Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

İlaÇ FetİŞİzmİ

Konu, 'Sağlık - Antrenman - Beslenme' kısmında cazz tarafından paylaşıldı.

  1. cazz

    cazz Kıdemli Üye

    Kayıt:
    13 Nisan 2006
    Mesajlar:
    357
    Beğeniler:
    120
    Seviye:
    İLAÇ FETİŞİZMİ
    2003 yılında ABD’de reçetelere yazılan ilaçların neden olduğu yan etkilerden dolayı 300.000 den fazla insanın ( yanlışlık yok yazıyla üç yüz bin ) öldüğünü biliyor musunuz?. Tedavi için kullanılan ilaçlar bu ülkedeki ölüme neden olan etkenlerin birinci sırasına yerleşmiş durumda.. Üstelik ABD ilaç kontrolünün oldukça sıkı olduğu bir ülke..FDA denen bir kurum bir ilacı kullanıma sokmadan önce her yönüyle inceler, tüm bilgileri değerlendirir ve öyle karar verir. Kullanmaya başladıktan sonra da eğer bir aksi durum söz konusu olursa ilacı hemen piyasadan çekmekten çekinmez. O ülkede reçetesiz satılması yasak bir ilacı asla reçetesiz alamazsınız. Şimdi Türkiye’yi düşünün. İlaçların satılmasında hemen hiçbir denetim yok. İlaçlara bağlı ölümlerin hiç bir kaydı yok. Çoğu kişinin ölümü meçhul. Ölen kişi ilaç kullanmak zorunda kaldığı hastalıktan öldüğü sanılarak hiçbir inceleme yapılmadan gömülüyor. Otopsi ülkemiz insanının anlayışında kabul edilemez bir durum. Ölen ölmüş, bedenini rahatsız etmeyelim anlayışı.

    Zevk için ilaç yazdıranlar
    En küçük bir rahatsızlıkta ilaçlara sarılmaya alışmış bir toplum olduk. Özellikle emekli sandığı, SSK, bağ-kur gibi muayene ve ilacı bedelsiz elde edilen kesimde inanılmaz bir ilaç savurganlığı var. 25 yaşında bir genç kadının ilaç karnesinde bir yıl içinde 20-30 kez doktora gidip her seferinde 3-4 kalem ilaç aldığını görmemiz gayet sıradan bir durum. Ben böyle hastalara soruyorum bazen. Eğer kendi paranla doktora gitmek zorunda kalsan, bu kadar sık doktora gider misin ? Doktorun her yazdığı ilacı alıp kullanır mısın ?. Hiç olumlu yanıt almadım.
    Doktor bey bir ağrı kesici yazar mısın evde bulunsun demek ayrı bir alışkanlık. Hele bir antibiyotik yazar mısın grip falan olunca kullanırım diyenlere ne demeli?. Sanki devlete verdiği üç beş kuruş primi devletten geri almaya yeminli. Sağ olsun hekim arkadaşlarımız vatandaşı hiç kırmazlar, paşa paşa hastaların(!) her isteklerini yerine getirirler.
    Hekimlerden grip nedeniyle kendisine muayene olan hastasını ilaç yazmadan evine gönderebilen kaç kişi var? Hadi ilaç yazmamayı bir kenara bıraktım, antibiyotik yazmadan hastasını gönderen kaç hekim var? Resmi karnelere yazılan reçetelere bakıyorum, kişi bir yıl içinde 10 çeşit antibiyotik kullanmış. El insaf yani.

    Hamileler deseniz ayrı bir alem. Hekimin kalitesini kendilerine verilen vitamin ve ıvır zıvır ilaçlarla ölçenler çoğunlukta. Ben hastalarıma çok nadiren ilaç veriyorum. Ve bazılarından eleştiri alıyorum. Komşumun doktoru neler neler veriyor hamilelere. Kramplar için magnezyumlar, kalsiyumlar.. çinkolar… folik asitler.. Yani sanki bu ilaçları kullanmazsa bebekler geri zekalı doğacak.. Milyonlarca yıllık insan üremesi ve evriminin bu ilaçlara ihtiyaç duymadan nasıl sürdüğünü merak ediyor insan. O ilaçları hekimler de hangi bilimsel kanıtlara dayanarak hastalarına veriyorlar çok merak ediyorum doğrusu. Ya da verenlerden ne kadarı gerçekten verdikleri ilaçların yararı olduğuna inanıyor? Çoğumuz hastanın gönlünü hoş etmek için yazıyoruz ilaçları reçetelerimize. Bir de ilaç mümesillerine (reprezant) ayıp olmasın diye.

