Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Sivrice'de bir hafta sonu: isimsiz burundaki pembe ağaçlar

Konu, 'Şehiriçi Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında BF Okuru tarafından paylaşıldı.

  1. BF Okuru

    BF Okuru Yeni Üye

    Kayıt:
    2 Şubat 2005
    Mesajlar:
    17
    Beğeniler:
    75
    Seviye:
    deniz kokusu getiriyorum
    yine gazeteleri okumak,
    yine gece bıkkınlığı,
    yine sabah telaşlarına alışmak için...


    Kampüste sınav telâşı hüküm sürüyor. Açık saçık ciddiyetsiz öğretim sınavlarına girmeye niyetli ama geç kalkmış, ama sınava gireceği binanın yerini bilmeyen, ama yataktan kalkarken ters tarafı tercih eden ne kadar insan varsa saat dokuzda buluşmak üzere sözleşmişler. Herkes sözünde durmuş bu sabah. Sınav günleri coşkuyla, kornayla, hakaretle kutlanıyor kampüste. Benim gibi tıkırı yerinde zoptikler ise işin eğlencesinde.

    Saat dokuzu sekiz geçmiş. İn cin sınavda yalnız iki yoldaş uyanık, biri ben, bir de Hakan. Herif yirmi dört saat gülüyor. Ya karşısındakini taşkalaya alıyor için için, ya da huyu böyle. Neyse, nihayetinde sinirsporla yola çıkmamalı; Hakan iyidir, onunla tur eğlenceli geçer, kızmaz, gürlemez. Ve zamanında, buluşma yerinde olur. Ne âlâ!

    [​IMG]

    Hakan'ın bir lakabı var üniversitede: İzmir'e bisikletle giden çocuk. Kısaltması yok, böyle uzun uzun. Benim lakabım ise biraz daha kısa: Jeolojideki hoca. İsimsizler turu bir bakıma. Üniversitedeki bisiklet topluluğunda herkesin yarışla kafayı sıyırıp benzinli motora bağladığı bir çağda, elde kalan iki dizel motor. Ve düz asfalt değil, bilinmeyen, gidilmemiş yerler arayan iki aylak.

    Ne diyor Bülent Ortaçgil "Memurun Şarkısı"nda?

    Bir katarın vagonları gibi özelmişiz,
    Öyle derler.
    Oysa bütün vagonlar, aynı rayda giderler.

    Bu hafta sonunu farklı raylarda geçirmek isteyen iki bisikletli nereyi tercih edebilir Elazığ'da? Baskil? Hayır olmaz, oraya gidince kayısılar yanıyor. Harput? Çok kalabalıktır şimdi. Pazartesinin acımasızlığına giden yol şüphesiz ki Hazar gölünün kıyısından geçmiyor. İhtiyacımız olan şey biraz rüzgâr, biraz kuş, biraz göl, biraz tren. Belki biraz tırmanış, çokça düz yol.

    [​IMG]

    Kurbağa sesleri, büyükbaşların çan seslerine karışırken vardık Sivrice'ye. Sessiz bahçeler, durgun su birikintileri, otlanan hayvanlar, ateşte çay demleyen çoban... Zaman burada durmuş sanki. Yüz yıl önce gelseymişiz, aynı çoban, aynı ağacın altında çayını demliyor olacakmış gibi. Hep aynı selamınaleyküm, hep aynı aleykümselam.

    [​IMG]

    Ve hep aynı sessizlik, aynı huzur. Zamanın içinden geçiyoruz bisikletlerimizle.

    [​IMG]

    Bu sene yağışlar iyiydi. Yeşiller daha yeşil, çimenler daha çimen, yapraklar daha yaprak bu yüzden. Şehirdekileri ilgilendirmiyor tüm bunlar. Rögarlar daha yorgun, pantolonlar daha çamurlu, yollar daha kaygan gibi anlamları var yağmurun şehirde. Tabiat ana suyu nerede biriktireceğini, nasıl aktaracağını inşaat mühendislerinden daha iyi biliyor olmalı.

