlardı. Sabah erken saatlerde dini ritüellerini yerine getirdikleri, yıkandıkları ve suyunu içtikleri kutsal Ganj Nehri böyleydi işte.
    1920’de Varanasi’de çekilen fotoğraflarının aksine tapınakların etrafı binalarla çevrilmiş, bazılarına ek yapılıp dükkan vs. olarak kullanılmaya başlanmıştı; hatta bir tanesinin dört tarafı, içerisinde insanların yaşığıdı betonermanin içerisine hapsedilmişti. Nepal’li insanlar tapınaklara ne kadar özen gösteriyorlarsa Varanasi halkı tam tersine umursamamış ve kutsal saydıkları tapınakları betonarmelerin arasına hapsedip, çirkinleştirmişlerdi.
    Sokakta yürürken ayak başparmağıma bulaşan boka baktım. Sonra otele dönüp temizlendikten sonra ayakkabılarımı giydim. Bir daha da sokaklarda sandaletle yürümedim. Sınırdan geçtiğimden beri ülkeye tiksintiyle bakmaya başlamıştım. İnsanların söylediklerine göre en kötü eyaletlerden biri olan Bihar Eyaleti’nden geçmiştik. Muhtemelen de bunun etkisi üzerimde olumsuz bir etkiye neden olmuştu. Hindistan 28 farklı eyaletten oluşan büyük bir ülke. Geçtiğimiz bölge ve insanları iyi değildi ama bu Hindistan’ın çok kötü bir ülke olduğu anlamına gelmiyor. Ben sevmemiştim ama ülkeyi beğenen binlerce insan var. Eğer Kaşmir taraflarından ya da Güney kısmından ilerleseydik belki ülkeye daha farklı gözle bakabilirdim. Delhi’de Nepal’li bir bey amca İbrahim’le konuşurken, “Birgunj’dan geçtiyseniz Hindistan’ı anlamışsınızdır,” demişti. Ülkeyi kendi adıma anlamış mıydım, anlamıştım; bunu bir sonraki yazımda paylaşacağım.
    Varanasi’de şu ana kadar kaldığımız en ucuz otellerin birinde kalıyorduk. Otelin terasından Ganj Nehri’nin manazarası harikaydı. Yemek servisi ise zamanlama açısından felaketti. Gerçi Nepal’den beri bu duruma alışmıştık ama otelin mutfağı son derecede yavaştı. Üstüne üstlük görevliler o kadar kaba o kadar asık suratlıydılar ki terasta oturmak içimden gelmiyordu.
    Bir akşam vakti dolanırken Raga Kafe isminde bir Kore lokantısı gördüm. Dolaplarında Kore yazımı kitaplarla dolu çok sakin ve güzel bir mekandı. Yerlerde küçük sehpalı masaları vardı. Daha önce hiç Kore yemeği yememiştim. Dizilerinde ve filmlerinde sık sık gördüğüm Gimbap’tan sipariş ettim. Hindistan’a yakışmayacak kadar hızlı bir şekilde hazırlanan yemek bir harikaydı. Sahibi olan Hintliler’den biri çok güzel Korece konuşuyordu. Mekanın asıl müşetrileri ise Korelilerdi. İlk Koreliyle tanışmam Kırgızistan’da olmuştu. Ben Osh’a gidiyordum, o -biskletiyle- Osh’dan geliyordu; adı Ryu’ydu. Diğerleriyle de bu lokantada tanıştık. Çok cana yakın ve samimi insanlardı. Tur belirsizlikler içinde devam ettiğinden G. Kore’ye gidip gidemeyeceğimi bilemiyordum ama ülkeyi görmek ve insanlarını daha yakından tanımak isterdim. Bu belirsizliğin sebebi ise Çin’di. Türkiye Uygur Türklerine taraf olduğundan dolayı Çin Hükümeti Türkiye haricinde yabancı ülkelerden Türk Pasaportuna vize vermeyi kesmişti. Kısacası Çin yolu şu an için kapalıydı.
    Raga Kafe’de Kore usulü Sabah Kahvaltısı.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/Raga_Kafe.jpg
    Fotoğraf: İbrahim Yılmaz
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/DSC_0251.jpg
    Varanasi Sokaklarından…
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1444.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1448.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1461.jpg
    Önündeki küçük Tanrı heykelinin etrafında birkaç kere döndü, duasını etti sonra karşı taraftaki küçük tapınağa gitmek için ayrıldı.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1463.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1464.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1477.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/Varanasi.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1595.jpg
    Üç bin yıldır sönmediği söylenen ateşi besleyen odunların bir kısmı.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1631.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1639.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1650-3.jpg
    Hayvanların durumu çok kötüydü. Kutsal saydıkları inekler çöpten beslenip pis sulardan içiyorlardı. Köpekler hastaydı ve çoğunun derilerinde sorunlar vardı. Bir çoğu ayakta duramayacak kadar kötü durumdaydı. Yolda ilerlerken üzerlerinden muhtemelen motorsiklet geçmiş iki köpek görmüştüm. Birinin arka iki ayağı tutmuyordu. Oturur vaziyete kendisini ön ayaklarıyla iterek ilerlemeye çalışıyordu. İçler acısı bir durumdu. Burada hayvanlara özen gösterilmiyordu, çünkü bir önceki hayatlarında yaptıklarından dolayı bir sonraki hayatlarına hayvan olarak geldiklerine inanıyorlardı ve bu Hinduizm dininde en aşağılayıcı durumlardan biriydi. Nepal’li insanlar da Hinduizm dinine inanıyorlardı ve oldukça dindarlardı, ancak Hintlilerin aksine hayvanlara bakıyorlar ve dışlamıyordı.
    Çok kötü durumda olanlardan biri.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1533.jpg
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/12/IMG_1535.jpg
    Varanasi’ye kadar olan yol güzergahı.
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Çetin Güzel

