Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Yaşadığımız ve duyduğumuz ilginç olayları burda paylaşalım...

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında Necati Günüç tarafından paylaşıldı.

  1. Necati Günüç

    Necati Günüç Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    7 Ocak 2007
    Mesajlar:
    837
    Beğeniler:
    618
    Şehir:
    KONYA
    Seviye:
    İLGİNÇ OLAYLAR
    Bir işçinin 600 tonluk press makinesinin arasından emeklemek suretiyle geçerek ucundaki 2450 santigratlık fırında sigarasını yakmaya çalışması. (Karabük Demir Çelik Fabrikaları) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Kurtarmaya gelen ambulansın suratınıza park etmesi. (E5 Otoyolu, Kumburgaz mevkii)·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Tıraş olurken berberin "rahatlatır" güdümlü, boynu aniden sağa sola çevirme hareketi sonucu, boynun kırılması. (Erzurum, Merkez Berber Salonu) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Kafasında mermer kırdırmaya çalışan medyatik karatecilerin travma sonucu ölümü (Esenler Karete Salonunda) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Kurban bayramında kaçan koçların boynuzları bir yerlerinize sokması sonucu ölüm (K.Maraş'ın Çoğulhan Kasabası) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Mideye kaçan sineği öldürmek için ağza şheltox sıkmak suretiyle ölüm(Istanbul/Sultanbeyli) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Bir arabaya 11 kişi binip viyadüğe uçmak (Molla Gürani Viyadüğü/Istanbul) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Katta olmayan asansöre binme teşebbüsü (Ali Kırca/Kuruçeşme'deki evinde; sadece yaralanma) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Balkona 50kişi çıkılması sonucu balkonun çökmesiyle oluşan toplu ölüm.(Dudullu'da bir Köy nişan töreninde) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Ormanda zehirli mantarları ailece yiyerek,? anaa ne güzel !!? deyip aksama evde ölü bulunan Türk ailesi (Datça'da) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Yatağındaki tahtakurusu veya bilumum haşaratı öldürmek için yatağı ilaçladıktan biraz sonra uykuya dalarak göçmek (Bodrum/Yalıkavak Köyü) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı çıkartmak için ayağını silkelerken elektrik çarptığını sanan yardımsever bir laz tarafından kafasına kürek, kalas vb vurularak ölmek. (Rize/Ardeşen Kasabası/Tunca Köyü) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Denizcilik işletmesinin Gaziantep tankerinde gecen bir olay: Geminin üçüncü mühendisi kontrol için geminin buhar kazanına girer(kimseye haber vermemiştir). Daha sonra işgüzarın biri "niye bu kazan kapağı açık" der ve kapağı kapatır akabinde gemi sefere çıkar. (Kocaeli/Dilovası İskelesi) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Yolda mutlu mesut yürürken kafaya balkon düşmesi (Gene Dudullu'da) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    İşkence sonucu intihara meyil gösterip ayakkabı bağcığı ile kendini asarak ölmek (Gayrettepe İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Nezarethanesi) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Para çekmek amacıyla girilen bankamatik gişesinde elektrik çarpması sonucu ölüm.(Ziraat Bankası, Bozcaada Şubesi) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Trafik kazasından yaralı olarak kurtarılıp, hastaneye kaldırılırken ambulansın kaza yapması sonucu ölüm. (Ülkemizin bir çok şehrinde sık rastlanan bir vaka)


    --------------------------------------------------------------------------------

    işçi Ali, şaka olsun diye, Burhan'ın neticesine doğru hava tutar. Buna içerleyen Burhan, "öyle şaka olmaz böyle olur" diyerek hava tabancasını alır ve Ali'nin makatına sokar. Bağırsakları patlayan Ali hastane yolunda hakkın rahmetine kavuşur. (İstanbul, Ayazağa Sanayi Sitesi) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Nüfus sayımı nedeniyle bomboş olan otoyolda bir sayım görevlisinin bariyerlere girmesi sonucu ölümü. (TEM otoyolu Gebze mevkii) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Aynı iş yerinde biri gündüz bir gece vardiyasında olmak üzere çalışmakta olan baba oğuldan biri mobylette motor ile işe gitmekte diğeri ise bir başka mobylette ile eve dönmekte iken, yol üzerindeki sert bir virajda karşılaşmaları ve birbirlerine selam vermek isterken çarpışıp beraberce ölmeleri. (Konya, Meram Mahallesi) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Kafalar güzel bir şekilde TEM otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişinin; süper fm'de çalmaya başlayan oynak bir şarki sonrası aracı sağa çekmesi ve Otoyol da göbek atmaya başlaması sonucu ölüm. Daha da ilginci bu 5 kişiden 3'ünün ölümü ve üçüne de ayrı ayrı araçların çarpmış olması (Adapazarı/Hendek) ·


    --------------------------------------------------------------------------------

    Eskiden anlatılan bir lunapark vakası: Parkın 2 kafadar gece bekçisi, uçan sandalye midir nedir işte onu çalıştırıp bir güzel kurulmuşlar. Bekçilerin ikisi de bütün gece kusarak hakkın rahmetine kavuşmuşlar. (Yıl:1971,yer:Göztepe Lunaparkı "Şimdilerde Göztepe Parkı'nın olduğu mevkii")
    Gönderen: Ceyda AKYOL




    İLGİNÇ DEMEÇLER
    İlham kaynağım şu gördüğünüz Boğaz. Bu deniz, öküze bile ilham verir...` => Serdar Ortaç

    Teniste en iyi hareketlerden biri, topu fileyi yalayarak atmaktır.

    Ben yaptığım işlerde bu atış felsefesini benimsedim...` => Hülya Avşar

    `Mozart dinlemiyorum ama Türkiye`ye gelirse konserine mutlaka giderim...=>Emrah


    Şimdi de Pink Floyd ve arkadaşları söylüyor: The Wall.. >>trt3 spikeri

    Ortada bir hakaret yok. Hıyar kelimesini kullandım. Bunu kendime de kullanırım. Yanlış anlama olmuş. Televizyonlar hıyarın h`sini alıp `h....tir'` yapmışlar...` => İbrahim Tatlıses

    Kanada gibi denizaşırı ülkelerde çok bulundum...` => Amerika`dan Britney Spears

    Herkes bir şekilde kadın olur ama hanımefendi olamaz!..` => Müzeyyan Senar`ın kızı Feraye Işıl`dan Bülent Ersoy`a

    İnsan, hayvan... her canlının yavrusu ne güzel. Öyle değil mi sevgili seyirciler?` => Defne Samyeli (Show Haber)

    Nodalıklar to, todalıklar no...` => Bülent Ecevit

    Uzun vadede politikada iyi şeyler yapmak istiyorum. Manken arkadaşlarım da bana destek oluyor...` => Tuğba Özay

    57. Hükümet `tekno partilerin` açılmasına yardımcı oldu...` => Bülent Ecevit

    Kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. İlk iki seti kaybetti. Şimdi kaybedecek daha çok hiç birşeyi yok!..` => Wimbledon erkekler final maçını anlatan TRT spikeri

    Öyle bir sivilce ilacı kullanıyorum ki bir sene içicem bir daha ömür boyu hiç sivilce çıkmayacak. İşte öyle bir sivilce ilacı aldım ben...` => Güzide Duran

    Alpay arka ayağını burktu!..` => Türkiye-Brezilya maçından...

