Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Uzun ama sürükleyici bir hikaye komplo teorisi tadında

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında HaliliOzturk tarafından paylaşıldı.

  1. HaliliOzturk

    HaliliOzturk Onursal Üye

    Kayıt:
    3 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    7.283
    Beğeniler:
    9.860
    Seviye:
    Arkadaşlar hikaye bana bi kaç ay önce mail yolu ile gelmişti. O zaman çok etkilenmiştim, dedim madem etkilendim forum ile paylaşayım.
    Gerçekten çok uzun bir hikaye ancak kesinlikle sürükleyici. Ve insan okuduktan sonra "Acaba gerçek mi?" diyor kesinlikle...
    Kim bilir, belki de gerçektir :eek: .
    Buyrun okuyum;


    Türkiye de, bildiğim kadarıyla Çekmece'deki nükleer santral sadece araştırma amaçlı ve çok küçük kapasiteli. TAEK de daha çok radyasyon güvenliği ile ilgili sanırım" diye ekledim. Daha on dakika önce tanıştığım adam memnuniyetle gülümsedi. Bu konuda bilgimin olması onu mutlu etmişe benziyordu.

    Pazar günü Suna'dan izin alıp bisikletle dolaştıktan sonra her zaman uğradığım şirin kafenin bahçesine oturmuştum. Ateş alma bahanesiyle gelen ve ayak üstü bir sohbeti başlattıktan sonra yanıma oturan adam her haliyle gizemliydi. Davet etmeme rağmen, nazikçe "oturabilir miyim?" diye sorduktan sonra ben de mecburen, "tabi buyurun" dedim. O da bir sandalye çekip karşıma geçti. Sıkıntılı bir sohbet olursa, en kötü ihtimalle kalkar
    giderim diye geçirdim içimden.

    Hiç de beklemediğim gibi hoşsohbet biri çıktı. "Ben Ahmet" demişti ama sormama rağmen mesleğini söylememişti. Sesi ve tavrı emir vermeye alışkın bir askerinkine benziyordu. Konutkent taraflarını çok sevdiğini ve buralara yeni taşındığını söylemekle yetindi. Bisiklet üzerine bir konu açıldı. Kendisi de binermiş fakat dizindeki sorundan sonra bırakmak zorunda kalmış. Çok sevdiğim bisikletim hakkında teknik detay sorular sormaya başlayınca tabi ki gönlümü fethetti. Genelde insanlar şöyle bir bakar ve "kaç lira" diye abuk bir soru sorarlar ama o "kaç vites?", "Takometresi var mı?" "Kendinden yağlı zincir mi?" falan gibi soruları peş peşe sordu. Vitesinin frenden değiştiği öğrenince hayran kaldı ve dönüp bisikletime tekrar baktı. Sonra "Başka hobiniz var mı?" diye sordu. Öyküler yazdığımı ve bunları İnternette kendi web sitemde yayımladığımı söyledim. Bu çok ilgisini çekmişti, www.eminari.com adresini özenle ufak bir not defterine yazdı. Daha sonra gülümseyerek bana baktı ve "Emin bey, ilginizi çekeceğini umduğum bir hikayem var. Dinlemek ister misiniz?
    Belki bunu da yazarsınız" dedi.

    "Tabi, memnuniyetle" dedim ama nezaket icabı söylenmiş bir şeydi. İnsanların "beni de yaz" taleplerini bilirdim. Kendilerinin yaşadıkları ve çok ilginç buldukları ama çoğu sıradan ve bir o kadar da sıkıcı hikayelerden birini dinleyeceğimi düşündüm. "Umarım kırık bir aşk hikayesi değildir" diye geçirdim içimden.

    Adam "Teşekkür ederim" dedikten sonra gelen garsonun, kül tablasını değiştirmesini önüne bakarak bekledi. Garson uzaklaşınca kafasını kaldırıp hızla konuşmaya başladı.

    "Dünyada nükleer silaha sahip ülke sayısı az. Başta Amerika ve Rusya olmak üzere, Çin, Fransa, Hindistan, Pakistan, Güney Afrika ve İsrail'in atom ya da hidrojen bombası var." dedi. Cebinden çıkardığı teneke kutudan benim de çok sevdiğim ufak purolardan bir tane uzattıktan sonra kendi de aldı, kibritle yaktı ve kahvesini yudumladı.

    "Bu ufak puroları çok severim" dedim. Gülümsedi ve devam etti. "Ama bildiğiniz gibi Türkiye'nin eskiden bir nükleer silahı yoktu. Amerikalıların soğuk savaş sırasında Türkiye'ye yerleştirdikleri Atlas füzelerinde nükleer başlık vardı ama meşhur Küba krizinde Ruslarla yapılan pazarlıkta, Küba'dakilere karşılık bunların kaldırılmasını kabul ettiler. Daha sonra Sovyetler bu konuda çok hassas davrandı. Burunlarının dibinde, onları üç dakika içinde vurabilecek bir nükleer silah istemediler. Amerikalılar da zaten böyle bir şeye yeltenmediler ama yine de başta İncirlik olmak üzere birkaç üstte nükleer silah yüklü uçaklar her zaman oldu ama füze kalmadı.

