Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Yola çıkmadan az önce

Konu, 'Gezi, Tur ve Organizasyon Duyuruları' kısmında gokturkgunal tarafından paylaşıldı.

  1. gokturkgunal

    gokturkgunal Aktif Üye

    Kayıt:
    14 Aralık 2006
    Mesajlar:
    153
    Beğeniler:
    135
    Şehir:
    İzmir
    Seviye:
    Ben kimim?
    Kaç kişi kendine bu soruyu sorabiliyordur? Ben kimim?
    Eminim ki, bunu okuyan ya da duyan herkes, gülümseyerek, kendini çok iyi tanıdığını söyleyecek, bu soruyu kendine sormanın zayıflık, ahmaklık, sıradanlık olduğunu düşünecektir. O halde ben, zayıf, ahmak ve sıradan biriyim. Çünkü ben, kim olduğumu bilmiyorum. Bir sorudur, takılmış kalmışım yıllardır. Cevabını bulamadığım her gün, belki de ben olmaktan biraz daha uzaklaşıyorum ve bunun farkına bile varamıyorum.
    Ben hayattan ne istiyorum?
    İki çocuk babası, mutlu bir eş, beni seven bir kadına sahibim. Bu sahiptelik uğruna yaşayan milyarlarca insanın bu dünyada olduğunu biliyorum. Bu sahiptelikle mutluluğu tanımlayan milyonların olduğunu da biliyorum. O halde ben yaşamın uğruna da, mutluluğuna da sahibim. Peki ama ben kimim? Bu sahip olduklarıma ben mi sahibim? Fiziksel olarak biri var, adı ben olan, görünümü ben olan biri. O birinin ne istediğini, ne hayal ettiğini bilen biri var mı peki? Ben bilmiyorum.
    Yaşam denilen bu düzeneğin sıradan bir parçası olmak. Oyunun girdabında, sürüklenmekten başka hiçbir şey yapmıyor olmak. Belki de bu durumdan ötürü sıkıntılıyım. Yapamıyor olmaktan değil, yapmıyor olmaktan ötürü dertliyim. Korkularımın esiri olduğumdan ötürü dertliyim. Korkularımla karşılaşmak yerine, korkularımdan beyhude bir çabayla kaçmaya çalışmaktan…İşte bu yüzden başımı alıp gitmek olarak tanımlanan şeyi yapmak istiyorum. Yollara atmak kendimi, başımı alıp gitmenin ötesinde, o başın içindeki ruhu keşfetmek amacıyla çıkmak yola. Bu keşif sayesinde hayatım boyunca sorguladığım, ben kimim paradoksundan kurtulabileceğim kanaatindeyim. Ben olmak istiyorum. Dingin bir ruhla, yaşam oyununda, oyunun girdabında sürüklenen biri değil, girdaba karşı kürek çeken biri olmak istiyorum. Akıntının yönünde bile olsa sürüklenişim, kontrolü kısmen bile olsa, kontrolüm altında tutabilmek seyrimi.
    Oysa yaşam, bir iş ve para kazanmakla sınırlanmış günümüzde. Sadece günümüzde demek sanırım haksızlık olacak, geçmişte ve yarında da böyle. Peki, gerçekten bu denli basit mi yaşam? Doğ, büyü, oku, işe gir, para kazanmaya başla, evlen, aile ol, çocukların olsun, onlar büyüsün, okusun, şanslıysan evlendiklerine tanıklık et, torunlarını kucağına al ve öl. Bu kadar mı? Hepsi bu mu?
