Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Seks neden satar

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında no haşhaş no vitamin tarafından paylaşıldı.

  1. no haşhaş no vitamin

    no haşhaş no vitamin Onursal Üye

    Kayıt:
    1 Kasım 2013
    Mesajlar:
    2.075
    Beğeniler:
    1.157
    Şehir:
    istanbul
    Bisiklet:
    Merida
    Seviye:
    Bütünlük için her tarafı okumak şart.

    yazıda hatalar olabilir kusura bakmayın.

    Üreme güdüsü, bütün eşeyli üreme yapan canlılarda olduğu gibi insan organizmasında da- neslinin devamını sağlamak için- davranışsal devrelerinin içine çok güçlü bir biçimde kodlanmıştır. Doğada canlıların soylarını sürdürebilmesi, üreme ile ilgili faaliyetlere ciddi zaman ve kaynak ayırmalarını gerektirir. Neslin devamının yansıra, en sağlıklı genlerin gelecek nesillere aktarılması konusunda da büyük bir mücadele süreci yaşanır.

    Bu süreçlerde eşeyli üreyen canlıların hemen hemen tamamında eş seçimi kararını "dişi" bireyler verir. Zira çoğu zaman dişi, hem "yumurta " dediğimiz üreme hücresini üretir hem de değişen sürelerde gebelik, doğurma yavru bakımı gibi uzun vadeli biyolojik yatırımlardan sorumludur. Dişiler, eş seçimi meselesini ince eleyip sık dokumalı, her erkeği "eş" olarak kabul etmemelidir. Bu yüzden biyolojik âlemin büyük kısmında "erkek" seçilmek süslenip uğraşırken dişiler seçici olarak görev yapar.

    Olay normalde insanda da böyledir; özellikle erkek ve dişi davranışları büyük oranda bu temel mekanizmalar üzerinden işler. Ancak kültürel değişkenler ve toplumların alışkanlıkları, biyolojik donanımımızdan farklı davranmamıza neden olabiliyor. Beynimizin derinliklerinde, şuurlu kontrolümüzün dışında faaliyet gösteren ve aşağı grup birçok canlı ile paylaştığımız "hayvani beyin" olarak bilinen bazı bölgelerimiz ve bu bölgelerimizle yönetilen bazı temel davranışlarımız vardır. Beynin iç kısmında, limbik sistem olarak bildiğimiz bu dürtülerden sorumludur.

    İnsanda bu bölgelerin davranışları yönlendirebilmesinin en önemli şartı, üst – ön beyin bölgelerimizle temsil edilen yüksek insani özelliklerimizin ir süreliğine de olsa baskılanabilmesidir. Diğer hayvanların birçoğunda bulunmazken, insanda beynin çok büyük bir kısmını kaplayan bu ön beyin bölgeleri, ahlaki değerler, öz disiplin,yoğunlaşma,gelecek planlama, haz geciktirme, karmaşık hesaplamalar yürütme, ve davranışların sonuçlarını kestirme gibi karmaşık işleri yürütür. Cinsel uyarım söz konusu olduğunda ise bu bölgelerin geçici bir süre baskılanması, cinsel birleşme sırasında ve öncesinde gerçekleşmesi gereken süreçlerin devreye girmesini kolaylaştırır. Limbik sistem yahut içimizdeki "hayvani beyin" uyaran etkenlerin bundan dolayı ön beyin işlevlerinde azalamaya sebep olduğunu biliyoruz.