    Her neyse, bu bombalar Türkiye'de bulunsa bile kontrolü ve kırmızı düğmesi başka ülkenin elinde olan atom bombalarıydı. Yani pratikte Türkiye'ye ait değildiler."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"O zamanlar yoktu dediniz, şimdi var mı ki? Hiç olmadı ki... " dedim.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Anlatacağım, biraz sabredin"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Adamın anlattıkları ilgimi çekmişti. Her zaman yanımda taşıdığım ufak gazeteci teybimi çıkarttım ve konuşmayı kayıt edip edemeyeceğimi sordum. Gayet rahat bir şekilde "Tabi ki, keyfinize bakın" dedi. Teybi masanın üstüne koyup kayıt düğmesine bastım. Adam işimi bitirmemi bekledi. Tekrar purodan bir nefes çekip konuşmasına devam etti.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"İsrail'in atom bombası yapmasından sonra başta Araplar olmak üzere tüm bölge ülkeleri tedirgin oldu. Türkiye de tabi. Orta doğunun yaramaz çocuğu yenilmezliği elde etmiş gibi görünüyordu. Köşeye sıkışırsa patlatırdı. İran ve Irak buna karşılık atom bombası çalışmalarına hız verdiler. Fakat Irak'ın bomba yapmak amacıyla kurduğu nükleer reaktörü İsrail vurdu. Özellikle Irak çok uğraştı ama bombayı yapmayı bir türlü beceremedi, sadece bilgisayarlar için 370 milyon dolar harcadılar. Büyük abi ve yaramaz çocuk buna hep engel oldular."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Türkiye de, diğer bütün ülkeler gibi atom bombası yapmak istiyordu fakat yapamazdı."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Tabi ki" dedim, "En temel malzeme olan zenginleştirilmiş uranyum ve plütonyum yok. Her ne kadar toryum ve uranyum yatakları olsa da bu pek işe yaramıyor çünkü hem bunlar çok az miktarda hem de zenginleştirmek için
    [FONT=Microsoft Sans Serif]gerekli tesisler ya da atık malzemesini kullanabileceğiniz bir nükleer santral yok. Bildiğim kadarıyla Çekmece'deki nükleer santral sadece araştırma amaçlı ve çok küçük kapasiteli. TAEK'de daha çok radyasyon güvenliği ile ilgili sanırım" diye ekledim.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Evet haklısınız. Uranyum bilyeler bulunca çocuklar gibi seviniyorlar. Neyse...
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Özellikle askerler nükleer silah konusunda çok istekliydiler ama biliyorsunuz sadece istek yetmez. Daha sonra Akkuyu 'da yapılacak bir nükleer santral için ihale bile açıldı ama kapalı kapılar arkasında bu engellendi. Tabi işin arkasında sevgili dostlarımız vardı. Ben her zaman dostlarımdan çekinirim" dedi ve gülümsedi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Aslında teknik alt yapı olarak, Türkiye bir atom bombası yapabilecek kapasitede. Tek eksiği nükleer malzeme. Zaten bir atom bombası yapmak sanıldığı kadar çok zor değildir. bu konuda bilginiz var mı?" diye sordu.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Konunun nereye geleceğini çok merak ettiğim için kısaca cevap verdim.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Hatırladığım kadarıyla, kritik kütle oluşturacak kadar zenginleştirilmiş nükleer malzemeyi iki yada daha fazla parçaya bölüyorsunuz. Daha sonra bunları TNT benzeri bir patlayıcı yardımıyla oluşan bir patlama ile hızla
    [FONT=Microsoft Sans Serif]bir araya getirip, zincirleme reaksiyon oluşturuyorsunuz. Bir ara merak edip öğrenmiştim".
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Çok güzel, çok. Bilginizi takdir ettim. Evet basit olarak bir atom bombası böyle çalışır. Kritik kütleyi ikiye ayırırsanız. Tabi eğer Uranyum-235 kullanıyorsanız. Plütonyum 239 kullanıyorsanız 32 parçaya ayırmanız
    [FONT=Microsoft Sans Serif]gerekli. Bir parçayı diğerinin üstüne kurşun gibi gönderilenlere –ki Hiroşima’ya atılan "Şişman çocuk" bu tiptendi- "tabanca tipi" derler. Diğerlerinde ise kritik kütle bir merkezde birleşecek şekilde küresel olarak dağıtılır. Bunlar da implosion tipi. Bunun dışında patlamayı daha etkili hale getirmek için yapay nötron kaynağı, dış katmanı saracak Uranyum-238, ateşleme zamanını belirleyecek hassas tetikleme mekanizması ve daha güçlü olmasını sağlamak için bazı başka nükleer ve normal maddeye ihtiyaç vardır, örneğin berilyum gibi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Bu işin teknik kısmı, şimdilik geçelim. Rusya'nın oluşturduğu nükleer tehdit, soğuk savaş sırasında Amerika'nın nükleer şemsiyesinin altında karşılanabiliyordu ama sürekli olarak bir başka ülkeye bağımlı kalıyordunuz. Bir de bunun üstüne ne zaman ne yapacağı belli olmayan İsrail 'in atom bombasına sahip olması Türkiye'yi epeyce tedirgin etmişti. Zaten çok sonra Sovyetlerin dağılması ile Amerikan şemsiyesi de kapandı. Bu durumda yağmur yağarsa ıslanırdınız. Askerlerin zorlamaları ile gizli bir araştırma başlatıldı. Başta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Tubitak ve üniversiteler dahil olmak üzere pek çok kurumdan gelen uzmanlarla oluşturulan bir ekip bunu araştırdı."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]TAEK yolumun üzerinde olduğu için hemen gülümsedim. Eskişehir yolu üzerindeki o binanın büyüklüğü zaten beni hep şüphelendirmiştir.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Askerlerin, uzmanların önüne koydukları soru şuydu, "Eldeki olanaklarla bir atom bombası yapabilir miyiz?" Rusya ve İsrail ile bir nükleer denge oluşturabilmemiz için bir atom bombası olmalı diye düşünüyorlardı ki askeri
    [FONT=Microsoft Sans Serif]açıdan haklıydılar. Bu bomba muhtemelen hiçbir zaman kullanılmayacaktı ama
    [FONT=Microsoft Sans Serif]varlığı, başka ülkelerin Türkiye üzerinde bir bomba patlatmasına engel olacaktı. Bilirsiniz işte, basit bir denge hesabı yani, geceleri rahat uyumak için."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ekip çok gizli bir şekilde bunu araştırdı. Sonuç beklendiği gibi kocaman bir "HAYIR"dı. Diğer her şey yapılabilirdi ama nükleer malzeme şarttı ama bir nükleer santral kurulmadan ya da zenginleştirme tesisi olmadan bu
    [FONT=Microsoft Sans Serif]imkansızdı. Eldeki uranyum yatakları da porselen yapımı dışında bir işe yaramıyordu. Askerler tabi ki yüzlerini buruşturdular ama olay "sivillerin beceriksizliği" ile açıklanabilecek bir şey değildi. Yapamıyorsanız, yapamazsınız. Aslında böyle bir komisyona bile gerek yoktu. Pirinciniz yoksa pilav yapabilir miyim? diye sormak saçmalık. "
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Askerlerin yüzlerini buruşturduklarını nereden biliyorsunuz?" diye sordum.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Gülümsedi ama sorumu cevaplamadı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Sonuçta rapor ve tabi ki atom bombası yapma isteği rafa kaldırıldı. MTA'daki bürokratların biraz kulağı çekildi ve uranyum yatakları bulmak için "daha çok çalışın beyler, memleketin toprağında bakılacak çok yer var"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]denildi. "
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Bu iyi bir şey. Nükleer silah çılgınlığına bizim de girmememiz iyi olmuş" dedim.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Garsona bir kahve daha söyleyen adam düşünceli bir şekilde yüzüme baktı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Evet teorik ve etik olarak haklısınız. Ben de sizin gibi düşünüyorum ama pratikte her şey farklı. Şu reel politik denen baş belası şey başınızda Demokles 'in kılıcı gibi sallanıyor. Bazı şeylere mecbursunuz. Aptal
    [FONT=Microsoft Sans Serif]insanoğlu işte..."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Peki sonra ne oldu? Hikaye bu kadar mı?" dedim merakla. Bunlar açıkça yazılmasa bile bilinen şeylerdi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Hayır, asıl hikaye bundan sonra başlıyor." dedi ve gelen kahve için garsona teşekkür etti.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"İzninizle karımı arayıp gecikeceğimi söyleyeyim" dedim.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Tabi, tabi. Anlaşılan siz de benim gibi günün moda deyimiyle light bir erkeksiniz" deyip gülümsedi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Suna'yı arayıp gecikeceğimi söyledim. Beklediğim gibi fırçayı hemen attı tabi ki. "Çabuk gel, kocaman adamsın hala bisikletin tepesindesin. Perdeler asılacak ve hem akşama annemlere gideceğiz, kadın senin için zeytinyağlı
    [FONT=Microsoft Sans Serif]dolma sarmış" dedi. "Tamam bi tanem, birazdan gelirim" deyip telefonu kapadım.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Tam kılıbığım. Evet, sizi dinliyorum, lütfen devam edin, anlatacaklarınızı merak ettim"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Kılıbık olmak iyidir, akıllı adam kılıbık olur. Nerde kalmıştık, ha! Evet. Rapor rafa kaldırıldıktan epey sonra, neredeyse dört yıl, ilginç bir gelişme oldu. Yıkılmaz sanılan Sovyetler İmparatorluğu yıkıldı. Ruslar tekrar direksiyona geçene kadar bir kaos dönemi yaşandı. Ekonomileri berbattı. Her şeylerini satmaya başlamışlardı. Rus pazarlarında eski madalyalarını satmaları gerçekten onur kırıcıydı ama açlık insana her şeyi yaptırıyor. Sadece madalya ve ucuz alet, edevat ile uyduruk Lenin rozetleri satsalar iyiydi. Ama daha aç gözlü ve cesur olanları piyasaya Mig uçakları bile sürmeye başlamışlardı, başta Ukraynalılar. Aslında Mig'ler Fantom'lardan daha iyi uçaklardır ya siz bakmayın, özellikle Mig 29'lar.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Rus abilerinin ve Ukraynalı kuzenlerinin her şeyleri sattıklarını ve hızlı bir şekilde kapitalizmi öğrendiklerini gören diğer eski ve ufak Sovyetler birliği ülkeleri de bu piyasaya girdiler. O anda üstlerinde bir kontrol
