Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

yerli vs yabancı

Konu, 'Bisiklet Seçimi' kısmında sinan_zorlu tarafından paylaşıldı.

  1. sinan_zorlu

    sinan_zorlu Üye

    Kayıt:
    26 Eylül 2013
    Mesajlar:
    75
    Beğeniler:
    24
    Şehir:
    bursa
    Seviye:
    Arkadaşlar bu başlık aslında biraz konu dışı ancak nereye açacağımı bilemediğimden eğer hatalı ise şimdiden özür diliyorum.

    Uzun yıllar otomotiv yan sanayisinde çalıştım, bir kaç ay yurt dışında çalışma imkanım oldu ve çalışma hayatım boyunca canımı sıkan bir kaç anım oldu sizlerle paylaşmak istedim.

    Son yıllarda gittikçe azalan bir trend izlese de çoğu yabancı otomotiv markası, kendi araçları için Türkiye'de üretilen kalıp, aparat gibi üretim araçlarında kullanılan her türlü mamül ve yarı mamülün kendi ülkelerinin malı olmasını istiyorlar. Dedim ya son yıllarda maliyet biraz daha ön plana çıktı ancak bir örnek vermek gerekirse daha 2 sene öncesine kadar satılmakta olan fransız bir üreticinin D segmenti olan aracın kalıplarının imalatını yaparken adamlar çelik dahil bir çok bileşenin fransa'dan alınmasında ısrar ettiler. Kalıbı biz tasarlıyoruz, biz imal ediyoruz ancak adamlar kalıbı oluşturan tüm parçalardan kendi ülkelerine para kazandırıyorlar.

    İkinci olarak ise yaklaşık bir 6 ay italya'da bir projede görev aldım. Proje boyunca gördüğüm şu:
    1. adamlar 9:00-15:00 arası çalışıyor, 90 dakika öğle tatilleri var
    2. aklınıza gelebilecek tüm dükkanlar günde yaklaşık 4 saat çalışıyor.
    3. bu 4 saatin 2 saati gündüz, 2 saati akşam üstü. yani marketten bir şey alacaksanız bu saatler arasında aldınız aldınız alamadınız ertesi güne sarkıyor
    4. eczaneler bile aynı fark eden bir şey yok.
    5. benzinlikler en uzun süre çalışan dükkanlar. akşam saat 8:00'a kadar açık

    peki bu adamlar neden bu kadar az çalışyor diye düşündüm, çünkü adamların hurda arabalarına yıllardır tonlarca para döktük biz. biz onların yerine zaten o kadar fazla çalıştık ki onların fazla çalışmasına gerek kalmadı.

    Bu belki size abartılı gelebilir, bizzat yaşadım o yüzden bir karar aldım, o günden beri çok kritik şeyler hariç yerli malı alıyorum.

    Demek istediğim bu forumda yazan kişilerin kaçı profesyonel? yani hayatını bisiklet sürerek yarışmalara katılarak kazanıyor? ya da günde 2-3 saat bisiklete biniyor? eğer günde 4-6 saat arası bisiklete biniyorsanız diyeceğim bir şey yok ancak gördüğüm kadarı ile herkes bu işi hobi olarak yapıyor. yani eğlenmek, keyif almak için.

    Bu durumda şunu sormak istiyorum: günde 2 saat'ten az bisiklet süren bir insan için 10.000TL'lik bir bisiklet ile 1600TL'lik bir bisiklet arasında ne kadar fark olur? ya da yerli kaliteli bir bisiklet ile yabancı bir bisiklet arasında?

    Burada yorumları okuyorum ve sürekli görüyorum Trek al, Ghost al, Merida al, yok alman markası yok kadro çok güzel. Tamam bunların hepsine katılıyorum. Haklısınız ancak şunu unutmayın yabancı marka aldığınız zaman sizin ve bizim paramız yurt dışına kaçıyor, toplum olarak fakirleşiyoruz. onlar ise zenginleşiyor. şunu diyebilirsiniz yerli bisikletler de yurt dışından parça alıp burada monte ediyorlar. Tamam doğrudur ancak en azından montaj bedeli, emek bedeli burada kalıyor ve bizim firmalarımız kazanıyor. Bırakın bizim firmalarımız kazansın, büyüsün günü gelir belki onlar da kadro üretir...

    Demem o ki arkadaşlar lütfen marka takıntısını bırakın. hafta sonları sahilde gezeceğim, günde en fazla 1 saat bineceğim diye yabancı markalara kaptırmayın kendinizi. gidin alın bir sedona, carraro, salcano binin keyfinize bakın. aradaki fiyat farkına değmez inanın. adam alivio setli bisiklet için 1700TL para istiyor arkadaşlar, gidin yerli marka alın o fiyata deore setiniz olsun. tamam kadro süper falan da en nihayetinde uçmuyor bu alet, kendi kendine de gitmiyor. pedala basacaksın işte. günde 1 saat kullanacaksan kadro süper olsa da arada ne kadar fark vardır? bu farka değer mi?