    [​IMG]

    Ve tabiat ana verdiğini geri alıyor her zaman. Borcunu tahsil ediyor, sonra tekrar geri vermek üzere. Ödeme konusunda esnek. Demir cevheri olarak verdiğini O-302 olarak alıyor mesela.

    [​IMG]

    Ve zamanı veriyor. Sınırsız gibi lan. Bitmeyecek gibi. Yollar da öyle, tabelalar da. Sonu yok.

    [​IMG]

    Hakan'la konuşmak çoğu zaman bana bir şeyler katıyor. Yurt dışında yapmak istediği turlardan bahsediyoruz. Ona çok mantıklı geliyor yolunu-izini-dilini bilmediği yerlerde gezmek. Bense buna karşıyım. Yaşadığın ülkeyi tanımadan peşine düşeceğin bir "doğu mistisizmi" veya "Avrupa kültürü" hayalini, karnını doyurmadan tatlıya yumulmaya benzetiyorum. Romanya veya İran, her zaman oldukları yerde kalacaklar ve orada göreceklerin -çoğu zaman- genel kültürden öteye gitmeyecek. Ülkenin insanlarıyla geçirmediğin saatler ise vakit kaybından ötesi değil.

    [​IMG]

    Aslında bunun üzerine uzun zamandır düşünüyordum. Pülümür'e giden yolda yediğim kavunlar, içtiğim çaylar ve ettiğim sohbetlerden sonra Pülümür Jandarma Karakolu'nda geçirdiğim saatler, zihnimdeki Tunceli'yi alt üst etmişti. Korku görecektim, arkadaşlık gördüm; silah görecektim, çay verdiler; operasyon görecektim, dertlerine ortak oldum... Ama öyle deme canım, Hindistan çok süper; Altın Tapınak mı terk edilmiş jandarma karakolu mu allasen? Sen sus iç ses, daha buralarda görülecek çok şey var.

    [​IMG]

    Görülecek çok kuş, dallarından kiraz toplayacağımız çok ağaç var. Aslında bu tur, ikimiz için de Elazığ'a yeniden ısınmamız için iyi bir fırsat oldu. Sorsan ikimiz de biliyorduk gölün çevresini. Sorsan ikimiz de sıkılmıştık buralarda gezmekten. Sivrice'ye kim bilir kaçıncı gelişimizdi. Ama görünen o ki hep aynı gözle bakmıştık etrafımıza, bu yüzden şimdi gördüğümüz böcekler, hissettiğimiz rüzgar daha bir farklıydı. Hakan'ın önündeki sınavlar, benim bir türlü bitiremediğim yüksek lisans, unutulup gitmişti. Sen unut bunları. Bakalım bölüm başkanı duyduğunda ne diyecek! Sus iç ses. Sen söylemezsen duymaz.

    [​IMG]

    Ve biraz da tarih. Burada demiryolu var, o zaman önemli adamlar geçmiştir buradan trenlerle. Al bir örnek.

    [​IMG]

    Tabelanın fotoğrafını çektikten sonra yola devam ediyoruz. Ama olabildiğince yavaşça... Hakan'la en son Çemişgezek'e yaptığımız turda berabermişiz. Bu güne kadar "Uygun bir zamanda ikimiz bir tur ayarlayalım." deyip durduk. İyi ki bu planı aceleye getirmemişiz. Paldır küldür bir turla geçiştirmemişiz; her saniyeyi zevkle yaşamak lazım turda. Mesela yol arkadaşın konuştuğunda onu, rüzgar konuştuğunda rüzgarı dinlemek lazım.

    [​IMG]

    Plajköy'e varmak için acelemiz yoktu. Ne vardı ki orada zaten? Bizim amacımız o gizemli burunda çadırlarımızı kurmak. Akşama kızartacağımız sucuklar, kahvaltı için de tulum peynirimiz, domates, biberimiz hazır. Acele etmenin âlemi yok ki!