    [FONT=Microsoft Sans Serif]yoktu. Moskova'daki büyük abi artık patron değildi. Alıcılar ellerinde yeşil dolarları sallayarak hazır bekliyorlardı. Yeniden Tanrıya inanmaya başlamışlardı ama dolarların üstündeki George Washington'un daha güçlü
    [FONT=Microsoft Sans Serif]olduğunu fark etmişlerdi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]İşin ilginç tarafı, silah piyasasına giren bu acemi tüccarları Ruslar 'dan çok Amerikalılar takip ediyordu. Uyduruk muz cumhuriyetlerine satılan Mig'ler Amerikalıların umurunda değildi. Onlar en büyük kabuslarının
    [FONT=Microsoft Sans Serif]gerçekleşmesinden ölesiye korkuyorlardı."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Nükleer silahlar mı?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Sigarasını kül tablasında söndürdü ve dumanını üfledikten sonra sözüne devam etti.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Evet, nükleer silahlar, özellikle ufak çaplı taktik atom bombaları. Bir yolcu valizine girebilecek kadar küçük atom bombaları. Bu kadar küçük olmalarına rağmen patlatıldıklarında New York şehrini artık sadece filmlerde yada kartpostallarda görebilirsiniz. Sadece nükleer silahlar değil, nükleer silah yapmaya yarayacak her şeyin, zenginleştirilmiş uranyum, nükleer reaktör atığı plütonyum, teknik bilgi, diğer malzemenin vs. çılgın ellere geçmesinden korkuyorlardı. Çünkü bu imkana sahip olunca gözünü kırpmadan New York 'da ya da başka bir Amerikan şehrinde gözünü kırpmadan ortalığı çok fazla aydınlatabilecek binlerce insan sayabilirim. Biliyorsunuz en son uçağı binaya çaktılar. İmkan olsa bomba da patlatırlar. Bu yüzden Amerikalılar işi sıkı tuttu. CIA, muhtemel satıcıları buldu ve bunların kulağını iyice büktü. "Uçak, top ya da tank satın ama iş nükleer silahlara gelince orada durun yoksa..." dedi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Yoksa ben sizi durdururum" diye sözünü tamamladım.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Evet, özellikle teröristlerle iş yapmayı seven satıcıları yakın takibe aldılar. Neredeyse aldıkları nefesleri bile takip ediyorlardı. Sızıntı olmasını istemiyorlardı. Hatta Kazaklardan 1994 yılında 50 kilo plütonyum oksit satın aldılar. Hiç ihtiyaçları yoktu, sadece başka ellere geçmesin diye yaptılar bunu. Yoksa ellerinde dünyayı iki, üç kez yok edecek kadar nükleer silah var.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Piyasanın epey bir hareketli olduğu o günlerde Bakû’deki Hagani Kucesi No:27'de bulunan Türk büyükelçiliğine bir telefon geldi. Bakû berbat petrol kokar. İzmir körfezinin pis olduğu zamanları hatırlatır.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Arayan yetkili bir kişi ile görüşmek istediklerini söyleyip duruyormuş. Türk elçilik görevlileri doğal olarak kiminle ve ne hakkında? Görüşmek istediklerini sormuşlar. Adam da hiç cevap vermeden telefonu kapatmış.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Üstünde durulmaya değmez bir olay. Elçilikte tabi ki dikkate almamış. Ama aynı adamlar bir ay sonra bu sefer telefonla arayıp bir MİT görevlisi veya "Esker" ile görüşmek istediklerini söylemişler ve bir randevu istemişler.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]MİT görevlileri hemen her elçilikte vardır ama asla kendilerini MİT görevlisi olarak tanıtmazlar. Bütün dünyada böyledir bu. Ticari ya da Kültür ateşe yardımcısı gibi saklı bir unvanla bulunurlar. Bu da nadir bir durumdur.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Adamlarla konuşan görevli Elçilikte bir MİT görevlisi olmadığını ama isterlerse bir başka görevli ile konuşabileceklerini söylemiş. Bu normal prosedürdür. Hiçbir zaman görevlilerin deşifre olması istenmez. Aslında tüm ülkeler kendi ülkelerinde bulunan elçiliklerde görevli olan ajanları bilirler de, bilmezden gelirler. Eğer fazla gürültü ve toz çıkarırlarsa "persona non grata" ilan edip, sınır dışı ederler. Bir tür centilmenlik anlaşması diyelim. Zaten bunlar saha ajanı olmazlar.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Karşıdaki adam, bu sefer ısrarla Azeri Türkçe'siyle "bir Esker" ile görüşmek istediklerini söylemiş. Görevli tabi yine "Ne hakkında?" diye sormuş. Adam telefonda söyleyemeyeceğini demiş. Sıkılan görevli en sonunda
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Elçiliğin halkla ilişkiler uzmanına bağlamış.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Halkla ilişkiler uzmanı yeni mezun bir mülkiyeliydi. Gençten bir çocuk. Telefonun diğer ucundaki Azeri ile konuşmuş. Adam elinde Türkiye hükümetinin ilgisini çekebilecek bir mal olduğunu, bir yetkiliyle görüşmek
    [FONT=Microsoft Sans Serif]istediğini söylemiş. Mümkünse "Esker" olmasını istiyormuş. Adamın asker yetkili takıntısını tabi ki bizim çaylak çözememiş. Malın ne olduğunu sormuş? İsterlerse ticari ateşe ile görüştürebileceğini söylemiş. Karşı tarafta kızıp kapamış.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]O akşam elçilikteki rakı sofrasında gençten halkla ilişkiler uzmanı laf olsun diye Askeri ataşeye, bir kurmay albay ve şu anda tümgenerallik bekliyor, arayan Azeri' yi anlatıyor. Aslında olaydan çok Azeri'nin "Esker" demesi ile dalga geçmek istiyormuş. Niye dalga geçerler anlamıyorum, aslında onların konuştukları gerçek öz Türkçe.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Asker ateşe durumdan şüphelenmiş. Türkiye'den fındık, fıstık ve bisküvi almak isteyen ya da peynir satmak isteyen biri niye ısrarla bir askerle görüşmek istesin ki? Ve neden "malın ne olduğunu?" söylemiyor?" daha da
    [FONT=Microsoft Sans Serif]önemlisi neden elçiliğe gelmiyor?
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Sistematik çalışmaya alışkın olan askeri ataşe, genç halkla ilişkiler uzmanına ve elçiliğin santraline, adamlar bir daha ararlarsa kendine bağlamalarını sıkı, sıkı tembihlemiş. Adam ertesi gün tekrar arıyor. Dediğine göre bu son arayışıymış. Santral sesi tanıyor ve askeri ataşeye bağlıyor. Sonunda vuslata eriyorlar yani. askeri ateşe kendini tanıtıyor. Adını ve rütbesini söylüyor. Karşı taraftaki Azeri, elinde Türk hükümetini ilgilendirecek bir şey olduğunu (bu sefer mal demiyor) ama bunu telefonda söyleyemeyeceğini belirtiyor. Ataşe bu sefer temiz bir telefon numarası veriyor. Kendisini buradan aramasını istiyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Azeri yarım saat sonra cep telefonu ile bu numarayı arıyor. Bir randevu için yer ve saat veriyor. Bakü 'deki eski bir Rus barını söylüyor. Askeri ateşe ısrarla Türk hükümetinin ilgileneceği şeyin ne olduğunu sormasına
    [FONT=Microsoft Sans Serif]rağmen karşı taraf cevap vermiyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Ertesi gün askeri ateşe yanına dadı almadan. Bu gibi durumlarda uzaktan koruma yapana dadı denir. Bir güvenlik tedbiri olarak ama albay almamış.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Neyse. Bir Azeri ve bir Kazak askeri ataşenin masasına oturuyorlar. Ataşenin ısmarladığı votkalardan, sonra konuşmaya başlamışlar. Azeriler Ruslardan daha çok içerler, Ruslar ise herkesten çok.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Üç duble votkadan sonra adamlardan biri ellerinde 26 kg, birinci kalite, nükleer reaktör atığı işlenmiş plütonyum oksit olduğunu söylemişler. Bunu satmak istediklerini ve alıcı aradıklarını eklemişler.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Askeri ateşe şok olmuş tabi ki. Çeçenlerle ya da Rusların son numaralarıyla ilgili bir bilgi beklerken, birden beş tane atom bombasına yetecek kadar plütonyumu eski bir Lada arabasından bahseder gibi satmak isteyen iki
    [FONT=Microsoft Sans Serif]çılgın adamla karşılaşmış. İnanmamış tabi ki. Sorular sormuş.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Bu plütonyum nereden geliyor? Yakın bir yerlerden.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Kaç para istiyorsunuz? 15 milyon dolar.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Elinizde plütonyum bulunduğunu ispat edebilir misiniz? Evet.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Askeri ataşenin önüne berbat bir ışıkta çekilmiş ama ne olduğu açıkça anlaşılan fotoğraflar koymuşlar. Sağda solda kiril alfabesiyle yazılmış "dikkat" cümlelerinin ve radyasyon tehlikesini gösteren üç yapraklı yonca
    [FONT=Microsoft Sans Serif]işaretlerinin görüldüğü fabrika fotoğrafları. En son fotoğraf ise en ilginciymiş. Kurşun blokların olduğu bir resim. Nükleer sızıntı olmasın ve radyasyon yayılmasın diye nükleer malzeme kalın kurşun blokların içine
    [FONT=Microsoft Sans Serif]konur. Hepsinin üstünde Pu 239 yazıyormuş.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Ateşe fotoğrafları alıp alamayacağını sormuş. Kazak olan, Rusça bir şey söylemiş. Azeri'de "Hayır" demiş, kesin bir dille.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Fotoğraflardan epey etkilenen kurmay albay, epey bir soru sormuş. "Diyelim ki bu mala talip çıktık, nasıl alacağız? Mal ve para teslimatı nasıl olacak?
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Adamlar malı Gürbulak sınır kapısının Türk tarafında teslim edebileceklerini ama sadece para değil aynı zamanda Türk vatandaşlığı ve koruma da talep ettiklerini söylemişler. Altı kişi için Türk vatandaşlığı!
