Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Her Cuma Yeni Vizyona Giren Filmler Burada !

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında Barbaros tarafından paylaşıldı.

  1. Barbaros

    Barbaros Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Eylül 2004
    Mesajlar:
    612
    Beğeniler:
    199
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Merhaba sinemaseven dostlar. Bu hafta yeni 4 adet film var. Şöyle bir gözatalım:

    Birinci film dirty dancing - havana nights. Tam dans sevenler için.

    Konusu : Afro-Küba ve Latin müzik ritimleri ile desteklenmiş "Dirty Dancing: Havana Nights / Kirli Dans 2", Küba'da devrim öncesi döneme ait bir hikayeyi anlatıyor.

    Siyasi krizlerin yaşandığı 1958 Kübası'nda 18 yaşındaki Amerikalı Katey Miller'ın aşkı zamansız keşfedişini anlatan film, yapım yardımcısı ve koreograf Joann Jansen'in Küba'da yaşayan Amerikalı bir genç olarak gerçek hayatta yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak oluşturulmuş bir hikaye.

    Kasım 1958'de Amerikalı Katey Miller ailesi ile birlikte Küba, Havana'ya taşınır. Katey yeni evine alışmaya çalışırken bir gün hem garson, hem dansçı olan Javier ile tanışır... Katey ve Javier arkadaş olur. Birlikte bir dans yarışmasına katılmaya karar verirler. Gizlice Havana gece kulübünde buluşup, yarışmaya hazırlanmaktadırlar.

    Bu arada da Küba da siyasi krizler yaşanmaktadır. Castro'nun adamları Küba da yaşayan Amerikalı'ları ülke dışına çıkmaya zorlamaktadır. Katey ise ne yapacağını bilemez çünkü Javier ile arasında romantik bir ilişki başlamıştır. Katey büyük bir karar arifesindedir...



    İkinci film ise Matt Damon kardeşimizin oynadığı medus darbesi. Bol aksiyonun olduğu flimin konusu şöyle:
    Çin Başbakan Yardımcısına suikast düzenleyen kimliği belirsiz katiller, olay yerine efsanevi CIA tetikçisi Jason Bourne’a ait bir telefon kartı bırakarak kayıplara karışırlar. Olayı incelemeye alan müfettişler, öldüğü sanılan Bourne’un hala hayatta olabileceğinden kuşkulanırlar.

    Oysa Amerikan hükümeti ve CIA yetkilileri, Jason Bourne'un bu olayla ilgisi olmadığını bilmektedir. Çünkü aslında Bourne diye birisi yoktur ve hiç yaşamamıştır. Bu isim, artık emekli olmuş David Webb adlı bir gizli ajanın kullandığı kod adından başka bir şey değildir. Jason Bourne kimliğini çalan birisinin bunu suikast için kullandığı bellidir.

    Kendi ismiyle cinayetler işlendiğini öğrenen Jason Bourne, ilk anda bu olaya karışmak istemez. Sevdiği kadın Marie (Franka Potente) ile casuslar dünyasından uzak huzurlu bir yaşam sürmektedir. Hatırlayamadığı geçmişiyle ilgili kabuslardan yakasını kurtaramayan Bourne, çareyi şehirden şehire göç etmekte ve Marie’yi de yanında götürmekte bulmuştur.

    Son yaşadıkları evin yakınında bir casusun boy göstermesi üzerine Bourne ile Marie'nin yaşamı bir kez daha alt üst olur. Geçmişin kapıya dayanması karşısında tek seçenek kaçıp gitmektir. Ancak sevdiği kadının kaçırılması üzerine Jason Bourne, bir kez daha casuslar arasındaki kanlı savaşa katılmak zorunda kalacaktır.

    Dünya çapında gelişecek yepyeni bir kedi-fare oyununun startı verilmiştir ve bu noktada kaçması değil, örgüte geri dönmesi gerekir.

    Bu arada Bourne Supremacy / Medusa Darbesi, Robert Ludlum’un yazdığı casus kitapları serisinin ikinci kitabı olan "The Bourne Supremacy" nin beyaz perdeye aktarımı. Serinin ilk filmi "The Bourne Identity" dünya çapında büyük başarıya ulaşmıştı



    Üçüncü film ise 800 damla yaş olarak türkçeye çevrilmiş bir komedi - western Konusu ise :
    Yıl 2002 Almería, Tabernas çölü. Texas Hollywood, yıllardır film çekimleri durdurulmuş tozlu bir batı kasabasıdır. Eski bir set çalışanı olan Julia (Sancho Gracia), hayattan artık pek de bir beklentisi kalmamış biridir.

    O ve onun gibi marjinal arkadaşları bir türlü kurtulamadıkları bir nostalji içinde yaşamaktadırlar:

    -Korkak bir haydut olan Cheyene(Angel de Andrés)
    -İki misli korkak Manuel(Manuel Tallafé)
    -Şansız bir aylak olan Arrastrao (Enrique Martínez)
    -Her zaman üzgün ve mutsuz Ahorcado(Eduardo Gómez)
    -Lanet İtalyan Enterrador (Luciano Federico)
    -Kasabanın sahibi Don Mariano (Ramon Barea) ve yerliler gibi dolaşan yarım düzine çingene...

    Bu insanlar kasabaya gelen bir kaç turiste hala aksiyon sahnelerini canlandırarak hayatta kalmak için para kazanmaya çalışmaktadırlar.

    Bir gün aniden Julian'ın torunu olduğunu söyleyen küçük bir çocuk çıkagelir. Carlos(Luis Castro) bütün bu garip insanların hayatını bir anda değiştirir.

    Yaşanacak traji komik olaylar ise kasabanın kaderini değiştirecektir...



    Son film ise emir kustrikanın bir filmi : Bir mucizedir yaşamak adlı romantik komedi.
    Bosna 1992. Belgradlı Sırp mühendis Luka, opera sanatçısı olan karısı Jadranka ve oğulları Milos ile her yerden uzak bir köye yerleşir. Luka bölgeyi turist cennetine çevirecek tren yolunu inşa etmeye hazırlanıyordur. Kendini işine kaptırmış Luka savaşın ısrarlı gürültüsüne kulaklarını tıkamıştır.

    Çatışma patlak verdiğinde Luka’nın hayatı altüst olmuştur. Jadranka bir müzisyenin kollarında ortadan kaybolurken, oğlu Milos cepheye çağırılmıştır. Luka doğuştan iyimserliğiyle ailesinin dönmesini bekler ama Jadranka geri gelmez, Milos ise esir düşer.

    Sırp ordusu Lula'yı Müslüman bir esir olan Sabaha'nın bekçiliğine atar. Kısa zamanda Luka Sabaha'ya aşık olur ama kadın Sırp bir esirle takas edilecektir. Oğlu Milos’la.

    Başlangıç filmi "Dolly Bell’i Hatırlıyor Musunuz?"la 1981'de Venedik'te en iyi film dalında Altın Aslan kazanmasından bu yana Emir'in büyük film festivallerinde ödül kazanma konusunda kusursuz bir devamlılık inadı hayranlarını şaşırtmaya devam etmekte.

    Evet haydin izlemeye....
     
