Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

İstanbul-İzmir Turu Günlüğü (2. gün)

Konu, 'Şehirlerarası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında aysepr tarafından paylaşıldı.

  1. aysepr

    aysepr Yeni Üye

    Kayıt:
    1 Haziran 2005
    Mesajlar:
    34
    Beğeniler:
    6
    Şehir:
    İstanbul/ Maltepe
    Seviye:
    21 Haziran 2005 - 2. gün – Şahmelek - Güzelyalı
    Bölük pörçük bir uykudan sonra sabah 5’te uyanıyorum. Evden çıkmadan önce aldığım tam buğday ekmeği, bir gün önce Karabiga'dan aldığımız peynir ve çayla kahvaltımızı yapıyoruz. Çadırı topla, bagajı yerleştir derken pedallara basmaya başladığımızda saat 6.30’u gösteriyor.

    Şahmelek'ten çıkar çıkmaz rampalı toprak bir yola giriyoruz. Zorlu yokuşlardan birini çıkarken Bülent arayıp, “Ben bol bol börek alıyorum, açsınız değil mi?” diye soruyor, önce “kahvaltı yaptık” desem de o börekleri bir süre sonra büyük bir iştahla yiyeceğimizi hiç düşünmemiştim. 2 saat kadar bol yokuşlu, az inişli yollarda pedal bastıktan sonra Balıklıçeşme’ye 2 km kala, Balıklıçeşme-Lapseki yolunda Bülent’i beklemek üzere duruyoruz. Bu arada ortalama hızımız oldukça düşük; l3.7 ve bu noktaya kadar 27.6 km yapmışız.

    Biraz sonra arkasında kocaman bir yükle çıka gelen Bülent’i Yasin fotoğraf makinesi ile karşılıyor. Ortam tam anlamıyla “Welcome brother” havasında. Bir süre hep birlikte pedalladıktan sonra bir köyün girişindeki dut ağacının altında börekleri yiyebileceğimiz uygun bir yerde duruyoruz. İtiraf ediyorum, ne Sarıyer börekçisi ne Aslı Börek ne de herhangi bir börekçi ama illaki bu esrarengiz Balıklıçeşme börekçisi :) Hayatımda yediğim en güzel börekler bunlar belki de... Kıymalı ve kabaklı. Vejetaryen Yasin için ise peynirli. Bülent o kadar çok almış ki böreklerin kalanını ertesi gün için saklıyoruz.

    FOTO 3: BÜLENT GELİYOR:::

    Bol börekli molamızdan sonra Lapseki’ye doğru ilerliyoruz. Balıklıçeşme-Lapseki yolu her ne kadar bol yokuşlu ve inişli olsa da yol boyu uzanan meyve ağaçları ile harika. Kocaman kirazların ağırlığı ile sarkan dalları görünce durmadan edemiyoruz. Uzunca bir süre kimden izin alınır diye bakınıp ortalarda kimseyi bulamadıktan sonra bir kiraz ağacına dadanıyoruz. Aradan 2 dakika geçmiyor ki oranın sahibi olduğunu düşündüğümüz bir aile traktörle geliyor. Tam "suç üstü" yani. Yasin açıklama yapmak üzere o tarafa meylediyor ama onlar gülerek ve başlarını "devam edin" dercesine sallayarak yanımızdan geçip gidiyorlar. Ne ben, ne Bülent, ne de Yasin hayatında böyle kiraz yememiştir çünkü bu kirazlar iç pazara sürülmüyormuş. Hepsinin kapıdan alınıp ihraç edildiğini az ilerde kısa bir mola vereceğimiz benzincide öğreneceğiz. Kirazların tadına doyamadan tekrar yola koyuluyoruz ki bir traktörün önde giden Yasin’in yanında durduğunu görüyorum. Yanlarına vardığımda aracı kullanan genç, ailesine götürdüğü bir torba kirazı bize veriyor. Tam da “keşke yanımıza biraz kiraz alabilseydik” diye içimden geçirirken.. Hayat sana kulak mı veriyo ne? :)

    Lapseki’ye vardığımızda öğretmen evinde dinlenmeye ve yemek yemeye karar veriyoruz. Bir öğretmenle (Yasin) yola çıkmak önerilir, bu arada :) Ben o günkü tabldotu beğenmeyince, civardaki bir lokantadan makarna ve köfte alıyorum.