    Hayvani beynimizin dikkatini çekmek çok kolaydır. Aç olduğumuzda yiyeceğin kokusu, görüntüsü hatta iması dahi bir anda biyolojik organizmanın tüm işlevlerini ikinci plana iterek yiyeceği ulaşma konusunda bizi harekete geçirecektir. Bu süreçten sorumlu olan bölgeler yine limbik yapılardır. Açlık hissi, organizmanın bütünlüğünü tehdit edebilme potansiyeli yaşayan bir durumu-besin ihtiyacı durumu- bildiren temel hislerden biri olduğundan , beynimiz için öncelikle baş edebilmesi gereken konular arasında yer alır. Böylece limbik itkilerimiz, açlığın ortadan kaldırılması konusunda organizmanın âdeta bütün donanımıyla faaliyete geçebilmesini sağlar. Öfke veya panik gibi şiddetli zihinsel durumlarında da mekanizma yaklaşık olarak aynıdır ve bu duyguların pençesine düşen bireyin beyni, kontrolü çok zor bir dizi içgüdüsel davranış sergileme konusunda uyaranlar üretmeye başlar.


    Cinsel uyarımlarda aynı şekilde işler. Cinsel olgunluğa ulaşma döneminin ardından, bilhassa sıklıkla cinsel ilişkiye girebilme özelliğine sahip erkek bedeni cinsel uyaranlara karşı hassaslaşır. Aynı durum dişiler içinde geçerlidir fakat yukarıda sözünü ettiğimiz "seçicilik" durumu nedeniyle dişide durum bir miktar kontrol altındadır. Açlık durumunda olduğu gibi , cinsel uyaranlarda erişkin organizmanın hızla dikkatini çeker ve limbik sistemin anında faaliyete geçmesine neden olur. Ön beyin bölgelerinde meydana gelen baskılama ve beyin kimyasallarında meydana gelen değişiklikler, organizmanın hızla cinsel uyarım safhasına geçmesini sağlar. Aynen saçlık ve öfke durumlarında olduğu gibi, bu itkilere karşı konulması da oldukça zordur. Bu temel itkileri kontrol altına alırken ve önemli oyuncu ise daha önceden eğitilerek kuvvetlendirilmiş ve kontrol yetileri üst düzeye çıkartılmış bir ön beyindir.

    Günümüzde çıplaklık ve pornografinin gittikçe artan yayılımı herkesin malum... en basit dondurma reklamlarında bile ağır sayılabilecek cinsel imalar içerebiliyor. Otomobiller, bilgisayarlar, yiyecekler, içecekler ve daha aklınıza ne gelirse , öncelikle kadın bedeni olmak üzere, cinsel çağrışımların olan reklam ve tanıtımlarla satılmaya çalışılıyor. Bir pazarlama uzmanı olan Martin Linstrom, "Buy.ology" adlı kitabında cinsel içerikli reklamların azalmasını beklemenin boşuna olacağını vurgulayarak, bu beklentinin tam tersine , yani gittikçe daha da pornografiye kayan kayarak dozunu artıracak olan reklamın yapılacağını öngörüyor. Çünkü insanoğlunun ilgisini en çabuk çekebilecek, irade ile seçim yapabilecek beyin bölgelerini baskılayacak en kuvvetli ve garantili uyaran, cinsel uyarımlardı. Zaten küreselleşen kapitalist ekonomik sistemde bu kadar kolay " paraya tahvil edilebilen" bir reklam yönteminden vazgeçilmesini beklemek saflık olurdu. Dolayısıyla bu tarz cinsel içerikli tanıtımların önünü alma için yapılan çalışmaların, insanların bu cinsel uyarım bombardımana karşı korunabilecekleri bir zihinsel donanımla donatmak da önemi işlerimizden biridir.

    İnsanlar olarak diğer canlılardan bariz bazı farklılarımız olduğu ortada. Konumuz itibari ile her cinsel uyarım durumunda ve her fırsat bulduğumuzda cinsel ilişkiye girmeyen bir türüz. Çünkü toplum ve ahlak kurallarımız var ve bu minvalde insana veya bir inanç sistemine duyduğumuz bağlılık, bizi bu temel itkileri gerçekleştirmekten değişik düzeylerde alıkoyabiliyor. Fakat "özgürlüklerin" alabildiğine genişlediği böyle bir zamanda bu tip içsel fren sistemleri çoğu insanda bir işe yaramıyor. Bunun muhtelif sebepleri var fakat sinirbilimsel (nörölojik) olarak en önemli kısmı, cinsel açıdan uyarıcı her tür malzemeye ulaşımın artık çok daha kolay olması.