    Daimi Üye
    7
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Sal, Tem 21, 2015
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ,
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ,
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Yağmuru sever misiniz, ben severim. Eğer kaldığım yerin bir penceresi varsa -ki çoğunlukla olmuyor- kahvemi alıp geçerim karşısına. Kahve çantada illa ki vardır -çay mı, unutalı çok oldu:)- suyu kaynatmak için de ocak zaten hali hazırda… Bir taraftan yağmur, bir taraftan kahve üstüne de yağmurun sesi, daha ne olsun:) Pencere arkasında keyfe dönüşen anlar bisiklet üzerinde pek de keyifli değildir benim için. Yaz aylarının ılık havasında su geçirmez kıyafetlerin içerisinde terden vıcık vıcık olursunuz. Çantalarınız, üstünüz başınız çamur içinde kalırlar. Eğer otelde konaklama yapacaksam önce üstümü ve çantaları temizler öyle geçerim. Yapmasam da olur ama o otelin sonrasında başka bir bisikletçiyi kabul edeceğini sanmam.
    Malezya’daki son haftamda biraz şansızdım. Nerdeyse bir haftadır yağmur altında sürüyordum. Pek eğlendiğimi de söyleyemem. Ülkedeki son günümde sabahleyin bir umutla perdeyi araladım, ama durum pek içacıcı değildi:)
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Yolculuk başlamıştı. Çok geçmeden gökyüzü homurdanıp selam verdikten sonra yağmur da yağmaya başladı. Burada havalar biraz tuhaftı hani; yağmur başladığında sanki biri yukarıda musluğu açık unutuyormuş gibi bütün gün veya gece aralıksız yağmaya devam ediyordu. Ama bu sefer keyifsizliğim gökyüzünde değil bağırsaklarımdaydı. Her ne kadar Hint yemeklerini sevsem de kullanılan baharatların bana pek iyi geldiğini söyleyemem. Bir önceki akşam da afiyetle köri soslu tavuk yemiştim. Şimdi de hasretle bir benzin istasyonu arıyordum.
    Yağmurun şiddeti hafiflemişti ama sancı daha beter bir hale gelmişti. Durum pek içaçıcı değildi. Durmam gerekiyordu. Yolun solunda kepekleri kapalı bir lokanta gördüm ve gidonu alelacele o tarafa çevirdim. Yol tek katlı yerin yanından geçiyor ve iki kola ayrılarak devam ediyordu. Yol ayrımının bitişiğinde bir çukur vardı. Bisikleti dayayıp çantadan tuvalet kağıdını çıkardıktan sonra çamur halindeki çukura daldım. Saniyelerle yarıştığım durumlardan biriydi. Hani rahatladım diyemeceğim çünkü çukurun önünden iki defa motorsiklet geçmişti ve ikisinde de görünmemek için çukura iyice kapaklanmıştım. O vaziyette kim göz göze gelmek ister ki:) Çukurdan çıktığımda ayaklarım, ellerim ve göğsüm çamur içinde kalmıştı.
    Yağmur sağolsun dinmeden yağmaya devam etti. Sancı da yol boyunca kendisini tekrarlayıp durdu. Neredeyse gördüğüm her benzin istasyonunda mola vermiştim. Benzin istasyonları büyük ve temizdiler ama arkadaş bu ne pintiliktir, insan koskoca yere sadece bir tane mi tuvalet koyar? Hani içeriye giriyorum canım burnumda zaten, çok geçmeden dışarıdan öhö öhö sesleri! Öhö öhö ne lan, yolda altıma mı yapayım:)
    Islak ıslak:)
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/07/GOPR9554.jpg
    Sınıra az bir yol kalmıştı. Bir an önce uygun bir otel bulup yerleşmek istiyordum. Bir taraftan yağmur diğer taraftan mabadım beni bugünlük yeterince hırpalamıştı. Ama şans işte, sınır geçişi bu sefer kolay olmayacaktı ya o da diğer bir yazıya kalsın. Görüşmek üzere:)
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Çetin Güzel

