Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Pedallıyorum Diyarbakır Bisiklet Turu

Konu, 'Şehiriçi Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında Cengiz Yargıç tarafından paylaşıldı.

  1. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Pedallıyorum doğal güzellikleri, tarihi özellikleri ve kültürel zenginliği ile ön planda olan bölgeleri tespit ediyor bu bölgelerdeki bisiklet etaplarını belirleyerek sizler için tüm hazırlıkları gerçekleştiriyor. Videolar, Fotoğraflar, Haritalar, Dökümanlarla tüm etapları önceden sunmanın yanında rehberlik, mola ve konaklama yerlerinde gerekli tüm aşamaları bölgelerdeki Pedallıyorum temsilcilerimizle birlikte bisikletli dostlarımıza sunuyoruz. Bisikletle Diyarbakır’a ister tek ister grup halinde tur yapmak isteyenler her dönem Pedallıyorum ile irtibat kurabilirler. Diyarbakır’a tur yapmaya karar verdiğimizde ilk önce Pedallıyorum Diyarbakır Temsilcimiz Halil İbrahim ile birlikte çalışmalara başladık. Diyarbakır Bisiklet Topluluğu ile irtibat kurduk ve internet sayfalarımızdan Diyarbakır’a tur yapacağımızı duyurduk. İstanbul’dan Otobüsle vardığımız Diyarbakır Otogarında bizi Diyarbakır Bisikletlileri karşıladı. Diyarbakır’ı anlamak için veya Diyarbakır’ın bizi anlaması için bastık pedallarımıza.

    Pedallıyorum hem bisiklet gezileri hemde sosyal kültürel alanlarda etkin organizasyonlar hazırlıyor. Diyarbakır bisiklet turuda bu açıdan önemliydi. Diyarbakır Pedallıyorum Temsilcisi Halil İbrahim Gülben bu tur için büyük çaba sarfetti. Diyarbakır için böyle bir bisiklet turu yapılması ve bu bölgede sürekli bisiklet tur etaplarının hazırlanarak turlar düzenlenmesi çok önemliydi. Bunun için Diyarbakır Bisiklet Topluluğu Pedallıyorum çalışmasına büyük destek verdi.

    Diyarbakır Bisiklet Topluluğu
    Aslında bu turumuz sadece Diyarbakır için değil bu bölge için çok önemliydi. Bu bölgelerin hem coğrafi yapısı hem tarihi özellikleriyle sahip olduğu değeri yeterince görememişti bugüne kadar. Pedallıyorum Diyarbakır turu ile bu ön yargılar yıkılacak ve bölgenin tanıtımı sağlanacaktı. Bu önem sebebiyle turumuza diğer yakın illerden bisikletçilerimizde destek verdi. Pedallıyorum Gaziantep Temsilcisi Azin tura destek vermek için Diyarbakır'a geldi. Diyarbakır bisikletçileri kendi aralarında turlar yapıyor ve bisiklet kültürünü yaygınlaştırmak için gayret gösteriyorlar. Diyarbakır Bisiklet Topluluğu diğer illerdeki bisikletçileri Diyarbakır a davet ediyor. Diyarbakır dışardan bakıldığında çok farklı anlaşılabilir oysaki şehrin içine geldiğiniz zaman ne kadar güzel bir şehir olduğunu ve insanlarının çok renkli olduğunu göreceksiniz.

    Diyarbakır Tarihi Diyarbakır Surları: Çin Seddi'nden sonra en uzun sur olması ile ünlenen Diyarbakır Surları 5.5 km uzunluğunda ve 7-8m yüksekliğindedir.16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan siyah bazalt surlar, kentin en ilgi çekici yeridir. Ortaçağ askeri mimarisinin muhteşem örneğini oluşturan bu surlar yazıtlar ve kabartmalarla dekore edilmiştir. M.Ö. 349 yılında Bizans İmparatoru Costantinus tarafından yenilenen surların yapılış tarihi tam olarak bilinmemektedir.

    ON GÖZLÜ KÖPRÜ (DİCLE/SİLVAN KÖPRÜSÜ)
    On Gözlü Köprü olarak da bilinir. Diyarbakır'ın eski Silvan yolu üzerinde, Kırklar Dağı'nın eteğindedir. Kentin kuruluşu ve gelişmesiyle ilgili olabilecek bir geçmişi bulunan köprü bugünde aynı hizmeti yapmaktadır. Köprü, yazıtından anlaşılacağı üzere Mervanoğlu devrinde Diyarbakır hükümdarı NiZamüddevle Nasr tarafından H.457 (M. 1065) tarihinde yaptırılmıştır. Dicle Nehri Diyarbakırlılar için kutsal sayılır ve "Allah 'a giden yol" olduğuna inanılır. Bu inançtaki Diyarbakırlı kadın ve genç kızlar her yıl Kurban Bayramı akşamı Dicle Köprüsü üzerinde toplanır daha önceden hazırladıkları yazılı dilekçelerini dualar okuyarak nehire atarlar. Böylece dileklerinin kabul olacağına inanırlar.

    İLK ÇAĞLARDAN OSMANLI DEVLETİNİN SONUNA KADAR DİYARBAKIRIN KISA TARİHİ
    Şehrimiz, M.Ö.14. yüzyıldan günümüze kadar Amidi, Amid, Amida, Agusta, Karaamid, Karakale ,Karacakale, Hamid, Karahamid, Diyarbekir ve Diyarbakır isimleri ile anılmıştır. Diyarbakır ismi, yakın zamanlara kadar Diyarbakır merkezininde içinde bulunduğu geniş birbölgenin adı olmuştur.Bu bölge, bugünkü Diyarbakır merkezinden başka Erbil, Erzen, Cizre, Hani, Silvan, Harran, Hasankeyf, Habur, Ceylanpınar, Rakka, Urfa, Siirt, Sincar, İmadiye, Mardin, Muş, ve Nusaybin gibi pek çok yerleşim birimini kapsamaktadır.Ancak, günümüzde Diyarbakır ismi, sadece şehir merkezini ifade etmektedir.

    Diyarbakır stratejik konumu itibariyle, daha kuzeyideki dağlık arazi ve bu dağlar arasındaki ovalarla, güneyindeki çöl karakterli ovalar arasında bir genişlik teşkil etmektedir. Bu bölge, aynı zamanda, uzak bölgeleri denizlere liman şehirlerine bağlayan ana yollar üzerinde bulunmaktadır. Bu yollardan biri, Anadolu ve Suriye’den gelerek Irak’a gitmekte idi ki bu yol aynı zamanda Akdeniz sahillerini Basra Körfezine bağlamaktadır. Bu güzergahtan Diyarbakır’da ikinci bir yol ayrılarak, kuzeydeki dağ settini Devegeçidi ile aşıp, Elazığ ve Sivas üzerinden Samsun’a iniyordu. Bu suretle Mezopotamya ile Karadeniz sahilleri arasındaki bağlantı Diyarbakır üzerinden kuruluyordu. Yine Diyarbakır’dan ayrılan diğer bir yol ise, Bitlis Van Gölü Havzası üzerinden Azerbaycan ve İran’a bağlanmakta idi.

    İfade edilen staretejik konumu ve ana yolar üzerinde bulunması, çağlar boyunca Diyarbakır’ın gelişmesinde önemli bir faktör olmuştur. Bu özellikleri dolayısıyla Diyarbakır, çok eski çağlardan beri önemli bir yerleşim alanı olmuştur. Bölgede M.Ö.25000-10000 yıllarında ilkel kavimlerin yaşadıkları tahmin edilmekte; M.Ö. 3000 yıllarından itibaren de medeni kavimlerinyerleştikleri bilinmektedir. Bölgemiz, M.ö. 1700 yıllarından sonra yazılı tarih dönemine girmiştir. Diyarbakır ve çevresi, Türk idaresinde daha da önem kazanmış ve geliştirilmiştir. Özellikle idari merkezi olan şehirler çok iyi imar edilmiş ve kültürel açıdan da ilerlemişlerdir. Başka Diyarbakır ve Silvan olmak üzere diğer şehirler; Bizans hakimiyetinden çıkarılarılarak “darül- islam” (islam ülkesi) haline getirilmeye çalışılan Anadolu’nun İslam medeniyetine intibak ettirilmesi hususunda önemli rol oynamıştır.

    Büyük Selçuklu hakimiyetinin sona ermesinin ardından İnanoğulları , Nisanoğulları, Artuklular, Eyyübiler, gibi mahalli hakimiyetler ve Türkiye Selçukluları, Timur dönemi, Akkoyunlular ve Şah İsmail idaresindeki İran egemenliğinden sonra Diyarbakır, 15 Eylül 1515 tarihinde Yavuz Sultan Selim devrinde Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından fethedilerek Osmanlı birliğine katılmıştır. Fethi müteakip, eyalet merkezi haline getirilen Diyarbakır’a ilk beyler bey’i olarak Bıyıklı Mehmet Paşa tayin edilmiştir. Diyarbakır Osmanlı devrinde en önemli ve geniş eyaletlerden biri olmuştur. Doğu İstikametine hareket eden orduların önemli ikmal merkezi haline gelen Diyarbakır, aynı zamanda diğer eyaletlere nazaran en çok asker yetiştiren bir eyalet olmuştur. Bunların özellikle 16.yy. boyunca Diyarbakır’da büyük kalkınma ve imar faaliyetleri gerçekleştirildiği gibi, yüzyılda şehrimiz önemli bir ticaret ve sanat merkezi haline gelmiştir . Daha sonraki yüzyıllarda da öneminde pek fazla birşey kaybatmeyen Diyarbakır, Osmanlı Devletinin yıkılışına kadar bu konumu korumuştur.

    Diyarbakır ilinin büyük bölümü Dicle havzasında yer alır.İlin batısındaki Çüngüş ve Çermik ilçeleri ise Fırat havzasındadır. Arabistan-Suriye kıta çekirdeğinin kuzey kesimi, Yukarı Mezopotamya'nın Diyarbakır havzasını oluşturur. Bu kıta çekirdeği, kristalin kayalardan bir yapı gösteren sağlam bir platformdur.Prekambrien, temel arazi olduğu için kıvrılamamışır. Fakat yer yer kırılmıştır. Daha sonraki Jeolojik çağlar boyunca deniz ilerlemesi boyuncasular altında kalmış; tortulanma alanı durumunu kazanmış ve deniz istilasından sonra bu tabakalar tortul alanları meydana getirmişlerdir. Tektonik hareketler sonucu yatay duruşlu tabakalar, yer yer eğilip bükülmüşler ve kıvrımlı özellikler kazanmışlardır. Karacadağın en yüksek doruğu 1957 m. Yükseklik gösteren Kollubaba tepesidir. Çevresine göre daha çok kar alan bu yüksek alan, bazı akarsularında kaynak ve beslenme yöredir. Örneğin, Dicleye ulaşan Deve geçidi Suyu, kaynağını Karacadağdan alır.

    Güneydoğu Torosların bir kesimini oluşturan Maden dağları 2230 m. Gibi doruklara sahiptir. Bunların doğuya doğru uzantılarına İnceburun dağları adı verilir. Lice-Kulp çizgisinin kuzeyindeki dağların dorukları 2900 m. yi geçer (Ömer tepesi, Tosun tepesi). Muş’un güneyindeki dağlarının çok yeri sarp ve yalçındır. Lice-Hazro-silvan arasında da dağlık alanlar dikkati çeker. Burada Yumru dağı belirgin bir yükselti olarak görülür. İlin güney kesiminde Mardin eşiği-basamağının kuzey etekleri yer almaktadır. Bu yöre vadilerle yarılmış olmakla birlikte düz alanların geniş yer tuttuğu hafif dalgalı, tepelik bir kesimdir. Böylece Diyarbakır ilinin ana yer şekil özellikleri ortaya çıkmaktadır. Burası, çevrede dağların ve tepelik alanların yer tuttuğu, ortası çukurlaşmış bir tekne özelliği gösterir ve coğrafyada tanımı yapılan “ Plato “ kavramına uyar

    Cami ve Kiliseler:
    Tarihi ve mimari özellikleri ile muhteşem olan Ulu Cami, Nebi Cami ve Safa Cami Diyarbakır'ın en ünlü camilerdir. Selçuklu Sultanı Melik Şah tarafından yaptırılan Ulu Cami, orijinal dizaynı ve hem Bizans hem de daha eski mimari malzemeleri kullanması ile ilginç olup Türkiye'nin en eski camilerindendir. Diyarbakır'ın 77 km doğusunda, Silvan'da 1185 yılında yapılmış, zarif görünümlü Ulu Cami, kemer kapıları ifade eden ince taş kabartmaları ile görülmeye değerdir. Dİyarbakır Cami ve Kiliseleri Diyarbakır'ın önemli kiliseleri arasında Mart Thoma, Meryem Ana, Kırklar Kilisesi ve Mart Pityon Kilisesi sayılabilir. Meryem Ana Kilisesi, şehirde kalan az sayıdaki Süryani cemaati tarafından halen kullanılmaktadır.

    Dengbej
    Kürt sözlü edebiyatında klam ve stran söyleyen sanatçıların adıdır. Dengbej kelime manası olarak sese biçim, hayat, renk veren anlamındadır. Denbejlerin seslerini kullanarak yarattıkları yapıtlara lawik ve kilam denir. Doğu Anadolu’da gelenekselleşmiş olan Dengbej’lik özellikle Serhat Bölgesi diye anılan (Van,Kars,Erzurum,Ağrı,Muş vs) gibi yerleşim yeri köylerinde hala sürdürülmektedir.

    Çarşılar ve Hanlar: Diyarbakır, Tarihi İpek Yolu'nun merkezlerinden olması sebebi ile önemli hanlara sahiptir. Deliller Hanı, Hasan Paşa, Çiftehan ve Yeni Han'da geçmişte olduğu gibi günümüzde de halı, kilim ve gümüş işleme satan dükkanlar bulunmaktadır. Kervansaray Mimarisi ve iç yapısı ile görülmesi gereken yerlerden biri olan Kervansaray, bugün restore edilerek otel haline getirilmiştir.

    Evli Eden Burcu (Ben-u Sen Burcu) : Artuklu hükümdarı Melik Salih adına 1208 yılında mimar ibrahim tarafından yapılmıştır. Bilhassa burcu bir kuşak gibi sarmış olan kitabesi önemli bir sanat eseridir.

    Yedi Kardeş Burcu: Artuklu Hükümdarı Melik Salih adına 1208 yılında mimar ibrahim oğlu Yayha tarafından yapılmış olan bu burçta Selçukluların sembolü çift başlı Kartal, Aslan kabartmaları ve meşhur kitabeleri ustaca işlenmiş olup, mimari değeri büyük bir burçtur.

    Keçi Burcu: Mardin kapısının doğusunda yontulmuş olan kaya kitlesinin üstüne inşa edilmiş olan Keçi Burcu; surlar üzerinde bulunan burçların en büyüğü ve en eskisidir. inşa tarihi bilinmemekle beraber 1223 yılında Mervan oğulları tarafından onarılmıştır. Bu muhteşem burç içinde 11 kemer bulunmaktadır. Eskiden mabet olarak kullanıldığı sanılan burcun son bölümünde bir kuyu veya yeraltı geçidini andıran dehliz bulunmuşsada beton bir blokla üstü kapatılmıştır.

    Ulu Camii: Çok sağlam, kara taştan yapılmış, Anadolu’nun en eski camiierindendir. M.S.639 yılında islam orduları Diyarbakır’ı fethedince Mar-Toma Kilisesi’nin camiiye çevrilmesiyle kurulmuştur. islam aleminde 5. Haremşerif olarak tanınmaktadır. Duvarlarında birçok uygarlığın kitabesi bulunmaktadır.

    Safa Camii: Palu (Parlı) Camii ismi de verilen yapı 1532 yılında yapılmış bir Akkoyunlu eseridir. Çini ve motiflerle süslenmiş çok zarif olan minaresinin son zamanlara kadar kılıfla muhafaza edildiği söylenmektedir. Batısında büyük Hekim Muslihiddin-i Lari’nin mezarı vardır.

    Beharampaşa Camii: 1572 yılında DiYARBAKıR Valisi Behram Paşa tarafından yaptırılmış Osmanlı eseridir. Giriş kapısının üstündeki sağ ve sol sahanların ters düzeninin bugünkü inşaatlarda kullanılan modern sıkıştırma usulünün günümüzden 400 sene önce taş inşaatına tatbiki suretiyle yapılması fen adamları*nın dikkatini çekmekte ve takdirini kazanmaktadır.

    Hazreti Süleyman Camii: Camii’nin diğer adları da Nasıriye Kale Camii’dir. 1155-1169 yılları arasında Nisanoğlu Ebul Kasım tarafından yaptırılmıştır. Camiinin bitişiğindeki Halid Bin Velid’in oğlu Süleyman ile DiYARBAKıR’ın Arap’lar tarafından alınması sırasında şehit düşen diğer sahabeler yatmaktadır. Camii Selçuklu tarzında, mimarisi ise Arap usulüdur.

    Nebii Camii: Akkoyunlu eseri olup, 15. Yüzyıldan kalma taşla örtülü tek kubbeli bir camiidir. Minaresinde Peygamber Efendimizden (Kaalen Nebiye) diye bahseden kitabelerin çokluğundan dolayı Nebi veya Peygamber Camii denildiği sanılmaktadır. 1530 yılında Hacı Hüseyin adlı bir kasap tarafından yaptırılan minaresi 1960 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yeri değiştirilerek onarılmıştır.

    Fatihpaşa Camii: Kurşunlu Camii’de denilmektedir. 1516-1520 yılları arasında şehrin ilk Osmanlı valisi DiYARBAKıR’lı Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. ilk Osmanlı eseridir. Duvarlı çok güzelOsmanlı çinileri ile kaplıdır. Mihrabı ve minberi görkemli bir sanat yapıtı olan camii’nin ayrıntıları Selçuklu tarzındadır. Cumhuriyet devrinde onarılan camii’nin yanında birde türbe vardır.

    Hüsrevpaşa Camii: Osmanlı devri DiYARBAKıR Valilerinin ikincisi olan Hüsrevpaşa tarafından 1512-1528 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Bina önce Üsreviye Medresesi adı ile yaptırılmıştır. Kesme taştan yaptırılmış olan minaresi Selçuklu tarzında olup, sarkıtlarla süslüdür.

    Melek Ahmet Camii: Melek Ahmet Paşa tarafından 16. Yüzyılda yaptırılmıştır. Tümü çiniden yapılmış mihrabı çok ilgi çekicidir. Minaresine yarıya kadar birbirini görmeyen iki merdivenle çıkılır, yarıda bu iki merdiven birleşir. Kaidesinin süslemeciliği oldukça inceliklidir. Çini mozaiklerle süslü kabartmalar ince ve ustalıkiı bir beğeni örneğidir.

    İskender paşa Camii: Vali iskender Paşa tarafından 1551 yılında yaptırılmıştır. Önünde şadırvanı, doğusunda türbesi vardır. Kara ve beyaz taşlarla süslü olan camii güzel bir Osmanlıeseridir.

    Dört Ayaklı Minare: Akkoyunlu Kasım Han tarafından yaptırılan Şeyh mutahhar Camii’sinin dört ayaklı minaresi yekpare dört sütun üzerinde inşaa ettirilmiş ilginç anıtlardandır. Minarenin sütunları altından yedi defa geçenin her dileğinin yerine geldiğine inanılır.

    Mesudiye Medresesi: Ulu Camii’nin kuzeyinde ve camii’ye bitişiktir. 1198 yılında Artuklu Melikül Mesut Kutbudin Ebu Muzaffer Sokman zamanında inşaasına başlandığı üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır. Motif ve kitabeleriyle çok değerli bir sanat eseri olan medresenin avlusundçıki mihrabın iki yanına ustaca yerleştirilmiş döner taş sutünlar binanın herhangi bir yerinde meydana gelecek çökmeyi veya kaymayı tespit için konulmuştur. Bina kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Mesudiye medresesi içinde öğrenim yapılan Anadolu’nun ilk üniversitesidir.

    Zinciriye Medresesi: Sincariye Medresesi’de denilir. Bina 1198 yılında yapılmış olup, mimarının adı isa Ebu Dirhem’dir.

    Meryemana Kilisesi: 3. Yüzyıldan kalmadır. Zamanla birçok onarım görmüş olup, Bizans devrinden kalma mihrabı, Roma biçimi kapısı ilginçtir. Kilisede bazı azizlerin türbesi bulunmaktadır. Şehrimizin en güzel Süryani Kadim Yakubi mezhebi kilisesidir. Diğer bir kilisede Keldani Kilisesidir.

    Isının 40-50 dereceye vardığı yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklığından kurtulmak amacıyla gelişen düz damlı evleri ile tipik yöre mimarisinin günümüzde de yaşatıldığı Diyarbakır, uzun surları, Malabadi Köprüsüyle görülmesi gereken bir ildir. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Diyarbakır, yüzyıllar boyunca Güneydoğu Anadolu’nun fikir, sanat, kültür ve bilim merkezi olmuştur. Önemli bir ticaret merkezi olan şehir günümüzde de bu özelliğini korumaktadır.

    Coğrafi Konumu
    Diyarbakır’ın kuzeyinde Bingöl ve Elazığ, doğusunda Batman, güneyinde Mardin, güneybatısında Şanlıurfa, batısında Adıyaman ve Malatya bulunmaktadır.

    İklimi
    Diyarbakır’da sert ve kurak bir yayla iklimi hâkimdir.

    İLÇELER:
    Diyarbakır ilinin ilçeleri; Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice ve Silvan'dır.

    Eğil: Zengin bir geçmişe sahip olan Eğil ilçesi tarih içinde de önemli bir yer işgal etmiştir. Asur Kalesi'nin adından da anlaşılabileceği gibi Asurluların da ötesine ulaşan bir geçmişi vardır.

    Çermik: Diyarbakır'ın kuzeybatısında olan Çermik, kaplıcalarıyla tanınmış ünü tüm yurda yayılmış güzel ve yemyeşil bir ilçemizdir. Dünyanın her yanından insanlar şifa bulmak amacıyla bu kaplıcalara gelirler. İlçenin eski kalesi, Alaaddin Camii, Abdullah Paşa Medresesi Haburman Köprüsü efsanevi Gelin Dağı, Seyfullah Bey Hamamı ve Ali Dede Çeşmesi ilk anda görülmesi gereken ünlü yerlerindendir.