  2. Barbaros

    Barbaros Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Eylül 2004
    Mesajlar:
    612
    Beğeniler:
    199
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Tekrar Merhabalar,

    Bu haftada yine 4 adet yeni film vizyona girdi :

    Bunlardan birincisi ben Robot (I robot) filmi. Burada en onemli koz will smith amcamız. Ben kendisini severim filimlerde kendine öz bir cool tiplemesi vardır. Burda da yıne klasını konusturuyor.Aşağıda resmi bulunmakta. Ben bu filmi daha Türkiye ye gelmeden teeeeeeee 2 ay önce izledim. Divx olayı sayesinde ve internet. Bkz.Divx Bölümü :)

    Filim konusu şu :
    Yıllardan 2035... Hikaye, Amerika Birleşik Devletleri'nde robotların sayısı 3 misline çıkmak üzereyken, teknolojik ve sosyal bir uçurumda geçiyor.

    Robot ve teknolojinin vazgeçilmez unsurlar olduğu bir dönemde, bu güvenin kırıldığını ve sistemin yanlış bir yere gittiğini yalnızca bir kişi fark eder ve tüm sisteme tek başına karşı koyar...

    Görüntüler iyi sayılır. Robot hikayesi aslında yıllardan beri var ama burada biraz daha değişik işlenmiş. İzlenirmi İzlenmeye değer derim. Ben evde izlememe rağmen sinemada bir daha izlemeye giderim. Zaten genelde sevdiğim filimleri sinemada usenmiyorum para verip 2-3 kez izliyorum değişik arkadaşlarımla. (Gerçi ben yalnızım bu konuda sanırım cunku ne kadar cok fılım ızlıyorsunuz anketınde herkes evde ızlıyor cıkıyor sınemaya sık gıden yok hatta dusundumde sınema forum kısmını kapatsakmı? :) saka saka )

    Neyse konuya döneyim bu filim iyi yani gidin.

    İkincisine gelince : Kutup Çizgisi Aşıkları
    Dram romantik bir film bunu izlemedim konusu ise şöyleymiş :
    "Kutup Çizgisi Aşıkları", yolları henüz çocukken kesişen Ana ve Otto'nun, Madrid’de başlayıp Finlandiya'da son bulan öykülerini anlatıyor.

    Ana'nın babası bir trafik kazasında öldüğünde, Otto'nun annesiyle babası da ayrılmak üzeredir. Tesadüfler arka arkaya öyle bir dizilir ki, iki çocuğun buluşmaları, Ana'nın annesi Olga ile Otto'nun babası Álvaro'yu da biraraya getirir. Anne babaları evlendikten sonra Ana ile Otto'nun inişli çıkışlı ilişkileri başlar. Yanyana büyürken, birbirlerine karşı duydukları aşkı da gizlice büyütürler içlerinde. Kaçamak öpücükler, göz kırpışlar, avuç içinde saklanan mektuplar, fısıldanan cümleler ve gizli buluşmalar eşliğinde iki yetişkin olurlar.

    Büyüdükçe hayatın acı gerçekleri, onları içinde yaşadıkları hayal dünyasından çekip alacaktır. Annesinin ölümünden kendini sorumlu tutar Otto. Ana'ya aşkı uğruna çok sevdiği annesini ihmal etmiştir çünkü. Bu olayın şokunu atlatamaz. Hayata küser. Ana'dan ve ona duyduğu aşktan kaçar. Yıllardır hayalini kurduğu pilotluğa başlar. Ana da evden ayrılmış, kendi yolunu çizerek öğretmenlik yapmaya başlamıştır.

    Birbirlerinden habersiz, başkalarıyla olsalar da hep bir eksiklik hissiyle yaşarlar. Ancak gizli bir güç onları yeniden birbirlerine doğru çekmektedir. İki küçük çocuğun arasında Madrid’de başlayan bu tutkulu aşk hikayesi, üzerinden kutup çizgisinin geçtiği ve güneşin hiç batmadığı küçük bir Finlandiya kasabasında son bulacaktır. Çünkü kaderden kaçmak imkansızdır. Her hikaye başladığı yerde son bulur. Ve bütün çemberler bir noktada birleşip kapanmak zorundadır...

    Beni kasar böyle flimler ama sevenleriniz olabilir.

    Üçüncü sinema filmimiz ise Uzak Ülke
    İşte buna kesin gidilir hem western hemde kevin costner oynuyor. Ben western filmlerini çok severim.

    Konu :
    Charley Waite (Costner), Boss Spearman (Oscar ödüllü Robert Duvall), Button (Diego Luna) ve Mose Harrison (Abraham Benrubi) geçmişlerinden kaçmaya çalışırlar ve sürülerini, kanunları doğanın koyduğu ve bir erkeğin sadece orada kendini özgür hissedebildiği açık araziye sürerler. Vahşi batının kanunlarıyla birbirine bağlı ve sadakat içindeki bu kovboylar, yaşamaya, gerçek değerleri ayakta tutmaya ve mümkün olduğunca şiddetten kaçmaya çalışırlar.

    Fakat zorbalığın ve korkunun hüküm sürdüğü bir sınır kasabası hayatlarını değiştirir, yeniden hareketli günlere dönmek zorunda kalırlar. Tüm bu kargaşanın içinde, daima yalnız olan Charley’nin hayatında, tüm kalbini ve ruhunu etkileyen, cesur bir kadın olan Sue Barlow’la (Annette Bening) tanışınca hiç beklenmedik bir dönüş olur. Bu cesur adamlar kasabadaki zorbalara karşı bir savaşa girişince, kendi içlerindeki şeytana karşı da direnmek zorunda kalırlar

    Haftanın son filmi ise bir Animasyon-Müzikal-Western-Komedi buda western komik bişiye benziyor.
    Vahşi Batı'da süt inekleri çiftliği olan "Cennet Toprakları", domuz, piliç ve ördeklerin de içinde bulunduğu huzur dolu bir çiftliktir. Bu renkli çiftliğin sahibi iyi yürekli Bayan Pearl'dür. Hayvanlar arasındaki gayriresmi liderliğiyse İngiliz ineği Bayan Caloway sürdürmektedir. Daha genç ve öğrenmeye hevesli bir inek olan Grace ve sahibi çiftliğini kapattığı için yeni bir ev bulma umuduyla buraya gelen Maggie adlı inek de çiftliğin diğer sakinleridir. Gelin görün ki, her şey böyle güzel gitmez.

    Kasaba şerifi Brown, 750 dolarlık bir ödeme yapılmadığı takdirde çiftliğin açık artırmada satılacağını söylemiştir. "Cennet Toprakları"nı kaybetmek istemeyen inekler bir çözüm yolu bulurlar. Sığır hırsızı Alameda Slim'i yakalarlarsa büyük ödülü kazanacak ve çiftliği kurtaracaklardır. Bunun üzerine Alameda Slim'in peşine düşmeye karar verirler.

    Zaman giderek daralmaktadır. Bakalım "Kahraman İnekler"imiz Alameda Slim'i yakalayıp "Cennet Topraklar"ını yeniden kazanabilecekler mi?

    Bence bunu evde divxte izlemek daha keyifli olur ama siz bilirsiniz.

    Evet bu haftada bu kadar, haftaya görüşmek üzere diyorum ve Band of Brothers 3.Bölüm - Carentan'ı izlemeye gidiyorum....

    İyi seyirler....
     
