Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Kaçkarlar KALDSK Temmuz Etkinliği

Konu, 'Outdoor' kısmında Spec tarafından paylaşıldı.

  1. Spec

    Spec Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    22 Haziran 2006
    Mesajlar:
    475
    Beğeniler:
    697
    Şehir:
    istanbul
    Seviye:
    Daha önceden de bu etkinliğimizin yazısını fotoğraflarıyla birlikte foruma koymuştum ama forumdaki teknik arızadan dolayı yazım sadece 1 gün kalabilmişti. Database hatasından dolayı forum birkaç gün geriye alınınca yazım yok olmuştu. O kadar resmi upload etmek baya zahmetli bir iş olduğu için de bugün yarın tekrar konuyu açarım derken bir baktım eylül gelmiş de geçiyor. Neyse inşallah bu sefer de databasede hata olmaz. Şanssız bedevinin başına çölde ne gelirmiş biliyorsunuz :D . Neyse uzatmadan anlatmaya başlayayım.

    Her yaz mutlaka Kaçkarlara kamp yapmaya giden okul kulübümle bu sene bende gitmeye karar vermiştim. Normal bir kamp olacağını sanıyordum ve Doğu Karadenizin bu kadar mükemmel olabileceğini tahmin etmemiştim.

    11 Temmuz'da öğle saatlerinde attık çantalarımızı otobüsün bagajına ve yolculuğumuza başladık. Otobüs yolculuklarında ben uyuyamam ve 18 saatlik yolculuk boyunca gözümü kırpmadım dolayısıyla benim için çok yorucu bir yolculuk olmuştu. Zor geçen 18 saatin sonunda Rize içindeki son mola yerimizde durduk ve ben medeniyetten ayrılmadan önce bir tuvalete gireyim dedim. Erkekler tuvaletinin girişinde bir yazı dikkatimi çekti: Lütfen tuvalete girmeden önce ruhsatlı silahlarınızı görevlimize teslim ediniz. Ben şaşırdım hayda dedim nereye geldik :D . Ayrıca niye bir insan tuvalete girmeden önce silahını teslim etsin ki diye de düşündüm ama bir türlü cevabını bulamadım. Neyse sonra otobüs kısa zamanda kalktı ve Rize Pazar'da Ford Transitiyle Ahmet abi bizi karşıladı. Ben Ahmet abiye bu yazıdan bahsettim o da açıkladı bana: Bir gün bir adam o durakta tuvalete girmiş ve belinde silahının olduğunu unutmuş. Tuvalette kemerini açmış ve doğal olarak silahı yere düşmüş ve patlamış. Adam böylece kendi silahından çıkan kurşunla ölmüş. Duyunca elimde olmadan çok gülmüştüm , karadeniz fıkrası gibi ama gerçek.

    12 Temmuz
    Otobüsümüz Rize Pazar'a vardı biz de çantalarımızı Transitin tepesine bağladık ve Ayder'in yolunu tuttuk. Ayder'den son birkaç yiyeceğimizi alıp Avisor'a geçeceğiz. Avisor ise araba yolunun sonu. Oradan sonra da çantaları sırtlayıp Dargovit geçidini aşarak Yukarı Kaçkar Yaylasına çıkacağız ve Derebaşı mevkiine , Altıparmakların eteklerine ,kamp atacağız. Ne yazık ki Ayder'de alışveriş telaşıyla fotoğraf çekmemişiz o yüzden fotoğraflar Avisor yaylasından başlıyor.