    [​IMG]

    Plajköy'de in-cin tatil yapıyor. İşletmeciler de kamp alanlarını, dükkanlarını onlara teslim etmiş. Bu ilkbaharda havalar geç ısındı, ondan herhalde. İnsanların yazlıklarına yerleşmesine çok zaman var. Bilmeden de olsa doğru zamanı -buna ortalığın tenha olduğu dönem de denebilir- tercih etmiş olmak ayrı bir keyif. Hep aklımın ucunda durur, Akdeniz'i, Ege'yi kalabalık olmayan zamanlarda turlamak. Herhalde böyle bir şey.

    [​IMG]

    Niye bu zamanlar daha keyifli? Kimse yoksa etrafta, yalnız olduğunun farkındaysan, bir de kamp ateşin yanıyorsa çıtır çıtır, hatta çayın da elindeyse bu keyfe ortak olacak kimseyi istemezsin. Yani ben istemem, bencilim bu konuda. Tabii ki bu bencillik bütün yakacağını kendi başına taşımanı gerektiriyor. Ne demişler?

    "Kamp ateşine giden yolda çekilen çile kutsaldır." (kim demiş ulan bunu?)

    [​IMG]

    Kamp ateşine giden yol asfalt kaplamalı değil, toprak olmalı bir de. Asfalt ve betondan uzaklaştıkça, daha az wireless modemin kapsama alanına girdikçe, otomobil sesi kulağına, farları ise manzaraya tecavüz etmedikçe daha fazla kendin oluyorsun. Güneş binaların çatılarından değil, tepelerin üzerinden batıyor; turuncular daha turuncu oluyor. Daha az yapmacıklık, daha az kibir.

    [​IMG]

    Ve en sonunda yol bitiyor. Atlar huysuzlanınca inmek gerek (hiç ata binmedim ama sakat bi durum olduğu ortadaysa inmek lazım gelir herhalde). Güneş dağların ardına yaklaşmış; ateşi yakmak ve çadırları kurmak için az zaman var.

    [​IMG]

    Bugün biliyoruz ki ilk insanlar Afrika'dan Dünya'ya yayıldılar. Binlerce yıl geçti, hepsi bir yerlere yerleşti; kimi Çatalhöyük'ü, kimi Hattuşa'yı, kimi Halfeti'yi yurt edindi kendine. Düşündüm de, binlerce yıl evvel buralara yolum düşseydi, herhalde bu gizemli burna sığınırdım. Belki ardımdan gelen ehl-i keyf torunlarım, etrafı koruma ayağına bir kale dikip tepesinde güneşin batışına karşı demlenirdi. Gerçi böyle bir zihniyetin kurduğu devlet çok fazla takılamazdı tarih sahnesinde.

    [​IMG]

    Her-akşam-güneşe-bakarak-kazık-gibi-dikilenoğulları: Yaz kış göğsüne rüzgarı yiyip zatürreden cartayı çeken devlet. Tarih kitaplarında, her akşam ateş yakıp sucuk kızarttıkları belirtilmektedir. Evliya çelebi, seyahatnamesinde, "Sözde mangal yapmayı bilen devlet. Kömür etmişler canım sucukları. Ama ayran olayını çözmüşler." diye yazar.

    [​IMG]

    Bir zamanlar Karakaya baraj gölündeki bir adada bir devlet kurmuştum, büyük devletler pek sallamamıştı; kaynaklarım da yetersizdi. Bu yüzden kurduğum devlet iki saat kadar ayakta kalabilmişti. Ama bu sefer tedarikliydik ve iki kişiydik. Daha organize bir devlet yapısı oluşturabilir, kaynaklarımızı verimli kullanabilir, bu sayede iki gün bir gece ayakta kalabilirdik. Hem pembe çiçekli badem ağaçlarımızla gayet estetik bir devlettik de aynı zamanda.

    [​IMG]

    Güneşin batmasına kalmış yarım saat. Üzerinde güneşin zart diye battığı imparatorluğumuzda iskân girişimlerine başlamadan evvel ateş yakacaktık. Eldeki bütün malzemeleri bir araya getirdiğimizde, gelirken bir kısmını döktüğümüzü anladık. Hakan hemen gerekli çalışmaları başlatarak kurda kuşa yem olmadan malzemelerle geri döndü.

