Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Kalp hastalıklarına karşı koruyucu öneriler.

Konu, 'Sağlık - Antrenman - Beslenme' kısmında Derya AKYILDIZ tarafından paylaşıldı.

  1. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    Koroner kalp hastalıkları tüm dünyada ölüm nedenleri arasında hala ilk sıradaki
    yerini korumaya devam ediyor. Ancak bilimadamları yaşam şeklinde yapılacak
    değişikliklerle hastalıktan korunmanın, hatta hastalığı geriletmenin mümkün
    olabileceğine dikkat çekiyor.

    Koroner damarlara ait kalp hastalıkları, enfarktüs, koroner yetersizliği, kalp krizi
    gibi isimlerle anılsa da hepsi aynı temele dayanıyor: Kalbi besleyen koroner
    damarların damar sertliği nedeniyle daralması, kireçlenmesi ve içinden kan
    geçememesi nedeniyle kalbin o damarının beslediği bölgesinin kansız kalarak
    canlılığını yitirip ölmesi…

    Koroner yetersizlikte kalp canlılığını kaybetmemiş ve ölümcül duruma gelmemiş
    olsa da uyarılar veriyor ve zamanla ilerliyor. Bu tablonun son noktası ise kalp
    krizi oluyor. Kalp krizi yaşanmadan önceki aşamalara bakıldığında ise ilk
    aşamada damarda daralma oluyor. Angino pektoris denilen bu daralma,
    göğüste başlayan ve sol kola yayılan ağrıyla ortaya çıkıyor. Zamanla daha çok
    ilerleyen bu darlık ya tamamen tıkanıyor ya da üzerine pıhtı oturarak kan
    geçişini tamamen engelliyor ve enfarktüs denilen durum meydana geliyor. Bu
    durum ölümle de sonuçlanabiliyor. Atlatıldığında da sorun devam ettiği için
    kesin çözümlere ulaşmak için bazı yöntemler uygulanıyor.

    DAMARLARIN BOZULMASI

    Aterosklerozun bilinen ve bilinmeyen nedenleri var. Damar cidarını bozan tipik
    risk faktörleri bulunuyor ki sigara bunların başında geliyor. Bunun yanında yağlı
    gıdalar ağırlıklı beslenme, kan yağlarının yüksek olması, diyabet ve yüksek
    tansiyonun olması ve genetik faktörler diğer belirleyici risk faktörleri olarak
    sıralanıyor. Bu risk faktörleri hastalığın oluşmasına ya da ilerlemesine neden
    oluyor.

    Genetik faktörler: Kalp hastalıklarında genetik faktörlerin etkin olduğu
    bilinmekle birlikte rakamsal veriler vermek çok mümkün değil. Ancak, ailesinde
    ve yakın aile fertlerinde birkaç kişide birden damar sertliğine bağlı erken
    ölümler söz konusuysa bu kişide genetik faktörlerin etkin olduğunu gösteriyor
    ve özellikle dikkat etmesi gerekiyor. Genetik yapı üzerine edinsel faktörler
    denilen, sigara alışkanlığı, beslenme tarzı, yaşam biçimi, stres eklendiğinde
    sorunun ilerlemesi hızlanıyor.

    ASM Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Kalp Sağlığı Bölüm Başkanı Dr. Besim
    Yiğiter, genetik özellik olmasına karşın, bilinen risk faktörlerini ortadan
    kaldırarak hastalıktan korunmanın ya da hastalığı yavaşlatmanın mümkün
    olabileceğini hatırlatıyor.

    Yaş: Damarlarda yaş ilerledikçe yaşlanma oluşuyor ve risk faktörlerine
    maruz kalma süresi de yaşla birlikte artıyor. Ancak son yıllarda bu sorun
    gençleri de etkilemeye başladı. Buradaki etken ise sigara, yanlış beslenme gibi
    risk faktörlerine daha fazla maruz kalınması. Araştırmalar, damarlardaki
    bozulmanın 7-8 yaşlarından itibaren başladığını gösteriyor.

    Metobolik sendrom: Bir başka risk faktörünün ise metobolik sendrom
    olduğunusöyleyen Dr. Besim Yiğiter şu bilgileri veriyor: “Amerikan
    istatistiklerine göre toplumun yüzde 24-25’ini etkileyen bir sorun. Klinikte
    ortaya çıkmamakla birlikte komplikasyonları ileride ortaya çıkan bir problem
    metabolik sendrom.” Dr. Besim Yiğiter bu sendroma sahip olan çocukları
    anlamanın bazı ipuçları olduğunu belirterek, “Çocuğun şişman olması, tansiyon
    değerlerinin normalin üst sınırında olması, kan şekeri değerlerinin normal ya da
    normalin üst sınırında tespit edilmesi durumlarında çok dikkat etmek gerekir”
    diye konuşuyor. Dr. Besim Yiğiter, obez ya da diyabeti olan çocuklarda
    erken teşhis konulmadığı takdirde 30’lu yaşlarda kalp krizi geçirme riskinin
    yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Bu kişilerin hayat tarzında yapılacak
    değişikler, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesiyle ileride meydana
    gelebilecek problemlerin önlenmesi, azaltılması veya geciktirilmesi mümkün. Dr.
    Yiğiter, geleneksel “tombul çocuk sağlıklıdır” düşüncesinin doğru olmadığının
    insanlara anlatılması gerektiğini vurguluyor.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Tanı konduktan sonra anjiografiyle sorunun haritasının çıkarıldığını söyleyen Dr.
    Yiğiter tedavide izlenen yolu şöyle anlatıyor: ”Bu tetkikin sonunda koroner
    damarlarda çok kritik daralmalar varsa, bu darlığı ortadan kaldırmak tedavinin
    birinci prensibini oluşturuyor. Bu darlığı ortadan kaldıran bir yöntem olmadığı
    için girişimsel bir yöntemle, yani balon ya da stentle darlık aşılabiliyor. Farklı
    nedenlerden dolayı bu yöntemler uygulanamıyorsa da cerrahi kullanılıyor.
    Cerrahide de kalbin tıkalı olan damarlarına, vücudun bir başka yerinden alınan
    damarlar ilave yapılıyor. Böylece tıkanıklık geride kalıyor, damarda kan akımı
    sağlanmış oluyor. Bugün en efektif, yerleşmiş, klasikleşmiş, radikal tedavi bu.
    Ancak bu iki yöntemin de uygulanamadığı durumlar var. Yani hastalığın gelişme
    biçiminden kaynaklanan, hem stent, hem de cerrahinin uygulanamadığı
    hastalar var. Bunun yanında hastalık olmasına karşın girişimsel bir tedavi ya da
    cerrahi gereklilik olmayan hastalar da bulunuyor. Bu iki grup hastada da
    medikal tedaviler kullanılıyor. Girişimsel ve cerrahi yöntemlerdeki gelişmelere
    paralel olarak zaman içinde medikal tedavilerde de önemli ilerlemeler yaşandı.”