    Dağlar gerçekten de heybetli gözüküyor.
    [​IMG]
    Minibüsten iner inmez bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz. Zaten bu manzarada da çekilmez mi :D ?
    [​IMG]
    Avisora vardık ve çantaları indiriyoruz.
    [​IMG]
    Altıparmaklara doğru yola çıkmadan önceki son hazırlıklar.
    [​IMG]
    Çantaları sırtladık ve Altıparmakların eteklerine doğru ilerliyoruz.
    [​IMG]
    Resimde pek iyi gözükmüyor ama her taraf çiçeklerle dolu. Her geçen dakika Karadenizin doğasına biraz daha hayran kalıyorum.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Avisor yaylası baya aşağıda kaldı ve artık gözükmüyor.
    [​IMG]
    2 saatlik yorucu bir yürüyüşten sonra kamp alanı yani Derebaşı mevkii gözüktü.
    [​IMG]
    Kamp alanı...
    [​IMG]
    Kampımızı attıktan sonra ilk gün geçiyor ve herkes yemek derdine düşüyor. 18 saatlik otobüs yolculuğu üstüne 4 saatlik transitle yaylaya çıkış ve onun üstüne de 2 saatlik 25 kglık çantalarla yürüyüşten sonra herkesin pestili çıkıyor. Artık tek istediğim güzel sıcak bir makarna ve uyku.

    13 Temmuz

    Sabah erkenden uyanıyoruz. Zaten dağda o temiz havada 5 6 saatlik uyku yetiyor insana. Uyanıyorum ve ilk olarak çadırdan başımı çıkarıyorum. Hava çok güzel ve bu da iyi haber. Altıparmak zirveyi deneyebileceğimiz anlamına geliyor. Daha önce bir zirve görmek nasip olmadı belki bu sefer olur diyorum.
    Dışarıda toplu kahvaltı yapıyoruz ve kahvaltıda hocamız bugün için kafasında şekillendirdiği programı bize anlatıyor. Evet bugünkü hedef güneydoğu yamaçtan Altıparmak zirve tabi yapabilirsek...
    Kamp alanından Altıparmak zirvenin görünüşü...
    [​IMG]
    Kahvaltıyı da bir an önce halledip hazırlıklarımızı yapıp yola çıkıyoruz. Kazma ve kask gibi önemli güvenlik ekipmanı eksiğimiz var bu da zirve yapma olasılığımızı düşürüyor.
    Yükselmeye başlıyoruz. Kamp alanından bakınca zirve çok yakınmış gibi gözüküyor ama tırmanmaya başladığımızda ne kadar uzak olduğunu anlamaya başlıyoruz.
    Zemin çoğunlukla çarşak (küçük kaya parçalarından oluşan zemin) ve buz. En zoru ve en tehlikelisi çarşakta yürümek. Çarşakta ilerlerken sağlam kayaya basmassanız kaya aşağıya doğru yuvarlanmaya başlıyor bunun size zararı olmayabilir ama bu kaya hız kazanıp sizden daha aşağıda grubunuzdan başkasına çarpabilir. Bunu engellemek için grup birbirine çok yakın ilerliyor. Böylece kaya yuvarlansada hız kazanmadan arkadakine ulaşmış oluyor ve tehlikeyi minimuma indriyor.
    Bazı kişilerde kazma yok bu da onların buz üzerinde yürümesini baya zor ve riskli bir hale getiriyor. Riskli hale getiriyor çünkü buz üzerinde dengenizi kaybedip yuvarlanmaya başladığınızda sizi durduracak olan şey kazmanızdır. Yuvarlanırken dönüp kazmayı yere saplar ve durursunuz. Eğer kazmanız yoksa veya elinizden bir şekilde düşürmüşseniz durabilmenize imkan yok çünkü eğim çok fazla ve buz da çok kaygan. Bu nedenle belli bir yüksekliğe eriştikten sonra kazması olmayanları geride bırakıyoruz.
    [​IMG]
    Yavaş yavaş yükseliyoruz.
    [​IMG]
    Çadırlarımız yukardan çok küçük gözüküyor.
    [​IMG]
    Artık kamp alanı gözükmüyor.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Eğimin ciddiliğini gösteren bir fotoğraf. Neredeyse dik bir şekilde yere oturuyorum.
    [​IMG]
    Ve işte zirveye çok yakınız yaklaşık 100-200 metre felan var önümüzde. Manzara için ise yorum yapamıyorum.
    [​IMG]
    Dağın ön yüzünden daha fazla çıkamıyoruz çünkü sadece kayalık var. Teknik tırmanış gerektiriyor bizim de bunun için ne eğitimimiz var ne de malzememiz. Bu nedenle arka tarafa bir göz atmayı deniyoruz.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Hocamız bizden önce gidip bir göz atıyor ve arka taraftan çıkışın da halatsız çok tehlikeli olduğuna karar veriyor ve moral kırıklığı ile birlikte geri dönüşe geçiyoruz.
    Geri dönerken mükemmel bir manzara ile karşılaşıyoruz. Bulutlar vadiyi sarmış.
    [​IMG]
    4-5 saatte çıkıtığım yeri 45 dakkada iniyorum. Eğim çok fazla ve adım adım inmekten sıkılıyoruz. Ben de yere sırt üstü uzanıp aşağıya doğru kaymaya başlıyorum çok fazla hızlandığımda ise kazmamla kendimi durduruyorum ve sonra tekrar kaymaya başlıyorum. Aşağıya kadar bu böyle devam edince 5 saatlik yol oluyor 45 dakika. Hem eğlenmiş oluyoruz hem de bize iyi bir kazma kullanma alıştırması oluyor.
    [​IMG]
    Güneş batarken kamp alanından Altıparmaklar...
    [​IMG]
    Gün böylece bitiyor yine yorgunuz zorlu bir yürüyüş oldu zirve de yapamadık. Biraz hayal kırıklığı var bende ama yinede mutluyum çünkü zirve yapamamış olsamda tepede manzara güzeldi ve bunca yorgunluğa değdi. Bende biraz mazoşistlik de var galiba kendimi zorlarken çektiğim acıyı seviyorum hemde çok.
    Akşam menüde ne var tahmin edin. Makarna :D . Dağda yiyebileceğiniz şeyler kısıtlı. Makarna , bulgur , ton balığı , barbunya pilaki (konserve) , konserve mısır , peynir ve eti cici bebe bisküvi :) çantamda sadece bunlar var.

