Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

İstanbul-Atina Bisiklet turu (14-26 Eylül 2013) 9. Gün (Kalambaka-Meteora-Karditsa)

Konu, 'Uluslararası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında five tarafından paylaşıldı.

  1. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    22/09/2013 – 9. Gün Kalambaka - Meteora – Karditsa

    Meteora II
    Bir gece önce Elena bize nasıl bir kahvaltı istediğimizi sordu. Direkt atladım :
    - Domates istiyorum.
    - Tamam. Başka ?
    - Çay ve peynir. Beyaz peynir olsa yeter ?
    - Beyaz peynir mi ? Bizde kaşar peyniri var. Beyaz peyniri almam lazım ama pahalı. !?
    Ben de Uğur da şaşırmıştık. Doğrusu bizde kaşar peyniri beyazdan (genellikle) daha pahalıdır. Kısacası ilginç gelmişti bize Elena’nın söyledikleri. Kahvaltıda bizim istediklerimiz, standart kahvaltı içeriği ve Elena’nın kendi elleriyle yaptığı kek…
    Meteora turu için bir gece önceden haber vermiştik Elena vasıtasıyla. Bizi otelden alacak olan araç 09:30 civarı geldi. Elena bize bisikletlerimizi turdan sonra alma ve kıyafetlerimiz değiştirme imkanı sunmuştu. Bu sebeple rahattık. Dönüş saatimiz ve yola çıkışımız derken kısa mesafe ile Karditsa’ya ulaşacağımız günümüzü planlamıştık.
    Araç bir Mercedes minibüstü ve içinde Koreli bir çift vardı. Diğer otellerden de yine Koreli olduklarını tahmin ettiğim bir çift ve Balkan orijinli 2 kişi bindi. En son olarak da bir Hollandalı (adını sonradan öğrenip sohbet edeceğimiz Esther). Tur rehberi bizi önce “Her şeyin başladığı yer” diye tarif ettiği, küçük bir kilisenin yanına götürdü. Henüz Meteora’ya çıkmamıştık. Uzakta, karşı tarafta, dümdüz, devasa duvarın önünde kaya tırmanışı eğitimi alan bir grup vardı. Rehberimiz buraya ilk olarak 11-12. YY’da “hermit” adı verilen keşişlerin geldiğini anlattı. Keşişlerin buraya gelme nedeni, kutsal Atos Dağı’nın denizin kıyısında olması ve korsan saldırılarına açık olması sebebiyle güvenli bir bölge aramalarıymış. Önce kaya kovuklarında yaşamaya başlamışlar. Belirli zamanlarda inzivaya çekildikleri yerlerden çıkarak, ortak yapılması gereken işler için bir araya geliyorlarmış. Zamanla bu bir araya gelmelerle gruplar oluşmuş ve ortak yaşamların başlamasına yol açmış. Güvenliğin de önemli olması sebebiyle kaya blokların en üstüne yerleşmeye ve kendileri için yaşam alanları oluşturmaya başlamışlar. 14. YY’da manastırların inşasına başlanmış. 26 adet manastırdan günümüze sadece 6 tanesi kalmış. Sadece 2 manastırda rahibeler de bulunuyormuş.
    Rehber bize Moteora’nın dev kaya kulelerinin oluşumları hakkında da bilgi verdi. Daha önce de yazdığım gibi, Theselya düzlüğü deniz iken yükselme sonucu yerini nehir doldurmuş ve bu karşılaşma dev kaya sütunlarının oluşmasına sebep olmuş. Şu an Meteora, hem muhteşem manastırları ile din ve kültür turizmine hem de muhteşem kaya oluşumları ile doğa turizmine uygun bir yer. Kaya tırmanışı, trekking gibi aktiviteler yapılıyor.
    Dikkatimi çeken diğer bir konu da bu küçük kilisenin önündeki 2 ayrı direkte 2 farklı bayrak bulunmasıydı. İlki mavi beyaz Yunan bayrağı, diğeri de sarı satıh üzerinde çift başlı siyah kartal olan Ortodoks Kilisesi’nin bayrağı. Bu bayrak üzerindeki çift başlı kartal Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu’nu temsil ediyormuş.
