Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Pedallıyorum Köprülü Kanyon / Kral Yolu Bisiklet Kampı

Konu, 'Şehiriçi Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında Cengiz Yargıç tarafından paylaşıldı.

  1. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Pedallıyorum Bisikletle yapılabilecek en iyi gezi parkurlarını sizler için hazırlıyor.
    Bisikletle yapılabilecek en iyi etaplara sahip, Muhteşem Doğası, tarihi önemi, ilginç coğrafi yapısı, ideal hava koşulları ile bambaşka bisiklet kampı etkinlikleri hazırladık.
    Turumuzun en önemli yönü belkide Kral Yolu’nda yapacağımız turumuzdur.
    5 günlük kamp boyunca hergün ayrı etkinliklerle bu geziye anlam kattık.

    20 kişilik guruplar halinde gerçekleştirdiğimiz kampımızı her ay tekrarlıyoruz.



    KÖPRÜLÜ KANYON “KRAL YOLU” BİSİKLET TURLARI

    Buluşma Noktası: Manavgat Otogarı

    ETAPLAR:
    1.Gün * Manavgat – Kızılderili Kampı
    “Doğa ile Barışık Olma Etabı”

    2.Gün * Kızılderili Kampı – Selge Yörük Kampı
    “Tarihin İçine Yolculuk – Kral Yolu Etabı”

    3.Gün * Selge – Kral Yolu – Çaltepe Köyü Kültür Sanat Kampı
    “Kültür Sanat Etabı”

    4.Gün * Çaltepe – Köprülü Kanyon Akbaba Kampı
    “Mirivana Etabı ve Sertifika Gecesi”

    5.Gün * Kanyon – Manavgat



    TUR ŞEKLİ:
    Tüm etaplar bisikletle yapılacaktır.
    Bisikletlerinizle Antalya / Manavgat otogarına kendi imkanlarınızla veya otobüslerle ulaşıyorsunuz.
    Yanınızda en fazla bir sırt çantası eşyanız ile geliyorsunuz. Tur boyunca tüm konaklama ve yemek organizasyonları tarafımızdan ayarlanmıştır.
    Yanımızda bize eşlik eden escort aracımıza sırt çantalarımızı yerleştiriyoruz.
    Escort aracımızda bisiklet arızaları, sağlık problemleri, aperatif ve içecek ihtiyaçlarımızla birlikte profesyonel ekip sürekli yanımızda olacak.
    5 gün boyunca çadırlı kamplarda ve köy evlerinde konaklanacak.
    Tur boyunca Köy Kahvaltıları, organik doğal yiyecek ve içecekler, köylerde ev yemekleri yenilecek.
    Tura katılan herkes tur boyunca Ferdi Kaza Sigortası ile sigortalanır.
    Turumuz tekrar Manavgat otogarında sonlanıyor.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    TURA KATILMAK İÇİN:
    belgeselokulu@gmail.com
    email yoluyla ulaşarak kimlik bilgileriniz ve iletişim numaralarınızı iletmeniz halinde tur ayrıntıları tarafınıza iletiliyor.


     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 5 Ocak 2015
  2. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Ulaşım: Akdeniz Bölgesinde, Antalya ili,Manavgat ilçesi sınırları dahilinde yer alan Milli Parka Antalya'nın 49. km ayrılan bir yol ile gidilir.Bu yol Akdeniz sahillerinden ayrılıp Taşağıl'dan geçip Beşkonak'a ulaşır.
    [​IMG] [​IMG] [​IMG]
    Özelliği: Milli Parkın rekreasyonel dokusunu Köprü ırmağı teşkil eder. Bu ırmağın değişken karakteri rafting sporu için ideal alanı yaratır.Ağaçlarla gölgelenen nehir kenarında günübirlik ve kamp kullanma alanları Milli Parkın en önemli aktivitelerini teşkil eder.
    Bölgenin kil, kumtaşı, konglemera ve kalker kayaçlarından meydana gelen jeolojik yapısı karstik yer şekillerinin oluşmasına imkan sağlamaktadır. Milli Parkın ana kaynağını oluşturan Köprü Irmağının, Bolasan Köyü ile Beşkonak arasında meydana getirdiği yarma vadi,14 km uzunluğu ve 100 m.yi aşan duvarlarıyla ülkemizin en uzun kanyonudur.
    Milli Parkta vadi tabanlarından,dağların çıplak doruklarına doğru çam, selvi, sedir ve çok sayıda yapraklı ağaç türlerinden meydana gelen bitki örtüsü zengin maki topluluğu ile desteklenmektedir. 400 hektarlık saf Akdeniz selvisi ormanı, flora özelliklerinin en önemli ve en belirgin alanıdır.
    [​IMG] [​IMG] [​IMG]
    Milli Parkın yaban hayatının listesinin oldukça geniş olmasına rağmen usulsüz avlanmalar sonucunda türler azalmıştır. Yaban hayatının belli başlı üyeleri;geyik,dağ keçisi, ayı, tilki, kurt, tavşan, sansar, porsuklardır. Köprü kollarında bol miktarda alabalık bulunmaktadır.
    Milli Park tabii güzellikleri kadar, zengin kültürel kaynağa da sahiptir. MÖ 5. yüzyılda kurulmuş antik Selge şehrinin tiyatrosu, agorası, Zeus ve Artemis tapınakları, sarnıçlar, su kemeri, Köprü ırmağı ve Kocaçay üzerinde bulunan Oluk ve Büğrüm köprüleri ile Selge'yi Pamphlia sahil şehirlerine bağlayan taş kaplamalı tarihi yolu şehrin kalıntılarının en çarpıcı örnekleridir. Rekreaktif öneminden dolayı Köprü ırmağı da görülebilecek yerlendendir.
    [​IMG] [​IMG] [​IMG]
    Parkın rekreasyonel dokusunu köprü ırmağı teşkil eder. Bu ırmağın değişken karakteri çeşitli su sporlarına imkan sağlamaktadır. Irmak rafting sporları için ideal alandır. Ağaçlarla gölgelenen nehir kenarındaki günübirlik ve kamp kullanma alanları Milli Parkın en önemli aktivitelerini teşkil eder. Ayrıca ziyaretçilerin yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayabilecek tesisler de mevcuttur. Çadır ve karavanla konaklama Milli Park içerisinde yapılabilir.

     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 4 Ocak 2015
  3. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    500 km. toplam uzunluğu ile Likya Yolu’ndan sonra, Türkiye’nin işaretlenmiş en uzun mesafeli ikinci uluslararası doğa yürüyüşü özelliğine sahip olan St. Paul (Aziz Pavlos) Yolu, Antalya ve Isparta sınırları içerisinde gerçekleştirilmektedir.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Antalya Aksu Perge’den veya Aspendos’tan iki farklı çıkışı olan St. Paul Yolu, Antalya sınırları içinde 100 km. yüründükten sonra, Isparta sınırlarında Sütçüler Sağrak Köyü Adada Antik Kentinde birleşerek, Yalvaç İlçesinde sona ermektedir. Yürüyüşe başlamadan önce yürüyüş rotalarını gösteren St. Paul Yolu adlı kitabı ve içinde bulunan haritayı, ayrıca sırt çantanızı yanınıza almayı unutmayın. Yürüyüş rotası, harita üzerine işaretlendiği gibi, arazide de yürüyüş güzergahları ve yönleri tabelalar ve kırmızı-beyaz renkli boyalarla işaretlenmiştir.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Güven içerisinde gerçekleştirilebilen yolun tamamına ait yürüyüş programı, 14 gün sürmektedir. İsteyenler bu programı 7-8 güne indirerek, yürüyüşü Eğirdir’de de bitirebilmekteler. 14 gün süren yürüyüş programı boyunca, yürüyüş rotası üzerinde bulunan doğanın muhteşem güzellikleri ile bütünleşmekle birlikte, engin dağların büyüleyici güzelliklerini fotoğraflamanız ve çam kokusuyla buğulanmış havayı ciğerlerinize teneffüs etmeniz size, unutulmaz bir serüven yaşatacaktır. Küçük ve şirin köylerden geçerken yöre halkın sizinle paylaşacağı bir çok şeyi bulacaksınız.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Yol boyunca kimi zaman pansiyon haline getirilmiş evlerde kimi zaman otel veya apart konaklama tesislerinde kalarak, günün yorgunluğunu, taze balık ve et yemeklerinin nefis kokusuyla, bazen yudumladığınız sıcacık çayın lezzetiyle giderirsiniz. Özellikle Sütçüler ve Eğirdir bölgesinde yapacağınız doğa yürüyüşlerinde daha önce hiç görmediğiniz çiçekler, ağaçlar, kuş ve böcekler size kokularıyla ve sesleriyle yön gösterirler.

    St. Paul yolu güzergahı için aşağıdaki linki inceleyebilirsiniz...

    http://www.gang-gang.net/nomad/turkey/turkey02.html
     
  4. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    “Ben Kilikya’dan Tarsuslu bir Yahudi, ehemmiyetsiz olmayan bir şehrin ahalisindenim”
    St. Paul, Resullerin İşleri, ACTS 21: 39

    Türkiye, Hıristiyanlığın en önemli ve kutsal sayılan yerleşimlerinden, kilise ve anıtlarından birçoğuna ev sahipliği yaptığı gibi, Hıristiyanlık tarihi açısından büyük önemi olan olaylara da sahne olmuştur. Bu olayların ilk sırada yer alanlarından birisi de kuşkusuz Aziz Paul’un yaptığı seyahatlerdir. Hem baskı merkezleri olan Kudüs ve Roma’dan uzak hem de dinlerin birbirlerine hoşgörüyle yaklaştıkları bir yer olan Türkiye, Aziz Paulus’un yaptığı bu seyahatler sayesinde Kudüs’te yapılan baskılarla yok olma tehlikesi geçiren Hıristiyanlığın ilk kilise toplulukları halinde ortaya çıktığı ve tüm dünyaya yayıldığı bir köprü haline gelmiştir.