    14 Temmuz

    Sabah uyanıyorum ve yine ilk yaptığım şey dışarı bakmak oluyor. Bugün hava hiç de iç açıcı değil. Yağmur yağmıyor ama acayip sis var. Herkes kalkıyor ve dışarıda toplu kahvaltı yapıyoruz.
    [​IMG]
    Normal programımızada kampı Altıparmakların arka tarafına Libler Gölünün kenarına taşımak vardı ama bu siste bu imkansız. Yağmur yağma ihtimali yüksek bu yüzden bugün yakındaki Ambar Gölüne günlük bir yürüyüş yapmayı kararlaştırıyoruz.
    Kamp alanımızın yakınında bir pansiyon var.( Ben gördüğümde çok şaşırmıştım ve üzülmüştüm çünkü bu tip yerlerin turizme yönelmesi hem halkı maddi çıkara yöneltiyor ve o misafirperverlik kalmıyor hemde çevrenin kirlenmesine neden olabiliyor. ) Pansiyona gidiyoruz. Oradakiler bizi sıcak karşılıyorlar çay ikram etmek istiyorlar ama biz kabul etmiyoruz. Kemal adlı 10 yaşındaki ufak ama zehir gibi bir delikanlı bize Ambar Gölüne kadar rehberlik etmeyi kabul ediyor. Sis olduğu için bizim oraya tek başımıza ulaşabilmemiz zor ve Kemal de buraları avucunun içi gibi biliyor.
    İşte Kemal...
    [​IMG]
    Ambar Gölünün gözükebileceği bir sırta çıkıyoruz ve sırt üzerinde ilerlemeye başlıyoruz. Sisten dolayı 5 metre bile gözükmezken sırtın aşağısındaki gölün gözükmesi biraz zor. Bu nedenle sırttan gölü göremiyoruz. Sırtın üzerinde dev gibi bir buzul buluyoruz. Buzulun aşagısı tam uçurum olmasa da 70-80 derece civarında bir eğime sahip. Ayağım kaysaydı herhalde kazmayla bile kendimi durduramazdım. Bu nedenle buzulun altına geçerken adrenalin salgısı biraz artıyor.
    Burda toplu fotoğrafımız vardı ama bulamadım.
    [​IMG]
    Bu da Ambar Gölüne giderken karşılaştığımız şirin varlık.
    [​IMG]
    Bu arada hafif yağmur başlıyor. Aslında hava güzel olsaydı göle girip yüzmeyi düşünüyorduk ama bu havada gölde yüzersek çıktığımızda kuruyamayız , çadıra kadar 1-2 saatlik yol var ve o yolu da ıslak ıslak gitmeye kalkarsak hasta oluruz. Bu nedenle göl kenarına inmekten vaz geçiyoruz ve geri dönüşe geçiyoruz. Geri dönüşte tam pansiyonun yanına geldiğimizde yağmur sağanak bir şekilde yağmaya başlıyor ve ıslanmamak için pansiyonun tentesinin altına sığınıyoruz. Yağmur yavaşladığı anda ben birkaç arkadaşımla birlikte çadırlara doğru gitmeye başlıyorum. Daha fazla pansiyona tıkılmak istemiyorum ne de olsa kamp yapmaya geldim diyorum pansiyon benim neyime.
    Çadırda bütan ocağımızda ne pişiyor ? Tabii ki makarna :D . Değişiklik olsun diye bu sefer makarnayı ton balığıyla yiyoruz. Daha sonra pansiyondan dönen arkadaşların orda mıhlamaları götürdüklerini duyunca açıkcası pişman oluyorum. Yemeği de halledince uykuya geçiyorum.
    [​IMG]

