Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

İlk turum beyşehir-pamukkale-izmir ..

Konu, 'Şehirlerarası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında Hkaraca42 tarafından paylaşıldı.

  1. Hkaraca42

    Hkaraca42 Yeni Üye

    Yaş:
    23
    Kayıt:
    28 Haziran 2015
    Mesajlar:
    49
    Beğeniler:
    93
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Hüseyin Karaca
    Bisiklet:
    Carraro
    Seviye:
    Herkese Merhaba
    Bayram tatilini memleketim olan Konya-Bozkır’da geçirdim. Bayram sonu ailem İstanbul’a dönerken bende uzun zamandır yapmak istediğim turu gerçekleştirmek için Konya-Beyşehir’deki öğrenci evime gittim. Etrafımdakilere bu turdan bahsettiğim zaman ya ciddiye almayıp dalga geçtiler ya da vazgeçirmek için çaba gösterdiler. Annem ve babam benim ciddiyetimi pek farkedemedikleri için fazla tepki vermiyorlardı. Dalga geçenlere gülüp geçiyor, nasihat verenleri de kafamı sallayarak onaylıyordum ama ne olursa olsun yapmayı kafama koymuştum.
    Bayramdan önce konuştuğum lise öğrencisi Yiğit’in bisikletini satın alacaktım. Beyşehir’e geldiğimde Yiğit’i arayıp yarın bisikleti almaya geleceğimi söyledim. Sabah erkenden kalkıp Konya’ya Yiğitle görüşmeye gittim. Babası ile beni aldılar ve bisikleti bıraktıkları bisikletçiye gittik. Bisikleti anladığım kadarıyla inceleyip almaya karar verdim ve ödemeyi gerçekleştirip, bisiklete atladım ve Konya’da YK Bisiklet’e doğru sürdüm. Tek bildiğim yer orasıydı çünkü. Kafamda bisikleti Beyşehir’e nasıl götürecem sorularıyla YK Bisiklete vardım. Yusuf abi karşıladı durumu anlattım. Uzun yol için lazım gereken malzemelerin listesini çıkardık fiyatı hesapladık. Bütçe kısıtlı olduğu için listeden elemeleri yaptım. Yusuf abi ‘’istersen bisikleti Beyşehir’e ben kargolarım’’ dediği anda kabul ettim. Anlaştık ve ben o mutlulukla Beyşehir’e geri döndüm.
    2 gün sonra bisikletim geldi ve kurulumunu yaptım. Bisikletin resimleri; (Öğrenci evinin dağınıklığı eşliğinde :)
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]

    Artık ertesi gün yola çıkacaktım. Heyecan başlamıştı. Gözüme uyku girmiyordu. Durumun ciddiyeti arttıkça bendede kaygılar başlamıştı. Akşam olunca eşyalarımı hazırladım ve heybeye yerleştirdim. Balık avı meraklısı dayımdan aldığım çadır ve uyku tulumunuda bisiklete güzelce yerleştirdim ve uyumaya çalıştım ama ne mümkün. Saat 2 civarı anca yatabilmiştim.

    1.GÜN
    Saat 4:30’da uyandım. Birşeyler atıştırdım evin elektrik ve suyunu kesip aşşağı indim ve yolculuğa başlıyordum artık. Hafif korku, çokça heyecan.
    [​IMG]

    Beyşehir çıkışında ana yola girmemle ve dar emniyet şeridinde gidiyor olmam sebebiyle araçlarla içli dışlı olmaya başlamıştım. 1-2 km gitmemle çobanlarla karşılaştım. Yolun kenarından sürüyü otlatıyorlardı. Uzaktan selam verip köpek saldırır mı? Diye sordum ve saldırmaz cevabından sonra pedallamaya devam ettim. İçlerinden birinin ‘’yatamadın mı rahat yatağında’’ çıkışına çok güldüm. Çokta düşündürdü tabi. Herkes aradığı şeyden gam vuruyordu işte. O da geceleri dağda olmak yerine yatakta olmayı istiyordu heralde.
    Beklediğimden rahat geçiyordu. Duruyor fotoğraflar çekiyor devam ediyordum. Saat annem ve babamın işe gitme vaktiydi ve onları arayıp bilgi vereyim diye bir benzinlikte durdum. Sitem ve dua içerikli bir konuşmadan sonra yola devam ettim. Kıreli kasabasında mola verip tost yedim. Çayımı içtim. Etraftaki insanların meraklı bakışlarına ‘merhaba’ diye karşılık verince bir anda sohbet ortamı oluştu. Ardından sorular tabi. Bunun ilk turum olduğunu ve benimde pek bilgili olmadığımı anlattım onlara. Ama şuana kadar oldukça iyi geçtiğini söyledim. Yoluma devam ettim. Biraz devam ettikten sonra petrolde durdum ve pompacı abilerin meraklı soruları başlamıştı. Hoşuma giden bu ilgilere karşı bilgiler vermemek beni üzüyordu ama olsun. Sigaramı söndürüp devam ettim.
    [​IMG]

    Isparta il sınırlarına girmiştim sonunda J Bu mutlulukla bi foto çekildim. Facebook’a fotoyu attıktan sonra yoluma devam ettim. Ufak tefek yokuşları geçtikten sonra diğerlerine göre biraz daha uzunca bir yokuşa başladım. Tırmandıkça gücüm tükeniyor vites küçültüyordum. 2. Vitese kadar düşmüştüm. Eğimin düşmesiyle benzin istasyonunu gördüm ve oraya attım kendimi . Çay-Soda takviyesi iyi gelecekti.
    [​IMG]