    Bence değil. Yaşam umudunu yitirmeden, her güne başka bir renk katabilmek olmalı. Bir adımlık zamanın keyfini sürebilmek, bir nefes alımı anlarda hissedebilmek dünyayı olmalı yaşam. Bir ağacın yapraklarını şefkatle okşayabilmek, sonbaharda düşmüş ve henüz yeşille kızıl arasında bocalayan doğadan hüzünle değil, yeniden var olmanın heyecanıyla bahsedebilmek olmalı yaşam. Yeni yerler keşfetmek, yeni yollarda yol almak, yeni yüzlerle karşılaşıp o yüzlere ait gözlerin derinliklerine dalabilmek olmalı yaşam. O gözlerin hüzünlerine takılıp, yanaklardan sızan bir damla göz yaşı olabilmeli yaşam. O gözlerden uzayan tatlı umutlara en içten kahkahalarla eşlik edebilmek olmalı yaşam. Yaşam geçmişle yoğrulan düşlerin bugünle demlenebilmesi olmalı. Yarını daha doğru ve olgun karşılayabilmek için, demin tam kıvamına ulaşmış olması gerekli. Bir yudum sıcak çay içmek, bir kadeh şarabın şömine başı dinginliğiyle kucaklayabilmek baharı, arı vızıltısına takılıp, polen toplayışlarını seyre dalabilmek olmalı yaşam. Herhangi bir dağın zirvesinden umutla haykırabilmek olmalı “hey yaşam ben kürek çekiyorum bak” diyebilmek olmalı. Akmış olmak için değil, mutluluk oyunu oynamak için değil, ölmeyi beklemekle zaman kaybetmek için değil, gerçekten yaşamak için olmalı yaşam.
    Bunları anlamak mı zor; anlatmak mı? Belki de ikisi birdendir…
    Ve ben kim olduğumu bilmeden yaşıyorsam diğer milyarlar gibi, yaşamın girdabında bekliyorum demektir. Kadere boyun eğmiş ve olacağın hükmüne yenilmiş olarak. Bunun mu adı yaşam?
    İşte bu yüzden, yaşamı yaşamak için, keşfetmek için bak yaşama.
    Keşfetmek için bakmak; çok mu zor? Bilmiyorum, belki de ben, keşfetmek için bakmıyorum. Bakıyorum da, görmek konusunda güçlük çekiyorum. Bu nedenle, öngörülerim hatalı oluyor ve kendimle ilgili, tanıma sorunları yaşıyorum. Ne yapmak istediğimi, hayatımı nasıl bir yönde ilerletmek istediğimi bilmiyorum. Bunca bilinmezlik, belirsizlik ve kendime olan güven bunalımım… İşte asıl sorun da bu sanırım. Kendime olan güvenim…
    Ben bir gezgin olmak istiyorum, fotoğraf çekmek, insanlarla konuşmak ve onları anlamak. Etrafımda olan biteni, yüz binlerce insanın yaşadığı şehirleri keşfe çıkmak, sokaklarında yürümek, çıkmaz sokakların çıkmaz sokak olduğunu, o sokağa girip hayal kırıklığı yaşayarak keşfetmek. Kaldırımları adımlarken, hayaller kurabilmek. Sokaklarda gezinen insanların bedenlerini seyre daldığımda, ruhlarına sızmak ve hayallerini yaşamak istiyorum. Antik şehirlerin yanı başında çadır kurup, yeni yaşam alanlarından sıyrılmak, karanlık geceye göz kırpan yıldızların yoldaşlığında geçmişe süzülmek ve antik çağları hayal etmek. O, geçmişten süzülen o seslere kulak vermek. Katır arabalarının ahşap tekerlerinin çıkardığı gıcırtılı sesleri hissetmek, aynı kalan tek şey olan yıldızları onlar gibi seyre dalmak. Sık ormanların arasında gece geçirmek, yalnızlığın keyfini, gece avlanan hayvanların avlarını takip seslerini dinleyerek yaşamak. Keşfetmek, yaşamı, doğayı, geçmişi. Böylece gelecekle ilgili kaygılı öngörülerimi sezmek ve bu öngörülerin gereğini yapmak. Geçmişi kaybetmeden geleceği kazanmak için mücadele etmek, bu şekilde yaşamak istiyorum. Milyarlarca insanın tükettiği ve adını yaşam olarak koyduğu bu girdaba dalmak istemiyorum. Siyaset denilen bumerangın mümkün olduğunca uzağında kalmak, insanların da, aslında yaşamanın alışılmış tanımından çok uzak olduğunu anlamaları için bir şeyler yapmak istiyorum. Yok olma yolunda onca hızıyla ilerleyen ve bizi de içine katıp kavuran döngülerden uzakta kalmak, bu döngülerin yanılgı yarattığını insanlara bir şekilde aktarmak istiyorum. Ama nasıl? İşte bunu bilmiyorum…