    DİNLERİN BULUŞMA NOKTASI TÜRKİYE’DE BİR AZİZ: AZİZ PAUL
    Aziz Pierre ile birlikte erken Hıristiyan misyonerlerinin en ünlüsü ve hatta en etkilisi olarak kabul edilen Aziz Paul’un doğum yeri olan ve aynı zamanda yaptığı tüm yolculuklarda uğradığı, ilk Hıristiyanlık topluluklarını oluşturduğu yerleşimlerin büyük bölümü Türkiye sınırları içerisindedir. Hıristiyanlığın Kudüs’ten Anadolu’ya buradan da Avrupa’nın içlerine yayılmasında en büyük pay kuşkusuz Aziz Paul’undur. Günümüzün en modern ulaşım araçlarıyla bile aylar sürecek olan yolları, karşılaştığı birçok zorluğa rağmen takip etmekten vazgeçmemiş, Hz. İsa’nın öğretilerini gece gündüz demeden korkusuzca yaymış, Roma’nın aşırı tepkisine ve sonunda ölüme gidecek kaderini bilmesine rağmen yolunu terk etmemiştir. Suriye, Kıbrıs ve Yunanistan’da da yolculuklar yapmışsa de kuşkusuz en çok vakit geçirdiği ve öğretilerini yaydığı, en güney ucundan en batısına kadar neredeyse tamamını dolaştığı yer Türkiye’dir. 2008’de iki bininci yaş gününü kutlayacak bu azizin anısını yaşatan kentler, yollar ve kiliseler Türkiye’nin birçok bölgesine yayılmış durumdadır. Türkiye’ye yapacağınız bir yolculukla bu azizin doğum yerini, dünyanın ilk kilisesinin de arasında olduğu vaaz verdiği çok sayıda kiliseyi, yolculuklarında uğradığı kentleri görebilir, ayak bastığı antik yolları siz de adımlayabilirsiniz.
    Aziz Paul, önceleri Hıristiyan yanlısı olmayan hatta İncil’de ilk başlarda Hıristiyanlara korku salan, onları tehdit eden ve cezalandıran biri olarak tasvir edilir. Ancak Hz. İsa’nın kendisine görünmesinin ardından bir mucize gerçekleşerek gözleri kör olur. Hz. İsa’nın adını diğer uluslara duyurmak için seçildiği kendisine bildirildikten sonra gözleri açılmış, vaftiz olarak Hıristiyan olmuştur. Bu mucizeden sonra Hıristiyanlığın en büyük savunucularından olan ve zorluklarla dolu uzun yolculuklarla Hz. İsa’nın öğretilerini yaymayı başaran Aziz Paul başta Anadolu olmak üzere tüm Akdeniz çevresinde ilk Hıristiyan topluluklarını oluşturmayı başarmıştır. Hz. İsa’nın 12 havarisinden olmamasına rağmen Küçük Asya (Anadolu) havarisi olarak adlandırılmasının nedeni de Hıristiyanlık yolunda verdiği bu hizmetlerdir.
    Aziz Paul’un hayatı ve Anadolu’da yaptığı yolculuklara ilişkin bilgilere Yeni Ahit’in Elçilerin İşleri bölümünde yer verilmiştir. Kendisine Hz. İsa’nın göründüğü 9. bölümden sonrası Aziz Paul’un Hz. İsa adını yaymak için giriştiği yolculuklar ve çektiği sıkıntılarla ilişkilidir ve bu yolculukların büyük bölümünde Türkiye’deki kentlerin adı geçmektedir.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    AZİZ PAULUS’UN 1. YOLU (M.S.46-48):
    Aziz Paulus’un hayatında, Kudüs’ten ayrılana kadar yolculuklar görülmez. Paulus’un ve Barnabas’ın görevlendirilmesi İncil’de “Elçiler’in İşleri” kısmında 13. bölümde anlatılmaktadır. İncil’de 13.-21. bölümler Aziz Paulus’un Anadolu’da yaptığı yolculukları, ardından, Roma’da geçirdiği ve yargılandığı günleri anlatmaktadır. Elçileri’in İşleri’ne genel olarak bakıldığında Paulus’un ve çevresinde insanların sürekli haraket halinde, bir kentten diğerine, hatta bir ülkeden başka bir ülkeye gidiş gelişlerine tanık oluruz. Yolculuklarının ön hazırlıkları konusunda bilgi verilmemesinden, bu aşamanın kısıtlı bir süre içerisinde gerçekleştiği, amacın yalnızca Hristiyanlık inancını benimseyen insanların çoğalmasını sağlamak ya da inanmış olan insanların inançlarının başka öğretilerle sarsılmasını önlemek ya da denetim altında tutmak olduğu anlaşılmaktadır.
    Elçilerin İşleri, o dönemki kara ve deniz yolculukları hakkında, ayrıntılı olmasa da, bilgi edinilmesini sağlamaktadır. Metinde Antik Çağ’da denizden yapılan yolculukların, karadan yapılan yolculuklara oranla tercih edildiğine ilişkin bilgiler yeralmaktadır. Kara yolculukları yavaş, rahatsız, pahalı, zahmetli ve tehlikeli olması bunda rol oynar. Deniz yolculukları hava, rüzgâr, iklim koşullarına göre farklı tehlikeler barındırmasına karşın, daha rahat ve karlıdır. Paulus’un deniz yolculuğunun yoğunluğuna bakılacak olursa, kendisinin zorunlu durumlar dışında, kara yolculuğunu tercih etmediği, Perge’den Anadolu’nun iç bölgelerine giderken, doğal olarak karayolunu kullandığı anlaşılmaktadır.
    Aziz Paulus, M.S. 46-48 yılları arasında Antiokheia’dan(Antakya) yolculuğuna başlamış ve bir liman kenti olan Seleukeia Pieria’ya (Samandağ) gelerek, buradan bir gemiyle, Kıbrıs (Salamis ve Paphus) üzerinden Attalia (Antalya) Limanı’na, ulaşmıştır. Kara yolu ile Perge’ye (Aksu) ve Kestros (Aksu) Vadisi’nden, Psidia Antiokheia’ya (Yalvaç) ulaşmıştır. Yolculuğuna devam ederek, İconium (Konya), Lystra (Hatunsaray Kasabası) ve Derbe (Aşıran Köyü) kentlerini ziyaret eder. Aynı güzergâhtan geri dönerek Psidia Antiokheia (Yalvaç) ve Kestros (Aksu) Vadisi üzerinden, Perge’ye (Aksu) oradan Attalia’ya (Antalya) ulaşır. Daha sonra deniz yolu ile Kıbrıs’a uğramadan Seleukeia Pieria (Samandağ) ve Antiokheia’ya (Antakya) ulaşarak yolculuğunu tamamlar.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    AZİZ PAULUS’UN 2.YOLU(M.S. 49–52):
    San Paulus’un İkinci yolculuğun başlangıç noktası Jerusalem’dir. (Kudüs) Jerusalem’de (Kudüs) yapılan bir toplantıda alınan karar gereği, karayolu ile Antiokheia’ya (Antakya) gider. Bu yolculuğu birlikte kararlaştırmışsa da Aziz Barnabas’la aralarındaki bir anlaşmazlık yüzünden onunla değil de Aziz Silas ile birlikte yolculuğa çıkarlar. Antiokheia’dan (Antakya), Tarsus, Derbe (Aşıran Köyü), Lystra (Hatunsaray Kasabası), İconium (Konya), Psidia Antiokheia’dan (Yalvaç), Troas’a (Çanakkale) geçiş yaparak, oradan da deniz yolu ile Macedonia Neapolis’ine ulaşır. Karayoluyla (2 numaralı haritada gösterilen güzergâhtaki) Macedonia kentleri olan Philippi, Amphipolis, Apollonia, Thesallonica ve Borea’yı ziyaret eder. Buradan deniz yoluyla Kıta Yunanistan’daki Athens, Korinth’e ve Cencrea kentlerine gider. Deniz yoluyla yolculuğuna devam ederek tekrar Anadolu’ya geçer ve Efes’e (Selçuk) ulaşır. Yine deniz yoluyla Rhodes(Rodos) Adası üzerinden Caesarea’ya (Suriye) ulaşır. Jerusalem (Kudüs) yolculuktaki son duraktır. Bir süre sonra yine karayolu ile Galatya ve Frigya Bölgeleri’ni bir kez daha dolaşarak daha önceki yolculuklarında Hristiyan olan kişilerin ne durumda olduğunu olduklarını görerek, ruhen pekişmelerini sağlamak ve durumlarını görmek üzere 3. yolculuğa çıkmak için Antakya(Antiokheia) geçer.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    AZİZ PAULUS’UN 3. YOLU(M.S. 53-57):
    Antiokheia’dan (Antakya) karayolu ile önce Tarsus’a sonra Kilikia Bölgesi sınırları içerisinden devam ederek, Derbe (Aşıran Köyü), Lystra (Hatunsaray Kasabası), İconium (Konya), Psidia Antiocheia (Yalvaç) kentlerini ziyaret ettikten sonra, Efes’e (Selçuk) ulaşır. Efes’ten de Troas’a (Çanakkale) geçer. Deniz yoluyla Makedonia’ya devam eder ve Macedonia Kentleri olan Neapolis, Philippi, Amphipolis, Apollonia, Thessaionica ve Borea kentlerine uğrar. Daha sonra karayoluyla Kıta Yunanistan’da bulunan Athens ve Korinth’e ulaşır. Korinth’den geriye dönerek yine aynı güzergahı takip eder ve yine Troas’a (Çanakkale) ulaşır. Assos’a (Behramkale), Ege Denizi’ndeki adaları ve Miletus’a (Balat) ziyaretinin devamında Cos (Kos) Adası ve Rhodes (Rodos) Adası, bir sonraki durağı olacaktır. Rhodes’den(Rodos) Anadolu’ya geçer ve Patara’ya (Kalkan) ulaşır. Tekrar Deniz yoluyla yolculuğuna devam ederek Phonecia’daki Tyre, Ptolemais kentleri üzerinden Caeserias ve Jerusalem’e (Kudüs) gelerek yolculuğunu tamamlar.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    AZİZ PAULUS’UN 4. YOLU(M.S. 59-69):
    Jerusalem’de (Küdüs), Roma askerleri tarafından tutuklanır ve yargılanır. Yargılama sonrası deniz yoluyla Caesarea’dan, önce Sidon’a oradan Antiokheia’ya (Antakya) ve Tarsus’a geçtikten sonra, Myra (Demre), Cnidus (Datça) Kentlerine, Crete (Girit) ve Malta adalarına uğrar. Devam ederek Sicilia (Syracusa), İtalya’nın Rhegium ve Puteoli kentlerini ziyareti ardından karayoluyla Taverns üzerinden Rome’ye (Roma) getirilir ve Rome’de hapse atılır. Daha sonra da M.S. 64 veya 67 yılında idam edilir.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    AZİZ PAUL YALVAÇ’TA
    Aziz Paulus’un ilk yolculuğunda üç kez uğradığı bir kent olan Yalvaç’ın bitişiğindeki Pisidia Antiokheia’dır. Aziz Paulus, Psidia Antiokheia’ya, Aksu (Kestros) Vadisi’nden o günkü yerleşim yerlerine uğrayarak gelmiştir. Burada Sebt günü sinagoga girip yaptığı konuşmada Kutsal Yasa’dan ve peygamberin yazılarından metinler okur. Bu konuşma Aziz Paulus’un misyonerlik görevinde yaptığı ilk konuşması olarak bilinmektedir. Paulus’un İsa’nın gelişiyle birlikte, ona inananların da kurtuluşunun gerçekleşeceğini bildiren konuşması, “şunu bilin ki, kardeşler, bu kişi aracılığıyla günahlarınızın bağışlanacağı size duyurulmuş bulunuyor; Musa Yasasıyla aklanamadığınız her şeyden, iman eden herkes O’nun aracılığıyla aklanacaktır” biçiminde canlı ve merak uyandırıcı bir tonlamayla sürdürünce konuşmasıyla birçok kişiyi o kadar etkilemiştir ki, başka bir Sebt gününde bir kez daha konuşma yapması, kendisinden istenmiştir. Konuşma 7 gün sonra Sebt günü tekrarlanır. Hemen hemen tüm Psidia Antiokheia halkı Aziz Paulus’u dinlemek için toplanmış ve yapılan konuşmalar ardından, Hıristiyanlığa toplu geçişler yaşanmıştır. Ancak kentteki bu yeni dine karşıt kişilerden bazıları, kentin ileri gelenlerini kışkırtarak Aziz Paulus ve Barnabas’a karşı bir baskı hareketi başlatmışlardır. Onları öldüresiye dövdükten sonra, her ikisini de kent sınırları dışına atmışlardır. Ancak bu kovuluş bile Aziz Paulus’un amacına hizmet etmiştir. Buradan ayrılarak Konya’ya (İconia) giden Aziz Paulus burada da pek çok insanı etkileyerek iman etmesini sağlamıştır.
    Psidia Antiocheia’da bugün hala kalıntıları görülebilen Aziz Paulus Kilisesi vaaz verdiği ilk sinagog’un üzerine 325 yıllarında inşa edilmiştir. Aziz Paulus’un adına yapılmış en eski kilise olarak bilinir ve mozaik kaplamalı tabanı ile de dikkat çeker. 381 yılında kenti; İstanbul’da yapılan ekümenik toplantı da temsil eden Piskopos Optimiusu’un adı burada saptanan mozaikler üzerinde yer almaktadır. Kilise kalıntılarında yapılan detaylı inceleme ve kazılar bize, yapının ilk yapım evresinden sonra eklemelerle genişletildiğini göstermektedir. Günümüzde görülebilen 70 x 27 m. Boyutlarındaki kilisenin, narteksi bir sütun sırasıyla ikiye bölünmüş ve üç nefli bazilikal planlıdır. Ortadaki nefin üzerinin yüksek bir çatıyla kapatılmış olduğu düşünülmektedir.