    Hekimler yazdıkları ilaçlar hakkında bilgisiz
    Hangi hekim kullandığı, ya da hastasına yazdığı ilacın farmakolojisini bilimsel makaleden ya da yeni yazılmış tıbbi kitaplardan öğreniyor? İlaç firmalarının cicili bicili kartonlarının ve hediyelerinin mahkumuyuz. Çoğu zaman o kartonları bile okumuyoruz. Yeni çıkan bir ilacı incelemeden, bu da neyin nesiymiş demeden reçete etmeye başlıyoruz. Hekim ne kadar yeni piyasaya çıkmış ilacı yazıyorsa o kadar yeniliği izleyen bir hekim oluyor sanki. Ama çoğumuz, ben de dahil, bırakın bilimsel yazı okumayı verdiğimiz ilacın prospektüsünde ne yazdığından haberimiz yok. Ben uzun süre hastalarıma yazdığım bir ilacın prospektüsünde yazan bir yan etkiyi, çoğu zaman hastalarımdan öğreniyorum.
    Hamile hastalar ya da eşleri telefonla soruyorlar. Başım ağrıyor ne alabilirim. Ben de “beş kere derin nefes al, her nefesini beş saniye tut sonra yavaş yavaş ver.. Beşinci nefesi verdiğinde başının ağrısı geçecek” diyorum.
    -“Ama olur mu doktor bey?. Benim başımın ağrısı ilaç almadan geçmez.”
    -“Siz ilaç aldığınız için değil, başınızın ağrısı ilaç aldığında geçeceğine İNANDIĞINIZ için başınızın ağrısı geçiyor” diyorum.