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Aslında istedikleri para, malın kıymetinin onda biri bile etmez. Kelepirden daha ucuz yani. Diğer istekleri de çok kolaylıkla karşılanabilir. Zaten, değil Türk vatandaşlığı, İstanbul'un altın anahtarlarını isteseler bile verebilirdik, hem de yedekleri dahil olmak üzere."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Adam kendi yaptığı espriye gülümsedi. "bir şey içer misiniz Emin bey" dedi. Şaşkınlıkla, "evet bir çay fena olmaz" dedim. Garsona işaret edip iki çay söyledi. Çaylar gelinceye kadar sustu. Sese duyarlı ufak teybim de durdu.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Tekrar söze başlamasını bekliyordum. Çaylar gelince, kaşık sesi ile birlikte teyp tekrar çalışmaya başladı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Albay doğal olarak malın kaynağını sormuş. Onlar bunu açıklayamamaklarını söylemişler. Yani üzümümü ye bağını sorma hesabı. Benim tahminime göre, Kazak hükümeti plütonyumdan kurtulmak ve biraz da para kazanmak için böyle bir şey tezgahladı. Plütonyumun depolanması ve korunması zor iştir. Ele yapışan sümüğe benzer, bir türlü kurtulamazsınız.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Böyle bir tezgah yaptılar çünkü işler sarpa sararsa ve olay Amerikalılar veya Moskova'daki abileri tarafından duyulursa başları kötü halde derde girerdi. Ama olayı yolsuzluk yapmaya kalkışan fabrika çalışanlarının
    [FONT=Microsoft Sans Serif]marifeti diye bir açıklama ile işin içinden sıyrılabilirlerdi. Çeçenler hariç oralarda hepsi Ruslardan çekinir.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Yoksa nükleer reaktörde çalışanların değil 26 kg plütonyumu, bir vida bile alıp götürmeleri imkansız. Markette cebininize bir çikolata atmaya benzemez bu iş.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Bu tabi benim teorim. Bir başka kuvvetli teoriye göre işin arkasında Ruslar vardı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ruslar mı? Bu saçma değil mi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Hayır hiç de saçma değil. Ortadoğu'daki Amerikan-İsrail ittifakının elindeki nükleer gücü dengeleyebilecek bir güç yaratmak istemiş olabilirler. Tabi bunu yaparak Türkiye'yi güçlendiriyorlardı ama kendi nükleer kapasiteleri o kadar büyük ki, Türkiye onlar için hiçbir zaman bir tehdit oluşturamazdı fakat bu durumda İsrail daha temkinli davranmak zorunda kalacaktı."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"İsrail ile dost olduğumuzu sanıyordum" dedim alaycı bir ifadeyle.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Görünürde öyle. İsrail tanklarla Filistin'i işgal ettiklerinde neşeli askerler ne diyorlardı biliyor musunuz?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ne diye?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ankara'ya, Ankara'ya diye bağırıyorlardı. İsrail'e asla güvenilmez. Zamanında kendi peygamberleri Musa'yı bir altın öküze satmışlardı ki Musa Tur dağına Yehova ile konuşmaya gitmişti, dünya turuna çıkmamıştı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Güvenilmezler anlayacağınız."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Anladım..."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Sonuçta üzüm elimizde olduğu sürece, bağın menşei bizi çok ilgilendirmiyordu. Yeter ki bir katakulli olmasın.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Albay alabileceği kadar çok bilgiyi adamlar aldıktan sonra onlardan süre istemiş. "Ankara ile görüşmem lazım" diyor. Cebinden 15 milyon dolar çıkartıp, kurşun blokları da bir TIR'ın dorsesine atıp Türkiye'ye getiremez
    [FONT=Microsoft Sans Serif]ya.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Adam "Tamam" diyorlar"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Peki neden malı Türklere satmak istiyorlardı?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Amerika'nın baskısı yüzünden piyasada doğru dürüst alıcı kalmamıştı. Fiyat da bu yüzden düşük olabilir. Yoksa büyük Türk kardeşliği falan hikaye. Eskinin komünistleri bir gecede akıllı kapitalistler olmuştu."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Askeri ataşe, elçi dahil olmak üzere oradaki tüm sivil görevlileri by-pass edip, özel askeri kozmik kripto ile ulaşabileceği en üst rütbeye olan biteni anlatan bir rapor gönderiyor. Bunu hem sızıntı olmasını istemediği,
    [FONT=Microsoft Sans Serif]hem de sivillere pek güvenemediği için yapıyor. Bilirsiniz dünyadaki tüm askerler sivillere karşı mesafelidir. Elçiliktekilere de Çeçenlerle ilgili uyduruk bir haber diyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Askeri ataşe, çift kitap metoduyla raporunu şifreleyip Ankara'ya gönderiyor. Çok basit bir şifreleme metodudur. Rasgele sayılardan oluşma birbirinin aynısı iki kitap vardır. Bu sayılara göre mesajı şifrelersiniz.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Şifreyi çözebilmeniz için birinci kitabın aynısı olan ikinci kitabın elinizde olması gerekir. Oldukça basit olmasına rağmen en güçlü bilgisayar bile çözemez.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Kriptolu mesaj doğrudan Genel Kurmay ikinci başkanına gönderilmişti. Askerler arasında hiç olmayan bir şey. Yani üstünüzü aşıp, doğrudan onun üstüne erişmek. Şu meşhur emir komuta zincirini es geçmek yani. Ama durumun aşırı derecede özel olması albayı haklı çıkartıyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Bu kozmik şifreyi, bizzat Genel Kurmay ikinci başkanı yardımcısı ile birlikte çözüyor. Okuyunca tabi çok şaşırıyor. Bakü'ye "ikinci bir emre kadar beklemede kalın ve hiçbir şey yapmayın, kimseye bir şey söylemeyin"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]diye kriptolu cevap mesajı çekip soluğu Genel Kurmay başkanının yanında alıyor. O da şaşırıyor ama hemen kuvvet komutanlarını toplayıp dört saat süren bir toplantı yapıyorlar. Askerlerin zaten böyle bir isteği olduğu
    [FONT=Microsoft Sans Serif]için sonuçta mala talip oluyorlar ve hemen sivillerden, cumhurbaşkanı, başbakan ve genelkurmay başkanının olduğu bir toplantı talep ediyorlar. Acil olarak.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Yunanlılar Ege'de mızmızlanmadığı ve PKK hezimete uğratıldığı için bu ani ve acil toplantıya Cumhurbaşkanı ve tabi ki başbakan bir anlam veremiyorlar ama askerlerin isteğini de geri çevirmiyorlar. Mesajın geldiği günün
    [FONT=Microsoft Sans Serif]ertesinde Çankaya Köşkünde bir toplantı yapılıyor. Genelkurmay başkanı lafı uzatmadan Bakü 'den gelen teklifi anlatıyor. Daha sonra neden bir atom bombasına sahip olmamız gerektiği konusunda kısa bir brifing veriyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Önceden hazırlanmış komisyon raporunu ve ordunun bu konu hakkındaki görüşünü belirtir Milli Siyaset belgesini gösteriyor. Kırmızı kitapçık diye geçer. Sonuçta, bu teklif eğer ciddiyse değerlendirelim diye sözü bağlıyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Cumhurbaşkanı ve başbakan uzun süre ellerindeki raporlara bakıyorlar.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"O sırada kim cumhurbaşkanı ve başbakandı?" diye merakla sordum.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Tarihleri uç uca getirirseniz bulursunuz. Uzun tartışmalar ve Cumhurbaşkanlığının kristal bardaklarında içilen bir sürü demli çayın içildiği toplantılardan sonra askerlerin isteğini kabul ediliyor. Yani siviller yeşil ışık yakıyor. Şartlar ve detaylar belirleniyor. Türk hükümeti ile dolaylı veya dolaysız bağlantısı olmadığı söylenecek. Avans
    [FONT=Microsoft Sans Serif]verilmeyecek. Mümkünse pazarlık yapılacak. İş ortaya çıkarsa ve suçlama gelirse kesin bir dille yalanlanacak, para hiçbir şekilde riske atılmayacak vs. vs.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Başbakan olaya MİT'in dahil edilmesini de istiyor ama Genelkurmay başkanı kesin bir dille bunu şu aşamada istemediklerini söylüyor."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Neden?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Nedenini tam olarak bilmiyorum. Zaten ordu, ordu malı subaylar dışında kimseye güvenmez, özellikle sivillere. Bu iç politika, geçelim.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Malın alımı ile ilgili diğer detaylar da belirleniyor. Bir alışveriş listesi çıkartılıyor. Mal Gürbulak sınır kapısından giriş yaptıktan sonra kalitesini ölçmek için uzmanların bulunması, gelen malın güvenli ve fark
    [FONT=Microsoft Sans Serif]edilmeyecek bir yerde saklanması ve ödeme için paranın bulunması.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Adamlara malı alacağız demesi kolay ama 15 milyon doları nereden bulacaklardı? Herhangi bir ek bütçe ya da buna benzer bir şey için zaman yoktu. Bu iş alabildiğince hızlı bitirilmeliydi."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Peki nereden buldular parayı?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Sizce?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Örtülü ödenek sanırım"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Bingo! Evet başbakanın emrinde bulunan örtülü ödenek bu iş için uygundu. Aslında bu Başbakan için büyük bir riskti ama bunu göze alıp örtülü ödenekten ödemeyi kabul etti. Zaten ileride bu örtülü ödenek meselesi