    [​IMG]

    Kamp yerine vardığımızda, çadırın kazıklarını yanımıza almadığımızı fark etmemizle, devletimizin ilk şiddetli rüzgarda göle uçacağı, bu yüzden uluslararası arenada itibar yitireceğini düşünerek, ilk kamu iktisadî teşebbürümüz olan Kazık Üretim Fabrikasını kurdum. İlk ürünler, sanayi hamlemizin ne kadar başarılı olduğunu gösteriyordu.

    [​IMG]

    Neyse, çok geyik yaptık. Buralarda güneş böyle batıyor, haberiniz olsun:

    [​IMG]

    Çadırlarımız için uygun yeri bulduktan sonra, onları beş dakika içinde kurduk. Sıradaki iş, akşam yemeğini hazırlamaktı.

    [​IMG]

    Ben ateşi tutuştururken, Hakan sucukları, domatesleri, ekmekleri hazırlamıştı bile. Söylemesi ayıp, çok güzel bir akşam yemeği olacaktı.

    [​IMG]

    Sonra güneş bizi terk etti. Kamp ateşinin ışığında hazırlıklara devam ederken, epeydir esen rüzgar biraz daha şiddetlenmişti. Ne vardı bu kadar şiddetlenecek? Ayıp ama. Neyse, o esedursun, şöyle bir manzaraya karşı, ateşin turuncu ışıklarına sığındık.

    [​IMG]

    Kamp ateşimiz ve onun turuncu ışıkları...

    [​IMG]

    O turuncu ışıklar, sarmadayken her yeri, karnımızı doyurup izledik yıldızları. Öyle bir romantizm. Mata sırt üstü uzanarak yıldızları izlemek iyi güzel de pembe çiçekli badem ağacımız engel olmasa...

    [​IMG]

    Yıldızları izlemeye doyamıyor insan, ama gecenin karanlığında fotoğraf makinesiyle yapılabilecek birçok şey var. Bunlardan biri karanlığa ışıkla yazı yazmak. Belki daha teknik bir adı vardır, ama benim tanımım daha güzel oldu. Bir de yaptığım deneme başarılı olaydı da ortaya şöyle garip bir şey çıkmayaydı iyiydi amma...

    [​IMG]

    Saatler ağır ağır ilerlerken -aslında böyle güzel zamanlarda pek de ağır ilerlemez saatler- çok ilginç bir şey oldu. Bundan bahsetmezsem içimde kalır. Gün kararmadan topladığımız dallardan biri, ateşe attığımızda dile geldi, kollarını açarak bir şeyler sayıklamaya başladı. Açık konuşayım, korktum. Tek yapabildiğim, bu ânın bir fotoğrafını çekmek oldu. Bir süre sonra ateşin içinde yanarak kayboldu bu isyankâr dal. Bu da böyle bir kamp anısı işte.

    [​IMG]

    Ben dile gelen kuru dalı düşünürken saatler akıp geçti. Bir yerden sonra Hakan uzaktaki yıldızlarla kablosuz ağ bağlantısı sağlamış olmalı ki bir yerden sonra sus pus oldu, dalıp gitti uzaklara. Ben de ateşe dalıp gözleri bozmaya çalışırken telefonum zırıldadı. Demek ki hâlâ medeniyetin kamsama alanındaydık (hey dostum lânet olsun!). Arayan, Oğuzhan'dı. Kamp yerimizi öyle övmüş olmalıyım ki kırk kilometre uzaktan imrenerek dinlemek yerine gelip kamp ateşimize sohbetiyle -ve aldığı, kahvaltıda yiyeceğimiz poğaçalarla- ortak olmaya karar verdi. Zaten o saatte hiç düşünmeden atlayıp yola düşecek sayılı adam vardı tanıdığım, Oğuzhan da onlardan biriydi. Ve iyi ki vardı.