    Psidia Antiocheia, Aziz Paulus’un ziyaret ettiği M.S. 46–57 yılları arasında 70.000 kişiye varan nüfusu ile Roma İmparatorluğu’nun büyük kentlerinden bir tanesiydi. Mevcut durumdaki pek çok kalıntı, kent yayılım alanın çok geniş olduğunu bize açıkça göstermektedir. Kentin en yüksek alanına inşa edilmiş Augustus Tapınağı yer almaktadır. Yapı elemanları üzerinde kanatlı Genius ve Nike kabartmalarının yer aldığı propylon, tapınak alanına girişi sağlamaktadır. Tiyatro, anıtsal çeşme, Roma hamamı, ölümüne dövüşlerin yapıldığı stadyum ( bugün yeri hala belirsizdir), hamam gibi yapı kalıntılar, kentte görebileceğiniz göze çarpan önemli sosyal yapılardır. Psidia Antiocheia, Aziz Paulus’un izinden giden Azize Tekla’nın da ziyaret ettiği önemli bir merkezdir. Antik kentte Azize Tekla’nın tiyatroyu ziyaret ettiği ve çeşitli eziyetlere uğramasına rağmen inancından vazgeçmediği bilinmektedir. Aziz Paulus’un çabalarıyla Hıristiyanlığın şekillenmeye başladığı ilk kentlerden olan Psidia Antiokheia’ya bağlı bir tapınım alanı olan Men Tapınak Alanı, yüzyıllar boyunca tüm antik coğrafyalardan gelen insanlara ev sahipliği yapmıştır. Ay Tanrı’sı Men adına bırakılan adak stellerini günümüzde yapı kalıntılarında görmek mümkündür. Hristyanlığın Roma’nın resmi dini olarak kabul edildiği M.S. 4. da tapınak tahrip edilerek Hristiyanlığın, pagan (çok tanrılı) inançlar karşısındaki zaferini temsil edercesine günümüze kadar ulaşmıştır.
    Aziz Paul’un ardından, birçok azizin vaazlar verdiği Psidia Antiokheia’da bulunan yedi kilise kentin uzun zamanlar boyunca dini merkez olduğunu göstermektedir. Şu anki adı olan ve Resul anlamına gelen Yalvaç, Selçuklular döneminden günümüze kadar da kentin Aziz Paul’un anısının hala yaşatıldığı akla getirir.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    AZİZ PAUL HATUNSARAY (LYSTRA) VE DERBE’DE
    Konya’da kendilerine düzenlenmesi planlanan saldırıdan kaçarak Hatunsaray (Lystra)’ya gelen Aziz Paul doğuştan kötürüm olan ve hayatında hiç yürüyememiş bir adamı bir mucize göstererek yürütmeyi başarmıştır. Bu mucizevî olay karşısında çok etkilenen Lystra halkı Aziz Paul ve Barnabas’a pagan tanrılarının isimlerini vermiş ve onların tanrı olduğunu düşünmüşler, kent kapılarında kendilerini törenler ve kurbanlarla karşılamak istemişlerdir. Bunu duyan Aziz Paul ve Barnabas giysilerini yırtarak halkın arasına karışmış ve “biz de sizin gibi insanız ve size müjde getirdik bu gibi boş şeyleri bırakın ve her şeyi yaratan Tanrıya dönün diyerek” kendilerine kurban sunulmasını engellemişlerdir. Ancak, kente dışarıdan gelen Hıristiyanlık düşmanları Lystra halkını kendi taraflarına çekerek Aziz Paul e taşlı saldırı düzenlemişlerdir. Aldığı ağır yaralara rağmen dinlenmeye çekilmeden Aziz Barnaba ile birlikte Derbe’ye giderek sözleriyle birçok kişinin Hıristiyan olmasını sağlamıştır. Bu kent ilk yolculuğunda uğranan son kent olmuştur. Buradan tekrar geldikleri yola geri dönmüşler, dönüş yolunda da daha önce iman etmiş olanlarla bir kez daha konuşmuşlar ve onları imanlarını korumaları yönünde cesaretlendirmişlerdir. Daha sonra Perge ve Antalya üzerinden Antakya’ya geri dönmüşlerdir. Derbe ve Lystra Aziz Paul’ün ikinci yolcuğunda da uğradığı yerlerdendir. Buraya gelerek daha önce iman edenlerin ne durumda olduklarını görmek istemiştir. Lystra’da Timotheus adında Aziz Paul’un en büyük destekçilerinden birisini de yanlarına almışlar ve yollarına birlikte devam etmişlerdir.
    Lystra’da günümüze gelebilen bir höyük dışında Aziz Paul’un ziyaret ettiği yıllardaki durumunu canlandırmamıza yardımcı olabilecek anıtlar çok azdır. Hıristiyanlık ile ilgili en önemli anıtları barındıran yer ise Lystra’nın 12 km batısında yer alan Gökyurt Köyü (Kilistra) antik kentidir. Kayalara oyulmuş sarnıçlar, kuleler ile Kapadokya’da olduğunuzu düşündürecek olan kentteki kiliseler, inziva odaları ve manastırların Lystra’daki baskılar neticesinde ayrılarak buraya gelen ilk Hıristiyanlar tarafından oluşturulduğu yönünde düşünceler de mevcutsa da araştırmacılar tarafından biraz daha geç bir döneme, genel olarak M.S VIII.-X.yüzyıllara tarihlendiriliyorlar. Lystra’dan Kilistra’ya ulaşan ve kent içinde de devam eden taş döşemeli Kral Yolu’nun Aziz Paul tarafından da kullanılmış olabileceğini söylemek yanlış olmaz. Hatta bugün kentte Sümbül Kilisesinin bulunduğu yerin adı “Paulönü Mevkii”. Antik kentte sadece iç kısmının değil, dış kısmının da çatı biçiminde kayaya oyulmasıyla ender rastlanan bir örnek olan Sandıkkaya, Sümbül Kilise başta olmak üzere kayaya oyulmuş şapeller ve yamaç evler mutlaka görmeniz gereken yerler arasında.
    Derbe ve çevresinde Aziz Paul’ün çabaları neticesinde Hz. İsa’nın öğretilerinin ne kadar hızlı yayıldığının göstergesi olan genel itibariyle IV.-IX. yüzyıllar arasına tarihlendirilen yüzlerce kilise inşa edilmiştir. Bu nedenle bölge günümüzde “Binbirkilise” adıyla anılır.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    AZİZ PAUL EFES’TE
    Aziz Paul Efes’e ilk olarak ikinci seyahatinde uğramıştır. Burada havralara giderek çeşitli konularda konuşmalara yapan Aziz Paul Efeslilerin daha uzun süre kalması yönündeki isteklerine “Tanrı dilerse yanınıza yine döneceğim” şeklinde cevap vermiş ve bir süre sonra üçüncü yolculuğunda bir kez daha geldiği Efes’te çok uzun bir süre kalacaktır. Efes’e geldiğinde ilk iş olarak buradaki Hıristiyanların vaftiz olmasını sağlamıştır. Daha sonra Hz. İsa’nın öğretilerini havralarda yaymaya çalışmış, çeşitli tartışmalar yaşamış, kendisine karşı alınan tavır ve düşmanlıklar, kötülemeler karşısında usanmamış ve yıllar boyunca yaptığı konuşmalarla hangi din ve hangi milletten olursa olsun herkesin Hz. İsa’nın sözlerini işitmesini sağlamıştır. Vaazlarını açık alanlarda, havralarda verdiği gibi evden eve dolaşarak dahi konuşmalar yapmaktan çekinmemiştir. Bu arada birçok da mucize göstermiştir. Aziz Paul’un bedenine değen mendiller, bezler hasta olanlara içlerine kötü ruh girenlere götürüldüğüne hızla iyileştikleri görülmüştür. Bu mucizeler Hz. İsa’nın ve Aziz Paul’un isminin daha büyük saygıyla anılmasını sağlamıştır. Tüm bu mucizeler karşısında Hıristiyanlığın hızla yayılmasından ve Efes’in tanrısı Artemis tapınağının hiçe sayılmasından endişe duyanlar tarafından kışkırtılan halk Aziz Paul’un yandaşlarından bazılarını sürükleyerek kentin tiyatrosuna götürmüşler ve burada kargaşalık çıkarmışlardır. Bu kargaşa ortamından sonra Aziz Paul Hıristiyanlığa yeni müritler kazandırmak için Makedonya’ya gider. Makedonya’dan Milet’e geldikten sonra Efeslilere haber yollamış, topluluğun ihtiyarlarını yanına çağırarak onlara çektiği sıkıntılar, dışlanmalara rağmen tam bir alçak gönüllükle, gözyaşları içinde Rab’be nasıl kulluk ettiğini ve sözlerini yaymak için nelere katlandığını ancak artık Kudüs’e gitmesi gerektiğini anlatmıştır.
    Aziz Paul M.S.51–54 yılları arasını Efes’te geçirmiştir ve İncil’de Efeslilere, Galatya gibi farklı uluslara Tanrı’nın buyruklarını ileten mektuplarını burada yazmıştır.
    Efes’in Hıristiyanlık açısından en önemli kentlerden birisidir. İncil’de geçen yedi kiliseden en önemlisi olarak gösterilen kilise de Efes’te yer almakta olup, M.S. 431’de üçüncü evrensel konsül toplantısının yapıldığı yer Efes olmuştur. Dört kutsal İncil’den birisinin yazarı olan ve Türkiye’deki ilk yedi kiliseyi kuran Aziz Jean kilisesine de adını veren İncilci Yahya’nın da yaşadığı yer Efes’tir. Anadolu’da yaygın bir inanış olan Yedi Uyurlar Efsanesi’nin geçtiğine inanılan mağaralardan bir diğeri buradadır.
    Meryem Ana Evi: Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem son yıllarını Efes’te Bülbül Dağı’nda küçük bir evde geçirmiş ve burada vefat etmiştir. Hıristiyanlığın hac merkezi olduğu gibi Müslümanlarca da kutsal sayılan bu ev, Vatikan tarafından da kutsanmış olup her yıl 15 Ağustosta dini törenler düzenlenmektedir.
    Saint Jean Kilisesi: Hz. Meryem ile birlikte Efes’e gelen İncilci Yahya, İmparator Domitianus tarafından burada öldürülmek istenmiş, ancak her seferinde bir mucize göstererek öldürme teşebbüslerinden kurtulmuştur. Bir süre sürgüne gönderildikten sonra yaşlılığında tekrar Efes’e gelmiş ve burada ölmüştür. Yaşadığı ve öldüğü yerin Ayasuluk Tepesi’nin etekleri olduğuna inanılmaktadır. Bu nedenle burada adına ilk olarak 2.-3.yüzyılda bir bir mezar anıtı yapılmış, 4. yüzyılda bunun yerini bir kilise almış ardından İstanbul’daki Ayasofya Kilisesi’ni de inşa ettirmiş olan İmparator Justinianus ve karısı Theodora tarafından birtakım değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Ayasofya’dan sonra Anadolu’da inşa ettirilmiş en anıtsal yapı olması dolayısıyla da oldukça önemlidir. İncilci Yahya’nın mezarının da bu kilisenin içinde yer aldığına inanılır.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    AZİZ PAUL’UN MEKTUPLARI
    Aziz Paul İncilde’de yer alan mektuplarından birini günümüzde Türkiye’nin orta kesimlerinde yer alan Galatya halkına, bir diğerini ise uzun yıllarını geçirdiği Efes halkına hitaben yazmıştır. Mektupları günümüzde dahi geçerliliği olan ve insanlık sevgisi, yardımseverlik, kardeşlik gibi konularda herkesin ders alabileceği nitelikler taşımaktadırlar.
    Galatya günümüzde Türkiye’nin başkenti Ankara ve çevresindeki bölge için M.Ö. III. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmış bir isimdir. Aziz Paul Galatya halkına yazdığı mektupta onlar için taşıdığı kaygılardan söz etmektedir. Galatyalıların tekrar eski inançlarına ve sözde Tanrılarına dönmelerinden çekinmekte asıl Tanrı’yı kendilerine tanıtmak için verdiği mücadelelerin boşuna olmasından korkmaktadır. Yazdığı mektupla Galatyalılar’ın kendisini horlamadan kabul ettiğinden ve çok iyi karşıladığından söz ettiği gibi kendilerini kandırmak ve doğru yoldan döndürmek için yapılan çabalara kulak asmamalarını tembihlemiş, bu durumun kendisini çok üzdüğünü ve dayanılmaz acılar verdiğini söylemiştir. Artık özgür olduklarını inançlarından dönerlerse tekrar köle olacakları konusunda Galatyalılar’ı uyarmıştır. “Mesih bizleri özgür kıldı. Bunun için mücadele edin. Bir daha kölelik boyunduruğu takmayın”.
    Kendisini oldukça iyi karşılayan ve Hıristiyanlığı koşulsuz kabul edip gereklerini eksiksiz yere getirirken birdenbire gerçeklere uymaktan alınmaları Aziz Paul’u üzmekte ve şaşırtmaktadır. Ancak güveni hala zedelenmemiştir.
    Aziz Paul’u üzen bir diğer şey ise birbirlerini sevmeleri, yardımcı olmaları gerekirken birbirleriyle kavga etmeleridir. Benliklerinin değil ruhlarının yönetiminde olmalarının kendilerinin yararına olacağı da değindiği diğer bir husustur. İyilik yapmaktan asla vazgeçmemeler, bir insan kötülük yapsa bile onu cezalandırmak için yol getirmeye çalışmalarını, birbirlerine her konuda yardımcı olmalarını, herkesin başkalarının işiyle uğraşmaları yerine kendi işleriyle ilgilenmelerini gerektiğini söylemiştir.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    AZİZ PAUL’UN DENİZ YOLU İLE YAPTIĞI SEYAHATLERDE UĞRADIĞI KENTLER
    - Selefkiye - Samandağ (Antakya),
    - Perge (Antalya),
    - Antalya
    - Tarsus (Mersin),
    - Troas (Çanakkale),
    - Efes (İzmir)
    - Behramkale (Assos)
    - Milet
    - Patara (Antalya-Kaş)
    - Demre
    - Knidos (Muğla-Datça)
     