    Lapseki’ye kadar 70 km yapmışız ve Çanakkale’ye 35 km daha var. Saat 15 gibi tekrar yola koyularak ve daha iyi bir yoldan geçerek Çanakkale’ye geliyoruz. Deniz kenarındaki çimenlerin üzerine oturup yolda verilen kirazları bir güzel yedikten ve dinlendikten sonra ilerideki parkta duran kocaman bir heykel dikkatimi çekiyor. Yanına yaklaşınca bunun Truva (Troy) filminde kullanılan ve Turizm Bakanlığı’nın “Aman, bizim memleketimizde dursun azcık, ne kadar isteniyorsa veririz” dediği ve ciddi paraların akıtıldığı “Hollywood”un Truva atı olduğunu anlıyorum. Ehh, önünde fotoğraf da çekilmeli hani... Fotoğraflarımızı çektikten sonra deniz kenarına kurulmuş sayısız kafelerden birine kurularak bol bol ayran içip patates kızartmamızı yiyoruz. Bu satırları okuyan bisikletseverleri bilmem ama ben bisiklet molalarında yenen patates kızartmasından müthiş keyif alıyorum. (Gökcan -Delta Bisiklet-, buna sen alıştırdın beni :))

    FOTO YASİN VE BÜLENT

    Çanakkale’den ayrılmadan önce Bülent’in önceden tanıdığı outdoor malzemeler satan “Atlas Mağazası”na uğrayarak Bülent’e hoş bir matara, Yasin’e de çakı alıyoruz. Burada yine yerli insanların tavsiyesine uyarak İzmir ana yoluna çıkmadan, Kepez üzerinden Güzelyalı’ya giden yola yöneliyoruz. Bu yol haritada 20 km görünse de aslında 15 km kadar. Güzelyalı, bir sahil kasabası. Uzun bir sahilin arkasına inşa edilmiş evlerden oluşuyor. Denizini beğenmiyoruz. Sahildeki kafelerden birine oturup sodalarımızı içtikten sonra kendimize kalacak bir yer bulmak üzere kafe çalışanlarından yardım istiyoruz ancak pek yardımcı olamıyorlar.

    Biz sodalarımızı yudumlarken sahile sırtında kocaman bir çanta ile sarışın bir adam iniyor. Uzunca süre konuşsak mı konuşmasak mı diye debelendikten sonra adamın yanına gidiyorum. Türk olduğundan neredeyse eminim ama yine de ilk sorum: “Do you speak English?" Bir süre cebelleştikten sonra nihayet “Türküm” cevabını alıyorum. Adının Oguzhan Cengiz olduğunu öğrendiğimiz bu seyyahın acı hikayesini öğreniyoruz.

    1999 Düzce depreminde kızını, 2 sene sonra da depremde ağır yaralanan eşini kaybetmiş. Kızı Discovery Channel’daki adamları izleyip “baba sen de yürüsene” dermiş. Kızını kaybettikten sonra onun isteğini gerçekleştirmeye karar vermiş ve yollara koyulmuş. Biz konuştuğumuz sırada 1 aydır yolda olduğunu ve hedefinin Akdeniz üzerinden Adıyaman-Nemrut’a doğru yürümek olduğunu öğreniyoruz. Çantasında kızının kırmızı kaşkolunu ve parmağında eşinin yüzüğünü taşıyor... Şimdi kim bilir nerede?

    Hiç araç kullanmadan, sırtında 20 kilo ağırlıkla saatte 5-6 km yol alarak yürüyen, ve kalbimi buran bir yalnızlık içinde olduğunu düşündüğüm bu yerli seyyahı geride bırakarak yabancı turistlerin önerdiği bir kamp alanına doğru ilerliyoruz. Yol üzerinde birçok kamping alanına rastlamamıza rağmen her defasında “bu alan yasak, başka yerler de var” ifadeleri ile karşılaşınca Güzelyalı insanının pek de misafirperver olmadığına karar veriyoruz. Her şeye rağmen şansımız yaver gidiyor; bu kampta sıcak duş imkanı var.. her gün duş alıyorum, daha ne isterim :) Üç kişi bir masanın etrafına toplanıp çay içtiğimiz ve bol bol sohbet ettiğimiz bu gece oldukça keyifli geçiyor, çadır başına 7 milyon vermiş olmanın dışında :)

    2. günün sonu:
    Toplam km: 120
    Ortalama hız: 18.6
     
    cenkpasha bunu beğendi.
  2. Osman Kıtay

    Osman Kıtay Forum Bağımlısı

    Yaş:
    41
    Kayıt:
    31 Temmuz 2012
    Mesajlar:
    888
    Beğeniler:
    1.153
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Fuji
    Seviye:
    Vay be 10 yıl olmuş
     
  3. cenkpasha

    cenkpasha Üye

    Kayıt:
    4 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    69
    Beğeniler:
    64
    Şehir:
    izmir
    Bisiklet:
    Bianchi
    Seviye:
    Bu turu hortlatacağım ama rota harika. Hele Kaz Dağları'na varmadan Assos'a sapıldıysa. Tebrikler..