    Yolculuğun nereye diye soranlara Pamukkale diyordum. İlk hedefim orasıydı çünkü. Oradada pompacı ve benzin almaya gelen insanlarla konuştuktan sonra yola devam ettim.
    Şarkikaraağaç’a 5km kadar vardı yoktu; kenardan bir ‘heyy’ sesi duydum. Tarlasına yonca ekmiş adaşım Hüseyin abiydi. Çağırdı, çay ikram etti. Uzunca muhabbet ettik. Oğlu askerliğini İstanbul’da yapıyormuş izine gelmiş onunla sohbet ettik biraz. Fotoğraf çekilmek istedim ve işte henüz yolculuğumun 60. Km sinde telefonum bozulmuştu. LG G3 telefonum LG Mobile yazıp açılacakken tekrar kapanıyordu. Hüseyin abiden müsaade isteyip teşekkür ettikten sonra Şarkikaraağaç’a doğru pedalladım ve soluğu telefoncuda aldım. Yazılımsal olabileceğini söyledi ve bu işten anlayan birine yönlendirdi. Gittiğim yerdeki telefoncuda garantiye yolla garantiden çıkar dedi. Göze almıştım açıkçası ama yarına halledebileceğini söyleyince başka bir telefoncuya gittim. Orasıda aynı şeyi düşünüp Hard Format atalım belki düzelir dedi hard format atınca hepten kötü oldu.
    Çay ocağına gidip geri dönmeyi düşünürken şarja takınca açıldı telefon. Hard Formattan kalan kurulumu yaptım ve telefoncuya koştum. Şarja takınca açıldığını söyledim. Bataryadan olabileceğini söyledi fakat koca Şarkikaraağaçta LG G3 bataryası bulamadım. Öğle sıcağında yola çıkmayayım diye çay ocağına geri döndüm. Şarja takıp telefonu, oradaki insanlarla muhabbete koyuldum. Uzun uzun muhabbetten sonra sünnet düğünü olduğu ve yemek verildiğini söylediler. Hep beraber oraya gittik yemeğimizi yedik. Çay ocağından bisikleti alıp yola koyuldum. Yalvaçta sabahlayacaktım. Yalvaça doğru pedallamaya başladım. Su molaları hariç hiç durmadan beni Yalvaç’a çıkaracak olan yokuşu tırmanmaya başladım. Çık çık bitmiyordu. Bisikletten inip itmeye başladım fakat bitecek gibi görünmüyordu. İlk ciddi yokuştu ve kendimce söylenmeye başladım;
    ‘’Bisiklet yolculuğuda nereden çıktı’’
    ‘’Çok şımarıksın, her aklına eseni yapmak zorunda mısın?’’
    ‘’Bu yokuş bitmiyor’’
    tarzında konuşarak yokuşun bitişini gözüme kestirdim. Ufak bir inişle Yalvaçtaydım. Şehir içinde hava kararmadan telefonculara uğradım. Süleyman abinin dükkanına girip telefonun durumundan ve yolculuğumdan bahsedince hemen hemen tüm telefoncuları aradı Yalvaç’taki. Bulamayınca dükkanda şarja takıp ailemi aradım ve kapının önünde muhabbet etmeye başladık.
    Çok güzel insanlarla tanıştım Yalvaç’ta. Bisikleti gören ve Süleyman abiyi tanıyan herkes gelip sohbete katıldı. Bolat abi öğrencilere kiraladığı öğrenci evinde kalabileceğimi söyledi fakat çadırda kalmak istediğimi söyledim. İlk günümdü ve çadırda yatmaya alışmalıydım. 94 km yol yapmıştım yorgundum ama muhabbeti sevdiğim için hiç kalkmadım.
    Uzunca muhabbetten sonra Süleyman Abi lokantaya götürdü beni ve yemek ısmarladı. Dükkanın önünde çay eşliğinde gece 3 e kadar muhabbete devam ettik. Ertesi gün hakkında konuştuk ve Süleyman abinin hemen karşısında ki yeşil alanda çadırımı kurdum. Süleyman Abi dükkândan RedBull hediye etti ve ilk günümü hedeflediğim gibi bitirmiştim. O Yalvaç yokuşunda söylediğim ‘’Bisiklet yolculuğuda nereden çıktı’’ sözü veya benzer bir sözü bu ortamdan sonra hiç tekrarlamadım. Çünkü benim yaptığım güzel birşeydi. Buna inanıyordum. Şimdiye kadar yapmamanın verdiği pişmanlığı taşıyordum artık.



    Facebook ve arkadaşlarıma attığım fotoğraflarla desteklemeye çalışıyorum yazımı. İlginize teşekkürler.
     
  2. caesar

    caesar Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    10 Mart 2015
    Mesajlar:
    539
    Beğeniler:
    486
    Şehir:
    Antalya
    Adı:
    caesar
    Bisiklet:
    Lapierre
    Seviye:
    Dostum on numara yolculuk olmuş. Ayrıca km de son derece iyi.
     
  3. Raşit S

    Raşit S Bisikletkolik

    Yaş:
    44
    Kayıt:
    3 Mayıs 2014
    Mesajlar:
    1.168
    Beğeniler:
    1.446
    Seviye:
    Şimdi de burdan geçtiiii Konya' lınınnn birii...
     
  4. cagdascaneroglu

    cagdascaneroglu Kıdemli Üye

    Yaş:
    25
    Kayıt:
    6 Mayıs 2015
    Mesajlar:
    224
    Beğeniler:
    903
    Şehir:
    Antalya
    Adı:
    Çağdaş Can
    Bisiklet:
    Salcano
    Seviye:
    Güzel olmuş ama biraz daha fazla fotoğraf kolmalısın bence. O zaman tadından yenmez... Iyi pedallamalar.
     
    ziyainal bunu beğendi.
  5. ziyainal

    ziyainal Forum Demirbaşı

    Yaş:
    33
    Kayıt:
    7 Haziran 2012
    Mesajlar:
    439
    Beğeniler:
    272
    Şehir:
    Trabzon
    Adı:
    Ziya
    Bisiklet:
    Merida
    Seviye:
    daha fazla fotoğraf bu tur yazısını okuyanların da sizle birlikte tur yapıyormuş hissini daha fazla yaşamasına sebep oluyor :)
    kolay gele merakla beklicez diğer günleri ve fotoğrafları
     
    oalmali ve cagdascaneroglu bunu beğendi.
  6. ahmetkya

    ahmetkya Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    24 Mayıs 2014
    Mesajlar:
    453
    Beğeniler:
    164
    Şehir:
    Konya
    Adı:
    Ahmet Kaya
    Bisiklet:
    Merida
    Seviye:
    Hemşeri çıktık :D İnşallah bir gün beraber de tur yaparız.Ayrıca turunuz da güzel olmuşa benziyor,tebrikler :)
     