    Son bir husus ta alacağınız bisiklet ne kadar iyi olursa olsun servisi yoksa tırtır arkadaşlar. dedim ya uzun yıllar otomotiv sektöründeyim. yıllarca en kaliteli makineyi alalım, parası neyse öderiz mantığı vardı. tamam aldılar. ancak servisi Türkiye'de yok. arıza oldu mu 3 ay makineyi unut. ne anladım ben bu işten. Adam gitti yarı fiyata oldukça kaliteli japon marka aldı, servis Türkiye'de. arıza mı oldu arıyor telefonla 2 saatte tamam. en uzun arıza 1 hafta sürüyor. işte arkadaşlar gerçek kalite budur. e sizin alacağınız yabancı bisikletin servisini de Türkiye'deki firma verecek, yada aldığını yer. o zaman yerli yabancı arasında hiç fark kalmayacak inanın bana.

    Uzun bir yazı oldu. buradaki fikirler kimseyi bağlamaz en nihayetinde benim şahsi görüşlerim. ama unutmayın ithal aldığınız her mal bizi fakirleştiriyor. sizin için önemi olmayabilir ancak b u ülke gelecekte çocuklarınıza kalacak. onlara daha fakir bir ülke bırakmayın.
     
  2. Edip Dinçer

    Edip Dinçer HTFU!

    Yaş:
    32
    Kayıt:
    12 Haziran 2011
    Mesajlar:
    5.927
    Beğeniler:
    5.341
    Şehir:
    Sarıyer, İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Açıkçası bu çok tartışılası bir konu.
    Yerli - yabancı olarak bakmıyorum olaya açıkçası.
    Ben bisikleti en yoğun kullandığım dönemde dahi haftada 300-500km arası kullanıyorum. Profesyonel değilim, zevk için biniyorum.
    Ama bu demek değil ki istediğim şeyi kullanmayayım. Bu hobi olduğuna göre verilen paranın çok bir önemi olmadığını düşünüyorum.
    Hobiye para harcamak kadar güzel bir şey yoktur bence.. Bana da örneğin giyime çılgınca para dökenler garip geliyor. Giyime/yemeğe harcayacağıma hobime harcarım diyorum. Sonunda ortaya beğendiğim bir şey çıkınca da mutlu oluyorum.
    Ayrıca bir Trek kadro ile Salcano kadro arasında kalite olarak gözle görülür farklar bulabilirsiniz. Bu yüzden hiç acımam oraya giden paraya.
    Bir de şunu söylemek istiyorum, tabi ne kadar doğru bilmiyorum ama bu benim düşüncem;
    Yabancı marka alsanız da, Türk markası alsanızda Türkiye'ye kazancı aynıdır diye tahmin ediyorum. Sonuçta Salcano, Kron ne kadar Türk markası olsa da Ar-Ge olmadan hazır alınıp toplanan bisikletler. Yani Türkiye'de üretime yönelik pek emek gösterilmiyor bu bisikletlere.

    Ayrıca ederinden daha fazlaya satılıyor diye düşünüyorum.
    Örneğin, Salcano ve Boardman.
    İkisi de ürünlerini aynı fabrikadan alıyor, Axman.
    Salcano'nun karbon yol bisikletlerine bakıyorsunuz, en ucuzu 9.000TL'den başlıyor.
    Boardman'in en ucuz karbon yol bisikletine bakıyorsunuz 3.000TL (105 setli)..

    Sonuç olarak hem hobisel açıdan baktığımda hem de güven açısından baktığım Türkiye'deki "bisiklet" markalarını (Sedona'yı bunun biraz daha dışında tutuyorum) çok tercih edilesi bulmuyorum..

    ekleme: Kendi açımdan baktığımda Türkiye'deki üreticilerin çok büyük olmamasının nedenlerinden bir tanesi de çok piyasaya yönelik oynamaları.
    Ben hiçbir Türk üreticiden kendi boyuma uygun kadro bulamıyorum. Satılmayacak olsa bile 2-3 tane büyük boy kadro da yapılmalı bence.
     
    Murat B. bunu beğendi.
  3. sinan_zorlu

    sinan_zorlu Üye

    Kayıt:
    26 Eylül 2013
    Mesajlar:
    75
    Beğeniler:
    24
    Şehir:
    bursa
    Seviye:
    hocam Türkiye'de yavaş yavaş ar-ge teşvikleri başladı. bundan 10 sene önceki ülke değil burası. refah seviyesi arttıkça inan bana bisiklet sporuna gönül verenler de artacak. şu an için Türkiye bisiklet pazarını ne kadar bilmiyorum. ancak ileride pazar arttıkça bizim firmalar da artık ar-ge olmadan bir yere varamayacaklarını anlayacaklar. zaten anlamazlarsa kapanır giderler. o yüzden yerli firmaları desteklemek lazım.

    kadrolar arasında tabii ki fark var, ben yok demiyorum ancak aradaki farka değer mi? yani trek aldık misal 7.3 veya ne bileyim 7.6 filan. sedona 345-350 arasında ne kadar fark var kadro olarak? yani trek alınca ne olacak nirvanaya filan mı varacağız. birden yüzümüzü güneş mi aydınlatacak, bambaşka bir boyuta mı geçeceğiz? nedir yani? hadi arada dağlar kadar fark var günde 30dk bisiklete binen adam için bu farka değecek mi? sorulması gereken sorular bunlar bence. yoksa trek mi alayım, sedona mı yok sa merida mı değil...