    İnsan sevdiğine `Sana geleceğine bana gelsin` der. Öyle değil midir ya? Herkesin bir bebeği vardır...` => İbrahim Tatlıses

    Bu tokat olayından sonra hayata bakış açım değişti, artık her şeye daha pozitif bakıyorum...` => Hande Ataizi

    Coly top diye Hasan`a vurdu. Ama Hasan`ın kafası da top gibi baksana. Vurabilir insan...` => Türkiye - Senegal maçı yorumcusu Ömer Üründül

    Sigara öldürür ve eğer ölürseniz hayatınızın önemli bir parçasını kaybedersiniz...` => Brooke Shields

    Cennet, herkesin barış içinde, mutlu yaşadığı ve buluttan buluta zıpladığı bir yerdir. Ve uzun sakallı yaşlı bir adam etrafta dolaşır; O tanrıdır...` => Britney Spears

    Bak kızım sana şimdi bişey söylicem şaşıcan... Ben Salvador Dali`nin sekreteri ile beraber oldum Paris`te biliyor musun? Pariste yaani, yaa Salvador Dali... Benim babam da yaşamıştır diyosun... Senin baban Salvador Dali ile nasıl birlikte olur kızım? Demek ki size burdan bi sınav gelecek ki tepki gösteriyorsunuz değil mi? Yaaa Salvador Dali...` => Yıldo

    Her ne zaman televizyon seyrederken dünyada açlıktan ölen zayıf çocukları görsem ağlarım. Yani demek istiyorum ki; onlar gibi zayıf-ince olmak isterdim.

    Ben küçükken devamlı rüyamda uzaylıları görürdüm. Böyle gri kıyafetli acayip parıldayan yaratıklardı. Geliyorlardı ve beni alıp götürüyorlardı...` => Tuğba Özay

    Ben şimdi parçayı Cengiz`in bana öğrettiği gibi okumadım. Cengiz bana bi nağmeler öğretiyor, çok değişik oluyor. Eğer öyle okursam hakikaten çok güzel oluyor...` => Seren Serengil

    Annem hakikaten çok kaliteli bir sanatçı annesi...` => Seren Serengil

    Shaq`a baksana bu akşam çok yoruldu çocuk...` => İsmet Badem

    Hadi len bir kıta okiim...` => İzzet Yıldızhan, Tgrt`deki şovunda seyircilere doğru söyledi

    Gazeteci Sorusu: `Türkan Hanım, gözlerinizi bağışlamayı düşünür müsünüz?`Türkan Şoray yanıtı: `Bugün mü?`

    Parlamentodan, 500`ü aşkın başbakan çıkar...`=> Osman Durmuş

    --Senin ağzını yerim-- toplumda çok sık kullanıldığı için böyle bir şarkı çıkarttım... => Sinan Özen

    Vücudundan kurtul. Sadece zihnin ve ruhunla yaşa... O zaman toprağın altında nefes alabilirsin...`=> Cüneyt Arkın


    SİNİR SÖZLER
    Oğlumun adını mafya koydum, artık bir mafya babasıyım... -

    Sık sık ameliyat olun, içiniz açılır.

    Yazilidan sıfır aldım ama önemli olan katılmaktı.

    Ölüm korkusu sürekli değil mezarda biten geçici bir duygudur.

    Siddete karşı savaş açın! Şiddet yanlılarını kurşunlayın.

    Son gülen sen olacaksın, çünkü geç anlıyorsun.

    Gençliğim acı veriyordu ameliyatla aldırdım.

    Bende şeytan tüyü yok. Epilasyonla aldırdım.

    Bir soru sorabilir miyim bayan, ne kadar güzelsiniz?

    Araba benim, benim uzerime araba, ama ben onun uzerindeydim o gün.

    İşimde iyiyimdir,lafı koyarım,15 gün içinde olursun. KESİN!

    Benim okuduğum okul betondu, hocalar dahil. İçinde birşey olmayınca dışı neye yarar?

    Yeni okuma fişleri var mı hocahanım? Evet var.Işık ılık süt iç eklendi.... ooo desene ishal kaptırdi gidiyo.

    Okul çok iğrenç bişiy ya. Hani ***tan sorular sorarlar ya sizin bedene kim giriyo falan.Bu ne ya?Kimse girmedi allaha çok şükür.

    20 sene okursun hayata atılırsın bir 20 sene daha harcaman lazim ki hayatta başarılı olabilesin öğrendiklerini unutasın.

    Ben çiftlere sinir olurum. Özendirirler sarılarak falan böyle,özenirsin istersin vermezler falan iğrençtir yani.


    Ilahi Azrail, sen adami öldürürsün.

    Selam. Ben Aydan Şener. Ben de dünyadan Neil Armstrong.

    Besbinkere söyledim; abartmayı bırak.

    Bu tüp bebek hatali; hep gaz kaçiriyor

    Tahminlere göre yeryüzündeki milyonlarca ağaç sincapların gömerek sakladıkları, sonra da unuttukları kozalak türü ağaç tohumlarından kazara yetişmiştir.

    Ernest Vincent Wright’ın yazdığı "Gadsby" adlı 50,000 den fazla kelimelik romandaki hiç bir kelimede E harfi bulunmamaktadır.

    ABD de her 45 saniyede bir bir evde yangın çıkar.

    Güneş Dünyadan 330,330 kat daha büyüktür.

    Bir köstebek sadece bir gecede 90 m tünel kazabilir.

    Eski Mısırlılar taştan yapılmış yastıklarda uyurlardı.

    Bir hipopotam ağzını açarsa 120 cm boyunda bir insan onun içine rahatça sığabilir.

    Dünyada her yıl 50,000 den fazla deprem olmaktadır.

    Kedi ve köpekler de insanlar gibi solak ya da sağak olabilirler.

    Bir zarın herhangi bir yüzü ile onun tam arka yüzündeki rakamların toplamı daima 7'dir.

    İnsanlar parmak izinden, köpekler burun izinden tanınır. <

    Boğalar renk körüdür, bundan dolayı matadorun elindeki beze saldırırlar, rengi ne olursa olsun.

    Elmalar sabahları insanları uyanık tutmak için en verimli kafein kaynağıdır.

    Sıkı çalışan bir erişkin günde 15 litreye yakın terler. Bu terin çoğu insan daha farketmeden buharlaşır.

    Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir.

    Zehirli oklu kurbağada 2,200 insanı öldürebilecek kadar zehir bulunur.

    Kibrit kutusu büyüklüğündeki altın külçesi yufka gibi açılarak bir tenis kortu büyüklüğüne kadar yırtılmadan uzatılabilir.

    Karasinekler hakkında da bir şey var, ama sanırım hoşlanmazsınız, çünkü tam "ben Sinek filmini bile midem bulanmadan seyrettim," diyenler için:
    After eating, a housefly regurgitates its food and then eats it again!