  7. Hkaraca42

    Hkaraca42 Yeni Üye

    Yaş:
    23
    Kayıt:
    28 Haziran 2015
    Mesajlar:
    49
    Beğeniler:
    93
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Hüseyin Karaca
    Bisiklet:
    Carraro
    Seviye:
    @caesar Çok teşekkür ederim :)
    @cagdascaneroglu - @ziyainal Sağolun çok teşekkürler. Buradaki tur yazılarını çokça okumuş ve sizin gibi düşündüğüm için bolca fotoğraf çekip burada yayınlamak istiyordum. Fakat telefonum bozulunca tüm planlarım alt üst oldu. Sadece şarjda çalışıyor ve garip garip tepkiler veriyordu telefonum. Fotoğraf konusu benim içimde bir ukte oldu zaten. Keşke' diyorum fotoğraf makinemi yanıma alsaydım. Telefonuma çok güveniyordum çekim kalitesi bakımından ama yolda beni elsiz ayaksız bıraktı.
    @ahmetkya Sağolasın toprağım :) İnşallah beraberde pedallarız. Bu benim için başlangıçtı.
     
    ahmetkya bunu beğendi.
  8. ismail.yüksel

    ismail.yüksel Forum Demirbaşı

    Yaş:
    25
    Kayıt:
    4 Nisan 2012
    Mesajlar:
    562
    Beğeniler:
    318
    Şehir:
    Denizli
    Seviye:
    telefonu açıkta mı bıraktınız? güneş altında kaldıysa batarya sizlere ömür olmuştur.
     
  9. Hkaraca42

    Hkaraca42 Yeni Üye

    Yaş:
    23
    Kayıt:
    28 Haziran 2015
    Mesajlar:
    49
    Beğeniler:
    93
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Hüseyin Karaca
    Bisiklet:
    Carraro
    Seviye:
    2.GÜN

    Güne temizlikçi abilerin sesiyle uyandım. Telefonum bozuk olduğu için alarm kurma gibi bir şansım yoktu. Saati sorduğumda 7:30 dediler. Çok geç kalmıştım ama geç yatarken bunları düşünmeliydim. Hızlı bir şekilde çadırımı topladım. Bisikletime çantalarımı vs yerleştirdim. Güvenlik kamerasından Süleyman abiye el sallayıp çıktım yola. Yalvaç’ın çıkışında benzin istasyonunda durdum ve çayımı içtim. Ufak çaplı muhabbetten sonra teşekkür edip tekrar başladım pedal çevirmeye. Hemen Yalvaç çıkışında uzunca bir yokuş belirdi. Başladım tırmanmaya havanın serin oluşu lehimeydi ve bu saatlerde mola vermeden yoluma devam etmeliydim. İlk hedefim Süleyman Abinin söylediği Senirkent Kaymakamlığının Eğirdir Gölü kıyısına yaptırdığı halk plajıydı. Orada öğleyi geçirip akşama Dinar'da olmalıydım. Yokuş bitti derken 100 mt indim inmedim tekrar bir yokuş vardı. Diğerine göre daha dik ama daha kısaydı. Suyumu içip tekrar başladım pedallamaya.

    Tura çıkmadan önce bu forumda çokça tur yazısı, makale okudum. Hasan Söylemez’in Hayata Yolculuk kitabını da almış ve okumuştum. Gezginlerin tecrübelerini paylaşması biz yeniler için çok çok önemliydi. Mesela kaybedilen minarellerin, tuzların geri kazanılması konusunda soda, ayran gibi içecekler içmem gerektiğini değilse bitkin düşeceğimi okuduğum yazılardan öğrenmiştim. Köpeklere karşı nasıl koyacağım konusunda kesin bir fikre sahip değildim ama. O zaman geldiğinde bakarız, doğaçlama takılırım diye düşünüyordum. Yokuşun ortalarına geldiğim zaman köpek havlaması ile irkildim. Baktığımda aramızda 200-300 mt mesafe vardı ve ciddiye almadım. Bir fabrikanın köpeğiydi bu. Ama köpek düşmanını kovalar gibi hızla bana doğru geliyordu. Hızlı bir şekilde pedallamaya başladım. Yokuştaki en iyi performansımı burada gerçekleştiriyordum. Köpekle aramızda sadece 20 mt gibi bir mesafe kalınca birşeyler yapmam gerekti ve Hasan Söylemez’in kitabında anlattıkları aklıma gelmişti ve onu uygulamaya karar verdim. Bisikletten indiğim gibi bağırıp köpeğin üstüne doğru koşmaya başladım. Köpek önce durdu ve geriye doğru koşmaya başladı. Ben susunca o da durdu bana doğru havladı ve ben bir daha bağırınca sustu ve öylece bana bakıyordu. Şaşırmıştı sanırsam. Bende bisikletimi yerden kaldırıp ittirerek devam ettim yokuşu çıkmaya. Çok yorulmuştum ve aslında korkuyla karışık bir zafer mutluluğu vardı.

    Yokuş bittiğinde biraz düzlükten sonra çok güzel virajlı bir iniş vardı. Bu ödüldü bana. Kazandığım zaferin ödülü bu inişti. Pedal çevirmeden hafif fren kısarak, rüzgarı hissede hissede iniyordum. Yol boyu bana korna çalan araçlara bu sefer ben el kaldırıyordum. İnişin sonunda benzin istasyonu vardı ve hemen oraya attım kendimi. Traktörüne yakıt almaya gelen abiler, benzinliğin sahibi İsmail abi hepsi etrafıma toplandı. Muhabbet çabuk başladı. İsmail abi Danimarka’da çalışmış ve emekli olmuş, bu benzin istasyonunu kurmuş. Aralarında bisiklet ile yolculuğu yadırgamayan bir o vardı. Çay ikramından sonra priz sordum içeriyi gösterdiler. Ailemi aramam gerekliydi, haber vermem gerekti hemen aradım. Hazır fotoğraf imkanım vardı bir fotoğraf çekip Facebook’ta paylaştım. Telefonum susmadı o andan itibaren. 1 saate yakın tutsak kalmıştım orada görüşmeleri yapabilmek için. Telefonun durumunu anlattığımda hemen 3’lü prizi dışarıya çekti ve rahat rahat soluklanmamı sağladı. Biraz daha muhabbet ettikten sonra pedallamaya devam ettim.