    kadro boyuna gelince, ben 1.92 boy ile bu sorunu en fazla yaşayan kişiyim merak etme. ancak 53 yerine 51 alsam ne olur diye de kendi kendime sormuyor değilim. gideceğim alacağım zaman, kadro boyu gidon ayarı yapacağım bakalım ne çıkacak ortaya. illa yabancı almak zorunda kalırsam amenna ancak son ana kadar yerlide ısrar edeceğim.

    dediğim gibi bu fikirler bena ait, kimseyi bağlamaz, herkesin fikrine de saygı duyarım. ben sadece bir kez daha düşünün istedim.
     
    hakan64 ve Abdullah.R bunu beğendi.
  4. Yusuf Z. Şipal

    Yusuf Z. Şipal Onursal Üye

    Kayıt:
    14 Nisan 2010
    Mesajlar:
    1.793
    Beğeniler:
    1.348
    Şehir:
    Aydın, İzmir
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Şu artan refah seviyesinn topluma nasıl yansıdığı ile ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isterim. Bir de farkında olmasanız da, refahı artırdığını sandığınız politikaların aslında ülkede ithalatı patlattığını, ithal malı kullanımını teşvik ettiğini farketmelisiniz.
    İyi niyetli düşünüyorsunuz, bazı düşüncelerinizi paylaşıyorumda ancak Cumhuriyet tarihinin rekor dış ticaret açıklarının oluşmasının altındaki politik düşünce ile sizin bu güzel düşünceleriniz uyuşmuyor. Bu durumda ortaya çıkan tablodaki saptamalarınız duygusal bir zeminde sübjektif ifadelere dayanıyor. Ülke gerçekleri ile örtüşmüyor. Şahsım dahil olmak üzere, forumdaki pek çok kullanıcının çok da yabancı marka sevdalısı olup körü körüne bu tercihleri yaptığını, bu şekilde davranacak kadar muhakeme kaabiliyetinden yoksun olduklarını düşünmüyorum.
    Konu mükerrer defalar tartışıldı aslında, bahse konu olan bisikletlerin hiçbirinin de ülkemiz menşeili olmadığını tespit etmiştik, ancak montaj bedeli ve üretilen yan sanayinin bırakacağı katma değer yadsınamaz bu da doğru. Zaten ithal ikameci kalkınma stratejısi yerine "İhracatın -sözde- artırılmasına yönelik stratejinin- tercih edilmesi doğal olarak üretimden ziyade montaj sanayiinin gelişmesi şeklinde sonuç veriyor. Deseler ki, "kontrol edilebilir, rekabeti teşvik edebilir ve haksız kazancı engelleyebilir" bir şekilde bundan böyle ithal mallarına miktar kısıtlaması uygulayıp yerli sanayiinin gelişimini sağlayacağız, ben bu düşünceyi desteklerim şahsen. Ancak bahsettiğim kalkınma stratejisi, üreten ülkelerin baskısıyla bu ülkede onlarca yıldır dayatılan bir uygulamadır ve sizin, benim ve pek çoklarının bu duygusal haykırışları, beyhude serzenişlerden öteye geçemez.
    Yine de bireysel manada ülke menfaatleri için optimal seçimleri yapma gayretinde olmak durumundayız.
     
    Edip Dinçer bunu beğendi.
  5. Mert E.

    Mert E. We create Chemistry

    Yaş:
    36
    Kayıt:
    19 Ocak 2014
    Mesajlar:
    1.211
    Beğeniler:
    2.325
    Şehir:
    istanbul
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Konu derin..

    Yalnız İtalya örneğinden yola çıkarak şu kestirimde bulunmak çok doğru değil:

    Türkiye'nin en büyük ticaret hacmi ilk üç şu şekilde (bin dolar)

    Ülke 2013 2014
    75 Rusya Federasyonu 6.153.522 6.674.118
    720 Çin 5.852.636 6.048.551
    4 Almanya 5.494.443 5.256.958

    İtalya ise bunun uzağında;

    5 İtalya 2.802.528 2.846.631

    Ezcümle, Almanya'dan ithalatımız çok daha yüksek. Ve bir Alman şirketinde çalışan birisi olarak diyebilirim ki adamlar eşek gibi çalışıyorlar. Daha doğrusu bizim gibi çok çalışıp eğri büğrü iş yapmak yerine, kafi miktarda çalışıp en doğru şekilde iş yapmaya çalışıyorlar. Burada kafi, o işi en doğru şekilde yapmak için gereken süre, ne daha azı, ne daha fazlası.

    İtalya, bir akdeniz ülkesi olmanın da etkisiyle zaten biraz "yatan" bir ülke. Bu sadece İtalya'ya özgü birşey değil, aynı tembellik doğu Fransa'da da var, Yunanistan'da da, İspanya'da da. Bu yüzden de ekonomileri zaten batık. Almanya olmasa hepsi topu dikmişti. İkinci Dünya Savaşı'nda Avrupa'yı fethedemeyen Almanya, savaştan yenik çıktığı halde şu anda Avrupa Birliği'nin en etkin karar mercisi konumundaki ülke, ne derse onu yaptırıyor. Ekonomik olarak bütük Avrupa'nın iplerini ele almış durumda. Eh, diğer ülkeler için fena da olmuyor.