    Araçlara binip bir gün önce bisikletle indiğimiz yoldan çıkmaya başladık Meteora’ya. İlk durağımız dünkü son durağımız olan Great Meteoron Manastırı’ydı. Bu sefer manastırın içine girecek olmamız bizi daha da heyecanlandırıyordu. Araç park alanında durduğunda rehberimiz bizi kapalı alanlarda fotoğraf çekmememiz konusunda uyardıktan sonra serbest bıraktı. Buluşma saati belirleyerek grup dağıldı. Merdivenlerden yukarı çıkıp girişte bulunan gişeye geldiğimizde kadınlar için uzun etek verildiğini gördüm. Giriş ücreti de kişi başı 3 €’du. Elimde fotoğraf makinası her gördüğümü çekiyordum. Etraftaki her şeye dikkatle bakıyor, böyle bir yere bu büyüklükte bir yapının nasıl inşa edildiğine şaşırıyorduk Uğur’la. Girişte, buralarda yaşayan keşişlerin tipik kıyafeti, matara ve asası sergileniyordu. Büyük ve çok mekanlı bir yapını içindeydik. Rehberin girişte sağ tarafa dikkat etmemizi önerdiğini hatırlayarak sağa yöneldik. Odalardan birinin kapısına küçük bir pencere açılmıştı. İçi görünüyordu. Ve bir oda dolusu kafatası… Evet, odanın dışarıdan görünen karşı duvarında raflara kafatasları dizilmişti. Sağ duvar tarafında da kol ve bacak kemikleri olduğu anlaşılan uzun kemikler vardı. Bolca fotoğraf çektik kendimize korkmuş gibi hallerden hallere sokarak.
    Manastırın ziyarete açık alanları müze şeklinde düzenlenmişti. Farklı bölümlerde tarım aletleri, şarap yapımında kullanılan aletler ve fıçılar, mutfak aletleri, ayin salonları bulunuyordu. Büyük bir odada da resimler sergileniyordu. Sergilenen resimler Yunan devler adamlarına aitti. Yunan krallarının, şairlerin, yazarların vb. resimleri olduğunu anlıyorduk İngilizce yazılardan. Bu salonda bulunan iki resimde dikkatimizi çeken Türk bayrağı ve İslami semboller olmuştu. Her iki resimde de Türk Bayrağı, teslim alınmış şekilde resmedilmişti. Birinde yerde görünüyordu. Dini semboller de yenik ve aşağılanmış şekilde gösterilmişti. Kavala girişindeki, ucundan kan damlayan Kıbrıs haritasından sonra Türk düşmanlığı olarak nitelenebilecek şey bu olmuştu bizim için.
    Balkon kısımlarına çıkınca ne kadar yüksekte olduğumuzu fark ediyorduk. Hemen alt taraftaki Varlaam manastırı da bu açıdan çok daha muhteşem görünüyordu. Greate Metoron’dan sonra grup olarak Varlaam Manastırı’nı ziyaret ettik. Varlaam’ın üzerine yerleştiği kaya bloğu oldukça yüksekti ve kenarlardan aşağıya baktığımda oldukça ürperiyordum. Varlaam’da en fazla dikkatimi çeken dev ahşap şarap fıçıları ve insan gücüyle çalışan, insan ve eşya taşımada kullanılan fileli vinçti.
    Diğer manastırları dışarıdan gördükten sonra gelirken levhasının yanından geçtiğimiz Theopetra Mağarası’na doğru yola çıktık. Zaten oldukça yakındı. Girişine uzun bir merdivenle çıkılıyordu. Rehber, çok yakın zamanda, mağaranın en eski insan yerleşimlerinden biri olduğunun keşfedildiğini M.Ö. 60.000 yılından itibaren insan izlerinin kesintisiz olarak devam ettiğini söyledi. Mağaranın içindeki yürüyüş platformundan etrafın seyrediyorduk. O zamanlarda ateş kullanıldığını belgeleyen izlerin gösterdi bize rehber. Ve çamurun geçen zamanda taşlaşmasıyla oluşan küçük ayak izleri… Bu çok ilginçti. Binlerce yıl önce burada yürümüş bir çocuğun ayak izlerine bakıyorduk.
    Mağarayı dolaştıktan sonra geriye döndük. Araç tek tek herkesi aldığı yere bıraktı. Biz de bisikletleri hazırlayıp Elena’ya veda ettik. Öğleden sonra yola çıktığımız için mesafemizi kısa tutmuştuk. Karditsa’ya 50 Km’lik bir mesafemiz vardı. Öğle yemeğini Trikala’da aynı yerde yemeyi düşündük ama Pazar günü çoğu yer gibi orası da kapalıydı. Yine zorunlu olarak gyros yedik. :) Dümdüz yol bizi fazla zorlamadan Karditsa’ya vardık.