    Günümüzde pornografi ve erotizmle aramızda pek fazla bir engel yok. Eskiden bir insanın ömrü boyunca göremeyeceği, hatta tahayyül edemeyeceği fantezileri yahut sapkınlıkları, birkaç saatlik internet sörfü ile neredeyse doğrudan tecrübe edebilir haldeyiz. Internette yer alan her türlü cinsel fanteziyi tatmin edecek çaptaki pornografik içeriklerse çocukların bile birkaç tık uzağında. En ufak bir kontrol altına alma hamlesi, hemen "pornoma dokunma" sloganlı eylemlerle protesto edilebiliyor. Fakat cinsel içerikli bu yayınların benimize neler yaptığını bilsek, sanırım hem kendimiz hem de gelecek nesiller için alarm çanlarının ne kadar gürültülü çaldığını duyabilirdik.

    Aşırı cinsel uyarıma maruz kalma nedeniyle erkek ve kız çocuklarda ergenlik yaşının gittikçe düştüğünü biliyoruz. Ergenlik dediğimiz süreç , beyindeki kimyasal dengelerin belli bir yaştan itibaren değişmesiyle doğal olarak başlayan bir süreçtir. Görsel, işitsel ve benzeri uyarımlar, beyindeki bu kimyasal sistemi değiştirerek cinsel olgunluk yaşının çok daha erkene çekilmesini sebep olabiliyor. Bunun diğer anlamı şudur: pornografik uyarımlar, beynimizin çalışma sistemine doğrudan etki ediyor.

    Pornografik içeriklere hem erken yaşta hem de sınırsız düzeydeki ulaşım, insan organizmasının milyonlarca yıllık biyolojik alışkanlıklarıyla ciddi anlamda uyumsuz, bir süreci tetikliyor. Bu kadar çeşitli ve kolay ulaşılabilir içerik, öncelikle "sıradan" pornografik içeriğe karşı bir duyarsızlaşma ve ardında daha şiddetli uyarımlar üzerinde akla hayale gelmeyecek derecede çeşitli pornografik içerik olması bu yüzden. Yani pornografik içerik bağımlısı haline gelen insanlar, bir sonraki aşamada hep "daha fazlasını" istiyorlar.

    Bütün bunlar, beynin öne bölgelerinin kontrol edebilme yeteneğimi köreltiyor. Zaman içinde hem cinsel işlevlerde ciddi bozukluklar ortaya çıkıyor hem de temek ahlaki sınırları koruyabilecek zihinsel donanımların iflasıyla, zihin adeta bir zevk kölesi haline dönüşüyor. "tabiat her çağırdığında peşinden gidersen nerede kaldı bizim insanlığımız?" sözünü hatırlatırcasına, tamamen hayvani güdülerin çevresinde bir hayat süren, zihinleri dışsal uyarıma karşı çıplak ve savunmasız insanlar çevremizi sarmaya başlıyor. Eğer bir zihin kontrolünden korkuyorsak, en büyük korkumuz belki de burada kısaca özetlemeye çalıştığım "kontrol " tipi olmalı. Zira sadece bizi değil, gelecek nesillerimizi de doğrudan tehdit eden bir "zihin kısırlaştırma operasyonu" söz konusu...