    [​IMG]

    [​IMG]

    Önümde irili ufaklı yokuşlar vardı. Yokuşun birini tırmanırken sağımda kalan evden bir çağrı duydum. Hasan Hüseyin abi, gel soluklan bi su iç diye seslendi. Hemen kabul ettim ve yanlarına gittim. Gittiğimde suyum hazırdı. Çay hazırlamaya evin küçük kızı gidiyor, eşine de karnı açtır birşeyler hazırla diye sesleniyordu Hasan Hüseyin abi J Bu misafirperverlik karşısında çok mutlu olmuştum. Saat 12 civarıydı ve ben inanın bu güzel insanların yanından ayrılmak istemiyordum. Geceden çok yediğim için kahvaltı ihtiyacı duymamıştım. Tam acıkmaya başlamışken Hasan Hüseyin abi imdadıma yetişmişti. Hem yemek yiyor hem muhabbet ediyordum. Anlatıyordum geride kalan birbuçuk günü. Ailecek keyifle dinliyorlar ve beni izliyorlardı. Yemeği bitirip çayımızı içerken telefon aklıma geldi. Prizi gösterdiler. Radyo takılı olan prize telefonumu taktım ve bir fotoğraf çektim.
    [​IMG]
    Çok teşekkür edip ellerini öptükten sonra yola devam ettim. Plaja az bir mesafe kalmıştı. Öğle sıcağı bastırmıştı. Hiç mola vermeden plaja ulaşmalıydım. Orada duş alıp çamaşırlarımı yıkayacaktım. Gün sonunda Dinar’da olmayı düşünüyordum ama gittikçe hedefim uzaklaşıyordu benden. Molayı plajda verir akşam üstü çıkarım, olmadı bu günü Senirkent’te bitiririm düşünceleriyle plaja vardım. Göl çok pis göründüğü için girmedim. Hemen havlumu şampuanımı alıp plaj önündeki duşun altına girdim. Etraftaki insanların garip bakışları altında saçımı yıkadıktan sonra yakındaki çeşmede çamaşırlarımı yıkadım ve bisikletin üzerine serdim.
    Osman Abi semaverde çay yapıyordu ve hemen yanına gittim. Selam verip yolcu olduğumu, çay ikram edermisiniz diye muhabbete girdim. Osman Abi buyur etti konuşmaya başladık. Kendisi İmammış. Kur-an Kursundaki çocukları göle getirmiş. Çayımızı içtik uzunca muhabbetten sonra toparlanmak ve yola çıkmak için izin istedim. Hava kapanmıştı güneş görünmüyordu derken yola çıktım 2 km gittim yağmur başladı. Gittikçe hızlanıyordu ve etrafımda sığınacak yer yoktu. Yokuşu çıkmaya başladığımda sola park etmiş bir araba gördüm. Hemen yanına yaklaşıp içeri girip giremeyeceğimi sordum. 20 sn düşündükten sonra buyur ettiler. Yeni evlenmiş bir çift balayından dönüyorlarmış. İstanbul’a giderken yolu karıştırmışlar. Yağmur yavaşlayana kadar muhabbet ettikten sonra şunu söyledi arabadaki abi: Normalde almayacaktım arabaya, kimin ne olduğunu bilemeyiz ama bir an kalbimin sesini dinledim. Yolun açık olsun kardeşim..
    Senirkent girişindeki benzin istasyonunda sıkı bir muhabbet başladı. Deli-Manyak-Akıl işi değil- Helal olsun. Bu sözleri çok duymuştum ve duymaya devam ediyordum. Biraz konuştuktan sonra burada konaklayabileceğimi söylediler bana. Kabul ettim ama telefona birde burda baktırmam gerekiyordu. Tarif ettiler ve bir telefoncuya vardım. Kendi G3 ün bataryasını taktı ve telefonum açıldı. Ama satılık batarya yoktu.. Kendi bataryamı onun telde denedik ve açıldı. Adam akıl sır erdiremedi bu işe J Sonra kendi bataryamı kendi telefonuma taktım ve açıldı. Adam ve ben şaşkın şaşkın vedalaştık ve ayrıldık. Hemen sağı solu aradım haber verdim. Bugünkü hedefim Dinar’dı ama mümkün görünmüyordu. Benzin istasyonuna geri döndüm. Biraz muhabbetten sonra telefonumun açılmış olmasına güvenerek yola çıktım.
    [​IMG]
    (Senirkent)

    Uluborlu’yu geçtikten sonra Keçiborlu rampasına dayandım. Hava kararıyordu ama telefonum vardı J 4 km kadar tırmandım sonra suyum bitti. Hazırlıksız girişmiştim rampaya. Elimle ittirmeye başlamıştım ki bir kamyonet yanaştı ve rampayı çıkarabileceğini söyledi. Memnuniyetle kabul ettim.
    Serkan abi ile bisikleti arkaya attık ve başladık yokuşu tırmanmaya ve muhabbete. Mısır satıcısıymış, yenice mısırı indirmiş geri dönüyormuş. Sağolsun dörtyola kadar bıraktı ve hiç durmadan hemen devam ettim. Dinar’ın çıkışında bir benzin istasyonuna girdim ve çadır kurmak için izin istedim. İzni kaptığım gibi yeşilliğe çadırımı kurdum. Telefonumun çalışıyor olması sebebi ve Dinara ulaşmanının mutluluğuyla çay ve sigara keyfi yaptım.
    Yol boyunca destek kornaları duymak gerçekten güç veriyordu. Yattığım zaman onları düşünüyordum hep. Ne iyi insanımız var bizim. Hasan Hüseyin Abi, İsmail Abi, Süleyman Abi, Serkan Abi hiç tanımadıkları birine karşılıksız yardım ediyorlardı. Bu mutluluk içimi titretiyordu gerçekten. Anne ve babamı aradıktan sonra uyumak için gerekli zemin hazırdı. Yarın Pamukkale’de olmalıydım..

    [​IMG]

    @ismail.yüksel Aslında çokta sıcakta bırakmamıştım ama telefonun aşırı ısınma sorunu vardı. Sanırım dediğiniz gibi batarya ölmüş. Batarya değişimi yapıldı İzmir LG Servisinde şuan sıkıntısı kalmadı gibi :)
     
    oalmali, S.Koca, Ahmet Ayaz ve 2 kişi daha bunu beğendi.
    Son düzenleme: 7 Ağustos 2015
  10. ziyainal

    ziyainal Forum Demirbaşı

    Yaş:
    33
    Kayıt:
    7 Haziran 2012
    Mesajlar:
    439
    Beğeniler:
    272
    Şehir:
    Trabzon
    Adı:
    Ziya
    Bisiklet:
    Merida
    Seviye:
    @Hkaraca42 uzun zmaandır tur yazılarını okuyorum yollarda böyle güzel abiler var dimi hayal değil bunlar :) bu abilere güvenip yola çıkacaz.
    ne kadar güzel insanımız var helal olsun hepsine

    telefonda düzeldi şimdi gelsin fotoğraflar :)
     