    Hani: Diyarbakır'ın 90 km. kuzeydoğusunda Bingöl-Diyarbakır karayolu üzerinde dağlık bir yerleşim yeridir. Hani İlçesinde 13. yy.da yapıldığı sanılan Hatuniye Medresesi ve 15. yy.da yapılan Ulu Cami bir Selçuklu eseridir.

    Kulp: Kulp, Diyarbakır'ın en uzak ilçesidir. Ürettiği nefis ballarıyla tanınan Kulp, Kâfurum Kalesi, Kanikan Mağaraları, Kale-i Ulya, Ciksi Kalesi, Büyük Kaya, İmamı Gazali Türbesi ve çok eski olduğu sanılan Bahemdan köyü gibi eski eserleriyle de geniş bir tarihi zenginliğe sahiptir.

    Kocaköy: Kocaköy'ün ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. İlçede birçok höyük ve mağara bulunmaktadır.

    Lice: Diyarbakır'ın 95 km. kuzeyinde tarihi bir yerleşim merkezidir. Efsanesi dünyaca bilinen, çeşitli ülke ve şehirlerin sahip çıktığı Eshab-ül Kehf mağarasının asıl efsanede geçen Dakyonus şehri tüm özellikleriyle Diyarbakır'ın Lice ilçesi yakınındadır.

    Silvan: Kuruluş tarihinin Diyarbakır kadar eski olan Meyyafarikin uygarlığının beşiği olan bir ilçedir. Dünyanın önemli eserlerinden Malabadi Köprüsü, Silvan Kalesi, Kulfa Kapısı ve çeşitli tarihi camilerin yer aldığı tepeden tırnağa tarihle doludur

    İl merkezi karayollarının kavşak noktasındadır. Diyarbakır’a hem karayolu, hem hava ve demiryolu ile ulaşım sağlanabilmektedir. Her gün Ankara ile İstanbul’dan düzenli uçak seferleri yapılmaktadır. Diyarbakır’dan hemen hemen Türkiye’nin her yerine otobüs ile yolculuk etmek mümkündür. Ayrıca Ortadoğu ülkelerine taksi ile yolcu taşımacılığı da yapılmaktadır.


    Diyarbakır ın bazı illere olan karayolu uzaklıkları şöyledir:

    Diyarbakır - Adana 536 Km
    Diyarbakır - Adıyaman 207 Km
    Diyarbakır - Ankara 940 Km
    Diyarbakır - Gaziantep 329 Km
    Diyarbakır - İstanbul 1381 Km
    Diyarbakır - İzmir 1436 Km
    Diyarbakır - Elazığ 162 Km
    Diyarbakır - Malatya 263 Km
    Diyarbakır - Mardin 86 Km
    Diyarbakır - Mersin 610 Km
    Diyarbakır - Siirt 216 Km
    Diyarbakır - Şanlıurfa 184 Km
    Diyarbakır - Konya 950 Km

    Demiryolu bulunan tüm hatlarda Diyarbakır’dan tren seferleri yapılmaktadır.

    DİYARBAKIR EĞİL İLÇESİ
    Eğil İlçesi Diyarbakır’a 52 km. uzaklıktadır. Eğil ilçesi, tarih öncesi dönemlerden başlayıp, pek çok medeniyetlere beşiklik etmiştir. Orta Paleolitik Çağda (MÖ 20.000-15.000) açık hava yerleşmelerinin olduğu, 1946 yılında bu bölgede yapılan basit kazılardan anlaşılmaktadır. Sonraki dönemlerde insanların daha çok mağaralarda kaldıkları toplayıcılık ve avcılığın geçimi sağlamada yegane yol olduğu bilinmektedir. Eğil’deki birçok mağaranın “Ortataş” çağından kalmış olduğu anlaşılmaktadır. Şevket BEYSANOĞLU eserinde; Eğil’i de içine alan kuzey bölgesinin adının Sophane olduğunu ifade etmektedir.Eğil; çeşitli medeniyet ve dönemlerde değişik adlarla anılmıştır.

    Diyarbakır Eğil ilçesinde Hz. Elyesa,Hz Zülkifil peygamber ve Hz. Harun-u asefi(A.S) mezarları bulunmaktadır. 3 din için de bu peygamberler son derece değerlidir.Kur'an-ı Kerimde Enbiya-85'de Hz.Elyesa, Enbiya 85-86 ve Sad-48'de Zülkifl (A.S), Neml-18'de Harun Asefi veya Cebrail'den bahsedilmektedir. Eğilde türbelerin olduğu yerde iki peygamber yatmaktadır. Eğilde türbelerin olduğu yerde ikisi peygamberbiri peygamber katibi olmak üzere ziyaret edilen Üç mekan bulunmaktadır.Ayrıca ilçe girişine nebi Helak yatmaktadır. Hz. Elyesa ve Zülküfl peygamber, Harun Asefi ve yanında yatan teyzesinin çocuğu Ömer ibni Birican bulunmaktadır. Eğilde ayrıca nehir kenarında Elyesa peygamberin yeğeni Hürmüz, Eğile giderken dere kenarında Nebi Melak (Melik veya Helak),Eğilin tepesinde Kunak mevkiinde Nebi Hz.Zünün vardır

    Urartular; Supani, veya Supa, Romalılar döneminde; Arkochthiokerta, Artagigarta, Bizanslılar Döneminde; Banaz, Basilon, Phrourion daha sonra da İngila adını vermişler.Eğil Bölgesi İngilen/İngiline, Encil, Geil, Ekle, Agel adları şeklinde geçer.Eğil’in adı Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “Gel” biçiminde geçmektedir. Bölgede yaşayan insanların bir bölümü, bugün hala “Gel” biçiminde, diğer bir bölümü de “Ekle” biçiminde kullanmaktadır. Şeref Han’ın Şerefname adlı eserinde, Eğil’le ilgili şöyle bir bilgi mevcuttur.“Bu Eğil, eğik bir kemer üzerinde kurulmuş, sağlam bir kaledir ve o kadar yüksektir ki; ona bakan herkese korku ve vehim hakim olur. Halkın ağzında ve dilinde dolaşan söylentiye göre, “Allah’ın velilerinden biri oradan geçerken o kemere işaret edip Türkçe olarak ‘Eğil’ demiş bunun üzerine kemer Allah’ın izniyle eğilmiş ve eğik bir durum olmuştur.” Bugünkü “Eğil” ismi bu olaydan sonra “Eğil” olarak değişmiş olabilir.

    Eğil de tekne turumuzdan sonra Diyarbakır usulü halay çekmeye çalıştık, işte bizim halayımız;

    Eğil, MÖ 3500-1260 yılları arasında Subarular, Huriler, Mitanniler’in egemenliğinde kalmıştır. Asur Krallarından I. Adad- Nirari (MÖ 1310-1281)’nin Mitanni ülkesine saldırarak, Mitanni Kralı I. Sattura ile oğlu Vasatta’yı yendiğini Asur tabletlerinde belirtilmiştir. (Beysanoğlu) Asurlular, 1260-606 yılları arasında bu bölgede uzun süre egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Eğil Kalesi bu dönemlerde yapılmış olabilir.

    Eğil’in yakın tarihini el aldığımızda ise 1936 Diyarbakır’ın merkez nahiyelerinden biri olmuştur. 4 Ocak 1936 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan, 3197 sayılı kanunla Diyarbakır iline bağlı bir ilçe haline getirilmiştir. Ancak, 1939 yılında ilçe teşkilatı Eğil’den şimdiki Diyarbakır’ın Dicle ilçesine nakl edilmiştir. O zamana kadar Eğil’e bağlı bir köy olan Dicle ilçe yapılmıştır.İlçe olan Eğil’de bucak yapılmıştır.Ve Dicle’ye bağlanmıştır.Dicle’nin adı Eğil ilçesi olmuştur.Eğil’in adı da Dicle Bucağı olmuştur. 11 yıl süren bu uygulamadan sonra, 18 Aralık 1951 günlü Resmi Gazete’de yayınlanan 5851 sayılı kanunla, Diyarbakır iline bağlı Eğil ilçesinin adı “Dicle” ve bu ilçeye bağlı Dicle bucağının adı da “Eğil” olarak değiştirilmek suretiyle bu karışık durum düzeltilmiştir. 1957’de Eğil bucağı, Dicle’den ayrılarak Diyarbakır merkez ilçesine bağlanmıştır. 4 Temmuz 1987 tarih ve 3392 sayılı kanun ile de Eğil, Diyarbakır’a bağlı bir ilçe olmuştur.

    Burası Diyarbakır. Diyarbakır'ın Eğil ilçesi. Pek çok kişinin adını bile bilmediği Eğil, binlerce yıllık tarihi, Dicle Barajı'nı çevreleyen surları, kral mezarları, kümbetleri ve 8 peygamberin mezarıyla cazibe merkezi olma yolunda. Düne kadar "Eğil, hakettiği yerde değil" diye hayıflanan ilçe halkı, bu gün gelenleri kapıda karşılıyor. Ağızlarından düşürmedikleri bir de sloganları var. Eğil'de seferberlik var. Turizm seferberliği.Seferberliği başlatan, Eğil Kaymakamlığı. Başta gençler, ilçedeki herkes gönüllü bir üyesi bu seferberliğin. Eğil inanç, kültür ve doğa turizmi için bulunmaz potansiyeli olan fırsatları olan bir yer: Milattan önce 3 binli yıllara dayanıyor yaklaşık onlarca medeniyete beşiklik etmiş, Asurlular, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklu, Osmanlı ve ara dönemlerde diğer medeniyetlere beşiklik etmiş bir mekan Eğil. Peygamberler ve Krallar diyarı da deniliyor.

    Asur Kalesi'nden Kral mezarlarına kadar görülmeye değer çok sayıda yere sahip Eğil artık doğa sporlarıyla da turistlerin ilgisini çekmeyi hedefliyor. İlçenin hedefleri büyük. Asur Kalesi restore edilecek, sporcular için altyapı hazırlanacak. Kaymakamlık bu hedeflere ulaşmak için kaynak arayışında. Yıllarca gözden uzak kaldı. kimse yan dönüp bakmadı bile. unutuldu gitti, doğunun bir köşesinde. terörün gölgesinde kaldı. kimse gitmedi. gidemedi. ama bundan böyle her şey değişti. doğu'nun en hoş yerlerinden olan ve turistik olarak kesinlikle görülmesi gereken yerlerden bir olmaya aday diyarbakır.

    Yeşil Bursa tabirine benzer bir durum geçmişte Diyarbakır ,için de geçerliydi.Şimdi belli ölçülerde yeşil olan Diyarbakı'ın geçmişi muhteşemdi.Bu açıdan tarihi seyahatnamelere göz atmak yararlı olacaktır. Buckingham seyahatnamesinde Diyarbakırın bahçelik olduğunu ifade eder, H.Peterman Doğu'da Yolculuk isimli seyahatnamesinde Diyarbakır'ı şöyle anlatır '2 saat boyunca Dicle'nin kıyısından çeşit çeşit meyvelerle dolu bahçelerin,Diyarbekri'in ismiyle ünm yapmış muhteşem büyüklükteki karpuzların yanından geçtik. Dr.Lamec Saad Diyarbakır 1890 yılı izlenimlerini şöyle anlatır: Dicle kıyısı boyunca uzayan bahçeler,çeşitli nehir kollarının akmasıyla da,Diyarbekir'in güneyinde ve doğusunda verimli alanlar oluşturuyor.Bu alanda çeşitli sebze ve meyve yetiştiriliyor ki,bunlar arasında en ünlü ikisi şehrin adıyla anılan kavun ve karpuzdur.Özellikle meyveler çok lezzetli kayısı ve üzüm bu meyvelerin en ünlüleridir.Bu verimli alan ilkbaharın gelmesiyle gül ve menekşe bahçesine dönüşmektedir.Halkın eğlence yeri olarak da Dicle kenarında Urfa kapı ile Dağkapı arasında bahçeler çok ünlüdür.

    Lord Warkworth ise 1898 yılı intibalarında'Güneye doğr uzanan vadi dut vadi dut bahçelerinin devamlı bir uzantısı diye bahseder. Lowthıan Bell isimli seyyah ise 1911 yılı seyahatnamesinde 'Güneybatı tarafı dut bahçeleri ve bağlarla süslüdür'der. Armand Colin ise seyahatnamesinde 'Diyarbekir. Nehrin ötesinde ilginç ve hoş bir manzara arazeden yeşil bir vadiye bakmaktadır' demektedir.

    M.Şefik. Korkusuz. Seyahatnamelerde Diyarbekir. Kent yay. İst. 2003, s.93, 94; 127, 157; 158; 192, 213; 219

    Tarihi seyahatnamelere tekrar göz atalım: Şehrin çevresinde meyve ağaçlarıyla ve havuzlarla süslenmiş taşra evleri bulunmaktadır. Zengin Türkler, yoğun sıcaklarda burada yazlarını geçirmeye geliyorlar; burada hem gölge hem de serinlik buluyorlar M.Şefik Korkusuz Seyahatnamelerde Diyarbekir Von Hammer ‘Osmanlı Tarihi’eserinde ‘Diclenin sahilinde bahçeler mevcuttur.Aldıkları mahsül Mezopotamya kıtasının en iyi mahsülü olarak tanınır.Türk seyyahı Evliya,Diyarbekir’in Reyhan bağını,Batı Asyanın en güzel bahçeleri olan Dimaşk(Şam), Malatya, Konya, Adaliye, Maraş bağlarına muadil bulur
     
    Cengiz Gökalp, onurson ve Barış TURAN bunu beğendi.
  2. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    DİYARBAKIR'A GENEL BAKIŞ
    DİYARBAKIRDA İNANÇ TURİZM ENVANTERİ
    Sayısal olarak Diyarbakır’daki inanç turizm envanteri Mekke ve Medine’den sonra,Suriye ,Ürdün,Irak ve Kudüs’ten önce gelmektedir.
    İslam inanç turizm envanteri
    Diyarbakır’da 30’unun mezarı belli 541 sahabe yatmaktadır.
    Diyarbakır Eğil’de İsimleri Kur’an-ı Kerimde geçen Hz.Zülküfl,Hz.Elyesa,Hz.Süleyman’ın katibi Harun’u asefi,Nebi Zennun(Hz.Yunus),Nebi Melak ,Harutyatmaktadır.Hz.Danyal ile ilgili olarak da güçlü veriler vardır.
    Diyarbakır yakınında Reha şehrinin İdrisAS) tarafından yapıldığı,Ergani Otluca köyünde ilk demir işletmeciliğini başlattığı tarihi kitaplarda kayıtlıdır
    Ergani Otluca(Kızılca) köyünde Hz.Şit’in oğlu Hz.Adem’in altıncı göbek torunu Hz.Enuş yatmaktadır
    Diyarbakır’da Fis kayasında Yunus peygamberin makamı,Ergani’de Zülküfl peygamber makamı vardır.

    [​IMG]

    Diyarbakır’da Ulu camii beşinci haremi şerifdir.Hz.Musa zamanında yapılmıştır.
    Bırkleyn mağarasında Hz.Hızır'la Zülkarneynin karşılaştığı Diyarbakır efsanelerinde ve bunu teyiden İslami kaynaklarda ifade edilmektedir
    Diyarbakırdaki sinagogta Hz.İlyas'a peygamberlik gelmiştir.Silvan'da Hz.İsa zamanından kalma bir kilse duvarı vardır.Silvan Cerciş peygamberce yapılmıştır
    Hani’de yeni ismi Duru olan Derkam(Deyrur rakim) köyünde eshabı rakim,Lice Yencülüs dağında eshab-ı kehfe ait mağaralarla ilgili belgeler son derece güçlüdür.

    [​IMG]

    Diyarbakır’da Metfun Bulunan Peygamberler:
    1-Hz. Zülkifl (Aleyhisselam) Eğil’de. Kur’an’da ismi 2 defa geçmektedir (el-Enbiya:85-86).
    2-Hz. Elyesa’ (Aleyhisselam) Eğil’de. Kur’an’da ismi 2 defa geçmektedir (En’am:86, Sâd:48).
    3-Hz. Nebi Harun-ı Âsafi (Aleyhisselam) Hz.Süleyman’ın Katibi. Eğil’de
    4-Hz. Nebi Hellâk (Aleyhisselam) Eğil’de
    5-Hz. Nebi Harut (Aleyhisselam) Eğil’de
    6-Hz. Enuş (Aleyhisselam) Ergani Otluca Köyünde
    7-Hz. Nebi Zennun (Aleyhisselam) Eğil’de

    [​IMG]

    Diyarbakır’da Makamı Bulunan Peygamberler:
    8-Hz. Yunus (Aleyhisselam) (Yedi yıl Fiskaya’da kaldı) Diyarbakır merkezde
    9-Hz. İlyas (Aleyhisselam) Diyarbakır’da kendisine Peygamberlik verildi. Diyarbakır merkez Hasırlı Mahallesinde bulunan Sinagog’da.
    10-Hz. Zülkifl (Aleyhisselam) Ergani Makam Dağında
    Diyarbakırda ayrıca Hz.Zülkarneyn,Hz.Hızır,Hz.Cercis ve Eshab-ı kehfle ilgili güçlü veriler mevcuttur
    11.Eshab-ı Kehf Lice’de, (Dünyada 33 mekanda bu tip mağaradan söz edilmektedir.Ancak Diyarbakırda Yencülüs dağı,Dakyanus harabesi ve Fis(Efsus) ovasının olması olaya ayrı bir önem kazandırıyor.)
    12.Hz.Cercis Silvan ve Diyarbakır merkezde
    13.Hz.Hızır ise ,Lice-Bırkleyn ,Diyarbakır merkezde Hızır ilyas mahalle ve kilisesi ve Hızır İlyas, Hızırpınarı köyleriyle ilgili kıssaları vardır.
    14.Hz.Zülkarneyn :İslam Tarihleri(El-Mesudi,vakidi,İbnülesir) Lice’de Zülkarneyn mağara ve kalesinin bulunduğu yere ‘Zülkarneyn’ demektedir.Halk ise burada Hz.Zülkarneynle Hz.Hızır’ın buluştuğunu söylemektedir.

    [​IMG]

    15. Hz.İsa:
    a)Silvan ilçesine İncil’de Tigranocorte denmektedir.Ayrıca MS.410 yılında İrandan 40 hristiyan şehidin kemiklerinin getirilip surlara yerleştirilmesiyle Martiropolis(Şehitler şehri ) ünvanını almıştır.Silvanda Hz.İsa zamanından kalma bir klilise duvarı vardır.
    b)Eğil bir piskoposluk merkeziydi.Burada bulunan bir mağara kilisede Eğilli(Efesli) Yuhanna tarafından Yuhanna incilinin yazıldığı yöre halkı tarafından ifade edilmektedir.Bu kilsede şehit Mar Abay isimli aziz yatmaktadır.
    c)Diyarbakırda surlarda 83 sur vardır.Ancak MS.349 ve sonrasında 72 havariyi temsilen 72 burç yapılmıştır.Diğer burçlar sonradan ilave edilmiştir.İçkalede bulunan Saint George(Cercis) kilisesi ise Cercis nebi ile yaşıttır
    Diyarbakır ayrıca bir Süryani patriklik merkezi idi(Diyarbakır salnamesi 1/127)
    16.Hz.Musa:Evliya Çelebi ,Rum tarihçilerine ve ibranice yazılı bir sütunu kaynak alarak Ulu camiinin orta kısmının Hz.Musa zamanında yapıldığını ifade etmektedir.
    17.Hz.Eyüp 1518 Tarihli tahrirde Hz.Eyüp’ün mezarı Çüngüşte Hasud köyündedir.
    Defterde kaydedildiğine göre bu köy Çüngüş’ün kuzeyinde olup peygamber Eyyub’un vakfı, ve anlaşıldığı kadarıyla kabrin kendisi de bu köyün yakınlarında idi. Peygamber h.z Eyyub’un olduğu sanılan bu mezar şüphesiz bir çok ziyaretçileri bu köye celb ediyordu. Dolayısıyla köy sakinlerinin temin ettiklerine ilaveten yemekler için 19 akçe harcanması hayret verici olmalı. Bu köyün, kabre olan yakınlığından dolayı gelişmiş olması muhtemeldir. (Kr. Dursun beg, “Tarih-iEbu’l Feth”, TOEM, 1330, s.66)
    ( M.Mehdi İlhan:Amid (Diyarbakır)TTK.2000.s:116-117)
    18.MollaGürani Hilarda doğmuş ve Diyarbakırda eğitim görmüştür.
    19.Hz.İdris:Otluca köyü bölgesinde Hz.Enuş peygamberin cenaze namazını kılmış,ilk terzilik,yazı ve demirciliği burada yapmıştır.