    Etrafımdaki herkes, az sayıda beni sevdiğini iddia eden herkese bu düşüncelerim aptallık gibi gelirken, tembellik gibi gelirken, onları bile ikna etmeyi başaramazken nasıl olacak bütün bunlar?
    Düşünüyorum ve aklıma hiçbir çıkış yolu gelmiyor. Her şey için lanet olası paraya ihtiyaç var. Bu ihtiyacın varlığı ve bende olmayışı, düşünmemi engelliyor. Umutları puslu bir bulutun içine sürükleyip görünmez kılıyor. Korkularımı hortlatıp her yanımdan yaklaşmalarını sağlıyor. Benim hayallerim adına yola çıkanların yaptıklarını gördükçe umutlarımın üstündeki bulutun daha da karardığını görür gibi oluyorum. Nereye adım atsan, sonucunda ya kaç para kazanırız ya da kaç para gerekli deniyor, düşünülüyor. Bir yolu olmalı. Bir çıkış yolu, umut ışığı, deli bir rüzgar olmalı, umutlarımın üzerindeki kara bulutu alıp parçalayacak kadar kudretli.
    Tam karşımda bisikletlerimden biri var. Öylece duruyor ve bana fısıldıyor sanki; yılma diyor, korkma ve bir yerden başla. Eksik olanları değil, az da olsa elinde olanları düşün ve düş yollara. Umutlarının yanında ol, insanlara, tanımadığın, olasılıkla bir daha karşılaşmayacağın insanlara koş. Onlardan da yorulduğunda, dağ yollarına sür beni, ve yalnızlığını ormanlara anlat. Ağaçlarla soluklan, sincaplarla dertleş. Karlı zirveler ara, varabileceğin yere kadar var ve orada, yalnızlığın ve sonsuzluğun diyarında aç çadırını, çak kazıklarını, iyice ger ve içine gir. Dinle, dua et yağmurda yağsın, hem ormanları söndürsün hem de çadırının tentesindeki ritmi dinlemeni sağlasın. Kulak ver tıkırtılarına, derin bir soluk al ve içine çek toprak kokusunu. Başka türlü keşfe başlaman imkansız. Kimsenin seni anlaması bekleme, ilk keşfin sen olacağına göre, henüz kendin seni anlamış değilsen, başkalarının anlayamaması gayet doğal değil mi?
    Evet, uygun bir aracın, o araca koyacağın ekipmanların, deposunu dolduracak kaynakların, gezip gördüklerini, görüp ruhlarıyla birlikte arşivlediklerini, arşivdekileri tümceleştirdiklerini yazabileceğin tek yer çantandaki not defterlerin olacak. Onları yayınlayacak bir dergin olmayabilir, bir gazete sana göz kırpmayabilir, sen yine de vazgeçme, ben buradayım, tak arkama bir bagaj, koy çantalarını, ben ve sen, yeteriz biri birimize, şart mı motorun gücü? Evet, kuşkusuz daha rahat ve hızlı olacak ama yok, üstelik de benim verdiğim kadar haz verecek mi sana? Benim yakınlaştırdığım kadar yakınlaştırabilecek mi seni umutlarına? Dokunabilecek misin yanından geçtiğin bir papatyanın sarı yapraklarına? Keşfetmek için daha neyi bekliyorsun. Planın belli, Likya Yolundan başla. Antik çağın bir kısmını hisset ve bak bakalım nasılmış? Bol bol fotoğraf çek, geçtiğin her köyün kahvesinde soluklan, bahçelerinde çalışan insanlara selam ver, bir bardak ayranlarının tat. Ne bekliyorsun? Ne engelleyebilir ki seni? Senden başka…