    oalmali ve Hkaraca42 bunu beğendi.
  11. Hkaraca42

    Hkaraca42 Yeni Üye

    Yaş:
    23
    Kayıt:
    28 Haziran 2015
    Mesajlar:
    49
    Beğeniler:
    93
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Hüseyin Karaca
    Bisiklet:
    Carraro
    Seviye:
    @ziyainal Evet, İsmail Abinin benzin istasyonunda durduğumda şöyle demişti traktörcü bir abi; ''Motorla çıksaydın ya bu tura daha güzel olurdu'' Şöyle cevap vermiş ve haklı olduğumu söylemişlerdi; O zaman sizinle tanışamazdım abi'' Aslında bu turların en güzel kısmı onlarla tanışmak. 22 yaşındayım ve insanlığın, misafirperverliğin bitme noktasında olduğunu düşünürdüm. İyilik iyiliği doğurur ben bu saatten sonra bisikletli gezgini evime misafir etmeden bırakmam mesela.
    İyi ki var o abiler.
    Telefon işine fazla güvenmeyelim :) Heyecanı kaçar gibi oluyor ama çok üzgünüm :)
     
    ziyainal bunu beğendi.
  12. Hkaraca42

    Hkaraca42 Yeni Üye

    Yaş:
    23
    Kayıt:
    28 Haziran 2015
    Mesajlar:
    49
    Beğeniler:
    93
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Hüseyin Karaca
    Bisiklet:
    Carraro
    Seviye:
    3.GÜN
    Sabah telefonumun düzelmiş olması sebebiyle alarm sesine kalktım. 4:30 du. Kalktım ve istasyonun marketine doğru ilerledim. Çayımı içtim ve yola çıktım. Biraz ilerledikten sonra açlığımı farkettim. Akdeniz Dinlenme tesislerinde mola verdim ama tesis kapalıydı. Hemen yanındaki benzin istasyonuna doğru gittim. Aydın abi karşıladı. Tesisi sordum saat 8 gibi açarlar ne yaptıklarıda belli olmaz dedi. Kahvaltı yapacağım yer sorduğumda 15-16 km ileride yada 4 km geride deyince çok çaresiz hissettim kendimi. İlerleyemeceyecek gibi hissediyordum ama geride gitmek istemiyordum. İşte can alıcı teklif geldi o anda. Bende kahvaltı yapmadım durda beraber yapalım. Peynir,zeytin,reçel ve sana yağ ile güzel bir kahvaltı yaptık. Abi dedim bi fotoğraf çekilelim seninle. Telefonu çıkardım kamerayı açmamla kapanması bir oldu. Sinirden yere vuracaktım işte o anda. Yüzümün rengi değişmiş benimle dalga geçiyordu Aydın abi. Biraz çay eşliğinde muhabbetten sonra yola çıktım.
    Yokuşlar çıkıp iniyordum ve Gökçek’e geldim. Kahveye uğradım bir çay içtim. Orada da ufak bir muhabbetten sonra tekrar pedallamaya başladım.
    Dazkırı’yıda geçtikten sonra solumda çevresi beyazla süslenmiş Acı Göl duruyordu ve ben fotoğraflayamıyordum. Aslında yol boyu o kadar güzel manzaralar kaçırdım ki tüm sinirim o yüzden depreşiyordu. İnsanların bana ulaşamamasından ziyade bu canımı sıkıyordu.
    Denizli il sınırları içerisindeydim artık. Hızlıydım bugün ufak çay molaları hariç hiç durmuyordum diyebilirim. Çardak – Bozkurt derken yol kenarında gördüğüm tabela bana oraya gitmelisin diye fısıldadı resmen. ‘’Bi çay olsada, içivesek gari...’’ yazıyordu. PO’nun tabelasıydı ve 20km yazıyordu. Hızla oraya doğru pedallamaya başladım. Ancak yeni giydiğim t-shirtin kolu diğerlerine nazaran daha kısa olunca kolumda bir acı hissettim. Yanmayan yerler kıpkırmızı olmuş ve acı çekiyordum. İlk benzinlikte durucam dedim ve sağda Urfa Kebabı yapan bir lokanta ve yanında benzinlik vardı. Orada durdum. Saat 1:30-2:00 civarındaydı. Telefonumu yine şarja takarak açtım. Navigasyondan baktım ve 45 km kalmıştı Pamukkale’ye. Akşama doğru 5’e kadar burada kalabilirdim. Orada yemeğimi yedim. Telefon yaklaşık 3 saat şarja bağlı açık kaldı. Arayan arayana herkese aynı bilgi ve cevaplar vermekten papağan gibi olmuştum. Esasında buraya gelene kadar her benzin istasyonunda muhabbet ortamı kendiliğinden doğuyordu ama burada öyle bişey olmadı. 3-4 saat öyle oturdum. Çay içtim soda içtim, yemek yedim derken saat 5:30 civarı telefonu şarjdan çıkardım çantaya koydum yoluma devam ettim. Denizli tabelasını görünce şansımı denemek adına kapandığını düşündüğüm telefonumu elime aldım ve açıktı. Hemen tabela önünde Murat 224’ümün fotoğrafını çektim. Tam arkadaşımı arayacaktım ki yine aynı şekilde telefon kapandı. Alıştığımdan artık tepki göstermiyordum.

    [​IMG]

    Pamukkale tabelalarını izleyerek ve yolu uzatarak Pamukkale’ye vardım. Burada duş almak adına özel bir mekanda çadır kurmak istiyordum. Kamping alanı ararken bir adam bağırdı; Konaklayacak yer mi arıyorsun diye. Aramızda şu konuşma geçti.

    A : Konaklayacak yer mi arıyorsun?
    B : Evet, çadır kuracak yer arıyorum.
    A : Tamam ben yardımcı olayım. Otelin bahçesinde havuzun başında olur mu?
    B : Olur. Duş almam gerekli.
    A : Tamam o zaman hadi gidelim.
    B : Ne kadar istiyorsun?
    A : 70 lira.
    B: Yuhh

    Bu konuşmanın sonrasında bir çok pazarlık, kahvaltıdan vazgeçişim vs den sonra 20 liraya çadır alanı ve duşu kopardım. Otele geçtik ve hemen güzel bir duş aldım. Ailemi aradığımda beni tebrik ettiler. Çünkü ilk hedefim burası idi ve başarmıştım. Telefonumu şarjda bıraktım ve dışarı dolaşmaya çıktım. Uzun süre şarjda kalınca açık kaldığını farkettiğim için şarjda bıraktım.
    Gece 1 gibi çadırımı kurdum ve fotoğraf çekebilme şansım olduğundan fotoğrafımı çektim. Bugün diğer günlerden farklı olarak çadırım havuz manzaralı idi. Hemen telefonu prizin olduğu havuz başındaki çay ocağına bıraktım ve çadırıma yattım.

