Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Zagrep-Dubrovnik arasında 550 km ( Hırvatistan )

Konu, 'Yabancı bir ülkede şehirlerarası turlar' kısmında semihcelikoglu tarafından paylaşıldı.

  1. semihcelikoglu

    semihcelikoglu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Aralık 2006
    Mesajlar:
    422
    Beğeniler:
    291
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    Merhaba arkadaşlar,
    kardeşim Sinan ile beraber 8-18 Eylül 2009 tarihinde Hırvatistan'ın kuzeyi başkent Zagrep'ten neredeyse en güneyde Dubrovnik'e kadar gerçekleştirdiğimiz 550 km bisiklet yolculuğumuz boyunca yaşadıklarımızı günlük tarzında yazılar ve tabiki fotoğraflar eşliğinde http://www.semihgeziyor.com/ adlı sitede yayınlamaya başladım. Şuan için sadece ilk günü yazabildim. Gerisini ekledikçe buradan sizlere duyuracağım. İlk yurtdışı deneyimimdi. Ayrıca kendi en uzun yol rekorumu da bu gezi sırasında kırdım. Bu site de ilk deneyimim ve gayet amatörce oluşturuluyor. Yorumlarınızı bekliyorum.

    Herkese iyi forumlar
     
  2. Soner Sarihan

    Soner Sarihan Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    3.915
    Beğeniler:
    8.487
    Şehir:
    İznik
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Sevgili Semih,
    Gerçekleştirdiğin tur için tebrikler,

    Bisikletforumun kurallarından olan

    0:cool: Forumda, sitenizin ziyaret edilmesini istemeniz, sitenizde satılan veya aracı olunulan bir "ürünün" reklamını yapmanız ve bunlar dışındaki tüm ticari kaygı güden mesajlar ve crack, warez, hack ve benzeri sitelerin tanıtımı, site tanıtım bölümü dışında yasaktır. Eğer mutlaka link vermek isteniyorsa; site tamamen amatör ruhla hazırlanmış gezi paylaşım sitesi olmalı, ilgili linke direk yönlendirici ifadeler kullanmadan foto ve yazılar öncelikle bizzat bisikletforumda makul oranda paylaşılmalı. (Makul orana kriter olarak yalnız bisikletforumda paylaşılmış diğer üyelere ait ortalama bir gezinin kalitesi göz önünde tutulacaktır.)

    maddesine uyarınca mesajını editlemek zorunda kaldım.

    Yukarıdaki maddenin gereklerini yerine getirmenizden sonra bisikletsever arkadaşlarımız, kişisel siteniz üzerinden forumda paylaştığınızdan daha fazlasına ulaşma şansı bulabilirler.

    Paylaşımlarınızın sürmesini diliyorum.

    Tekrar tebrik ederim.

    Selamlar.

    Soner Sarıhan
     
  3. semihcelikoglu

    semihcelikoglu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Aralık 2006
    Mesajlar:
    422
    Beğeniler:
    291
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    Gerçekten İzmir-İstanbul ve Zagrep havaalanlarında yaşadıklarımız baya sıkıntı vericiydi. Ancak Zagrep havaalanından çıktıktan sonra herşey birden bire değişti sanki. Yolun geri kalanında oldukça keyifli dakikalar geçirdik ve ayrıca oldukça da şanslıydık sanırım sadece bir defa lastiğim patladı o kadar. Yazımda ilk günden bahsettiğim ve o zaman için ev sahipleri tarafından ağırlandığımızdan yemeğe henüz birşey harcamış değiliz =) Daha sonraki gönderilerimde fiyatlardan mutlaka bahsedeceğim merak etmeyin. Domuz eti ve bira için şunu işaret etmek isterim:in: Görüşmek üzere
     
  4. Soner Sarihan

    Soner Sarihan Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    3.915
    Beğeniler:
    8.487
    Şehir:
    İznik
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Sevgili Semih,
    özel mesajlaşmamızdan sonra foto ve yazılarını öncelikle forumda paylaşacağına dair inancımdan dolayı kendi şahsi sitenin linkini görünür hale getirdim.

    Paylaşımlarının devamını diliyorum.:in:

    Eşimle planladığımız balkan turunun bir bölümünü gerçekleştirdiğiniz için size çok fazla sorumuz olacak ilerdeki günlerde.

    Selamlar
     
  5. semihcelikoglu

    semihcelikoglu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Aralık 2006
    Mesajlar:
    422
    Beğeniler:
    291
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    Mümkün olan en yakın zamanda fotoğraf ve yazıların bir kısmını buradan paylaşacağım çok teşekkür ederim. Balkan turunuz için üzerime düşen yardımı yapmaya hazırım.
     
  6. semihcelikoglu

    semihcelikoglu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Aralık 2006
    Mesajlar:
    422
    Beğeniler:
    291
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    [​IMG]

    Yaklaşık bir sene öncesinden aklımın bir köşesine yer etmişti bisiklet ile Hırvatistan turu. En fazla iki hafta içerisinde hemen hemen boydan boya dolaşabileceğim bir ülke arıyordum kendime. Biraz araştırmanın ardından Hırvatistan’ın bunun için çok uygun bir yer olduğunun farkına vardım.

    Neden Hırvatistan diye soranlara vereceğim cevaplar ise,

    1. Dediğim üzere iki hafta gibi bir süre içerisinde kuzeyde Zagrep’ten başlayarak neredeyse en güneyde yer alan Dubrovnik’e kadar rahatlıkla gidilebilir.

    2. Gerçekten çok güzel manzaralar eşliğinde yolculuk edeceğiniz bir rotanız var. Bu rota süresince Split ve Dubrovnik gibi önemli turizm merkezlerine uğrama şansınız var.

    3. Türk vatandaşlarından vize istenmiyor.

    4. Avrupa birliği üyesi olmaması ve kendi para birimleri olan Kuna’yı kullanmaları dolayısı ile fiyatların uygun olduğu bir ülke.

    Bu yolculuk için yapılan hazırlık ve harcamalardan ilgi duyanlar içn kısaca bahsetmek istiyorum ;

    1. Pasaport ( İlk kez çıkaracaksanız 135 tl cüzdan bedeli, ayrıca 1 sene geçerlilik süresi için de 160 tl )

    2. Gidiş Dönüş uçak bileti ( Belki başka ülkelerden aktarmalı daha uygun bulunabilir ancak ben İstanbul’dan doğrudan Zagrep uçuşunu tercih ettim. THY’den ekonomik sınıf bilet 3 hafta önceden 430 tl )

    Aslına bakarsanız en önemli harcamalarda bu ikisi gibi görünüyor. Bunun dışındaki harcamalara yazı ilerledikçe yeri geldiğinde değineceğim.

    Bu gezi 8-18 Eylül 2009 tarihleri arasında gerçekleştirildi.

    8 Eylül Sabah,

    Evden saat 8.00′de herşeyin hazır olduğunu düşünerek İzmir Adnan Menderes Havaalanına doğru yol alıyoruz. Beni ve yol boyunca bana eşlik edecek olan kardeşim Sinan’ı babam uğurlayacak. Bornova’dan otobana girdiğimizde en geç 40 dk. içinde havaalanında olacağımızı zannederken daha yolun hemen başında sanırım 2 dk. önce gerçekleşmiş olan bir trafik kazasına müdahale etmek için karşı yönden gelen polis, itfaiye ve ambulans yolu tamamen emniyet şeridi dahil olmak üzere kapattı.

    İnip baktık, minübüsteki 2 kişi öndeki başka bir araçla çarpışma sonucu kötü bir şekilde araca sıkışmış halde kurtarılmayı bekliyorlar. Bir an önce kurtarılacaklarını umarak bizde beklemeye başlıyoruz. Ancak aradan 40 dk. geçmesine rağmen kurtarma çalışmaları halen sürüyor. Ciddi biçimde uçağı kaçırma korkusu yaşamaya başlıyoruz. Zira yol hiçte kısa zamanda açılacak gibi durmuyor. Oradakilere söylenebilecek tek bir söz yok. Kazazedelerin canı burnunda. Bizim uçaktan bahsetmemiz biraz abes kaçacak gibi dursa da yinede polise şikayetimizi iletiyoruz ancak ne yazık ki değişen birşey yok. Son olarak arkamızda birikmiş olan diğer araçlar kural ihlali yaparak geri geri çıkmaya başlıyorlar bizde onlara katılıyoruz. Fakat burada asıl kural ihlali bence emniyet şeridini hiçe sayarak durup en azından tek şeritten rahatlıkla akabilecek trafiği tıkayan polis, itfaiye ve ambulans aracında. Bizde veya arkamızda bekleyen araçlardan birinde de acil taşınan bir hasta olabilme durumu da olabilirdi.