  5. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Turumuzun 1. günü:
    A.Cengiz Yargıç ve Dursun Caymaz bisikletleriyle 24 Ocak 2012 saat 20.00’de Esenler otogardan bindikleri İstanbul-Antalya otobüsüne ben de Ataşehir’den katılarak turumuza start vermiş olduk. Soğuk ve yağışlı başlayan 11 saat sürecek yolculuğumuz başlamış oldu. Verilen molalarda sıcak çorbamızı ve çaylarımızı içerken turumuzla ilgili ayrıntıları konuştuk. Afyon’a bağlı Sandıklı ilçesinde verilen molada bir baktık ki her yer bembeyaz karla kaplıydı, bu kışın ilk karını görmüş olduk ve tabii kartopu oynamaktan da kendimizi alamadık.
    [​IMG] [​IMG] [​IMG]
    Antalya’ya geldiğimizde saat 07.00’yi gösteriyordu. Bagajdan sırt çantalarımızı ve bisikletlerimizi aldıktan sonra tekerleklerimizin montajını yaptık. İzmir’den turumuza katılan Sema-İlker Akın çifti ve Yıldız Uyulgan arkadaşlarımızla buluştuk. Arkadaşlarımızı Pedallıyorum Facebook sitesinden tanıyorduk ilk defa karşı karşıya geldiğimiz için birbirimizi tanımak, sohbet etmek ve kahvaltı yapmak için otogarda bir cafeye oturduk. Ortak konumuz bisiklet olunca birbirimizle kaynaşmak ve birbirimizi tanımak hiç zor olmadı tabiii…
    [​IMG] [​IMG] [​IMG]
    Saat 10.00’da Antalya’da yaşayan Çilem Günebakan ve birkaç pedalsever arkadaşı ile birlikte, Manavgat’ta yaşayan ve 5 gün boyunca bize rehberlik edecek Çetin Günday ve Çaltepe köy muhtarı Tuğrul Nergiz midibüsüyle geldi. Kısa bir sohbetten sonra Çilem ve diğer arkadaşları 29’unda Çaltepe’de buluşmak üzere vedalaştık. Antalya otagardan sağanak yağış altında pedal basmaya başladık, Çetin abimiz ve Tuğrul Bey de midibüsle bizi takip etti. Yol üzerinde bir benzincide mola verdik, sahibi ilgiyle karşıladı çaylar ikram etti. Biz de kendisine turumuzla ilgili bilgi verdik, kısa sohbetimizden sonra birbirimize telefonlarımızı da verip tekrar görüşmek üzere ayrıldık. Yağmur o kadar hızlanmıştı ki yağmurluklarımızda olsa çok ıslanmıştık. 20 km pedal bastıktan sonra bir restaurantta mola verdik karnımızı doyurduk, sıcak çaylarımızı içtik ve daha sonra bisikletlerimizi de arabaya koyarak kalan yolumuza devam ettik. Yol boyunca doğanın güzelliğini ve Çatepe’deki Köprülü Kanyon’dan gelen akarsuyu seyre daldık. Köye 7-8 km kala ufak bir restaurantta mola verdik, sobanın yanında çaylarımızı yudumlayıp sohbet ettikten sonra yemyeşil çam ağaçlarının arasında uzanan yolda bisikletlerimize bindik ve pedallayarak Çaltepe Köyü’ne ulaştığımızda akşam olmuştu.
    [​IMG] [​IMG] [​IMG]
    Muhtarımızın eşi Memnune hanım ve oğulları, Antalya’da yaşayan ama köy evini bize pansiyon olarak açan Filiz hanım, yazın otellerde ahçılık yapan Mehmet bizi kapıda karşıladı. Hem ıslanmş hem de üşümüştük, ama ev halkının sıcak ilgisi içimizi ısıttı. Hemen sofra kuruldu. Evde yapılmış ekmek sıcak çorba ve nefis yemeklerimizi yedik. yorulmuştuk fakat yorgunluğumuzu hissetmiyorduk, çocukluğumda yaşadığım sobanın çevresinde ısınarak birbirimizi daha yakından tanımak adına sobettimiz gittikçe koyulaşttı. Muhtarımız Tuğrul bey ve Çetin bey Çaltepe köyüyle ilgili bilgi verdi… sabah güzel bir yerde, güzel bir güne uyanmak üzere herkes yattı.
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 5 Ocak 2015
  6. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Sema, İlker, Yıldız, ben ve pansiyonun sahibi Filiz ile uyandığımızda sağanak yağış daha da artmıştı. Balkona çıktım bir süre yağmuru, Toros dağlarının yüksek kesimlerindeki karları, köyün içinden geçen akarsuyu seyrettim. Cengiz bey, Dursun ve Çetin abi, Muhtar Tuğrul beyin evinde kalmışlardı. Bizde kahvaltı yapmak üzere oraya gittik. Sobalı sıcacık odada yere sofra bezi üzerine hazırlanmış, hepsi el emeği olan nefis köy kahvaltımızı afiyetle yedik.
    İlker arkadaşımıza gelen bir telefon haberi hepimizi üzdü, Ankara’da yaşayan dedesini kaybetmişti. Cenazeye katılmak üzere bizlerden ayrılıp Ankara’ya gitmek üzere yola çıktı. Bizde yağış şiddetli olduğundan günümüzü evde geçirmeye karar verdik.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Balkonda oturup, kahvelerimizi yudumlarken yağmuru, Torosları, doğayı seyre daldık… Dursun muhteşem görünümdeki Toros Dağları’nın ve köyün fotoğraflarını çekerken, Çetin abi de 3 günlük bisiklet parkurumuzla ilgili bilgi verdi, daha görmeden anlatımıyla içimizi heyecan kaplamıştı. Meteorolojiden aldığımız bilgiyle önümüzdeki günlerin yağışsız geçeceği haberi bizi çok mutlu etti. Çünkü muhteşem doğa içinde sonsuzca pedallarımıza basıp, civar köyleri ve Köprülü Kanyon’u görmek istiyorduk.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Bu arada mutfakta evin hanımı Memnune şalvarını giymiş, yemenisini bağlamış köyden birkaç arkadaşıyla birlikte bizlere gözleme açıyordu… ben de dayanamayıp şalvar ve yemeni istedim, onlarla hamur açmaya başladım, çok keyifliydi. El birliğiyle hamur açılıyor, içleri dolduruluyor ve odun ateşinde saçta pişiriliyor. Tabii bu arada Dursun ve Cengiz bey fotoğraf çekip, video kaydı alıyorlardı. Sonrasında dayanamayan Cengiz Yargıç oklavayı eline alıp hamur açmaya başladı… bir taraftan da kuzine sobasının üzerinde çayımız demlenmişti. Pişen lezzetli gözlemelerimizi yerken, çayımızı da içtik karnımız doymuştu. Sonra çalı süpürgesiyle holü süpürdüm, holde mis gibi kokan sandık içindeki domateslere dayanamayıp elma gibi ısırarak yemeye başladım. Tabiii bu karelerin hiç birini kaçırmayan Cengiz Yargıç deklanşöre basıyordu, çok eğlendik ve çok güldük.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Cengiz Yargıç ve Dursun günün anlamını ve güzelliklerini gösteren fotoğraflarımızı Facebook sitesinde yayınlamak üzere bilgisayarlarının başına oturduğunda, bizde sohbete daldık. Çetin abi Çaltepe köyüyle ilgili projelerini anlatmaya başladı. Cengiz Yargıç da projelerine elinden gelen desteği vereceğini söyledi.