    [​IMG]

    Hristiyan inanç turizm envanteri
    Hıristiyanlık açısından Eğil’in inanç merkezi olması, İsa Peygamber’in öğrencilerinden (şakirt) olan Adey’in, miladi 1. yüzyıl ortalarında buraya gelmesi yönüyledir. Adey’in ölümünden sonra, öğrencisi olan Agey, Eğil ve çevresinde dinsel telkinde bulunmuştur. 325’te ilk defa yapılan ve Hıristiyanların en büyük konsili olarak bilinen İznik Konsili’ne, -bu bölgeye ilk olarak gelen Adey’le aynı adı taşıyan- Eğil Metropoliti Adey de katılmıştır
    Eğil’in, Hıristiyanlar arasında önemli bir merkez olmasının en büyük kanıtı, buranın çoğu zaman episkoposluk merkezi olmasıdır. İslamiyet’ten önce, Diyarbakır ve çevresinde ve tabi ki Eğil’de, Süryani kültürünün yoğun bir etkisinin olduğu bilinmektedir. Eğil, bu kültürün en önemli merkezlerinden birini teşkil etmektedir

    [​IMG]

    Diyarbakır Eğil’de yetişen Hıristiyan ilim ve sanat adamlarından; Eğilli Rahip Musa (M.S.5.Yüzyıl), Eğilli (Efesoslo/Efesli) Yuhanna (M.S.507-586) ve Theodoto (ö.698) en çok bilinenler arasında yer almaktadırlar.
    Mezopotamya Bölgesi’nin Hıristiyanlıkla tanışmasında; Havari Petrus, Arkadaşı Thomas ve kardeşi Aday (Addai), bunların öğrencileri Agay (Aggai) ve Mara (Mari)’nın büyük etkilerinin olduğu ifade edilmektedir. Bahsedilen bu gelişmelerin, M.S.38 yılından sonra gerçekleşmiş olduğu görülmektedir. Hatta Süryanilerin, Hıristiyanlığı, bahsedilen bu kişilerden öğrenmiş oldukları ifade edilmektedir. Aday ve Mara, Hıristiyanlığın gelişiminde çok büyük bir yere sahiptirler
    313’te imzalanan Milano Fermanı ile, Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline gelmiş ve 23 Mayıs-19 Haziran 325 tarihleri arasında İznik Konseyi toplanmıştır. İznik Konsili’ne, Amed (Diyarbakır) bölgesinden katılanların sayısının azımsanmayacak sayıda olduğu dikkat çekmektedir. Katılanlardan bazıları; Şem’un, Yakup, Atiyakos, Eğilli Adey, I.Marutha, Mara biçiminde sıralanabilir

    [​IMG]

    Eğilli Rahip Musa (6. yüzyıl) da, Eğil’de doğan ve bu çevrede yaşayan ünlü Hıristiyan ruhanilerindendir. 550 yılında, hayatta olduğu kayıtlıdır. İskenderiyeli Mar Korlis’in, “Kelafira” adlı Yunanca eserini Süryanice’ye çevirdiği ve Musa Peygamber ve Yusuf Peygamber ile karısının kıssasını kaleme aldığı bilinmektedir
    Diyarbakır’ın 3. episkoposu olan Mar Aday, Urfa kralı Küçük Abgar tarafından öldürülmüş ve cesedi Eğil Kilisesi’ne gömülmüştür. Buna göre Eğil’in, birçok Hıristiyan ruhaninin mezarına ev sahipliği yapması yönüyle de önemli bir merkez olduğu söylenebilir.
    Hıristiyanlığın azizleri arasında yer alan Eğilli Yuhanna (Efesli Yuhanna), zamanının seçkin ruhanilerinden olduğu gibi, musannif, tarihçi ve geniş kültürüyle dikkat çeken bir kişidir. Eğilli Yuhanna olarak, adı kaynaklarda geçse de, Efesli Yuhanna adıyla meşhur olmuştur.
    Dört büyük incilden olan Yuhanna incilinin Eğildeki kilisede yazıldığı ifade edilmektedir

    [​IMG]

    Efes’i ve Küçük Asya’yı yönettiğinden dolayı, kendisine “Efesli Yuhanna” veya “Efesoslu Yuhanna” denilmiştir. 29 yıl ruhani reislik yapmış ve 80 binden fazla putperestin Hıristiyan olmasına önayak olmuştur. Bir rivayete göre, 92 kilise, 10 manastır, bir rivayete göre de 99 kilise 12 manastır inşa ettirmiştir. Yardımcısı olan Dotenyos’u, episkopos olarak Kariya için tayin etmiştir. 566’da, İskenderiye patriği Theodosios ölünce, Yuhanna, bütün İstanbul Ortodokslarına ve Rum bölgesine, ruhani reis olarak atanmıştır].

    [​IMG]

    Eğilli Yuhanna’nın bilinen en önemli yapıtı, Yunanca yazılan ve 3 cilt halinde olan Kilise Tarihi adlı eserdir. Kilise Tarihi’nin her cildi 6 bölümdür. 1. ve 2. ciltler, Roma Kayseri Yulyus’tan, 571 tarihine kadar olan olayları anlatır. Son cilt, 571-585 yıllarına ait olup 418 sayfadır. Bu eserin 1. cildi kaybolmuş, son iki cildinin de 7. asırda yazılan yazmaları bulunmuştur. Bunlar, halen daha, Londra’da British Museum’da, 14.640 numaralı eser olarak muhafaza edilmektedir..
    Eğil’de doğup, bu bölgede Hıristiyanlık adına faaliyette bulunan kişilerden birisi de, Aziz Theodoto’dur.
    Hristiyanlarca muteber inciller Matta,markos,luka,yuhanna,barnabe incilidir,yuhanna incili Eğilde'ki kilisede yazıldığı yöre halkınca ifade edilmektedir.

    [​IMG]

    Diyarbakır merkez kiliseleri
    Diyarbakır Keldani kilise vakıf başkan yrd Zeki Kasar Diyarbakır'da geçmişte 37 kilise olduğunu ifade etmektedir.
    Diyarbakırda Can şakarer'in işaret ettiği otuz kiliseyi meşhur tarihçi Abdüssettar Hayati Avşar da teyid etmektedir.Bölgede bu kadar sayıda kilisesi olan bir il yoktur

    [​IMG]

    Orhan Cezmi Tuncer 'Diyarbakır Kiliseleri'isimli eserinde bu konuyu çok detaylı ele almıştır,başvurulabilir.Bu eserde özet envanter:
    Yokolanlar:Markuzma,Mar Zu'ora,7.y Yavuz selim ilkokulu bahçesinde süryani kilisesi,Sen Teodoros,Mar Toma,Mar şilo,Vaftizci Mar,Mar istefanos,Mor Gevarfis,Mar Hananyo,Madin Araklos,Makabagus,Meryem-i Zal.
    Çalışanlar:Meryem ana kilisesi(Süryani),Mar petyun(Keldani)
    Boş kiliseler:Surp Sargis 16. yüzyıl Katolik Gregoryan
    İsim ?:Katolik kilises 16. yüzyılda yenilendi,1877'de yeniden yapıldı
    Surp Giragos Katolik kilse 16. yüzyıl.1722,1827 ve 1833'de yenilenmiş.
    Latrin kilse:17 y.Süleyman Nazif ilköğretim okulu bahçesinde
    Sen Corc:Nasturi kilse iç kalede 3.yüzyıl.


    [​IMG]

    Silvan:
    Silvan Hristiyanlarca kutsal bir şehirdir.Şehitler şehri olarak anılmaktadır.Hz.İsa zamanından kalma bir kilise duvarı vardır.
    Bu duvar şimdi bir caminin bir kenarı oluşturmaktadır.Bu cami sur üstündeki Belediye camiidir.
    Nasıl ki Kudüste ağlama duvarı çok büyük ehemmiyet arzedip çok ziyaretçisi vardır,bu duvarın tanıtımı da çok önem arzetmektedir.
    Silvanda ayrıca Hassuni mağaralarını yanında taşlarla yapılmış çok eski bir kilise de bulunmaktadır.


    [​IMG]

    Çermikte
    Diyarbakır salnamelerinde Çermikte 1 kilise,3 hristiyan ibadethanesi ve 3 hristiyan mektebi olduğu yazılıdır.
    Çüngüştede bir manastır vardır. Lice’de Yukarı camii kiliseden dönmedir.Ayrıca bir kilise harabesi de bulunmaktadır.


    [​IMG]

    Hazro:
    Hazro'nun eski yerleşim yeri olan Tercil kalesinin içinde kilise bulunmakta ve bu kiliseye müslümanlar dahi çocuklarını götürüp içinde yatırıp şifa aramakta ve kilise için adaklar kesmektedir.

    [​IMG]

    YAHUDİ İNANÇ TURİZMİ
    Diyarbakır'ın ilk yerli halkı olarak Davud peygamberin sülalesinden Hunayna bin Maiş gibi kişilerin varlığı.Hz.İbrahim'in Hacer ve Sara isimli hanımlarının ölümünden sonra evlendiği Katura isimli hanımın oğlu Medyan'ın torunu Amed'in Diyarbakır'ın kurulmasındaki rolü bulunmaktadır

    [​IMG]

    Diyarbakırda Arap şeyh camii arkasında bir sinagog vardır.Restore edilip çevre düzeni yapılarak ibadet ve turizme açılmalıdır.Sinagog kalıntısının adresi Hasırlı mahallesi Bahçecik sokak. 3.çıkmazda ,radyo sanatçısı Recep Kaymak'ın eski evinin yanıdır.Sinagog'un mimarisi için Bahçecik sokak No:17'de muhtardan bilgi alınabilir.Sinagog surlara 50m. mesafededir.Surun etrafı temizlendiği için ulaşım da kolaylaşmıştır.Dinlerin kaynaşması gereken bir ortamda sinagog'un restorasyonu yararlı olacaktır.Diyarbakırdaki Sinagogda mevcut olan küçük bir oda daima kapalı tutulmaktaydı.Bu oda Yahudiler ve diğer dinlere mensup kişiler için kutsaldır.İnançlarına göre Hz.İlyas bu odada peygamberliğini ilan etmişti. Duvarla çevrili bu odada Aramice bir Tevrat yazması mevcuttu

    [​IMG]

    Çermikte de bir sinagog bulunmaktadır.
    1804 yılında Diyarbakır'ı ziyaret eden İnciyan'ın ifadesine göre St.Kirakos kilisesinin Yahudilere ait olduğu ifade edilmektedir.Bu dönemde Yahudi nüfusu ise 3975'dir
    Diyarbakır'da Ulu camiinin ilk olarak Hz.Musa tarafından yapılmış olması Yahudileri de ilgilendirmektedir.
    Çermikte Sinagog:
    İlçede Yahudilerden kaldığı söylenen eski bir sinagog vardır. Bu gün ev olarak kullanılmasına rağmen, halen bazı duvarları özelliğini korumakta ve tarihi bir görünümdedir. Sinagog, dışarıda büyük bir avlu ve içeride bulunan genişçe bir odadan oluşmaktadır. İçerideki büyük odanın batı tarafında “hitabet yeri bulunmaktadır. Odanın duvarları siyah ve beyaz bir taştan yapılmıştır.


    [​IMG]

    Eğil’e gelen evliyaların hemen hemen tümü Yahudi asıllı veya İsrailoğullarından oldukları ve bu bölgeye çok önceden geldikleri biliniyor.
    Eğil kasabasının girişindeki vadiye yöre halkı Melek deresi der.Bu ismin aynı vadideki mezarlıkta kabri olan Hz.Hellaktan mı geldiği yoksa burada yatan yedi evliyanın melaike,melekle mi ilgili olduğu ihtimalini akla getirir
    Bu açıdan melek deresinin Yahudi evliyalara ait bir mekan olduğu yöre halkınca ifade edilmektedir.Eğildeki Zülküfl,Elyesa,Yunus,Harun-u Asefi ve Danyal peygamberler de Yahudilerce kutsaldır


    [​IMG]

    SABİİLİK
    Sabiilik dininin ibadetgahı şemsilerde ve mağaralardadır.Mekan :Gazi köşküne giderken Mardin kapı mezarlığının altındadır.Burada üç mağara vardır.Ancak şu an toprakla kapanmıştır.1.mağara 150 metrekare civarında olup,bir ucu şemsilerde başlamakta ve asri mezarlığın bir ucunda bitmektedir, diğer ikisi ise 25 metrekaredir.
    Ayrıca Hacı Mahmut Kasal'a ait yıkık değirmenin arkasında da bir mağara mevcuttur.Bu da 15 metre kare civarındadır.
    Mezarlığın bitiminde yağmur duası yapılan yerde yani Şeyh Muhammet düzlüğünün arkasında dereye inilince yüzleri Gazi köşküne bakan ve Cemiloğlu çesmesi ve aile mezarlığının sağ ve solllarında küçük mağaralar mevcuttu.Şu an toprakla dolmuştur,. Dicle ilçesinde Dibni köyünde han ve Şemsilere ait kilise vardır.Eğil kalesinde de bir mabed bukunuyordu


    [​IMG]

    YEZİDİLİK
    Diyarbakır'ın 12 köyünde Yezidi vardır.Bu köyler Bahçecik,Davudi,Aşağı Mollaali,Başköy,Mollacabir,Seydek,Yassıca,Bozpınar,Dikenlik,Çatal,Perişan ve Sinan köyleridir.3 bin kadarının Siirte bağlı köylerde,7 bin kadarının Diyarbakır,Urfa ve Mardin köylerinde yazıldığını İhsan Süreyya Sırma Yezidiler isimli 1996 tarihli lisans tezinde yazmaktadırSchneider'in 1986 yılı tespitlerine göre Türkiye'de 20 bin yezidi yaşamaktadır


    [​IMG]

    DİYARBAKIR'IN MANEVİ YÜCELİĞİ
    Diyarbakır'a manevi tılsım katan unsurlar şunlardır.
    a)40 şehit sahebe'nin İçkalede ve 501 sahabenin muhtemelen Mardinkapı mezarlığında( Diyarbakır'da) yatıyor olması
    b)Zülküfl,Elyesa,Harun-u asefi,Melak,Yunus peygamber ,Harut peygamber mezarlarının Eğil ilçesinde olması,Eğil'in piskoposluk merkezi olması,burada aziz rahip Musa,Theodoto isimli alimlerin yaşamış olması,Yuhanna incilinin Eğilli (Efesli)Yuhanna tarafından yazılmış olması,Eğildeki mağarada I.Urfa kralı Abgar'ın şehit ettiği Mar abay isimli azizin yatıyor olması.Ergani Otluca köyünde Hz.Şit'in oğlu ve Hz.Ademin 6.göbek torunu Enuş Peygamberin yatıyor olması

    [​IMG]

    c)Fis kayasında Yunus peygamber makamı,Ergani makam dağında Zülküfl peygamber makamının varlığı.
    Sahabe meşhedinin bulunduğu yerde daha önce Peygamber Süleyman(as)'a ait muhtemel bir makam
    ç)Diyarbakır'ın ilk yerli halkı olarak Davud peygamberin sülalesinden Hunayna bin Maiş gibi kişilerin varlığı.Hz.İbrahim'in Hacer ve Sara isimli hanımlarının ölümünden sonra evlendiği Katura isimli hanımın oğlu Medyan'ın torunu Amed'in Diyarbakır'ın kurulmasındaki rolü.
    d)Diyarbakırdaki Sinagogda mevcut olan küçük bir oda daima kapalı tutulmaktaydı.Bu oda Yahudiler ve diğer dinlere mensup kişiler için kutsaldır.İnançlarına göre Hz.İlyas bu odada peygamberliğini ilan etmişti. Duvarla çevrili bu odada Aramice bir Tevrat yazması mevcuttu


    [​IMG]

    e)Silvan'ın Cerciş peygamberce yapılmış olması.Hz.İsa zamanından kalma bir kilse duvarının mevcudiyeti..İslam öncesi dönemde hristiyan şehitlerin topluca yatması nedeniyle Şehitler şehri ismiyle anılması
    f)Ergani Otluca köyünde İdris(AS)'nın ilk defa demirciliği başlatması ve Diyarbakır'da Reha şehrini kurması
    g)Lice'deki Eshab-ı Kehf mağarasının diğer illerdekine göre daha güçlü belgelerle mevcut oluşu.Hz.Hızır'ın Zülkarneyle Burkleyn mağarasında buluşmuş olması
    ğ)Diyarbakır Ulu camiinin beşinci haremi şerif oluşu,4 dine ibadetgah olması ve Hz.Musa zamanına yapılmış olması
    h) Diyarbakır deyince Dicle akla gelir. Dicle’nin Basra Körfezi’ne kadar ulaşan güzergâhın Danyal Peygamber tarafından çizildiği söylenir. Allah, Danyal peygambere der ki; “Elindeki asa ile suyun çıktığımağaranın ağzından başlayarak bir çizgi çiz. Su arkandan gelecek. Ancak yetimlerin, dul kadınların, fakirlerin, vakıfların malına ve mülklerine dikkat et , su bunlara zarar vermesin.”


    [​IMG]

    i) Hz.Ömer "Dicle'nin kenarında bir kurt bir kuzuyu yese Allah hesabını Ömer'den sorar. “Eğer Dicle üzerindeki köprülerden birinde, bir koyunun ayağı incinirse Allah onu Ömer’den sorar'sözleri kulağımızda çınlamaktadır.
    Bilindiği üzere Diyarbakır Dicle kenarında olup Hz.Ömer zamanında fethedilmiştir.
    Dicle Diyarbakırın içinden,Fırat da sınır nehri olarak geçer.Tüm dinler iki nehir arasına işaret etmiştir.Fırat ve Diclnin i kisini birlikte içine alan tek il Diyarbakırdır
    j) Hz.Ali efendimiz Dicle ile Fırat'ı gayet övmüş ve tatlı sularının vücuda faydalı olduğunu söylemiştir.


    [​IMG]

    k)Hz Yunus Musul'a yerleşip o ülkenin halkını dine davet etmiş. Fakat kendisine hiç inanan olmamış. O da Musul'un halkına beddua edip oradan ayrılmış ve gelip Diyarbakıra yerleşmiş. Diyarbakır halkı ona inanmış Yunus Nebi'de onlara "İliniz mamur halkınız her zaman sevinçli olup bütün çoluk çocuğunuz asil ve olgun olalar" diye hayır - dua etmiştir
    k) Arap tarihlerinde Peygamberimiz(SAV) miraca çıkarken Diyarbakır'ı görrmuş ve Cebrail (AS)''a burası neresi diye sormuş Cebrail Amid şehir demiş.Peygamberimiz de bu şehre dua etmiş (Abdülsettar Hayati Avşar).Bu dua içkaleden Nasuh paşaya çıkan kapı üzerinde şu şekilde kayıtlıdır.'Resüller resulü Muhammed (SAV) Miracda hepimize Allah şehrimizi mübarek etsin buyurmuştur' şeklinde yazılıdır.
    Süleyman Nazif’in babası Sait Paşa 10 citlik Mirat’ül İber isimli (9 cilt basılı,10.cilt yazma olarak İstanbul müze kütüphanesinde) eserinde Peygamberimizin(AS) miraçta Diyarbakırla ilgili iltifatlarını kaynaklarını vererek anlatıyor


    [​IMG]

    Diyarbakır surlarla çevrilidir.4 kapıdan şehre girilir.Tarihi fotoğraflarda da görüldüğü üzere bu kapıların kenarlarında hamamlar vardı.Şehre girenler bu hamama sokulur ve şehre abdestli olarak girme zorunluluğu söz konusuydu.Yani şehir mübarek bir beldedir.
    Evliya Çelebi bu hamamları şu şekilde tasvir eder:Eski hamam Rum kapısındadır.Hamamların en büyüğüdür.Dağ kap yanındaki Zilci hamamı da güzeldir.Yenikap hamamı da meşhur hamamlardandır



    [​IMG]

    Bölgedeki doğa turizm potansiyeline bakalım:
    Çermik’ten 30 km ötede Şeyhandede şelalesi bir doğa harikasıdır.Ulaşımın daha kaliteli hale gelmesiyle önemli bir turist çekecektir
    Diyarbakır-Hani karayolu üzerinde yapılan Dicle barajı bir doğa harikasın durum arzetmektedir.Diyarbakırlılar için ikinci bir Hazar gölü denebilecek yer hafta sonu ve yaz tatilleri için uygun bir mekan arzetmektedir.


    [​IMG]

    Kulp’ta ve Sason çayında rafting,Karacadağ’da kayak turizmi,Eğil’de su sporları turizmi,ıslah edilecek 20 km Gezin-Kovancılar yoluyla yakınlaşan Tunceli Munzur ve Ovacık bölgeleri önemli bir doğa turizmini oluşturur. Munzurdağı (güneyden kuzeye) trekking turları için uygundur.
    Hazro-kulpta büyük kanyonlar (taşköprü) ve su kaynakları büyük potansiyeldir. .Bu kanyonda resimlerin olduğu tarihi mağaralar da vardır.Bugüne kadar yerli turistlerin bile giremedikleri yerler vardır.



    [​IMG]

    Hani
    Koki Çayı Mesiresi:İlçe merkezinden 8km. mesafededir.Burada kaynayan suda bol miktarda alabalık bulunur.Saniyede 6m3 su akmaktadır.
    Aynkebir Havuzu:Aynkebir su havuzu Ulucami ile Hatuniye medresesi arasında bulunan büyük bir havuzdur.Bu su Hani Dağının eteklerinde kaynar ve 9 kemerli bentlerden çıkarak bir havuz oluşturur.havuza 7 gözden su akmaktadır.Akan su ile ilçenin tüm arazileri sulandırılmaktadır.Ayrıca su ile 8 adet su değirmeni çalıştırılmaktadır.M.Ö. 2000 yılında Hüriler tarafından yapılmıştır


    [​IMG]

    DİYARBAKIR’IN MUKADDES CAMİLERİ
    Tüm camiler mukaddes olmakla beraber Diyarbakır’da aşağıda belirtilen üç camide ayrı kutsal özellikler mevcuttur


    [​IMG]

    DİYARBAKIR ULU CAMİİ
    4 dine ibadetgahlık yapmış Mukaddes Mabed (5.Harerm-i Şerif)
    Diyarbakır ulu camiinin önemli manevi bir özelliği vardır:
    Anadolunun ilk camii olup,Diyarbakır'ın fethinden bugüne hiç bir zaman düşman işgaline uğramamıştır.Ulu camii 5 Harem-i şerif'den birisidir.Bunlar:
    1.Mescid-i Haram 2.Mescid-iNebi 3.Mescid-i Aksa 4.Emevi camii 5.Ulu camii(Diyarbakır)


    [​IMG]

    Uygarlığın beşiği olan Mezopotamya'nın bilinen en eski tapınağıdr. İlk olarak Zerdüştilerin "Ziggurat"ı olarak kurulur.
    Ana namazgaha girildiğinde cami sağdan sola doğru uzanır. Buraya orta kapısından girmişseniz, ilk adımınızı attığınız yere "Hanefi bölümü" yada kimilerince "heykel" denir.. Buraya "Heykel" denmesinin sebebine gelince 1046 yılında şehrimize gelen İranlı bilgin ve gezgin Nasr-ı Hüsrev Ulucaminin bu kısmı için; daha önceleri de burada bir tapınağın bulunduğunu, tam bu noktada vaktiyle bir putun bulunduğunu "Heykel" adının o dönemden kaldığını belirtir.
    Daha sonra Hristiyanlığın yayılmasıyla beraber kiliseye çevrilir
    Anadolu’nun en eski camilerden biri olan Diyarbakır Ulu Camii, 639 yılında İslam orduları tarafından Diyarbakır fethedildiği zaman şehrin ortasında bulunan ve kentin en büyük kilisesi olan Mar-Toma Kilisesi’nin camiye dönüştürülmesi sonucu bugünkü halini almıştır.
    Diyarbakır Suriçi semtindeki geçmişte Mar-Toma Kilisesi olan en büyük kilise şimdi ise 7.yüzyıldan itibaren dönüştürülüp Ulu Camii adını alarak sadece Diyarbakır’ın değil bölgenin de en büyük cami özelliğini taşıyor.