    VDO MC 2.0 WL verileri
    Çıkış : 13:45
    Varış : 17:00
    Mesafe : 51,42 km
    Sürüş Süresi : 02:18 saat
    Ortalama hız : 22,28 km/s
    Max. Hız : 34,57 km/s

    Ortalama Eğim Çıkış : %1
    Max Eğim Çıkış : %3
    Ortalama Eğim İniş : %-2
    Max Eğim İniş : %-7

    http://www.mapmyride.com/routes/view/302364469]” http://www.mapmyride.com/routes/view/302364469 [/URL]

    [​IMG]

    Kaya tırmanıcıları eğitimde
    [​IMG]
    .
    “Her şeyin başladığı yer”
    [​IMG]
    .
    İki bayrak: Yunan ve Ortodoks Kilisesi bayrağı
    [​IMG]
    .
    Heybetli kaya duvarlar
    [​IMG]
    .
    Keşişlerin kıyafeti, asa ve su matarası
    [​IMG]
    .
    Tarım aletleri sergileniyor
    [​IMG]
    .
    Şarap yapımı ve fıçılar
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    İçinde kafataslarının bulunduğu oda
    [​IMG]
    .
    Ürpertici !
    [​IMG]
    .
    Korkmuş gibi görünmeye çalışıyorum ama gülüyorum :)
    [​IMG]
    .
    Manastırın içinden bir görüntü
    [​IMG]
    .
    Bariz Türk düşmanlığı içeren 2 resim
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    Manzaralar
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    Esther sayesinde Uğur’la birlikte bir fotoğrafımız oldu :)
    [​IMG]
    .
    Mutfak aletleri
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    Manastırın içi
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    Motor olsa bile file hâlâ var.
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    Dilek paraları açıkta duruyor !
    [​IMG]
    .

    [​IMG]
    .
    Varlaam’ın girişindeki tünel
    [​IMG]
    .
    Varlaam’daki kule
    [​IMG]
    .
    Dev şarap fıçısı.
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    Yukarıdan manzara çok güzel.
    [​IMG]
    .
    Eski vinç ilgi geçiyor
    [​IMG]
    .
    Şimdi modern vinç kullanılıyor.
    [​IMG]
    .
    [​IMG]
    .
    İnsan ve eşya taşımakta kullanılan ağ ipin ucuna bağlanıyor.
    [​IMG]
    .
    Yükselik hissediliyor !
    [​IMG]
    .
    Manzara muhteşem
    [​IMG]
    .
    Uğur bir zamanlar keşişlerin ittiği kolları itiyor. Bu yöntemle yapılan taşıma yakın zaman kadar kullanılmış.
    [​IMG]
    .
    Rousanou Manastırı
    [​IMG]
    .
    Arkada Nicholas Anapausas Manastırı
    [​IMG]
    .
    Agia Triada Manastırı
    [​IMG]
    .
    Theopetra Mağarası
    [​IMG]
     
  2. Uğur Sevim

    Uğur Sevim Yeni Üye

    Kayıt:
    2 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    17
    Beğeniler:
    14
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    konaklama Hotel Kierion : http://www.booking.com/hotel/gr/kie...id=b135832a476c70dec7d5a2a0f0fcead8c4b07074X1

    ayrıca, arabada 4 çin, bir grup sırp ve 1 hollandalı (ester) diye not almışım ;) tabi 2 de türk var :D rehberimizin adı George idi, wikiden çok iyi ezber yapmış bi adam :)

    bu arada ben bu rota üzerinde gribe yakalandım, bisiklet tepesinde halsizlik ve uyku hali hiç çekilcek gibi değil. yanımızda theraflu taşımamız çok iyi oldu, artı otele varır varmaz ter banyosu yapmak da inanılmaz iyi geldi ;) pek inanmazdım bu yönteme ama işe yaradı :)
     
    five bunu beğendi.