    Noel Baba'nın geyiklerinin adları: Dasher, Dancer, Prancer, Vixen, Comet, Cupid, Donder, Blitzen ve Kırmızı Burunlu Rudolph

    Pamuk Prenses'in 7 cücesinin adları: Happy, Grumpy, Sneezy, Doc, Dopey, Sleepy ve Bashful.

    İşte Türkiye'nin Suç Haritası

    Devlet İstatistik Enstitüsü'nün verileri kent - suç ilişkisi konusunda ilginç saptamalara imkan veriyor. Sıcak bölgelerdeki kentler genel suç sıralamasında önde yer alırken, İstanbul gibi büyük kentler, sanıldığının aksine, daha güvenli.

    Ülkemizde işlenen suçlar şehirlerin kimliğini ortaya koyuyor. En fazla Kastamonu'da adam öldürülüyor, Kars'ta adam dövüp yaralanıyor, Bayburt'ta kız kadın, erkek kaçırılıyor, Sinop'ta ırza geçme ve sarkıntılık yapılıyor, Aydın'da rüşvet, irtikap ve sahtecilik ile zina, Antalya'da hırsızlık, Trabzon'da dolandırıcılık yapılıyor, Edirne'de zimmete para geçiriliyor, Balıkesir'de sövüp hakaret ediliyor, Hakkari'de uyuşturucu kullanma, satma, alma, Gaziantep'de para ve mal kaçakçılıkçılığı yapılıyor, Sakarya'da orman suçu işleniyor, Manisa'da icra, iflas kanununa aykırı davranılıyor. İşlenen suçun nüfusa oranlanmasıyla bulunan sonuçlara göre, Manisa suç rekortmeni şehir oluyor. Genel kanının aksine İstanbul gibi büyük şehirler ilk sıralarda yer almıyor.
    Devlet İstatistik Enstitüsü'nün (DİE) 1994 verilerine göre; daimi ikametgahlarına göre cürüm ve kabahat türü suçlarla cezaevine giren hükümlülerin sayısına ve DİE'nin 1994 nüfus verilerine göre yaptığımız araştırma ilginç sonuçlar verdi.
    Büyük nüfus hareketliliği yaşanan ülkemizde şehirlerin karakteri işlenen suçları da etkiliyor. Yaşanılan şehrin iklimi, coğrafi konumu, gelenek görenekleri, eğitimi, kültür yapısı, sanayileşmesi ve diğer faktörler işlenen suçlarda belirleyici oluyor.
    İklimi sıcak olan bölgelerdeki kentler genel suç sıralamasında ön sıraları alıyor. Terör olmazsa Doğu ve Güneydoğu illeri Türkiye'nin en güvenli yerleri oluyor. Suç oranı en yüksek il Manisa, ikinci Balıkesir, üçüncü Muğla, dördüncü Aydın, beşinci Çanakkale oluyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ise, son sıralarda yer alıyor. Karadeniz illeri de en az suçun işlendiği yerler arasında bulunuyor. En az suç işlenen son 10 il Gümüşhane, Batman, Van, Şırnak, Bayburt, Tunceli, Erzincan, Iğdır, Ardahan, Siirt şeklinde sıralanıyor.
    En fazla uyuşturucu madde kullanmak, satmak, satın almak ile para ve mal kaçakçılığı suçu sınırlara yakın olan Güneydoğu Anadolu bölgesinde işleniyor. Ancak bu, suç genel tablosunu fazla etkilemiyor. Suç deposu gibi görünen büyük şehirler ise sıralamalarda geride kalıyor. İstanbul 57. sırada, Ankara 32., İzmir ise 11. sırada bulunuyor. İstanbul hırsızlık, İzmir ise dolandırıcılık, hırsızlık ile sövme, hakaret suçlarından ilk beşe giriyor.

    Kadınların ilginç suçları
    Kadınlar Türkiye'de işlenen suçların ancak yüzde ikisi nedeniyle cezaevine giriyor. Türkiye'nin Batı bölgelerinde kadınların suç oranı Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine göre daha yüksek. Kadın suçlarında Uşak birinci, Eskişehir ikinci, İzmir üçüncü, Aydın dördüncü, Bartın beşinci oluyor. Tunceli, Hakkarı, Bingöl, Gümüşhane, Şırnak, Muş, Ardahan da kadınlar hiçbir suçtan cezaevine girmemiş.
    Kadınların en fazla işlediği suçlar icra iflas kanununa muhalefet ile hırsızlık. Kadınların erkeklerden fazla işlediği tek suç ise zina. 16 kadın, kız, kadın ve erkek kaçırmaktan, 7 kadın da ırza geçme ve sarkıntılık suçlarından hüküm giymiş bulunuyor.
    Türkiye genelinde en fazla işlenen suç icra iflas kanununa muhalefet etmek. Cezaevine giren hükümlülerin yüzde 51'i bu suçu işlemiş. Hırsızlık yüzde 10, dövmek yaralamak yüzde 6, adam öldürme yüzde 5, dolandırıcılık yüzde 4 oranlarıyla bu suçu takip ediyor.
    Uzmanlar iklim şartlarının, coğrafi yapının, gelenek ve göreneklerin suç işleme eğilimini etkilediğini belirtiyor. Ege, Marmara ve Akdeniz bölgesinde suç işleme oranının yüksek olması iklime bağlanıyor. Karadeniz insanının doğasından gelen öfkesinin de bu bölgede suç eğilimini etkilediği kaydediliyor. Coğrafi konumları gereği sınıra yakın olan şehirlerde ise, kaçakçılık daha çok yapılıyor.
     
  2. sadana

    sadana Onursal Üye

    Kayıt:
    19 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    2.268
    Beğeniler:
    2.592
    Şehir:
    Adana
    Seviye:
    Çok güzel bir konu olmuş necati tebrikler.Annem ameliyatı için Dr.Araştırırken Ablamla tlf laştığımızda ay benim dediğim daha doğrusu diyeceğim Dr.'nin yanındalarmış.Çok garip olmuştum.Çok şükür o günleride sağ sağlim atlattık.Paylaşımın için çok sağ ol.İyi forumlar.
     
    Necati Günüç bunu beğendi.
  3. Necati Günüç

    Necati Günüç Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    7 Ocak 2007
    Mesajlar:
    837
    Beğeniler:
    618
    Şehir:
    KONYA
    Seviye:
    Düşündüren İlginç Hikayeler

    --------------------------------------------------------------------------------

    Arkadaş (Hikaye)

    Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
    İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru
    altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:
    - Teğmenim. Fırlayıp
    arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..
    Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...
    - Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla
    ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın..
    Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi.. "Git o zaman.."
    İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa
    döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşınan arkadaşına döndü:
    - Sana değmez, hayatini tehlikeye atmana değmez,demiştim. Bu zaten ölmüş..
    - Değdi teğmenim. dedi asker..
    - Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?..
    - Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına
    ulaştığımda henüz sağdı..
    Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim icin..
    Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:
    - Jim!.. Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı... Geleceğini biliyordum..



    Yolumuzdaki Engeller.. (Hikaye)

    Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine
    kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
    Bakalım neler olacak?.
    Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları,
    saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene
    kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.
    Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar
    vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir
    köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
    Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı
    ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı
    ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden
    sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin
    durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu
    vardı içinde.