    DARALMA GERİLETİLEBİLİR Mİ?

    Risk faktörleriyle oynamak suretiyle hastalığın gelişmesini ya da hızlanmasını
    yavaşlatmak mümkün. Örneğin sigarayı kesmek suretiyle kalp damarlarının
    kireçlenmesini geciktirmek hatta önüne geçmek olası. Yine sağlıklı bir diyet
    programı uygulanarak damarların sertleşme hızı yavaşlatılabiliyor, hatta
    geriletilebiliyor. Dr. Yiğiter, “Eskiden en fazla ilerlemenin yavaşlatılabileceği
    düşünülürken, bugün artık yaklaşım değişti. Yeni konsepte göre, yaşam
    biçimini değiştirmek, kilo vermek ve kan yağlarını düşürmekle damarlardaki
    daralma hızı durdurulabiliyor ve hatta geriletilebiliyor. Bu yeni konsepte göre,
    damarlardaki yüzde 70 darlık bu sayede yüzde 50’ye kadar çekilebiliyor” diyor.

    CERRAHİDE GELİNEN NOKTA

    Dr.Yiğiter, tedavi şekillerinde hastaların seçimine ilişkin şu bilgileri
    veriyor: “Bazı hastalar için ameliyat çok agresif olacağından ve sorun stentle
    de giderilebileceğinden ameliyata gerek duyulmuyor. Bunda tartışma yok. Bir
    grup hastada ise stent ile başarılı olunamıyor. Bu hastalar kayıtsız şartsız by-
    pass olur. Bunlar iki uç noktayı oluşturuyor. Bir de ikisinin ortasında olan hasta
    grubu var. Bu hastaya stent de yapılabilir ama ameliyat da olabilir. Bunlardan
    hangisinin yapılacağı konusunda aslında bir karmaşa yaşanıyor. İşte bu
    nedenle Amerika’da yılda 1 milyon stent takılırken, 200 bin civarında da
    ameliyat yapılıyor. Eskiden bu oran tersineydi ama şimdiki oran giderek
    yükseliyor.”

    Cerrahinin de yapılamayacağı hasta grubu bulunduğunu belirten Dr. Yiğiter
    cerrahi için uygun hasta profilini şöyle tanımlıyor: “Bazen hastalık farkında
    olarak ya da olmayarak o kadar çok ilerler ki, cerrahi yapılamayacak hale
    gelebilir. Ya da hastalık oluşum biçimi açısından olumsuz olduğundan ameliyata
    imkan vermeyebilir. Ancak bu durumların dışında by-pass için belirgin bir yaş
    sınırı yoktur. Yani ameliyat olmak için endikasyonu olan her hasta hangi yaşta
    olursa olsun ameliyat olabilir.”

    Girişimsel yöntemlerin de kendine göre komplikasyonları bulunuyor. Günümüzde
    oranı son derece düşmüş olan bu komplikasyonlarla ilgili Dr.Yiğiter şu bilgileri
    veriyor:

    “Hastalıkla ilgili herhangi bir şey yapılmadığı zaman ortaya çıkabilecek
    potansiyel problemlere oranla komplikasyonlar inanılmaz derecede düşüktür.
    Örneğin by-pass ameliyatı için risk yüzde 1 iken, ameliyat olmadığı zaman risk
    hayatının her anında yüzde 40’tır."

    Dr.Yiğiter, bugün girişimsel yöntemler adına çok büyük gelişmeler olmasına
    karşın hala kesin bir çözümden bahsetmenin mümkün olmadığını belirterek
    sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu anlamda çalışmalar inanılmaz bir hızla devam
    ediyor. Özellikle son dönemlerde çok konuşulan ilaçlı stentler konusunda da
    şunları söylemek isterim; ilaçlı stent uygulamasında birden patlama oldu ve çok
    iyi bir şekilde lanse edildiği biraz da abartılarak hemen hemen tamamen ilaçlı
    stente geçildi. Ama son dönemlerde ani pıhtı oluşturma riski sıklıkla görüldüğü
    için, tekrar stentin ilaçlı mı, yoksa ilaçsız mı olacağı tartışılmaya başlandı.”

    Kimler risk altında?

    Ailesinde kalp hastalığı hikayesi olan kişiler
    Kilolu ve kan yağları yüksek olan kişiler
    Sigara içen kişiler
    Yüksek tansiyonu olanlar
    Diyabeti olanlar
    Aşırı stres altında çalışanlar.

    ASM