    Daimi Üye
    5
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Cum, Kas 7, 2014
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ,
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Bisikletle ilk haşır neşir olduğum zamanlarda Taksim’de bir bisiklet görmüştüm. Siyah renkli, kelebek gidonlu bir bisikletti. Muhtemelen yabancı bir gezgine ait olan bu bisiklete hayran hayran bakakaldığımı hatırlıyorum. Bisikletin markası; Surly Long Haul Trucker’di.
    Asya ülkelerine yapacağım bisiklet turunda Dahon marka katlanır bisikletimle yola çıkmış, ama sonrasında yaşanan aksilikler sonucunda gezgin dostu
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ‘nin maddi desteği sayesinde hayalini kurduğum bisiklete yıllar sonra kavuşmuştum.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/Surly.jpg
    Bisikletin vites grubu; Shimano SLX M670 3×10
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/slx.jpg
    SLX vites sistemini ilk defa bu turda kullandım. Şu an Hindistan’da yani dokuzuncu ülkdeyim ve yol boyunca herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Ayna kol dişli sayısı 42-32-24; alışık olduğumuz 44 dişli sayısı yerine 42 kullanılmış. Dağ bisikletleri için tasarlanan bu sistemde, yarışlarda hızlı vites değişimlerinde zincirin atmasını önlemek için 42 dişli sayısı uygun görülmüş. Her ne kadar yarışta değil turda olsam da şu ana kadar bir kere olsun zincir atmadı. Daha önce kullandığım bisikletimden biliyorum, özellikle rampa çıkarken zincirin atması gerçekten sinir bozucu bir durum oluyordu. 10’lu vites sisteminin tek bir dezavantajı var o da Asya ülkelerinde yedek parça bulma konusunda sıkıntılar yaşanabiliyor. Örnek olarak, uygun bir zincir bulamadığımdan Nepal’e gelen bir arkadaşıma SLX zincir sipariş etmiştim. Ekstra bir zinciri de ayrıca yanımda taşıyorum. Bu sistemde 11-36 ölçülerinde ruble kullanıyorum. 4-5 günlük yiyecek ve 10 litre su taşıdığım Tacikistan’ın zorlu ramplarını bu ruble sayesinde zorlanmadan aşabilmiştim.
    Evet, bisikletin en önemli kısmına geldik. Jant seti. Peki neden önemli? Çünkü Gürcistan dağ yollarında ve Özbekistan’da olmak üzere toplam sekiz adet jant teli kırmışlığım var. Bu konuda oldukça kötü bir deneyimim oldu. Sonradan sipariş ettiğim yeni jant setiyle Tacikistan’ın yolu olmayan yollarında sorunsuz olarak pedallayabilmiştim.
    Jant: Rigida Sputnik Heavy Use 36 Delikli
    Jant telleri: DT Swiss Competition Tour Double Butted 2.1
    Ön-Arka Göbek: Shimano XT M785 36D
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/XTHUB.jpg
    Özbekistan ve Tacikistan’da birlikte yol aldığım veya rast geldiğim turculular genellikle Shimano’nun LX göbeklerini kullanıyorlardı. Aralarında XT göbek kullananı görmedim. Nedenini sorduğumda XT göbeklerin hem pahalı hem de LX göbeklere göre dayanımın daha zayıf olduğunu söylediler. XT göbekleri yıllardır kullanan arkadaşlarım var ve herhangi bir olumsuz şey duymadığım gibi XTR göbekle Asya turunda 9.000 km.’yi geride bırakmış bir arkadaşım var. Açıkçası eğer Türkiye’de bulunsaydı ben de LX göbek taktıracaktım ama bana sunulan tercihlerin biri Deore diğeri de XT göbekti. Ben de XT’yi tercih ettim.
    Fren kollarında Shimano’nun LX BL-M 57 modelini kullanıyorum.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/lxx.jpg
    Fren bacakları; Shimano XT BR-T780.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/xtb.jpg
    Bu fren takımı hakkında söyleyecek çok bir sözüm yok, çünkü oldukça güçlü frenleme yapıyorlar. Fren pabuçlarında da XT’nin kendi orjinal fren pabuçlarını kullanıyorum ve yanımda da yedeklerini taşıyorum.
    Ön ve arka bagajda Surly’nin kendi üretimi olan çelik bagajları kullanıyorum.
    Ön bagajın kapasitesi: 32 kg.
    Ağırlığı: 1.382 gr.
    Boru çapı: 10 mm.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/Surl.jpg
    Arka bagajın kapasitesi: 36 kg.
    Ağırlığı: 1.260 gr.
    Boru çapı: 10 mm.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/srrr.jpg
    Bagajlar piyasada satılan çelik bagajlara kıyasla daha ağırlar ama her türlü yol şartlarında sizi yolda bırakmayacak kadar da sağlamlar.
    Bu turda Schwalbe’nin Marathon Plus Tour (26×2.00) teker modelini tercih ettim. Hem katlanır bisiklette hem de daha önce kullandığım Merida marka bisikletimde Schwalbe’nin Marathon Plus tekerini kullanmış ve oldukça memnun kalmıştım. Güzergahımda dağ yolları mevcut olduğundan bu sefer Marathon Plus Tour modelini denemeye karar verdim. Lastiğin ağırlığı 1.100 gr. ve 130 kg. kadar yük taşıma kapasitesi var.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/lastik.jpg
    Asfalt yolda olduğu kadar özellikle engebeli arazide de lastiğin performansı oldukça iyi. Patlamaya karşı ve dayanım bakımından Schwalbe’nin sitesinde en üst değerde gösteriliyor. Şu ana kadar da bir kez olsun patlamadı. Lastiğin bence tek eksi yanı var o da sıcak havalarda asfaltta çok ses çıkartması.
    Tacikistan’ın Vakhan Vadisi’nde yollar irili ufaklı keskin taşlarla kaplıydı. Bu yolda lastikler tabiri caizse haşat oldu, ama daha kendisiyle binlerce km.’lik yolumuz var:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/Lastiky.jpg
    Bisikletin diğer önemli olan parçasına gelelim, yani seleye:) Kullandığım sele, Brooks markasının B17 Standart modeli. Bu seleden memnun olan kadar memnun olmayan bir çok insan var. Ben memnun olanlar arasındayım.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/Brooks.jpg
    Kadro: Surly Long Haul Trucker 54 cm.
    Gidon Boğazı: Uno 110 mm
    Furç Takımı: Neco Rulmanlı
    Sele Borusu: Amoeba Scud
    Aynakol: Shimano SLX M670 42/32/22 10V
    Vites Kolu: Shimano SLX SL-M670 10V
    Orta Aktarıcı: Shimano SLX FD-M670
    Arka Aktarıcı: Shimano SLX RD-M670 10V
    Ruble: Shimano Deore CS-HG62 11-36 10V
    Jant: Rigida Sputnik Heavy Use 36 D
    Jant telleri: DT Swiss Competition Tour Double Butted 2.1
    Ön-Arka Göbek: Shimano XT M785 36D
    Tekerler: Shimano Marathon Plus Tour 26×2.00
    Sele: Brooks B 17 Standart
    Ön Bagaj: Surly CroMoly Steel (Kapasite: 32 kg.)
    Arka Bagaj: Surly CroMoly Steel (Kapasite: 36 kg.)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/Surly1.jpg
    Yazının başında da bahsettiğim gibi, can yoldaşım yıllardır hayalini kurduğum bir bisikletti. Her türlü arazide birlikte yol aldık:) Çok rahat ve keyifli bir sürüşü var. Uzun yıllar boyunca kendisiyle yollar çok daha keyifli olacak:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/olcayguzel.jpg
    Tacikistan, Akbaital Geçidi. İrtifa: 4.655 m.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/GOPR236199.jpg
    Sevgiyle:)