    [​IMG]

    Gerek kiliseden camiye dönüştürülmesi, gerekse mimari yapısı ve tarihi özellikleri nedeniyle yerli turistlerin yanısıra kente gelen Hıristiyan ve Müslüman turistlerin de ilk uğrak yerlerinin başında gelmektedir
    Martin Van Bruinessen caminin eski bir kilisenin yıkıntılarının bulunduğu bir yerde inşa edildiğini,aynı yerde daha önce bir pagan tapınağı bulunduğunu ifade etmektedir.
    (Evliya Çelebi Diyarbekir’de.Martin Van Bruinessen,Hendrik Boeschoten1997.s108)
    Müslümanlar tarafından 5.Harem-i Şerif (Mukaddes Mabed) olarak kabul edilen caminin dört ayrı cephesi, Müslümanlığın dört ana mezhebine ayrılmıştır
    Anadolu'nun en eski camilerindendir. Müslümanlar tarafından 5. Harem-i Şerif (Mukaddes Mabed) olarak bilinir. 1091 yılında esaslı bir onarım geçirmiştir. Plan itibariyle Şam Emeviye Cami'nin Anadolu'ya yansıması olarak yorumlanır.

    [​IMG]

    Evliya Çelebi, seyahatnamesinde; Diyarbakır Ulu Camisinin Hz. Musa zamanında yapıldığından bahseder. İfade şu şekildedir.’'Hz.Musa zamanında yapılmştır.Bahçe sütünlarının sağ tarafında bir sütun üzerinde ibranice tarihi vardır.Ve Diyarbakır Ulu Camii ile ilgili olarak şöyle devam eder; " Kale her kimin eline geçmiş ise, yine bu mabed, mabed olarak kalmıştır, içinde öyle bir ruhaniyet vardır ki; bir kimse iki rekat namaz
    kılsa kabul olunduğuna kalbi şahitlik eder. Güya Halep'in Ulu Camii, Şam'ın
    Emevî Camii, yahut Kudüs'ün Mescid-i Aksa'sı, Mısır'ın Ezher Camii,
    istanbul'un Ayasofyasıdır.( Beysanoğlu, Şevket, Anıtları ve Kitabeleri ile Diyarbakır Tarihi, l. Cilt , Sf.271 (Evliya Çelebi Seyahatnamesi , c.6, sf.122. Zuhuri Danışman yayını)
    Evliya Çelebi Ulu caminin Hz Musa zamanında yapıldığını İbranice bir kitabeye dayandırmaktadır.
    Evliya Çelebi mabedin Hz.Musa yapıldığı hususunda Rum alimlerinin tümünün hemfikir olduğunu ifade etmektedir.


    [​IMG]

    Hz.Musa Diyarbakır ilişkisi olarak yaygın şekilde geçen halk hikayeleri vardır:
    Hz. Musa ve Hızır Aleyhisselam Kıssası : Diyarbakır'ın doğusunda ve Dicle Nehri’nin kuzeyinde, Hızır İlyas Köy'ü vardır. Daha kuzeyde Kani Hızır [Hızır Pınarı] vardır. Hızır (a.s.)’ın Bırkleyn Mağaraları’nda Hz. Musa ve İskender-i Zülkarneyn ile buluştuğuna dair efsaneler halk arasında anlatılmaktadır


    [​IMG]

    Kültür ve tarih şehri: Diyarbakır
    Güneydoğu’nun dünyaya açılan penceresi. Dicle Nehri’nin suladığı bereketli topraklar. Kesin olarak, ne zaman, kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen ve üzerinde 12 medeniyete ait kitabeler bulunan Diyarbakır Surları.


    [​IMG]

    Hakettiği kadar turisti misafir edemese de Avrupa Birliği Parlamenterlerinin yolunun mutlaka geçtiği tarihi kent.Eski zamanlarda Amida olarak bilinen Diyarbakır, Dicle Nehri kıyısında bazalt bir yayla üzerine kurulmuş. Kenti kuşatan da yine bu bazalt taşlarından yapılan Surlar. 16 kaleli 5 kapılı surlar Çin seddinin ardından ikinci sırada geliyor ve eski ile yeni Diyarbakır’ı ayırıyor.
    Kentteki tarihi eserlerde her dönemin izini bulmak mümkün. Selçuklu Sultanı Melik Şah tarafından yaptırılan Ulu Cami, hem bizans hem de daha eski mimari malzemelerin kullanılmış olması açışından ilginçtir.
    Safa Cami tuğladan yapılmış minaresi ile Pers etkisini sergilerken, Nebii Cami tipik Osmanlı tarzını temsil eder. Bugün hala kullanılan Meryem Ana kilisesi çeşitli zamanlarda onarım görse de 4’üncü yüzyıldan günümüze gelmeyi başarmıştır. Mardin Kapısı’nda şimdi otele dönüştürülmüş olan Deliller Hanı, binbeşyüzlü yılların ticaret yapan kervanlarının Diyarbakır’da Ve kentin köprüleri, en meşhuru, şarkılara ve filmlere konu olan Malabadi’nin 1147 yılında Artukoğullarından Timur Taş Bin İlgazi tarafından yapıldığı bilinmektedir.


    [​IMG]

    Taş köprüler arasında dünyada kemeri en geniş olandır. Malabadi gibi şarkılara konu olan bir diğeri ise On Gözlü Köprü’dür. 1065 tarihinde Mervaniler tarafından kurulduğu ve mimarının Ubeydoğlu Yusuf olduğu üzerinde yazılan kitabeden anlaşılmaktadır. Bir diğer tarihi köprü ise 1179 yılında kurulan Haburman Köprüsü’dür. Hassuni Mağaraları ve Zülkifil Dağı’da Diyarbakır’ın görülmeye değer yerleri arasında yer alır.

    Diyarbakır, Güneydoğu’nun tarihi ve turistik merkezlerinin de geçiş noktasında bulunuyor. Batman’ın tarihi Hasankeyf ilçesi karayolu ile kente yalnızca bir buçuk saat uzaklıkta.
    Açık hava müzesi olarak bilinen ve bir çok kültürü barındıran Mardin’de yine kara yoluyla bir saatlik mesafede. Harran’ı, Balıklıgöl’üyle ünlü, tarihi şehir Şanlıurfa’ya da ulaşmak için yalnızca ikibuçuk saat yeterli. Kente en uzak sayılabilecek il Van...
    Tarihi Akdamar adasını ziyaret etmek, Van gölü kıyısında dinlenmek için ise yaklaşık 5 buçuk saatlik bir yolculuk yapmak gerekiyor.
    Yüz yıllardır çevresine bereket ve bolluk veren ünlü kutsal Dicle Nehri’de Diyarbakır’dan geçer. 5 bin yıllık geçmişe sahip kent tarihin her döneminde büyük medeniyetlerin, kültürel ve ekonomik hareketlerin merkezi olarak kabul edilmiştir.

    Ve 26 medeniyete beşiklik etmiştir. M.Ö 3000 yıllarında Hurrilerden başlayarak, Osmanlılara kadar uzanan yoğun bir tarihi olan Diyarbakır’da yaşayanlar devirlerine ait eserlerle şehri ölümsüzleştirmişlerdir. Surların bir kalkan balığı şeklinde kuşattığı kentin Amid olan adı, 1869 tarihinde Diyarbekir, 1937 tarihinde de Diyarbakır olarak değiştirildi.


    [​IMG]

    Tarih boyunca oluşan kültür mirasından yararlanan ünlü bilge ve düşünürleri yetiştirmiş olmakla övünen Diyarbakır, folklorik özellikleriyle de zenginlik kaynağıdır. Kentin her köşesinde gelmiş geçmiş uygarlıkların köklü kültürleri saklıdır. Dokunan kilim ve heybelerdeki renk renk motifler, tarihin derinliklerinden gelme çeşitli sembollerin canlı ve sıcak örnekleridir.

    Davul ve zurna eşliğinde oynanan Diyarbakır oyunları yörenin aşk ızdırap ve bazen de aşiretlerin sosyal durumunu konu alır. Günümüzde büyük ilgi gören ipek puşiler Diyarbakır’da el tezgahlarında dokunur.

    Diyarbakır’ın arkeolojik alanları da dikkate değer. Kentin 65 kilometre kuzeybatısında Ergani İlçesi yakınlarında yer alan Çayönü eski bir yerleşim merkezidir. Yörenin tarihi M.Ö 7000 yıllarına Cilalı Taş Devri’ne kadar uzanır. Gene aynı ilçe yakınlarında Hillar Mağaraları’nda antik çağdan kalma kabartmalar bulunmuştur. Diyarbakır’ın Çermik ilçesi ise kaplıcaları ile ünlüdür. Çermik’te bulunan Belkıs Hamamı özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınların akın ettiği bir yer haline gelmiştir.



    [​IMG]

    Diyarbakır’ı gezmek isteyenlerin konaklamaları içinde pek çok tercihleri var. Kentte şu anda 14 turizm belgeli, çok sayıda da belediye denetiminde otel bulunuyor. Çoğu kentin merkezinde bulunan oteller yerli ve yabancı misafirlerin isteklerine cevap verebilecek şekilde düzenlenmiş. Son zamanlarda moda olan Güneydoğu turları da kenti görmek isteyenlerin tercih edebileceği bir seçenek.

    [​IMG]

    Diyarbakır’a ulaşımda çok kolay. Kent karayollarının bir kavşak noktası. Hava, kara ve demiryolu ile ulaşım sağlanabiliyor.Hergün Ankara ve İstanbul’dan düzenli uçak seferleri yapılan kent, hemen hemen Türkiye’nin her yerinden otobüs seferleri imkanına sahip.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]
     
  3. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Diyarbakırda tarihi evlere güzel örnekler
    Kültür bakanlığı
    Ziya Gökalp Müze-Evi
    Diyarbakır'ın tipik sivil mimarlık örneklerinden biri olan ev, 1808 yılında inşa edilmiştir. İki katlı bu yapıda malzeme olarak siyah bazalt taşı kullanılmıştır. Haremlik ve selâmlık olmak üzere iki bölüm halindedir ve mekânlar ortadaki iç avlunun etrafına yerleştirilmiştir. Cephelerden biri iki kemerli, revaklı, bir eyvan şeklindedir ve bu bölümdeki havuz ile serin bir oturma mekânıdır.
    Süs öğesi olarak; mahalli tabirle "ciz" veya "kehal" adı verilen beyaz renkli bezemeler dikkati çekmektedir. Ayrıca bazı kapların üst kısımlarında Arapça yazılmış kitabeler bulunmaktadır.
    Ünlü düşünür Ziya Gökalp'in 1876 yılında doğduğu bu ev, 1953'te varislerinden satın alınarak 23 Mart 1956 tarihinde müze-ev olarak ziyarete açılmıştır. Müzede yazara ait eşyaların yanı sıra, yörenin etnografik eserleri sergilenmektedir.


    [​IMG]

    Cahit Sıtkı Tarancı Müze-Evi (Kültür Müzesi)
    Diyarbakır il merkezinde, Cami-i Kebir Mahallesi, Cahit Sıtkı Tarancı Sokak'ta bulunan yapı 1820 yılına tarihlenmektedir. Diyarbakır sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak günümüze ulaşmıştır.
    Haremlik ve selâmlık olarak inşa edilen evin selâmlık kısmı sonradan yıkılmıştır. İki katlı bir yapıdır ve kesme siyah bazalt taşından inşa edilmiştir.
    Bu binada içe dönük mimari plan uygulanmış olup, cepheler iç avluya bakmaktadır. Tek katlı ahşap giriş kapısı dar bir koridorla avluya açılmaktadır.
    Binada mekânlar, iklim şartlarına uygun olarak mevsimlere göre cephelere yerleştirilmiştir.Beyaz renkli "ciz" veya "kehal" denilen süslemeler bu binada da en güzel şekilde kullanılmıştır.
    1973 yılında Bakanlığımıza intikal eden Cahit Sıtkı Tarancı Evi, şairin eşyaları ile Diyarbakır yöresinin etnografik nitelikli eserleriyle düzenlenerek müze-ev olarak ziyarete açılmıştır.


    [​IMG]

    Folklorik mimari:
    Örnek olarak
    Diyarbakır ev mimarisi:
    Dışa kapalı olan evlere,sokaktan hep aynı örnekte yapılmış mütevazi bir kapıdan girilir.Bu kapıyla genellikle küçük bir hole,holden havş diye tabiredilen avlıya girilir.Avlu evin harimi durumundadır.Bu nedenle dışarıdan avlu,avludan dışarısı gözükmez.Rengarenk gül vs. çiçekleri,havuz ve şadırvanlarıyla Diyarbakır evlerinin avluları hayatiyet doludur.Kara renkli bazalt örgülü avlu duvarları ‘Cıs ‘adı verilen beyaz renkli bezemelerle,pencere ve eyvan boşlukları ile hafifler ve zengin,zarif motifli pencere ve gezemek parmaklıkları ile sevimsiz,kasvetli görünüşü tamamen kaybolur.Diyarbakır ev planının şekillenmesinde en önemli etken iklim olduğu için evlerde yazlık,kışlık ve mevsimlik bölümlerle karşılaşırız.Bütün bu bölümler evin merkezini oluşturan avlunun dört etrafını çevreler.Evlerin en belirgin yerleri yazlık kısmıdır.Yazlık bölümler fazla güneş almaması için kuzeye bakar ve bu bölümün en önemli yeri eyvan adı verilen,kemerlerle avluya açılan kısımlardır.Kışlık bölümleri güneye bakar ve kışın güneş alsın diye bol pencere bırakılır.Mevsimlik kısımlarise avlunun doğusunda ve batısında yer alır.
    Diyarbakır Suriçinde tescili yapılmış 230 tarihi yapı vardır.Bunların restorasyonu turizme hamle yaptırır.


    [​IMG]

    DİYARBAKIR GELENEKSEL EVLERİ
    Sur içindeki Diyarbakır, ilk elden yoğun ve sıkışık yapısıyla dikkat çeker. Bu yoğunluk bir yönüyle Doğu Karekterli organik yapılaşmayı, bir yönüyle de Roma döneminden bu yana Sur içinde sıkışmış bir kenti ifade eder. Roma döneminde kalan ve günümüzde de yer yer hala kullanılan kanalizasyon ağı, mimarisi dokunun eskiden de sıkışık olduğunu gösterir. Sokaklar ve evler kaçınılmaz olarak bu sıkışık dokudan payını alır. Evler genel olarak düzensiz bir geometri ile birbirinden ayrılır yada birbirine yaklaşır. Ancak parseller ne kadar düzenli olursa olsun, evleri çevreleyen avlu duvarları, birbirleriyle olabildiğince dik açıyla buluşur.

    Diyarbakır’da köklü bir mimari gelişiminin varlığını ortaya koyan eski yapıların başında evler gelmektedir. En az 5 bin yıllık bir geçmişe sahip Diyarbakır’ın evleri de; yüzyılların verdiği tecrübe neticesi gelişerek, kentin tarihi kimliğine ve iklim şartlarına uygun durumuna getirilmiştir. Evlerin itinayla inşa edilmesi kendine özgü karekteristik özellikler taşıyan bir mimari yapının oluşmasını beraberinde getirmiştir. Diyarbakır evleri genellikle kara bazalt taşından inşa edilmiştir. Evler çoğu zaman bodrum kısmı bazalt taşından, üst kat ise arası tuğla dolgu ahşap karkas olarak inşaa edilmiştir.


    [​IMG]

    Bazalt taş Diyarbakır yapılarının esas malzemesidir. Bölge halkı bazalt’ın renginden ve çok kullanılmış olmasından dolayı Diyarbakır’a “KARA AMİD” ismi koymuşlardı. Diyarbakır’da ayrıca duvarların çoğunda bir sıra siyah, bir sıra beyaz; kemer taşları ve sütun gövdeleri de siyah, beyaz münavebeli olarak kullanılmıştır.
    Diyarbakır evlerinin yapımında Anadolu’nun köklü geleneğini Doğu’dan ve Mezopotamya’dan gelen etkilerle beslenmiş ve yörede var olan her kültürün katkısıyla yeni sentezlere ulaşmıştır. Diyarbakır evlerinin biçimlenişinde “Yazları çok sıcak, kışları çok soğuk” geçen yöre ikliminin etkisi de büyüktür. Bu yüzden, eski Diyarbakır evleri; “yazlık”, “kışlık”, ve “mevsimlik” bölümler halinde yapılırdı.
    Yazlık bölüm, en özenli ve en süslü odaların yer aldığı kısımdır. Daima kuzeye bakan , kuzey rüzgarlarına açık eyvanların altında, “soğukluk” denilen ve bazen içerisinde küçük bir taş havuz da bulunan odalar yer alır. Yazları, dışarıda gölgede 45-50 dereceyi bulan sıcaklık, yöreye özgü bir odada 20-25 dereceye düşer.
    Avlularla çevrelenmiş evlerin sokaklarla buluşma noktası, kuşkusuz kapılardır. Kapılar, hem sokakla buluşma, dışa açılma hem de ev içi hayatı koruma, sakınma işlevini üstlenir. Eyvan ise Diyarbakır evlerinin en göze çarpan mimari unsurudur. Evin bütün zenginliğini kendinde toplar. Genellikle kırık kemerlidirler. Evlerin bol güneş alması için genellikle çok sayıda pencereleri mevcuttur.
    Diyarbakır evlerinde avlu, eyvanın devamı ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Şiddetli soğuk geçen günler dışında hayat eyvan ve avluda geçer. Avlular sokağa tamamen kapalı olduğu gibi komşu evlerden de görünmezler. Eski Diyarbakır evlerinde “Haremlik ve Selamlık” olarak iki bölüm mevcuttur. Bu evlerin en önemli odası ise “Mabeyn” odasıdır. İki bölümü birbirine bağlayan bu odadan, evin erkeğe harem kısmına geçer. Mutfaklarda evlerin harem kısmında bulunur. Ve tek kemerli bir eyvan şeklindedir. Avluya açık olan mutfağın zemini taşlarla döşelidir.


    [​IMG]

    DİYARBAKIR SOKAKLARI
    (KÜÇELERİ)
    Diyarbakır sokaklarının ve de evlerinin şekillenmesinde surlar önemli bir rol oynar. Kentin genişlemesini sınırladığı için sur içinde yoğunlaşma artmış, evler birbirlerine yakınlaşmış, sokaklar daralmıştır. Buda gölgelik alanların çoğalmasına ve serinliğin artmasını sağlamıştır. Bu tür sıkışıklık sokakların şekillenmesinde bazı durumlar yaratmış ve mahremiyeti sağlamak için evler, sokaklardan yüksel duvarlarla ayrılmıştır. Bazalt parke taş döşeli eski Diyarbakır sokaklarında sürekli akan çeşmeler, sokaklara temizlik ve canlılık katarmış



    [​IMG]

    KÖPRÜLER DİCLE KÖPRÜSÜ (ON GÖZLÜ KÖPRÜ)
    Şehrin Güneyinde, Mardin Kapısı dışında ve şehre 3 km. mesafededir. Kentin kuruluşu ve gelişmesi ile ilintili olabilecek bir geçmişi bulunan köprünün bugünkü ayakta görülebilen kısımlarının Miladi 1065 tarihinde Mervaniler döneminde Übeyd oğlu Yusuf isimli bir mimar tarafından inşa edildiğini üzerindeki kitabelerden öğrenmekteyiz. Kesme bazalt taştan on gözlü olarak inşa edilmiştir. Vikipedi.com

    Diyarbakır-Silvan yolunda, Dicle Nehri’nin üzerinde bulunan bu köprünün kitabesinden Nizamüddin ve Müeyyidüddevle tarafından yaptırıldığı öğrenilmektedir..

    Mervaniler zamanında, 1065 yılında yaptırılan köprü, 178.00 m. uzunluğunda, 5.60 m. genişliğindedir. On gözden meydana gelmiş ve en büyük kemer açıklığı da 14.70 m.dir. Köprünün ortasındaki üç gözün üstü dar, batı tarafındaki beş gözün döşemesi daha geniştir. Köprü ayaklarındaki kemerler sivri formdadır. Ayaklardaki selyaranlar aynı düzeyde olmayıp, bazıları döşeme hizasına kadar yükselir, bazılarında ise hiç yoktur.

    Siyah volkanik taştan yapılan köprünün güney cephesinin kemerleri ile korkulukları arasında uzun bir yazı frizi vardır. Bu friz ilk üç ayağı kapsamaktadır. İki satırlı olan bu yazı çiçekli kûfi yazı şeklindedir. Ancak beyaz mermer üzerine yazılan bu kitabe suyun rutubetinden okunamayacak derecede silinmiştir. Köprü çeşitli dönemlerde yapılan onarımlarla özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir.Kenthaber.com
    Dicle Nehri Diyarbakır'lılar için kutsal sayılır ve "Allah 'a giden yol" olduğuna inanılır. Bu inançtaki Diyarbakır'lı kadın ve genç kızlar her yıl Kurban Bayramı akşamı Dicle Köprüsü üzerinde toplanır daha önceden hazırladıkları yazılı dilekçelerini dualar okuyarak nehire atarlar. Böylece dileklerinin kabul olacağına inanırlar


    [​IMG]

    DEVEGEÇİTİ KÖPRÜSÜ
    Diyarbakır'ın 20 km. kuzeyindeki Devegeçidi suyu üzerinde kurulmuştur. Sivri kemerli yedi gözlü olarak inşa edilmiştir. Üzerinde iki kitabe ve Kuran-ı Kerim'in Bakara suresinin 262. Ayeti yer almaktadır. Kitabesinden 1218 miladi yılında Artuklu hükümdarı Melik Salih Mahmut döneminde mimar Cafer İbn Mahmud tarafından yapıldığı öğrenilmektedir.

    Diyarbakır-Eğil yolu üzerinde Devegeçidi Suyu üzerinde bulunan bu köprünün kitabesi olmadığından hangi tarihte ve yaptıranın kim olduğu bilinmemektedir. Büyük olasılıkla Artuklu dönemi eseri olup, XII.yüzyıla aittir. XIX.yüzyılda Tevfik Paşa tarafından onarıldığı onarım kitabesinden anlaşılmaktadır. Ayrıca köprü üzerinde Kuran’dan bir ayet yazılıdır.