    "Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.

    Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

    "Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır."

    Osman Efendi (Hikaye)

    Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.
    İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder.
    Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir,
    gider. Lakin Osman Efendinin baş ağrısı artarak sürer.
    Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya baslar.
    Başka doktorlar çağrılır... Osman Efendi Uşak'ın ileri
    gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder.
    Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de
    bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri
    uyuyamayan Osman Efendiyi İstanbul'a götürmeye karar verirler.
    İstanbul'da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin
    tomografileri çekilir, testler yapılır... Görünüşe bakılırsa
    Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan
    baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.
    Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da
    apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre
    moda, Zurih'e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca
    profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.
    Sonuç:
    Osman Efendiye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman
    Efendiye ağrı kesici iğneler verilir, ülkesine dönüp "dinlenmesi", daha doğrusu son günlerini -evinde-
    geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader"
    denilir, Uşak'a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır
    ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.
    Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendinin eski berberi
    Berber Mehmet çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendiyi tıraş
    ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.
    Berber Mehmet bir an düşünür. "Beyim?" der, "Sakın sizin burnunuzda kıl
    dönmüş olmasın" Bir bakar, "Hah işte der. "Kıl dönmüş." Osman Efendinin
    şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı
    çeker. Ev halkı Osman Efendinin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya
    koşar. Berber Mehmet, Osman Efendinin elinden zor alınır ve cımbızın
    ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.
    Osman Efendinin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar
    koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman
    Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması
    geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire yürüyüp
    gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o
    zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına
    gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet'i çağırtır
    ve ona bir servet bağışlar.

    BU YAZIDAN ÇIKARTILACAK SONUÇLAR :

    1. Vergiden turizme, sosyal güvenlikten adalet reformuna kadar Berber
    Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.

    2. Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.

    3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir.

    Bir Küçük Tebessüm (Hikaye)

    Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme
    adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava
    içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta
    teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı,
    yolladı. Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her
    öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş
    bıraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu.
    Aksam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her
    zaman köşe basında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
    Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki. İki gündür boğazından
    aşağı lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra,
    bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak
    tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titresen köpek
    yavrusunu görünce, kucağına alıverdi. Küçük köpek gecenin
    soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha
    kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar
    sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle
    bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra
    bütün apartman halkı. Anneler, babalar dumandan boğulmak
    üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.

    Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan
    bir TEBESSÜMSÜN sonucuydu.



    Bill Gates

    Bill Gates Microsoftsun bir seminerinde bilgisayar
    sektöründeki gelişmenin hızını anlatmak için şöyle bir
    benzetme yapmış.
    "Eğer Volkswagen firması son 25 yıl içinde bilgisayar
    sektörü kadar hızlı gelişmiş olsaydı bugün 500 dolara
    alacağımız arabalara 25 dolarlık benzin koyup dünya turu
    atmamız mümkün olacaktı"

    Birkaç gün sonra VW firmasının bir basın açıklaması yayınlanmış.
    "Eğer otomotiv sektörü Bill Gates in işletim sistemi gibi
    gelişmiş olsaydı, her alacağımız arabada tek koltuk olacak,
    diğer koltuklar için ekstra lisans parası ödemek zorunda
    kalacaktık; arabamız sadece bizim ürettiğimiz benzinle
    çalışacak; gösterge tablosundaki tüm ikaz ve uyarı
    ışıkları yerine üzerinde
    ARABANIZ GEÇERSİZ BİR İŞLEM YÜRÜTTÜ VE KAPATILACAKTIR
    yazan tek bir lamba olacaktı. Ayrıca her kazadan sonra
    arabanın hava yastıkları açılmadan önce bir düğmenin üzerinde
    HAVA YASTIKLARI AÇILACAK EMİN MİSİNİZ
    diyen bir ışık yanacaktı"


    İNSANLIK DERSİ (Gerçek Hikaye)

    Ünlü İtalyan sinema sanatçısı Vittorio de Sica bir TV
    röportajında anlatıyor :

    İtalya' da Napoli' nin kenar mahallelerinden birinde,
    bir Cafe-Bar da, espressolarimizi içiyoruz.İçeri giren
    müşterilerden biri, barmene "due caffee, uno sospeso"
    (iki kahve, biri askıda) diyor, iki kahve parası
    veriyor, bir kahve içip gidiyor, barmen de tezgahın
    üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt
    asıyor.

    Biraz sonra iki kişi içeri giriyor: "due caffee e un
    sospeso" (iki kahve
    ve bir askıda) diyorlar, üç kahve parası verip, iki
    kahve içip gidiyorlar,
    barmen gene bir küçük kağıt daha asıyor tezgahın
    üstündeki çiviye...

    Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyor.
    Derken üstü başı biraz eski, püskü, belli ki fakir biri
    bardan içeri
    girdi, barmene "un caffee sospeso" (askıdan bir kahve)
    dedi, ve barmenin hazırladığı kahveyi içip, para
    ödemeden çıkıp gitti. Barmen de tezgahın üzerine
    asmış olduğu kağıtlardan bir tanesini aşağı indiriverdi...

    Gerçek Sevgi (İbretli hikaye)

    Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü
    edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" Bakın göstereyim
    demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları
    çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine.
    Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş
    kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların
    ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. Peki
    demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun
    geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
    En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
    Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım
    yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar
    gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzun
    boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak
    içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar
    sofradan işte demiş ermiş, 'kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini
    görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür de
    doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da
    unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.

    DUNYADA TURKCE BILEN HERKESE!!!

    "Osmanlı 600 yıl durdu durdu da tam Rus'larla savaşırken, tam
    düşmana değil müttefike ihtiyacı olduğu zaman mi Ermeni'leri
    kesmeye karar verdi?"

    MAHKEME SORULARI
    Aşağıdakiler mahkemelerde avukatlar tarafından
    sorulmuş sorulardan derlenmiştir. Avukatlarımız
    (özellikle de bizim tanıdıklarımız!!) hiç alınmasın
    lütfen, çünkü bu sorular amerikan mahkemelerinde sorulmuş
    ve yanıtlanmış, sadece türkçeye çevrilmiş..