    Neyse yaklaşık 50 dk. orada bekledikten sonra 10.00′daki İstanbul uçağı için ancak 9.50′de Havaalanında Check in noktasına gelebiliyoruz. Görevli uçağımızın kalkmak üzere olduğunu 30dk. önce kapılarını kapattığını ve binemeyeceğimizi söylüyor. Tam anlamıyla yıkılıyorum. Bu konu ile ilgili görüşmek üzere THY bürosuna yöneliyoruz. Biletlerimize bakılıp ekonomik sınıf olduğu için yapacak birşey olmadığını sefer değişikliği ve erteleme şansımızın olmadığı söyleniyor. Tam anlamı ile çıldırmak üzereyiz. Sakin olmaya çalışarak daha yetkili birisini bularak yardım istiyoruz. 12.40′ta İstanbul’dan kalkacak olan Zagrep uçağına yetişmemiz için başka bir firmadan bulabilirsek saat 11.00 için bilet almamız söyleniyor. Maddi kaybı göze alarak soruyorum ama tek bir firmada bile bilet yok. Her şey başlamadan bitmiş bütün hazırlıklar ve harcamalar boşa gitmiş gibi görünür ve ağlamaklı bir haldeyken sanırım bize acıyan THY görevlisi Tolga Bey bize 11.00 THY uçağı ile İstanbul’a gidebileceğimizi ancak orada içhatlardan dış hatlara geçiş, pasaport ve bilet kontroleri için 40 dk. mız olacağını. Çok acele etmemiz gerektiğini ve o gün yağışlı olan hava nedeniyle uçağın havada birkaç tur atması halinde şansımızın iyice azalacağını ve İstanbul’da kalabileceğimizi sözlerine ekliyor.

    Bu sözler sonrasında biraz umutlanıyor ve seve seve kabul ediyoruz. Biletlerimizi tekrar düzenlettirdikten ve hiç hesapta olmayan 13o tl ‘yi 2 bisikletin uçakta taşınması için THY ‘ ye ödedikten sonra İstanbul uçağına biniyoruz ve endişeli bekleyiş başlıyor. Bu arada ekonomik sınıf için THY’ nin internet sayfasında bisiklet taşımanın fiyatlandırılması ile ilgili hiçbir not düşülmediğinin altını çizmek istiyorum. Belirtilen tek şey kişi başı 20 kg bagaj hakkımız olduğu ve ayrıca uçağın içine yanımıza da 8 kg kadar çanta alabileceğimizdi. Ne bisikletlerimiz kutulanmış halleriyle 20 kilogramı geçiyordu, ne de yanımızdaki çantalar 8 kilogramı.

    Sinan ve ben son derece gerginiz. Yetişebilecek miyiz ? Yetişemezsek ne olacak ? İç hatlardan dış hatlara en kısa sürede nasıl gideriz ? Bu gibi sorular kafamızı meşgul ederken ben İstanbul’da kalmamız ve Zagrep uçağını kaçırmamız durumunda eve dönmek yerine rotayı Batı Karadeniz’e çevirerek olabildiğince yol almayı planlamaya başlamıştım. Öyle ki en kötü anda bile hep olumlu düşünme ve durumu lehine çevirmeye gönülden inanıyorum.

    Neyse ki herşey yolunda gitti uçak zamanında kalktı ve indi. Bu arada yolculuk sırasında yanımdaki Bülent Bey ile olan konuşmamız sırasında durumumuzu anlatmam sonrası Bülent Bey kendisinin de dış hatlar terminaline gideceğini ve en kısa yoldan bizi götürebileceğini söyleyip yüreklerimize su serpiyor. Uçaktan indikten sonraki koşuşturmamız görülmeye değerdi. Bülent Bey önde biz arkada. 15 tl ‘lik yurt dışına çıkış harç pulunu aldıktan sonra pasaport kontrolü ve son bir koşuşturmacanın ardından nihayet Zagrep uçağındayız. Artık yüzler gülüyor şakalaşmalar falan derken zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmadan Zagrep’e iniş için uçak alçalmaya başlıyor.Ancak biz gerginlik ve aksiliklerin bittiğini zannederek kesinlikle yanılmışız.

    Hırvatistan’a giriş için pasaport kontrol noktaları Avrupa Birliği, Hırvatistan vatandaşları ve diğerleri olarak ayrılmış durumda. Bize ayrılan diğerleri sırasında bekliyoruz sıra Sinan’a geliyor. Ben arkasında heyecanla izliyorum ancak Sinan’a bir takım sorular soran güzel sarışın Hırvat kadın görevli Sinan’ın suratında hissedilir bir gerginliğe yol açıyor. Merakla yaklaşıyorum. Bana sert bir sesle sarı çizginin ardında beklememi söylüyor. Hemen sonra Sinan dönüp bana ” kaç paramız var bizim? ” diye soruyor. 400 Euro diye cevap veriyorum. Güvenlik açısından yanıma fazlaca nakit almak istememiş kredi ve nakit kartımı kullanmayı tercih etmiştim. Paraları ve kartları da ayrı yerlerde tutuyordum. Görevliye 10 gün için 400 Euro tabi ki az gelmiş olacak ki bu kadar para ile mi 1o gün kalacağımızı sordu. Ardından durumu anlatmamız üzerine önce parayı görmek ve saymak istedi. Ardından kartlarımı inceledi. Halen tatmin olmamışken Sinan dönüş biletlerimizi almış olduğumuzu söyledi. Sonunda biletleri de inceleyen görevli bizi ülkesine almaya razı oldu. Kendimizi resmen 3. Dünya ülkesi vatandaşı gibi hissettik malesef. Geçiş yaptıktan sonra Sinan’ın anlattığına göre önce neden geldiğimizi, sonra nerede kalacağımızı, rezervasyonumuz olup olmadığını daha sonra sırasıyla para, kartlar ve biletleri istemiş.

    Pasaport kontrolünden geçtikten sonra bagajlarla beraber gelen kutulanmış haldeki bisikletlerimizi alıp çıkışın nerede olduğuna bakmaya başladık. İngilizce yazıların küçüklüğü ve az önce yaşadığımız gerginliği üzerimizden atamamış olmamızdan dolayı, benim gördüğüm çıkışa benzer bir koridor önünde durakladık. Ama taşıma arabasına aldığımız bisikletlerle bu dar koridordan geçmek imkansızdı. Tam bu sırada yanımıza yanaşan bir polis bize çıkışı gösterip yardım etmek yerine ” Ne yapmaya çalışıyorsunuz ? ” diye gayet kaba bir biçimde sordu. Çıkışı aradığımızı söylediğimizde 1dk. önce zaten görülmüş olan pasaportlarımızı tekrar istedi ve inceledi. Gerçekten çok can sıkıcı bir durumdu.

    Neyseki bu kaba hareketin ardından bize çıkışı gösterdi ve kendimizi dışarı attık. Ve çıkar çıkmaz kocaman ağaçlar, çimler ve sessiz huzur dolu havası ile bir park gördük karşımızda. Biraz oturup rahatlamak ve İzmir’de bizden haber bekleyenlere ulaşmak için çok uygun bir yerdi. Birkaç dakikanın ardından bisikletleri kutularından çıkarıp monte etmeye koyulduk.

    Montaj sonrası dönüşte tekrar kullanmak üzere boş kutuları THY bürosuna 18 Eylül’de döneceğimizi söyleyerek bırakıp Zagrep merkezine doğru 15 km’lik yolu pedallamaya koyulduk. Havaalanından çıkar çıkmaz da anayola paralel ilerleyen bisiklet yolunu görünce dumura uğradık. Zira Hırvatistan kesinlikle Avrupa’nın çok gelişmiş ülkelerinden değil. Ayrıca bisiklet kullanımında çok önlerde olmamasına karşın ülkemiz ile kıyaslandığında en azından Zagrep için diyebiliriz ki arada bisiklet yolu ve kullanımı açısından uçurum var. Trafik ışıklarında karşıya geçmek için bekleme esnasında karşıda 5 yaya varsa en az 2 veya 3 de bisikletli yanlarında bekliyordu. Ayrıca bisikletler içinde trafik lambaları vardı. Ve özellikle genç ve yaşlı kadınların bisiklet kullanması çok daha ilgi çekiciydi.

    Neyse bisiklet yolundan ilerlemeye devam ediyoruz. Artık yapmamız gereken daha önceden www.couchsurfing.org adlı siteden bağlantı kurduğum ve bizi Zagrep’te ağırlamayı kabul eden Karlo ile buluşma yerimizi kararlaştırmak. Kendisini daha önceden vermiş olduğu telefondan arıyor ve Zagrep’te olduğumuzu söylüyor buluşma yerimizi Zagrep Tren İstasyonu olarak kararlaştırıyoruz. Pedallamaya devam ederken yolun diğer tarafından bizi görüp yanımıza gelen Boris adlı arkadaşla muhabbete koyuluyoruz. Bize tren istasyonuna kadar eşlik ediyor. Yardımlarından ve hoş sohbetinden dolayı teşekkür edip İzmir’den yanımda getirdiğim paket Türk Lokumu ve nazar boncuğunu hediye ediyorum. Derken Karlo bisikleti ve kız arkadaşı Boyona ile beraber yanımızda bitiveriyor. Selamlaşma ve ayaküstü tanışmanın ardından Boyona akşam görüşmek üzere yanımızdan ayrılıyor. Biz ise önümüzdeki Karlo’yu takip ederek evlerine varıyoruz. Evde bizi Boyona’nın kız kardeşi İvana ve şu an adını hatırlayamadığım yan komşuları karşılıyor. Son derece sıcak kanlı ve güleryüzlüler. Bu son derece sade, sevimli tek katlı evde eşyalarımızı yerleştiriyoruz. Bu arada Karlo ve Boyona bize kendi odalarını vermiş kendileri ise hemen girişteki küçük çekyatta yatmayı tercih etmişlerdi. Bahsettiğim siteden birçok yabancı konuğu ağırlamıştım. Ve hepsi çok iyi ev sahipliği yaptığımı söylemişti. Ancak sanırım Karlolar benden de iyiydi. Sabahtan beri yaşadığımız bütün gerginliği unutmaya başlamıştık.