  3. Barbaros

    Barbaros Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Eylül 2004
    Mesajlar:
    612
    Beğeniler:
    199
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Eveeet Ramazan Geldi Hoşgeldi diyerekten, başlıyoruz bu haftakı filmlere göz gezdirmeye :)

    Bu hafta 5 adet filmimiz var yeni :
    [​IMG]
    İhtiyar Delikanlı (Old Boy) 2004 Cannes Film Festivali Jüri Büyük Ödülü'nü almış, 15 yıl boyunca bir hücrede tutulan bir adamın ruhunun derinliklerindeki intikam duygularıyla kendini sorgulayışının filmi.

    Karısı ve bebeğiyle mutlu bir hayat süren işadamı Oh Dae-su bir gün evinin önünden kaçırılır. Uyandığında kendini özel yapılmış bir hücrede bulur. Karısının öldürüldüğünü öğrenen Dae-su, 15 yıllık tutsaklığın ardından serbest bırakılır. Oh Dae-su yemin etmiştir. Mutlu hayatını yok eden adamdan intikam alacaktır.

    Bir Japon lokantasında tanıştığı Mido, intikamını alması için ona yardım sözü verir. Daha sonra ortaya çıkan Evergreen lakaplı bir adam ona 5 gün içinde neden hapsedildiğinin nedenini bulmasını aksi takdirde Mido'yu öldüreceğini söyler. Oh Dae-su, hapsedilmesinin ardındaki gerçeği bulur. Bununla beraber başka bir gerçeği de...

    İkincisi İse Yolun Sonu :
    Bu amcam akrep kralda oynayan aynı şahıs zannedersem oysa eğer karizması boldur. :)
    Konu :
    Chris Vaughn (The Rock), Amerikan ordusunun özel güçlerinden emekli olur ve doğduğu yere, evine döner.. Eski arkadaşları ile ilişkilerini yenilemek ve kendisi için yepyeni bir hayat kurmak istemektedir. Ama o uzaklardayken çocukluğunun geçtiği kasaba çok değişmiş adeta suç merkezine dönüşmüştür.

    Jay Hamilton (Neal McDonough) bölgenin en zengin ailelerinden birinin oğlu, Chris'in okul arkadaşı ve her zaman rakibidir. Jay Hamilton Chris'in uzakta olduğu zaman içinde bölgenin en büyük işvereni olmuştur. Bir zamanlar kasabanın tek çalışma alanı olan kereste üretim tesislerini kapatmış ve kasabanın kaynaklarını suç için kullanmaya başlamıştır. Chris'in büyüdüğü bu kasaba şimdi suç, uyuşturucu ve şiddetle boğuşmaktadır.

    Chris, eski arkadaşı Ray Templeton'a (Johnny Knoxville) yardım etmek ister. Chris, kasabanın şerifi seçilir ve kasabasındaki kanunsuz işlere son vermeye yemin eder. Ancak Chris'in bu davranışı ailesini ve kendi hayatını tehlike atmasına neden olur. Ama Chris vazgeçmez, kasabasının eski günlerdeki gibi bir yer olması için çalışmaya devam eder.

    Chris Vaughn artık sadece konuşmakla kalmayacak... harekete de geçecektir... Hem de çocukluğundan beri en iyi kullandığı dövüş aletiyle... (Acep nekine? ) hehe

    Üçüncüsü ise :
    Kötü Eğitim

    60'ların başında Ignesio ve Enrique adlı iki çocuk tutucu bir okulda birbirlerine yakınlık duymaktadırlar. Okulun müdürü ve aynı zamada edebiyat öğretmeni olan Peder Manola'da bu çocuklardan Ignesio'ya aşıktır. Ve onu kıskandığı için Enrique'yi okuldan attırır.

    Aradan yıllar geçmiştir. Yıl 1980'i gösterdiğinde Enrique 27 yaşında üç film çekmiş başarılı bir yönetmendir ve yeni filmi için konu aramaktadır. Bu sırada Ignesio olduğunu söyleyen bir adam, elinde bir hikayeyle çıkagelir. Hikaye, ikisinin okul yılları ile ilgilidir.

    Ne var ki Ignesio aslında iki yıl önce ölmüş ve bu hikayeyi ölmeden önce yazmıştır. Hikayeyi getiren adamsa bir sahtekardır. Enrique, filmi çeker ve Ignesio'nun nasıl öldüğünü öğrenmek için bu adama da Ignesio'nun sevgilisi rolünü verir. Filmin çekimleri biter ama Enrique bu adamdan hiçbir şey öğrenememiştir.

    Filmin çekimleri bitmiş ve toplanma zamanı gelmiştir. Kendini Mr. Berenguer olarak tanıtan bir ziyaretçi gelmiştir. Ama bu kişi Peder Manola'dan başkası değildir. Ve anlatacakları vardır...

    Inınının Dördüncüsü ve benim en çok beklediğim ise Tom Cruiseeeeeeeee emicenin filmi Collateral....

    Collateral" tek bir gecede geçer. O tek gecede iki insanın hayatı bir daha geri dönülemez şekilde değişir.

    Tekdüze bir hayatı 12 yıldır taksi şoförlüğü yaparak sürdüren Max (Jamie Foxx)'in hayatı, sadece yanlış zamanda ve yanlış yerde bulunduğu için bir gece değişecektir.

    Bu değişimin nedeni ise Vincent (Tom Cruise) adındaki kiralık katildir. Bölgedeki uyuşturucu trafiğini yöneten kartelin adamları, federal büyük jüri tarafından sorguya alınmak üzere olduklarını öğrenmişlerdir. Bu yüzden kendilerini cezaevine attıracak tanıkların belirlenip öldürülmesi için büyük bir operasyon başlatırlar.

    Tanıkları öldürme operasyonunu başlatan kiralık katil Vincent, ilk iş olarak Max’i taksisiyle beraber rehin alır. Bu andan sonra 10 saat sürecek bir ölüm kalım maratonunun startı verilir. Oyunun son perdesi bu gece oynanacak, kiralık katil Vincent'ın Los Angeles'a gelmesiyle birlikte beş tanık teker teker öldürülecektir.

    Bu ölüm kalım maratonunda Max ile Vincent'in kaderleri birbirlerine bağlanacaktır.

    Son film ise :
    Mimar Babam: Bir Oğulun Yolculuğu

    Belgesel pek sevmem ben ama belki siz seversiniz. Buyrun konusu efem;
    Belgesel, 20. yüzyılın en önemli mimarlarından bir sayılan Louis I. Kahn'ın oğlu Nathaniel Kahn'ın, babasını tanımak ve anlamak için sürdürdüğü beş yıllık serüvenin hikayesidir.

    My Architect, aşk ve sanata adanmış, ihanet ve bağışlanmaya dair bir masaldır. Bu masalda, efsanevi bir sanatçının gayrımeşru oğlu, uzun zaman önce ölen babasını anlamak için dünya çapında sürecek olan beş yıllık bir keşfe çıkar.

    1974 yılında ölen Louis I. Kahn, pek çok mimarlık tarihçisi tarafından 20. yüzyılın ikinci yarısının en önemli mimarı olarak görülür. Yoksulluk ve yıkıcı bir çocukluk kazasının üstesinden gelebilmiş Yahudi bir Estonya göçmen olan Kahn, tuğla, beton ve ışığın geometrik kompozisyonları olarak görülen ve bir eleştirmenin dediği gibi "insanın hayatını değiştiren" pek çok güçlü ve etkileyici yapı tasarladı.
     