    1. "Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına
    kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?"
    2. "En genç olan oğlunuz, hani su 20 yaşında olan, kaç
    yaşındaydı?"
    3. "Resminiz çekilirken orada mıydınız?"
    4. "Yalnız mıydınız, yoksa kendi başınıza mıydınız?"
    5. "Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi yoksa siz miydiniz?"
    6. "Sizi öldürdü mü?"
    7. "Çarpışma esnasında araçlar arasında ne kadar mesafe vardı?"
    8. "Oradan ayrılana kadar orada mı kaldınız?"
    9. "Kaç kere intihar etmeyi başardınız?"
    10. Soru: "8 ağustosta mı hamile kaldınız?"
    Cevap:"Evet."
    Soru: "peki o anda siz ne yapıyordunuz?"
    11. Soru: "Üç çocuğunuz var, değil mi?"
    Cevap: "Evet."
    Soru: "Kaçı erkek?"
    Cevap: "Erkek yok."
    Soru: "Hiç kızınız var mi?"
    12. Soru: "Merdivenler alt bodruma iniyor dediniz, değil mi?"
    Cevap: "Evet."
    Soru: "Peki bu merdivenler yukarı da çıkıyor muydu?"
    13. Soru: "Bay ___, geçen yaz kusursuz bir balayına çıktınız,
    değil mi?"
    Cevap: "Evet, Avrupa'ya..."
    Soru: "Eşiniz de sizinle geldi mi?"
    14. Soru: "İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?"
    Cevap: "Ölüm sebebiyle."
    Soru: "Kim ölmüştü?"
    15. Soru: "Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?"
    Cevap: "Orta boyluydu, sakalı vardı."
    Soru: "Erkek miydi yoksa kadın mi?"
    16. Soru: "Bugüne kadar kaç ölü üzerinde otopsi yaptınız, doktor?"
    Cevap: "Bugüne kadar ki bütün otopsilerimi ölüler üzerinde yaptım."
    17. Soru: "Bütün cevaplarınız sözlü olmak zorunda, anlaştık mi?
    Şimdi, hangi okula gidiyorsunuz?"
    Cevap: "Sözlü."
    18. Soru: "Otopsiye başladığınız zamanı hatırlıyor musunuz?"
    Cevap: "Aksam 8:30 civarında başladık."
    Soru: "Bay___ o esnada ölü müydü?"
    Cevap: "Hayır, sandalyeye oturmuş neden otopsi yaptığımı merak ediyordu."
    19. Soru: "İdrar örneği verme imkanınız var mi?"
    Cevap: "Kendimi bildim bileli yapabilirim."
    20. Soru: "Otopsiye başlamadan önce Bay .....'nin nabzına
    baktınız mi doktor?"
    Cevap: "Hayır."
    Soru: "Kalbini dinlediniz mi?"
    Cevap: "Hayır."
    Soru: "Nefes alıp almadığını kontrol ettiniz mi?"
    Cevap: "Hayır."
    Soru: "O halde siz otopsiye baslarken Bay ___ hala yaşıyor
    olabilir, değil mi?"
    Cevap: "Hayır."
    Soru: "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz, doktor?"
    Cevap: "Çünkü adamın beyni masamın üstünde bir kavanozun
    içindeydi."
    Soru: "Yine de hasta hala yasıyor olamaz mıydı?"
    Cevap: "Evet, hatta şu anda bir mahkeme salonunda avukatlık
    yapıyor olabilir."

    MİLLETÇE KÖTÜMSER MİYİZ? (Gerçek Hikaye)

    Büyük gazetelerimizin birinde yönetici semineri veren uzman
    Türklerin dünyada en kötümser milletlerden biri olduğunu iddia
    etmiş. Peşinden küçük bir test yapmış. Bitişik sözcüklerden
    oluşan aşağıdaki cümleyi birkaç saniyeliğine gösterip yöneticilerden
    okumalarını istemiş:
    "THEGODISNOWHERE"
    Katılımcıların hepsi bu cümleyi:
    "THE GOD IS NO WHERE"
    diye okumuş. Yani "Tanrı hiçbir yerde değildir" seklinde.
    Uzman acı aci gülümsemis... "Tam bekledigim gibi" diye mirildanmis.
    Bati ülkelerindeki seminerlerde katılımcılar bu cümleyi söyle
    okurlarmış:
    "THE GOD IS NOW HERE"
    Yani: "Tanrı şimdi burada"...

    Bilgisayar acemisi (Komik Gerçek Olay)

    WordPerfect'in yardım hattında banda alınmış bir telefon
    konuşması. Bu konuşma sonrası helpdesk elemanı isinden
    kovuluyor. Kovulduktan sonra da şirketi kendisini
    "Gerekçesiz" isten çıkardığı için mahkemeye veriyor.
    İşte Telefon Konuşması :
    - Yardım hattı, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?
    - Bir sorunum var.
    - Nasıl bir sorun?
    - Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti?
    - Gitti mi?
    - Yok oldu!
    - Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
    - Hiç bir şey.
    - Hiç bir şey mi?
    - Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
    - Hala Wordperfect programında mısınız yoksa
    programdan çıktınız mı?
    - Bunu nereden bileyim?
    - Ekranda bir "C" harfi görüyor musunuz?
    - Bir "hece" mi...
    - Boş verin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mi?
    - Söyledim ya hiç bir şey yazmıyor.
    - Monitör üstünde yanan bir lamba var mi?
    - Monitör ne?
    - Ekranı olan yer, televizyon gibi... Çalıştığını
    gösteren küçük bir lamba var mi?
    - Bilmiyorum.
    - Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu
    giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
    - Evet.
    - Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı
    mi bana söyleyin.
    - Bağlı
    - Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek
    kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
    - Görmedim.
    - Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı
    olması lazım.
    - Evet buldum.
    - Tamam, simdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı
    diye bakin.
    - Kabloya ulaşamıyorum.
    - Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
    - Olmuyor.
    - Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına
    baksanız....
    - Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için
    bakamıyorum.
    - Karanlık?
    - Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık
    yetmiyor.
    - Ofisin ışıklarını yakın.
    - Yanmaz.
    - Neden?
    - Elektrikler kesik.
    - Elektrikler mi kesik. Tanrım...!(kısa bir sessizlik)
    Bilgisayarın kutusu, kitapları herşeyi duruyor mu?
    - Evet dolapta.
    - Simdi bilgisayarı sökün , aynen aldığınızdaki gibi
    paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
    - Durum bu kadar kötü mu?
    - Korkarım öyle!
    - Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
    - "Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım"
    diyeceksiniz...

    MARANGOZ (Hikaye)

    Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. işveren
    müteahhidine, çalıştığı konut yapım işimden ayrılmak ve
    eşi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam
    sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette
    özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki.
    Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine
    bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti.
    Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün
    yaptığı iste olmadığını görmek pek kolaydı. Bastan savma
    bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini
    adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!..
    işini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi.
    Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. "Bu ev senin" dedi,
    "sana benden hediye". Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı!

    Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu
    böyle yapar miydi! Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi
    hayatimizi kurarız. Çoğu zamanda, yaptığımız ise elimizden
    gelenden daha azını koyarız. Sonra da, soka girerek, kendi
    kurduğumuz evde yasayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek,
    çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.

    Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar
    ya da bir duvar dikersiniz. "Hayat bir kendin yap tasarımıdır"
    demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve secimler, yarin
    yasayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun.,

    Kovadaki Çatlak (Hikaye)

    Hindistan'da bir sucu, boynuna astığı uzun bir
    sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su
    taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam
    olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine
    ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken,
    çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını
    eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca
    her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde
    patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş.
    Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı
    çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine
    getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.
    İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın
    kıyısında sucuya seslenmiş. "Kendimden utanıyorum
    ve senden özür dilemek istiyorum." "Neden?..."
    diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun?..."
    Kova cevap vermiş. "Çünkü iki yıldır çatlağımdan
    su sızdığı için tasıma görevimin sadece yarısını
    yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı
    sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam
    karşılığını alamıyorsun." Sucu söyle demiş.
    "Patronun evine dönerken yolun kenarındaki
    çiçekleri fark etmeni istiyorum." Gerçekten de
    tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir
    yanandaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş.
    Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını
    kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine
    sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş.
    "Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu
    ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını
    fark ettin mi?... Bunun sebebi benim senin
    kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun
    senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün
    biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki
    yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla
    patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle
    olmasaydın, o evinde bu güzellikleri
    yaşayamayacaktı."
    * * *
    Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır.
    Hepimiz aslında çatlak kovalarız.
    Büyük planda hiçbir şey ziyan edilmez.
    Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin.
    Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu
    bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep
    olabilirsiniz.