    Bisiklet özeline gelince konu biraz çetrefilleşiyor. Aradaki fiyat farklarını değer mi, değmez mi diyerek düşünmek çok doğru değil. Ben değeceğini düşünüyorum. Peki bizim paramız yurtdışına mı kaçıyor? Dediğiniz gibi ortada ülkemizde kalan bir emek değeri var. Ne kadar eder o emek değeri tartışılır. Zira ortada pek de öyle aman bir emek yok. Bisikletin neredeyse tamamı yerli olsun yabancı olsun demonte vaziyette geliyor. Bayilerde montajlanıyor. İşin emek kısmı hadi olsun olsun gelen kadroların burada astarlanması, boyanması olsun. Ama iş onunla kalmıyor.

    Yukarıda bahsettiğim Alman firmasının Satınalma bölümünde yöneticiyim. Çok popüler bir konumuz vardır, Total Cost of Ownership diye, Sahip Olmanın Toplam Maliyeti şeklinde çevirebiliriz. Buna göre aldığımız bir malın veya hizmetin birim fiyatı sadece toplam maliyetin bir kısmıdır. Mal veya hizmetin kullanımda olduğu süre boyunca bize yaratacağı yan maliyetleri de göz önüne alırız. Servis giderleri, yedek parçalar, arızalardan kaynaklanan kullanamama durumlarında ortaya çıkan fırsat maliyetleri vs.

    Yerli markalarla yabancı markalar arasındaki bu toplam maliyetler ne kadar farklı? Yerli marka üzerindeki komponentleri ne kadar değiştirme ihtiyacı hissediyorsunuz, yabancı markada ne kadar (çok basit örnekler: sele, elcik)? Yerli markanın kadrosu, üzerindeki boyası ne kadar dayanıyor, yabancı markanınki ne kadar? Servis önemli, iyi peki, ama yerli markaların servisleri nasıl, yabancılarınki ne kadar? Siz yerli markanıza iyi bakacak servis bulmak için ne kadar vakit harcıyorsunuz, yabancı markalarda ne kadar?

    Bunlara bakmak lazım.

    Türkiye'nin arge araştırmalarında ve teknoloji geliştirmelerinde çok ileri seviyede olduğu yadsınamaz bir gerçek. Ancak ben ne yazık ki bisikletin şu an bunlardan birisi olmadığını düşünüyorum.

    Ama olacağına da inanıyorum.
     
    hakan64, Edip Dinçer ve Yusuf Z. Şipal bunu beğendi.
  6. Hasan Saylık

    Hasan Saylık Onursal Üye

    Kayıt:
    15 Kasım 2013
    Mesajlar:
    2.209
    Beğeniler:
    1.765
    Şehir:
    Aydın, Karacasu
    Bisiklet:
    Specialized
    Seviye:
    Bu yıl içerisinde İzmir'de Aktif Pedal açıldı, İstanbul da Giant ve Orbea Mağazaları açıldı, Samsun'a Trek geldi az ama bence bi sıçrama var..
     
  7. Turan Babacan

    Turan Babacan Bisikletkolik

    Yaş:
    37
    Kayıt:
    18 Aralık 2013
    Mesajlar:
    1.461
    Beğeniler:
    1.458
    Şehir:
    İzmir
    Bisiklet:
    Bisan
    Seviye:
    Bana ilkokulda Türkiye tarım ve hayvancılık ülkesi diye okutuldu. Şimdi etide, ceviz, saman gibi bir çok gıda maddesini bile dışardan alıyoruz. Üretim yapmayan bir ülkeyiz. Artık montajıda üretimden sayar olduk. Salcano, vestel vb.

    Refah seviyesi sadece zenginlerin arttı. 2013 yılının verilerine göre açlık sınırı 1.167 TL Yoksulluk sınırı 3.802 TL açlık sınırının üzerine geçince refahlık seviyesinemi geçiyoruz. Acaba kaç kişi 3.802 TL nin üstünde para kazanıyor bu forumda?

    Cebimize bir akıllı telefon girince bir de netimiz olunca refaha kavuşur oluyoruz. Ağza bir parmak bal açlınarak refah olunmuyor.
     
  8. sinan_zorlu

    sinan_zorlu Üye

    Kayıt:
    26 Eylül 2013
    Mesajlar:
    75
    Beğeniler:
    24
    Şehir:
    bursa
    Seviye:
    birader ben bu refah seviyesi arttıkça lafını hükümetlerden bağımsız kurdum. bisiklet en nihayetinde zorunlu bir harcama kalemi değil. o nedenle öncelikle düşünülecek bir ürün değil. bisiklet mevcut durumda çocuklar için oyuncak mantığı ile alındığından henüz bizim için bir spor aleti olarak gözükmüyor. bu da zamanla refah seviyesi geliştikçe değişecek bir durum.

    Yani insanlar açken çıkıp bisiklete binmeyi düşünmez. yazının tamamı ise zaten dış ticaret açığı üzerine kurulu. eğer herkes yabancı ürünler yerine muadil yerli ürünler alsa cari açık bu kadar fırlamaz.

    şimdi bu laftan da bazıları çıkar hammadde, yarı mamül'den filan bahseder. beyler ben imalat sektöründeyim merak etmeyin ne için ne lazım bilirim. ancak şunu da bilirim ki çok pahalı cep telefonlarının alayı çinde 100-150 dolar maliyetle imal edilir ve fakat diğer ülkelerde 600$ fiyatla satılır. burada önemli olan ar-ge yapıp ürün geliştirmektir. ar-ge için de kaynak lazımdır. yani firmanın önce para kazanması gereklidir. para kazanamayan bir firma ar-ge faaliyetlerinden daha çok acil olarak para kazandıracak faaliyetlere yönelir. Burada işin içine pazar, pazar payı vs bir dolu değişken de girecektir ancak sonuç olarak ülke olarak gelişmemizin yegane yolu yerli firmaları teşviktir.