    [FONT=Microsoft Sans Serif]başını epey ağrıttı. "Konuşursam yer yerinden oynar" dedi ki haklıydı da. Skandala sebep olan miktar aslında çekilenin çok altındaydı. Daha sonra gazetecilere fazla kurcalamayın denilip olay sümen altı edildi."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Demek şu meşhur örtülü ödenek skandalı bu yüzdenmiş" dedim şaşırarak.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Evet. Bu bir detay. Ankara'daki çok küçük bir ekip harıl, harıl çalışırken Bakü 'deki elçilikte albay huzursuz bir şekilde hem Ankara'dan hem de adamlardan bir haber gelmesini bekliyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Sonunda Ankara cevap veriyor. Malı almaya talibiz, yalnız teslimat ve para transferi aşağıda belirtilen şartlarda olursa;
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]- Gürbulak sınır kapısının Türk tarafına kadar malın nakliyesi ile ilgili tüm sorumluluk ve detaylar karşı tarafa aittir. Olur da arada yakalanırlarsa Türk hükümeti bağlantıyı inkar edecektir. Mal İran üzerinden
    [FONT=Microsoft Sans Serif]gelecek.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]- mal teslim edildikten ve malın kalitesi tarafımızca onaylandıktan sonra ödeme yapılacak. Kesinlikle avans yok, 1 dolar bile.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]- Para transferi, denizaşırı bir bankada açılmış bir hesaba yapılacak. Mal teslim edilip, kalitesi ve miktarı onaylanana kadar bloke edilecek.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]- Türk vatandaşlığı işlemleri yukarıdaki işler bittikten sonra yapılacak. Belirlenen sayıdan fazla kişiye vatandaşlık verilmeyecek. vs.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Albaya kripto ile bekle deniliyor. Aynı gün Genelkurmay'daki bir tümgeneral askeri uçakla Bakü'ye uçuyor. Tümgeneralin gönderilme amacı olarak, Azerbeycan Genelkurmay başkanını Türkiye'ye bizzat davet etmek olarak belirtiliyor ama aslında albay ile birlikte çalışmak için gidiyor. Zaten daha sonra projenin başına da bu tümgeneral getiriliyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Bir şeyi merak ettim. bu tümgeneral ufak puroları içmeyi seviyor mu?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Gülümsedi ve sorumu duymazlıktan geldi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Gönderilen tümgeneral, oradaki albayla birlikte resmi görevini getirirken, diğer taraftan da gayri resmi esas işini takip etti. Adamlarla tekrar buluşuldu. Beklenilenin aksine konulan şartlara bir itiraz gelmedi. Her şey
    [FONT=Microsoft Sans Serif]inanılmaz derecede kolay ilerliyordu. Hatta adamlar bir güzellik yapıp malı göstermeye bile razı olmuşlardı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Plütonyum?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Plütonyum oksit. Buluşmanın ertesi günü tümgeneral ve albay önlerindeki külüstür bir Lada ile Bakü'nün dışındaki bir ardiyeye gidiyorlar. Malı görüyorlar. Adamlar Geiger cihazı ile bir ufak gösteri bile yapıyorlar.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Kurşun bloklara yaklaştırılan alet, Kars'ın soğuğunda nöbet tutan asker misali tıkırdamaya başlıyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Geri kalan detaylar da hallediliyor. Adamlara hemen o gün belirtilen bir off shore bankada bir hesap açılıyor. Cayman adalarında tek şubelik bir banka. Genellikle bu gibi işler için kullanılan bir banka, rezil ama
    [FONT=Microsoft Sans Serif]kesinlikle güvenilir. Tabi hesabı da İstanbul'daki bir ithalat-ihracat şirketi açıyor. Resmi hiçbir bağlantı olmaması için.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Albay ve tümgeneral merkeze "tamam" dedikten sonra ertesi gün para bankaya transfer ediliyor. Adamlara da, "biz hazırız malı getirin deniliyor."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Tümgeneral hemen Türkiye'ye geri dönüyor. Aslına bakarsanız malın Türkiye'ye gelmesini düşük ihtimal olarak görünüyordu. Para riske atılmadığı için şansımızı deneyelim denildi. İşlerin bu kadar kolay olması
    [FONT=Microsoft Sans Serif]herkesi şüpheye düşürmüştü ama kaybedilecek bir şey olmadığı için denemek istediler.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Fakat daha sonra adamlardan ses seda çıkmadı. Yaklaşık iki hafta beklendikten sonra Ankara'dakiler homurdanmaya başladı. Paranın geri getirilmesini isteyen bile çıktı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Tam herkes bunun berbat bir oyun olduğunu düşünürken Bakü'deki Albayı adamlar arıyorlar. Tabi albay merakla biraz da kızgınlıkla soruyor, "Ne oldu? Ne bitti" diye.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Azeri olanı gayet sakin bir şekilde malın Gürbulak sınır kapısının Türk tarafında olduğunu, kendilerinin de orada beklediklerini söylüyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]İşin garipliğine bakar mısınız? Aslında düşününce akıllıca bir taktik. Onlarda doğal olarak bize güvenmiyorlar tabi ki. Malın çıkış tarihini söylemiyorlar, olur da Türk tarafında bir sızıntı varsa diye. Hem bizim hem
    [FONT=Microsoft Sans Serif]de İran gümrüğü uyumuş tabi. Adamlar ellerini kollarını sallayarak plütonyumu sokuyorlar kimsenin haberi olmuyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Hem albay hem de tümgeneral hemen Gürbulak sınır kapısına gidiyorlar. Tabi evraklarında peynir taşıdığı yazılı Tır hemen askeri bir yere götürülüyor. Ankara'dan emir gönderiliyor, Tır'ı herkesten uzakta, güvenli bir yerde
    [FONT=Microsoft Sans Serif]tutun ve dorsesini sakın açmayın. Tümgeneralin yanında bir kimya mühendisi, bir nükleer fizik uzmanı ve bolca alet edevat var. Önceden hazırlanmış şeyler işte.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Acelelerinin iki sebebi vardı. Birincisi malı bir an önce teslim almak istiyorlardı. Ayrıca plütonyum 239 gibi bir baş belasının bir faciaya yol açmasından korkuyorlardı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Neyse, hem adamlar hem de kurşun bloklarla dolu olan TIR güvenli bir yere götürülüyor."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Nereye?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Belki inanmayacaksınız ama önceden planlandığı gibi Ayaş tüneline, tali bir tünel vardı, su basması için yapılmış."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ayaş tüneli mi? Peki neden?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"İki nedenden. Birincisi Türkiye'nin bu çapta bir nükleer malzemesi olmadığı için radyasyon güvenliği ile ilgili çok tecrübesi yoktu. Bir sorun olması durumunda tünelin iki tarafı kapatılıp sızıntı kolaylıkla engellenebilirdi. Ayrıca tünelin içindeki bir radyoaktif madde kesinlikle yukarıdan fark edilmez." dedi ve parmağıyla gökyüzünü gösterdi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Anlıyorum. Merak ettim, Ayaş tünelinin gecikmesi ile bunun bağlantısı var mı?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Kısmen plütonyum yüzünden ama sadece altı aylık bir süre için, daha sonra güvenli bir yere nakledildiler. Malın kalitesi ölçüldükten sonra paranın blokajı kaldırıldı, adamlara da biner dolar verildi, gidip parayı alsınlar
    [FONT=Microsoft Sans Serif]diye."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Peki Türk vatandaşlığı?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"İstemediler, bir uçakla Almanya'ya gittiler. Ertesi günde parayı başka bir bankaya transfer ettirmişler. Bir daha da haber alamadık. Bu da benim Kazak hükümeti teorimi destekliyor."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Çok ilginç. Artık pirinç vardı, peki pilav nasıl yapıldı?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Epey zor oldu. Elinizdeki malzeme plütonyum olunca bomba yapmak uranyum 235'e göre çok daha zor. Çok daha hassas bir mekanizma ve karmaşık bir teknoloji gerekiyor.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Bomba yapımı için Amerikalıların II.Dünya savaşında kullandıkları Los Alamos modeli uygulandı. Yani gözlerden uzak bir yerde, tecrit edilmiş uzmanlar ve bilim adamları bombayı yapacaktı. Tabi daha önce yaklaşık iki
    [FONT=Microsoft Sans Serif]yıl boyunca araştırma yapıldı, bilgi toplandı. Know-how elde etmek için.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]İşin başına daha önce bahsettiğim Tümgeneral getirildi. Doğrudan Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay başkanına bağlıydı. Kendisine geniş yetkiler verildi, Halep valisi gibi bir şey oldu. Her tür sivil ve askeri
    [FONT=Microsoft Sans Serif]tesisten yararlanabilirdi. Gizlilik esastı, "karın bile bir şey bilmeyecek, biri bilgi sızdırırsa çek alnından vur" denildi ki yapardı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Sonra uzmanlar bulundu. Üniversitelerden, Tubitak'dan, TAEK'den vs. 63 kişilik bir ekip. Nükleer fizikçiler, kimyagerler, mühendisler vs. Hepsi de Türkiye'nin en iyileriydi. Tabi gönüllü çalışma esasına göreydi. Teklifi
    [FONT=Microsoft Sans Serif]reddedenlere bir şey denilmedi. Ekip oluşturulunca herkes araştırmaya başladı. Bilgi ve teknoloji toplandı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Teknoloji konusunda en büyük yardımı Pakistanlılar yaptı. On tane akademisyen ve mühendis eğitim görmek üzere Karaçi'ye gönderildi. Pakilerin çok sevdiği ve Marmaris'te resim yapan bir emeklinin bağlantıları da etkili