    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2014/11/olcayguzel2.jpg

    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Çetin Güzel

    Daimi Üye
    4
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Çar, Mar 4, 2015
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ,
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    ,
    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

    Oğuz’la trendeyiz. Karşı koltukta biri oturuyordu. Kısacık şort giymişti, ama suretinden kadın mı, yoksa erkek mi olduğu belli olmuyordu. Elindeki tablete yoğunlaşmış, dalmış gitmişti. Oğuz kısık sesle leydiboy (ladyboy), dedi. İneceği zaman üzerinde ne bir ters bakış ne fısıltılar ne de alaycı gülümseler vardı… Hanım hanımcık giyinmiş başka bir leydiboy kafenin birinde oturmuş bir yandan kahvesini yudumlarken diğer yandan kız ve erkek arkadaşlarıyla sohbet ediyordu… Başka biri garson olarak çalışıyordu. Bir diğeri ofis çalışanıydı; beyaz gömleği ve siyah eteğiyle… Üzerlerinde herhangi bir baskı yoktu. Toplum tarafından dışlanmadıkları belliydi, sonradan öğrendim aileleri tarafından da dışlanmıyorlardı. Tayland’a ayrıca güzellik yarışmaları varmış ve halk tarafından büyük ilgi görüyormuş. Aralarında devlet dairelerinde çalışan, şarkıcı olan, sporcu, kik bokscu (kickbox) olanlar var. Hepsinde mevcut mu, bilmiyorum ama çalıştıkları binalarda kendilerine ait tuvaletleri de olduğunu okudum. Türkiye’de aileleri tarafından hor görülüp reddedilen, toplumdan dışlanan, geçinmek için vücutlarını satan, özgür bedenleri içerisine hapsedilen insanları düşününce üzüldüm. Götverenlerdi, ibnelerdi ama insan değillerdi ülkemizde. Sadece bu sebepten dolayı kalplerine saygıyı kondurmak istedim bu güleryüzlü, saygılı halkın yüreğine.