    Akşam yemeği için yer soframız kuruldu, yine lezzetli yemeklerle karnımızı doyurduk. Şiddetli yağmurun etkisiyle elektrikler sık sık kesiliyordu ama olsun yine ısınıyorduk, çünkü odun sobası yanıyordu ve çocukluğumdan hatırladığım küçük tüple yanan lüks lambasıyla aydınlanıyorduk. Sobabaşı sohbetimize devam ettik, muhtar ve eşi nasıl tanışıp evlendiklerini anlattı bizlere… Memnune ve Tuğrul bey tanıştıklarında İstanbul Tuzlada yaşıyorlarmış. Tuğrul bey sütçülük yapıyormuş ve kendi kendine demiş ki; “en güzel yoğurt yapan evin kızıyla evleneceğim” ve Memnune’nin yaptığı yoğurdu beğenmiş. Sonrasında da birbirlerini çok sevmişler, fakat Memnune’nin babası bu evliliğe razı gelmemiş. Tuğrul bey kaçırmak için yaptığı planda yakalanmış ama sonrasında bir yolunu bulup Memnune kaçarak Tuğrul’un yanına gelmiş ve uzun korkulu bir yolculukla Çaltepe Köyü'ne ulaşmışlar. Sonrasında Memnune'nin ailesiyle de barışıp rızalarını almışlar ve biz de tanık olduk, bu birliktelik aynı sadakat, sevgi ve saygıyla devam ediyor. Bu hayat hikayesi hepimizin hoşuna gitmişti.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Saat epeyce ilerlemişti yatma vakti gelmişti. Bu sefer erkekleri Filiz hanımın pansiyonuna gönderdik, çünkü orada soba yoktu UFO ile ısınılıyordu. Biz bayanlar sobayla ısınan Muhtarın evinde, sabah güneşli bir güne uyanmak umuduyla uykuya daldık.