    Yani uzun sözün kısası eğer içinde bulunduğumuz ülkenin içinde bulunduğu borç batağından kurtulmasını istiyorsak, dış ticaret açığının azalmasını istiyorsak, ülkenin refah seviyesinin artmasını istiyorsak bunu hükümetlerden beklemek yerine kendi şahsi zevklerimizden vazgeçmek ve ülkemizi desteklemek zorundayız. otomotivden temizlik ürününe kadar kullandığımız her şeyde önce yerli malı ya da en azından Türkiye'de üretilen ürünlerden almak gerekmektedir. bir kişi bile bir fark yaratabilir, çünkü birler birleşerek bütünü oluşturur.
     
    hakan64 bunu beğendi.
  9. H.Genç

    H.Genç Forum Demirbaşı

    Yaş:
    35
    Kayıt:
    17 Kasım 2013
    Mesajlar:
    416
    Beğeniler:
    201
    Şehir:
    KKTC
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Bundan 1,2 yıl evveline kadar yabancı ürün almamaya çok dikkat ederdim, özelliklede yahudi markası (göya çok dindarız ya) fakat geçen süre ve tecrübelerim bunun duygu sömürüsü olduğunu gösterdi. Biz müslümanız, felan ürünü almayalım diyoruz ama işçilerini müslümanca çalıştıran, ürünleriden çalmayan, ürünleri kaliteli yapan bu "yahudiler"! Ama nerede bir sahtekarlık varsa, işçiyi köle gibi kullanmak varsa bizim "müslümanlar"! O yüzden kimse kusura bakmasın ben müslümanca iş yapandan alışveriş yaparım.


    Loading %61..
     
    Turan Babacan bunu beğendi.
  10. Hakangim

    Hakangim Aktif Üye

    Kayıt:
    19 Nisan 2014
    Mesajlar:
    126
    Beğeniler:
    62
    Şehir:
    Bursa
    Seviye:
    Sinan Bey Merhaba,

    Ben de denizcilik ve kısmen otomotiv sektöründe çalışan birisiyim. Ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum. Ayrıca Türkiye sanayisinin, bilinirliğinin arttırılması için sözlerinize katılmamak elde değil. Bir mühendisin kitabında yapılacak-tasarlanacak-alınacak parçanın özellikleri için sadece iki gereksinimi olduğu yazar; yeteri derecede iyi ve son derece ucuz olması.

    Lakin bazı konular işin içine girince bazen de türk markası (Çoğu sözde türk) almak da saçma oluyor. Bisikleti ele aldığımızda bu türk firmalar montaj atölyelerinden başka birşey malesef değiller. Aslına bakarsanız onların yaptığını biraz da fazla bir maliyetle biz de yapabiliriz kendi evimizde. Konu yeteri derecede iyi kavramına geldiğinde ise durum değişiyor. Kendini ispatlamış kadro üretimini kendi yapan ya da en azından kullandığı kadronun ve diğer ekipmanların birleşimini analiz eden bir firma arıyor insan. (Türk firmaların yapıp yapmadığını bilmiyorum) Açıkçası güven arıyoruz.

    Kron da dövizle satıyor Trek veya Scott da. Dolar 2 lira Euro 3. Bir avrupalının 3 katı fazla maliyetle alıyoruz bisikletimizi. Bırakın bisikleti. Yurt dışına çıktığımızda 5 euro ya bir kola içince aslında 15tl ödüyoruz. Refah seviyemiz nasıl yükselecek bunu da çözemiyorum ben. Bazıları kredi ile borçlanarak bir şeyler edinmenin refah seviyesini arttırdığını belirtse de ben düpedüz saçmalık olduğunu düşünüyorum.

    30 yaşındayım Türk halkı olarak hep ulaşmak istediklerimiz pahalıydı şimdiye kadar. Annemiz babamız da hep borçlandı, evini döndürmeye çalıştı biz de öyle devam ediyoruz. Taksit hep hayatımızda oldu. Bu değişecek gibi de görünmüyor. Bu halkın kaliteliyi alma hevesi bundandır. Bundandır ki bir şeyi sadece hoşumuza gittiği için alamıyoruz. Hep verdiğimiz paranın hakkını alır mıyız diye sorguluyoruz. Avrupalı gibi kullan-at yapamıyoruz. Kullan-sat var hayatımızda. O yüzden telefonlarımıza kılıflar-arabalarımıza folyolar yapıştırıyoruz. Aldığımız şeylerin 2. el piyasası hep olmalı gibi gibi bir sürü bahanelerimiz var.

    Söylediklerinizin arasında katıksız katılabileceğim tek konu var o da; bazılarımızın (Belki buna ben de dahilim) ihtiyacımızdan fazla özellik bakıyor olmamız.

    Keşke dışa bağımlılığı azaltmak için devamlı bir gelişim politikası izlense de Türkiye sanayisi ile daha güçlü bir ülke olsa. Bu da sanırım politikacıların işi olsa gerek.
     