    İlaçların çoğunun etkisi psikolojik
    O çok güvendiğimizin ilaçların etkisi nasıl ölçülüyor?. Klinik araştırmalarla. Klinik araştırmalar nasıl yapılıyor? Şikayeti olan gönüllü hastalar denek olarak kullanılıyor. Nasıl kullanılıyor? En güvenilir araştırma yöntemi olan double blind yani çift kör yöntemi ile araştırma yapılarak. Nedir çift kör yöntemi? Hem hasta hem de ilacın sonucunu gözlemleyen araştırıcı hastanın hangi ilacı kullandığını bilmez.. Hastalar rastgele iki guruba ayrılır. Hastaların bir kısmına gerçek ilaç, diğer kısmına PLACEBO denilen boş ilaç, yani içinde etki maddesi olamayan benzer bir hap verilir. Sonuçlar ilaç lehine istatistiki olarak anlamlı çıkarsa ilaç etkilidir denir. Yani birinci gurupta 100 hastadan 50 si, ikinci gurupta 30 u iyileşmisse ve bu fark istatistiki olarak anlamlıysa ilaç etkili kabul edilir. Şimdi buradaki anahtar soru.
    Bir; neden ilaç her hastayı iyileştirmiyor.
    İki; nasıl oluyor da içinde hiçbir şey olmayan boş bir ilaç 30 hastayı iyi ediyor?.
    Üç; araştırıcı gerçekten kör mü?
    Asla kör değil. Çünkü etken ilacın ne gibi yan etkileri olduğunu gayet iyi biliyor ve hastaların bildirdiği sonuçlardan kesine yakın bir şekilde hangi hastanın ilaç, hangi hastanın boş ilaç aldığını bilir. Peki denekler kör mü?. Çoğu değil. Çoğu daha önce benzer ilaçları kullanmış hastalar oluyor. Araştırmanın gereği deneklerin boş ya da dolu ilaç alacağını önceden biliyor, sadece hangisini aldığını bilmiyor. Daha önceden benzer ilaçları kullanmış olanlar o ilacın nasıl yan etkiler yaptığını gayet iyi biliyor. Bu nedenle vücudunda hiçbir yan etki gözlemlemezse boş ilaç kullandığını düşünebiliyor.
    Bütün ilaç firmaları falanca hastalık için nasıl daha güçlü bir ilaç yaratabiliriz diye çaba gösteriyor. Bizim ilacımız falanca ilaca göre şu kadar daha etkili, üstelik yan etkileri de daha az diye reklam yapıyor. Hiçbir ilaç şirketi “nasıl oluyor da bu plasebolar bu kadar etkili oluyor, şu plaseboları daha etkili kılmak için ne yapabiliriz” diye araştırma yapmıyor. Ama bunları yapan dürüst bilim adamları var çok şükür ki. Bırakın ilacı cerrahi müdahalelerde bile placebo etkisi var. 2002 New England Journal of Medicin’de ( Moseley et al 2002 ). Çok ağır diz eklemi rahatsızlığı olan hastalarının bir kısmına sahte cerrahi uygulanmasına rağmen bu hastalar gerçek cerrahi olmuş hastalarla aynı oranda iyileşiyor. Yani diz osteoartriti için yapılan cerrahi müdahalelerin sadece placebo etkisi var. Özellikle depresyonun tedavisinde placebolar star. Hafif ve orta şiddetli depresyon için ilk seçilecek ilacın placebo olması gerektiğini iddia eden psikiyatristler var. Ağır depresyon geçirmiş hastaların bile yarısı güçlü antidepressan kullanarak iyileşirken, placebo kullananlarda iyileşme oranı yüzde 32. Ancak burada kritik soru şu. Gerçek ilacı alanlar gerçekten ilacın etkisi nedeniyle mi iyileşiyorlar yoksa ilacın yan etkilerini gözlemlediklerinden gerçek ilacı aldıklarını düşünüyorlar ve gerçek ilacı aldıklarına İNANDIKLARI için mi iyileşiyorlar.? Antidepressanlar için yapılan tarafsız klinik denemelerde antidepressanlar placeboları yenemiyorlar. Ama antidepressanların etkileri yıllar geçtikçe daha güçleniyor. Çünkü bu ilaçların etkili olduğuna insanlar medyanın da etkisiyle her geçen yıl daha fazla inanıyorlar.
    Günümüzde hangi ciddi hastalık kesin olarak ilaçlarla tedavi ediliyor? Yüksek tansiyon mu? Depresyon mu? Kalp yetmezliği mi? Şeker hastalığı mı? Romatizma mı? Menopoz mu? Kanser mi? Eğer bu hastalıklardan her hangi biri için kesin olarak tedavi edici yani hastalığı tamamen yok edici bir ilaç bulunsa.. örneğin bir ilacı kullanacaksınız bir daha romatizma ağrısı çekmeyeceksiniz. Acaba ilaç firmaları bu ilacı piyasaya sürer mi? Bilmiyorum, emin değilim açıkçası. Ama bazan hiç geçmez denilen hastalıkların kendiliğinden geçtiğini gazetelerde ya da TV de duyuyoruz. Bunlara sadece mucize gözüyle bakılıyor. İstisnalar kaideyi bozmaz inanışıyla.
    Dünyanın en zor spor yarışması olarak kabul edilen Fransa bisiklet turunu tam altı kez kazanan Lance Armstrong’un bu yarışları kazanmadan önce sadece yüzde beş yaşam şansı verilen ve tüm vücuduna, beynine kadar yayılmış testis kanseri hastası olduğunu biliyor musunuz?. Vücudu son derece yıpratan kemoterapilerden sonra kazandı bu yarışları. Tabi şimdi işte ilaçlar iyi etmiş diyeceksiniz belki. Ama kanser ilaçları asla vücutta tüm kanser hücrelerini öldüremez. Sadece belli oranda yok edebilirler. Kalan kanser hücrelerini yine bedenin bağışıklık sistemi yok eder. İşte bazı insanların bağışıklık sistemi nasıl oluyor da bu kadar güçlü olabiliyor?. İnanç olabilir mi?. Armstrong’un yaşam öyküsünü gözlerim yaş dolarak okudum ben. Böyle bir kitabın Türkçe yayınlanmamış olması büyük eksiklik. Ve asla Fransa turunu kazanmayı hayal etmediği bir günü yok en ağır tedavi günlerinde bile.
    Ama tıp “neden yaşadılar”ı araştırmıyor hiçbir zaman. Araştırılan “neden öldüler, nasıl yaşam süresini bir süre daha uzatabiliriz “yönünde. Yukarıda saydığım hastalıkların çoğunda amaç yaşamı uzatmak. Hastalığı yok etmek yönünde ciddi bir gelişme hala yok. Ama hipnoterapi ile diabet hastalığının tamamen yok olduğunu okudunuz mu hiçbir yerde? Okuyamazsınız. Çünkü bu masal. Ama bu masala inanıp gerçekten şeker hastalığından kurtulan insanlar var.
    Biraz daha fazla tabiatın bu mükemmel makinesine güvenmeye çalışsak. Biraz daha inanç, daha az ilaç.
    ( Bu yazının hazırlanmasında The Biology of Belief adlı kitaptan yararlanılmıştır. Bruce H. Lipton, Biology of The Belief; Unleashing the Power of Conciousness, Matter and Miracles. Published by Elite Books 2005)


    NOT : http://www.medikal-hipnoz.com dan alıntıdır.
     