    [FONT=Microsoft Sans Serif]oldu. Bu karşılıksız bir yardım değildi tabi ki. Pakilere, F-16 teknolojisinden biraz koklatıldı. Bir de yaklaşık 30 tane Pakistanlının savaş pilotu olarak Türkiye'de eğitilmesi de vardı. Bir F-16 pilotunun eğitim maliyetinin neredeyse bir milyon doları bulduğu düşünülürse fena rakam değil. Bu arada, Pakistanlılara asla Paki demeyin, çok kızarlar.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Tabi Pakistanlı biraderlerimize elimizde plütonyum var, bundan bomba yapacağız demedik. Zaten eğitim görmek ve bilgi edinmek için gönderilen sivil ve askeri personelde bunu bilmiyordu. Sadece bu teknoloji elimizde bulunsun, belki lazım olur denildi. Pakistanlılar tabi ki buna inanmadılar ama ses de çıkarmadılar. Gönderilenler bir yıl boyunca eğitim aldılar, bilgi topladılar. Sonuçta, atom bombası yapmaya yarayacak tüm bilgi ve Pakistan'da yedikleri baharatlı yemeklerden dolayı oluşan gastrit ile Türkiye'ye döndüler. Garam masala diye bir sosları var, tavukla muhakkak deneyin.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Daha sonra yapım aşamasına geçildi. Yapım aşaması ayrı bir kitap konusu olur, bir gün onu da anlatırım. Dediğim gibi Los Alamos modeli uygulandı. Bir askeri kışla araştırma merkezine çevrildi. İsteyen sivil uzman eşini ve çocuklarını da getirebilirdi ama çıkış yoktu. Çocuklar için bir kreş ve okul bile yapıldı. Anlayacağınız ikinci bir askerlik yaptılar.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Sabah içtiması var mıydı peki?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Gülümsedi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Yoktu ama dışarı gönderilen tüm mektuplar okunuyordu, telefonlar dinleniyordu. Cep telefonları tamamen yasaktı. Komutandan izin almadan kimse dışarı çıkamıyordu. Fakat sinemadan tutun da, yüzme havuzuna kadar
    [FONT=Microsoft Sans Serif]her şey vardı. Vizyondaki filmler iki ay sonra geliyordu ama olsun.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Neredeydi bu kamp?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Daha sonra nükleer malzemenin geleceği düşünülerek oldukça ıssız bir yerde"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Araştırmalar başlatıldı. Daha önceden yapılan bir alış veriş listesine uygun olarak ekipman alındı. Yaklaşık 800 milyon dolarlık bir fon ayrıldı, tank modernizasyonu adı altında. Tasarım ve simülasyon için büyük bilgisayar sistemleri, Plütonyumun işlenmesi için CNC makine tezgahları, 35 patlama lensi için Triaminotrinitrobenzene, ve dış manto için uranyum 238, berilyum, radyoaktif güvenlik malzemeleri, orta çaplı bir laboratuar kuracak kadar kimyasal madde ve analiz cihazı vs. Toplam 2436 kalem.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Uranyum 238 mi? bulmak zor değil mi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Yok, U-238 fissile değil, yani bulmak kolay. Çekmece için diye Güney Afrika'lılardan alındı, 160 kilo falandı"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Kamptakiler ne yaptıklarını bilenlerdi tabi bir de ne yaptığını bilmeyenler vardı. Bombanın bazı parçaları dışarıda yaptırıldı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Hangi parçalar?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Bombada kullanılan bazı parçalar. Örneğin dış nötron kaynağını Vestel yaptı. External Neutron Source denilen yüksek voltajlı bir vakum tüpü ama ufak, elimin yarısı kadar bir şey. Patlama öncesinde yapay olarak nötron
    [FONT=Microsoft Sans Serif]üretiyor. Yapı ve çalışma sistemi olarak televizyon tüpüne benzer ama elektron değil nötron üretir. Bir çok elektronik aksam da Aselsan'a yaptırıldı, hassas ateşleme mekanizması, kilitleme mekanizması, altimetreye
    [FONT=Microsoft Sans Serif]bağlı patlama sistemi vs."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Peki bu tehlikeli değil miydi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Hayır, onlara sadece şöyle bir alet istiyoruz, bu spesifikasyonları, bu da teknik resmi hadi kolay gelsin denildi. Nerede kullanılacağı söylenmedi. Yüksek kalitedeki özel çelikten imal edilen dış gövdeyi Şeker Fabrikasındakiler tank parçası sanıyorlardı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Tabi en zoru plütonyumun oksidin galyum ingotlara dökümüydü. Bu uzak bir yerde kurulan özel bir dökümhanede yapıldı, 85 mm çapında metal plütonyum küre parçaları.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Daha fazla detay vermeyeyim. İşin içindekileri deşifre etmiş olurum. Hoş hepsi de bir kişisel gizlilik anlaşması imzaladı ama ne olur ne olmaz. Fakat hepsi de yurtsever ve çalışkan insanlardı, hiçbir sorun çıkarmadılar,
    [FONT=Microsoft Sans Serif]neredeyse iki yıllarını verdiler. Hatta aralarında sizin hocalarınızdan biri de vardı aralarında. Milliyetçilik maçlardan sonra Türk bayrağı sallamak değildir Emin bey, ülke için bir şey yapmaktır."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"ODTÜ makineden mi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Evet"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"iyi ama oradan mezun olduğumu nereden biliyorsunuz?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Sorumu yine duymazlıktan geldi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ben ODTÜ'lülerle çalışmayı tercih ederim. Boğaziçililer de iyidir ama fazla snop ve ukaladırlar. Hoş ODTÜ'lüler de ukaladır ama onlara tahammül edebiliyorum. O bahsettiğim hoca bir tuhaftı, Boğaziçi köprüsünden
    [FONT=Microsoft Sans Serif]geçmezdi. Dediğine göre teller yukarıdan çapraz geldiği için hem dikey hem de yatay kuvvetlere maruz kalıyormuş ve güvenli değilmiş. İstanbul'a beraber gittiğimizde mümkün değil o köprüden geçmedi. Fatih köprüsünü kullandık."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Hocayı hatırlamaya çalıştım ama bulamadım. Hoş bizim bölümde öğrenci ve öğretim görevlisi herkes biraz tuhaftır ya neyse. Dağılan dikkatimi tekrar topladım ve adama baktım.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Uzun uykusuz geceler, bol çalışma ve cumartesi günleri yapılan maçlardan sonra beş tane atom bombası yapıldı. Her biri 30 kilotonluk bombalar. Bunlara tarihimizdeki büyük zaferlerden esinlenerek isimler verildi;
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Sakarya, Gelibolu, Kocatepe, Malazgirt ve Dumlupınar. İkisi Ankara'da, biri İzmir'de biri de Diyarbakır'da"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Dört tane saydınız ama bomba sayısı beş. Eksik olan nerede?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Çok dikkatlisiniz. Evet haklısınız başlangıçta beş bomba vardı, şimdi dört tane"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Birine ne oldu?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ne olabilir, patlatıldı tabi ki, yer altında."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ciddi olamazsınız? Neden patlattınız ve nasıl gizleyebildiniz?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Neden olacak? Tabi ki çalışıp çalışmadığını görmemiz lazımdı."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Peki nerede ve ne zaman patlatıldı?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Yerini ve zamanını söyleyemem. Artık kullanılmayan bir maden ocağında. Ama biraz araştırırsanız, geçmişte deprem olasılığı çok az olan, en yakın faya ve tabi ki yerleşim birimine 100 km uzaklıkta olan bir yerde kayda değer bir deprem olduğunu görürsünüz. Gece yarısı saat 4:16'da. Siz bulursunuz. Kandilli bile merak edip görmek istedi ama askeri bölge olduğu için izin verilmedi".
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Neden yer altı nükleer denemesi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Yerin altında yaparsanız fark edilme ihtimaliniz çok az. Diğer türlü uydular bir atom bombasının patlatılması sonucu oluşacak ısıyı ve radyasyonu hemen fark ederler."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Anlıyorum" dedim. Kafam allak bullak olmuştu. Başlangıçta bir hikaye gibi başlayan fakat inanılmaz teknik ayrıntılarla dolu bir hikaye. İster istemez sordum.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Bu hikaye gerçek mi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Karşımda tebessümle beni süzen adam kahkaha attı. Sanırım bu soruyu bekliyordu.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Hep okurlarınız mı size soracak bu hikaye gerçek mi? diye, bu sefer de siz sordunuz. Demek ki okurlarınız hiç de haksız sayılmazlarmış di mi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Birden tedirgin oldum.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Okurlarımın hikayelerimi gerçek sandıklarını nereden biliyorsunuz? Demek ki beni önceden tanıyordunuz. Bu tesadüfi karşılaşma, bisikletle ilgili sorular, ODTÜ mezuniyeti ve çok sevdiğim ufak purolar, yani hepsi önceden
    [FONT=Microsoft Sans Serif]planlanmıştı değil mi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Tekrar gülümsedi ama bir şey demedi. Teneke kutudan bir puro alıp yaktı ve bana da uzattı. İstemiyorum der gibi başımı salladım.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Size bir hikaye anlatacağım dedim. Gerçekliği konusunda bir şey demedim. Hikayenin gerçek mi ya da uydurma mı olduğuna siz karar verin. Gerçek de olabilir uydurma da...