    [​IMG]

    Birkaç saat evvel kurduğumuz amatör devlete ilk diplomatik ziyareti yapan Oğuzhan'ı gece bizimle kalmaya bir türlü ikna edemedik. Hatta tulum peynirinden, çaydan bahsetmemize rağmen ikna olmadı. Kamp yerimizi şenlendirdi, geldi bizim gibi "emniyet şeridi tembellerine" performans, spd pedal, karbon yol bisikleti toplamak gibi şeylerden bahsetti, ve gitti. Oğuzhan bisiklet konusunda titizdir, vidasına varana dek her parçasını özenle bir araya getirir. Hatta şu an Elazığ'daki en hoş dağ bisikletine sahiptir. Nazar değmesin, maşallah de lan! Tabii canım, bisikletine de Oğuzhan'a da maşallah.

    Derken saatle ikiyi gösterdi. Bu çok hızlı oldu, daha yakacak odunumuz dahi vardı. Çadırlara nasıl dağıldık, tulumlara nasıl girdik, nasıl uykuya daldık... Ve aniden sabah oldu. Pek iyi dinlenememiş olarak çıktım çadırdan. Sabaha karşı iyi bir tulum edinmenin önemine dair bir iç konuşma bile yaptım.

    Güneş ışıklarının çadırlarımıza ulaşması saat 9'u buldu. Bizim çadırdan çıkmamız ise 9 buçuğu... Kahvaltıya geçmeden önce biraz acıkmam gerekiyordu, zaten Hakan'ın da acelesi yoktu. Hatta bir ara "Herhangi bir şey için acele etmemek ne güzelmiş!" diye sayıklıyordu. Bu dinginlikten istifade edip bu güzel geceyi geçirdiğimiz bu yarımadaya borcumu çöp toplayarak ödemeye karar verdim. Herhalde bunca yıldır en kolay ödediğim borç bu oldu: Yarım torba çöp!

    [​IMG]

    Kahvaltı hazırlama çalışmalarını yumurta haşlayarak başladık. Su kaynayana kadar biraz etrafı keşfetmeyi tercih ediyorum. Ayaklar çıplak. En son Yason burnunda çıplak ayakla gezmiştim. Herhalde bir orayı, bir de burayı en güzel kamp yerleri arasında ilk üçe koymam gerek.

    [​IMG]

    Ama bu güzel yarımadanın en güzel yanı pembe çiçekli badem ağaçları herhalde (kırk kere "pembe çiçekli badem ağacı" dedim, Allah arttırsın). Yok yok! karşısındaki ada! Belki de sürekli çirkin çığlıklarıyla etrafta gezen gürültücü martılar... Ay, ne desem bilemedim ki şimdi!

    [​IMG]

    Ne ağacı üzeyim en iyisi, ne de badem ağacını. Hepsi milyon yıl evvel burada buluşmaya karar vermiş, ben bir gecemi onlarla geçirdim diye ahkam kesmeyeyim. Bir gecelik misafir, bu koca kayalara, onu saran likene, örten çimene, gölgeleyen ağaca saygı duymalı.

    [​IMG]

    Bu turdan br gün evvel, kim bilir ne zaman sipariş verdiğim polarize filtre elime geçti. Ne şans! Filtrenin bu fotoğraftaki payı büyük örneğin.

    [​IMG]

    Ve bir kertenkele ile birkaç papatya.

    [​IMG]

    Gölgeye serdiğimiz mata uzanırken su kaynıyordu. Benim gibi, her güne çay ve simitle başlayan biri için unutulmaz bir kahvaltı. Böyle bir kahvaltı en az iki saat sürmeliydi; sürdü de zaten.

    [​IMG]

    Ev temizleme veya bir yere yetişme derdi olmadan geçen bir sabah... Çogzel lan.

    [​IMG]

    Kahvaltıdan sonra yine yarımadayı gezmeye karar verdik. Güneş etrafı kavurmaya başlamıştı. Bugün hava dünden de sıcak. Dün bir saatte tırmandığımız Kinederiş rampasından püfür püfür inecek olmak insana ayrı bir neşe veriyor. Ama önce etrafı tanıyalım. "Deve dikeni, insan likeni sever." sözündeki line işte bu liken efendim.