    "İnsanlarla birlikte büyüseler bile,
    kurdun eniği yine kurt olur."
     
    sadana ve Hasan Kuru bunu beğendi.
  4. Necati Günüç

    Necati Günüç Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    7 Ocak 2007
    Mesajlar:
    837
    Beğeniler:
    618
    Şehir:
    KONYA
    Seviye:
    SINAV
    4 tane üniversite öğrencisi, uyanamadıkları için matematik
    finaline geç kalırlar ve okula gidince hocaya arabalarının lastiğinin
    patladığını söylerler. Hoca önce inanmaz, ama öğrencilerinin
    yalvarmalarına dayanamayarak, onları 3 gün sonra sınav yapacağını söyler. Sınav
    günü gelince hoca, 4 öğrencinin hepsini boş bir salonun ayrı ayrı
    köşelerine oturtur.
    Sınav geçme sistemi şöyledir: 100 üzerinden 50 puan alan herkes
    sınavı geçebilir. Hocanın hazırladığı sınavda ise ön sayfada 10'ar
    puanlık 4 tane basit matematik sorusu vardır. Bunları kolayca çözerler.
    Arka sayfada ise 60 puanlık 1 soru vardır: "Hangi lastik
    patladı?"

    Mühendis I

    Bir Makine Mühendisi, bir elektrik mühendisi ve bir bilgisayar mühendisi
    bir gün eski bir araba ile yola çıkmışlar. Issız bir otobandan geçerken,
    araba aniden durmuş, baktılar çalışmıyor, Makine Mühendisi

    "Ben simdi hallederim!"

    diyerek atılmış, önce arabanın altına yatmış, kaputu açmış,
    bir kaç girişi sıkıştırıp, bir kaç yere çekiçle filan vurmuş ama tık yok!
    Başı eğik arabaya geri dönmüş. Bunun üzerine elektrik mühendisi atılmış
    hemen, o da elektrik girişlerini, sigortaları kontrol etmiş, kablolarla
    oynamış ama hareket yok! Bunun üzerine ikisi birden dönüp, bilgisayar
    mühendisine bakmışlar. Sıranın kendisine geldiğini anlayan bilgisayarcı,

    "Eeee şey, arabadan bir çıkıp tekrar girsek?"

    Mühendis II

    Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir mühendise bir kırmızı top verip
    bunun hacmini nasıl bulacaklarını sormuşlar. Matematikçi, bir mezura ile
    etrafını ölçüp formülle yarıçapını hesapladıktan sonra diğer bir
    formülle yarıçapından hacmini bulacağını söylemiş. Fizikçi ise topu suya
    batırıp yer değiştiren suyun hacmini ölçerek topun hacmini
    bulabileceğini söylemiş. Top son olarak mühendisin eline verilmiş,
    mühendis topu şöyle biraz çevirip bakmış ve sonra:

    "Bana kırmızı toplar kataloğunu bulun."


    TEMEL TAMİRATTA

    Amerika'ya göçen Temel, birikimleri ile bir otomobil tamirhanesi
    açmıştı. Birgün kaputu açmış, motorun silindir başlıklarını sökerken, dünyaca
    ünlü kalp cerrahi Dr. De Bakey'nin içeri girdiğini gördü. Doktor mercedesine
    bir göz atmasını istiyordu.
    Temel :
    "Siz ünlü doktor De Bakey'siniz değil mi" diye sordu..
    "Evet" dedi, doktor. Temel simsiyah ellerini bir beze sildi ve hafif bir
    tebessümle sordu :
    "Sayın ünlü doktor, burada ne yaptığıma dikkatle bakın, lütfen..
    Ben de kalpleri açıyorum. Kapakçıkları dışarı çıkarıyorum, temizliyor,
    düzeltiyorum, bozulanların yerine yenilerini takıyorum. İşimi bitirdiğimde,
    bu bebek bir tazı gibi koşmaya başlıyor.. İkimiz de temelde ayni işi
    yaptığımız halde, siz nasıl olup milyarlar kazanıyorsunuz da, ben meteliğe
    kurşun atıyorum?.."
    De Bakey iyice yanına geldi Temel'in.. Eğildi ve kulağına fısıldadı :
    "Simdi bu anlattıklarını motor çalışırken yap bakalım!.."

    İtiraf ediyorum

    İnterpol yeni bir istihbarat birimi kuracaktır. Tecrübeli elemanlar aramaktadır. Referanslarıyla beraber en az iki kişiden oluşacak ve ekip halinde çalışacak elemanlar tercih edilmektedir. CIA’dan, KGB’den ve malum ülkeden ikişer eleman gelir. İnterpol yetkilisi bir tavşanı alır ormana bırakır ve yarım saat bekledikten sonra CIA elemanlarından yakalamasını ister.

    CIA elemanları süratle ormana dalarlar ve iz sürerler. 3 gün sonra gelirler. Ellerindeki örnekleri analiz etmek için laboratuvara ihtiyaç duyduklarını belirtirler.

    İnterpol yetkilisi KGB elemanlarına “buyrun” der, sıra sizde der. KGB elemanları süratle ormana dalarlar. Biraz sonra ormandan dumanlar yükselmeye başlar. Koşarak ormandan çıkarlar. Kendilerini zor kurtarmışlardır. “Hain, rejim düşmanını yok ettik” derler. Yanmış bir parça bularak ispat etmeye çalışırlar.

    Sıra üçüncü grup ajana gelmiştir. Yetkili, başka bir tavşanı diğer bir ormana bırakır ve yarım saat bekledikten sonra ajanlardan yakalamasını ister.

    Ajanlar süratle ormana dalarlar. Yarım saat sonra telsizle bildirirler: “yakaladık geliyoruz”. Biraz sonra gözükürler. Hırpalanmış ve bitkin bir haldeki bir ayıyı kollarından tutmuşlar sürükleyerek getirmektedirler. Ayı bir taraftan da bağırmaktadır:

    “Her şeyi itiraf edeceğim, ben aradığınız tavşanım, ben o hain tavşanım.... yeter ki....”

    Dünya Türklere kalacak

    Dünyanın meşhur “think-tank”ları bir araya gelirler. Araştırma konuları önümüzdeki asırda dünyanın hakimi kim olacaktır. Dünya kime kalacaktır. Bilgisayara bütün ülkelerin nüfus yapısından, ekonomiye, eğitimden sağlığa ve siyasetten askeriyeye kadar bütün bilgiler yüklenir. Uzmanlar “Dünya kime kalacak” diye sorularını yazarlar ve “enter”e basarlar. 1 dakika sonra ekranda büyük harflerle cevap görünür:

    “Dünya Türklere kalacak.”