  4. Barbaros

    Barbaros Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Eylül 2004
    Mesajlar:
    612
    Beğeniler:
    199
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Bu haftada 4 Yeni film gelmiş sinemalara efem.

    [​IMG]

    İlki Yakartop :Hayatı bir topla yakalamaya ait bir film. Hikayenin kahramanı Peter LaFleur (Vince Vaughn), artık güncelliğini yitirmiş bir spor klübünün karizmatik sahibidir. Jimnastik kübünün üyeleri ise klübün adına bile yakışmayacak averaj altında garip insanlardır. Daha çok hepsi başka limandan toplanmış garip korsanlar gibidirler. Peter’ın bu gösterişsiz jimnastik klübü White Goodman (Ben Stiller) denen güçlü, zengin ve megolaman bir diğer klüp sahibinin gözüne batar. White Peter'ın bu küçük ve garip klübüne ele geçirmeye karar verir. Peter'ın tutulmamış muhasebe defterleri White'ın işini tabii ki kolaylaştırır. Peter’ın çocuksu çekiciliği bankada çalışan ve Peter'ın hesaplarını ve kredilerini kontrol eden Kate'i kendi yanlarına çeker. Kate'de artık bu küçük klübü kurtarmaya çalışan oyuncularından biri olmuştur. “Yapımcı ve oyuncu Ben Stiller, “ DODGEBALL: A TRUE UNDERDOG STORY” için Bu tam bir yakar top filmi. Hani herkesin önünde suratınızın tam ortasına topu yediğiniz türden.” DODGEBALL'un senaryosunu yazarken Thurber klasik komedinin anotomik unsurları konusunda kesin noktalar belirlemiş : yüz ve kasık. Thurber’a göre “Bu iki bölge insan hayatı için çok önemli olduğu kadar eğer bir gösteride ya da filmde insanlara bu bölgelerden vurursanız seyirciyi mutlaka güldürürsünüz.”

    İkincisi Nathalie :

    [​IMG]

    Fransa'nın özgür fikirli yönetmenlerinden biri olan Anna Fontaine Fransa'nın en gözde oyuncuları olan Fanny Ardant, Emmanuelle Beart, Gerard Depardieu’yü bir araya getirdiği beklenen filmi ile karşınızda. Yönetmen Fontaine kıskançlığın popüler görüşlerini, fantazilerini ve arzularını aslında hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı bir hikayede anlatıyor. Fontaine; bir kadının kendi seks hayatını bir başka kadının bedeninde yaşaması fikrinin kendisine oldukça ilginç geldiğine dikkat çekiyor ve ekliyor “Düşünsenize tüm yaşananlar bir başkasının filtresinden geçiyor. Aşk üçgeni kavramı da benim için çok çekici: Bir kadın kocasını baştan çıkarması için bir hayat kadını ile anlaşıyor.” .... Kocası iyi bir jinekolog olan ve onun sadakatinden şüphelenen Catherine, onu baştan çıkarması için genç bir kadın olan Marlene'i kiralar. Marlene'den kocası ile yaşadığı aşkın dakika dakika kendisine anlatmasını, kocasının nelerden bahsettiğini, yatakta nasıl davrandığını bilmek ister. Marlene Catherine'nin ısrarlarına dayanamayarak hiç bir şey gizlemez ve her şeyi anlatır. İki kadın arasında ilginç ve değişken bir birliktelik oluşur. Bu arada Bernard karısındaki değişikliklere bir anlam verememektedir...

    Üçüncüsü Sisler Evi
    [​IMG]
    Film, iki insanın bir ev üzerindeki hak iddiasından yola çıkıyor. Göçmenlik olgusunu işleyen filmde, Massoud Amir Behrani bir zamanlar İran'da güçlü ve etkili bir adam olan ve devletin Amerika'da yapmasını istediği adice işeri reddeden biridir. Ve bu adam İran'dan kaçtığından beri kovaladığı Amerikan Rüyasının gerçekleşeceği yer olarak bu evi görür. Diğer taraftan bu ev Kathy Nicolo için de yok olmaya başlayan hayatının yeniden kurulabileceği son yerdir. Uyuşturucu bağımlısı Kathy iyileşiyordur ve dönebilecek hiçbir yeri yoktur.

    Son Film İse;
    [​IMG]
    Şili, 1973. Gonzola Infante ve Pedro Machuca, Santiago’da yaşayan 11 yaşlarında iki çocuktur. Zengin bir ailenin küçük oğlu olan utangaç Gonzalo Infante, güzel bir semtte yaşarken, fakir bir ailenin oğlu olan Machuca ise birkaç blok ötedeki gecekonduda yaşamla mücadele etmektedir. Birbirinden farklı bu iki dünya arasında görünmeyen bir duvar vardır ve bazı kişiler bu ayrımı kaldırmak için tutkuyla çabalamaktadır.

    Bu umut dolu hayalperestlerden biri de özel bir katolik okulun müdürü olan idealist Peder McEnroe’dur. Okulda okuyan bazı öğrenci ailelerinin desteği ile gecekondu semtinde yaşayan yoksul çocukları okula kabul etmektedir. Amacı herkese, ülkedeki politik ve sosyal ortamın giderek kötüleştiği bir ortamda, saygıyı ve toleransı öğretmektir. Bazı aileler bu kararı onaylarken bazıları bunu bir skandal olarak görmektedirler.

    Sonuçta, Pedro Machuca ve Gonzola Infante aynı sınıfta okumaya başlarlar ve aralarında keşiflerle ve süprizlerle dolu bir dostluk oluşur. Birlikte ilk aşkı, başkaldırma içgüdülerini ve adalet hayallerini yaşarken, Salvador Allende hükümetinin sonuna imzasını atan kanlı bir darbenin güçsüz tanıkları olurlar.
     
  5. Barbaros

    Barbaros Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Eylül 2004
    Mesajlar:
    612
    Beğeniler:
    199
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Bu Hafta Yine 4 Film Vizyona girdi