    Yaklaşık 1 saat sonra eve gelen Boyona, bana bakıp Karlo için ”Sizi bir gece daha kalabilmeye ikna etti mi ? ” diye sordu. Biz normalde sadece o akşam için kendilerine ağırlanma talebinde bulunmuş ertesi gün ise Zagrep’ten rotamız doğrultusunda pedallamaya başlamayı düşünmüştük. Ancak gördüğümüz sıcak dostluk karşısında planda ufak bir değişiklik yaparak kalmaya 1 gece daha kalmaya karar verdik.
    O akşam Karlo ve Boyona 1-2 saat kadar spor salonuna gideceklerini bizde bu arada onların dönüş saatine kadar Zagrep içinde dolaşmak istediğimizi söyledik. Daha sonra ertesi günkü sınavına çalışan ve sıkılmış durumdaki Ivana kafasını dağıtmak için bize eşlik etmek istedi. Aslına bakarsanız çok da iyi oldu. Çünkü Ivana olmasaydı nereyi gezeceğimizi ve neyin ne olduğunu pek bilemeyecektik. Aşağı yukarı 1.5 saatlik gezinti ve sohbetin ardından eve döndüğümüzde Karlo ve Boyona’yı yemek hazırlarken bulduk. Yemek ve sohbet çok güzeldi. Çok merak ettiğim domuz etini deneme fırsatını da o akşam yakalamıştım. Günün yorgunluğunu atmak amacıyla keyifle içtiğim biranın etkisi ile çenem iyice düşmüş ve rahatlamıştım. Ertesi günü gündüz gözü ve bisikletlerimizle Zagrep’i turlayarak geçirmeyi planlıyorduk. Artık yatma vakti gelmişti ve çok değişik bir hissiyat ile uykuya daldık.


    10 günlük gezinin ilk gününe ait diğer fotoğraflar için www.semihgeziyor.com'u ziyaret edebilirsiniz. En kısa zamanda vakit bulur bulmaz diğer günlere ait fotoğraf ve yazıları düzenleyip sizlerle paylaşacağım.

    Herkese iyi forumlar.
     
  7. Soner Sarihan

    Soner Sarihan Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    3.915
    Beğeniler:
    8.487
    Şehir:
    İznik
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    konunuzu bir süreliğine sabitliyorum.

    Detaylı, fotoğraflı paylaşımlarınızın devamını diliyorum.

    Selamlar
     
  8. tolgayalcin

    tolgayalcin Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    15 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    847
    Beğeniler:
    1.531
    Şehir:
    İstanbul/Beşiktaş
    Seviye:
    semih Bey bana heves cesaret umut ve bir hedef verdiniz. paylaşımınız için teşekkürler. Mükemmel bi macera!
     
  9. semihcelikoglu

    semihcelikoglu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Aralık 2006
    Mesajlar:
    422
    Beğeniler:
    291
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    Mahmut'çum yapılan teşekkür ve olumlu yorumlar takibi beni sevindirir. Ancak merak etme kafayı takacak dünya kadar başka ciddi konu bulurum ben. Yazdıklarım ve deneyimlerim başkalarına heves versin, yardımcı olsun yeter. Zira ben yola çıkmadan bu tarz sitelere göz attım ancak malesef birisi hariç hiç Türkçe kaynak bulamadım Hırvatistan için. Şu an diğer günlerin yazı ve fotoğraflarını düzenlemekle uğraşıyorum. En yakın zamanda paylaşacağım. Sevgiler.
     
  10. Mehmet Sunar

    Mehmet Sunar Kıdemli Üye

    Kayıt:
    28 Şubat 2008
    Mesajlar:
    307
    Beğeniler:
    731
    Şehir:
    dortmund iskenderun
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    bu 8. kurali biraz degistirseler daha iyi olur herhalde. Eger illaki link verilecekse en azindan kisinin burada iki sayfalik resimlerle beraber gezi anlatimi yapmasi sart kosulsa iyi olmaz mi? Bu sadece bir tekliftir belki baskalarindan daha iyi teklifler gelebilir.

    burada birbirimizi yememize gerek yok bisikletciler kendi aralarinda böyle huzursuz olurlarsa millet ne yapar artik gerisini siz düsünün ??? !!!!
     
  11. semihcelikoglu

    semihcelikoglu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Aralık 2006
    Mesajlar:
    422
    Beğeniler:
    291
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    En yakın zamanda buradanda paylaşımda bulunacağım ancak şimdiden haber vereyim istedim 2. günün yazı fotoğraflarını az önce yayınladım. Herkese iyi forumlar.
     
  12. mahmut aslan

    mahmut aslan Aktif Üye

    Kayıt:
    8 Mart 2009
    Mesajlar:
    108
    Beğeniler:
    104
    Şehir:
    istanbul-avcılar
    Seviye:
    eline sağlık semih , ikinci günüde geride bıraktık :) . fotoğraflarını cemal atasoy gibi image shack benzeri bi siteye yükleyebilirsen daha çok resim görebiliriz böylece.

    sevgiler
     
  13. omer yildiz

    omer yildiz Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    16 Aralık 2008
    Mesajlar:
    520
    Beğeniler:
    11
    Şehir:
    antalya
    Seviye:
    Semih bey bu güzel turunuz ve paylaşımınız için teşekkürler. Detaylı fotoğraflarınızı ve gezinizin devamını bekliyoruz. Bol şanslar.
     
  14. semihcelikoglu

    semihcelikoglu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Aralık 2006
    Mesajlar:
    422
    Beğeniler:
    291
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    Arkadaşlar imageus sitesi sürekli denememe rağmen fotoğraf ekleme sırasında hata veriyor. Tekrar deneyeceğim fakat o zamana kadar en azından yazıları paylaşmak istedim. Şimdilik fotolar için siteye göz atabilirsiniz.

    Bisikletle Zagrep-Dubrovnik Arasındaki Yolculuğun 2.günü Zagrep Şehiriçi Gezi

    9 Eylül 2009

    Geç yatmam ve önceki gün yaşadığımız koşuşturmadan olsa gerek sabah 10.30 ‘da ancak kalkabiliyorum. Mutfakta gördüğüm kavanozun üzerine bırakılmış not yüzümde ufak bir tebessüme neden oluyor. Notta şöyle diyor ;

    ‘’Bu kahve, kendinizi evinizde hissedin, kendi kendine kilitlenen aptal kapıya dikkat edin ‘’ Karlo&Bojana.

    Bu ufak jest bile insanın kendine gerçekten evindeymiş gibi hissetmesine neden oluyor. Kendime hazırladığım kahvenin ardından Sinan hala uyurken yine Karlo’nun bizim için dilini İngilizce’ye çevirdiği bilgisayarda posta kutumdaki iletilere baktım ve bazılarını yanıtladım. Bu sırada Ivana ve şuan adını hatırlayamadığım sınıf arkadaşı eve geldiler. Sınavları pek iyi gitmemiş olmasına rağmen yine de yüzleri gülüyordu.

    Sinan’ında uyanması ve kızlarla beraber yaptığımız kahvaltının ardından ben o gün için bize ne yapmamızı önerdiklerini sordum. Elimizde önceki gün Karlo’nun bizim için önceden almış olduğu Zagrep şehir haritası üzerinde gezilecek yerleri işaretlediler ve bir şehir turu rotası çıkardık.

    Ancak bundan önce otogara giderek Plitvicka Jezera adındaki Hırvatistan’ın en büyük milli parkına gitmek için bilet almamız gerekiyordu. Buraya kadar olan yaklaşık 120 km yolu otobüsle almaya karar vermiştik. Çünkü Zagrep’te planımızdaki değişikliğe bağlı olarak 2 gün kalmış olacaktık. Günümüz sayılıydı ve planımızın gerisinde kalmamamız gerekiyordu. Ayrıca bir önceki gün Karlo, Plitvicka’ya kadar olan kısımda kamp yapma veya konaklayacak yer bulmanın pek kolay olmadığını söylemişti. Zira bölgenin akıl almaz yeşillikteki ormanlara sahip olduğunu ve yol kenarına yapılacak kampımızı ziyaret edebilecek ayıların tehlike arz edebileceğinden de bahsetmişti.