     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 4 Ocak 2015
  7. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Sabah uyandığımızda yağmur durmuş, Torosların arasından güneş yüzünü göstermişti, hepimiz çok mutlu olduk. Bugün doya doya pedal basacaktık. Kahvaltı öncesi köyü dolaşmak ve fotoğraf çekmek için dışarıya çıktık. Torosların üzerinde hafif bir sis vardı, köy halkıyla sohbet ettik, taş evler çok güzeldi, arı kovanlarını gördük, bizle birlikte dolaşan köpekler, kediler, tavuklar, keçilerle keyifli bir yürüyüş yaptık. Muhteşem güzellikteki doğayı ve doğada bulunan bütün canlıların bol bol fotoğraflarını çektik. Karnımız iyice acıkmıştı kahvaltı yapmak üzere eve döndüğümüzde sofra bezi üzerinde eşsiz köy kahvaltımız hazırlanmıştı. Tabii yine zevkle ve afiyetle kahvaltımızı yedikten sonra günün programını yaptık. Günün bir saniyesini bile kaçırmak istemiyorduk.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Bugünkü turumuz 20 km uzaklıktaki Değirmenözü köyüne pedal basmaya başladık. Köyün hemen çıkışında Köprülü Kanyon’un başlangıç noktasında durup, Köprü üzerinde kanyonu ve arasından akan akarsuyun ihtişamını seyredip fotoğrafladıktan sonra yolumuza devam ettik. Sürekli pedal basma şansımız olamıyordu, çünkü yol boyunca yine eşsiz çam ağaçları arasında, doğayı seyretmekten ve zaman zaman durup fotoğraflar çekmekten kendimizi alamıyorduk. Ama yine de köye ulaşmayı başardık. Değirmenözü Köyü Muhtarı Mehmet Ali Öztürk bizi evinin bahçesinde karşıladı. Ağaçlar arasındaki balkonda bir süre oturduk, köy halkından da birkaç kişi geldi sobet ettik, Muhtarımız köyüyle ilgili bilgi verdi. Sonrasında eşi hazırladığı yemek sofrasına davet etti. Kuzine sobasında kaynayan çayla birlikte el emeği zeytin, peynir, domates, bal ve böreklerimizi yedik. Hava kararmadan Çaltepe’ye dönmek üzere vedalaşıp pedal basmaya başladık.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Çaltepeye ulaştığımızda hava kararmak üzereydi. Son 2 gün bizlerle birlikte olmak üzere Antalya’da yaşayan Ayşegül Aykut ve Ömer Aydoğan arkadaşlarımız geldi. Bir süre sohbet ettik, yeni tanışmamıza rağmen ortak zevkimiz ve konumuz BİSİKLET olunca yakınlaşmamız ve samimiyetimiz hızla ilerledi. Ayşegül ve Ömer’in de katılımıyla grubumuz daha da şenlendi. İçtenlikle birbirimizle olan samimi sohbetimize tanık olunca ev halkı yeni tanıştığımıza inanamadı… biz de “BİSİKLET AŞKI böyle bir şey, insanlar arasındaki mesafeyi kaldırıyor” dedik.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Memnune'nin hazırladığı yemeklerimizi yemek üzere yer soframıza oturduk. Elleriyle hazırladığı nefis yemekleri yedik. Sonrasında havanın soğuk olmasına aldırmadan hepimiz Filiz’in pansiyon evindeki balkonda sohbet etmeye gittik, Çetin abinin aldığı kuruyemiş, meyveler, meşrubat ve çaylarımızı yudumlarken sesi güzel olan Çetin abi, Sema ve Ayşegül şarkılar söyledi, bizler de eşlik ettik. Kendiliğinden doğan bir fasıl gecesi yaşadık hepimiz çok neşeli ve mutluyduk. Ama yatma vaktimiz gelmişti, çünkü yarın zorlu bir parkur bizleri bekliyordu… bayanlar muhtarın evindeki sobalı sıcacık odamıza döndük, bayları Filiz hanımın pansiyonunda bıraktık.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]
     
  8. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Sabah kaltığımızda heyecan içindeydik, çünkü bugünkü turumuz Köprülü Kanyon turuydu. Rotamızı Çetin abimiz ve Tuğrul bey belirlemişti ama biz bilmiyorduk tabiii, sadece biraz zorlu bir parkur diye bilgi verdiler. Bu arada bize Kanyon gezimizde bilgisiyle rehberlik edecek Erdinç bey de katıldı turumuza ve sabah kahvaltımızdan sonra saat 10.00’da güneşli bir havada pedal basmaya başladık.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Köyün çıkısındaki köprüyü geçer geçmez başlayan rampa birkaç km sonra daha da dikleşerek çakıllı yolu ve virajı olan rampayla tırmanışa devam ettik. Toplamda hiç durmadan 7 km çıktıktan sonra harika manzarası olan bir tepede mola verdik. Gerçekten yorulmuştuk ama çevremizdeki manzara bize bütün yorgunluğumuzu unutturdu. Kana kana suyumuzu içtik , yerlere uzandık, fotoğraflar çektik biraz olsun yorgunluğumuzu üzerimizden attıktan sonra yola devam ettik. Bundan sonraki yolumuz 8 km inişli ve daha yumuşak çıkışlı rampası olan yine çam ağaçları arasındaki muhteşem güzellikteki yolda pedalladık. Toplamda 15 km kadar pedal bastıktan sonra Bizi minibüsle takip eden Çetin abi ve Erdinç bey arabanın giremediği kestirme yolda yürüyerek, bizde 1 km kadar sürecek taşlı, çakıllı yer yer çökmüş zorlu yolda bisikletlerimizle ilerledik.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Çetin abi ve Erdinç beyle buluştuğumuzda artık bisikletle de gidilemeyecek sık ağaçlı bir yolda birlikte bisikletlerimizle yürüyerek Kanyonun ortası olan en yüksek tepesine ulaştık ve bu yola “Rüya Yolu” adını verdik. Gördüğümüz manzarayı anlatmaya kelimeler yetersiz kalıyordu. Erdinç beyin söylediğine göre kanyonun en yüksek tepesi olduğu için akbabalar kışın yuvalarını buraya yapıyorlarmış, yazın da yaylalara yapıyorlarmış. Hemen hepimiz fotoğraf makinalarımızın deklanşörlerine basmaya başladık. Dursun da sizlere bu bilgileri ve görüntüleri iletmek üzere bu muhteşem tepede Erdinç beyin verdiği bilgileri videoya çekti. Kayaların üzerine oturup çığlıklar atarak sesimizin yankılarını dinledik. Yaşadığımız coşkulu duygularımızı, yüzlerce metreden aşağıya baktığımızda uçsuz bucaksız derinlikteki duyduğumuz ürpertiyi, aşağılarda akan suyun sesi, kalplerimizde duyduğumuz heyecanı bu heybeti anlatmak mümkün değil yaşamak gerekir. Hepimiz kayaların üzerinde oturarak bu muhteşem anlarımızı fotoğraflayarak ölümsüzleştirdik… uzunca birkaç saat geçirdikten sonra hiç ayrılmak istemeyerek Rüya Yolu’muzu geçerek Çaltepe Köyü’ne pedallamaya başladık. Dönüş çıktığımızın tersine rampa inişliydi. Rüzgarın yüzümüzü yalarak zaman zaman 35-45 km hızla inişlerimiz ayrı bir zevk ve heyacan yarattı bizlerde.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Çaltepe’ye geldiğimizde hava kararmıştı ve yorulmuştuk ama yaşadığımız günün muhşemliği bizi sarhoş etmişti. Yorgunluğumuzu hissetmiyorduk bile. Memnune’nin, Filiz’in ve Mehmet’in hazırladığı yemekleri yedik. Sobanın çevresinde yaşadığımız harika günün yorumlarıyla çaylarımızı yudumladık. Bu arada Memnune patlamış mısır ikram etti bizlere ve yaşadığımız güzellikleri onlarlada sohbetimizle paylaştık. Hayatımız boyunca unutamaycağımız bu eşsiz günü uykuya geçerek sonlandırdık.
     
  9. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Sabah uyandığımızda hava bulutluydu, bugün de yağmur yağmaması için dua ettik… çünkü sabah yola çıkan Antalya’dan gelecek 23 kişilik pedalsever dostlarımızı bekliyorduk. Yine harika köy kahvaltımızı yaptık, bisikletlerimizin kontrollerini yaptıktan sonra veranda da kahvelerimizi içerek arkadaşlarımızın gelmelerini bekledik. Saat 12.00 de Antalya grubu geldiğinde onları camiiden çıkan köy halkıyla birlikte karşıladık. Birbirimizle tanıştıktan sonra grup fotoğrafı çekerek pedallı günümüze başladık.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Toplamda 30 pedalsever kişiydik. Aramızda Antalya’dan gelen 10 yaşındaki yavrumuz ve Çaltepe Köyü muhtarının oğlu Ali ile 23 km’lik 1. parkurumuzda pedal basmaya başladık. Yol boyunca ilginç görüntüler oluşturan Kanyon duvarlarından dökülen su kaynaklarını ve doğanın bütün güzelliğini hem seyrettik hem de bol bol fotoğraf çektik. Mola yerimiz olan Beşkonak’ta rafing parkurunun başlangıç noktası olan bir lokantaya geldik. Burada çaylarımızı içip gözlemelerimizi yedik. Çetin abimizin bizler için önerdiği bugünkü 2. parkurumuz olan, yine doğanın bütün güzelliğini gözler önüne seren, Köprüçay’ın 25 km’lik belli bir çevresinde pedal basmaya devam ettik.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Köprülü Kanyon Milli Parkın, önemli bir bölümünü oluşturan Köprüçay; göller yöresindeki Eğridir Gölü’nün güneyindeki Toros Dağları’ndan doğup, değişik arazi kesimlerindeki vadisinde 120 km boyunca ilerleyip, buraya kadar geliyor. Buradan sonra ise denize ulaşmak için, yüzelerce yıl bu kesimdeki araziyi oymuş ve ortaya bu doğa harikası kanyon çıkmış.