    İşte göreceğin yerlerin listesi, işin buraları iyice araştırmak:

    Antik kentler:

    Anthipellos&Phellos Ksanthos
    Apollonia&Kyaenia Letoon
    Arykanda Limyra
    Kadyanda Myra
    Olympos Patara
    Phaselis Pınara
    Rhodiapolis Simena&Theimussa
    Sura&Andriake Telmessos
    Tlos

    Doğal Güzellikler:

    Kokova Kelebekler vadisi
    Oniki adalar Ölüdeniz
    Patara Saklıkent
    Gemile adası
     
    harbour of tears, xcangel ve rochas bunu beğendi.
  2. rochas

    rochas Kıdemli Üye

    Kayıt:
    14 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    301
    Beğeniler:
    179
    Şehir:
    İzmir
    Seviye:
    Yazın güzel olmuş Göktürk abi. Dediklerin çok doğru da hayatta bir şekilde sorumluluklar alıyoruz kendi üzerimize, bizi bağlayan aslında bu sorumluluklar oluyor genelde. Ancak sorumluluğu alırken zaten bu gibi şeylere razı olarak alıyoruz. :) İş güç bahane, önemli olan aile..

    Bisikletim salonda duruyor hep gözümün önünde olması hoşuma gidiyor, bana kalsa üstünden inmeyecem ama.. :) Bahsettiğin yerlere bir ara tur olsa nasıl olur?

    yazılarının devamnı bekleriz Göktürk abi, aklına, eline sağlık.
     
  3. zence_fil

    zence_fil Yeni Üye

    Kayıt:
    9 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    26
    Beğeniler:
    7
    Şehir:
    Bursa
    Seviye:
    Merhabalar;
    Ben insanım. Ben ne bu bedenim ne de bu bedeni ayakta tutmamı sağlayan gücüm. Ben insanım. Peki insan nedir. İnsan bu bedenle hayata bakan, baktığını gören ve işittiğini duyandır. Ben bu ağız değilim, ben bu ağızdan konuşanım.
    Hani arasıra dalarız ya derinliklere, hayaller kurarız belki neşeli belki hüzünlü. İşte insan bu evini terkedip hayale dalıp gidendir, anını yaşamaktan vazgeçendir. Nasıl yani evini terkeden, anını yaşamaktan vazgeçen. Bu beden sadece bizim evimiz, kalemiz.
    İnsan konusu aslında hem çok kısa hem de kağıdın kalemin yetmeyeceği kadar uzun. Forum konusuyla alakalı olmadığı için şimdilik kısa kesiyorum.
    Evet arkadaşım insan nedir, ben kimim, macım nedir vb. soruları kendime çokça sormuş hala da sormaktayım. Bulduğum cevaplar sayesinde de çok mutluyum.
    Saygılarımla
     
  4. xcangel

    xcangel Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    22 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    441
    Beğeniler:
    570
    Şehir:
    İzmir-Güzelbahçe
    Seviye:
    :) Herkes dönem dönem bu soruyu kendine sorar.İnan garip gelmez yadiklarin.Çünkü herkes dönem dönem bu sorular ve sorumluluklarla yüzlesim derin nefesler alir inadina hayatta oldugunu ispatlarcasina.
    Benim tanidigim göktürk esprili güçlü saglam karakterli bir dost.Gezecegin yerlere gelecek yol arkadaslari listesine bizi de eklersen severek pedallariz.Tabii ben form tutana kadar biraz arkalarda kalicam:):) İdare edersiniz artik.En kisa zamanda görüsmek ümidiyle büyük insan iyi dost :)
     
  5. gokturkgunal

    gokturkgunal Aktif Üye

    Kayıt:
    14 Aralık 2006
    Mesajlar:
    153
    Beğeniler:
    135
    Şehir:
    İzmir
    Seviye:
    Saol Aylin iyi nietin ve pozitif yaklaşımın için. Tabiki sizide beklerim yollarda yoldaşlığıma, keyif verirsiniz, Kondisyon sıkıntısı çekeceğini sanmam, yarışa değil özgürlüğe pedal bizimkisi, zaman önemli olmadıkça, yollar kolay aşılır.
     
  6. M.Huzeyfe ÇAVUŞOĞLU

    M.Huzeyfe ÇAVUŞOĞLU Kıdemli Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2007
    Mesajlar:
    233
    Beğeniler:
    231
    Şehir:
    Malatya
    Bisiklet:
    Ghost
    Seviye:
    yazınız çok güzel olmuş.:in: sizde bizim denizli de pedallayanlar bölümündeki hüseyin abi gibisiniz. iyi ki sizin gibi insanlar var bu forumda sağlıcakla kalın
     
  7. gokturkgunal

    gokturkgunal Aktif Üye

    Kayıt:
    14 Aralık 2006
    Mesajlar:
    153
    Beğeniler:
    135
    Şehir:
    İzmir
    Seviye:
    Bizim gibi insanlar?
    Hüseyin ağabeyinizi tanımıyorum ama o da benim gibiyse işi kolay değil. Bizim gibi insanları bo toplum pek hoş göremiyor malesef. Gerçi bu toplumun bakarken görememk gibi nasırlaşmış bir alışkanlığı var ya..
    Yine de saol.
    Siz de sağlıcakla kalın...
     
  8. gencizmirli

    gencizmirli Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    24 Mart 2007
    Mesajlar:
    685
    Beğeniler:
    391
    Şehir:
    ABS
    Seviye:
    Yazınız güzel Göktürk abi.Aylin hanımın dediği gibi çoğu insan soruyor bu soruyu kendine ara sırada olsa...