    Kadınların hemen hepsi sıcak havada minicik şortlarıyla geziyorlar. Kimsenin dönüpte baktığı yok. Myanmar vizesi için gittiğim Bangkok’da terminale gitmek için bindiğim halk otobüsü kalabalıktı. Çalışan kadın burada çok dolayısıyla otobüste erkekler kadar kadınlar vardı ki bazen daha da fazlaydılar. Mini etekli, daracık şortlu, ipek gibi bacakları olan kadınlarla dolu bir otobüsteydiniz ve ne bir taciz vardı ne bir sürtünme ne de aç gözlü bakışlar. Neden mi, çünkü seks bu ülkede bir tabu değil.

    Tayland turistik bir ülke ama en turistik olan bir yerde bile İngilizce bilen birilerini bulmanız çok zor, hatta konakladığınız otel ya da gest hausta (guest house) çalışanlar dahil İngilizce bilmiyorlar. Bangkok’da turistik alanlarda tabelalar hem İngilizce hem de kendi dillerinde yazılıydı ama her yerde öyle değildi. Bir çok yerleşim yerinde oteller dahil tabelalar kendi dillerinde yazıyordu. İngilizce bir tabela bile göremiyordunuz. Hani neden İngilizce öğrenmiyorlardı, neden gerek duymuyorlardı, neden günlük konuşmalarında, tabelalarında, vitrinlerinde veya reklamlarında ingilizce kelimeleri araya katma ihtiyacı duymuyorlardı, tuhaftı, halbuki; vitrinde yüzde yirmi discount olduğunu görünce Mudo Concept’e uğradık. Sonra Çiçek’s Döner’de buluştuk ama çok boring’di. Biz de kalkıp Simith Center’a gittik(!)

    Bangkok’da rakı içmek… Bir fotoğrafçı Oğuz’u evine davet etmişti, birlikte gittik. Ömrü hayatımda bu kadar büyük bir ev görmemiştim. Varlıklı bir aileden geliyormuş. Evinde ayrıca beş tane bisikleti vardı. Üçü katlanır cinstendi ve ertesi gün kısa bir tura çıkacaklardı. Bir ara fotoğraf çekimi için Türkiye’ye gittiğini söyledi ve elinde rakı şişesiyle çıka geldi. Acayip mutlu olduk ve keyifle içtik aslan sütünü:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/raki-2.jpg
    Nehrin karşısında bulunan tapınaktan insanların sesleri yükselirken, matımın üzerine uzanmış kendimi suyun mırıltısına ve ılık rüzgarın esintisine bırakmıştım.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/IMG_3040.jpg
    Akşama doğru bir yerlerde hindistan cevizi ağaçlarıyla kaplı yeşil bir alanda kampımı kurup yemeğimi yaptım. Hava kararınca da Orhan Veli’den mısralarla gökyüzünü yıldızlarla donattım ve çadırımın içerisinden seyirlerine daldım.
    Sabah vakti kuş cıvıltıları arasında…
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/IMG_3071.jpg
    Üzerlerinde sincapların dolandığı olgunlaşmaya başlamış hindistan cevizleri ağaçlardan düşüyordu. Bazıları parçalanırken bazıları sağlam kalıyordu. Yere düşmüş olanlardan bir tanesini göz hakkı niyetine aldım ve suyunu keyifle içtim:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/IMG_3048.jpg
    Çatık kaşlarının altında bir savaşçının gözlerini taşıyordu. Yüz hatları gerginleşmişti. Önce eğilip selam verdi, sonra doğruldu. Çelik gibi sert görünüyordu. Sırtından kılıcını çekti, mavi gökyüzünü kesercesine doğrultu. İncelmiş dudakları arasından hırıltıya benzeyen bir ses çıktı. Alev alev yanan yüreğiyle ileriye doğru atıldı. Kılıcını tam savurmuştu ki arkasında patlayan kadın sesiyle irkildi. Yüzü gölgelendi. Gözlerindeki ateş sönüverdi. O keskin hatlar yumuşadı, mahsunlaştı. Alt dudağı titrer gibi oldu. Plastik kılıcını masanın üzerine koyduktan sonra annesinin bakışları altında yemeğini yemeye başladı:)… Tayland’lı erkek çocuklar bildiğimiz erkek çocukları gibi sıpalar, ama kız çocukları çok sevimliler. Yüzlerin kocaman gülümsemeleriyle bıdı bıdı etrafta dolaşırken izlemek insanı mutlu etmeye yetiyor:)