    Cinsel içeriğin gücünü küçümsememenizi öneririm. Milyarlarca yıldız bu dünyaya yayılmamızı ve canlılık denen mucizenin böyle hayret verici düzeyde bir çeşitliliğe taşınmasını sağlayan bu temel güdümüz, günümüzde internet gazetelerinin baş sayfalarında "Falanca yıldız cesur kıyafetiyle şaşırttı “ veya "Bilmem kim yine dekoltesiyle yürek hoplattı" tarzındaki "eğlencelik"haberlerle sınanıyor. O gazeteler, tıklanma rekortmeni oldukları için bu tarz haberlerden vazgeçemiyor, zira işin ucunda "para" var. Fakat bizler bu masum tıklamalarla zihnimizin dizginlerini "sürüngen beynimizin" ellerine teslim ettiğimiz anlamalıyız.




    Sinan Canan

    Kimsenin bilemeyeceği şeyler

    alıntı


    Dr. Sinan Canan

    Kısa Özgeçmiş

    Doç. Dr. Sinan Canan 1972 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve üniversite eğitimini Ankara’da tamamlayarak 1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Ardından Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji-Embriyoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans, aynı kurumun Fizyoloji Anabilim Dalı’nda ise doktora eğitimini tamamladı. Bu süreçte sinirbilimleri ve deneysel epilepsi konuları üzerinde çalıştı.

    Dr. Sinan Canan, 2010 yılında Fizyoloji Doçenti ünvanını aldı ve Ankara Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde 5 yıl; Ankara Turgut Özal Üniversitesi‘nde de 1 yıl çalıştı. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı‘nda görev yapmaktadır. Bilimsel araştırmalarını son yıllarda sinir sisteminde kaotik ve fraktal özellikler konularında yoğunlaştıran Dr. Sinan Canan aynı zamanda Kaos Teorisi, Karmaşıklık, Fraktal Geometri, Doğadaki biçimler, Öğrenme, Lisan ve afazi, Zihin ve Beyin gibi konularda ülke çapında genel dinleyiciye yönelik konferans ve programlar da düzenlemektedir. Dr. Sinan Canan’ın “Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler” başlıklı bilim ve bilim felsefesi denemeleri tarzında yayınlanmış bir kitabı da bulunmaktadır.

    Dr. Sinan Canan evli ve üç çocuk babası olup, “hayatın, tek bir işle uğraşmak için fazla uzun; insanın ise, tek bir işle ömrünü tüketmek için fazla karmaşık olduğuna” inanmakta ve bu yönde çalışmalarına elinden geldiğince devam etmektedir...

    konuyla ilgili ingilizce kaynaklar

    Why Porn Addiction Is Holding You Back & How to Stop it

    medya tv dizilerin nasıl milletimizi köle yaptığı düşünmesini nasıl engellediği neden gelişemediğimizin cevabı burada
     
    gmfaruk bunu beğendi.
  2. Onur İlker Gündoğdu

    Onur İlker Gündoğdu Forum Bağımlısı

    Yaş:
    23
    Kayıt:
    6 Ekim 2012
    Mesajlar:
    650
    Beğeniler:
    604
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Onur
    Bisiklet:
    Merida
    Seviye:
    Durumumuz yoktu , okuyamadım...

    Ama konuyu anladım ve beğeninizi verdim.
     
  3. Yıldıray55

    Yıldıray55 Artiz mi ? Ne artizi! Artiz ne arar la forum da...

    Yaş:
    32
    Kayıt:
    18 Eylül 2014
    Mesajlar:
    185
    Beğeniler:
    281
    Şehir:
    Samsun
    Adı:
    Yıldıray YILDIZ
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    Yazıda en çok, "dişinin seçici olması" kelimesi dikkatimi çekti bu kelime 2-3 yerde de geçiyor. Ve aklıma ister istemez. Evet dişi seçici, erkek ise "nefes alsın yeter."
     
    gmfaruk bunu beğendi.
  4. gmfaruk

    gmfaruk Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    13 Kasım 2013
    Mesajlar:
    888
    Beğeniler:
    774
    Şehir:
    istanbul
    Bisiklet:
    Kron
    Seviye:
    Guzel yazi olmus