    15 Temmuz
    Sabah uyanıyorum ve her zamanki gibi ilk yaptığım şey kafayı çadırdan çıkarıp dışarı bakmak oluyor. Gerçi yağmur damlalarının çadırın yüzeyine çarpma sesi duyuluyor. Hatta bütün gece boyunca da duyuldu ama ben yinede bakıyorum. Yine sis var ve yağmur da hafif de olsa yağıyor.
    Hocamız burda daha fazla beklememizin bir anlamı olmadığını , buralarda bazen yağmurun hiç durmadan 1-2 ay boyunca yağabildiğini söylüyor. Bundan dolayı şansımızı bir de Kaçkarların güney tarafında yani Erzurum tarafında deneyebileceğimizi söylüyor. Biz de aceleyle kahvaltı yapıyoruz ve bir anca önce çadırımızı toplayıp geriye Avisora doğru yola çıkıyoruz. Yolda bir ara sağanak yağmur yağıyor ve herkes sırılsıklam oluyor. Benim de üstümdekiler baya ıslanıyor. Çantamdakiler ıslanmıyor çünkü bütün kıyafetlerimi çantanın içine koymadan önce sağlam bir çöp poşetine tıkmıştım yağmur ihtimaline karşı.
    Avisora geliyoruz. Köy kahvesi gibi bir yerde bize soba yakıyorlar. Sobada polarlardan tutun ayakkabı ve çoraplara kadar herşeyimizi kurutmaya çalışıyoruz. Benim kuru kıyafetlerim var tek sorunum ıslak ayakkabım o da bir önceki gün ayağım kayıp dereye düştüğümde ıslanmıştı. Neyse biraz kuruyoruz ve bu arada mıhlamaları götürüyoruz.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Saat geç oldu bu saatten sonra Erzurum tarafına geçmemiz biraz zor bu nedenle Hocamızın ailesinin Çinçivadaki evlerinde bir gün misafir olarak kalıyoruz. Bize bir kulübe veriyorlar. Ahşap bir kulübe 3 oda var ve 13 kişi o kulübede kalıyoruz. Aslında çok güzel bir yerde yaşıyorlar. Fırtına nehrinin kenarında ormanın için güzel güzel ahşap evler. Tam kafa dinlemelik doğa ile iç içe bir yer. Hocamızın bir de köpeği var adı Poçi. Baya heybetli bir kangal. Bizi dostça karşılıyor. Hocamızın anlattığına göre evlerine inen bir ayıyı kaçırmış. Zaten Poçinin de ayıdan pek bir farkı yok.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Doğu Karadenizi anlatan güzel bir fotoğraf. Burası kaldığımız kulübenin hemen yakınında çekildi gözüken nehir fırtına nehri.
    [​IMG]
    16 Temmuz
    Bir geceyi hocamızın evinde geçirdikten sonra sabah erkenden Ahmet abi transitiyle geliyor yine atıyoruz çantaları transitin tepesine ve Erzuruma doğru gitmeye başlıyor. Yol çok uzun ve yorucu. Dağlık bir bölge olduğu için yollar çok virajlı ve bu da insanı yoruyor. Erzurum İspir'e varıyoruz ve çay bahçesinde küçük bir çay molası veriyoruz. Hodoçur köyüne gittiğimizi öğreniyoruz. Ahmet abinin tanıdıkları var galiba o köyde. Köy kıraathanesinde bizi ağırlıyorlar. Bu arada Hodoçur eskiden Ermeni köyüymüş ve 1915'deki olaylardan sonra Ermeniler sürülünce Lazlar gelip bu köye yerleşmişler. Köyde bir de Ermeni kilisesi var. Köyde pek fazla fotoğraf çekmemişiz , daha ayrıntılı fotoğraflar ile köyü size göstermek isterdim.
    Köy kıraathanesi , biz burada yattık.
    [​IMG]
    Bu da köydeki kilise. Kilise tamamiyle taştan yapılmış ve taşlar çok muntazam bir şekilde kesilmiş.
    [​IMG]
    Çok ufak bir para karşılığında akşam yemeği yiyoruz. Yemek ise mıhlama (mıhlama mısır veya buğday unu bolca tereyağı ve peynirden oluşan güzel bir yemek) , dut pekmezi ve değişik bir un helvasından oluşuyor.
    [​IMG]
    Bu da tepsinin son hali :D
    [​IMG]
    Hala bütün ıslaklarımız kurumuş değil ve yine sobanın başındayız.
    [​IMG]
    Karnımızı doyuruyoruz sobada ısınıyoruz ve ıslaklarımızı kurutuyoruz. Böylece keyfimiz de yerine geliyor. Akşam dışarda biraz çekirdek çıtlatıp sohbet ettikten sonra herkes yatıyor.