    [​IMG]

    Yarın sabah erken kalkıp Pamukkale Travertenleri gezip Nazilli’de eski patronumun davetine icabet edecektim.

    Bugün 3. Gündü ve her geçen gün gittiğim km yükseliyordu. Alışıyordum herşeye. İnsanlarla ilişkilerim oldum olası kuvvetlidir zaten. Bulunduğum ortamdaki muhabbete biraz hızlı dahil olurum. Kendimi sevdirmeyi başarırım ve bu yolculukta insan ilişkileri konusunda oldukça işime yaradı.
    Tur boyunca yanına neden birisini almadın? Tek zor olmuyor mu? Tarzı sorularla karşılaştım. Şu şekilde açıklayayım. 4 Kişilik bir öğrenci evinde oturuyorum. Evde ne zaman canım sıkılsa arkadaşlarımı ikna eder araba kiralayıp gezmeye gideriz. Ama bu turu söylediğim 3 arkadaşımdan 3’üde önce bir korktu sonra destek verdi. Çıkacağım net tarihi bir gün önceden açıkladım ki kimse peşime takılmasın. Çünkü ben bi hırs ve istekle başladığım ve bolca yazı ve kitap okuduğum için zorlukları tahmin edebiliyordum. Ama arkadaşlarım bilmiyordu ve ilk zorlukta, ilk sert yokuşta, ilk susuz kalışta pes edebilir geri dönme konusunda beni ikna edebilirlerdi. Önce yapılabilirliği göstermeliydim onlara. Zaten Pamukkale’den onları aradığımda; sene içinde Kapadokya’ya bisikletle gidelim gibi teklifler aldım ve çok mutlu oldum.
    Tek problemim telefonun bozuk olmasıydı. Diğer her zorluğu tahmin ediyordum ve bekliyordum fakat bu beklemediğim yerden geldiği için hazırlıksız ve çaresizdim. İzmir’deki arkadaşıma telefonu kargolayıp garantiye vermesini isteyecektim fakat iyi kötü bir iletişim aletim vardı ve bunuda kaybedemezdim.
     
    oalmali, S.Koca ve N.ÖZKAN bunu beğendi.
  13. Hkaraca42

    Hkaraca42 Yeni Üye

    Yaş:
    23
    Kayıt:
    28 Haziran 2015
    Mesajlar:
    49
    Beğeniler:
    93
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Hüseyin Karaca
    Bisiklet:
    Carraro
    Seviye:
    4.GÜN
    Yaptığım yolun yorgunluğumu yoksa sıcak duşun ve verdiğim paradan mı bilemiyorum ama yattığım yeri(yine aynı çadırım ve uyku tulumum olmasına rağmen) çok beğendim. Kalktığımda saat 10’du. Hemen apar topar toplandım ve çayımı ve telefonumu almak için çay ocağına gittim. Otelde kalan ve kahvaltı yapan turistler dikkatle beni izliyorlardı. Çayımı aldım ve birde sigara yaktım. Çok geç kalkmıştım ve sıcağa kalmıştım artık.
    Hemen Pamukkale Travertenleri görmek için çıktım. Hava çok sıcaktı. Travertenleri gezerken resmen büyülendim.


    Bir turizm öğrencisi olarak ülke değerlerinin(herkes tarafından kabul görmüş) hemen hemen %85’ini gezmiş ve görmüştüm ama Pamukkale’ye ilk defa geliyordum. İç Turizmin gelişmesi turizm bölgelerindeki bir çok sorunu çözeceğine inanan birisiyim. Bu konulardaki fikirlerimi ve Turizm Bakanlığının eksik uygulamalarını elimden geldiği kadar bakanlığa iletirim. Hatta Turizm Bakanlığı sitesinde yayınlanan broşür sayısı arşivlerde daha fazlası olduğu halde sadece 22 idi. Bu konu çok canımı sıkmış ve ard-arda attığım mailler sonucu en son 50 tanıtım broşürün yayınlanmasını sağlamıştım (şuan ki durumu bilmiyorum). Hatta arkadaşlarım ile Kapadokya ve Likya Yolu’nun tanıtımı için bir belgesel yapmayı düşünmüş ama öğrenci bütçesi ile pek profesyonel bir iş çıkaramayacağımızdan vazgeçmiştik. Fransa ülke ekonomisinin 3 te 1 ini Turizmden sağlıyor ve bu büyük rakama ülke olarak o kadar değerimizin olmasına rağmen yaklaşamıyorduk bile. İspanya ile Türkiye turist sayısında bir yarış içerisinde ve Türkiye neredeyse yakalamak üzere ama üzücü olan bir şey var. Yaklaşmamız çok zor olan İspanya’nın turizm geliri. Otele kitleyen herşey dahil sistem sayesinde sadece otelcinin kazandığı, cebinde 50 euro ile Türkiye’de 1 hafta tatil yapan Rusların ‘’ucuz tatil’’ adresi olduk. Tabi bu dediklerim Akdeniz tatil bölgesi için geçerli. Turizmin can damarı olan bölge. Bunları düşünerek, bu doğal değerlerin daha fazlasını hakettiğini düşünerek gezdim travertenleri.
    Telefonumu cebimden çıkarıp kapanıp kapanmadığına baktım. Kapanmamıştı ve acele bi şekilde fotoğraflar çekmeye başladım. Çıkarken birde selfie çekeyim dedim. Sadece 1 hakkım varmış ki ikinci selfie çekmeme izin vermedi telefonum. Bu çirkin fotoğrafı buraya yükletti yani bana.

    [​IMG]
    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]
    [​IMG]

    Otele varıp hazır olan bisikletime atlayıp Karahayıt’a doğru pedallamaya başladım. Travertenlere yaklaşık 5-6 km ve 3 km’si yokuş. Hızlı gideyim derken bisiklette bugün bir şey vardı gitmiyordu. Heralde ben güçten düştüm derken inişe geçtiğimde bisikletin neredeyse duracağını görünce incelemeye başladım ve pabuç sürtüyordu. Akıllı ben yanıma alyan takımı almamıştım. Karahayıt’a kadar yokuşları elimde çıkardım düzlükte normal sürdüm. Bisikletçi varmı diye sorduğumda Akköy’de var cevabını aldım. Akköye kadar iniş olduğundan çok rahat bir şekilde ilerledim. O çevreyi bilenler bilir bir Akköy’e inen yokuşta bir bisikletçi var birde Akköy’ün çıkışına doğru bisikletçi var. İlk bisikletçinin kapalı olduğunu görünce başımdan kaynar sular döküldü. Yazılan telefonuda arama gibi bi durumum yoktu üstelik. Merkeze gittiğimde ileride solda bir bisikletçi var deyince çok sevindim ve hemen oraya gittim.