    Neyse Ivana’nın arkadaşı ile beraber evden ayrılıyoruz. Kendisinden otogar için yol tarifi aldıktan sonra vedalaşıyoruz. Otogara vardığımızda bilet için nereye danışmamız gerektiği ile ilgili biraz sıkıntı yaşıyoruz. Zira İngilizce yazı bulmak pek mümkün olmadı. Alt kata in, üst kata çık. En sonunda danışmayı buluyoruz. Bileti nereden alacağımızı öğreniyoruz. Sonrasında gişedeki bayana bisikletlerimizi yanımızda alıp alamayacağımızı soruyoruz. O da bunun şoföre bağlı olduğunu söylüyor. Bunun üzerine bilet almaktan vazgeçip, tekrar alt kata iniyor ve konuşabileceğimiz bir otobüs şoförü arıyoruz. Gördüğümüz ilk şoföre elimizde kendi dillerinde Plitvicka Jezera yazılı kağıdı gösterip oraya gitmek istediğimizi ve bisikletlerimizi ne yapacağımızı soruyoruz. Bisikleti anlatmak için elimizle pedal çevirme hareketi yapıyoruz, neyse ki yeterli oluyor. Şoför amca ‘’ oh bisiklo ‘’ diyerek anladığını belli ederek tek kelime İngilizce olmadan kendi dilinde ve vücut dilini de kullanarak durumu anlatmaya çalışıyor. Bagajı da açıp göstererek yaptığı açıklamalardan anladığımız; diğer yolcuların bagajlarının çok olmaması ve yeterli boşluk olması durumunda alabileceği oluyor. Artık biraz endişeli bir şekilde biletlerimizi almaya razı oluyoruz. İki kişi için toplam 152 Kuna ödüyoruz ( 3 Kuna, yaklaşık 1 Lira ). Hırvatistan’da Türkiye’deki gibi bir sürü değişik otobüs firması yok. Bir gişe var oraya gidip nereye gideceğinizi söyleyip bilet alıyorsunuz.

    Artık şehir gezisi için hazırız. Bisikletlerimizi otogarda kilitlediğimiz yerden alıyor elimizdeki harita ile beraber yola koyuluyoruz. Bir önceki akşam Ivana ile beraber akşam gezdiğimiz yerleri ve fazlasını gündüz gözüyle göreceğiz. İlk durağımız Karlo’nun bizi Zagrep’te ilk karşıladığı yer olan ana tren istasyonunun hemen karşısındaki Kral Tomislav heykeli ve ardındaki park oluyor.

    Oradan yavaş yavaş pedallarken ülkemizde görmeye alışık olmadığmız bisiklet yolları ile karşılaşıyoruz.

    Bir sonraki durağımız tarihi Katedrale varıyoruz. Burası aslında çok ilgimizi çeken bir yer değil ancak yinede insanların tapınma amacıyla ne kadar ihtişamlı yerler inşa edebilecekleri hakkında fikir veriyor.
    Buradan çıkışta hemen katedral önündeki havuzun yanında bir fotoğraf alıyoruz.

    Sonra tekrar yavaş yavaş pedallayarak çatısında Hırvatistan bayrağı işli ilginç binanın önündeki meydana varıyoruz. Bu meydan ve çevresindeki binaların hemen hepsinin hükümete ait meclis binaları olduğunu Ivana’dan önceki akşam öğrenmiştik.

    Yola devam ediyoruz. Bir çifti tepesinde öpüşürken gördüğümüz eskiden kullanılan şu an sadece bazı özel günlerde patlatılan tarihi topun bulunduğu kuleye çıkıyoruz. Bilet kişi başı 5 Kuna. Buradan bütün Zagrep’i ayaklarınızın altındaymış gibi görebilmeniz mümkün ve gerçekten çok güzel. Bu şehre geldiğinizde mutlaka uğramanız gereken yerlerden birisi

    Kuleden çıkışta hemen sol taraftan ilerleyen yemyeşil ağaçlarla çevrili isteyenlerin şarap sipariş edip keyif yapacağı mekanların bulunduğu sokağa dalıyoruz.

    Burayı takip ederseniz sonunda kendinizi şehrin dışında ormanın içindeymişsiniz gibi hissetmenize neden olan bir parkta bulacaksınız. Gerçekten bu tarz yerlerin ülkemizde olmayışı içimizde bir burukluk yaşatıyor.Pedallamaya devam ediyoruz. Trafiğe kapalı sağlı sollu bir çok çay, kahve ve bira evinin bulunduğu çok şirin parke taşlardan döşeli kalabalık sokaklardan geçtikten sonra kendimizi Zagrep’in merkezi kabul edilen Ban Jelacic’in at zerindeki heykelinin bulunduğu büyük meydanda buluyoruz. Bu meydanda biraz dinlenirken çevremizden geçen bisikletli sayısını gördükçe ağzımız uçukluyor. Kendi adıma İzmir Konak Meydanındaki Saat Kulesi çevresinde hiç bu kadar bisikletliyi bir arada görmedim.

    Haritamızı kullanarak pek bir kimseye ihtiyaç duymadan ilerlemeye devam ediyoruz. Yolda ilgimizi çeken bina ve heykel;

    Ivana’nın tavsiyesi olan botanik bahçeye vardığımızda bisikletlerle giremeyecek olmamız ve büyüklüğü nedeniyle çok zamanımızı alacağından içeri girmekten vazgeçiyoruz. Ancak dışarıdan görüldüğü üzere vakit olduğu takdirde gezilmeye değer bir yere benzediğini söylemeliyim. Botanik bahçeyi geride bırakırken yakınında gördüğümüz kocaman bahçesi olan içeriden Hırvatça rock müzik sesleri yükselen barı teğet geçiyoruz. O an için akşam Karloların bizi oraya götüreceklerinden haberimiz yok.

    Yolda rastladığım ilan dil kursu içinmiş Türkçe’nin de aralarında olması ilgimi çekti;


    Sinan ve altında Sava Nehri;

    Bu amcanın bisikleti ne marka siz karar verin;

    Neyse uzunca bir pedallamanın ardından nihayet Jarun adındaki 6 km çapındaki park ve spor kompleksi karışımı yere geliyoruz. İlgili bağlantıdan inceleyebilirsiniz. http://en.wikipedia.org/wiki/Jarun Malesef biz ağzımız açık heyecanla gezindiğimizden fazla fotoğraf çekmeyi unutmuşuz. Jarun’u gezmek son derece keyifliydi. Böyle bir ortamda spor yapmanın zevkini tatmış bir çok insan buradaydı. Onlar adına sevinirken yine kendi adıma içim burkuldu .

    Jarun’da neler mi var? Neler yok ki ? Bisiklet, paten, yürüyüş ve koşu yapmak için özel yollar, kürek takımlarının çalışmalarını yaptığı bir yapay göl, konkur atlarına biniş eğitiminin verildiği bölüm, basketbol sahası, masa tenisi, plaj voleybolu, futbol sahası, barfiks, mekik masaları.

    Ve bunların hepsi yemyeşil ağaçların arasında şehrin hemen yanı başında olmasına karşın şehir geriliminden uzak. Ayrıca o kadar çok insan görüyorsunuz ki şu ya da bu şekilde spor yapan, güdülenmemeniz mümkün değil. Zaten sanırım yolculuğumuz boyunca bir iki istisna dışında şişman insan görmemiş olmamızın nedeni de buydu.

    Jarun’da yaptığımız bir tam turun ardından yine tavsiye üzerine aynen Jarun gibi şehrin yanı başındaki diğer parkı ziyaret etmek üzere pedallara basıyoruz. Bundek adlı park daha ufak ama yine de kendi şehrimdekilerle kıyaslayamayacağım ölçüde büyük, filmlerde veya rüyamızda göreceğimiz cinsten. Bir tarafta içinde kuğuların, ördeklerin yüzüp balıkların zıpladığı yapay göl, diğer tarafında ise Zagrep’liler için kumsal havasında yaratılmış havlunuzu alıp yüzüp güneşlenebileceğiniz ikinci bir yapay göl. Çevrede ise yine bisikletliler, patenliler, koşucular cirit atmakta.


    Burada da bir tam turun ardından artık şehir gezimizi bitirme ve akşam yemeği için eve dönme kararı alıyoruz.

    Dönüş yolunda tekrar Sava Nehri üzerinden geçiyoruz;

    Eve gitmeden, önceki akşamki yemekten dolayı kendimizi borçlu hissettiğimizden, zincirleme alışveriş merkezlerinden biri olan Konzum’a uğrayıp yiyecek ve içecek bir şeyler alıyoruz.

    Eve vardığımızda Karlo oraydı ve mutfaktan nefis kokular geliyordu. Açlığa yenik düşerek kimse yokken karnını doyurmuş. Hemen ardımızdan gelen Bojana aç olup olmadığımızı soruyor. Aç olduğumuzu söylediğimizde bir şeyler hazırlamak yerine, dışarıdan yemek ısmarlamayı teklif ediyor. Siparişimiz hazır olana kadar ben şöyle güzel bir duş alıyorum.