    Köprünün uzunluğu 119.17 m., genişliği de 6.40 m.dir. 7 gözden meydana gelen köprünün en büyük kemer açıklığı 13.70 m.dir. Moloz taştan yapılmış olan köprünün kaplama taşlarının çoğu dökülmüştür. Tampon duvarlarının hizasına kadar kemerler uzanmaktadır. Köprünün sağdan sola doğru gözleri küçülerek devam etmektedir. Köprü ayakları önünde büyük iki gözün arasında küçük yuvarlak selyaranlar vardır. Üçüncü ve dördüncü gözler arasındaki selyaranlar üçgen şeklindedir ve bunların büyük bir kısmı da yıkılmıştır


    [​IMG]

    MALABADİ KÖPRÜSÜ
    Diyarbakır-Batman karayolu üzerinde, iki ilin sınırında, Batman Çayı üzerinde yer alan muhteşem bir Artuklu eseridir. Yazıtından, 1147-1148 tarihinde Artukluoğullarından Timurtaş Bin İlgazi tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Anadolu’daki taş kemerli köprüler içinde kemeri en geniş olan bu köprü, suyun iki yakasını düz bir çizgi üzerinden değil kırıklar yaparak birleştirmektedir. Kemerin iki yanında kervan ve yolcular için yapılan iki barınak odasına köprünün üzerinden inilmektedir.Gav.gov.tr
    Diyarbakır-Batman yolu üzerinde, Silvan ilçemize 24 km. mesafededir. Kitabesinden 1147 miladi yılında Timurtaş Bin-i İlgazi Bin-i Artuk tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Farklı uzunluklarda kırık hatlar halinde üç bölümden oluşmaktadır. Orta bölümde ayakları kayalıklara oturtulmuş 38.60 metrelik açıklığı bulunan sivri bir kemer yer almaktadır. Kitabesi, kabartmaları ve mimarisi ile eşsiz olan bu köprü için A. Gabriel şu bilgileri vermektedir. "...Modern statik hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya Cami'sinin kubbesi, köprünün altına rahatlıkla girebilmektedir. Balkanlar'da, Anadolu'da Orta Doğu'da bu açıklıkta, bu yaşta başka köprü yoktur."
    . Köprü cephesinde bulunan ve son kısmı okunamayan bir başka kitabeden h.648 (1250) yılında Osman isimli bir kişi tarafından yapıldığı öğrenilmektedir. Büyük olasılıkla bu kişi köprüyü yapan veya onaran ustalardan birisidir. Sonraki yıllarda Kurt İsmail Paşa ve Vali Faiz Bey zamanında ve 1930 yılında da karayolları tarafından onarılmıştır.


    [​IMG]

    Köprü birbirlerinden farklı uzunlukta ve kırık hatlar şeklinde devam eden üç kısımdan meydana gelmiştir. Bunlardan birincisi yolla birleşir, onu büyük bir kemer izler, sivri kemerli olan bu bölümü yalnızca dolgudan ibaret olan üçüncü bölüm tamamlar. Köprü 165.00 m. uzunluğunda, 7.00 m. genişliğindedir. Köprünün en büyük gözü iki kaya üzerine oturtulmuş olup, 38.60 m. genişliğindedir. Sivri kemerli olan bu gözün yanlarında ikişerden dört pencere bulunmaktadır. Mansab tarafında ise büyük kemerin solunda üç küçük göz daha görülmektedir. Bunun iki yanına üzeri stalaktitli duvara bitişik sütunlar ve yuvarlak kemerli nişler yerleştirilmiştir. Bunları izleyen gözlerin kemerleri ise sivridir.

    Büyük kemerin iki yanında 4.50 ve 5.30 m. genişliğinde iki küçük oda bulunmaktadır. Büyük kemerin üzerine rastlayan kagir bir kapı ve kemerde ise köprüden geçenlerin kontrol edildikleri iki kapı vardır. Bu kapılardan biri yıkılmış, diğeri günümüze gelebilmiştir. Bu kapıların sol tarafındaki bir merdivenle de odacıklara inilmektedir. Oldukça geniş ve yüksek pencereleri olan bu odacıkların tavanları tuğla ile örtülmüştür. Bu odalarla ilgili olarak Evliya Çelebi şöyle demektedir:

    “Köprünün kemerleri altında müteaddit hücreler ve demir pencereli şahnişinler olduğunu, bu şahnişinlerde yolcuların oturarak balık avladıklarını, köprünün iki tarafında kale kapıları gibi demir kapılar bulunduğunu, bu kapılardan içeride sağ ve solda köprünün temeli ile beraber hanlar olduğunu, köprü korkuluklarının Nahçıvan polatından yapıldığını ve bu eşsiz köprünün Hazo tarafındaki handa Hazo beyinin, Meyafarikin tarafındaki handa Meyafarikin beyinin adamları yolculardan baç almaktadır”.

    Kesme gri kalker taşından yapılan bu köprüden söz eden Evliya Çelebi yapı özelliği, biçimi, boyu ve sağlamlığı ile Anadolu’da yapılmış olan bütün köprülerden daha üstün olduğunu belirtir.

    Köprünün büyük ve küçük kemerleri arasında selyaranlar bulunmaktadır. Bu selyaranlar üzerinde kabarma bazı rölyefler vardır. Memba tarafında çerçeve içerisinde figürler bulunmaktadır. Burada iki insan figürü olup, bunlardan biri ayakta, diğeri de oturana bir şeyler sunmaktadır. Bu figürlerin başları külahlıdır. Ancak bu figürlerin bu köprü ile birlikte mi yapıldığı, yoksa başka bir yerden buraya mı getirildiği kesinlik kazanamamıştır. Çerçeve içerisine alınmış bu figürlerin altında ise daha büyük ölçüde bir insan heykeli görülmektedir. Bu kabarmanın köprüyü yaptıran Artuk emiri Temurtaş’a köprü planının sunuluşu olduğu da düşünülebilir. Köprünün mansab tarafındaki selyaranın üzerinde ise iki küçük sütun arasında ışıklar saçan bir güneş, bunun ortasında bir insan ve bir de aslan figürü bulunmaktadır. Bu figürlerin benzerleri Hasankeyf ile Dicle köprülerinde de görülmektedir. Büyük olasılıkla da bu figürler burçlarla ilgilidir

    [​IMG]

    Diyarbakır Surları
    Diyarbakır’ın tarihi surlarını, estetik perspektiften değerlendirmek farklı bir özellik taşır. Yaklaşık 9000 yılı aşkın bir geçmişe sahip Diyarbakır surları o günden günümüze, tarihi, kültürel, estetik ve sanatsal şahsiyetine dokunulmasına izin vermeden ulaşabilmeyi başarmıştır. Çağların olanca tahribatına, yok ediciliğine, yıkımına karşın kendini korumasını bilmiş en etkili estetik görünümüyle Diyarbakır’ı “Müze Şehir” haline getirmiştir.


    [​IMG]

    Diyarbakır, Anadolu’da binlerce yıldan beri bir çok medeniyetin canlı izlerini taşıyan bir tarih kültür ve sanat hazinesidir. M.Ö. 7000 yıllarında Çayönü’nden başlayan ve günümüze kadar gelen sadece bölgede değil dünya tarihinde de önemli roller oynayan bir çok uygarlık bu yörede değerli eserler bırakmışlardır. Bu eserlerin başında “Diyarbakır Surları” gelir.

    Diyarbakır Surları yapıldıkları dönemden (Roma İmparatorluğu, II. Konstantinus. M.S. 349) bu güne, her şeye rağmen fazla tahrip olmadan gelebilmiştir. Surlarda Roma, Bizans, Arap, Türk-İslam, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait son derece güzel ve birer Sanat eseri olan burçları, kapıları, kabartma ve figürleri yan yana görmek mümkündür. Bu yapıtların hem tarihi özelliği hem de o dönemler ait düşünce sistemi, sanat zevki, bitki ve hayvan zenginliği bakımından önemleri vardır. Anadolu eski tarih geçmişinin en önemli kültürel miras olan Diyarbakır surları, üzerinde taşıdığı bitkisel ve hayvansal motifler yanında kitabeleri oluşturan kaligrafik unsurlarla çok önemli, estetik değer taşıyan eserlerdir.

    Eski Diyarbakır şehrini kuşatan kaleye Diyarbakır Surları diyoruz. Çin Seddinden sonra dünyanın en uzun, en geniş ve sağlam surlarından biri olduğu kabul edilir. Kale, Karacadağ’dan Dicle’ye uzanan geniş bazalt yaylanın doğu ucuna, zeminden yüz metre yüksekliğe kurulmuştur. Surların ilk yapılışı kesin olarak bilinmiyor. Fis Kayasına kurulu iç Kalenin, milattan 2.000 yıl kadar önce Hurriler Döneminde kurulduğu sanılıyor. Yazılı belgelere göre milattan sonra 349 yılında Roma imparatoru ikinci Constantinus (Kanstantinus) zamanında şehrin surlarla çevrildiği kalenin onarıldığı biliniyor 367 ve 365 yılları arasında şehrin batı surları yıktırılmış, Urfa Kapısı ve Mardin Kapısına uzanan bölüm yapılmış, altıncı yüzyılda Justinianus zamanında güçlendirilerek genel biçimini almış, daha sonraki yıllarda sürekli onarımlarla genişletilerek günümüze kadar ayakta kalmıştır.


    [​IMG]

    Dicle nehri ve Fırat arasındaki tek şehir Diyarbakır
    Dicle ve Fırat'ın çok önemli iki nehir oldukları da Kuran ve Tevrat'ta geçmektedir. (Dicle ve Fırat hikayesi için kaynakça: Tevrat, "Tekvin" bölümü, 2/13-14; tecrid-i sarih, diyanet tercümesi, no:1551; Buhari-Müslim, el-lü'lüü ve'l mercan, no: 103; buhari, bed'ü'l halk, 6; Menakıb-ı Ansar, 42; Eşribe, 12; Müslim, iman, no:164, cennet, no:2839 ve diğer hadis kaynakları
    Dicle ve Fırat Nehirleri ve arasında kalan bölge (Aden Bahçesi): (Tevrat: Yaratılış (Tekvin) 2:13
    Tekvin 2: 8-14 şu şekilde devam eder ve Adem'in yaşadığı ortamı ve yeri tarif eder. “Ve RAB Allah şarka (doğuya) doğru Aden'de (Aden: zevk) bir bahçe dikti ve yaptığı adamı oraya koydu. Ve RAB Allah görünüşü güzel ve yenilmesi iyi olan her ağacı ve bahçenin ortasında hayat ağacını ve iyilik ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi. Ve bahçeyi sulamak için Aden'den bir ırmak çıktı ve oradan bölündü ve dört kol oldu. Birinin adı Pişon'dur; kendisinde altın olan bütün Havila diyarını kuşatır; ve bu diyarın altını iyidir; orada ak günnük ve akik taşı vardır. Ve ikinci ırmağın adı Gihon'dur; bütün Kuş ilini kuşatan odur. Ve üçüncü ırmağın adı Dicle'dir; Aşur'un önünden akan odur. Ve dördüncü ırmak Fırat'tır. Ve RAB Allah adamı aldı, baksın ve onu korusun diye Aden bahçesine koydu

    Sabiliğe göre Fırat,Dicle,Ürdün ve benzeri nehirler hayat suyu olarak nitelenen kutsal sulardır.Bu nehirler,ilahi alemle yeryüzü arasında bir köprü vazifesi görmektedir

    [​IMG]

    BİSMİL
    İlçe Basmil Kabilesi adı altında, Urfa ve şimdiki Arak Mezopotamya yöresinden gelenler tarafından kurulmuştur.
    Bismil'de çıkan eski mezar taşları 250-400 yıllıktır. Halkının önemli bir kısmı da Türmendir. Bunların bir kısmının Konya ve bir kısmınında Musul tarafından geldikleri söylenir. Önceleri köy durumunda olan bismil, bir ara nahiye olmuş, mermer ve akpınar da buraya bağlanmıştı. Sonra bu teşkilat dağıtılarak adı Şark olarak belirlenen bu nahiye merkezden idare olunmuştu.
    1926 yılında yapılan idari bölünmede Şark Nahiyesi'nin merkezi bu kez Seyithasan köyü olmuş, Bismil buraya bağlanmıştır. Daha sonra tekrar Bismil Nahiyesi oluşturulmuş ve Seyithasan Köyü buraya bağlanmış, 1936 yılında da Bismil Diyarbakır altıncı ilçesi olmuştur.
    COĞRAFİ YAPISI
    Bismil, ilimizin önemli tahıl merkezlerindendir. Hem karayolu ve hem demiryolu bağlantısı olan şehir, dicle nehri, ilçe taramının hayat kaynağıdır. Kurtuluş, Fatih, Bozkurt, Akpınar, Altok, Dicle, Şentepe, Esentepe, Dicle Mahallesi olmak üzere 9 mahalleden ibarettir. Merkez ilçeye olan uzaklığı 52 Km'dir. İlçemize bağlı 105 köy, 90 mezra vardır. Tepe beldesi olarak bir belde yukarısalat olarak bir nahiyesi vardır.
    TURİSTİK YERLERİ
    İlçe yeni kurulduğu için burada herhangi bir tarihi anıt bulunmamaktadır. Ancak Türkmen Hacı köyünde Kabasakal, Sarısakal ve Yedikızlar Türbeleri; Koği, Tepe, Saladum ve Matar köylerinde bulunan höyükler incelemeye değer enteresan yerlerdir.


    [​IMG]


    ÇERMİK
    Çermik sıcak su anlamına gelmekte olup, bu ismi sınırları içerisinde bulunan kaplıcalarından almaktadır.
    Çermik'in bilinen en eski tarihi Artuklular Devletine kadar uzanmaktadır. Akkoyunlu ve Safavi Devletinin egemenliğinde kaldıktan sonra 1436 yılında Osmanlı İmparatoluğunun egemenliğine geçmiştir. Daha sonra Diyarbakır Beyler beyine bağlı olarak Türk idari yapısındaki yerini korumuş ve 1883 yılından beri ilçe olarak görünmektedir.
    COĞRAFİ YAPISI
    Çermik ilçesi 710 m civarındadır. Yüzölçümü 1032 Km2 olup, güneyinde siverek, kuzeyinde Çüngüş, doğusunda Ergani ve batısında Fırat Nehri ile çevrilidir.
    SOSYAL YAPISI
    İlçemizin toplam tarım alanı 450.000 dekarı sulu tarım arazisidir. İlçemizin toplam hayvan potansiyeli 15.000 büyükbaş, 1000 tek tırnaklı (at, katır, eşek) 150.000 koyun-keçi, 35.000 kanatlı (tavuk, ördek, hindi) ve 500 arı kovanı bulunmaktadır. İlçemizde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından verilen 105 adet sera mevcuttur. Bunlardan 27 adedi ilçe merkezinde 78 adedi de köylerde kurulmuştur.
    TURİSTİK YERLERİ
    ilçenin turistik yerleri, cami, türbe, kilise, han, hamam, kervansaray, köprü, ören yeri höyük gibi yerlerdir. Tarihi eser olarak Ulu Camii ve ev olarak kullanılan bir kilise bulunmaktadır.


    [​IMG]

    ÇINAR
    Diyarbakır ili tarihçesine paralel bir durum arz eder. İlçe bir çok uygarlığa yerleşim merkezi olmuştur.
    Çaldıran Seferinden sonra 1515'te Osmanlı İmparatorluğuna bağlanan bölgede 1.Dünya Savaşından sonra düşman işgali olmamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Diyarbakır merkeze bağlı şirin bir köy olan Çınar 23 Haziran 1937 yılında bağımsız ilçe haline gelmiştir. Önceleri adı Melkis olup, merkezi daha sonra Hanakpınar köyü yakınlarına taşınan ilçenin 1937'den önce adı Akpınar ve Hanakpınar olarak bilinmekteydi. İlçe 1939-1950 yılları arasında Bulgaristan ve Kudüs'ten gelen göçmenlerin bölgeye yerleşmeleri ile büyümüş ve gelişmeye başlamıştır.
    COĞRAFİ YAPISI
    İlçemiz Diyarbakır havzasının güney kesiminde Diyarbakır Mardin arasında yer almaktadır. İlçenin kuzeybatısında Diyarbakır il merkezi, batısında Şanlıurfa/Siverek ve Viranşehir, Güney ve Güneybatısında Mardin/Mazıdağı ve Derik, Doğusunda ise Mardin/Savur ve Diyarbakır/Bismil ilçeleri vardır. 1.952 Km2'lik yüzölçümüyle coğrafi alan itibariyle Diyarbakır'ın en büyük ilçesidir. Rakım 660 metre olan ilçenin Diyarbakır merkezine uzaklığı 32 km'dir. İlçede kışın kabarıp yazın kuruyan akarsulardan başka önemli akarsu olarak Göksu Çayı ile Dilaver Çayı vardır. Durgun su kaynakları olarak ise Beşpınar, Yukarı Ortaviran ve Künreş göletleri ve Göksu Barajı vardır.
    SOSYAL YAPISI
    İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Toplam 1.952.000 dekarlık alanımızın 930.900 dekarlık (% 46) bölümü tarıma elverişlidir. Bu alanın 816.830 dekarlık alanında susuz, 87.070 dekarlık alanda ise sulu tarım yapılmaktadır. Başlıca tarım ürünleri; pamuk, pirinç, buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. İlçemizin Karacadağ yöresinde hayvancılık yaygındır. Henüz modern hayvancılık ve kültür ırkı hayvancılığı gelişmemiştir.
    İlçe çok yoğun olmamakla birlikte göç almakta, ancak işsizlik nedeniyle de o ölçüde göç vermektedir. Bu durumu itibariyle hareketli bir nüfus yapılışına sahiptir.
    TURİSTİK YERLERİ
    İlçemizin geçmişini simgemleyen belli başlı Tarihi ve turistik yerler; Pir ibrahim Mağrası, Kale-i Zrzevan ve Hıdır kalesi ile Güzelşeyh Kasrı'dır.


    [​IMG]

    ÇÜNGÜŞ
    Çüngüş ilçesi yşörenin dağlık olması, verimli topraklarının bulunamaması ve ulaşım zorunluğu gibi nedenlerle yerleşim tarihi çok esiklere uzanmaktadır.Yörede ilk belirli hareket 1040 yılındaTürkmen boyları tarafından akınlarda görülmeye başlamıştır.
    Çüngüş 1883 tarihinde Artukluların eline geçmiş ve Hindistana giden İpek yolunu güence altına almıştır.1475 yılında ilçede Tekkale, Kömeağaç, Pegler adında üç mahalle kurulduğu ve manastır yapıldığı kayıtlardan anlaşılmaktadır.
    Çüngüş'te Devlet otoritesini sağlayan Kapıkıran Mehmet Ali paşa yöreyi Çün Guş tutarsız olarak nitelemiş ve yöreye bu adın verilmesine sebeb olmuştur.Yörede daha çok Ermenilerin yaşadığı bilinmektedir.Ancak Ermeni isyanlarından sonra Ermeniler bu bölgeden ayrılarak Lübnan tarafına göç etmişlerdir.
    İlçemiz 1880 tarihinde Elazığı ili siverek sancağına bağlı bir bucak yapılmıştır. 1883 tarihli Diyarbakır salnamesindeki kayıtlardan Çüngüş' ün Ergani Maden sancağına bağlı Çermik ilçesinin bir bucağı olduğu ahlaşılmaktadır.Daha sonraları Balkan ve Birinci Dünya savaşları nedeniyle nüfus azalmasından dolayı köy durumuna düşen Çüngüş çevre şartları ve günün getirdiği ihtiyaçlar üzerine 1953 yılında ilçe haline getirilmiştir.
    COĞRAFİ YAPISI :
    Diyarbakırın Kuzey Batısında yeralan Çüngüş' ün yüzölçümü 489 Km2 olup, denizden yüksekliği ise 1.049 metredir. İlçenin doğusunda Çermik, kuzeyinde Elazığ ile Sivrice ilçesi, batısında Malatya ili Pötürge ilçesi ile Fırat Nehri ve güneyinde Adıyaman iline bağlı Gerger ilçesi bulunmaktadır. Etrafı dağlarla çevrili olan Çüngüş ilçesinin güneydoğu toroslar üzerinde sırayla Abaza, Akdağ ve Savucak dağları bulunmaktadır. Akarsuları Fırat Nehri, Çüngüş ve Medye çaylarıdır. Mırgan ve Avut yaylaları hayvancılığa elverişlidir. Çüngüş ilçesi içinde bulunduğu Güneydoğu Anadolu bölgesinin iklim özelliklerini taşımaz. Daha çok Doğu Anadolu iklim özelliklerini taşımaktadır. Yazları serin ve kurak, kışları ise sert ve yağışlı geçer.
    SOSYAL YAPISI
    İlçemiz ve köylerinde konut tipi olarak geleneksel toprak damlı taş evler mevcuttur. İlçe merkezinde son yıllarda betonarme yapılar yapılmaktadır. Karakaya Barajı ilçemiz sınırları dahilinde bulunduğundan inşaatı döneminde ilçenin sosyal yaşantısında büyük gelişmeler olmuş ancak baraj inşaatının sona ermesinden sonra ilçeden oldukça yoğun bir göç yaşanmaya başlamıştır.
    İlçemiz sınırları dahilinde bulunan Karakaya Barajı 6 adet 300 MW gücüne sahip türbinlerle enerji üretimine devam etmekte olup, yıllık ortalama üretim miktarı 9 milyar KWH'dır. Baraj 298 km2 göl alanı ve 9.580 milyar m3 lük su rezervi ve temelden 173 metrelik yüksekliği ile kendi alanında dünyada beşinci büyüklüktedir.
    TURİSTİK YERLERİ
    Tarih öncesine ait eserlerden çok yeni ve yakın çağa tarihlenen yapıların bulunduğu Çüngüş ilçe merkezindeki eserler şunlardır; Tek Kale, Kilise ve Manastır, Köprü, Alibey Camii, Yukarı Camii, Çüngüş Hamamı ve Hasan Dede Türbesi tarihi ve turistik yerleridir.