    Uzmanlar şoktadır. En nihayet birisi şaşkınlıktan kurtulup, “neden” diye yazar ve “enter” e basar. Bilgisayardan hemen cevap gelir:

    “Bütün milletler uzaya gidecek, böylece dünya Türklere kalacak.”

    Kaçan espri

    Ula temel der “Bir öğünde kaç hamsi yersin?” Temel cevap verir: “elli.”
    Pekale der şimdi ramazan, oruçlu iken kaç tane yersin?
    -Yüz tane.
    Dursun hayır der. Oruçlu iken bir tane yersin, orucun bozulur. Diğer doksan dokuzunu oruçsuz olarak yersin.

    Espri temelin hoşuna gider. Bu espriyi hemen bir arkadaşına satması gerekir. Bir arkadaşı ile karşılaşır.

    Ula söyle bana der. Bir öğünde kaç hamsi yersin?

    Arkadaşı cevaplar: “Yirmi tane. “

    Temel “tüh be” der. “Espriyi kaçırdın. Yüz tane deseydin sana güzel bir espri yapacaktım.”


    Mısır tanesi ve adam

    Adamın birisi tavuklardan korkmaktadır. Yakınları adamı bir psikologa götürüler. Doktor sebebi öğrenir. Adam kendisini mısır tanesi zannetmektedir. Doktor adamı ikna etmek için bir-kaç seans düzenler. Sonunda adamı mısır tanesi olmadığına ikna eder.

    Adam: "mısır tanesi olmadığımı ve insan olduğu anladım doktor bey" der. "Ama bunu tavuklar da biliyor mu? Sen bir de onlara anlat..."

    Üçüncü Boğaz (Fıkra)

    Üçüncü Boğaz Köprüsünün yapım işini Japon, Amerikan ve Türklerden
    oluşan bir konsorsiyum almış. Tam açılışın yapılacağı
    sırada kurdele kesilirken köprü büyük bir gürültüyle yıkılmış.
    Japon: 'Gitti bütün emeklerim, mahvoldu kumlarım' diyerek
    harakiri yapmış.
    Amerikalı: 'Gitti çeliklerim, tonlarca çelik yıkıldı' diyerek
    tabancasını çekip intihar etmiş.
    Tüm bunları izleyen Türk müteahhit de derin bir 'Oh!' çekerek
    yanındakilere dönmüş: 'İyi ki çimento koymamışım, yoksa bunlar
    gibi mahvolurdum'...

    EŞŞEĞİN DİRENCİ

    Köylü Ahmet eşeğini satmaya karar vermiş.
    Kıymeti taş çatlasa 50 milyon lira etmeyen eşşek için pazarlık
    payı da ekleyerek 100 milyon lira fiyat koymuş.
    Komşu köyden acilen eşşeğe ihtiyacı olan Mehmet ağa 100 milyon
    ödeyip eşşeği pazarlıksız satın almış. Köylü Ahmet eşşeğini
    satmasına satmış ama akşam da gözüne bir türlü uyku girmemiş.
    Gece boyunca düşünüp, durmuş.
    "Mehmet ağa 50 milyon liralık eşşeğe niye 100 milyon lira
    verdi?"!!!!!... diye.
    İçi rahat etmeyince ertesi gün eşşeğini geri almaya karar vermiş.
    Pazara gitmiş Mehmet ağayı bulmaya. Bir de ne görsün eşşek
    200 milyon liradan satışa Çıkarılmış...
    Bi kere içi rahat etmemiş, geri alacak eşşeğini...
    200 milyon lira ödeyip geri almış eşşeğini (pazarlıksız.).
    Aynı olay bu defa Mehmet ağa'nın başına gelmiş, o da uyuyamamış.
    "Allah allaaaah, Ahmet niye 100 milyona sattığı eşşeği
    200 milyona geri aldı var bu işin içinde bir iş..." diye gece boyunca düşünüp, durmuş.
    O da ertesi gün eşşeği geri almaya karar vermiş. 400 milyon
    lira vererek geri almış eşşeği...
    Bu alışveriş her gün fiyat arta arta devam etmiş. Bir kaç gün
    sonra pazara bir başka köyden Hüseyin gelmiş. Hüseyin pazardaki
    kalabalığın arasına dalınca bir de ne görsün ;
    "al, al, al, sat, sat, sat" bağrışmaları arasında bir yaşlı eşşek
    ve bu eşeğin tam 1.000.000.000 TL satış fıyatı...
    Yanındakine sormuş, "Hemşehrim, nedir bu? Bu yaşlı eşşek
    1 milyar lira eder mi yahu?"
    Adam hemen yanıtlamış;
    "Valla grafikler ortada, bu eşşeğin fiyatı bir haftada 50 milyon
    liradan başladı, 950 milyon liraya geldi. Şöyle bir teknik analizine
    bakarsan görürsün. Eşşeğin fiyatı 1 milyardaki direncini bi kırarsa,
    1.5 milyara kadar yolu var."

    Kötü Yola Düşmüş mü? (Fıkra)

    Birer kız çocuğu sahibi iki aile bir gün misafirlikte
    sohbete başlamışlar.
    -- Eee sizin kızdan naber?
    -- Valla işte ne olsun biliyorsunuz, işe girdi geçen sene.
    Başını kaşıyacak vakti yok. İlk başlarda geceleri fazla
    mesai yapıyordu. Sonra hafta sonları da çalışmaya başladı.
    Patronu çok sevmiş her işi ona veriyormuş. Derken Ankara
    seyahatleri başladı. Bizimki çanta sekreter gibi patron
    nereye o oraya. Sonra Paris seyahatleri filan en sonunda
    bu iş böyle olmayacak dediler, patronu ev tuttu. Deli gibi
    çalışıyor evladım. Ee, peki sizin ki ne alemde?
    -- Valla bizim kız da kötü yola düştü ama ben sizin kadar güzel
    anlatamıyorum.

    HAMİLE KADIN (Fıkra)

    Küçük bir çocuk, hamile bir kadının karnına dokunarak:
    -Ne var sizin karnınızda teyze,
    Kadın:
    -Çocuğum var evladım, diye cevap verir.
    -Sizin çocuğunuz mu?
    -Evet
    -Onu seviyor musunuz?
    -Evet
    -Çok mu seviyorsunuz?
    -Evet evladım.
    -Öyleyse neden yediniz?

    Sherlock Holmes (Fıkra)

    Sherlock Holmes ile Dr. Watson kampa giderler. Güzel bir yemek
    yedikten sonra uykuya dalarlar.
    Birkaç saat sonra Holmes uyanır ve arkadaşını dürdükler.
    "Watson, yukarıya bak ve bana ne gördüğünü söyle".
    Watson cevap verir: "Milyonlarca yıldız görüyorum"
    Holmes sorar:
    "Bu sana neyi gösteriyor?"
    Watson bir an düşünür ve yanıtlar:
    " Astronomik olarak milyonlarca galaksinin ve dolayısıyla milyarlarca
    gezegenin varlığını görüyorum. Yıldızların konumuna bakarak saatin 3'ü
    çeyrek geçtiğini çıkarıyorum. Teolojik olarak Allah'ın kudretini ve
    kendi acizliğimizi görüyorum. Meteorolojik açıdan da bugün havanın
    çok güzel olacağını tahmin ediyorum. Neden sordun? Sana ne gösteriyor?"
    Holmes arkadaşını sabırla dinlemiştir ama artık dayanamaz:
    "Ulan hıyar, çadırımızı araklamışlar!"