    Ardından siparişlerimizi almak üzere hemen arka sokaktaki dükkana Karlo ile beraber gidiyorum. Amacım ödemeyi yapmak. Ama ne mümkün Karlo kesinlikle buna izin vermiyor. Konzum’dan aldıklarınızı siz yokken biz yeriz deyip geçiştiriyor . Teşekkür edip güzel köfteleri eve döndüğümüzde mideye indirmekten başka yapacak bir şey kalmıyor bize.

    Bu arada siparişleri almaya gittiğimizde Hırvatça’da resmi olmayan samimi selamlaşma için kullanılan kelimenin ‘’bok’’ olduğunu öğreniyorum. İçeri giriyoruz herkes birbirine bok diyor. Gerçekten çok tuhaf ve bir o kadar eğlenceli geliyor bu durum Sinan’a ve bana.

    Yemek sonrası Karlo, Bojana ve Ivana ile beraber arkadaşları ile buluşmaya gidiyoruz. Buluşma yerimiz daha önce bahsettiğim gündüz Sinan’la yanından geçip gittiğimiz rock bar. Buranın geceki hali bir başka herkes dıştaki büyükçe bahçede, zira orada bulunduğumuz sırada Hırvatistan’da da kapalı yerlerde sigara içme yasağı vardı. %6.5 alkollü sonrasında başka hiçbir yerde bulamadığımız, Velebitzsko adlı koyu renk bira ve muhabbet gerçekten güzeldi.

    Ayrıca dikkatimi çeken bir nokta bu barda kesinlikle yabancı parça çalınmıyordu. Bütün rock parçaları kendi dillerindeydi. Gece yarısına yaklaştığımız anlarda ben yarın sabah erken kalkacağımızı da düşünerek Karlo ve Bojana ile eve dönmeyi istiyorum. Ancak Sinan, Ivana ve diğer arkadaşlar başka yerlere de gitmeye niyetliler. Bir daha istesek de yapamayacağımız bir şey olduğunu fark ederek, ertesi gün biraz yorgunluğu göze alıp onayı veriyorum.

    Uzunca bir yürüyüşün ardından diğer mekana geliyoruz. Burada herkes dans etme durumunda disko havası var. Benim gücüm iyice tükenmek ve uyumak üzere iken neyse ki birer biranın ardından eve dönüyoruz. Hiç uzatmadan yatağa gömülüyorum. Asıl macera yarından itibaren başlayacak. Dubrovnik’e kadar neler yaşacağımızı bilmemenin heyecanı ile uykuya dalıyorum.

    Sürecek…
     
  15. Soner Sarihan

    Soner Sarihan Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    3.915
    Beğeniler:
    8.487
    Şehir:
    İznik
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Sevgili Semih,

    Geziyi parça parça yazarak, bizi ne hallere soktuğunun farkındasındır umarım.:p :)

    Sizinle oradaymış gibi hissetmek çok kolay.

    Ellerine sağlık, hem bilgi veren:in: hem eğlendiren :) bir metin oluyor.

    Emeklerin için teşekkürler.:in:

    Fotolar için acele etmene gerek yok, vaktin olduğunda paylaşımını güçlendirmek için kullanacağına eminim. Forumda bazılarının yaymaya çalıştığının aksine kimse fotoğraf eklemediği için , link verdiği için tepki almıyor, banlanmıyor. Bizzat benim ve bazı moderatör arkadaşların sitelerinin linkleri yakın zamana kadar duruyordu. Çünkü biz paylaşımlarımızı hem kendi sitemizde ( amatör ) hemde bisikletforumda yapıyoruz.

    Bisikletle ilgili başka sitelerin moderatörleri dahi sitemizde fotoğraflarını rahatlıkla paylaşıyorlar, imzalarında kendi sitelerinin adını vererek, temsilcisi olduklarını yazabiliyorlar, çünkü bizde başka forum ve sitelerde aynısını yapıyoruz.

    Önemli olan "bisiklet aşkı ve "bisiklet"in yaygınlaşması için çalışmak" ise kimse, zaman ayırıp daha renkli ve kalıcı bir paylaşım için emek harcamaktan çekinmemeli diye düşünmekteyim.:in:

    Bölümün moderatörlerinden biri olarak , Cemal Atasoy ( kendisinin izni ve bilgisi dahilinde ) için yaptığım gibi fotoğrafları kendim dahi yüklemekten çekinmedim, çekinmeyeceğim.

    Selamlar.

    Not: Foto yüklemek için "photobucket" i de deneyebilirsiniz. Ben daha kullanışlı ve hızlı buluyorum bu siteyi.
     
  16. semihcelikoglu

    semihcelikoglu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Aralık 2006
    Mesajlar:
    422
    Beğeniler:
    291
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    3.Gün Zagrep’ten ayrılış ile asıl macera başlıyor
    a[​IMG]
    10 Eylül 2009

    Sabah 8.30 ’da Plitvicka Jezera’ ya hareket edecek otobüsü kaçırmamak için yaklaşık 4 saat uyku uyumamıza ve akşamdan kalma olmamıza rağmen 7.30’da dimdik ayaktayız. Karlo ve Bojana bizden önce kalkmışlardı. Ve Karlo yine çok misafirperver bir davranışta bulunarak bizimle beraber otogara geleceğini bisikletlerimizi araca alması için şoför ile konuşacağını söyledi. Bu duruma çok sevinmiş halde bisikletlerimizi yüklerken bir yandan Bojana’nın hazırladığı kahvelerimizi yudumluyoruz. Artık asıl macera için her şey hazır. Bundan sonraki yaşayacaklarımızın bilinemez olması tuhaf ve bir o kadarda güzel bir duygu. Boyana ile vedalaşıyoruz, dikkatli olmamızı ve ihtiyaç halinde mutlaka kendilerini aramamızı tembihliyor. Dubrovnik’ten Zagrep’e dönüşümüzü dört gözle bekleyeceğini ekliyor.

    Karlo da bisikletini alıyor. 10 dk pedallamanın ardından otogardayız. Tedirgin bir halde otobüse yaklaşıyor ve şoför ile göz göze geliyoruz. Hemen orada Karlo devreye giriyor. Şoför’ün surat ifadesinden pek memnun olmadığı belli aralarında ne konuştular bilemiyorum. Ancak sonunda şoför bagajı açıyor ve ön tekerlekleri sökülmüş halde bisikletlerimizi yerleştiriyoruz. Karlo bu iş için bir miktar ödeme yapmamız gerektiğini ve bu fiyatı düşürmek için pazarlık yaptığını söylüyor. Başka çıkar yolumuz olmadığından kabul etmek zorundayız. Dostumuzun işe yetişebilmesi için kendisine teşekkür edip vedalaşıyoruz. Otobüste oldukça rahatlamış halde yerlerimizi aldık öyle ya da böyle bisikletlerimizle beraberiz.

    Otogar’dan ayrılırken gözlerimiz sürekli dışarıda göreceklerimizin hiçbir anını kaçırmak istemiyoruz. Yol boyunca gördüğümüz ormanlara ve yeşilliğe inanamayarak ilerlerken, bir yandan dostumuz Karlo’nun bizi uyarmakla ne kadar haklı olduğunu anlıyoruz. Plitvicka’ya kadar olan yol gerçekten sağlam iniş ve çıkışlara sahip, ayrıca yol boyunca konaklama için bulabileceğiniz doğru dürüst bir yer göremedim. Çadır içinde yol kenarında konaklamak ise yoldan geçen arabaların gürültüsü ve hemen yanı başınızdaki ormandan gelebilecek olan ayı ve benzeri hayvanlar yüzünden pek hoş olmasa gerek. Bir olasılık Zagrep’ten 60 km uzaklıktaki Karlovac ( http://en.wikipedia.org/wiki/Karlovac ) adlı gayet güzel hoş kente pedallayıp geceyi burada geçirmek ertesi gün yola devam etmek olabilir. Ancak biz Zagrep’te geçirdiğimiz fazladan 1 gün ile tasarımızın zaten gerisindeydik. Dolayısıyla Plitvicka’ya otobüsle gitmek bizim için en iyi tercihti.

    Yol boyunca su bile ikram edilmemesi bizi gerçekten şaşırttı. Ayrıca yaptığımız pazarlığa rağmen 2 bisikletin taşınması için 100 Kuna ( Yaklaşık 35 lira) vermekten kurtulamadık. Bu arada şunu hemen belirteyim bu para olduğu gibi şoför ve muavinin cebine gidiyor. Size karşılığında bir makbuz falan verilmiyor.

    Tarif edemeyeceğim manzaralar eşliğinde nihayet Plitvicka’ya vardık. Yol kenarında bırakıldığımız yerden milli parkın neresi olduğu kestirmek zordu. Bisikletlerimizi toplayıp yükledikten sonra gördüğümüz ilk abimizden yolu tarif etmesini istedik. Bu arada geçen konuşmada Türk olduğumuzu söylediğimizde çok şaşırdı ve sıra dışı olduğunu ekledi. Kendisi Bosna savaşı gazisiymiş ve yine gazi arkadaşları ile beraber her yıl aynı tarihte şehit olan arkadaşlarını anmak için Zagrep’ten yaklaşık 150 km ötedeki adını hatırlayamadığım kente yürüdüklerini söyledi. Neyse kendisine teşekkür edip ayrılıyoruz.