    [​IMG]

    EĞİL
    Eğil ilçemiz M.Ö.2000 yıllarından beri önce Asurlulara ve daha sonra pek çok kavimlere yurtluk etmiştir.
    Yanları ve etekleri yontulup aşılmaz bir kayalık olan Eğil kalesine çivi yazılı Asur yazıtları ile kabartmalardan anlaşıldığına göre burası M.Ö. 715-606 yılları arasında küçük Arsaklı Oğuzları ülkesinden sayılan Eğil Bölgesini III. Yüzyıl sonlarında Romalılar tarafından "İngiline" diye anıyor. Bu bölgedeki ilbeyleri Hanedanı Ermenice kayıtlarda Herkül ile Zaloğlu Rüstem'den ve Tevrat'ın Samson'undan daha güçlü olup elinin tırnaklarıyla kayaları çizen ve eliyle sıkıp kül eden "Tork" adlı bir atadan gelen "Angel" adıyla; Dede Korkut Oğuznamelerinde de "Yağanak" hanedanı olarak anılıyor. 305 yılında Küçük Arsaklılar Hristiyanlığı resmen kabul ederken bu yeni dini benimseyen bölge, gene Angel olarak anılıyordu. Eğil 1515 yılında I.Selim'in bu bölgeyi ele geçirmesiyle Osmanlıların toprağı olmuştur.
    COĞRAFİ YAPISI
    İl Merkezinin kuzeyinde, dağlık bir arazide kurulmuştur. Kuzeyinde Dicle Nehri geçmekte ve Dicle ilçesi bulunmaktadır. Ayrıca Ergani, Hani ve Hazro ile de komşudur. Yüzölçümü 450 Km2 olan ilçemizin Diyarbakır'a uzaklığı 52 km'dir.
    SOSYAL YAPISI
    İlçemize bağlı altı köyün hudutları içerisinde yerli ve yabancı petrol şirketleri tarafından petrol çıkarılmaktadır. Dicle Barajı göleti ilçemizin bazı köylerinin topraklarını sulayacak, balıkçılık ve elektrik üretimi milli gelire büyük katkılar sağlayacaktır. Vatandaşlarımızın gelir durumlarına göre uyumlu bir sosyal yaşantı içindedirler. Halkımız birbirlerinin üzüntü, keder ve sevinçlerine ortak olurlar.
    TURİSTİK YERLERİ
    Köklü ve zengin bir geçmişe sahip olan Eğil İlçesi tarih içinde de önemli bir yer işgal etmiştir. Asur kalesinin adından çıkarılabileceği gibi Asurlular'ın ötesine uzanan bir geçmişi vardır. O kale ki kalıntıları bile turistleri büyülemeye yetebiliyor. Bunun yanında Asur Hükümdarlarına ait mezarlar, Harun-i Esfa, Hazreti Hellak, Hazreti İlyas, Zülkifil Peygamber ve Hazreti Harun mezarları bu ilçemiz toprakları içerisindedir.
    Eğil Kalesi ve bağlı yer altı tünelleri Asur hükümdar Kaya mezarları, Hamamlar, Tacıyan Camii (Artuklular Dönemi), Neb-i Harun, Zülküf Peygamber, Elyesa Peygamber türbeleri, Nisanoğlu Türbeyi (12. yy), Mağara Kilise, Şerbetin Hanı (16.yy), Kasımpaşa Kümbeti (16.yy) tarihi ve turistik olarak gezilecek yerleridir.


    [​IMG]

    ERGANİ
    Ergani çok eski bir şehir olup kuruluş tarihi belli değildir. Yunus Peygamberin kurduğu rivayet edilirse de bu söz esaslı bir kaynağa dayanmamaktadır.
    İlçeye 6 km uzaklıkta bulunan Hilar şehri harabelerinde yapılan bir kazıda (1964-Bajargeran tepesi) M.Ö.7000 yılına varan kalıntılar çıkmıştır. Buna dayanarak Ergani'nin 9000 yıllık bir tarihinin olduğunu söyleyebiliriz. Tarihte bölgenin ilk yerleşim bölgesi olan Ergani ilk zamanlardan bu yana Akranya, Erkenin, Ekanina, Yanan, Zülkarneyn, Arsanla, Urhana, Aşat isimleri ile anılmıştır.
    Yukara Mezopotamya'nın sayılı yerleşim burumlerinden biride Ergani'dir. M.Ö.1220 tarihinde Büyük Eti İmparatorluğu dağılınca büyüklü küçüklü beyliklere ayrıldı. Ergani bu beyliklerden biridir. Ergani'de oturan halk Etilerin soyundandır. Asur Krallığı devrinde Ergani Asur devletine bağlı kendi başına egemen bir şehir olarak kalmıştır.
    COĞRAFİ YAPISI
    Ergani Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Dicle Nehri'nin sağ kıyısında, 10 km uzaklıkta ve 1526 metre yüksekliğinde yarı sönmüş volkanik Zülkifil Dağı'nın derin bir sel yatağına (Huşet deresi) bakan güneydoğu yamacı eteğinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 955 metredir.
    Diyarbakır-Elazığ karayolunun 58. km'de yer alan ilçe merkezi 39 50 doğu boylam ve 37 32 kuzey enlemindedir. İlçenin yüzölçümü 1.559 km'dir.
    SOSYAL YAPISI
    Halkı tarım, hayvancılık ve meyvecilikle geçinir. Ayrıca eskiden çok ileri olan şarapçılığı bugün eski önemini yitirmiştir.
    TURİSTİK YERLERİ
    Hilar Köyü Harabeleri ile adını dünyaya duyurmuş, ancak ülkemizde bu olanağı bulamamış ve böylece böylesine önemli bir turistik özelliği hakkıyla sergilenmemiş güzel bir şehir. Bir tek Hilarmı; Kızılca köyündeki Enüş Peygamber Mezarı, Zülküfil Peygamber Makamı, hala önemini koruyan Meryem Ana Kilisesi, Polonyalı gezgin Simeon buradan "Mucize Yaratan Eski Bir Mabet" diye bahseder.


    [​IMG]
     
  4. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    [​IMG]

    HAZRO
    Kuruluş tarihi çok eski olan Hazro'nun Asur tarihindeki adı "Hataro" idi. Daha sonra "Hacra" denilmeye başlanılmıştır. Bugün "Hazro" şeklini almıştır.
    Hazro Bucağı 195yılında ilçe olmuştur. Hazro ilçesinin bağlı bulunduğu Diyarbakır merkez ilçeye olan uzaklığı 52 km'dir.
    COĞRAFİ YAPISI
    İlçenin köyleri daha çok ilçenin orta kesimindeki dağ eteklerinde toplanmıştır. İlçe merkezi engebeli bir alanda Uzuncaseki Dağı eteğinde kurulmuştur. Hazro ilçesinin 1990 yılı genel nüfus sayımına göre toplam nüfusu 23.971'dir. Bu nüfusun 8.048'i ilçe merkezinde geri kalan 15.923'ü de köylerde yaşamaktadır. Yani nüfusun 34'ü ilçe merkezinde, % 66'sı köylerde yaşamaktadır. İlçeye bağlı 24 köy ve 36 mezrası mevcut olup, nahiyesi yoktur.
    SOSYAL YAPISI
    İlçemiz bölgenin taşkömür ihtiyacını karşılayan önemli bir kömür bölgesidir. İlçenin çevresinde zengin petrol demir ve kükürt yatakları da bulunmaktadır.
    TURİSTİK YERLERİ
    İlçemizde Tercil Kalesi, Şahabuddun ve Şapur Türbeleri ve Derebeyi Saray Kalıntıları önemli tarihi ve turistik yerlerindendir.


    [​IMG]

    KOCAKÖY
    Kocaköy'ün ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Bunu doğrudan yada dolaylı olarak anlayabileceğimiz bir araştırmadan da haberdar değiliz.
    Esasen civardaki bazı buluntulardan, yörede Kolkolitik Çağdan beri meskun yerlerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Pamukçayın seri Kaniyan/Pınarlarbaşı "Karaz Mağaraları" mevkiinde 60-70 hanelik bir mağara-köy kalıntısı, Kafiran ve Arduç kale/koruganları, şaklat köyündeki kaya mezarları Anbar Vadisindeki Haçar Köşkü, Kartalkaya ve Pencere Kralı mezarları, yine anbar vadisindeki oyma ahır, Karma Höyüğü, Aşağı Höyük, Anbar köyündeki müslüman ve kafir höyükleri, Til Tapan ve Çatepe Höyükleri, Anbardaki kabartma ve oyma şekiller, Kortık ören yerleri, Selam mağarası ve civarı, Kortık'daki bir Karain, bir beldibi olabilecek Uyuz Mağara, bu görüşümüzü destekleyen tarihi ören yerleri arasında sayılabilir. Ancak ne yazıkki: sayılan bu yerlerin hiçbirinde en ufak bir resmi araştırma yapılmamıştır. Dolayısıyla buralar çok hızlı tabiat ve insan tahribatına açıktır.
    COĞRAFİ YAPISI
    Kocaköy ilçesi Diyarbakır şehir merkezinin kuzey-doğusunda olup, Diyarbakır-Bingöl karayolunun 65. kilometresinde kurulmuş bir yerleşim merkezidir. İlçe merkezinin, Kaya, Yenişehir, Şeyh Şerafettin, Kokulupınar, Eyüpler, Çakmaklı, Hacıreşit, Çayırlı ve Şerifoğulları isminde 9 mahallesi mevcuttur. 1977 yılında belediye teşkilatına kavuştu. İlçeye 11 köy bağlı olup, bu köylerin de 15 mezrası mevcuttur. İlçe nüfusunun % 71,5'i köy ve bağlı mezralarda, % 28'de şehirde yaşamaktadır.



    [​IMG]

    KULP
    Çok eski bir ilçe merkezidir. 1540 tarihli tahrir defterinde Kulp'u Diyarbekir Eyaletine bağlı 11 ocaktan biri olarak görmekteyiz.
    Daha eskilerde Muş Vilayetine bağlı kalmış, 1297 yılına dek Lice Sancağına bağlı bir bucak iken, aynı yıl ilçe haline gelmiştir. Eski adı Pasur idi. "Pa" Baş anlamındaydı. Pasur'un anlamı da Başkale olarak anlaşılıyor. Kulp adı ise mahalli söylentilere göre vaktiyle Kafrom Kalesinde oturup, bölgeye egemen olup "KULPO" isimli bir derebeyinden kalmadır. Tarihin ilk çağlarında bu bölgeye Sümerler yerleşmiş, daha sonra da bir süre Etiler egemen olmuşlardır.
    COĞRAFİ YAPISI
    Silvan'ın kuzeyinde yer alan bu ilçemiz kış aylarında uzun süre kar altında kalır. Volkanik ve birinci derecede deprem bölgesi olan sarp bölgede kurulmuştur. Kulp ilçesi ilçe merkezi haricinde bir belde, 3 bucak, 50 köy ve 89 mezradan oluşmaktadır. Ancak resmiyette yer almayan yerleşim birimi olarak 46 adet mezra bulunmaktadır.
    SOSYAL YAPISI
    Kulp ilçesinde halk arıcılık, tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır.
    TURİSTİK YERLERİ
    Kafrum kalesi, Kanikan Mağaraları, Kale-i Ulya, Ciksi Kalesi, Büyük Kaya, İmamı Gazali Türbesi ve çok eski olduğu sanılan Bahemdan Köyü gibi tarihi ve turistik yerleri bulunmaktadır.



    [​IMG]

    LİCE
    İlk tarihi bilgilere göre ilçenin bundan önce dört kez deprem felaketine uğradığı anlaşılmaktadır.
    Şehrin bilinen ilk egemenleri Asurlulardır. Daha sonra Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalı Büyük İskender, Partlar, Romalılar, Sasaniler, Akkoyunlular, Bizanslılar, Müslüman Araplar (Emeviler, Abbasiler) sırasıyla bu şehire egemen olmuşlardır.
    İlçe 1042 yılında Antak merkezine bağlı bir köydü. 1071 yılında Türkler'in eline geçti. 1515 yılında da Osmanlı Egemenliğine girdi. Antak merkezine bağlı bir köy iken daha sonra ilçe merkezi oldu. Diyarbakır sancağına bağlandı. Bucak olarakta Hani, Lice'ye bağlandı. 1900'de yayınlanan bir salname ile Keraz (Kocaköy) de bucak olarak bağlandı. Bu durum 1924'e dek sürdü.
    Diyarbakır'ın kuzeydoğusunda olan Lice, önceleri yoldan yosun ve kenarda kalmış bir ilçeyken şimdi D.Bakır-Bingöl Karayoluyla günden güne hızla gelişmektedir. Çok eski bir yerleşim yeri olan Lice'de Belediye 1867 yılında kurulmuştur. Yenişehir yönünde güzel yapılaşma gelişmektedir.
    Lice, görkemli Birkleyn Mağaraları, Çepe, Mele ve Atak kaleleri, Fis Ovası'ndaki Dakyanus Harabeleri, Eshab-ı Kehf Mağarası, Artuklu Valisi Melik Adil'e ait Minare, Çeper Köyü'ndeki 4. Murat Kervansarayı, efsanevi Geyik Çobanı Şeyh Bilal Türbesi, Sıtmalılara iyi gelen (Kani Atan)Çeşmesi ve diğer pek çok yeriyle ölmez bir turistik değere sahiptir.
    Halkı tarım ve hayvancılıkla geçinir. En çok tereyağı ve badem ihraç ederler.
    TARİHÇESİ :
    İlk tarihi bilgilere göre ilçenin bundan önce dört kez deprem felaketine uğradığı anlaşılmaktadır.
    Şehrin bilinen ilk egemenleri Asurlular'dır. Daha sonra Urartular, İskitler, Medler, Persler, Mekedonyalı Büyük İskender, Partlar, Romalılar, Sasaniler, Akkoyunlular, Bizanslılar, Müslüman Araplar (Emeviler, Abbasiler) sırasıyla bu şehire egemen olmuşlardır.
    İlçe 1042 yılında Antak (Kabakkaya) merkezine bağlı bir köydü. 1071 yılında Türklerin eline geçti. 1515 yılında da Osmanlı Egemenliğine girdi. Antak merkezine bağlı bir köy iken daha sonra İlçe Merkezi oldu. Diyarbakır sancağına bağlandı. Bucak olarak da Hani, Lice'ye bağlandı. 1900'de yayınlanan bir salname ile Keraz (Kocaköy) de bucak olarak buğlandı. Bu durum 1924'e dek sürdü.
    6 Eylül 1975 yılında çoğumuzun hatırladığı korkunç depremden sonra şehir, daha eteklere yerleşti.


    [​IMG]

    SİLVAN
    Diyarbakır'ın doğusunda 82 kiltre uzaklıktadır. Ortaçağın önemli merkezlerinden biri olan Silvan'ın ne zaman kurulduğu ve kalesinin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, Diyarbakır kadar eski ve Diyarbakır tarihiyle yaşıt olduğu söylenebilir.
    Lehmann-Haupt, Silvan'ın eski bir Asur kenti olduğunu belirtir. Yine buranın M.Ö. 77 yılında Büyük Tigran tarafından kurdurulan Tigranokerta kenti olduğu ileri sürülür. Silvan'ın bilinen ilk adı Mortyropolis'tir. Silvanlı tarihçi İbn-ül Ezrak'a göre, çağının tanınan bilgin ve devlet adamı olan Silvanlı Piskopos Mar Marutha (Marusa) IV. yy sonu V. yy başlarında Bizans İmparatoru ile İran Hükümdarı Yezdigint'ten aldığı izin ile Hristiyan din şehitlerinin kemiklerini toplayarak buraya gelmiş ve bir şehir kurarak buraya "Şehitler Şehri" anlamına gelen Mortyropolis adını vermiştir. Silvan Kalesi yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, 532 yılında Bizanslılar tarafından onarılmıştır. Kale iki surla çevrili dörtgene yakın bir görünüm taşır.
    VI. yy Bizans İmparatoru Jüstinian tarafından tahkim ve imar edilerek en önemli askeri merkezlerden biri haline getirilmiştir. İslam kaynaklarında Meyyafarkin, Mafarkin, Farkin adlarıyla anılan kent bu dönemde de önemini korumuştur. Ancak Hulagu ordularının kenti elegeçirip tahrip etmelerinden sonra önemini kaybetmiş küçük bir kasaba haline gelmiştir. 1873 yılında ilçe merkezi olarak Diyarbakır'a bağlanmıştır.
    COĞRAFİ YAPISI
    Diyarbakır-Siirt Karayolu üzerinde kurukudur. 1500 metreyi bulan Herbat Dağları Silvan'ın arkasındasır.
    Silvan İlçesi batısında; Diyarbakır merkez ilçe ve Hazro, güneyinde; Bismil, Kuzeyinde; Lice ve Kulp ilçeleri, Doğusunda; Batman ili ile komşudur. Yüzölçümü1379 km. karedir. Arazi genellikle engebelidir. Albat dağları ova boyunca ilçeyi doğudan batıya keser. Batman çayından başka önemli bir akarsuyu yoktur. Ova kesimi tamamen çıplak, dağ kesiminde ise yer yer meşe ve yabani meyve ağaçları ile kaplıdır. İklim yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlıdır.
    Merkez ilçeye olan uzaklığı, 82 km'dir. İlçede 11 mahalle bulunup adları şunlardır: Konak Mahallesi, Feridun Mahallesi, Tekel Mahallesi, Selahattin Mahallesi, Yenişehir Mahallesidir.
    İlçemize bağlı 75 köy, 82 mezra ve belde bulunmaktadır.
    SOSYAL YAPISI
    Halkı tarımla geçinir. Tütün ve pirinci ünlü, özellikle tütünü çok değerlidir.
    İlçede köyler yol boyunda ve ilçenin orta kesiminde toplanmıştır. 100kilometrekareye ortalama 5 köy düşer. İlçede nüfus yoğunluğu 70kişi/kilometrekare'dir. Ortalam köy nüfusu 712'dir.
    TURİSTİK YERLERİ
    Atatürk'ün ikamet ettiği Atatürk Evi, Sur kalıntıları, Kufa Kapısı, Selahaddin-i Eyyubî Camii (Ulucami), Karabehlül Camii, Eyyubi Minaresi, Hassunî Mağaraları, Malabadi köprüsü ilçenin önemli tarihi yapı ve yerleri arasında sayılabilir



    [​IMG]

    DİYARBAKIR VE ÇEVRESİ ARKEOLOJlSÎNÎN ANADOLU ARKEOLiOJİSİNDEKi YERÎ VE ÖNEMİ
    Anadolu'da insan yaşamına elverişli iklim koşulları, dördüncü jeokr jik zamanın pleistosen evresiyle başlar. İnsanın alet yapabilir düzeye ulaşması ancak birkaç milyon yılı bulmaktadır ki, işte geldiği bu aşama ile insanoğlu, hayatta kalabilmek için doğa ile savaşabilir duruma ulaş*mış, dünyayı kendi etkisine sokmaya başlamış demektir. Uygarlık Ta-rihi'nin de başlangıcını oluşturan bu evreden itibaren de, Arkeoloji bili*mi insanı izlemeye başlamıştır.
    Yapılan araştırmalarla günümüze dek ulaşabilen aletlerden anlaşıl*dığına göre, Anadolu'nun ilk sakinleri, Paleolitik (Eski Taş Devri) ve Mezolitik (Orta Taş Devri) çağlarda yaşamlarım avcı ve toplayıcılık ile sürdüren tüketici insan topluluklarıdır. Bunlar mağaralarda ve kaya sı*ğınaklarında, ya da geçici yerleşmelerin birinden diğerine göç ederek yaşamlarını sürdürmüşlerdir. İstanbul Yarımburgaz Mağarası, Antalya Karain, Beldibi, Belbaşı, Öküzini, Kumıbucağı, Adıyaman Palanlı, Şehre-miztepe, Pirun, Kars Camuslu, Elazığ Küllününini, Gaziantep'te Kuzini ve Şarklı Mağara, Antakya'da Kanal, Üçağızlı, Tıkalı, Merdivenli, Diyar*bakır'da Malikli, Hilar Mağaraları, İsparta'da Kapalıin, Mağaralarında ele geçen bulgular, Anadolu'da Paleolitik Çağın Alt, Orta ve Üst evre*lerinin yaşanmış olduğunu kanıtlamıştır.
    Buzulların çözülmesini izleyen neotermal iklim şartlarının var oldu*ğu dönemde, yabani bitki, hayvan türlerinin üretilmeye, evcilleştirilmeye uygun olduğu, ilkel tarım için elverişli toprak ve iklimin yanısıra, gele*neksel bilgi birikimine sahip, teknoloji bakımından belli bir düzeye ulaş*mış insan kümelerinin de var olduğu dünyanın belli bazı bölgelerinde, insanın besin üretimine, yani avcı ve toplayıcılıktan tarıma, hayvancılı*ğa geçtiğini görürüz. Neolitik veya Cilalı Taş Devri dediğimiz bu dönem*de, insanoğlunun olağanüstü çabası ve sarf ettiği emekle, doğanın ko*şullarına bağlı olan el değmemiş fiziksel dünya (doğal çevre) değişmeye başlamıştır. İnsan topluluklarının kaydettiği bu aşama ile de, onlara, belli bir süre içinde tüketilenden fazlanını üretebilme imkanını sağlamış*tır. Bu da insanlığın gelişmesine büyük hız kazandırmıştır.