    Çaltepe-Bolasan Köyü’nün altından itibaren başlayan bu kanyon, yörenin en ilginç yerlerinden biri kesinlikle. Yer yer 400 metreye çıkan ortalama 100 metre yükseklikteki bu kanyon Olukköprü’de bitiyor. Daha sonra ise Köprüçay, tarihi Aspendos yakınlarından geçerek Akdeniz’e dökülüyormuş.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Köylerin içinden geçerek ve yol boyunca çevremizin güzelliğini fotoğraflayarak 2. Parkurumuzu da tamamladık… ve başlangıç noktamız olan lokantaya geldiğimizde hava kararmıştı. Güzel bir yorgunla lokantadaki sobanın çevresinde hem ısındık, hem de keyifle sohbet ederek güzel geçen günümüzü yorumlarımızla paylaşırken tavşan kanı çaylarımızı da yudumladık.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Rüya gibi geçen 5. günün sonunda arkadaşlarımızdan da ayrılma vakti gelmişti… İzmir’den katılan Sema ve Yıldız’la harika bir 5 gün paylaşmıştık, daha sık haberleşmek ve tekrar buluşmak üzere vedalaştık. Antalya’dan katılan arkadaşlarımıza hayırlı yolculuklar dileyerek tekrar buluşmak üzere onlarla da vedalaşıp bisikletlerimizi minibüse yükledikten sonra Cengiz Yargıç, Dursun, Çetin abi, Ali ve arabalarını almak üzere köye gelecek olan arkadaşlarla Çaltepe’ye doğru yola çıktık. Sabah pedallayarak geçtiğimiz yolda şimdi arabayla ilerliyorduk. Tabi aynı zevki vermiyordu ama arkadaşlarımızında yolları uzundu. 23 km’lik yolu katettikten sonra Çaltepe’ye ulaştık. Arkadaşlarla vedalaşıp iyi yolculuklar diledikten sonra arabalarına binip uzaklaştılar…

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Cengiz Yargıç, Dursun, Çetin abi, Ali ve ben eve döndüğümüzde yemeğimizi yedik, sobanın başında çaylarımızı yudumlarken geçen günlerimizin sohbetini yaptık. Cengiz Yargıç ve Dursun çektikleri fotoğrafları ve videoları Pedallıyorum Facebook sitesinde paylaştıktan sonra günün yorgunluğuyla uyku moduna girmiştik. Onlar pansiyon evlerine gittiklerinde, ben de sobanın yanında 4 gün boyunca Sema ve Yıldız’la birlikte paylaştığım yer döşeği yatağımı yaparak uykuya daldım.

    Ve sabah uyandığımızda hava yağmurluydu. Kahvaltımızı yaptıktan sonra köyde son bir gezinti yaparak, köy halkıyla konuştuk. Sonrasında dönüşümüz için hazırlandık. Bizlere bütün içtenlikleriyle kapılarını açan ev halkıyla tekrar görüşmek üzere vedalaştıktan sonra İstanbul’a dönmek üzere yola çıktık.

    İnsan ruhundaki heyecan ve macera duygularının en yüksek seviyelere ulaşmasını sağlayan, rüya gibi geçen 5 günlük turumuzu noktalandırmış olduk.

     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 4 Ocak 2015
  10. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    The St Paul Trail

    "Paul and Barnabas left Perga and arrived in Antioch, a city near Pisidia. On the day of worship they went into the synagogue and sat down". Acts 13 v 14.

    This one sentence is all that the bible has to say of the apostle Paul's travels from Perga to Antioch, preferring to dwell on events after he arrived there. His trip was part of his first missionary journey in 47-48 AD, from Antioch in Syria to Cyprus and the regions of Pamphylia and Pisidia in Asia Minor. While no details are given, it would have been no mean feat to cross the wilds of the Taurus Mountains in those long ago times, even with the odd Roman road to walk on.

    Two millenia later, Kate Clow and a band of hardy volunteers developed Turkey's second major long distance walking trail, between the ruins of the ancient cities of Perge and Antioch, and named it the St Paul Trail. While St Paul's exact route is unclear, this trail passes through the same wild country of rugged mountains, canyons, lakes and the ruins of ancient civilisations.
    The St Paul Trail is a curious one, with two beginnings and one end. It was opened in 2004, but is still evolving, with new sections and other variants that we did waymarked as late as 2010. The trail is almost 500km long and would take several weeks to walk from end to end. Coming from the Antipodes for only 8 weeks, with a desire to sample as much of Turkey's diversity as we could, this was not an option for the fair Nello and myself. Using Kate's guide book as our reference, we chose to do a series of day-walks in the central part of the trail near where the two starting trails merge into one. We based ourselves first at the mountain village of Sütçüler and then at the lakeside town of Eğirdir. With its canyons and lakes, I supect this region best encapsulates the landscapes of ancient Pisidia.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Getting there
    After a morning enjoying the charms of Kaleiçi, the old centre of Antalya, and its magnificent setting with rugged mountains, still streaked with snow, rising out of the deep blue of the Mediterranean, we were picked up by Devrim from Mithra Tours and headed off to Sütçüler, across the fertile coastal plain and on into increasingly rugged mountains. This small town lies perched on a steep slope looking across to rocky pine-clad mountains cut deeply by gorges. From our room in the Hotel Karacan, our base for the next four nights, I am looking out onto one of the best "views from my hotel window" that I have seen. Tomorrow, our exploration of this marvellous landscape begins.

    The sight of an old village woman feeding a goat set the tone for the day, a glimpse into the daily lives of villagers in this isolated region. We headed westwards on the road out of town, but quickly the first blue and red waymark directed us up a narrow shady hedgerow, that took us past small plots of wheat growing on the hill slopes. Looking across the wheat fields, a broad vista of rugged mountains opened up to the west. The hedgerow led out onto a gravel road, which we followed as it climbed higher. Passing a flock of goats being herded back to the village, we again left the road to pass between a rocky knob and bright green wheat fields spilling over a hillside gridded with dry stone walls.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    We skirted one end of the long village of Sarimehmetler to pick up a rocky track, lined with low stone walls, that took us gently if somewhat unevenly down to a creek. An even rockier track took us back up to a gravel road. We were feeling good and headed along the road to the village, as was suggested by our somewhat brief track notes, only to realise that it had been a long way since we had seen a red and blue waymark. Mild panic set in with the realisation that our Turkish language skills were non-existent, but with the help of a picture of the waymarks and a bit of quick name writing, some of the villagers directed us back to the track and we were on our way again.

    The road dropped down into some more open grassland and began to descend steeply on a rutted surface. Feeling more confident with our directions again, we left this unpleasant walking surface to take a shortcut, directly down a goat track in the pasture that took us to a fast flowing canal. We followed the canal, picking up the waymarks again as we did to join the main gravel road. We had now dropped well below the heights of Sütçüler and found ourselves deep in the Değirmen Valley beneath it. Ibrahim’s trail markers then directed us off the road and onto a small scrub-lined footpath alongside the babbling waters of a stream that flowed out of the mouth of the Yesildere Canyon.
    Soon we were following it beneath a shady canopy of trees until it brought us to a beautiful clear green waterhole, fed by a small waterfall – a beautiful spot to stop for a while and cool ourselves down with a swim. Cool was an understatement – the waters were icy, but so refreshing.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    It was hard to drag ourselves away from the pool, but time was passing, so we headed back on the opposite bank, passing a bridge and picnic area to commence the final climb back up to Sütçüler. First, a track up to a resin-scented pine forest, than following the course of a stream, criss-crossing it three times to finally climb steeply up to the outskirts of the village. As we climbed, the call of the muezzin echoed across the valley from the minaret of the Sütçüler mosque - there was no doubt that we were trekking in Turkey. The afternoon sun was now beating down and in the lee of the breeze, we were soon hot and sweaty again.
    The last bit of the walk was up through the steep laneways of the village to eventually reach the square for a quick refreshment stop to the quiet amusement of the old men gathered there. The concept of walking for pleasure has not yet reached rural Turkey, especially when foreigners roll up looking as hot and sweaty as we did.

    Yazili Canyon (8 km, 270m ascent, 830m descent)
    Our second walk in this region was a shorter one, but cranked up considerably in degree of difficulty – we were going to descend into the Yazili Canyon. It was another glorious blue-sky day, as we set off with Huseyn, our cook / philosopher / humourist, after another of his filling breakfasts. After a short car trip, he dropped us at the junction of a road leading to Çuruk. We headed off along the gravel road, beneath the shade of tall pines, with views opening out to the north of the winding depths of the Değirmen Canyon and back over its opening to Sütçüler. It was a pleasant stroll and soon we were picking up the red and white waymarks of the St Paul Trail.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Cresting a small rise, the road led us down into a grassy bowl beneath the long rocky ridge of Erdiasum Tepe – an old house and signs of fenced plots told us that we had reached the locality of Çuruk – I say locality because it didn’t appear that anyone lived here anymore. The road petered out and we followed a track along the bed of a dry stony creek towards the point where the rocky ridge of Erdiasum Tepe plunged into the canyon.

    Our path ahead was becoming more obvious, a narrow and steep gap up onto the ridge. We followed the red-white waymarks up it to crest the ridge at a point where a rib of jumbled boulders spilled down from its summit. After a quick rest in the shade of an oak tree, we left our packs and picked our way up the sharply eroded boulders of the rock rib, its nooks and crannies filled with the spiky leaves of holly.

    From the top, a glorious view of distant Lake Karacaören spread out to the south, while to the north you could look down into the junction of the Yazili, Değirmen and Bagirsak Canyons. Beyond these, on the horizon, lay the snow-tipped ridge of 2635m Davras Dağ. It was a detour well worth making and marked the highest point of our walk. From here it was almost all downhill, 750m into the depths of Yazili Canyon.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    From the rock rib, we descended to a small plateau of jumbled boulders, dotted with scrubby oaks and shrubs. There was no path as such through this maze, but the route had been freshly cleared and re-waymarked and our red and white guides led us safely across to the sheer rock walls of its western edge. Suddenly, a steep shute opened up before us and the track dropped rapidly down in a series of very tight zigzags. Again, recent track clearing and upgrading made the descent easier and safer. This maintenance had been done by group of young volunteers, so if any of you read this we just want to let you know that your work is appreciated.