    Hakan Balıkçı ve Turan Babacan bunu beğendi.
  11. sinan_zorlu

    sinan_zorlu Üye

    Kayıt:
    26 Eylül 2013
    Mesajlar:
    75
    Beğeniler:
    24
    Şehir:
    bursa
    Seviye:
    peki birader ne olmasını bekliyorsun? bu adamlar bu işi düzgün yapmıyor diye ülkeyi yabancıların insafına mı terkedelim... bak şu an bankaların alayı yabancıların elinde, ne oluyor? adamlar bana benim paramı borç verip kendi ülkesine para kazandırıyor. bunun uzun vadedeki etkilerini tahmin edebiliyor musun? bu sanayide de böyle. bizim anlı şanlı otomotiv firmalarımızın alayının ana hissadarı yabancılardır. yarın bir gün "kardeşim sıkıldık biz bu ülkeden, maliyetler çok arttı kapatıyoruz biz burayı, zamazingoçya'ya gidiyoruz" deseler kim onlara dur diyecek? o fabrikalar kapanırsa ne olur biliyor musun? Türkiye'nin yarısı işsiz kalır. Şimdi bu adamlar işlerini iyi yapıyor diye sanayiyi, ekonomiyi onlara bağlarsak ileride bu ülke köleden başka bir şey olmaz.

    Türk firmalarının işini hakkıyla yapmadıklarını da biliyorum. İşçiye nasıl davrandıklarını da... birinci elden şahidim buna. bunun çözümü ise yabancı markalara yönelmek değil ne yazık ki... yabancı markalara yönelmek adamların pazar payını daraltacağından iş tamamen bir kısır döngüye girer... neyse uzun hikaye burada politikaya girmeyelim.
     
  12. H.Genç

    H.Genç Forum Demirbaşı

    Yaş:
    35
    Kayıt:
    17 Kasım 2013
    Mesajlar:
    416
    Beğeniler:
    201
    Şehir:
    KKTC
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Bana hitaben yazdığınızı farz ederek cevap veriyorum: Biz kendimizi düzeltmediğimiz sürece kimse bizi düzeltmez. işin püf noktası burası zaten. hepsi bir birine bağlı. sen işini düzgün yaparsan gerisi otomatikmen geliyor..

    Belki biraz uç bir örnek olacak ama bu işin büyüğü ufağı yok. adama "birader elindeki çöpü (farzedelimki sakız) yere atma diyorsun" adam "gardaş sanki benim atmamamla etraf temiz mi olacak?" diyor.


    “Şüphesiz ki bir millet kendini değiştirmedikçe Allah da onları değiştirmez.” (Rad /11)
     
    MehmetAliB. bunu beğendi.
  13. sinan_zorlu

    sinan_zorlu Üye

    Kayıt:
    26 Eylül 2013
    Mesajlar:
    75
    Beğeniler:
    24
    Şehir:
    bursa
    Seviye:
    değişim bireyden başlar, yani kendimizden....
     
    H.Genç bunu beğendi.
  14. S.Koca

    S.Koca Kıdemli Üye

    Kayıt:
    23 Ekim 2013
    Mesajlar:
    310
    Beğeniler:
    234
    Şehir:
    Muğla
    Bisiklet:
    Fuji
    Seviye:
    Şimdi bu konuda yazmaya başlasam sabahı bulurum herhalde ama en kısa şekilde şundan bahsedeyim genel bir fikriniz oluşsun. Elbette söylediklerim benim fikirlerim eleştirileri anlayışla karşılarım.

    Öncelikli olarak Avrupa ve Amerika'da herkesin hakkı yasalarca korunuyor. Bu yasalarının çok "doğru" ya da "adaletli" olduğu anlamına gelmez elbet ama o yasalara uyulduğunu hepimiz kabul edebiliriz sanırım. Bizde ise hem yasalar hem de uygulamaları sürekli değişiyor ve bu bir çok kişide güven kaybına, dolaylı olarak "yatırım isteği"nin kaçmasına neden oluyor. Yani öncelikli olarak "güvenilir ve kayırmacılıktan uzak" bir hukuk sistemi şart.

    Bir diğer nokta da ülkemizde istikrar olmaması bu hem yatırımların azalmasına, hem de yatırım yapanların maliyetlerini çok kısa bir sürede çıkarma isteğinin fiyatlara yansımasına sebep oluyor. Devletin ithal mallara koyduğu vergiler de yerli üreticiye bu imkanı sağlıyor açıkcası. Örneğin yerli bir televizyon üretip bunu 500 TL ye satarak gayet güzel kar edebilecek bir firma muadili bir ithal ürünün 1000 TL'ye satılmasını fırsat bilip ürünü 900 TL gibi bir fiyata satıyor. Bu da yerli tüketici tarafından "daha kaliteli" olduğuna inandıkları ithal mallara talebi canlı tutuyor. Bisiklet için de bu böyle. Bir sedona ile merida arasında kıyaslamaya giderseniz bir çok kişi için fazladan verilecek miktar ithal ürünün kalitesine değer.

    Yani ilk yorumda denildiği gibi bir durum yok aslında. Bir çok üründe yerli mal ederinin 2 katına yakın fiyata satılırken ithal mallar ise %30 civarı fazlasına satılıyor. Bu da ürünün niteliğine ve tüketicinin alım gücüne göre tüketici talebinin kayacağı yönü belirliyor. Kalitenin ön plana çıktı ürünlerde ithal, tüketimde sürekliliğin ön plana çıktığı ürünlerde yerli mala daha çok kayma oluyor.
     