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Varsayalım anlattıklarınız gerçek. Bütün bu detaylar ve ayrıntıları dikkate alırsak siz hep işin içindeydiniz, hatta işin başındaki tümgeneral sizdiniz. Peki neden bunları bana anlattınız ve yazmamı istiyorsunuz? Türk hükümeti elinde atom bombası olduğunu gizlemek istiyor demiştiniz, neden bu bilgiyi bir şekilde sizin aracılığınızla sızdırsın ki? Bu çelişki değil mi? ve yine varsayalım ki bir sebepten bunu sızdırmak istediler. Peki neden bir gazeteciye ya da televizyoncuya gitmediniz? Ne bileyim Ali Kırca'ya veya Emin Çölaşan'a. Neden bana geldiniz?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Evet haklısınız. Anlattıklarımın gerçek olduğunu ve benim hükümet adına çalıştığımı varsayalım. Belki de bir subayım. Fakat bir de şöyle düşünün, diyelim ki Türkiye elinde atom bombası olduğunu resmi olarak açıklamak
    [FONT=Microsoft Sans Serif]istemiyor çünkü henüz vakti değil. Bu açıklanırsa çok toz kalkar ve dış politikada zor durumda kalınabilir. Kuzey Kore olayı malum, tabi bir de Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının ortalıkta dolanmasını kimse istemez. Herkes yüzünü ekşitecektir. Ama gayrı resmi olarak bunun bir şekilde bilinmesini istiyor da olabilir. Yani abanın altından sopa göstermek istiyor. Karşı taraf, her kimse -dostlarımız ya da düşmanlarınız diyelim- verdiğim detaylardan bunun gerçek olduğunu anlayacaktır fakat resmi olarak sorulduğunda Türk hükümeti bunu kolaylıkla yalanlayabilir."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Nasıl?" diye merakla sordum. Beynim durmuş gibiydi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Çok basit. Sıkışınca "Bütün bunlar bir hikayeden ibaret. Mehmet Emin Arı adlı bir yazar kendince uydurmuş" diye bir şey söylerler. Zaten öykünün başına koyduğunuz şu ibare var ya, bu öykü bir kurgudur falan diye başlayan. "Adam yazmış, bizim elimizde atom bombası falan yok, nereden çıkarıyorsunuz bu saçmalıkları" derler.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Aynı şekilde herhangi bir okurunuz açıp telefonu herhangi bir yere sorsa, "saçmalamayın kardeşim, yok öyle bir şey" diyeceklerdir.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Anlattıklarımı siz değil de bir gazeteci yazsa, yalanlamak çok daha zor olurdu. Ayrıca Ali Kırca ve Emin Çölaşan'ın bunları bilmediğini nereden biliyorsunuz? Herkes biliyor ama bilmezlikten geliyor."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Gülümsedim. O da gülümsedi. Ufak purolardan bir tane de ben aldım ve yaktım. Bir süre düşündüm.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ya da varsayalım bu anlattıklarımın hepsi tamamıyla bir kurgu. Hep kafasını karıştırdığınız okurlardan biri olarak size ufak bir sürpriz yapayım dedim. Ben de yazarımın kafasını karıştırayım da görsün ne hallere
    [FONT=Microsoft Sans Serif]düştüğümüzü." dedi ve muzipçe bana baktı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Peki varsayalım anlattıklarınız tamamıyla bir kurgu. Bu kurguyu nasıl oluşturdunuz? Ve neden kendiniz yazmıyorsunuz da bana anlatıyorsunuz?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Öylesine geldi aklıma ve kalemim sizin kadar iyi değil"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Yayınevleri sizin gibi düşünmüyor. Peki yazıp yazmayacağımı nereden biliyorsunuz, belki de yazmam" dedim kendinden emin bir tavırla.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Sanırım bunu bekliyordu. Hiç umursamadı ve tekrar gülümsedi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Hadi Emin bey, bir yazar olarak böyle bir hikayeye asla hayır diyemeyeceğinizi biliyorum. Bir çocuğun önüne bir tabak dolusu çikolata geliyor, hayır der mi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ya bu öykü gerçekten doğruysa ve gizli hükümet sırlarını açıklamaktan başım derde girerse? Evimin önünde beyaz bir Renault araba görmek istemem."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Tedirgin olmanıza gerek yok. Hikaye gerçekse, bunu yazacağınızı bazıları zaten daha önceden biliyordur. Değilse de, ortada sır mır yok. Hem onlar sizi severler. Ayrıca beyaz Renault'u sadece polisler kullanır." dedi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Onlar kim?" diye sordum.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Okurlarınız elbette. İstanbul belediyesinde çalışan mimar okurunuz varsa, başka yerlerde de çalışan okurlarınız da vardır elbet." dedi ve yine gülümsedi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Peki siz kimsiniz? Bir nükleer fizikçi mi? Bir MİT elemanı mı? Yoksa yüksek rütbeli bir asker mi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Emekli diyelim. KDV fişlerini özenle toplayan, romatizması için ara sıra doktora gidip ilaç yazdıran ve artık sakin bir hayat süren bir emekli. Asıl ben size sorayım Emin bey, siz kimsiniz?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Anlamadım?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Yani bir şair misiniz? Duygulu denemeler yazan bir aşık mı? İçinde komplolar olan şeytani kurgular yazan bir bilimkurgucu mu? Bir öykünüzde adamı paramparça ediyorsunuz ama diğer taraftan bir denemenizde gül yaprağı üzerindeki çiy damlasına bir paragraf methiyeler düzüyorsunuz. Hangisi gerçek sizsiniz?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Yazar diyelim" dedim.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]İkimiz de sustuk. Aklım bombalara takılmıştı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Bu bombalar nerede tutuluyor?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Sizce nerede olabilir?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Bir askeri üstte sanırım..."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Eh... bir askeri kışlanın kantininin deposunda olacak değil tabi fakat aktive durumda değiller."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Anlamadım?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Yani plütonyum bloklar söküldü ve ayrı bir yerde tutuluyor, malum radyoaktif ve aşırı toksit ama herhangi bir durumda takılmaları yarım günü geçmez, yarım saatte içinde de bir F-16'ya yerleştirilir. Bomba 50 cm boyunda ve 40 cm çapında mutfak tüpü gibi bir şey, ağırlığı da 112 kg. Bunun sadece 4.6 kg'ı plütonyum. Hem zaten plütonyum bloklar takılsa bile bombaların aktive hale gelebilmesi için üç ayrı şifrenin peş peşe girilmesi gerekir. Aselsan'daki çocukların numarası. Her neyse umarım asla çalıştırılmaz."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Kimlerde bu şifre?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Ben de değil, emin olabilirsiniz. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanında, mühürlü zarflar içinde 16 haneli rakam ve harf karışımı şifreler. Her bir bomba için ayrı. Bu zarf da plastik bir zarfın içinde. Ucunu kırıp açmanız gerekiyor. Hiç biri tek başına bir işe yaramaz. Görevlerini devrederken bu şifreleri de verirler."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Neden üç kişi?"
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Tek kişi çılgınlık yapabilir ama üç kişinin aynı anda çıldırması düşük ihtimal. Bu yüzden."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Bir süre ikimiz de sustuk. Purosunu söndürdü ve garsona hesap işareti yaptı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Neyse hepsi bu. Müsaadenizi isteyeyim Emin bey. Dizim iyileşince birlikte bisiklete binelim."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Olabilir, memnun olurum ama soracağım çok şey var" dedim.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Başka zaman, şimdilik bu kadar yeter. Unutmadan, şunu alın" dedi ve gömleğinin cebinden çıkardığı bir kartpostalı yanlamasına yırtarak ikiye ayırdı ve bir parçasını bana uzattı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Bu ne için?" dedim merakla.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Olur da size mail atarsam bendeki parçanın resmin taranmış halini eklerim. Böylece mailin benden geldiğine emin olabilirsiniz. Bir tür basit şifre, eski bir numaradır."
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Atakulenin yarım resmi olan yırtık kartpostal parçasını alıp, elimde bir süre tuttum. Hesap gelince sırt çantamdaki cüzdanımdaki kredi kartını almaya yeltendim ama hemen itiraz etti.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Lütfen. Hesapları her zaman okurlar öder, ayrıca bize ilk öğretilenlerden biri de hesabı peşin ödememizdir. Kredi kartı her yerde olduğu gibi bizim işimizde de bir baş belasıdır" diye espri yaptı. Sonra on milyonu masanın
    [FONT=Microsoft Sans Serif]üstüne bırakıp "üstü kalsın" dedi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Garsona teşekkür edip ayrıldıktan sonra ayağa kalktı ve tokalaştık.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]"Anlattıklarımı yazın ve web sitenizde yayınlayın. Takip edeceğim. Bu arada, deprem hikayesi gerçekten iyiydi" dedi.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Elimde yırtık bir kartpostal parçası, arabasına binip hızla uzaklaşan adama bakakaldım. Birden kafamdan arabanın plakasını almak geçti ama araba çoktan gözden kaybolmuştu. Bir süre öyle ayakta kalakaldım, ufak teybin kapanma sesiyle kendime geldim.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Kafamda adamın anlattıklarını tekrar düşünürken bisikletle eve geri döndüm. Gizli örgütlerden çok Suna'dan yiyeceğim zılgıt beni korkutuyordu. Bu sefer perdeleri asmak bile beni kurtaramazdı.
    [FONT=Microsoft Sans Serif]
    [FONT=Microsoft Sans Serif]Tanrım! Neden pazarları evde çizgili pijama giyip futbol maçı seyreden adamlardan değilim? Ne işim var benim atom bombalarıyla?
    [FONT=Microsoft Sans Serif][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT]
     