    İlki :Alien Predatora Karşı
    [​IMG]
    Sinema dünyasının en korkunç varlıklarının yer aldığı iki filmin kahramanları ALIEN VS. PREDATOR’da karşı karşıya. Antartik denizindeki buzulların dibinde yatan bir piramid keşfedilir. Bu büyük keşif bilim adamlarını ve kaşifleri çok heyecanlandırmış ve bu donuk kıtaya doğru yola çıkarmıştır. Ortaya çıkardıkları en büyük keşif ise iki uzaylı ırkın bitip tükenmek bilmeyen savaşının tam ortasında olduklarıdır.Kim kazanırsa kazansın insan ırkı kaybeden olacaktır. Bu inanılmaz ve korku dolu macera çok zengin bir sanayici olan Charles Bishop Weyland’in uluslararası anlamda tanınmış arkeologları, bilim adamlarını, güvenlik uzmanlarını çevreci kaşif Alexa “Lex” Woods önderliğinde bu gizemli yeri keşif için yola çıkarması ile başlar. Buzun altında 2000 feet derinlikte onları önce heyecanlandırmış fakat daha sonra en büyük korkularıyla yüzleştirmiştir. Aztek, Mısır ve Kamboçya kültürlerinin izlerini taşıyan bu muazzam piramit yeni ziyaretçileri tarafından keşfedilmeye başlanmıştır. Piramidin içi matrislerle örülmüş odalardan oluşmaktadır ve yüksek teknoloji eseridir ve her halinden uzaydan gelen varlıklar tarafından binlerce yıllık izlerle donanmıştır. Odaların duvarları beklenmedik bir zamanda yer ve şekil değiştirmekte grubun üyelerini birbirlerinden ayırarak pusuya düşürmektedir. Odadan odaya dolaşan dolaşan kaşifler ve bilim adamları sonunda korkunç gerçekle yüzyüze gelirler. Kraliçe olan doğurgan Yaratık burada Predatorler tarafından alıkonulmuş ve her 100 yılda bir doğurması beklenerek yeni gelen genç Predatörlere kendilerini denemeleri için bir savaş ortamı yaratılmıştır. Ve kaşif ekip Yaratıklar ve Predatörler işte bu yüzyıl savaşlarının tam ortasında kalmıştır. 1979 yılında Twentieth Century Fox yönetmen Ridley Scott’ın “Alien”ı seyirci ve eleştirmenler tarafından ayakta alkışlanan ilk bilim kurgu filmi olmuştu. Filmin başarısı stüdyo tarafından franchise olarak kullanılmış maceranın devamı olarak üç film daha yapılmıştı.: James Cameron’ın “Aliens,” David Fincher’ın “Alien3” ve Jean-Pierre Jeunet’nin “Alien Resurrection” filmleri de filmin başarısını devam ettirmişti. 1987’de Fox başka dünyalardan gelen bir başka yaratığı “Predator”ı sinema dünyasına tanıştırdı. Yönetmen John McTiernan ve yapımcı John Davis görünmeyen bir uzaylının ormanda yarattığı kıyımı anlatan nefes kesici filmiydi. (Filmin oyuncuları içinde daha sonra Birleşik Devletler valisi olacak olan Arnold Schwarzenegger ve Jesse Ventura’da vardı.) PREDATOR 2, bu uzaylı varlığın Los Angeles’ta tekarar ortaya çıkmasını anlatan hikayesi ile sinema dünyasına ilk filmden üç yıl sonra geri döndü. Şimdi ilk Alien filminin vizyona çıkışından yaklaşık 25 sene sonra, ALIEN VS. PREDATOR, belki de bilim kurgu sinemasının en beklenen yüzlerini tekrar sinema perdesine taşıyor. ALIEN VS. PREDATOR’ı sinema perdesine taşımak yaklaşık 10 yıllık bir çabanın sonucu. Twentieth Century Fox, yönetmen ve senarist Paul W.S. Anderson ile biraraya gelene dek çok değişik hikaye kalıpları bulmuş. Fakat senarist Anderson hikayenin dünyada fakat günümüzde geçmesinin daha doğru olacağını düşünmüş. Hikayenin merkezi mutlaka ve mutlaka “Predator” ve “Alien” olmalıdır. “İnsanları bu kargaşanın tam ortasına koyarak filmin heyecanını arttıracağını düşündük” diyor yapımcı John Davis. “Yıllardır yaklaşık 40 yazardan farklı ve değişik hikaye tasarımları aldık. Paul ile görüşene ve kurduğu hikayenin içine girene dek hiç bu kadar iyisine rastlamadığımızı anladık.” “Yaklaşık dokuz yıl önce yalnızca kendimce bir eğlence olarak düşündüğüm Alien/Predator filmi fikrini geliştirmiştim,” diyor senarist Anderson. “Daha sonra ilk filmim olan “Shopping” ile Sundance Film Festivali’ne katıldım. Bağımsız bir Avrupa filmiydi ve benim için AVP gibi bir film yapmak çok uzak bir hayalden öteye gidemiyordu.” “Bundan sekiz yıl sonra Fox’un filmi yapmak istediğini duydum. Bu konu üzerine konuşmak için beni çağırdılar. Yıllar önce Sundance’de düşündüğüm fikrimi onlara da anlattım. Bu kez filmi ben yapacaktım.”

    2) [​IMG]

    Yanlış Hesap

    Umutsuzca özgüvensiz ve duygularını ifade etmekten aciz bir genç olan John ilişkilerine "ara" vermeyi teklif ederek kız arkadaşı Deirdre'nin duygularını sınamak ister. Onların ayrılmaları, şans ve tesadüfler sonucunda, etraflarındaki herkesin hayatlarında birbirlerine bağlantılı bir kaçamaklar dizisini tetikleyiverir. Lehiff kızağa çekilmek için son bir büyük iş çevirmek isteyen şiddet düşkünü bir üçkağıtçıdır; Deirdre'nin kız kardeşi Sally onu terk eden sevgilisi yüzünden bunalımdadır; Sam orta yaş krizinin acılarıyla boğuşan evli bir banka müdürüdür; John'un arkadaşı Oscar'ın tek derdi sekstir ama kendi yaşındaki kızlara yanaşamayacak kadar çekingendir. Dedektif Jerry Lynch, suçluların peşinde Dublin'in altını üstüne getirmektedir. Onların ve diğerlerinin hikâyeleri kesişip ayrılırlar, ama karakterler hayatlarını birleştiren kozmik bağlardan habersizdir...

    3) [​IMG]

    Testere
    İki adam yer altında bir banyoda uyanırlar ve kendilerini duvara zincirlenmiş bulurlar. İkisinin de tek bildiği şey, diğerini sekiz saat içinde öldürmediği takdirde her ikisinin de öleceğidir. Festival izleyicilerinin çığlıklar atmasına neden olan, yoğun, karmaşık, muammalarla dolu bir konuya ve sürpriz bir sona sahip “TESTERE / SAW” korku unsuruna organik, ve eşsiz insanîlikte bir bakış açısı getiriyor. “TESTERE / SAW”daki her kurbanın korkunç bir seçim yapması gerekiyor ve hayatta kalması da bu seçime bağlı. Bir adamın et kesen kablolardan kaçarak canlı canlı gömülmekten kurtulması gerekiyor; bir kadının çenesini koparacak olan düzenekten kurtulmak için bir adamı öldürmesi gerekiyor, vs... Sadece Jigsaw olarak bilinen bir katilin ustalıkla kurguladığı bu oyunlar korku dolu ortama şok edici bir dehşet hissi katarak “TESTERE / SAW”u geleneksel seri katil hikayelerinden daha ileriye taşıyor. Senarist Leigh Whannell ise şunları söylüyor: “Umudum o ki izleyici sinemadan çıkarken tüm filmi düşünüyor olsun, tıpkı “THE USUAL SUSPECTS / OLAĞAN ŞÜPHELİLER” ve “THE SIXTH SENSE / ALTINCI HİS”te olduğu gibi. “O filmlerde, geçmiş sahneleri kafanızda tekrar tekrar değerlendiriyor ve bazı şeyleri daha iyi anlıyorsunuz.”

    4) [​IMG]

    Kral Arthur
    Doğu Avrupa’da bugünkü Rusya topraklarında yaşayan savaşçı bir ırk vardır. Sarmatyalılar olarak bilinen bu savaşçı ırkın özelliği, Roma İmparatorluğu’nun en kaydadeğer ve güçlü düşmanı olmasıdır. Milattan Önce 175 yılına kadar Roma topraklarının yanıbaşında yaşayan Sarmatyalılar, bugünkü Viyana’nın yer aldığı alanda Marcus Aurelius’a karşı giriştikleri büyük bir meydan savaşını kaybettiler. Onları esir alan Marcus Aurelius, önlerine, ‘Ya Roma için savaşırsınız, ya da ölürsünüz’ şeklinde iki seçenek koydu.