  15. sinan_zorlu

    sinan_zorlu Üye

    Kayıt:
    26 Eylül 2013
    Mesajlar:
    75
    Beğeniler:
    24
    Şehir:
    bursa
    Seviye:
    gümrük birliği anlaşması çerçevesinde ortak bir gümrük vergisi uygulandığı için avrupadan ithal ürünlerde pek fazla vergi yok. sorun avrupa harici ülkelerden gelen mallarda. bir de işin şu boyutu var. türk malı maliyetinin 2 katı olabilir, yabancı üründne %20 daha ucuz olabilir ancak buna verilen para yurt içinde kalacaktır, kullanılan ithal mallar çıktıktan sonra. ancak yabacı ürün %30 kar payı ile bile satılsa o paranın vergiler hariç kısmı tamamen yurt dışına gidecektir.

    burada yanlış anlaşılmasın illa da yerli alalım, kalitesiz de olsa mantığı gütmüyorum. benim söylemek istediğim yabancı ürünlere vereceğimiz ekstra paranın sağladığı fayda hakikaten vazgeçemeyeceğimiz bir fayda mıdır? ne kadar etki eder, eğer çok ta etkili bir şey değilse muadil yerli malı alalım.
     
  16. Yusuf Z. Şipal

    Yusuf Z. Şipal Onursal Üye

    Kayıt:
    14 Nisan 2010
    Mesajlar:
    1.793
    Beğeniler:
    1.348
    Şehir:
    Aydın, İzmir
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Sinan Bey, bankalar ülkeler için birer stratejik noktadır. Bu yüzden bazı sektörlerde yabancılara satış olmaz ya da sınırlandırılır. Muhaberat, iletişim de bunlardan biridir. Yönetenlerin bu konuda satışları engellemesi ya da sınırlaması gerekir, sanırım bunda hemfikiriz. Oysa ki 80 lerden bu yana, ivmesini artırarak bu satışlar yaşanmış ve özendirilmiştir. Sorunu tespit ettiniz katılıyorum ama bu durumların yaşanmasına müsaade eden bu politikalara, politikaları üretenlere bir eleştiriniz var mı merak ediyorum. Konu başlığı ile -yazmış olduğunuz-, bu mesajda da atıfta bulunduğum yukarıdaki mesajınız arasındaki durumu analiz edebilmemiz için sordum. Herhangi bir siyasi, ideolojik maksat taşımamaktadır sorum. Zira şikayetinizdeki temel vurgulara katılıyorum.
     
  17. Mert E.

    Mert E. We create Chemistry

    Yaş:
    36
    Kayıt:
    19 Ocak 2014
    Mesajlar:
    1.211
    Beğeniler:
    2.325
    Şehir:
    istanbul
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Sinan bey,

    Yurtdışına tamamen gidiyor dediğiniz para her halikarda markanın distributörer satarkenki karı sadece.

    Diyelim ki bisiklet 100 tl'ye çıkıyor üreticiden, maliyeti de 90 tl. (Olay sadeleşsin diye vergiyi falan katmıyorum işin içine) Yabancıysa 100 tl direkt dışarı gidiyor. Yerliyse, 100 tl yerli üreticiye gidiyor, o da 90 tl'sini dışarıya gönderiyor. İçerde kalıyor dediğiniz para 10 tl yani. Aynı fiyat ve maliyetteki iki bisikletten yabancının ne kadar karla sattığının önemi yok, yerlinin karı içerde kalıyor denebilir.

    Peki bu kar, içerde kalıyor da, o bisikletin ülkemize toplam maliyeti o karı karşılıyor mu? Yerli bisiklet 5 sene kullanılır, yabancı bisiklet 6 sene kullanılırsa (sallıyorum yılları) ve gidip aynı bisikleti alırsanız, 5. yılın sonunda siz 180 tl dışarıya para vermiş olurken, kullandığınız yabancı bisikletle hala 100 tl dışarı çıkmış durumda.

    Siz bisikletinize, servis, komponent zayıflığı, kötü jant yüzünden yarılan lastik vs. yüzünden 10 tl tutarında dışardan alınan alım yaparsanız, ne anladım ben o içerde kalan 10 tl'den?

    Yerli firmaların yetkili servislerinin ne kadar yetkin(!) oldukları da malumunuz.

    Bunlar böyledir kesinlikle demiyorum, ama yaşanmış tecrübele bunların olabilecek şeyler olduğunu gösteriyor.

    İnanın, yerli malı kullanımında oldukça hassas birisiyimdir. Türkiye'deki endüstrinin gelişmesini ve ilerlemesini canı gönülden istiyorum. Ama iş tamamen dışarıya dayalı bisiklet endüstrisine geldiğinde hesap kitap o kadar kolay değil.
     