    [​IMG]

    Etrafta bir de babayiğit ağaçlar var. Erozyonla öyle bir mücadele ki, öyle işte.

    [​IMG]

    Bir "ulu çınar" olamasa da "ulu badem".

    [​IMG]

    Etrafta yalnızca badem ağaçları yok. Ne olduğunu kestiremediğimiz ağaçlar, bademlerin komşusu.

    [​IMG]

    Geçen temmuz ayında kanoyla yaptığım göl turunda adanın öte yanından geçmiştim. Akşam saatleriydi, yakan güneş, adadaki martıların çığlıkları, bir de kuş dışkılarının dayanılmayacak kadar ağır kokusu, bu yarımadaya yaklaşmama mani olmuştu.

    [​IMG]

    Jeoloji bölümündeki öğrenciliğim sırasında en sıkıldığım derslerden biri optik mineraloji (bir milimetreden daha ince kesilmiş kayaların mikroskop altında incelendiği ders) idi. Bu rengarenk kayaları görünce, o derse haksızlık ettiğimi düşünmeye başladım.

    [​IMG]

    Hazar gölünü görünce aklıma Küçükçekmece gölü geliyor nedense. Topluca o gölün içine nasıl ettiğimiz göl hani. Belediye otobüsüyle E-5'ten geçerken gelen koku, aslında bizim kokumuzdu, ama biz hâlâ "Küçükçekmece gölü kirlendi." gibi, suçu üzerine almayan cümlelerle işin içinden sıyrılmaya çalışıyoruz. İnsan bok gibi bir canlı lan.

    Hazar gölü, Küçükçekmece'ye kıyasla daha iyi durumda.

    [​IMG]

    Yarımadada son saatler...

    [​IMG]

    Bu köprü, kano turunu tamamladıktan sonra üzerinde poz kestiğim köprü. Aradan 9 ay geçmiş. Ne çabuk da geçmiş.

    [​IMG]

    Ve yine bir turun sonu... Bu turda ne öğrendik?

    - Hâlâ el değmemiş güzellikler var buralarda.
    - Şehirden uzakta bir gece geçirmenin tadı bambaşka.
    - Gecenin köründe otomobiline atlayıp yanına gelecek arkadaşlarının olması çok güzel.

    [​IMG]

    Meraklısına not:
    9.43 saat teker dönmüş, 12.8 ortalama ile 124 km yol yapılmış.

    ***

    Kaynak:
    Kod:
    http://www.turcubaba.com/2015/04/sivricede-bir-hafta-sonu-isimsiz.html
     
  2. BF Okuru

    BF Okuru Yeni Üye

    Kayıt:
    2 Şubat 2005
    Mesajlar:
    17
    Beğeniler:
    75
    Seviye:
  3. Edip Dinçer

    Edip Dinçer HTFU!

    Yaş:
    32
    Kayıt:
    12 Haziran 2011
    Mesajlar:
    5.927
    Beğeniler:
    5.341
    Şehir:
    Sarıyer, İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    IMG_4709 (2).jpg

    "Haberim yokmuş gibi çek" diyorsun yani?
    Ondan sonra "yok efendimdim CERN'de dünyayı yok edeceklermiş" falan.. Peeeeeh.
     
    erme1984, Uğur S., erdemis ve 7 kişi daha bunu beğendi.
  4. mşehirli

    mşehirli Üye

    Yaş:
    44
    Kayıt:
    22 Ocak 2015
    Mesajlar:
    63
    Beğeniler:
    35
    Şehir:
    Havran / Balıkesir
    Adı:
    Murat Şehirli
    Bisiklet:
    Merida
    Seviye:
    Gezi çok güzel ve verimli olmuş. Fotoğraflara bayıldım. Güzel bir bakış açısı ile yakalamışsınız.
     