    Kançanaburi (Kanchanaburi) şehrinde bir çok ülkenin adı sokaklara verilmiş, haritada Turkey Road diye geçse de Türkçe Yolun önünde.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/IMG_3176.jpg
    İkinci dünya savaşı sırasında Japonlar tarafından esir tutulan ve yaklaşık yüzbin müttefik askerinin ölümüne neden olan Ölüm Demiryolu ve Kwai Köprüsü de bu şehirde bulunuyor. Burayı turistlerin akınına uğratacak kadar ünlü yapan da 1957 ABD yapımı olan The Bridge on the River Kwai filmiymiş.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/Untitled-11.jpg
    Savaş Müzesinden bir kare. ‘Affet fakat Unutma.’
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/01/IMG_3165.jpg
    Bisiklet bu ülkede seviliyor ve sevilmesi de sizi sevindiriyor. Hiç ummadığınız kasaba yollarında üzerlerinde formaları, ayaklarında spd ayakkabılarıyla yol bisikletçilerine rastlıyorsunuz. Lokantaya giriyorsunuz üst seviye karbon bir yol bisikleti duvara dayanmış duruyor. Çalışanlardan birine aitmiş ve işe gidip gelirken kullanıyormuş. Kaldığım gest hausta (guest house) vitessiz ve vitesli iki yol bisikleti. Şhirlerde kaç çeşit katlanır bisiklet gördüm, açıkçası bir yerden sonra saymayı bıraktım. Her yerde her türden bisiklet görebilirsiniz burada. Küçük bir yerleşim yerinde satılan bisikletlerden bir örnek:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/03/bisikletler.jpg
    Akşam olmak üzereydi. Gün boyunca pedalladığım yol tarlalar tarafından çevrildiğinden uygun bir kamp yeri bulamamıştım. Hava kararmaya yakın, yol kenarında bir açıklık görünce durmuştum. Zemin pek iyi değildi ama en azından etrafta kimseler görünmüyordu. Çantaların hepsini çıkırttığımda arkadan birinin geldiğini duydum. Meğerse aşağı kısım tarlaymış ve yalnız değilmişim. Bir süre bana ve bisiklete baktıktan sonra yanımdan ayrıldı. Ama çok geçmeden ikincisi geldi. Sarhoştu, para istedi, yok dedim bozuldu gitti. Normalde toparlanıp gitmek lazım ama çantaları takmaya üşendim, ayrıca ileride başka bir yer bulup bulamayacağım da belli değildi. Geceye doğru giderler diyerek çadırı çantadan çıkartım ama elinde tütün poşediyle üçüncüsü geldi. Arkadaşlarının olduğu tarafa baktıktan sonra eliyle işaret edip gitmemi istedi. Sanırım arkadaşlarına güvenememişti. Yapacak bir şey yoktu. Toparlanıp yola koyuldum. Bir süre ilerledikten sonra bir tapınak çıktı karşıma. Açıkçası tapınaklarda kalmayı pek sevmiyordum. Yalnız başına çadırda kalmak gibisi yoktur. Ama bu akşamlık yapacak bir şey yoktu.