    [​IMG]

    îki milyon yıllık üretim öncesi dönemine karşılık, insanoğlunun üre-timciliğe dayalı 10 -12.000 yıllık bir dönemde ulaştığı düzeye bakıldığında, emeğe dayalı itici gücün büyüklüğünü kabullenmemek mümkün de-ğidir.
    Günümüzün yarlrlı bulunan ya da yok edilmek istenen sosyal, kül* türel ve ekonomik kurumlarının büyük bölümünün başlangıç noktalarını, üretime geçiş evresinde aramak gerekmektedir. İnsanoğlunun göçebe ya*şamdan yerleşik düzene geçişi, üretime dayalı olmayan avcı ve toplayıcı bir yaşamdan besi üretimine dayalı bir ekonomiye geçişinin yaşandığı en eski merkez Yakın Doğu'dur. Tarım ve hayvancılığa daiı bilgilerle ürünler, bu merkezden Asya, Avrupa ve Afrika'ya yayılmıştır.
    Yakın Doğu Neolitik uygarlığı içerisinde Anadolu'ya baktığımızda, son yıllarda yapılan Arkeolojik kazı ve araştırmalar ile Güneydoğu Ana*dolu'da yer alan Hallan Cemi, Demirköy Höyük, Çayönü yerleşmeleri, bölgeyi ilklerin yeşerdiği çok özel bir konuma oturtmuştur


    [​IMG]

    Hallam Cemi
    Anadolu'nun şimdiye değin saptanmış en eski köy yerleşmeni olan Batman ilinin Kozluk İlçesi yakınındaki Hallan Cemi Höyüğü'ndeki ka*zılar, Diyarbakır Müzesi ve Amerika Delaware Universitesi'nden Dr. Michael Rosenberg'in ortak çalışmaları ile yürütülmektedir. GünümüzK den yaklaşık 10.600 -10.000 yıl öncesine tarihlenen Hallan Cemi Tepesi, çanak çömleksiz Neolitik dönem yerleşme yeri olarak, bu çağın en erken evreleri konusunda yeni biljgiler sağlamıştır.
    Yapılan kazılarda, yuvarlak planlı, ahşap dikmelerle desteklenen taş temelli, duvarları kamış ve ince dallarla örülüp çamurla sıvanmamış, üst örtü ahşap direklerle desteklenmiş ev kamtıları ortaya çıkarılmıştır. Evlerin tabanları sarı renkli bir çamurla sıvanırken, bir örnekte de, düz*gün sal taşlarının kullanıldığı görülmüştür.
    Besin üretim aşamasına henüz gelmemiş olan Hallan Cemi halkı, geçimini avcılık ve toplayıcılıkla sağlamakta idi. Bu da yakın zamana dek yerleşik yaşamın üretici ekonomiden sonra ortaya çıktığını savunan görüşün doğru olamayacağını göstermektedir. Alet yapımında genellikle Bingöl ile Van yöresinden getirdiği obsidiyeni kullanmış, taştan oyduğu kaplarını ise, geometrik şekilde, az sayıda da olsa, yılan veya köpek figürleri ile süslemiştir.
    Hallan Cemi, günümüzden 10.600 yıl önce, çok gelişmiş bir kültü*rün varlığını ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır. Çün*kü, Anadolu'da şimdiye dek bulunan en erken Neolitik yerleşim yeridir. Çayönü'nü yaratan kültürün oluşumu, bunun doğusundaki diğer uygar*lıklarla, özellikle de Toros - Zagros eteklerindeki daha erken yerel mede*niyetlerle ilişkisini ortaya koyması ile önemli bilgiler sağlamıştır.


    [​IMG]

    Demirköy Höyük
    Diyarbakır'ın Bismil İlçesinde, Batman Çayı'nm batı kenarında yer alır. Yine Diyarbakır Müzesi ve Amerika Delavvare Universite'sinden Dr. Michael Rosenberg'in katılımıyla, 1997 yılı içerisinde kazı çalışma*larına başlanmıştır.
    Ilı su Barajı göl suları altında kalacağından, kurtarma amaçlı kazı çalışmalarına henüz başlanmış olmasına rağmen, ele geçen buluntular oldukça önemli bir yerleşim alanı olduğunu ortaya koymuştur. Bu ön*em, Güneydoğu Anadolu Neolitik çağda Hallan Cemi Tepesi ve Çayönü yer*leşmeleri arasındaki tamamlayıcı kronolojik boşluğu doldurmasından kaynaklanmaktadır.
    Kazıcılar tarafından Demirköy Höyüğü'nün, Çayönü'nde medeniye*tin ilerlemesinin anlaşılması ve bunun da, Anadolu'nun güneyindeki kül*türlerden çok, daha eski Anadolu uygarlıklarından etkilenerek geliştiğini kanıtlaması açısından üzerinde durulması gerektiği ileri sürülmektedir.



    [​IMG]

    Çayönü Tepesi
    Diyarbakır'ın Ergani ilçesi yakınlarında yer alan Çayönü Höyüğü, Hallan Çemi'den yaklaşık 1000 yıl kadar sonra yerleşim görmüştür. 1964 yılında İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Halet Çâmbel ve Chicago Üniversitesi'nden J. R. Braidwood'un ortak başlattıkları kazı çalışmaları, 1991 yılma dek sürmüştür.
    Yedi evreli bir gelişim gösteren Çayönü Tepesi, İ. Ö. 7500 - 5000 yıl*ları arasında aralıksız olarak, daha sonra da aralıklarla iskân edilmiştir.
    Yerleşme, bilim dünyasındaki ününü «Esas Çayönü Evreni» olarak adlandırılan, günümüzden önce 9500 - 8500 yılları arasına tarihlenen bin yıllık döneme ait buluntu ve kalıntıları ile sağlamıştır. Günümüz kent uy*garlığının ilk temellerinin atıldığı bu dönem, insanın göçebelikten yerle*şik köy yaşantısına, avcı - toplayıcılıktan besin üretimine geçtikleri «Neolitik Devrim» olarak da bilinen teknolojik yaşam biçimi, beslenme ekonomisi ve İnsan - Doğal ve çevre ilişkilerinin tümü ile değiştiği, kül*tür tarihi ile.ilgili buluşlarda birçok ilki içeren, canlı ve oldukça ilginç bir dönemdir.
    A Keramik. döneme ait «Esas Çayönü Evresi»nin en alttaki kültür katında, Hallan Çemi'dekine benzer yuvarlak planlı basit kulübelerden, taş temelli, kerpiç duvarlı dörtgen yapılara geçiş, kapı, çatı, temel, su basman, merdiven gibi özelliklerin ortaya çıkışı,, toprak dolgudan kerpiç topanlarma, burdan da kerpiç, tuğlaya nasıl geçildiği gibi, günümüze kadar gelen köy mimarisinin başlangıç ve oluşum süreci ortaya çıkmıştır.



    [​IMG]

    Çayönünde her evre belirli bir yapı türüyle temsil edilmektedir. Yu*varlak Planlı yapıların hemen üzerinde Izgara, Planlı yapılar yer alır. Dikdörtgen Planlı bu yapıların temelleri ızgara biçiminde örülüp, taban*lar, taş ızgaraların üzeri dallarla örülerek çamur sıvanarak yapılmıştır. Böylece, önceki evredeki doğrudan toprak üzerine ottran tabanların ak*sine, toprak zeminden yüksek, devamlı bir hava akımı sağlanan yeni bir taban türüne geçilmiştir. (Aynı örneği Irak'ta Carmo'da daha küçük ve kil malzeme ile görülmüştür.) Nemden korunulması yönünde atılmış mi*mari bir adım olarak tanımlanan Izgara Planlı yapıların üzerinde «Hücre Planlı Yapılar» olarak adlandırılan birbirinden bağımsız birimler halin*de inşa edilen yapılar bulunmuştur. Bu »evrede yereşmenin orta yerinde yaklaşık 50 m. boyunda bir meydan yapısı görülmektedir. Meydanın ana ekseninde büyük dikili taşlar uzanmaktadır. Dünyanın en eski kent mey*danı olarlk bilinen bu alanın çevresini ise, özel öneme sahip olduğu an*laşılan büyük yapılar kuşatmaktadır. Bu yapılardan biri «Terazzo» ola*rak adlandırılan günümüz mozaiğine benzer üstün teknik becerinin ürü*nü bir döşeme ile kaplıdır. Yine dönemin koşullarına göre büyük boyut*larda geniş avlulu, arkada üç küçük odası bulunan «Kafa Taşlı Yapı» olarak adlandırılan bir kült yapısının bulunması oldukça ilginçtir. Uzun bir süre kullanılan ve zaman zaman yenilenerek planı değiştirilen yapı*da, yaklaşık 1000 kişiye ait farklı cins ve yaşlardaki insan kafatasları ve kemikleri bulunmuştur. Bu yapının ölü kültüyle ilgili olabileceği dü*şünülmektedir.
    Çayönünde çevresini anıtsal yapıların çevrelediği meydandan batı*ya doğru uzaklaştıkça, yapıların küçüldüğü ve daha yoksul insanların yaşadığı evlerin varlığı görülmektedir. Bu da yerleşmenin önceden ta*sarlanan düzende kurulduğunu ve sosyal farklılaşmanın bulunduğunu göstermektedir ki, bunlar taş devri için oldukça şaşırtıcıdır.
    Hücre Planlı yapılar dönemini, geniş odalı yapıların oluşturduğu son evre izlemektedir. Bu evrede Meydan, törensel önemini yitirmiş, günlük kullanım alanına dönüşmüştür. Bu dönemde yerleşme içi gömü geleneği terk edilmiş, cesetler yerleşme alanının dışına gömülmüştür. Böylesine gelişmiş mimari tarzı, geçmişi olan sağlam bir yapı tecrübesinin varlı*ğını göstermesi açısından önemlidir. Çayönü insanı, mimarlık alanında başardığı ilklerin yanısıra, ilk kez buğdayı, mercimekgilleri, köpeği, bun*ların ardından da koyun, keçi ve domuzu evcilleştirmiştir.
    Ele geçen bakırdan delgi, iğne ve boncuklar, taş devrinde insanoğ*lunun madeni henüz tanımadığı bir dönemde, Çayönü insanının bakırı işlediğini göstermiştir. Böylesine erken bir bakır işçiliği, ancak Ergani bakıı yataklarının varlığı ile açıklanabilir. Çayönü ve yakın çevresinde bulunmayan, bu nedenle Bingöl civarından getirildiği düşünülen işlenmiş doğalcamın bulunması, az da olsa deniz klbuklarına rastlanması, henüz yük taşıma hayvanlarının evcilleştirilemediği bir dönemde bile Çayönü halkının uzak coğrafi bölgeleri ile ilişkileri olduğunu açık bir biçimde sergilemektedir.



    [​IMG]

    Çayönü Tepesi'nde «Gelişkin Köy Evresi» olarak adlandırılan ikinci evre, I. Ö. 6000 yıllarına tarihlenmektedir. Bu evrede ilk kez kilden kap kaçağın yapımı ile tarım ve hayvancılığa dayalı gerçek köy yaşantısına geçildiği görülmüştür.
    Uzun yıllardan beri sürdürülen kazılarda yontma taş aletler, bazalt öğütm'e ve ezgi taşları, mikrolitler, perdahlı, perdahsız baltacıklar, kemik aletler, taş kap parçaları, bilezikler, boncuklar, kurslar, kilden yapılmış kadın ve hayvan figürleri gibi çok sayıda eserler bulunmuştur. Bu gün bu eserler ve Çayönü mimarisinden bir kesit, ayrıca çevrede yapılan ka*zılarda ele geçen buluntular, Diyarbakır Arkeoloji Müzesinde sergilen*mektedir.
    Diyarbakır ve çevresindeki yerleşmelerin yanısıra Urfa, Elazığ ve Malatya'da yapılan araştırmalar, ilk üretime geçiş aşamasında Güney*doğu Anadolu'daki merkezler arasında bir kültür birliğinin varlığını ka*nıtlar. Bu kültür birliği güneyde Sina'ya ve îran Azerbaycanı'na dek yayılmaktadır. Bu geniş coğrafi bölgede yerleşik yaşamın köklü ve ken^ dine özgü bir yapıya sahip olduğu görülür. Güneydoğu Anadolu'da geliş*miş mimari, artistik beğeni ve karmaşık ^dinsel yaşama sahip olan top*lulukların yaşadığı dönemden bir süre sonra, ilk yerleşik toplumlar daha batıda, Konya Ovası ve çevresinde de görülmeye başlanır. Yeni üretim ekonomisinin sağladığı kültür düzeyine yaklaşık 1000 yıllık bir gecik*meyle başlayan bu merkezlerden en dikkat çekicileri, Aşıklı Höyük, Can Hasan III, Suberde ye tabi ki, oldukça gelişkin bir yaşam tarzı sunan Çatal Höyük'tür.
    Diyarbakır ve çevresinde bu güne dek yapılan çok az sayıdaki ar*keolojik araştırma ve kazılardan elde edilen sonuçlar, yalnızca Anadolu tarihi açısından değil, insanlık kültür tarihi yönünden de oldukça önemli ve ilkleri teşkil eden veriler sunmuşlardır. Bölgede tespit edilmiş yüz*lerce höyükte yapılacak kapsamlı araştırma ve kazı çalışmaları ile bir çok bilinmeyene cevap verecek bulgular elde edileceği muhakkaktır.


    [​IMG]

    HAMRAVAT'A YAZIK OLDU !
    Evet. Evliya Çelebi'nin "Her derde deva" dediği Hamravat da artık anılarımızın kuytu bir köşesine çekildi.
    Yazık oldu.
    Diyarbakır'ımızın bazı güzellikleri gibi O da yok olup gidiyor maalesef.
    Karacadağ'ın karlı doruklarındaki billur pınarlarından, köpük köpük akıp AMİD halkına asırlarca hayat veren Hamravat'ın, ünlü Padişah Kanuni'ye de şifa vermişti asırlar öncesinde...
    Osmanlı'nın yükselme devrinin ünlü hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman ikinci İran seferine çıkarken, o günkü adıyla AMİD'e ikinci kez gelerek Karacadağ'da konaklamıştı. Halep'ten geliyordu ve hastaydı.
    Hekimleri O'na Karacadağ havasının, suyunun iyi geleceğini söylemişlerdi.
    Öyle de oldu.
    Diyarbakır'da 29 Eylül 1549 gününden 4 Kasım gününe kadar kaldığı 37 gün süresince hem Karacadağ'ın havası, hem de şifalı HAMRAVAT SUYU iyi gelir hükümdara.
    Derler ki, Sultan Süleyman burada iyileşince Yaradan'a şükretmiş ve o ünlü özdeyişini burada söylemiş;
    "Alem içre muteber bir nesne yok devlet gibi,
    Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi..."


    IMG]http://i1250.photobucket.com/albums/hh536/Pedalliyorum/Diyarbakir/DSC_0067-1.jpg[/IMG]


    Sultan, iyileşir iyileşmez de AMİD Valisi BALİ PAŞA'ya Karacadağ'daki Gözeli kaynaklarından boşa akan HAMRAVAT SUYU'nun kente ulaştırılması emrini vermiş. Sonra da Mimar Sinan'ın Kastamonu'lu kalfası Kasım Çelebi'yi bu işte görevlendirmiş.
    Kasım Çelebi aylarca çalışmış, planlar yapmış ve GÖZELİ'deki kaynakları taş kanaletlere aldırıp Urfakapı yakınında inşa ettirdiği KANTARALAR adı verilen kemerli bentlerle kente ulaşmasını sağlamış.
    Diyarbakır surlarında da kullanılan, siyah volkanik taşlarla yapılan KANTARALAR, 27 müstakil ayak üzerine oturtulmuş, kemerlerden oluşuyordu.
    1930'lu yıllara kadar ayakta duran kantaralar, bu tarihlerde kentte bulunan Vali Nizameddin Beg tarafından suyun demir borulara alınması sırasında yıktırılır.


    [​IMG]

    DİYARBEKİR'İN YÜZ SUYU
    1656 yılında bölgemizi gezen Evliya Çelebi Hamravat Suyu'ndan övgü ile söz ederken Kanuni Sultan Süleyman'a şifa verdiğini hatırlatır, sonra da bu ünlü suyun güğümlerle ve çam bodoçlarla nasıl İstanbul'a saraya gönderildiğinin öyküsünü anlatır. Şöyle der Evliya Çelebi:
    "Bu Hamravat suyunun safra, soda ve balgamı mahveylediği tecrübe ile malumdur.
    Hatta Osman oğullarından I. İbrahim Han çevresinden bu suyun vasıflarını duyunca "Elbette banaDiyarbekir'den hamravat suyu gelsun" diye hatt-ı şerif ile dergahi ali kapıcıbaşısı, memuren Diyarbekir'e gelmiştir. O zaman efendimiz Melek Ahmet Paşa, KARA AMİD Valisi idi.
    Paşa, padişah emrini görünce -Başım üstüne- deyüp, onar okka su alır, altı adet gümüşten, altı adet kurşundan, 6 adet tutyadan ve 6 adet çam bodoçlardan, cem'an 24 adet gügümlere sular doldurulup ve ağızlarını mühürleyip gelen kapıcıbaşıya on kese de ihsan verip teslim eyledi.
    Onaltı kese dahi gügümlerin masraflarını çekip ılgar ile HAMRAVAT'ı İbrahim Han'a gönderdi.
    Allah'ın hikmeti, bu soğuk ve saf su İstanbul'a girdiği gün, yeni padişahın tahta oturduğu gün olup bu Hamravat suyu Sultan İbrahim'in oğlu 7 yaşında tahta çıkan SultanIV. Mehmet Han'a nasip olmuştur.



    [​IMG]

    Yine Evliya ÇELEBİ, bu suyun ne kadar HAFİF olduğunu anlatırken ilginç bir de benzetme yapar.
    "Diyarbekir'deki suların en güzeli Ayn-ı Hamradır. Kaynağı Diyarbekir'in batısında Karacadağ yaylasından, yer altından kaynar ve iki konak yerden künklerle Amid Kalesi'ne girip önce Büyük Cami, sonra diğer camilere, han, imaret ve hamamlara taksim olunur.
    Eski bilginler Hamravat suyu içine pamuk koyup sonra kurutup tartmışlar. Hiç eksilmemiş.
    Sonra, Halep yakınındaki pamuğu ile ünlü Maarra şehri pamuğunu alıp İstanbul'da eski saray kapısı önündeki çeşme suyunda ıslatıp tartmışlar, Diyarbekir Hamravat suyu ile ıslatılan pamuk hiç eksilmemiş.
    Bu kadar hafif sudur. Eğer pamuğu ağır olsa, acı olup faydasızlığına delalet ederdi..."



    [​IMG]


    HAMRAVAT'IN SONU
    Diyarbakır'ın simgelerinden biri sayılan Hamravat, ne yazık ki, kentin son 30 yıl içinde büyüyüp, genişlemesi sonucu, yetmez olunca çeşitli sularla karıştırıldığı için değerini ve özelliğini yitirdi.
    Hamravat suyuna başka suların karışımı il kez olmuyordu tabi… Eldeki kayıtlara göre ilk karışım 1902 yılında olmuş. Bu tarihlerde Hamravat suyuna "Nehr-i Cedid" adında bir suyun karıştırıldığı belirtilir.
    Yakın yıllarda ise İçkale, Balıklı, Anzele gibi çok değişik suların karıştırılması ile Hamravat suyu iyice bir bozuldu, özelliğini ve güzelliğini yitirdi.
    Ayrıca, Karacadağ eteklerinde, özellikle kaynakların yoğun olduğu Gözeli'de son 20 yıl içinde başlatılan yapılaşma yanında bazı sanayi tesislerinin oluşması da Hamravat kaynaklarını olumsuz etkiledi.


    [​IMG]

    Hatta zaman zaman buradaki sanayi tesislerinin kimyasal atıklarının Hamravat'a karıştığı da saptandı.
    Anlayacağınız, her derde deva bu şifalı suyu da kaybettik.
    Ve ne yazık ki Evliya Çelebi'nin "Diyarbekir'in yüz suyu" dediği Hamravat da diğer pek çok güzellik gibi artık anılarda kaldı.
    Ve ne yazık ki şimdilerde Diyarbakır'da yaşayanların pek çoğu Hamravat'ın adını bile bilmiyor.
    Günümüzde kentin çok büyük bir bölümüne artık "Kral Kızı Barajı"ndan getirilen su veriliyor...
    Yüksek basınçlı, soğuk, ama ne yazık ki bu suda Hamravat'ın tadı ve güzelliği yok.




    [​IMG]

    Nur şehri Diyarbakır
    9 peygamber mezarı,3 peygamber makamı ve 541 sahabenin olduğu bir şehir Nurlu bir şehirdir
    ‘Diyarbakır’dan söz eden eserlerin çoğunda ‘şehr-i nur’,gibi deyimler kullanılmıştır
    Örneğin Yahya Kemal,Ali Emiri Efendi için yazdığı bir gazelde ,’Amid o şehri nur öğünsün ilelebed der’ der.
    Dr.Şevket Beysanoğlu:Türk edebiyatında Diyarbakır ve Diyarbakırlılar.1.Bütün Yönleriyle Diyarbakır Sempozyumu.27 Ekim 2000.s.219
    Diyarbakır’da Ergani otluca köyünde Hz.Şit’in oğlu Enuş peygamberin mezarı vardır.Onun nuru Peygamberimize intikal etmiştir.İslamın nurunun kaynağı ilimizdeki Enuş peygamber kaynaklıdır.
    Sit aleyhisselam vefat etmeden önce yerine oglu Enus'u halife tayin etti. Sit aleyhisselam vefat ettikten sonra kuvvetli rivayete göre Mina'daki mescidin minaresi dibinde medfün olan Adem aleyhisselam'in yanina defn edildi. Adem aleyhisselam vefat edecegi zaman oglu Sit aleyhisselama: "Yavrum ! Bu alninda parlayan nur, son peygamber olan MUHAMMED (S.A.V.)'in nurudur. Bu nuru mü'min, temiz ve iffetli hanimlara teslim et ve ogluna da böyle vasiyette bulun" buyurdu. Heyet, Peygamberler tarihi ansiklopedisi cilt: 1, Hakikat kitabevi, İstanbul
    Hz.Adem’in alında parlayan nurla ilgili Hz.Şit’e vasiyetinden sonra bu nur 175 yaşında Enuş Peygambere geçmi ve alnında Nur-u Muhammedi parlamaya başlamıştı.Hz.Anuş’un oğlu Kinan’a da bu nur geçmiş ve alnında parlamaya başlamıştı. Abdullah Aydın.Peygamberler Tarihi.Mehdi yay..s. 48,49,53

    [​IMG]

    Diyarbakır’daki Nebi camisi de Hz.Peygamberin öğretmesiyle olmuştur
    nebi (peygamber) camii:
    16.yüzyıl başlarında Akkoyunlular tarafından yaptırılmıştır. Mimari açıdan Akkoyunlu ve Osmanlı yapıları arasında bağlantıyı sağladığı için önemlidir. 20.yüzyılın başlarında çöken caminin minaresi orijinal yerinden bugünkü olduğu yere taşınmıştır. Minare yazıtına göre 1530 yılında Kasap Hacı Hüseyin tarafından hayrat olarak yaptırılmıştır.
    Akkoyunlu eseri olup, 15. Yüzyıldan kalma taşla örtülü tek kubbeli bir camiidir. Minaresinde Peygamber Efendi*mizden (Kaalen Nebiye) diye bahseden kitabelerin çokluğundan dolayı Nebi veya Peygamber Camii denildiği sanılmaktadır. 1530 yılında Hacı Hüseyin adlı bir kasap tarafından yaptırılan minare*si 1960 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce yeri değiştirilerek onarılmıştır.
    Evliya Çelebi’ye göre camiinin yapıcısı Hazreti Peygamberi rüyasında görüp onun öğretmesiyle yaptığı için Peygamber camii derler. (Evliya Çelebi seyahatnamesi.Çeviri:Zuhuri Danışman.1970.6/123)