  5. Levent S.

    Levent S. Aktif Üye

    Kayıt:
    1 Temmuz 2014
    Mesajlar:
    155
    Beğeniler:
    224
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    b'Twin
    Seviye:
    @Yusuf Yılmazvural, başta bakalım nereleri gezmiş bu adam diye giriyordum konulara şimdi gezdiğiniz yerler ikinci planda, bakalım nasıl anlatmış diye giriyorum konulara, sivrice değil, "bir öğleden sonra Mecidiyeköy-Levent" yazsa yine aynı motivasyonla girerim konuya.

    Usta sen gez yaz ben okuyayım. Gezdiğiniz yerlerde süper lafım yok :)
     
    oalmali bunu beğendi.
  6. Birhan K.

    Birhan K. Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    11 Nisan 2014
    Mesajlar:
    699
    Beğeniler:
    699
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Yine kıskanarak okudum. Harika bir tur dostum. Daha keşfedecek çok yer var!
     
    iyosunkaya ve oalmali bunu beğendi.
  7. rata

    rata Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2014
    Mesajlar:
    98
    Beğeniler:
    56
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Salcano
    Seviye:
    Anlatımınız ve fotoğraflar çok hoş. Elinize sağlık, çok güzel bir gezi olmuş :harika:
     
    oalmali bunu beğendi.
  8. mavinehir

    mavinehir Kıdemli Üye

    Kayıt:
    22 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    378
    Beğeniler:
    203
    Şehir:
    istanbul
    Seviye:
    Güzel bir kahvaltı ,manzara ve doğa...Süper.
     
    oalmali bunu beğendi.
  9. taskin

    taskin Forum Demirbaşı

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    12 Nisan 2008
    Mesajlar:
    559
    Beğeniler:
    899
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Taşkın
    Seviye:
    Fotoğraflar: şahane
    Gezilen yer: harika
    Anlatım: müthiş

    İstanbul'a zincirlenmiş biri olarak bu kadar güzel yerlerde gezmem imkansız, hadi bir şekilde bu kadar güzel bir coğrafyaya ulaştım diyelim bu kadar güzel fotoğraflamam hiç mümkün değil, hadi fotoğrafladım diyelim bu kadar keyifli anlatmam hiç mümkün değil. ( çok mu gömdüm kendimi yav :) ) Ayağınıza, pedalınıza, deklanşörünüze, kaleminize sağlık... Teşekkürler...
     
    Kurtuluş E. ve oalmali bunu beğendi.
  10. oalmali

    oalmali Guest in the world.. A strange passenger..

    Kayıt:
    12 Ekim 2014
    Mesajlar:
    92
    Beğeniler:
    263
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Muhammed Osman
    Bisiklet:
    Specialized
    Seviye:
    Adamsın! Okurken doyasıya hayallere daldım.. Yalnız başıma bisiklet sürmeyi sevmeyen biriyim, yanımda bir gaza getiren olursa (umarım olur) böyle hoş bir turu yapmayı çok isterim. Betonarme Ankara'da gerçekten bunaldık! Şehri boğucu grisinden, doğanın yeşiline çıkmayı özlemle bekliyorum.. Ah Yusuf ağabeyim bugün bana çok güzel hedefler verdin, kal sağlıcakla..
     
    turk.u.az bunu beğendi.
  11. Hakan Özcan

    Hakan Özcan Aktif Üye

    Kayıt:
    23 Nisan 2014
    Mesajlar:
    122
    Beğeniler:
    644
    Şehir:
    Elazığ
    Bisiklet:
    b'Twin
    Seviye:
    Bu gezi, ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.
     
  12. BF Okuru

    BF Okuru Yeni Üye

    Kayıt:
    2 Şubat 2005
    Mesajlar:
    17
    Beğeniler:
    75
    Seviye:
    Bu turu anlattığında gözümde canlanan, şu görüntülerin %1'i falanmış. Çıplak ayakla gezmişsin. O güzelliği ayakkabı ile çiğnemeye kıyamadın d'i mi? Hatta parmak uçlarında yürüdün?
     