    Bunun üzerine Roma ile ittifak yapmayı seçen Sarmatiyalılar, Roma ordusu ile birleşme yoluna gittiler. Bütünleşme sonrasında bunların bir bölümü savaşmaları için Mısır’a, bir bölümü de Britanya’ya gönderildi. Hepsi usta binici ve profesyonel asker olan Sarmatyalılar, uzun yıllar boyunca Roma’nın ileri karakollarında devriye görevi üstlendiler. Bu geleneği babadan oğula aktarmak suretiyle yeni Sarmatya kuşaklarının da Roma İmparatorluğu müttefiki olmasını sağladılar.

    Milattan Sonra 5. yüzyıla gelindiğinde Roma İmparatorluğu’nun yıldızı hızla sönmeye başladı. İmparatorluğun uzak toprakları artık barbarların tehdidi altındaydı. Roma’yı tehdit eden barbar ırkların başında gelen Saxonlar, Britanya’ya kuzeyden ve doğudan saldırmaya hazırlanıyorlardı. Saxon birlikleri iki ülke arasında sınır oluşturan Hadrian Duvarının kapısına dayandılar.

    Yarı Romalı yarı İngiliz komutan Lucius Artorius Castus (Arthur) komutasındaki bir Sarmatya şovalye birliği, barbar Saxonların istila tehditine karşı Britanya’yı korumakla görevlendirildi. Castus’un ekibinde Lancelot, Gawain, Galahad, Bors, Tristan ve Dagonet’in başını çektiği şovalyeler vardı. Bunların hepsi son derece sert ve acımasız insanlardı. Esrarengiz şaman ve gerilla lideri Merlin’in komutası altındaki Woad ülkesinin yerlileri, bu acımasız şovalyelerden korkar ve nefret ederdi.

    Roma İmparatoru Marcus Aurelius tarafından Britanya’ya gönderilen Arthur’un (Clive Owen), tek amacı bir an önce Britanya’dan ayrılmak ve Roma’nın barış ve huzurlu ortamına dönmekti. Ancak geri dönüş yolculuğuna çıkmadan önce son bir görev üstlenir. Yuvarlak Masa Şövalyeleri olarak bilinen yardımcıları Lancelot, Galahad, Bors, Tristan ve Gawain ile birlikte Britanya’da son bir kurtarma operasyonu yapmaları gerekmektedir. Bu arada Roma’nın geri çekilişi sonrası Britanya halkları sahipsiz kalacaktır. Boşluğu dolduracak bir lidere ihtiyaç vardır. Bu yeni lider, ülkesini işgalci Saxonlar’ın tehdidine karşı savunmakla yetinmeyip adayı yepyeni bir döneme taşıyacak çapta olmalıdır. Eski düşmanı Merlin ile cesur yürekli Guinevere’nin (Keira Knightley) desteğini alan Arthur, bu soylu görevi üstlenir.

    İyi Seyirler...
     
  6. Barbaros

    Barbaros Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Eylül 2004
    Mesajlar:
    612
    Beğeniler:
    199
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    05.11.2004 haftası filmlerimiz :

    [​IMG]

    Gizemli Parçalar

    Telly Paretta (Julianne Moore) 14 ay önce bir uçak kazasında ölen 8 yaşındaki oğlu Sam’in anılarıyla kendini yiyip bitirmektedir. Bir yandan duyduğu acıyla, öte yandan da kocası Jim’le (Anthony Edwards) arasında oluşan soğuklukla başa çıkmaya çalışan genç kadına, psikiyatrı Dr. Munce (Gary Sinise) tarafından, hayaller gördüğü, oğlunun hiçbir zaman var olmadığı, bu anıları kendisinin yarattığı söylenir. Büyük şaşkınlık yaşayan Telly, Sam’in var olduğuna dair fotoğraf, video kaset, boyama kitapları gibi kanıtlar bulmaya çalışır. Ama hepsi yok olmuştur. Telly delirmeye başladığına ikna olmuştur, ta ki bir başka uçak kazası kurbanının babası Ash Correll’la (Dominic West) tanışana kadar. Telly ve Ash beraberce çocuklarının var olduğunu kanıtlayıp, akıl sağlıklarını geri kazanmak amacıyla kanıt peşine düşerler

    [​IMG]

    Motorsiklet Günlüğü
    1952 yılında Arjantinli iki genç, Ernesto Guevara ve Alberto Granado, Latin Amerika'yı keşfetmek üzere bir gezi düzenlerler. Ernesto, 23 yaşında leproloji öğrenimi gören bir tıp öğrencisidir. Alberto, 29 yaşında bir biyokimyacıdır. Genç adamlar Latin Amerika'nın zengin sosyal çeşitliliğini keşfetmek üzere yola koyulurlar.

    İki arkadaş, oldukça romantik bir macera duygusuyla, eski bir 1939 Norton 500 model motosikletle, Buenos Aires'deki yetiştikleri çevrelerini terk ederler. Motorları sekiz aylık yolculuklarının başında bozulsa da otostopla yola devam ederler. Yolda karşılaştıkları insanlarda bildiklerinden farklı bir Latin Amerika görmeye başladıklarında, farklılaşan coğrafya onların düşüncelerindeki değişimi de yansıtmaya başlar. Machu Picchu tepelerindeki haşmetli kalıntılar ve İnka mirasının olağanüstü görkemi genç adamlar üzerinde derin bir etki yapar. Peru Amazonu'nun derinlerinde cüzam kolonisine vardıklarında, ikili pek çok insanın eşit pay alamadığı bir ekonomik sistemin anlamını sorgulamaya başlarlar. Kolonideki deneyimleri, tüm yaşamlarını etkileyecek politik ve etik değerleri belirleyecek yolculuk sonrası oluşacak yeni kişiliklerini belirler

    [​IMG]

    Köpekbalığı Hikayesi

    Oscar, büyük hayalleri olan, bunları gerçekleştirmek uğruna sıcak sularda yüzmekten çekinmeyen geveze mi geveze küçük bir balıktır. Lenny beyaz renkli büyük bir köpekbalığıdır. Kimsenin bilmediği bir sırrı vardır. O bir etyemezdir. Oscar´ın söylediği büyük bir beyaz yalan onu hiç beklenmedik şekilde kahramana dönüştürür. Öte yandan Lenny´nin sırrının ortaya çıkması onun da köpekbalıkları dünyasından dışlanmasına yol açmıştır. Bunun üzerine Oscar ile Lenny arasında bir dostluk gelişir.

    Boyundan büyük hayalleri olan küçük balık Oscar, yaşadığı mercan kayalıklarındaki büyük bir mafya hesaplaşmasından sonra olay yerinde bulununca okyanusun en güçlü mafya babası olan köpekbalığının büyük oğlunu öldürdüğü sanılır. Bu olay okyanus dünyasını birbirine katmıştır.