    Kançanaburi (Kanchanaburi) şehrinde denk geldiğim Aygul ile birlikte devam ediyorduk. Aslında kendisiyle ilk Kırgızistan’da karşılaşmıştık. Ben Bişkek’e doğru gidiyordum o Pamir Hayveye (Pamir Highway) doğru. Aslen G. Koreli ama yedi yıldır İstanbul’da yaşıyordu. Tura Kırgızistan’dan başlamıştı ve Tayland’a tekrar karşılaşmıştık. Myanmar’dan sonra bize sıkıcı gelen asfalt yollardan ilerlemek yerine köy yollarından devam etmeye karar vermiştik. Girdiğimiz toprak yol ilk başlarda rampalarıyla güzeldi ancak bir süre sonra yol iyice dikleşmeye başladı ve bisiklete binemez olduk. Daha önce de dik ramplara denk gelmiştim ama bu kadar uzun değillerdi. Bazı yerlerde yol o kadar dikleşti ki bisikleti itemez hale gelmiştim. Aygul’ün tabiriyle duvar eğilimli rampalar tüm gün canımıza okumuştu. Öğlen başladığımız yolculuğu saat beş buçuk gibi bitirmiş ve sadece on bir kilometre gidebilmiştik. Akşam olduğunda yolumuz üzerindeki bir köyde kamp kurduk. Tayland insanını burada daha da sevdim. Tayland halkı genel olarak saygılılar ama çoğunlukla soğuk duruyorlar ya da çekingen, diyelim:) Belki de dil bilmediklerinden ama benim açımdan sorun yoktu, çünkü kamp yaparken ya da yemek yerken kimse başınıza toplanıp sizi rahatsız etmiyordu. Köyde kamp yapmaya karar verdiğimizde bir evin bahçesine oturmuştuk. Evin ahalisi bahçelerinde oturmamıza bir şey demediği gibi üstüne oturalım diye sedir ve yastık getirdiler. Bunlar olurken aramızda herhangi bir konuşma geçmedi. Zaten dil konusunda anlaşamıyoruz o yüzden zorlamıyorlar. Çadır için izin istedik, olur dediler. Hava kararmaya yakın evin hanımı yemek getirdi. Sabahta kahvaltı… ve yine hiçbir şey söylemeden yanımızdan ayrıldı; ama insanlarında sevdiğim o sımsıcak gülümsemesiyle:)
    Rampaların birinde:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/03/Tayland.jpg
    Shimano XT FH-T 780 arka göbeğin soket kısmı kırıldı. Yolda ilerlerken arka göbekten ses gelmeye başlamıştı. Kontrol sırasında rublenin oynadığını farkettim. Rubleyi söktüğümde ise nedeni ortaya çıkmıştı.
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/03/XT_Hub.jpg
    Bisikletçi dükkanında denk geldiğim Fransız bir bisikletçi de aynı model göbeği kullandığını ve Gürcistan’da soket kısmının kırıldığını söyledi. Gürkan Genç’in kullandığı XT göbeğin soket kısmı yine aynı şekilde kırılmıştı. Eğer uzun yola çıkacaksanız XT göbeklerden uzak durmanızı tavsiye ederim. Şu an Çan May (Chiang Mai) adlı şehirdeyim. İlk gittiğim bisikletçi de parça bulamayınca Top Gear adındaki başka bir bisikletçiye gittim. Ellerinde XT göbek yoktu ama aynı model göbeği siparişle getirdiler. Göbeği yenisiyle değiştirip jant tellerini yeniden ördürmek yerine kırılan parçayı ve içini olduğu gibi değiştirmelerini istedim. Toplamda 70 dolar masraf karşılığında sorun halledilmiş oldu:)

    Şehire geldiğimin ertesi günü göbeğin tamiri için gittiğim bisikletçide iki tane bisikletçiyle karşılaştım… Mauro?!… İkimiz de öylece kala kaldık ve aynı anda küfrü basıp birbirimize sıkı sıkıya sarıldık. Kendisiyle Tacikistan’da birlikte pedallamıştık. Çin’i de beraber geçecektik. Şu ana kadar en iyi yol arkadaşlarımdan biriydi. Çin vizesini alamayınca ayrı rotalara doğru devam etmiştik. Kendisi Japonya’da turu bitirecekti ama vaz geçmiş ve Tayland’a gelmişti. İkimizde inanamadık, ne güzel bir rastlantıydı:) Tacikistan’da yine birlikte pedalladığımız İsveçli Sebastian ve Delfin’in de burada olduğunu öğrendim. Ertesi gün buluşup yemek yedik. Dostlarla tekrar beraber olmanın güzelliğini anlatmaya gerek yok sanırım:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/03/Mauro.jpg
    Oğuz ve İbrahim’le mesajlaşıyoruz… Tayland’ın yolları üçümüzü de sıkmıştı. İbrahim’in deyimiyle Tayland’a macera eksikti. Onlar çöllerden Himalayalar’da geçmişlerdi ben de Orta Asya’dan… Akşam birlikte yemek yerken Mauro, ah Güney Asya, diye mırıldandı. Asfalt yolların sıkıntısı üzerine bir de insan kendini buralarda kapana kısılmış gibi hissediyordu, çünkü Çin aşılmaz büyük bir duvar gibi önümüzde dikiliyordu hele ki Türk Pasaportu olan bizler için. Bakalım yol beraberinde neler getirecekti:)
    Sevgiyle:)
    http://seyrupedal.com/wp-content/uploads/2015/03/Tayland_Gunceleri2.jpg

    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.


    Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.

BF Okuru

Üye
Kayıt
2 Şubat 2005
Başlık
0
Mesaj
0
Tepki
0
Kazakistan kısmını okudum, gerçekten güzel yazmış, birebir, abartmadan.
Almataya falan gelirse haberimiz olsun lütfen.
 