  13. mahmut krt

    mahmut krt Aktif Üye

    Kayıt:
    22 Eylül 2013
    Mesajlar:
    185
    Beğeniler:
    67
    Şehir:
    elazığ
    Seviye:
    emeğinize sağlık yusuf ve hakan dostlarım :)
     
  14. BF Okuru

    BF Okuru Yeni Üye

    Kayıt:
    2 Şubat 2005
    Mesajlar:
    17
    Beğeniler:
    75
    Seviye:
    Mesajlarınız için hepinize teşekkürler. Pttcell gecenin köründe hattımı aramalara ve İnternet'e kapatmasaydı hepinize Seda Sayan gibi cevap verecektim, olmadı.

    Ricalar efendim.

    Abi biz CERN'de aradıkları parçacığı bulamadık ama çogzel bir cennet bulduk. Gelsene bu taraflara?

    Gelin bu taraflara efendim, çogzel yerler buralar.

    Sağolasın :D

    Var vallahi, Hakan'la daha evvel beşer kere gitmişiz göl kenarına, ama burayı ilk defa gördük.

    Teşekkürler, son zamanlarda yaptığım en akılda kalıcı kamptı.

    Çok güzel bir tulum peyniri :D

    Sınıfı geçtik mi :D

    Gel bu taraflara, misafir edelim, kampa gidelim. Kapımız her zaman açık :krsn:

    Ha-ha! Sağol Hakan, sayende.

    Bambaşka bişey doğada çıplak ayakla gezmek. Gel ha böyle bu yana da beraber yürüyelim :D

    O poğaçalar olmasaydı var ya, kahvaltı yarım kalırdı ;) Sen bi tur bisikleti topla en iyisi :cool:
     
    mahmut krt ve rata bunu beğendi.
  15. BF Okuru

    BF Okuru Yeni Üye

    Kayıt:
    2 Şubat 2005
    Mesajlar:
    17
    Beğeniler:
    75
    Seviye:
    Davet mi tahrik mi teşvik mi çözemedim. Gelirim bak! :D
     
  16. BF Okuru

    BF Okuru Yeni Üye

    Kayıt:
    2 Şubat 2005
    Mesajlar:
    17
    Beğeniler:
    75
    Seviye:
    Çok güzel bi gezi olmuş.
    dev kıskandım.

    Ve Erguvan değil mi onlar ya
     
  17. BF Okuru

    BF Okuru Yeni Üye

    Kayıt:
    2 Şubat 2005
    Mesajlar:
    17
    Beğeniler:
    75
    Seviye:
    Erguvan değil maalesef. Bildiğimiz badem. Ama Her-akşam-güneşe-bakarak-kazık-gibi-dikilenoğulları Orman İşleri Şefliği'ne talimat verdim, bundan sonra ağaçlandırma seferberliğinde erguvan fidanı da kullanacağız. Teşekkürler :cool:
     
  18. BF Okuru

    BF Okuru Yeni Üye

    Kayıt:
    2 Şubat 2005
    Mesajlar:
    17
    Beğeniler:
    75
    Seviye:
    @Yusuf Yılmazvural
    türkiyede iyi şeylerde oluyor! :D

    ve ben o kahvaltıyı evde bile bulamıyorum ya. e tabi öğrenci evi. hey yavrum hey.
     
  19. MehmetAliB.

    MehmetAliB. VivaVelo

    Kayıt:
    20 Ekim 2013
    Mesajlar:
    1.803
    Beğeniler:
    3.785
    Şehir:
    Antalya
    Seviye:
    Tur yazın için teşekkürler dostum. Müsadenle şu fotoğrafın büyüğünden bir tane istiyorum
    IMG_4840.jpg
     
  20. erdemis

    erdemis Kıdemli Üye

    Kayıt:
    4 Ocak 2010
    Mesajlar:
    232
    Beğeniler:
    255
    Şehir:
    Yalova
    Seviye:
    Keyifle okudum harika bir yazı. Resimler de harika bu arada.