    Filmin seslendirme kadrosunda da birbirinden ünlü isimler görev yapıyor: Başı beladan kurtulmayan hayalperest küçük balık Oscar rolünde Oscar adayı Will Smith; Mafya lideri büyük beyaz köpekbalığı Don Lino rolünde iki Oscar ödüllü Robert De Niro; Oscar´a gizliden gizliye ilgi duyan güzel melek balığı Angie rolünde Oscar ödüllü Renee Zellweger; İstediği herşeyi elde etmek amacıyla kadınsı özelliklerini sonuna kadar kullanan baştan çıkarıcı balık Lola rolünde Oscar ödüllü Angelina Jolie; Don Lino´nun vejeteryen oğlu Lenny rolünde Jack Black; Birkaç küçük menfaat- avanta elde etmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan kirpibalığı Sykes rolünde Oscar adayı yönetmen Martin Scorsese; Sykes’ın tahsilatlarını toplamaktan sorumlu iki kabadayı denizanası Bernie ve Ernie rollerinde Doug E. Doug ve Ziggy Marley; Don Lino´nun büyük oğlu Frankie rolünde Michael Imperioli; Çıkarları uğruna herkesle iş birliği yapmaktan çekinmeyen kaypak ruhlu ahtapot Luc rolünde Vincent Pastore; Mafya işlerinden elini eteğini çekmeyen yaşlı köpekbalığı Don Ira Feinberg rolünde Peter Falk

    [​IMG]

    Sumi ve Suyon zorunlu bir ayrılığın ardından, aylar sonra evlerine geri dönerler. Annelerinin ölümünün ardından, üveyanneleri çoktan evlerine yerleşmiştir. Babaları üvey anneleri ile kızların arasındaki sorunları görmezden gelmekten yanadır. Oysa iki kızkardeşle, üvey annelerinin arasındaki düşmanlık tahmin edilebileceğinden çok daha köklüdür. Anne, baba ve kızların yaşadığı ev, bu düşmanlıktan kaynaklanan tuhaf olaylara sahne olur. Herkesin hafızasından silmek için uğraştığı bir olay, dördünün de hayatını cehenneme çevirecektir.

    İyi Seyirler....
     
  7. Barbaros

    Barbaros Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Eylül 2004
    Mesajlar:
    612
    Beğeniler:
    199
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Merhaba Bu Haftaki flimlerimiz :

    [​IMG]

    Tehdit

    THE CLEARING Robert Redford, Helen Mirren ve Willem Dafoe gibi bir çok ödüllü oyuncuyu bir araya getiren bir psikolojik gerilim filmi...

    Wayne ve Eileen Hayes (Robert Redford, Helen Mirren) Amerikan rüyasını yaşayan az sayıdaki insanlardandır. Fakat tüm bu güzel hayat günün birinde Pittsburgh'daki malikanelerinden gündüz vakti Wayne'in kaçırılması ile gölgelenir. FBI'ın yaptığı derinlemesine incelemeler ve Eileen'ın çabaları sonucunda ortaya çıkan durum ise çok daha korkunçtur. Yapılan sorgulamalar sonucunda sahip oldukları bu rüya gibi hayatın altında bir çok sır ve bilinmeyen şüpheli durum ortaya çıkmıştır. Wayne ise kaybedecek hiç bir şeyi olmayan bir suçlunun elinde hayatı üzerine pazarlık etmektedir. Kendisini kaçıran bu garip adam (Willem Dafoe) ise isteklerini elde etmekte oldukça kararlı bir yabancıdır.


    [​IMG]

    Gora

    Bende bunu çok merak ediyorum.

    Cem Yılmaz’ın senaryosunu yazdığı ve başrolünü üstlendiği, yönetmenliğini Ömer Faruk Sorak’ın yaptığı film, 12 Kasım 2004 Cuma günü bütün Türkiye’de, rekor sayıda kopyayla vizyona giriyor.

    G.O.R.A. Türkiye’de 215 kopyayla, toplam 420 sinema salonunda; aynı tarihlerde Fransa, Belçika, Almanya, Hollanda, İsviçre, Avusturya, İngiltere, Danimarka ve İsveç’te de peş peşe 125 kopyayla gösterime girecek. Türkiye’de ve yurt dışında daha pek çok sinema salonu da G.O.R.A.’ yı seyircisiyle buluşturabilmek için sırada bekliyor.

    G.O.R.A.’nın yapımcılığını BKM Film, prodüksiyonunu Böcek Yapım, müziklerini Ozan Çolakoğlu, sanat yönetmenliğini Bahattin Demirkol, kostüm tasarımını Canan Göknil, afiş tasarımını Emrah Yücel gerçekleştirdi.

    Dekorları, kostümleri ve post prodüksiyonuyla “ilklerin filmi” olma özelliği taşıyan G.O.R.A. için Antalya Film Platoları’nda, bir gezegen inşa edildi. Yüzlerce kişilik ekip, mekanları 3 boyutlu hale getirdi. G.O.R.A. gezegeni için 56 ton demir profil, 7 ton sac, 425 metrekare poliüretan, 1200 metrekare plastik levha, 6000 metrekare sunta, 3000 adet floresan lamba kullanıldı ve bu malzemeyle 8000 metrekarelik alana yayılmış 24 farklı mekan yeniden yaratıldı

    [​IMG]

    54. Berlin Film Festivali'nde En İyi Yönetmen Gümüş Ayı ödülünün yanı sıra, En İyi Erkek Oyuncu ödülünü de kazanan, zengin işlenmiş karakterleri ve hümanist tavrıyla, izleyici ile güçlü bağlar kurmayı başaran, son yılların en sıcak filmlerinden biri... Arjantin'in renkli şehirlerinden Buenos Aires'te bir alışveriş merkezini kendilerine mesken edinmiş, birbirinden renkli karakterlerden oluşan bir göçmen topluluğu üzerine odaklanan film, kimlik arayışı üzerine yoğunlaşan, karakterlerini Yahudilerin ve göçmenlerin oluşturduğu keyifli bir hiciv. 25 yıl önce, İsrail'de savaşmak için evi terk eden babasıyla kucaklaşmaya hasret bir gencin, köklerini ve kendi kimliğini sorgulaması çerçevesinde gelişen film, yönetmenin kendi deyişiyle, küçük anektodlar, trajediler ve komik olaylar kadar, gerçeklere ve yalanlara dayanan bir kimliğin oluşmasına ışık tutuyor.

    İyi seyirler dostlarım....
     
  8. Barbaros

    Barbaros Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Eylül 2004
    Mesajlar:
    612
    Beğeniler:
    199
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Merhaba Bu haftada 3 adet yeni filmimiz var :

    [​IMG]

    Bulutların üzerinde

    John Duigan’ın yönetmenliğini yaptığı, başrollerinde Charlize Theron, Stuart Townsend ve Penelope Cruz’un bulunduğu HEAD IN THE CLOUDS – BULUTLARIN ÜZERİNDE'de; 1930 ve 40’lı yılların İngiltere ve Fransa’sında geçen filmde, İrlandalı bir ailenin bursla okuyan oğlu Guy Malyon, zengin bir aileden gelen yarı Amerikalı yarı Fransız Gilda Besse ve İspanyol iç savaşından kaçan Mia arasındaki aşk ve dostluğun hikayesi anlatılmaktadır. Yazar-yönetmen John Duigan’ın epik romantik yapımı “HEAD IN THE CLOUDS/BULUTLARIN ÜZERİNDE” Kanada’nın Montreal, Fransa’nın Paris ve İngiltere’nin Londra, Cambridge ve Sussex şehirlerinde çekildi. Duigan’ın orijinal senaryosuna dayanan “HEAD IN THE CLOUDS/BULUTLARIN ÜZERİNDE”nin başrollerini Charlize Theron (“Monster/Canavar”, “The Italian Job/İtalyan İşi”), Penélope Cruz (“Captain Corelli’s Mandolin/Kaptan Corelli’nin Mandolini”, “Vanilla Sky”), Stuart Townsend (“Queen of the Damned/Lanetliler Kraliçesi”, “League of Extraordinary Gentlemen” Muhteşem Kahramanlar”) ve Thomas Kretschmann (“Pianist”, “Blade II”) paylaşıyor

    [​IMG]
    The Village

    Film, 19. yüzyıl sonlarında herkesin büyük bir uyum içinde yaşadığı bir kasabada geçiyor. Dış dünyaya kapalı yaşayan bu halk, kasabayı çevreleyen ormanda barınan yaratıklardan da haberdardır.