    [​IMG]

    Peygamberimizin tavsiye ettiği bölge


    İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
    "Bir hicretten sonra bir hicret daha olacak. Arz ehlinin hayırlılarına Hz. İbrahim'in hicret ettiği yer gereklidir.
    Ebu Davud, Cihad 3, (2482).
    Not:Hz.İbrahim Harran’a göçmüş ,burada 15 yıl kalmıştır.,babası Azer’de 15 yıl süreyle yaz aylarında Diyarbakır’ın ilçesi Çermik ve Ergani üzerinden Elazığ Sivrice’ye gitmiştir.Daha sonraları kuraklık nedeniyle Mısır’a göçmüşlerdir(Mehmet Oymak.Urfa ve Hz.Eyyüp.2005.s.67şwww.elaziz.net,Prof.N.Uzunoğlu.Peygamberler tarihi.2005.s
    Ur şehrinde veya Babilde dünyaya gelen Hz.İbrahim(AS) 60 yaşlarında Harran’a geldi.75 yaşlarında Filistin’e geçti.(Prof.dr.İsmail Yiğit:peygamberler Tarihi.Kayıhan yay.İst.2005.s.236 )
    Hz.İbrahim’in babası Azer 200 yaşında Harran’da vefat etmiştir.(Prof.Dr.Nurettin Uzunoğlu:peygamberler tarihi.İst.2005.s.57)
    İbrahim’in ateşe atılma hadisesi Kusa’da gerçekleşmiştir.Onu yakma başarısız olduktan sonra Mezopotamya’nın kuzeyinde bulunan Harran’a gitmiştir.Oradan da yanında elş Sare ve kardeşinin oğlu Lut ve onun eşiyle birlikte Filistin’e geçmiştir.Kuraklık sebebiyle,Çoban krallar döneminde Mısır’a göç etmiştir.
    Dr.Şevki Ebu Halil:Kur’an atlası.Terc.Dr.E.Arpa.Fecr yay.Ank.2007.s.43

    [​IMG]

    TEVRAT ve ZEBUR’DA bölge
    (Kutsal Kitap'ın ‘Eski Ahit’ kısmı) bahsi geçen başlıca yer ve halklar:
    Dicle ve Fırat Nehirleri ve arasında kalan bölge (Aden Bahçesi): (Tevrat: Yaratılış (Tekvin) 2:13).
    Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’ta bugün Türkiye sınırları içinde bulunan birçok yerin ismi geçmektedir. Bu yerlerin başında Dicle ve Fırat nehirleri gelmektedir. Tevrat’a göre, Tanrı Âdem’i yarattıktan sonra "doğuya doğru Aden’de" bahçe yaratmış ve Âdem’i buraya yerleştirmiştir. Buradan bir ırmak çıkmış ve daha sonra bu ırmak dört kola ayrılmıştır. Bu dört koldan ikisi Dicle ve Fırat’tır. Dicle ve Fırat nehirleri kaynaklarını Doğu Anadolu bölgesinden alan iki akarsuyumuzdur. Bu iki nehrin bulunduğu bölge Yahudiler açısından kutsaldır

    [​IMG]

    Tarihte büyük bir askeri üs olarak Diyarbakır



    Mervanlı emirliğinin Büyük Selçuklu devletine bağlandığı 1042 yılından itibaren Diyarbekir bölgesi Bizans eline geçen Kuzey Suriye ve Orta Anadoluya karşı yapılmakta olan gazalara hareket üssü olmuştuProf.Dr.Muzaffer Arıkan,Prof.Dr.Refet Yinanç,Prof.Dr.Mesut Elibüyük,,Yrd.Doç.Dr.Yılmaz Kurt:Diyarbekir vilayeti Mufassal tahrir defteri.c.1 Ankara.1999.s.VIII

    Evliya Çelebi seyahatnamesinde
    ‘Sonra Sultan Selim oğlu Sultan Süleyman Han,Bağdat fethine giderken bu Diyarbekri’in su ve havasından hoşlanarak ‘’ Mamur ola benim Kara Amidim ‘’ diyerek kışlık verdi.İçinde üç ayda on bin kese akçe kestirdi.Sikkesinde ‘’ Sultan Süleyman bin Selim Han azze nasruhu duribe fi Kara Amid ‘’ yazılıdır.Hala tarla ve topraklarda o paralardan çok bulunur.Halis gümüş paradır.Sonra bu Diyarbekir vilayetini ayrıca kaydettirip vezirlere eyalet etmiştir.
    1549’da Halepten gelirken hastalanan Kanuni suyu ve havası iyi olan Karacadağda kalmış ve iyileşmiş ve burada
    Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
    Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi demiştir.Şevket Beysanoğlu:Diyarbakırım.1986 II/150

    Osmanlı döneminde buranın İran’a karşı yapılan seferlerde merkez üssü olarak kullanıldığı görülmektedir.Diyarbakır İran’a karşı oluşturulan ordunun üssü ve kışlama yeri olduğundan Kanuni,İran seferi dönüşünde 20 Ekim 1535 tarihinde Diyarbakır’ı ziyaret etmiştir.Kaleye kadar giderek Ulu camii’nde namaz kılmış ve bu ziyareti 20 gün kadar sürmüştür.Yine bu ziyareti sırasında şehrin suyunu bollaştırmak için Hamravat suyunun Diyarbakır’a getirilmesini emretmiş ve bir darphane yaptırarak para bile basmıştır.Kanuni ikinci İran seferine giderken 1554’te yine Diyarbakır’a uğramış ve bu defa sekiz gün kalmıştır.

    Kuyucu Murat paşanın Celalileri tenkilinden sonra çıktığı,İran seferi dönüşünde kışı Diyarbakırda geçirdiği ve baharda tekrar İran üzerine hareket etmek üzereyken 6 Ağustos 1611 tarihinde burada vefat ettiği görülmektedir.
    Yine 1617 yılında Veziri Azam Halil paşa kumandasında İran seferine çıkan Osmanlı ordusu Kırım hanı’nın kendilerine katılmasını beklemek üzere ,Diyarbakır’da kışlamıştır
    IV.Murat döneminde ise İran seferi için padişahtan önce Veziri azam Mehmet paşa,Diyarbakırda kışlamış ve IV.Muradda Bağdat seferine giderken (1638) buraya uğramış ve bu defa 70 gün kalmıştır.
    (Prof.Dr.Hüseyin Düzgün:İbrahim Gülşeni menakibinde Amid ve Diyarbakır kültürü.I.Uluslararası Oğuzlardan Osmanlıya Diyarbakır.2004 s:33
    İran seferi için padişahtan önce Vezir-i azam Mehmet Paş da Diyarbakır’da kışlamıştır.Hasan Kunağ:Diyarbakır Ulu camii kitabeleri.D.Ü.Arkeoloji bölümü lisans tezi.2001.s.12
    Diyarbakır valisi Ahmed paşa ,Tiflis ve Revan canibi Ser askeri olarak görevde bulundu.XVIII.Yüzyılda Diyarbakır doğu seferlerinin merkez üssü olşmuş,ordunun ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir yere sahip olmuşturd.Doç.Dr.İbrahim Yılmazçelik:XIX.Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır.TTK.1995.s.16
    Birinci dünya savaşında İran körfezinden kuzeye doğru ilerleyen İngilizlere karşı çarpışacak Türk ordusunun askerleri Diyarbekir’de toplanıyor,keleklerle cepheye yollanıyordu.

    [​IMG]
     
  5. Cengiz Yargıç

    Cengiz Yargıç Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    586
    Beğeniler:
    1.043
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    [​IMG]

    DİYARBAKIR’IN VE GÜNEYDOĞUNUN ASTRONOMİYE KATKISI
    Hz.Enuş’un yaşadığı Otluca bölgesinde Kikan,Giragor,Çayönü bölgesi onun cenaze namazını kılan İdris peygamberin de mekanıdır.Hz.İdris’in atçılık,dikiş ve astronomi ilmindeki özellikleri Diyarbakır topraklarına da yayılmıştır.
    Şehmus Aslan Enüş peygamber için şunları yazar’Şit peygamberin oğlu,Hz.Ademin torunudur.Gökbilimi hakkında derin bilgisi olan bir zattır.
    İlk astronom İdris peygamberdi.
    ‘İdris aleyhisselam, insanlık tarihindeki pek çok ilkin sahibidir. Bunların bazıları kaynaklarda şöyle geçmektedir; "Kalemin keşfi ve yazmada kullanımı, ilimlerin tasnifi ve ilk kez yıldızların hareketlerinin incelenmesi, astronomi hesaplarının yapımı, atın evcilleştirilmesi, okun keşfi, Allah yolunda ilk kez düzenli birlikler kurup sıcak harbe girişmek, ilk kumaş dokuyarak elbise yapmak ki, o zamana kadar insanlar, örtünmek için hayvan derilerinden giyecek yapıyorlardı,
    Matematikten astronomiye pek çok bilim dalı onun sayesinde ortaya çıkmıştır.


    [​IMG]

    Diyarbakır’da astronomi
    Hz.Enuş ve İdris(AS)’den gelen astronomi ilk Diyarbakır topraklarında neşvünema bulur ve ileri nesillerde de kendini gösterir.Diyarbakır ulu camiinde güneş saatine bakmamız bu konuda fikir verir.
    Diyarbakır Ulu camide güneş saati
    Ezan için güneş saati
    Diyarbakır Ulu Camii’nin avlusundaki en ilginç özelliği avlunun sağ tarafında dikilen bir taş üzerine monte edilmiş güneş saatidir. Taş’ın ortasında bıçak ağzı büyüklüğünde bir demir parçası monte edilirken, demirin her iki tarafında ise yarım ay şeklinde biri kubleye diğeri kuzeye doğru çizilen iki çizgi bulunmaktadır. Yarım ay şeklindeki her iki çizgiden 6’şar çizgi olmak üzere toplam 12 çizgi bulunmaktadır. Güneşin doğuşunda taşın ortasına dikilen demirin gölgesi hangi çizginin üstüne vurursa saat o gölgeye göre belirlenip cami imamı tarafından ezan okunduğu ve cemaatin namazlarını kıldıkları belirtilmektedir. Güneş saatinin hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.


    [​IMG]

    Al bardaklı şeyh Ahmed
    Diyarbakır’da saraykapıya yakın bardaklı mahallesimde M.1446’da doğdu.500 sayfalık eseri İstanbul’da Millet kütüphanesinde,Lugat bölümü.No.39’dadır.Eserinde
    Rumi ve Farsca ile celali takvimlerindeki ay adlarını,bunlardan her birinin başlangıçve kullanış usullerini,zamanını,kebise yıllarını,her takvimdeki ay ve günlerde geçen bayramlar ile meşhur günleri anlatır.Ayrıca gökyüzündeki gezegenlerin adlarını,bunların burçları ile hareketlerini ve bunlara verilen adların nden ileri geldiğini,Arabi ayların birinci günlerini bilip bulma usullerini anlatır.



    [​IMG]

    Seydaye Lice Muhammed Hadi
    1852 Lice doğumludur.Lice müfülüğü yapmıştır.Astronomi ilminde üstadı.Kullandığı aletler mevcuttur
    Muslihiddin-i Lari
    İranda Laristan’da doğdu.Hindistan,Halep’te bulundu.İstanbul’da Ebussud efendiyle beraber oldu.Sonra Diyarbakıra geldi.İskender paşa çocuklarına onu hoca tayin etti.Hüsrev paşa medrese müderrisliğini verdi1591’de vefat etti.
    Palu (Parlı) Camii ismi de verilen yapı batısında büyük Hekim Muslihiddin-i Lari'nin mezarı vardır.
    29 eseri vardır. 2 astronomi eseri vardır.Bu eserler Kandilli ve Süleymaniye kütüphanesindedir.

    Sait paşa
    Sait paşa,Diyarbakırda doğup büyüdü.Diyarbakıra bağlı bir ile mutasarrıf oldu. Astronomi ve coğrafya kitabı yazdı.

    [​IMG]


    Şeyh Abdurrahman aktepi ve astronomi
    Hasankaleli İbrahim Hakkı Hazretleri ve Marifetname eseri çok meşhurdur.Gerek tasavvuf ve dini ilimler ve gerek astronomi ve tıpla ilgili konuları kendi döneminde ele alışı enteresandır.Bugün Tillo bölgesi de İbrahim Hakkı hazretleriyle inanç turizmine önemli renk katmaktadır.
    Ancak Diyarbakır'da Çınar ilçesinde aynı özellikleri taşıyan Şeyh Abdurrahman Aktepi hazretlerini ne yazık ki Türkiye ve İslam alemi fazla tanımamaktadır.Bu mübarek zatı elden geldiğince tanıtmak bir vefa gereğidir.

    Diyarbakır Çınar’da Alatosun köyü türbesi,Aktepe Şeyh Hasan-i Nürani türbesi,Altınaakar köyünde bir türbe(Şeyh Kasım) dini mekanlardır.
    Çınar Aktepe geçen asırda İslami bir üniversite hükmündeydi.Burada bir cami minaresi ve medrese kalıntısı ile medrese öğrencilerinin (80 öğrenci) mezarı bulunmaktadır. Minare 850 yılında yapılmıştır.Öğrenciler veba salgını sonucu vefat etmişlerdir.


    [​IMG]

    Diyarbakır'da Kültür

    Osmanlı şehirleri arasında nüfuslarına oranla en fazla şair yetiştiren birkaç şehirden biri Diyarbekirdi.Divan edebiyatında kadın şairelere arasında ün salmış Şair Sırrı Hanım’ı kaç kişimiz biliyoruz Sezai Karakoç ,Cahit Sıtkı bu şehrin evlatlarıdır. Refi’ler,Halililer,Hamiler gibi nice şairler bu iklimin insanlarıdır.
    1890-94 yılları arasında Diyarbekir’de vakilik yapan Giritli Sırrı Paşa şöyle der;Diyarbekirlilerden müctemi bir cemaatte gözlerimi bağlayıp otursam ve elimi atsam,tuttuğum ya şair,ya münşidir
    Diyarbekir insanının kültür seviyesine bir örnek olsun diye aşağıda yazacağım anekdot,bize bu konuda az çok bilgi verecektir sanırım.
    Diyarbekir evlatlarından Kafizade Abdüssettar Hayati Avşar bey,1937’de bazı matbaa malzemeleri almak için İstanbul’a gitmeye hazırlanır.Gitmeden önce yine Diyarbekirli olan tarihçi Abdulgani Fahri Bulduk Bey’e gider ve hatır ister.
    Abdulgani bey de ‘Oğlum İstanbul’a gidersen sana vereceğim adrese git ve İbnu’l Emin Mahmud Kemal beyi gör,selamımı ilet,belki işlerinde sana yardımcı da olur’der.Abdüssettar amca gider ve o adreste İbnu’l Emin’i bulur,saygıyla elini öper ve Abdulğani Bey’in selamını iletir.
    İbnu’l Emin,kendisini yanında oturtur.Bir müddet sonra öğle tatili olduğundan yazıhaneye İstanbul üniversitesi hocalarından bir çok Edebiyatçı ve Tarihçi gelir otururlar.İbnu’l Emin Bey der ki;’Bu gün misafirimiz var,herkes kendini tanıtsın.’Tanışma başlar,-Ben profesör falankes,şu kürsünün başkanıyım diye başlayan ifadeler bitip sıra Abdüssettar amcaya gelince kendisi henüz genç olduğundan bunca akademisyene ne diyeceğini düşünürken,İbnu’l Emin;-Seni be tanıtacağım der ve başlar.;
    -Abdüssettar Hayati Avşar.Diyarbekir mezunu.Hocalar bunu duyunca,-Üstadım Diyarbekirde üniversite mi var diye sorarlar.İbnu’l Emin hiç bozuntuya vermeden.-Bilmezmisiniz ki Diyarbekri şehri bir üniversite gibidir.Diyarbekir’de herhangi bir kıraathanede büyüklerin sohbetini dinleyerek büyüyen bir insan,sizin gibi üniversite mezunu olanlardan hiçbir eksikliği yoktur’der.Kıraaathanelerimizin çoğu defa edebi ve tarihi sohbetlerin merkezi oluyordu.

    [​IMG]

    Evliya Çelebi ‘Bu Diyarbekir’de öyle yetenekli şairler var ki,her biri sanki Fuzuli ve Ruhi gibidir.Bir çoğu ile sohbet ettik hakikaten benzerleri bulunmayan birer fazilet sahibi kimselerdir’demektedir.
    M.Şefik Korkusuz.Seyahatnamelerde Diyarbekir.Kent yay.İst.2003.s:31

    1608’de Diyarbakır’ı ziyaret eden Simeon Diyarbakırlılar için ‘ Zira hepsi de okuyan ve bilgin insanlar olup gerek hasbihallerde ve gerek alışverişte zeka ve nezaketle hareket eder ve edebi bir lisanla konuşurlar’demektedir.
    M.Şefik Korkusuz.Seyahatnamelerde Diyarbekir.Kent yay.İst.2003.s:15

    Diyarbakırı ziyaret eden Sabık Trabzon valisi Ali Bey şu yorumda bulunur

    ‘Hanedan ve ahalisinden pek çok edip,zarif,terbiye,tahsili mükemmel zatlar vardır.Mesela bunlardan Said Paşa’nın kuvvetli kalemi,edebiyata ve tarihe dair eserleri vardır’
    Şefik Korkusuz.Seyahatnamelerde Diyarbekir.Kent yay.İst.2003.s.173 ‘

    Diyarbakır,bölgeye egemen olan Mervaniler’in,İnaloğullarının, Nisanoğullarının,
    Artukoğulları ile Akkoyunlularının başkenti ve Osmanlının en büyük eyaletlerinden birinin merkezi olması nedeniyle önemli bir kültür merkezi olmuştur.Bu nedenledir ki Diyarbakır’dan söz eden eserlerin çoğunda ‘şehr-i nur’, ‘belde-i ilmü irfan’gibi deyimler kullanılmıştır.Örneğin Yahya Kemal,Ali Emiri Efendi için yazdığı bir gazelde ,’Amid o şehri nur öğünsün ilelebed der’ der.
    Refii Cevat Ulunay,şehrimizden şu övücü ifadelerle bahseder:’İnsanların dimağını bazen deha mertebesine varan bir kabiliyetle yoğuran bu memleketten nice büyük insanlar yetişmiştir.


    [​IMG]

    KARA YAĞIZ

    Şanına vurgun, bağrına yanık,
    Neden gönüller sana aşık…
    Bilmem ki, kaç diyara nasip olur,
    Böyle yanıp kül olmalar.
    Heybetine kurban loy, Diyarbekir’im.

    [​IMG]

    ir kalksan ayağı dört nala!
    Kara yağız bir atsın sen.
    Sakladın suyunu, kaçırdın bereketini,
    Kimseler bilmeyince kıymetini.

    Yedi düvelin namıdır surların,
    Hak’tan bir lütuftur cennet bağın,
    Ol-gözü kör oldu, beşerin,
    Görmez oldu bağrında asaletin.

    Kimse bilmez üstünde, Peygamber nefesini,
    Ulu-camiyle dinlerin sema ettiğini,
    Giremezdi ayaklar abdestsiz şehrine,
    Maşuktun sen, bütün ilmi beşere.

    [​IMG]

    Yunus nebi, duasıyla mesken tuttu bu şehri.
    Peygamber Hadisleri, Seyfullah tuttu bu şehri.
    Rabbinden nida ile, Danyal’a nasip oldu Dicle,
    Adem ile Havva’yla başlar destanı bu şehrin.

    Sultanlar el-sürüp surlarına, yüzlerini yuğdular.
    Gözü perdesiz olanlar, şehitlerle namaza durdular.
    İçindeki ahali, İbrahim, Peygamber ve Sahabe nesli.
    Mesrurdu onlarla Ermeni, Süryani ve Yezidi’n cümlesi.

    Bu şehrin dört yanın da, kandiller yanar,
    Peygamber, Sahabe, Evliya’dan başka ne var!
    Ağlamasın kimse, yanmasın eski günlere,
    Bağrından fışkıracak, yarasına merhem, mücevheratı var.

    [​IMG]

    Bin can ile Karaca dağdan kalkan kuşlar,
    Süleyman’ı, ön gözlüyü, gazi köşkünü turlar.
    Dilekler Dicle ile bulur niyazı,
    Bu asil şehir, tarihin, insanlığın ve sevginin payitahtı.

    Taşın, suyun, toprağın, ne güzeldir dört bir yanın,
    On dört asır önce Halid bin Velid’le, kadem bastı toprağın.
    Dört kapının üstünde, fethin sancağı var,
    Bu şehrin her yanında, Arş’a yakın yollar var.
    Cennetine bağına, cümle gülistanına,
    İçindeki ruhuna, gönlümüzle ahdimiz var.

    Kara yağız bir atsın sen,
    Ey aziz Diyarbekir.

    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]
     
    onurson ve Muharrem karadağ bunu beğendi.
  6. onurson

    onurson Üye

    Kayıt:
    8 Mart 2012
    Mesajlar:
    63
    Beğeniler:
    28
    Şehir:
    Kocaeli
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    Diyarbakır'ın tarihi ve kültürel dokusu en iyi böyle yansıtılırdı. Zaten tarihi ve kültürel yönden zengin bir şehrin dört bir yanını ulaşım sıkıntısı çekmeden ancak bisikletle gezilebilir. Başta Cengiz Bey'e , Diyarbakır Bisiklet Topluluğu'na ve oradaki tüm bisikletseverlere teşekkürler..
     
  7. Cengiz Gökalp

    Cengiz Gökalp Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    23 Ekim 2011
    Mesajlar:
    806
    Beğeniler:
    337
    Şehir:
    antalya
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    başta Diyarbakır olmak üzere Şanlıurfa Mardin Batman medeniyetin başlangıcı olarak bilinir. Makaleniz için teşekkür ederim cengiz abi
     
    ugur T ve Cengiz Yargıç bunu beğendi.
  8. Arseyus

    Arseyus Kıdemli Üye

    Kayıt:
    20 Aralık 2015
    Mesajlar:
    243
    Beğeniler:
    214
    Şehir:
    Yeraltı Dünyası
    Seviye:
    Yazının tamamını okuyamadım konu baya eski fakat bir konu ancak bu kadar kaliteli ve anlamlı olabilirdi. ALLAH muhabbetinizi daim etsin.