    Borcunu Ödeyecek

    Yargıç temele sormuş :
    Davacıya borcunu bir türlü ödemiyorsun. Neden?
    Temel boynunu büker. "Vereceğum vermesine de bana
    üç ay mühlet ver diyorum, vermiyor.
    Üç yıldır beni oyalıyor."

    Rus Askeri

    Çeçenistan'da savaşan bir rus Rusya'ya geri döndüğünde bir berbere gider.
    Berber ona nerede askerlik yaptığını sorar ve oda çeçenistan'da der. Berber
    tıraşa devam ederken 5 dk. kadar sonra yine nerede askerlik yapmıştınız
    diye sorar. Asker berber herhalde unutkan biri diye yine çeçenistan'da
    diye cevap verir. 5 dk. kadar sonra berber yine ya siz askerliği nerede
    yapmıştınız diye sorunca rus asker kızar ve sana 3. Kez çeçenistan'da
    diyorum ya diye kızarak cevap verir ve niçin ikide bir bunu
    kendisine sorduğunu sorar. Berber bunun üzerine şu cevabi verir:

    Ben ne zaman bu soruyu sorsam ve sende ne zaman çeçenistan diye
    cevap versen saçların diken gibi oluyor ve kesmesi daha rahat oluyor.




    MÜŞTERİ ŞİKAYETLERİ

    Aşağıda anlatılanlar Wall Street Journal tarafından
    yayınlanmış bilgisayar teknik servisine yapılmış gerçek şikayetlerdir.

    1. Compaq "Press any key" komutunu "Press return key"
    şekline dönüştürmeyi düşünüyor. Neden? "Any" tuşu nerede
    sorusuna cevap vermekten baygınlık gelmiş.

    2. Bir müşteri, üzerinde "toz koruyucu" olduğunda fareyi
    kullanmakta güçlük çektiğinden dert yanmış. Toz koruyucu
    dediğinin farenin plastik paketi olduğu ortaya çıkmış.

    3. Disklerinin hatalı olduğunu savunan müşteriye "diskleri
    satıcıya yollayın" denmiş. Satıcının eline geçen mektuptan
    disklerin fotokopileri çıkmış.

    4. Dell şirketinin bir müşterisi bilgisayarının faks
    çekememesinden şikayet etmiş. 40 dakikalık bir telefon görüşmesi
    sonucunda adamın kağıdı monitöre dayayıp "Gönder" tuşuna bastığı
    ortaya çıkmış.

    5. Bir IBM müşterisi dokümanı yazıcıya aktaramadığından
    şikayet etmiş. "Bilgisayar yazıcıyı görüyor mu?" sorusuna
    karşılık "Ekranı yazıcıya doğru çevirdim, ama hala görmüyor"
    cevabını vermiş.

    6. Yeni aldığım bilgisayar çalışmıyor diye Dell firmasını arayan
    kadın sürekli "Ayak pedalına basıyorum, basıyorum makinadan hiç
    ses gelmiyor" demiş. Ayak pedalı dediğinin fare olduğu ortaya çıkmış.

    7. Novell Netware'in ünlü hikayesi:
    NetWare: Buyrun Sistem Operatörü.
    Adam: Bilgisayarın kahve taşıyıcısı kırıldı. Garanti kapsamında,
    ne yapmam lazım?
    Netware: Kahve taşıyıcı mı?
    Adam: Evet, bilgisayarın önündeki!
    Netware: Pardon anlamakta güçlük çekiyorum. Bu kahve taşıyıcıyı
    nereden aldınız.
    Promosyon falan mı? Üzerinde bir marka var mı?
    Adam: Bilgisayarla birlikte geldi. Promosyon olup olmadığını
    bilmiyorum. Üzerinde 24X yazıyor.
    **(Bahsedilen cihaz CDROM sürücüsü olur, 24X herkes için çok şey
    ifade etmeyebilir diye...)

    8. Bir IBM müşterisi:" İlk disketi sürdüm. İkincisini sürerken
    çok zorlandım. Üçüncüsü asla içeri girmiyor."
     
    Eren AYDIN, Ali Menemen ve Hasan Kuru bunu beğendi.
  5. mehmet seyhan

    mehmet seyhan Üye

    Kayıt:
    25 Ocak 2010
    Mesajlar:
    55
    Beğeniler:
    30
    Şehir:
    DENİZLİ
    Seviye:
    teşekkürler
     
    Ali Menemen ve Necati Günüç bunu beğendi.
  6. Necati Günüç

    Necati Günüç Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    7 Ocak 2007
    Mesajlar:
    837
    Beğeniler:
    618
    Şehir:
    KONYA
    Seviye:
    Yokmu arkadaşlar ilginç hikayesi olanlar ?
     
    sadana bunu beğendi.
  7. sadana

    sadana Onursal Üye

    Kayıt:
    19 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    2.268
    Beğeniler:
    2.592
    Şehir:
    Adana
    Seviye:
    HAyat süprizlerle dolmuş.İnsalar maddiyatın kol gezdiği bir hayatta komik veya ilginç olaylar nedir unutmuşuz.Yani maddiyat milletin belinide aklınıda iki büklüm yaptı.Ne yazık ki :(
     
    Eren AYDIN ve Necati Günüç bunu beğendi.
  8. Eren AYDIN

    Eren AYDIN Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    20 Eylül 2009
    Mesajlar:
    719
    Beğeniler:
    1.359
    Şehir:
    İst/Sultanbeyli-Uydukent--ÇANAKKALE
    Seviye:
    Sadana en ilginç yazıyı sen yazmışsın ellerine sağlık:)
    ayrıca necosoft bütün ilginç olayları sıralamışsınız geriye bişey kalmamış:) bi çoğunu daha önce okumuştum. Oldukça uzun hepsini tek tek okumadım ama ufaktan bi göz gezdirdim. Sadananın yorumunda bahsettiği kitleden biride benim. Pek fazla eğlenceye neşeye vakit ayıramaz oldum. Neyseki bisiklete biiniyoruzda birazolsun stres atıyoruz.
    Güzel paylaşım olmuş necofoft baya bi uğraşıldığı belli. Eline emeğine sağlık.
     
    sadana ve Necati Günüç bunu beğendi.
  9. Kutay Özdemir

    Kutay Özdemir Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    26 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    630
    Beğeniler:
    506
    Şehir:
    İstanbul, Kadıköy
    Seviye:
    Piuuuvv vay be nekadar ilginç olay varmış üşenmeden okudum hepsini :D:D
    iyi pedallamalar...
     
    Necati Günüç ve sadana bunu beğendi.
  10. Necati Günüç

    Necati Günüç Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    7 Ocak 2007
    Mesajlar:
    837
    Beğeniler:
    618
    Şehir:
    KONYA
    Seviye:
    teşekkürler :D