    17 Temmuz
    Sabah yine erkenden kalkıyoruz. Hızlı bir kahvaltıdan sonra yine yoldayız. Bu sefer hedef soğanlı yaylası. Transitle ufak bir yolculuktan sonra yolun sonuna geliyoruz ve soğanlıya doğru yükselmeye başlıyoruz. Soğanlı yaylasına yerleştikten sonra belki Kaçkar zirve yapmayı deneyeceğiz.
    Soğanlıya doğru yol alırken...
    [​IMG]
    Yükseldikçe sis dağılıyor. Soğanlıya çok yaklaşmışken çekilmiş bir fotoğraf. Herkes çok yorgun gözüküyor.
    [​IMG]
    Soğanlıya gelince buraya neden soğanlı dendiğini herkes anlıyor. Hertarafta soğan yetişiyor. Foroğrafta arka taraftaki koyu yeşil uzun bitkilerin hepsi soğan.
    [​IMG]
    Soğanlı biraz taşlık bir zemine sahip olduğu için kamp alanımız biraz dağınık oluyor.
    [​IMG]
    Kampı kurduktan sonra yine yemek derdine düşüyoruz. Yeterince yorgun ve aç olduğunuzda önünüzdeki yemek ne olursa olsun size çok lezzetli geliyor ve yedi gün boyunca aynı şeyi yemeniz bu gerçeği değiştirmiyor. Kısacası yine menüde makarna var :D . Makarnamızı güzel güzel yedikten sonra çadırda tepe lambalarımızın yardımıyla batak çeviriyoruz ve sonra da uyuyoruz.
     