    The views on this descent of the sheer rock walls, pine and juniper covered slopes, canyon depths and distant lake were superb. After a couple of tight squeezes, having to enter a shallow cave to get by one rock face and scramble over a sharp outcrop to get around another, our rapid descent became a gentler downward traverse, mostly in the welcome shade of the rock face above.

    The route soon turned steeply down again, this time on a steep slope covered in pines. It was great to be in the resin-scented shade of these trees, dried needles crunching underfoot and clusters of beautiful pink orchids scattered amongst them on the forest floor. The only downside was that the slope was mainly loose scree, so it was a matter of lengthening walking poles and shortening our stride as we picked our way carefully down.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Soon we could hear the sound of rushing water rising up from below. The canyon floor was close as we reached a well-formed track, which led us the final few metres of descent to a road running along the floor of the canyon.

    Below us the clear green waters of the Göksu River rushed downwards in a series of rapids and cascades towards the mouth of the canyon. After a quick visit to the river, we climbed back up to the road and followed it southwards. It was in fact part of The King's Road, built in the 5th century BC between Ephesus and Babylon. The rock face on the edge of the road was carved with the occasional Greek inscription and even an inspirational poem by the 1st century AD philosopher, Epictetus (see box). History is never far away in this part of the world.

    We continued down the road to reach a narrow point of the gorge, where a small bridge took us across the river. A little further on, we reached a picnic area on the west bank. Our walk was over, as this was the pick-up point for our return to our hotel in Sütçüler. Still, there was plenty of time for lunch beneath the shady plane trees and a swim in a fast-flowing reach of the river. The water was as icy as yesterday, but it was also as refreshing. Sitting in the warm Pisidian sunshine, watching the metallic blue dragonflies flitting above the water's surface and the occasional freshwater crab scurrying beneath it – what a great way to finish our descent into Yazili Canyon.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    The Road to Adada (12.5 km, 660m ascent, 430m descent)
    The ancient city of Adada was founded prior to the 2nd century BC and for many years was an independent city. It flourished under Roman rule in the first few centuries and was abandoned sometime between the 9th and 13th centuries. Its structures decayed and remained hidden until 1841, when the ruins were rediscovered. As a major city between Perga and Antioch, St Paul probably passed through it and the modern St Paul Trail certainly does. Today, our walk would take us from Sütçüler to the ruins of ancient Adada.

    The clear blue morning skies were becoming the norm as, for the first time, we set off on foot from our hotel in Sütçüler. Our guide notes said that we would follow the asphalt road out of town for 500m before turning off it. It turned out to be almost 2km of steady climbing – fortunately the waypoint on my GPS gave us confidence that we were on the track, but for anyone without a GPS, I am sure that the worry-meter would be reaching dangerous levels over the last section along the main road. Some changes are needed to the guide notes here.

    Leaving the asphalt, we headed north along a gravel road that led us through the green countryside around the base of the low Karaburun Mountains and over our first pass for the day. Ahead lay a broad green valley dotted with the red tile rooves typical of houses in this region.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    The route that we were taking was a new one that had only been way-marked in 2010. The St Paul Trail is a new trail and, to some extent, is still evolving. After a few kilometres of asphalt and dirt road, we were starting to wonder whether it was evolving in the right direction, but then we turned off the road and followed a grassy track down through forest and across flower-filled meadows. Stopping a couple of times to refresh ourselves with cold clear water from the springs bubbling out of the hillside behind us, we began to appreciate its virtues. Soon we crossed the stony bed of a dry creek, that directed our gaze up to the snowy heights of distant Sarp Dağ. After the creek, the track led us up to another asphalt road, which we followed briefly before continuing our northward push on a small road leading up to the hamlet of Poslar.

    High behind the hamlet lay a steep pass, with a couple of abandoned traditional houses. The road changed to a track, which led us up and behind them to reach the pass, opening up views down to our second valley of the morning, narrower and backed by pine covered hills. The route down into the valley started out as a pathless traverse of rocky, scrub covered grasslands, marked only by red-white waymarks on the rocks – fine, apart from the fact the dense spring grass cover was attempting to hide them from us. It was a case of spot the marker, walk to it, stop to find the next one, walk to it, stop etc etc …. a slow process.

    For a while, a clear path emerged which led us down alongside a barbed-wire fence, but then we had to leave it to cross a stream and the game of find the way-mark was repeated. A wheat field planted across the route did not help, but we eventually picked our way through the grassy maze to join the track that led up to our third pass of the day. The midday sun was hot and so was the climb, so we declared it lunchtime when we crested the pass and found some shade and a bit of breeze from where to admire the views of the broad valley and distant village of Sağrak beyond.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Lunch over, we started the descent into our third valley, firstly on a well-marked track, but soon the way-marks obliged us to drop down through the open meadows for another game of “find the route” in the long grass. We succeeded with the help of my GPS which guided us to a waypoint marking the merging of this new variant with the old route to Adada. We were now following the low-walled course of the old Roman road, passing massive old pines scattered in the fields. The road headed towards a rocky amphitheatre cut deeply into the rugged hills ahead and soon we were winding our way up into it through a low juniper scrub.
    Climbing up and onto a rocky ledge, we looked ahead to realise that we had just stepped back on to the old Roman road, this time marked by a long line of massive flat rocks, sometimes even, sometimes slipping away, but curving gently around and up the slope into the heart of the amphitheatre. The road turned to the left to a reveal a narrow dry and rocky gully, almost hidden beneath the scrubby junipers and oaks.

    The road stopped and we continued up the creek bed, following a line of small brown-stone cairns. A broken rounded column in a jumble of rock told us that we were near and then ahead, we saw a stone wall with archway half-hidden in the scrub. We had arrived at Adada, where little remains of its past glories.
    Passing remnants of the city wall, we reached the agora, a paved central square once surrounded by shops, but now left with a jumble of broken columns and rows of stone seats from where people once watched performances in the square. The only performance that we saw was a fairly risqué display by two tortoises. Did you know that they make a noise like a cat mewing when they mate?

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Kasnak Forest to Lake Eğirdir (23 km, 1030m ascent, 1010m descent)
    The next morning was a time for farewells, as we were leaving Sütçüler for a new base on the shores of Lake Eğirdir. So after goodbyes to Ibrahim and family, Huseyn, our cook / translator / philosopher and quick-wit, the group of English walkers and Karl from Bavaria, who was exploring the St Paul Trail on his own, we were on our way. Thanks to all of you for your good company and humour.
    Ibrahim dropped us at the junction of the access road leading up to Kasnak Forest before taking our bags on to our accommodation in Eğirdir. The guide-notes that we had been given said that we would then walk there along a new section of the St Paul Trail, waymarked less than a year ago. However, there were no distances or times provided, so this was taken on faith and, as later turned out, proved not possible.
    We set out under the usual blue morning skies, walking up a gravel road amongst the pine trees, before leaving it to climb steeply up a wooded gully, cutting out a long corner and gaining a lot of elevation at the same time. We picked up the road again and began a long traverse through the beautiful Kasnak Forest, a mixture of deciduous broad-leaf and evergreen coniferous trees. Out to the east, we could look out across the mixed green mosaic of the forest to distant mountains beyond.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    The route led us into the Forestry Park, home to some brilliant wildflowers that lined the roads beneath the canopy of oak, elm, ash, cedar, juniper and many other tree species. Just after the entry to the Park, we reached a fork in the St Paul Trail. The left headed up onto the Davraz Plateau, while the right continued deeper into the forest - we turned right. We stopped briefly to admire a 370 year-old, 33.5m tall specimen of volcanic oak before pushing on along a road that meandered and undulated through this very pleasant forest. Our surrounds were filled with birdsong and wildflowers, and home to squirrels, the odd ones which scurried across the road ahead or into the rocky outcrops.
    Some of the deciduous trees were only just bursting back into life. Sunlight poured through their open canopy and the bright green of their new foliage contrasted with the dull greens and greys of the different conifers. The only negative aspect of walking this sun-dappled route was the tiny black flies who took it upon themselves to accompany us - dancing black spots before our eyes – at least they didn’t bite. Passing a clearing in the forest, the route suddenly left the road to follow a tenuous series of half-hidden waymarks on the forest floor, which slowed us down as we hunted out the scraps of red and white paint.
    For the next couple of kilometres we navigated from waypoint to waypoint by GPS alone, first retracing our steps to a junction to follow a side road into a large summer pasture, then cutting through a narrow gap. From here, a rocky footpath led us down into the valley we had seen before. After wandering down unmarked and pathless pine forest gullies, we eventually emerged at a grassy clearing on the valley floor and a shepherd’s camp.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Finally, we crossed a small rise to be greeted by the welcome sight of Lake Eğirdir ahead. A little further on, we reached a gravel road that took us down to the village of Akpinar. It was now 6pm, we had been walking for 8 hours, and by my calculation it would take another 90 minutes to walk to the town of Eğirdir and our accommodation. With tired feet and the odd rain drops already falling, we didn’t need to discuss the situation. Looking down over the village, the fair Nello had spotted a yellow taxi parked in a street – we quickly headed to it and luckily the driver was sitting in his doorway. Ten minutes later, we were in our comfortable room at Ali’s Pension on Yeşilada at the tip of the narrow spit projecting out into the lake, a hot shower and cold beer soon on the way.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]
     
  11. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Pedallıyorum Köprülü Kanyon Fotoları
    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]
     
  12. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]
     
  13. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]