  18. S.Koca

    S.Koca Kıdemli Üye

    Kayıt:
    23 Ekim 2013
    Mesajlar:
    310
    Beğeniler:
    234
    Şehir:
    Muğla
    Bisiklet:
    Fuji
    Seviye:

    Haklı olduğunuz noktalar olmakla beraber tüketiciyi yerli ürüne yönlendirmek yani tercihlerini etkilemek için en önemli konu fiyat veya fiyat/performanstır. Şimdi bu noktada talebi şekillendirmek için ya üreticilerin fiyat politikası ya da ekonomi yapıcıların maliye politikası devreye girmelidir. Bu şekilde zamanla yerli üreticilerde güçlenip arge çalışmaları ile daha kaliteli ürünler üreterek hedef kitlesini geliştirecektir. Bunu yapan bir çok firma var hepimizin bildiği. Ancak ikisi de olmadan sadece bireylerin tercihlerini sorgulamak çok sağlıklı bir yaklaşım değildir. Bu üreticiyi hiç birşey yapmadan para kazanabileceğine inandıracaktır, kaldı ki böyle kitlesel bir yönlendirme çok mümkün gibi gözükmüyor. Özetle ülkemizde ithal bir arabaya ikame edilecek bir yerli araba olsa zamanla bu dediğiniz olur ancak geçmişte olduğu gibi hem kalite hem de fiyat açısından bunu tüketici aleyhine şekillendirerek yaparsak sonuç yine çok verimli olmaz. Bugün beyaz eşya sektörü sizin dediklerinizle örtüşüyor. Bu sektörde yerli malı tercih ediliyor ağırlıklı olarak. Peki neden? Hem ürünlerin kalitesi hem de fiyatı tüketiciyi tatmin ediyor. Yani bu ürünleri alanlar 100-200 lira fazla bile verse kalite olarak çok fazla bir kazancı olmayacağına inanmış durumda. Bu aşamadan sonra işin içine diğer konular giriyor ve bugün bir çok şikayet alan "servis" konusu bu yerli firmaların satışlarında artık belirleyici olmaya başlayacak. Bir bakıma tüketici tercihleri de bu firmaları daha iyiye yönlendiriyor. Öte yandan elektronik ve bilgisayar sektöründe durum hala ithal mallar lehine. Peki onca yerli firmaya rağmen neden hala ithal bilgisayarlar daha çok satılıyor? Bu sektör de bisiklet gibi ağırlıklı olarak parçaların yurtdışından temin edilerek birleştirilmesi şeklinde çalışıyor. Ve sadece bu aşamada bile verilen hizmetten kuşkusu var tüketicinin demek ki. Belirttiğim gibi benim görüşlerim önce tüketiciye ithal mallara muadil ürünleri uygun fiyata sunup yerli malı cazip hale getirmekten yana. Yine bir arkadaş değinmiş bu bir hobidir ve buna yapılan harcamalar pek gözüne batmayabilir bu nedenle ithal talebi mutlaka olacaktır. Ama aynı kaliteyi ülkemizde bulacağımıza inandığımızda bir şekilde yerli ürünlere talep artacaktır.
     
    MehmetAliB. bunu beğendi.
  19. thomisus lx

    thomisus lx Onursal Üye

    Kayıt:
    25 Haziran 2007
    Mesajlar:
    3.004
    Beğeniler:
    2.148
    Seviye:
    gümrük birliğine, avrupanın şartları ile girdiğinde; avrupanın resmen pazarı olduğunda; bunu havayi fişekle kutlayan başka bir ülke var mıdır? kilosu 50 kuruştan satamadığımız taze soğanın 4400 kilosu ile 1 adet ayfon beş es alabiliyorsak eğer ters giden şeyler ayyuka çıkmış demektir. muzun ithalini bile yerlisine tercih ettiğimizde, zamanla o muz bahçelerinin yazlık adındaki betonlarla yer değiştireceğini kestiremediğimizi anlayamayacak kadar yabancı mal hayranıyız. babamın bana 5-6 yaşlarında "gavurla bize kuru b.k satsa koşa koşa gider alırız" söylediği bir tespitini yıllar bana ispat etti. ülkemizin vatandaşı, bana alman tasarımı ve bilmem nere üretimi vosvosunu saatlerce överken anladım. sanki arabayı kendisi tasarlamış gibi, sanki oradaki bir düğmeyi 40 yıl düşünse kendisi akıl edebilirmiş gibi böbürlene böbürlene anlatırkenki tavırlarını şaşırarak izlediğim nice TC vatandaşı tanıdım.

    şimdilerde ülkemizi toki toki evlerle donatıp, boşlukları asfaltla kaplamakla meşgulüz. o asfaltlarda alman teknolojisi araçlarımız uzakdoğu teknolojisine kafa tutarak kapışıyor. yaktığımız benzinden, avrupalı payını alırken, ülkesindeki işsizlere işsizlik parası verebiliyor. ülkenin yeraltı kaynaklarını, topraklarını satıp lale devrini sürdürüyoruz. ankaranın çöplüğünü bile belçikalılar işletiyor bilmem anlatabiliyor muyum durumun vehametini. ülkede son maden tükendiğinde, ülkedeki dereler bükümlü pet şişeler halinde bizlere pazarlandığında (dünyadaki içilebilir suyun yarısını nestlenin sattığını belirteyim), son toprak satıldığında, dökülen o asfaltlarda para ödeyerek gezmemiz istendiğinde sayın Sinan Zorlu nun ne demek istediğini anlayacak büyük bir kitlenin şu an uyuduğunu söyleyebilirim. çöpten beslenen insanların olduğu bir ülkede, lüks bir otomobile bile binmek vatan hainliği ile, haram mal yemekle eşdeğerdir kanımca.
     
    sinan_zorlu bunu beğendi.