  2. Spec

    Spec Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    22 Haziran 2006
    Mesajlar:
    475
    Beğeniler:
    697
    Şehir:
    istanbul
    Seviye:
    18 Temmuz

    Sabah uyanıyorum , kafam çadırın dışında yine ve hava fena değil. Tek tük bulutlar geçiyor ve bu bulutlar çok alçaktan geçtiği için sis oluyor ama dediğim gibi tek tük geçtikleri için kalıcı bir sis yok bu da yürümemiz için bir engel teşkil etmiyor. Kahvaltıdan sonra Kaçkar (cesur taş) zirvesinin nerrede kaldığını bulmak için etrafı keşfe çıkıyoruz. Hocamızın tahminine göre kamp alanın hemen yanındaki sırta çıkınca zirveyi göreceğiz nitekim öyle de oluyor. Sırta çıkıyoruz. Sırtın aşağısında çok büyük bir vadi var ve tam karşımızda da heybetli Kaçkar zirvesi duruyor. Hatta zirvenin eteklerine başka dağcılar kamp kurmuşlar ve bir grup dağcı karşı sırttan zirveye tırmanmaya çalışıyor. Fakat bizden çok uzaklar ancak dürbünle görebiliyoruz.
    Zirve bulutların arkasına saklanmış bize yüzünü göstermek istemiyor sanırım biraz utangaç.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Zirveyi görüyor görmesine ama bugün zirve yapmamız imkansız. Hatta bu etkinlikte bile yapmamız imkansız. Çünkü Kaçkar zirve bize umduğumuzdan daha uzakmış. Kampı 1 günde zirvenin eteklerine taşıyabiliriz , 1 günde zirve yapıp kampa geri döneriz , 2 gün de Rizeye dönmek tutar ve bu 4 gün eder. Bugün 18 Temmuz ve bizim 21 Temmuza otobüs biletlerimiz var yani zirve yapmak için yeterince zamanımız yok. Biletleri erteletmek gibi bir şansımız da yok çünkü İstanbul'a geri dönüp oy kullanacağız. Kısacası zirve yapılamayacağını anlıyoruz ve biz de madem zirve yapamayacağız bari yüzelim diyoruz. Sırta çıkarken bir göl görmüştük uzakta. Bir krater gölü sanırsam büyük bir çukura eriyen buzların sularının birikmesiyle oluşmuş bir göl. 8 gündür banyo yapmadım bundan dolayı o gölde yüzmeye baya hevesliyim ayrıca bir daha kim bilir ne zaman böyle bir fırsat elime geçer diye de düşünüyorum. Dağın tepesinde bakir bir gölde yüzme fırsatı insanın eline kaç kere geçebilir ? Bu fırsatı geri tepmeyeceğim bu nedenle su ne kadar soğuk olursa olsun girmeye kararlıyım.
    Sonunda göle geldik.
    [​IMG]
    [​IMG]
    İlk Taner atlıyor ve atladığı gibi de çıkıyor.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Ne yazık ki Tanerin ayağı yarılıyor. Suya atladığında ayağı suyun içindeki keskin bir kayaya çarpıyor ve topuğu yarılıyor. Hayati bir yara değil ama olabilirdi ve dağın başında hayati önem arz edecek bir şekilde yaralanmak hiç de iyi olmazdı. Bu nedenle böyle yerlerde suya dikkatli girmek lazım. Aklınızda olsun.
    Yavaş yavaş suya giriyorum. Gerçekten su çoooook soğuk. Suyun kenarında buz birikintileri var , bu sanırım size soğukluk hakkında fikir verebilir.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Dışarıda hem titriyorum hem de gülüyorum. Baya iyi geldi resmen bütün yorgunluğum gitti.
    [​IMG]
    Güzel güzel yüzdükten sonra dışarıda kuruyoruz ve kamp alnına geri dönüyoruz. Zirve yapamayacapız bunu anladık göle de girdik bundan dolayı soğanlı da daha fazla durmamızın bir anlamı yok. Bu nedenle yarın geri dönüşe geçmeyi kararlaştırıyoruz. Bir gün daha hocamızın evinde misafir kalacağız.