  2. Ediz Tevfik Özgan

    Ediz Tevfik Özgan Bisikletkolik

    Kayıt:
    26 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.143
    Beğeniler:
    1.069
    Şehir:
    BURSA
    Seviye:
    Tamam ilaç suistimali diz boyu kabul,Ama tüm reddediş?. Eğer dahili branş hekimi iseniz bırakın ozaman. Bunu kastedmediğinizi düşünüyorum ama yazıdan bazı okurlar bunuda çıkarabilirler. Kanser tedavisinde pekçok şey etkili kabul ama eskiden hayal olan sonuçları görmemek,bunların ilaçtaki gelişimle olan korelasyonunu reddetmek pek çok insanın hakkını yemek olur. İlaç bence silahtır,eğer sorun siyasetle(ikna,fiziksel tedbirler,diyet,spor vb)çözülebilicekse silah kullanmak gereksizdir. Ama silahın gücü ne yazıkki bazen gerçekten gerekebilmekte.
     
    Mesut Girgiç ve cazz bunu beğendi.
  3. MertDokur

    MertDokur Kıdemli Üye

    Kayıt:
    22 Kasım 2007
    Mesajlar:
    273
    Beğeniler:
    212
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    bu kadar çok ilaç kullanılmasının sebebi bence ilaç şirketleri. bu şirketler bazen yüzde binlere varan karlarla ilaç satıyorlar ve üçüncü dünya ülkelerini denek olarak kullanıyorlar. dünyanın en vahşi sektörü bu, silah sanayiinden bile daha çok zarar veriyorlar insanlara bazen. karlarının düşmesini kesinlikle istemediklerinden bazen yeni ve kesin etkili maliyeti düşük tedavilerin kullanılmasını engelliyorlar.

    hikaye şöyle:
    bir doktor gözlemleri sonucunda bazı ülser/gastrit hastalarının bazı antibiyotiklerle tedavi olduğunu ve sorunun tekrarlanmadığını farkediyor. bunun üzerine yaptığı araştırmada gerçektende çok basit bir şekilde bu hastalıkların yüzde 80 gibi bir oranının hemen tedavi edilebileceğini ve antiasit ilçaların bir daha kullanılmasının gerekmediğini ortaya koyuyor. kurul tarafından onaylanmıyor (antiasit ilaç sektörünün en çok kar ettiği alandır) ancak hangi mikrobun buna sebep olduğunu saptayıp bu mikrobu kurulun önünde kendisi alıp hasta olup sonra kendini bulduğu yöntemle tedavi ettiği zaman bu onaylanmak zorunda kalıyor.

    bir örnek daha verelim:

    azidothymidine, aids tedavisinde kullanılan ilk ilaçtır ve bugünde başka ilaçlarla beraber bu hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. bu ilacın üretimi amerikan hükümeti tarafından monopol olma hali desteklenen bir firma tarafından üretiliyordu (2005'te patent süresi doldu) AZT ile yapılan bir tedavi hastaya 10000 dolar civarına mal oluyor. bu ilacı eğer yüzde 5 karla satsalardı hastaya maliyeti 2100 dolar olurdu (yaklaşık rakamlardır).

    bir başka durum ise, osteoporoz:

    aslında kemik yoğunluğunun kadınlarda yaşla azalmasının son derece normal olduğunu ve bunun bir hastalık olmadığını, bu ölçümlerde belli bir doğrafyadaki belli yaştaki bir kadınla karşılaştırılınca "hasta" çıktığınızı biliyo muydunuz?
    sanırım gereksiz teşhis oranı bu hastalıkta yüzde 90 lar civarında ama emin değilim. yarıdan çokdaha fazla olduğunu biliyorum ama...

    birde şunu merak ediyorum, grip olan insanın antibiyotik alması ne işe yarar? yani virüse karşı neden antibiyotik verilir? neden aids tedavisinde antibiyotik kullanılmıyor eğer gripteki gibi virüslere karşı etkiliyseler?
     
    cazz bunu beğendi.