    Selamlaştıktan sonra bi alyan istedim. Ayarımı yaptım ve Karahayıt yokuşundaki pabuç sürtmeden bahsettim. Çırak Ali bana dersi verdi orada. Keşke fren telini boşa çıkarsaydın yokuş çıkarken’’ dedi. Hiç aklıma gelmemişti cidden. Ayarlarımı yaptıktan sonra kola ikram ettiler birkaç muhabbetten sonra bana yolu tarif ettiler ve yoluma köylerden geçerek devam edecektim.

    İşBankası kartım kırıldı kırılalı İşCep’ten para çekerdim. Yeni kart istemek hiç aklıma gelmemişti açıkçası. Nakit param bittiğinden ve telefonum çalışmadığından parada çekemiyordum. Hepten çaresiz kalmıştım artık. Suya para vermiyordum, çantamda ton balığı ve barbunya pilaki konserve vardı. Onları uygun biryerde yerim derken yolda çeşme başına durmuş bir kamyoncu abi ile karşılaştım. Hemen yanına attım kendimi. Çayı hazırdı ama karnım açtı benim. Konserveleri çıkarttım ve davet ettim. Yeni yediğini söyleyip bana ekmek ikram etti. Yemeği yedikten sonra hazır olan çay eşliğinde muhabbetimizi ettik. Orhan abi Nazilli den damacana su doldurmuş, teslim edeceği yerde saat 4 te getir deyince o da beklemeye koyulmuş. Çayımı içtikten sonra yoluma devam ettim. Ada, Ahmetli ve Tosunlardan geçerek anayola çıktım. Nazilliye doğru pedallamaya başladım. Yolda neredeyse 2 kere mola verdim. Çok geç kalmıştım zaten arayı kapatmalıydım. Nazilliye 15 km kala bir benzinlikte çay molası verdim. Paramın olmadığını hatırlayarak ilerlediğim dondurma dolabından geri döndüm. Fazla zaman kaybetmeden pedallamaya devam ettim.

    Nazilliye vardım. ‘’Uzun ömürlü insanların memleketi Nazilli’deydim. Etrafı ağaçlıklı yoldan devam ettim. Şehir merkezi tabelasından girdim. Hemen bir telefoncuya girip G3 bataryasını sordum. Olmadığını olabilecek biryer söyledi. Telefonla eski patronumu aramak için şarja taktım hemen orada. Aman Allah’ım Eski patronum Şakir abinin telefonu kapalıydı. Şakir Abi Kuteks firmasının Marmara Bölge Müdürü iken cep harçlığımı çıkarmam için beni fuarlarda yanında götürürdü. Ben lise öğrencisiydim o zamanlar ve çalıştığım otele iki haftada bir gelirdi. Yola çıktığımı Facebook’tan ilan ettiğimde Nazilli de mutlaka misafirimsin anlamam gece gündüz farketmez geldiğinde ara demişti. Tamam abi başüstüne demiştim. Telefon bozulunca aramak aklıma gelmemişti. Hemen o telefoncudan ayrılıp G3 bataryası için dolaştım ve buldum fakat ücreti 80 tl idi. Hesabımda zaten 40 lira vardı. Hem zaten İzmir’e gidince garantiye vereceğimi düşünerek almadan direk İşBankası bankamatiğini sordum. Bankamatiğe en yakın kafeye oturdum. Orada telefonu şarja sokup çalışandan yardım istedim. Cep Anahtar şifresini ben bankamatikteyken bana bağırmasını istedim. Sağolsun yardımcı oldu ve paramı çektim. Sonra aynı kafede karnımı doyurdum. Saat 9 civarıydı. Şakir Abiyi tekrar aradım ama kapalıydı. Şaka gibiydi. Kafede ki çalışana teşekkür ederek oradan ayrıldım. Aydın’a 50 km civarı bir yolum vardı ve artık hem parasızlık hem telefonun durumu hem de Şakir Abiye ulaşamamam canımı oldukça sıkmıştı. Artık şimdiye kadar yaşadığım güzel şeyi unutmuş sadece yolculuğu bitirmek vardı aklımda. Sırf Şakir Abi’nin daveti üzerine Aydın üzerinden gelmiştim değilse Salihli – Turgutlu tarafından devam edecektim.

    Yola çıktım ve bir çırpıda Aydın’a vardım. Saat 12 civarıydı bir benzinliğe girdim ve kamp için izin istedim. İzni aldıktan sonra saat 1:30 a kadar çay eşliğinde muhabbet ettikten sonra Ahmet ofise bende çadırıma yatmak için ayrıldık. Tabi bir süre uyku tutmadığı için yatmam 2:30 u buldu.
    Saat 5:00 civarı bir korna sesi ile uyandım. Çadırdan çıktım bir kamyonet gelmiş kimseyi göremeyince kornaya basmış. Ahmet’i uyandırmaya ben gittim. Sonra kamyonetin sahibi Kerim Abi bana sen napıyorsun burada çadır falan diye sorunca yaptığım turdan bahsettim. Akşamdan kalan çaydan birer bardak alıp 20 dk kadar muhabbet ettikten sonra gel seni İzmir’e ben götüreyim teklifinde bulundu. Olurdu olmazdı beni gitceğim yoldaki yokuşları öne sürerek ikna etti. Birlikte attık bisikleti kapalı kasaya. Bisiklet zarar görmesin diye kasadaki bezi de bisiklete doladı ve yola çıktık. Kerim Abi halde çalışıyormuş ve mal getir götür yapıyormuş. Biraz muhabbetten sonra benim gözler düşmeye başlayınca sen uyu ben seni kaldırırım dedi. Bunu bekliyormuş gibi hemen dalmışım bende.