    19 Temmuz

    Sabah uyanıyorum bu sefer havanın nasıl olduğu beni ilgilendirmiyor çünkü geri dönüşe geçeceğiz ve bunu hava koşulunun etkilemesi biraz zor. Kahvaltımızı güzelce yaptıktan sonra çadırın içine topluyoruz. Bu arada toplamak gerçekten zor bişi 5 metrekare yerde 3 tane tulum, yemekler , giysiler , çakılar , tencere , fenerler , ocaklar var. Bütün bunları toplamak ve herkesin kendi eşyasını bulabilmesi gerçekten zor bir iş. Kamptaki en sevmediğim iş diyebilirim. Çantayı toplamak. Neyse zor da olsa toplama işi bitiyor ve biraz eğlenmeye karar veriyoruz. Dağ başındayız çayır çimen temiz hava ve hepsi bir arada olunca geleneksel yağsız soğanlı güreşleri başlıyor :D .
    [​IMG]
    Biraz eğlendikten sonra çadırları da topluyoruz. Artık geri dönüşe hazırız ve hızlı bir şekilde vadiden aşağıya inmeye başlıyoruz. Bu arada yolda her yükseklikte farklı çiçek türleri var. Ben de anneme ölmez çiçeklerden topluyorum. Bu bir tür kuru çiçek ve hiç solmuyor bu nedenle ölmez çiçek diyorlar. (kazmanın üstündeki sarı çiçek ölmez çiçek)
    Nice (çiçek kız) ve elindeki kazması... Bir kazma bu kadar güzel gözükebilir :D .
    [​IMG]
    Geri dönüşten birkaç kare...
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
     
  3. Murat CER

    Murat CER Onursal Üye

    Kayıt:
    11 Ekim 2004
    Mesajlar:
    2.072
    Beğeniler:
    1.264
    Seviye:
    çok çok çok keyifli bir fotoğraf dizesi ve tırmanış güncesi...

    teşekkürler...



    özlediğim doğada
    özlediğim ortamda
    özlediğim yaşlarda....
    selam olsun....
     
    Spec bunu beğendi.
  4. Tolga Gürgün

    Tolga Gürgün Onursal Üye

    Kayıt:
    3 Aralık 2005
    Mesajlar:
    1.724
    Beğeniler:
    2.371
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Harikasınız ,

    Fotolar ve anlatım için çok çok teşekkürler . .

    Tolga Gürgün
     
    Spec bunu beğendi.
  5. yvzbikes

    yvzbikes Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    25 Kasım 2006
    Mesajlar:
    405
    Beğeniler:
    105
    Seviye:
    resimler çok güzel paylaşımın için sagol içimiz açıldı doga resmini görünce
     
    Spec bunu beğendi.
  6. candede

    candede Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    1.095
    Beğeniler:
    1.088
    Şehir:
    DÜŞ BAHÇESİ
    Seviye:
    Meraba güzel İnsan.
    İnanılmaz verimli ve bir o kadar da güzel bir sunumla karşılaştım.
    Karadeniz yeşile bürünmüş doğa harikası güzellikleri ve paylaşmayı bilen insanıyla çabucak insanı kendine aşık edebiliyor.Sizlerde bu aşk'a bağlanmış sıcak yüreklere sahip canlar olarak layıkıyla keşif ve kesişmeler yaşayıp bu seyri sindirmişsiniz.
    Fotoğraflar tek kelime ile harika.Bu sunumdan çıkardığım sıcaklık,sizler tarafından bir kez daha yeni keşiflere çağrıldığımız hissiyatıdır.Geçen ay itibari ile bitirdiğimiz Karadeniz turunda,Bitmesini istemediğimiz anları yaşadık bizlerde sizler gibi.Zaman,sizler kadar bizlerinde peşinde bir gölge gibi takipeydi.Ayder sonrası Kaçkarlar bizlere de seslendi.''Hayata geçmeyi bekleyen projeler''başlığımın altına aldığım bir seyir olacak bu proğramda.Tabi Fırtına da zamanında yapılacak bir Rafting'i de proğramın içine sokarak.