    Plitvicka Jezera’nın kapısındayız. ( http://en.wikipedia.org/wiki/Plitvice_Lakes_National_Park ) Kişi başı 100 Kuna ödedikten sonra bisikletlerimizi hemen gişenin yanına kilitleyip kendimize uygun bir yürüyüş yolu seçmeye çalışıyoruz. Şöyle ki en kısası yürüyerek 2 saat süren 4 saate kadar çıkabilen zamanınız ve isteğinize göre seçebileceğiniz 4-5 rota vardı yanlış hatırlamıyorsam. Bunlardan bazılarının başlangıç noktasına körüklü otobüslerle bırakılıp tamamladığınızda geri getiriliyorsunuz. Bazısı için ise otobüs yerine ufak bir tekne ile göl kenarından yolculuğunuza başlıyorsunuz. Biz en kısa rotayı seçip 2 saatlik gezintinin ardından Zadar adlı kente gitmeyi tasarlamıştık. En kısa rota için bize söylediği gibi tabelalardaki ‘’S3’’ yazılı ok işaretlerini takip ederek ilerleyeceğiz.

    Başlangıç noktamıza tekne ile karşı kıyıya geçeceğimiz göl kıyısına vardığımızda gördüğümüz manzara karşısında gözlerimize inanamadık ve bunun sadece bir başlangıç olduğundan da haberimiz yoktu. Sanırım 400 metre yükseklikten aşağı inildikçe yer alan çeşitli boyutlardaki göller, şelaleler, hiçbir yerde görmediğimiz türde bitki ve ağaçlar ile birlikte hissedilen sessizlik ve huzurun tarifi inanın zor. Göl içerisinde kocaman balıklar, cam gibi saydam su tabi ki avlanmak ve yüzmek yasak. Yer yer göllerin üzerine kurulmuş yaklaşık 2 metre genişliğindeki iskeleden yürürken kendinizi suyun üzerinde yürüyormuş gibi hissedebilirsiniz. Parkın bazı yerlerinde yine ayı ve vahşi dağ kedileri olduğunu da elimizdeki rehberden okuduk ancak kendileriyle karşılaşmadık. Buraya gelmeden nasıl bir yer ile karşılaşacağımıza dair hiçbir fikrimiz yoktu ve tamamen tavsiye üzerine gelmiştik. Ama inanın ödediğimiz her Kuna’ya değdi. Çevremizdeki güzelliklere öylesine dalmışız ki ‘’S3’’ tabelalarından birini fark etmeden geçmemiz sonucu başka bir rotaya dahil olduk ve yürüyüşümüz tam 4 saat sürdü. Bu durumdan hiçbir şikayetimiz olmadı. Tek sorun oksijen dolu bu ortamda yürüyen bu iki gencin açlığının nasıl geçirileceğiydi. Bunu da tanıştıklarımıza vermek üzere İzmir’den getirdiğimiz lokum torbalarından birini açarak çözdük.
    [​IMG]

    Yürüyüşümüzün sonunda gördüklerimiz ve temiz havadan sarhoş olmuş halde bisikletlerimizin yanında soluklandık. Daha önce hiç böyle yerler görmemiştik. Düşünmeye başladık bizim henüz görmediğimiz eksikliğimiz olan Karadeniz’de veya ülkemizin başka herhangi bir yerinde acaba böyle yerle var mı diye ? Ve şehir içindeki belli düzende yaşadığımız hayatlarımızla neler ıskaladığımızın farkına vardık. 2 saat olarak tasarladığımız yürüyüşümüz 4 saat sürdüğünden fazla oyalanmadan pedallara kuvvet otobüs durağındayız.

    Zadar’a otobüs ile gidip 2 gün Zagrep’te kalarak geriye düştüğümüz rotamızın önüne geçmeyi planlamıştık. Ancak ne yazık k i otobüs dolu geldi. Ve bizi almadan yoluna devam etti. Bunun üzerine iş başa düştü ve başladık saat 15.00 gibi pedallamaya. Elimdeki internetten bulup çıktısını aldığım haritaya bakarak Udbina adlı 50 km ötedeki yerleşim yerinde konaklamaya karar verdik.( http://hr.wikipedia.org/wiki/Udbina ) Yol gayet güzel iki yanımız ağaçlarla çevrili ilerliyoruz. Seyir halindeki araçlardan hiçbiri bizi taciz etmeden olabildiğince yolun soluna geçerek korna çalmadan geçip gidiyor. Bir şerit gidiş bir şerit geliş yolda bu kadar rahat ilerlediğimiz için sevinçliyiz. Udbina’dan yaklaşık 30 km önceki yerleşim yeri Korenica ilk hedefimiz. ( http://en.wikipedia.org/wiki/Korenica ) Bu arada yolda rastladığımız ilk benzin istasyonunda susuzluğumuzu gideriyoruz.

    Korenica’dayız ve kurtlar gibi açız. Neyse ki Mercator adlı alış veriş merkezi yardımımıza yetişiyor, ton balığı ve etli fasulye konservesi, ekmek, plastik kaşıkları aldığımız gibi hemen orada gecikmiş öğle yemeğimizi mideye indiriyoruz. Tabi bu arada alış veriş için Mercator’a gelenlerin şaşkın bakışları üzerimizde ;
    [​IMG]

    Yolculuk kaldığı yerden devam ediyor. Aslında neredeyse 25 km ortalama ile gayet iyi yol almamıza rağmen güneş batmadan Udbina’da olamayacağız gibi görünüyor. Aksilik yol boyunca çok az uyarı tabelası olduğundan önceden İzmir’de yapmış olduğum hesaplarımın yanlış olmasından endeşeleniyorum. Sonunda Udbina diye bir tabela gördük ve doğruca ana yoldan ayrılıp daldık karanlığa. Neyse ki hesaplarım doğru. Yaklaşık 500 metre ötedeki tepenin üzerinden başka hiçbir yerden ışık gelmiyor. Son bir gayretle bu tepeye tırmanmaya çalışıyoruz. Ancak ne yalan söyleyeyim bisikletlerimiz yüklü halde bu kadar tempolu geçen ilk gün ve 50 km’nin ardından bisikletlerimizden inip yürüyerek yola devam ediyoruz. Kapkaranlık hava hiç bilmediğimiz bir yer ve yine ağaçların arasından kıvrılarak giden yol biraz ürkütücü. Ama olsun biz zaten buraya gelirken olabilecek her türlü aksiliği göz önüne almıştık. Amacımız 5 yıldızlı tatil köyünde yan gelip yatmak değildi. Belki de bu neler yaşayacağımız konusundaki bilinmezlikti bizi kendine çeken. Yolun eğiminin biraz kaybolduğu noktada tekrar bisikletlere atlayıp kalan yolu pedallayarak bir kilise inşaatının yanından geçip az sayıdaki insanların şaşkın bakışları arasında köyün merkezindeki boş alana varıyoruz. Öyle mi yapsak böyle mi yapsak derken bu boş alanda duvar bir dibine çadırımızı kurmaya karar veriyoruz. Bisikletleri de yandaki ağaca kilitledikten sonra ben yatmayı düşünürken, Sinan yolun hemen karşı tarafındaki Cafe-Bara gitmeyi öneriyor. Bununla beraber uzaktan ilgiyle bizi izleyen insanlara yakından gözükmemizin faydalı olacağını söylüyor. Öyle de yapıyoruz. Bara doğru ilerledikçe üzerimizdeki bakışlar kaçamaklaşıyor. Bizim için ise işin en ilginç yanı 2000 nüfuslu bir köyde akşam vakti barda kız ve erkenlerin bir arada olması. Kendi adıma böyle bir duruma Türk köylerinde hiç rastlamadım. Bahçedekileri geçip içeri giriyoruz. Tilt makinaları, bilardo masaları, gayet şık koltuklar ve insanı hiç rahatsız etmeyen konuşmaya izin verecek yükseklikteki müzik gerçekten çok güzel. Zagrep’te deneyerek sevdiğimiz ”Ozujsko” adlı biradan sipariş edip oturduğumuz masada haritalarımıza bakarak yarın için rotamızı belirlemeye çalışıyoruz. Ben bu arada ortamı çok beğendiğimden kamera ve fotoğraf makinasını alıp biraz çekim yapmayı düşünüyorum. Ancak Sinan bana engel oluyor. Burada kimseyi tanımadığımızı ve bu gibi şeylerin görülmesi durumunda akşam uykumuz sırasında hırsızlığa uğrayabileceğimizi söylüyor. Biraz gönülsüz halde dediklerine katılıyorum. Bu güzel ortamı görüntüleyememek biraz üzücü. O sırada bahçede oturan güzel Hırvat kızları bizi yakından görebilmek için içeriye yan masamıza geliyorlar. Ara sıra üzerimizdeki kaçamak bakışları hissetmemize rağmen oldukça yorgun olduğumuz ve hiç bilmediğimiz bir yerde yanlış harekette bulunmak istemediğimizden biralarımız bitince doğrudan çadırımıza girip uyku tulumlarımıza gömülüyoruz. Üzgünüz Kızlar …. İyi geceler

    Sürecek

    Diğer fotoğraflar için www.semihgeziyor.com ' u ziyaret edebilirsiniz.
     