    Beni uyandırdığında İzmir’deydik ve bana nere gideceğimi sordu Göztepe’ye gidecektim ve bana yolu tarif etti. Yolda sen yinede sor yanlış gitme diye tembihledi. Bisikleti indirdik beraber ve çok teşekkür ettikten sonra pedallamaya başladım. Saat 7 civarıydı. Limanı geçmiş sahildeydim. Bisiklet yolunda ilerliyordum. Göztepe’ye nasıl gideceğimi sordum ve devam ettim pedallamaya. Göztepe’de açık boyozculardan birine girdim telefon açmak için o bahaneyle çayımı içmeye başladım.
    20 dk sonra arkadaşım geldi ve beraber eve gittik. Erken geldiğimi Kerim Abiyi falan anlattıktan sonra yatmak için izin istedim.

    10 yıl sonra bisiklete binip böyle bir yolculuğa çıkmak; topladığım onlarca güzel anı, tanıştığım onlarca güzel adam sayesinde hayatımın unutulmazları arasında yer almıştı. İlk çıktığım Yalvaç yokuşu hariç hiçbir yokuşta şikayet etmedim fakat en büyük problem telefonsuzluktu. Gerçekten elim kolum bağlıydı, ailem merak ediyor istediği zaman arayamıyor, arkadaşlarım merak içinde mesajlar atıyordu. Telefon açıldığı zaman susmuyordu zaten. Aydın – İzmir’i es geçmek beni çok üzmüş ama bir yandan da iyi olmuştu çünkü bir başka arkadaşımın annesi ameliyat olmuş ve o arkadaşımıda İzmir de yakalamıştım. Aslında akşam geleceğime sabah gelmiştim.
    Ailemi aradım, Facebook’tan arkadaşlarıma turu bitirdiğimi duyurduğumda çok güzel tepkiler almaya başlamıştım. Arkadaşlarımdan okulun açılmasıyla beraber tur yapalım teklifleri geliyordu. Yaptığımın çok güzel ve özel bir şey olduğunu hissetmiştim ve bunu geçici bir heves olarak görmüyor sürekli devam edeceğim bir hobi olarak görüyordum artık.

    Telefonu garantiye verdim ve batarya değişimi yapıldı ve formatlanıp tarafıma teslim edildi. O koca yaşadığım 4 buçuk günü o zor şartlarda Facebook’a ve arkadaşlarıma attığım resimlerle anlatmaya çalıştım.
    Bir dahaki turumda yanıma mutlaka bir fotoğraf makinesi alacağım. Tabii birde alyan takımı. Teşekkürler okuduğunuz için teşekkür ederim hepinize birer birer. Sağlıcakla
     
  14. N.ÖZKAN

    N.ÖZKAN Aktif Üye

    Kayıt:
    13 Aralık 2012
    Mesajlar:
    114
    Beğeniler:
    133
    Şehir:
    İstanbul
    Bisiklet:
    Salcano
    Seviye:
    Turunuzu sorunsuz ve güzel birşekilde tamamlayıp bizimle paylaştığınız için tebrikler ve teşekkürler, zevk ile okudum.
    Bu turda yiyecek ve içeceği bedavaya getirmişsiniz neredeyse:D biraz daha atılım ile türkiyeyi hiç masrafsız gezersiniz:D
     
  15. Hkaraca42

    Hkaraca42 Yeni Üye

    Yaş:
    23
    Kayıt:
    28 Haziran 2015
    Mesajlar:
    49
    Beğeniler:
    93
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Hüseyin Karaca
    Bisiklet:
    Carraro
    Seviye:
    @N.ÖZKAN Çok teşekkür ederim ilginiz için :)
    Tura cikarken inanin bu kadarink beklemiyordum ama Anadolu'nun guzel insan her defasinda şaşırtmayi basardi beni :)
     
  16. Emrah Özşahin

    Emrah Özşahin Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    26 Mayıs 2012
    Mesajlar:
    698
    Beğeniler:
    1.407
    Şehir:
    Kocaeli
    Bisiklet:
    Bianchi
    Seviye:
    teknolojinin yokluğunu Allah göstermesin :) insanın elini kolunu bağlıyor.
    Tur konularında hep şu çadır kurma olayı kafamı karıştırıyor, benzinlikler rahat oluyor sanırım.Başımıza bir olay gelir diye şu çadır olayından dolayı tırsıyorum.
     
  17. Hkaraca42

    Hkaraca42 Yeni Üye

    Yaş:
    23
    Kayıt:
    28 Haziran 2015
    Mesajlar:
    49
    Beğeniler:
    93
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Hüseyin Karaca
    Bisiklet:
    Carraro
    Seviye:
    @Emrah Özşahin Çok haklısın valla el kol bağlıyor, durduk yere sıkıntılara sokuyor vs.
    Daha önceleri dayım sayesinde göl kenarında çokça kamp yapmışlığım vardı fakat bu çok ayrıymış. Tanımadığın bir adam sana güvenip izin veriyor ve sende tanımadığın adama güvenip çadırı kurup uyuyabiliyorsun :)
    Benzinlikler 7/24 açık ve ışıklı bir alan olduğu için daha güvenilir oluyor. Camii avlusu içinde güvenli olduğu söyleniyor. Ama benzinlikte hiç bir sorun yaşamadım gerçekten, gürültüde uyumak zor oluyor başka hiç bir problemi yok :)
     
  18. oznync

    oznync Yeni Üye

    Kayıt:
    9 Ağustos 2015
    Mesajlar:
    13
    Beğeniler:
    1
    Şehir:
    KOCAELİ
    Seviye:
    En kısa zamanda ben de böyle bir yolculuk yapmayı istiyorum.Paylaşımını zevkle okudum.Tebrik ederim.
    Bu arada kask göremedim?
     
    Son düzenleme: 9 Ağustos 2015
  19. Hkaraca42

    Hkaraca42 Yeni Üye

    Yaş:
    23
    Kayıt:
    28 Haziran 2015
    Mesajlar:
    49
    Beğeniler:
    93
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Hüseyin Karaca
    Bisiklet:
    Carraro
    Seviye:
    @oznync Teşekkür ederim, bende senin tur yapmanı ve tur yazını merakla bekliyorum :)
     
  20. mustafa Ç.

    mustafa Ç. Üye

    Yaş:
    20
    Kayıt:
    27 Nisan 2014
    Mesajlar:
    90
    Beğeniler:
    124
    Şehir:
    izmir
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    Her sene İzmir-Beyşehir arası gelip gittiğim güzargah.(arabayla).Tur güzel olmuş fakat tekerin falan patlasaydı alyan takımı almayan yama takımını aldımı ki :)