    Güzel İnsan verimli paylaşımların için teşekkür ediyorum.Bu seyri yapan katılımcı tüm Doğa Dostlarımızı da ayrıca kutluyorum.

    Yüreğim ve Sevgimle...
     
    Spec bunu beğendi.
  7. Önder Özdoğan

    Önder Özdoğan Onursal Üye

    Kayıt:
    25 Mayıs 2005
    Mesajlar:
    2.329
    Beğeniler:
    1.290
    Seviye:
    Muhteşem bir tırmanış,aslında bir ara benide alsanız giderken hiç fena olmaz derimmm;):in: (çok fazla tırmanış hakkında bilgim yoktur):eek:

    Çok güzel fotoğraflar doğa ile başbaşasınız ne güzel... paylaşımlarınız için teşekkürler..
     
  8. Spec

    Spec Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    22 Haziran 2006
    Mesajlar:
    475
    Beğeniler:
    697
    Şehir:
    istanbul
    Seviye:
    Candede fırtınada rafting yapmayı biz de çok istemiştik ama yaz ayında nehir baya durgun olduğu için yapmadık. Karadeniz benim için gerçekten bir başka artık her yaz Kaçkarların yolu gözüktü bana.

    Önder abi okul dışından birinin etkinliğe katılması zor bir ihtimal ama ben yine de hocamla bu konuyu konuşacağım.

    Yazımı okuyan ve yorumlarını paylaşan herkese teşekkür ederim.
     
    candede ve Önder Özdoğan bunu beğendi.
  9. Supi

    Supi Üye

    Kayıt:
    30 Nisan 2007
    Mesajlar:
    72
    Beğeniler:
    18
    Şehir:
    İstanbul - ESENLER -
    Seviye:
    Peki ufak bir sorum olucaktı? kamp alanında içme suyunu nerden temin ediyordunuz???
     
  10. Spec

    Spec Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    22 Haziran 2006
    Mesajlar:
    475
    Beğeniler:
    697
    Şehir:
    istanbul
    Seviye:
    Derebaşı mevkiinde zaten hemen derenin başında kamp kurduk :D . Türkiye'deki dağlar henüz kirlenmediği için içme suyu bulmak kolay. Her dereden rahatça su içilebiliyor. Karadeniz ise bu konuda çok daha farklı. Kaçkar'da ben matarama su koymadım ! Niye koymadım çünkü gerek yoktu her taraftan su fışkırıyor. Zaten zengin bitki örtüsü de bundan kaynaklanıyor.
    Soğanlı Kaçkarların Erzurum tarafında kalıyor. O taraf Rize tarafına göre biraz daha kurak ama yinede her tarafta su kaynağı mevcut.
    Kış kamplarında ise su kaynakları donmuş oluyor. Bu nedenle kar suyu içmek zorunda kalıyoruz. Kar suyu mineral bakımdan yeterli değil. Çünkü normal kaynak suların kayaların içinden geçerek uzun yol katederler ve yolda mineral bakımından zenginleşirler. Bu nedenle kış kamplarında da ek olarak mineral tabletlerle takviye almamız gerekebiliyor. Aksi taktirde mineral eksikliğinden dolayı kaslara kıramplar girebilir.
    Derebaşı mevkii Kaçkarların Rize tarafı... Çadırdan 5 metre ötede dere var tabiiki içilebilir hatta belki de içebileceğin en temiz sulardan biri.
    [​IMG]
     
  11. Supi

    Supi Üye

    Kayıt:
    30 Nisan 2007
    Mesajlar:
    72
    Beğeniler:
    18
    Şehir:
    İstanbul - ESENLER -
    Seviye:
    bilgi için teşekkurler önüzümüzdeki yaz bende gitmeyi düşünüyorum :) fotograflara gercekten bayıldım...
     
  12. maksim

    maksim Yeni Üye

    Kayıt:
    30 Nisan 2007
    Mesajlar:
    46
    Beğeniler:
    24
    Şehir:
    Şimdilik manisada askerim....
    Seviye:
    hepinizi tebrik ediyorum...supi biz beraber gitcez sen ben yasin..ama askerden sonra:D