  17. semihcelikoglu

    semihcelikoglu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Aralık 2006
    Mesajlar:
    422
    Beğeniler:
    291
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    4.gün Udbina’dan Knin’e 100 km

    11 Eylül 2009 Cuma sabahı saat 8.30 gibi uyandık. Çadırdan çıkmadan merakla dışarıyı izliyorum. Önceki akşam Karlo’dan Zagrep’te yağmur olduğunu haber aldığımızdan havanın nasıl olduğunu merak ediyorum. Aynı zamanda gece karanlıkta geldiğimiz Udbina’nın gündüz gözü ile neye benzediğini görmek istiyorum.Kurulma hazırlığı içinde olan ufak bir pazar yeri buradaki birkaç satıcı ve çadırımızı kurduğumuz meydanın hemen yanındaki bir market gözümüze çarpıyor. Uyku tulumlarımızı ve çadırı toplayıp bisikletlerimizi yükledikten sonra doğruca markette alıyoruz soluğu. Yol boyunca en çok yediğimiz şey olan ”Zdenka” adlı krem peynirin dışında ekmek ve yoğurt ( Onlar böyle diyor bildiğimiz tuzsuz ayran kıvamında ) aldıktan sonra kahvaltı yapmaya hazırız. Derken yoğurt diye kafama diktiğim şişenin içindekinin süt olduğunun farkına varıyorum. Benim dikkatsizliğim ve yoğurt ile süt şişelerinin tıpatıp oluşu birleşince böyle oluyor. Sinan yol boyunca arada yaptığı gibi bu ufak olayı sorun edip huysuzluk yapıyor ve süt içmek istemiyor. Neyse ki ben sütü severim ve sessiz kalıp kahvaltımı yapıyorum.

    Kahvaltının ardından başlıyoruz pedallamaya yaklaşık 100 km sonra Zadar adlı sahil şehrinde olmayı tasarlıyoruz. Nihayet bugün Adriyatik kıyılarını görmüş olacağız. Herşey çok güzel gidiyor. Yollar düzgün hava iyi, bu sırada yol boyunca konaklamak için çok sayıda pansiyon ve tabelalarındaki Zimmer, Sobe, Rooms yazılarını görebilirsiniz. Almanca, Hırvatça ve İngilizce ”odalar” anlamındaki sözcükler. Ayrıca beni çok şaşırtan bir durum; Bomboş arazide yol kenarına koyulmuş ücretsiz prefabrik tuvaletlere rastlamanız mümkün. Üstelik tertemiz ve tuvalet kağıdı bile var.

    Neyse Udbina’dan ayrılışımızdan yaklaşık 40 km sonra Zadar öncesi duraklarımızdan biri olan Gracac’a varıyoruz. Udbina’ya kıyasla çok daha büyük yaklaşık iki katı nüfus barındırıyor ( 4000 kadar) . Ancak yinede ufak bir yerleşim yeri. http://en.wikipedia.org/wiki/Gračac
    [​IMG]

    Gracac’a girdikten sonra ufak bir keşif turu yapıyoruz. Ayrıca Zadar’a hangi yoldan devam edeceğimizi bulmaya çalışıyoruz. Zira Gracac girişinde gördüğümüz tabela tamamen benim hesaplamalarım dışında bir gitmemiz gerektiğini söylüyor. Ve bu tabela otoban için ve bizim oradan ilerleme şansımız yok. En fazla 70 km yolumuz olması gerekirken; bu tabela 110 km gösteriyor. Otoban dışındaki yolun nereden ilerlediğini soracak birilerini arıyoruz ama boşuna. Sokaklar bomboş. Alış veriş için gittiğimiz bakkalda İngilizce bilmiyor. Büyük şehirlerde İngilizce ile anlaşmak sorun değilken bu tip yerlerde durumun aynı olmadığını görüyoruz.

    Neyse ki buradan sonrası için ikinci bir rota hazırlamıştım. Ancak bu yolu izlediğimizde denize ulaşmamız bir kaç gün daha sonra olacak. Mecburen ikinci yolu izlemeye karar veriyoruz. Bu yol ile gün sonunda Knin’de olmayı düşünüyoruz. Sinan’ın bu işe baya bir canı sıkılıyor. O gün denize ulaşmayı çok istiyordu. Öyle ki keşif turu ve yemek molasının ardından söylenerek yola devam edecek.

    Tekrar yoldayız. Gracac’tan hemen 3-4 km sonra oflaya puflaya çok zor bir tırmanış yaptık. Hatta bu yokuş Sinan’ın bisikletten inip yürüyerek devam etmek istemesine yol açtı. Neyseki benim gazımla sonuna kadar bisikletinin tepesindeydi. Ama her çıkışın çok güzel bir inişi vardır. Ve bu iniş çıktığımız yokuştan çok daha uzun süre devam etti. Yol boyunca yüksek hızda seyretmemizi sağladı. Burada tüm yolculuğumuzun en yüksek hızı olan 68 km’ye ulaştık. Sinan benim önümden çok daha hızlı gidiyordu. 70 km’ yi geçtiğine eminim. İnişimiz sırasında gördüğümüz manzaralar muhteşemdi fakat durup fotoğraf çekmek istemedik. Yine hızlı geçen inişimiz sırasında önümüze çıkan ve çok yavaş ilerleyen uzun bir kamyon’u 2 şeritli yolun solundan değilde sağından, eğimli olan kısmından geçmeye çalışan Sinan; kamyonu geçtikten sonra benim nerede olduğuma bakmaya çalışmış ve eğimin etkisi ile sağdaki kayalara sürtünerek, çarpmış ve bisikletten düşmüş. Ben Kamyon’u solladıktan sonra arkama baktığımda Sinan’ı bisikletini yerden kaldırırken gördüm. Hemen durup yanına gittim. Neyseki sıyrıklarının dışında pek bir şeyi yok gibi. O anki heyecan ve korku ile fazla konuşmadı.

    Tekrar yoldayız. Gracac’tan hemen 3-4 km sonra oflaya puflaya çok zor bir tırmanış yaptık. Hatta bu yokuş Sinan’ın bisikletten inip yürüyerek devam etmek istemesine yol açtı. Neyseki benim gazımla sonuna kadar bisikletinin tepesindeydi. Ama her çıkışın çok güzel bir inişi vardır. Ve bu iniş çıktığımız yokuştan çok daha uzun süre devam etti. Yol boyunca yüksek hızda seyretmemizi sağladı. Burada tüm yolculuğumuzun en yüksek hızı olan 68 km’ye ulaştık. Sinan benim önümden çok daha hızlı gidiyordu. 70 km’ yi geçtiğine eminim. İnişimiz sırasında gördüğümüz manzaralar muhteşemdi fakat durup fotoğraf çekmek istemedik. Yine hızlı geçen inişimiz sırasında önümüze çıkan ve çok yavaş ilerleyen uzun bir kamyon’u 2 şeritli yolun solundan değilde sağından, eğimli olan kısmından geçmeye çalışan Sinan; kamyonu geçtikten sonra benim nerede olduğuma bakmaya çalışmış ve eğimin etkisi ile sağdaki kayalara sürtünerek, çarpmış ve bisikletten düşmüş. Ben Kamyon’u solladıktan sonra arkama baktığımda Sinan’ı bisikletini yerden kaldırırken gördüm. Hemen durup yanına gittim. Neyseki sıyrıklarının dışında pek bir şeyi yok gibi. O anki heyecan ve korku ile fazla konuşmadı.

    Tekrar yoldayız. Gracac’tan hemen 3-4 km sonra oflaya puflaya çok zor bir tırmanış yaptık. Hatta bu yokuş Sinan’ın bisikletten inip yürüyerek devam etmek istemesine yol açtı. Neyseki benim gazımla sonuna kadar bisikletinin tepesindeydi. Ama her çıkışın çok güzel bir inişi vardır. Ve bu iniş çıktığımız yokuştan çok daha uzun süre devam etti. Yol boyunca yüksek hızda seyretmemizi sağladı. Burada tüm yolculuğumuzun en yüksek hızı olan 68 km’ye ulaştık. Sinan benim önümden çok daha hızlı gidiyordu. 70 km’ yi geçtiğine eminim. İnişimiz sırasında gördüğümüz manzaralar muhteşemdi fakat durup fotoğraf çekmek istemedik. Yine hızlı geçen inişimiz sırasında önümüze çıkan ve çok yavaş ilerleyen uzun bir kamyon’u 2 şeritli yolun solundan değilde sağından, eğimli olan kısmından geçmeye çalışan Sinan; kamyonu geçtikten sonra benim nerede olduğuma bakmaya çalışmış ve eğimin etkisi ile sağdaki kayalara sürtünerek, çarpmış ve bisikletten düşmüş. Ben Kamyon’u solladıktan sonra arkama baktığımda Sinan’ı bisikletini yerden kaldırırken gördüm. Hemen durup yanına gittim. Neyseki sıyrıklarının dışında pek bir şeyi yok gibi. O anki heyecan ve korku ile fazla konuşmadı.