  • Beğen
Tepkiler: 1 kişi

Emrah GÜLEZ

Forum Demirbaşı
Kayıt
20 Ağustos 2013
Başlık
35
Mesaj
435
Tepki
195
Şehir
İSTANBUL/ SİLİVRİ
Bisiklet
Merida
Abini tebrik ederim çok güzel bir anlatımı var tebrik ederim inşallah sponsor bulur yoluna devam eder.
 

Osman Kıtay

Forum Bağımlısı
Kayıt
31 Temmuz 2012
Başlık
25
Mesaj
888
Tepki
1.122
Yaş
44
Şehir
İstanbul
Bisiklet
Fuji
Takibe aldım. Haberimiz bile olmadığı acaba kaç seyyah daha var? merak ediyorum.
 

Çetin Güzel

Daimi Üye
Kayıt
6 Eylül 2013
Başlık
10
Mesaj
334
Tepki
208
Şehir
istanbul
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #5
Abim yazıları güzeldir. Gittiği yerde internet sıkıntısı olduğu için internet bulduğu yerde yazıyor direk.
 

SerkanH

Forum Bağımlısı
Kayıt
27 Nisan 2014
Başlık
42
Mesaj
4.100
Tepki
4.471
Yaş
39
@Çetin Güzel

Kesinlikle çok güzel anlatımı var. Her bisiklet severin hayalidir sanırım bu. En azından benim için.


 

Derya Keçeci

Forum Bağımlısı
Kayıt
2 Haziran 2011
Başlık
52
Mesaj
1.748
Tepki
4.242
Şehir
Ankara
İsim
Derya
Bisiklet
Trek
Daha fazla ilgiyi hakediyor olsa bile forumda genel eğilim,turu yapan kişilerin konu açması.Abinizle gurur duymakta haklısınız ancak onun adına hiç bir soruya övgüye ya da eleştiriye yanıt veremeniz doğru olmaz.Kendisine aracısız olarak gönderebileceğimiz tek şey duâ:Allah yolunu açık etsin,diyelim.

GT-S7500 cihazımdan Tapatalk 2 ile gönderildi
 
  • Beğen
Tepkiler: Cüneyt HOCAOĞLU

Çetin Güzel

Daimi Üye
Kayıt
6 Eylül 2013
Başlık
10
Mesaj
334
Tepki
208
Şehir
istanbul
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #10
Güncel yazısı;

Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
 

Çetin Güzel

Daimi Üye
Kayıt
6 Eylül 2013
Başlık
10
Mesaj
334
Tepki
208
Şehir
istanbul
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #11
Yeni yazı;

Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
 

mehmet roy

Forum Demirbaşı
Kayıt
5 Eylül 2014
Başlık
37
Mesaj
401
Tepki
309
Şehir
bursa
Bisiklet
Salcano
vaybe :D Aynısını motosikletle bile yapmaya cesaret edemem :D
 

Çetin Güzel

Daimi Üye
Kayıt
6 Eylül 2013
Başlık
10
Mesaj
334
Tepki
208
Şehir
istanbul
  • Başlık sahibi Başlık sahibi
  • #13
Katmandu Günlükleri, iyi okumalar.

Bağlantıyı görüntüleyebilmek için üye girişi yapmalısınız.
 

MertAG

Forum Bağımlısı
Kayıt
30 Ağustos 2014
Başlık
25
Mesaj
857
Tepki
598
Yaş
27
Şehir
Antalya
Bisiklet
Kron
Harika yazılar bayıldım enfes anlatmış helal olsun. :alkis::alkis::alkis:
 
  • Beğen
Tepkiler: Çetin Güzel

MertAG

Forum Bağımlısı
Kayıt
30 Ağustos 2014
Başlık
25
Mesaj
857
Tepki
598
Yaş
27
Şehir
Antalya
Bisiklet
Kron
Ben dilini çok beğendim bu adam kitap yazsa yok satar heralde :).
 
  • Beğen
Tepkiler: Çetin Güzel

five

Part time turcu
Kayıt
29 Temmuz 2005
Başlık
97
Mesaj
1.243
Tepki
2.943
Yaş
48
Şehir
İstanbul-Bostancı
Başlangıç
2004—05
Bisiklet
Diğer
Bisiklet türü
Şehir - Tur
Tur da, yazı da muhteşem. :)

Selamlar
five
 
  • Beğen
Tepkiler: Çetin Güzel

BF Okuru

Üye
Kayıt
2 Şubat 2005
Başlık
0
Mesaj
0
Tepki
0
Bizim arkadaşlar merak edip, tatile Hindistan a gitmişlerdi. 10 günlüğüne ama 3. gün geri kaçtılar. Aynen Olcay ın bahsettiği gibi. Akıllarında kalan tek şey koku olmuş, pis koku.
 
  • Beğen
Tepkiler: 1 kişi
Yukarı Alt