    Hakan Yazman, assan34, Sercan ve 7 kişi daha bunu beğendi.
  2. HaliliOzturk

    HaliliOzturk Onursal Üye

    Kayıt:
    3 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    7.283
    Beğeniler:
    9.860
    Seviye:
    Emrehan TÜZÜN ve tuncdemir bunu beğendi.
  3. dawson_46

    dawson_46 Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Ekim 2006
    Mesajlar:
    787
    Beğeniler:
    377
    Şehir:
    Kahramanmaraş
    Seviye:
    Seni canı gönülden kutluyorum
    Halil Öztürk kardeş için Bir alkış istiyorum.
    :winkenlux:winkenlux:winkenlux:winkenlux:winkenlux:winkenlux
     
  4. Ercan Bayram

    Ercan Bayram Onursal Üye

    Kayıt:
    27 Ocak 2006
    Mesajlar:
    2.092
    Beğeniler:
    1.655
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Ben zaten tahmin ediyordum TR de bu şekilde gizli birkaç çalışma olduğunu gerçi ne kadar doğru ne kadar yanlış

    sebebi ise açık bizleri AB ye girmemizi istiyorlar çünkü girersek
    bizim iş gücümüz ve onlarınkine göre temiz topraklarımızı kullanabilecekler...

    Bizi askeri anlamda yıkamayacaklarını anlayınca siyaset ve din ahlak la başladılar ve devam ediyor...

    Ne diyorsun ya sen mi diyorsunuz ?
    olay şu lozan barış anlaşmasına göre 1996 ya kadar kendi rezervlerimizi kendimiz kullanamayız
    diye bir hüküm var(mış) ve başbakanlardan birisi zamanında bu tarihi bir şekilde uzatmışlar
    şuan AB ye giriş zamanımız en erken 10 yıl diyorlar
    10 yıl sonra ise kendi madenimizi kendimiz işleyebileceğiz
    baktılar dönemin partisi tarihi uzatmayacak ve bir iki dönem daha işleri götürebilir durumda
    şartlı kabule gidiyorlar ki erken AB'ye alıp kendi şirketlerini sokup kendileri işleyecekler

    olay bu dertleri bizim hem temiz topraklarımızda üretim ; hemde rezervlerimiz
    hemde hiç dokunulmamış özellikle de BOR %78 diye biliyorum
    (örnek Altın rezervleri...)

    Teşekkürler Halil çok güzel bir alıntı olmuş ;)
     
  5. Ender Alıcıoğlu

    Ender Alıcıoğlu Onursal Üye

    Kayıt:
    5 Haziran 2006
    Mesajlar:
    2.430
    Beğeniler:
    4.153
    Şehir:
    Antalya
    Seviye:
    Halil' cim .

    Güzel bir konu bulmuş ve bizede aktarmışsın.

    Bende daha genç yaşlarımda bizler niye Atom bombası yapamayız diye kendime sorardım. Bir yerlerde gizlice yapıldığını , yapılacağını hep düşünürdüm.

    Şimdi bu yazıyı okuduktan sonra, artık gece yattığım da daha mı rahat yatacağım , yoksa diken üstünde mi uyuyacağım, halen karar veremedim.

    Hepinize bombasız günler dilerim

    Hoşçakalın.
     
    HaliliOzturk bunu beğendi.
  6. Mustafa Tufan

    Mustafa Tufan Kıdemli Üye

    Kayıt:
    6 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    248
    Beğeniler:
    228
    Şehir:
    İzmir (Balçova, Gaziemir)
    Adı:
    Mustafa Tufan
    Seviye:
    Adamın sitesi çalışmıyor. Sanırım devlet sırrı açıkladığı için kalemi kırıldı. xD
     
  7. Ali Menemen

    Ali Menemen Onursal Üye

    Kayıt:
    20 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.959
    Beğeniler:
    2.997
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    İlk mesaj ile aramızda 3 yıl var:rolleyes: :)
     
  8. Mustafa Tufan

    Mustafa Tufan Kıdemli Üye

    Kayıt:
    6 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    248
    Beğeniler:
    228
    Şehir:
    İzmir (Balçova, Gaziemir)
    Adı:
    Mustafa Tufan
    Seviye:
    Dumlupınar denizaltısıyla ilgili birşeyler koyacaktım. Dumlupınar diye aratınca bu da çıktı. xD Sonra okudum. Tabi sürükleyici olunca da...
     
    Ali Menemen bunu beğendi.