    İniş bitince ara ara karşılaştığımız ufak tırmanışlar ve karşıdan esen rüzgar bizi oldukça yoruyor. Bu nedenle bir çok kısa mola veriyoruz.

    Öyle böyle kilometreleri yedik ve gayet iyi bir zamanda akşamüstü beş gibi Knin’i yukarıdan gördük

    Knin öyle çok küçük bir yer değil 12000 kişinin yaşıdığı çok güzel bir kasaba. http://en.wikipedia.org/wiki/Knin

    Knin’in hemen girişinde gözümüze çarpan Sobe yazısının bulunduğu şirin pansiyona uğrayıp kişi başı bir gece için 100 Kuna’ya anlaşıyoruz. Yalnız pansiyon sahibimiz İngilizce bilmediğinden bize kendisi ile anlaşmamızda orada kalanlardan birisi yardımcı oluyor. Aşağıda bahçeye bisikletlerimizi kilitleyip odamıza çıkıyoruz. Bu arada bahçedeki el yapımı barfiks ve kum torbasından anladığımız kadarı ile burada boksa meraklı birisi var. Sonradan onun pansiyon sahibinin oğlu olduğunu öğreniyoruz;

    100 km’nin ardından yumuşak yatağa uzanmak ve sıcak su ile yapılan duş inanılmaz iyi geliyor. Duştan çıktığımda Sinan’ın yolda ne kadar büyük bir kaza atlattığının ayrımına ancak varabiliyorum. Kendisi duşa girmek üzere soyunurken sırt, bacak ve ayaklarındaki sıyrıklar ortaya çıkıyor ;

    Neyse artık tertemiziz. Tek sorun karnımızın çok aç olması. Pansiyonda kullanabileceğimiz bir mutfağımız olduğundan, bir marketten alış veriş yapıp yemeğimizi kendimiz hazırlamaya karar veriyoruz. Alış veriş sonrası hazırladığımız sofradaki bira ve biftek ile midemiz bayram ediyor. Ayrıca yemek yerken bir taraftan tv’de Hırvatistan-Sırbistan buz hokeyi kaşılaşmasını izlemek ilginç bir deneyim oluyor.

    Şimdi sıra Knin’i tanımak, gezmek ve akşam oturup birkaç bira içmek için güzel bir yer bulmaya geldi. Yürüyerek yaptığımız keşif sonrası Knin’e gerçekten çok ısındık küçük, sakin, huzurdolu şirin bir yer. Gezerken gördüğümüz arabalardan oluşan bir düğün konvoyu ise bize ülkemizi anımsattı. Bu uzun konvoyun tek eksiği davul ve zurnaydı. Kornalarla tuttukları tempo ile bu açığı kapatmaya çalışıyor gibiydiler. Knin’deki güzel görünümlerden biri de orta çağdan kalma şehri yukarıdan gören kaleydi ;

    Gezerken gördüğüm tren garı levhasından Split’e tren ile gidebilir miyiz acaba diye düşünmeye başlıyorum. Havanın Zagrep’ten bu yana yağacak gibi durmasından dolayı Sinan’a da bu fikir mantıklı geliyor. Gardaki memur ile zorda olsa İngilizce olarak anlaşıyoruz. Tren var ancak sabah çok erken ya da öğleden sonra ve bunların ikisi de bizim için uygun değil. Bir de bisikletler için ayrıca ücret alınabileceğini de duyunca hepten vazgeçiyoruz bu sevdadan. Yürüyerek gezmeye devam ediyoruz Knin’de. Ancak gördüğümüz hiç bir içkili mekan hemen pansiyonumuzun dibindeki bar kadar ilgi çekici ve canlı gelmedi bize. Bunun üzerine bizde oraya gittik. Yine Hırvatların en iyi birası olduğunu düşündüğümüz Ozjusko’larımızı yudumlarken, Hırvatistan’da tanışdığımız ilk kişi olan Boris ile aynı adı tanışıyan bir başka canayakın arkadaş yanımıza geliyor. Nereden geldiğimizi nereye gitmek istediğimizi anlatıp kısaca kendimizden bahsediyoruz. Türk olduğumuzu duyduğunda seviniyor. Anlattığına göre Bulgaristan’dan Hırvatistan’a kadar otostopla yaptığı yolculukta kendisine çok yardımı dokunan iki ayrı Türk sürücüye denk gelmiş. Güler yüzlü sıcak kanlı bir arkadaştı. Ertesi gün gitmeyi düşündüğümüz Split’e kadar yolun genel olarak düz devam ettiğini ve hatta son 10 km için güzel bir inişin bizi beklediğini söyleyerek iyice keyiflenmemize yol açtı. Unutmada söyleyeyim aynen Zagrep’te olduğu gibi burada da çalan Hırvatça rock müzik gerçekten kulağa hoş geliyordu. Ve yine tek bir yabancı dilde parça duymadık. Sonunda ikinci biralarımızı da bitirdik. Yarın yine uzun bir yolculuk bizi bekliyor. Bu yüzden fazla zaman yitirmeden yatmamız gerekli. Fakat ayrılmadan Boris’e bu güzel sohbeti için Türk lokumu ile teşekkür etmek istiyoruz. Sinan bir koşu gidip hemen yolun karşı yanındaki pansiyonumuzdan aldığı lokum paketini Boris’e veriyor. Sarılma, vedalaşma ve Boris’in şans dilemesinden sonra bu çok sevdiğimiz bardan ayrılıyoruz. Keşke daha bol zamana sahip olup, burada birkaç gün daha geçirebilseydik. Neyse fazla uzatmadan saatlerimiz kurup yatıyoruz. Herkese iyi geceler.

    Sürecek...

    Malesef şu imageus sitesi ile fotoğraf yükleme konusunda sürekli sorun yaşıyorum. Yazı ile ilgili fotoğraflar için www.semihgeziyor.com ' u ziyaret edebilirsiniz.

    Herkese iyi forumlar.
     
  18. Soner Sarihan

    Soner Sarihan Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    3.915
    Beğeniler:
    8.487
    Şehir:
    İznik
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Teşekkürler Semih,:in:
    Uzun ve detaylı açıklamalarını satır atlamadan okudum.
    Aynı yolu yapması muhtemel kişiler için çok faydalı bilgiler var.:in:
    Fotoğrafları yüklediğinde haber verirsen uygun yerlere ( satır aralarına ) ekleriz.

    Fotoğraflar için , İmages.. sitesi yerine photobucket i öneririm.
    Ben daha kullanışlı buluyorum.

    Diğer günleri merakla bekliyoruz ....:rolleyes:
     
  19. Timukan Karaca

    Timukan Karaca Aktif Üye

    Kayıt:
    26 Haziran 2009
    Mesajlar:
    152
    Beğeniler:
    366
    Şehir:
    Izmir-Karsiyaka
    Seviye:
    Merhaba Semih,
    Yazinizi buyuk bir zevk ve merakla okuyorum. Bu yaz Hirvatistana kizimla gitmeyi dusunmustum (bisikletsiz ) ama tur programlarini begenmedim . Dubrovnik'e goturuyorlar her gun oradan bir bolgeye otobuslerle goturup aksam tekrar ayni kente donduruyorlar, vaktinizin yarisi otobuslerde geciyordu . Sonunda bu ulkeye en iyi gidilecek yolun sadece Zagreb'e gidis-donus bileti alip kendi planinizi kendinizin yapmasi olduguydu. Gezinizi okudugumda da bunu bisikletimle ve bir iki arkadasimlada yapabilecegimi gordum. Her anlamda cok yararli oldu anlattiklariniz tesekkurler.
     
  20. semihcelikoglu

    semihcelikoglu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Aralık 2006
    Mesajlar:
    422
    Beğeniler:
    291
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    Merhaba Timukan Hanım,

    Dediğinizde kesinlikle haklısınız. Dubrovnik'e paket tur programları ile gelen bir çok kişi gördüm inanın robot gibi görünüyorlar. Aksine Zagrep'ten sonrasını kendiniz tasarlarsanız hem oraları sindirerek tanıma şansınız olur hem de yaşacağınız güzellikler bir kaç misli artar. Bu işi bisikletinizle yapmanız gerçekten çok zor değil. Yol boyunca kalabileceğiniz bir çok pansiyon bulabilirsiniz. Kendinize 2 haftalık bir süre ayırabilirseniz eğer doya doya gezme şansınız olur.Umarım en kısa zamanda böyle bir geziyi gerçekleştirirsiniz. Ben elimden geldiğince bilgi aktarırım size.

    Şimdilik hoşçakalın
     
    RECEP İŞLEK ve Timukan Karaca bunu beğendi.