    Kasaba halkının hakkında tek bir kelime bile konuşmak istemedikleri bu yaratıklar, adeta tüm kasabayı sınırları içerisine hapsetmiştir. Kasaba halkının huzuru günden güne kaçmakta ve ormanda pusuya yatmış görünen şeytani güçlerin yarattığı korku şiddetle artmaktadır.Ancak, Lucious Hunt haricinde kimse ormanın derinliklerine girip orada neler olduğunu görmek gibi tehlikeli bir maceraya atılma cesaretini kendisinde bulamaz. Hunt'ın attığı bu adım, kasabanın kaderini sonsuza kadar değiştirecektir.Altıncı His ve İşaretler filmlerinin yönetmeni Shyamalan'dan korku ve dramı birleştiren bir yapıt daha...

    [​IMG]
    Carmen

    1830 yılı İspanya; Hikayemiz ülkenin korkunç gerçeklerini ortaya koyarken gerçek bir aşk hikayesini de zaman ve mekandan bağımsız gözler önüne seriyor...

    Bir Fransız yazar ve araştırmacı olan Próspero Mérimée (Jay Benedict) bir İspanyol askeri olmasına karşın kanun dışı işlere bulaşmış olan José (Leonardo Sbaraglia) ile tanışır. Mérimée'nin İspanya'da tanıştığı ikinci kişi ise onu baştan çıkaran, damarlarındaki kanın bile farklı atmasını sağlayan güzeller güzeli bir çingene kızı olan Carmen (Paz Vega)'dir. Merimee'nin falına bakmak için onu kandırır ve evine götürür. Parası için Merimee'yi öldürmeye çalıştığı bir anda Jose kapıdan girip Carmen'in bütün planlarını altüst eder.

    Daha sonra iki adamın karşılaştığı ilk yer Jose'nin cinayetten yargılanıp idama mahkum edildikten sonra idamını beklediği küçük hücresidir. Tüm hayatını, inançlarını kaybedip hayattan kopuşunun hikayesini Merimée'ye işte bu hücrede anlatır... Bütün bunların sebebi ise güzeller güzeli Carmen'e olan aşkı ve tükenmeyen sevgisidir.

    İyi seyirler dilerim...
     
  9. Barbaros

    Barbaros Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Eylül 2004
    Mesajlar:
    612
    Beğeniler:
    199
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Merhaba Sinemasever dostlar....

    Bu hafta kalabalık film listesi tam 5 adet yeni film vizyona girdi..

    Hemen buyrun afiyet olsun...

    Film izlemeyi çok seviyorumm heyoo :)

    1) İtalyan

    [​IMG]

    Ağustos 1991... Komunizmin çöküşü ardından Arnavutluk karmaşa içindedir. Ülkenin içinde olduğu belirsizlik durumu, binlerce insanı ülkeyi terk etmeye teşvik eder. Yarı İtalyan Giorgio’da (Mehmet Günsür) binlerce Arnavut vatandaşı gibi çareyi ülkeyi terk etmekte bulur. Giorgio İtalya’ya gidip büyükbabasını bulacak ve kendine yeni bir yaşam kuracaktır. Ancak işler planlandığı gibi gitmez. İtalya girişinde yakalanan Giorgio önce göçmen kampına gönderilir. Oradan kaçmayı başardığında büyükbabasının öldüğü haberini alır. Giorgio yılmaz ve kendisine bir iş bulur. Çobanlık yaptığı köyün öğretmeni Luisa ile aralarında bir ilişki başlarsa da İtalya Giorgio’ya pek de hoş olmayan sürprizler hazırlamaktadır. Giorgio ve Luisa hiç beklenmedik bir olay yüzünden ayrılmak zorunda kalırlar. İkilinin tekrar birbirlerini görebilmesi için aradan 8 yıl geçmesi gerekir.

    Yönetmen Dominicis merkezine tutkulu bir aşk hikayesini koyduğu filminde, iki farklı zaman dilimini paralel kurgu ile kesiştirerek, 'bir yere ait olmak' ve göçmenlik temalarını işliyor.

    Günsür, filmdeki rolüyle İtalyan basınından da tam not almıştı. Film, Karlovy Vary Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’ne aday gösterildi

    2) Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak

    [​IMG]

    Yönetmen:
    Ahmet Uluçay

    Oyuncular:
    İsmail Hakkı Taslak, Kadir Kaymaz, Gülayşe Erkoç...

    Tür: Duygusal

    Süre: 98 Dk.

    Yapım Yılı: 2004


    Film 60’lı yıllarda Anadolu'nun küçük bir köyü olan Tepecik'te geçiyor.

    Recep ve Mehmet yazları, köylerinin yakınındaki Tavşanlı kasabasında çıraklık yapmakta olan iki köylü çocuğudur. Recep bir karpuz satıcısının, Mehmet ise bir berberin yanında çıraklık yapmaktadır. Her ikisi de sinemaya delicesine tutkundur. Bu tutkunun bir sonucu olarak geceleri köydeki evlerinin terkedilmiş ahırında bir yandan derme-çatma bir film projeksiyon makinesi yapmaya çalışırken, diğer yandan da hayatlarını tümden değiştirecek olan rejisörlük hayalleri kurmaktadırlar. Köyün delisi Deli Ömer de çocukların bu sinema sevdasının tek tanığı ve destekçisidir.

    Onların bu konudaki uğraşlarını kimse ciddiye almaz: Ne kasabadaki fotoğrafçı, ne aileleri, ne de kasabadaki sinema salonunun sahibi… Çabaları sonuçsuz kalan ve bu esnada da zaten işlerini de kaybetmiş olan iki kafadarın ellerinde artık sadece uyduruk projeksiyon makinelerinde hareketli görüntü elde edebilmek ümidi kalmıştır.

    Sinema projeksiyon makinesi konusundaki denemeleri sonunda başarıya ulaşsa da iş ve aşk konularındaki şanssızlıkları bu konuda da yakalarını bırakmaz. Deli Ömer bir kızgınlık anında zorlukla çalıştırmayı başardıkları projeksiyon makinesini parçalar.

    Sonunda, Recep ve Mehmet’in hayatlarında iz bırakarak geçen bir yaz mevsimi sona ermiştir. ve kahramanlarımız hiçbir zaman kaybetmeyecekleri sinemasal hayalleri ile baş başa kalmışlardır.

    3) Büyük İskender (Sonunda Geldi)
    [​IMG]

    Yönetmen:
    Oliver Stone

    Oyuncular:
    Colin Farrell, Angelina Jolie , Val Kilmer ...

    Tür: Macera/dram/savaş

    Yapım Yılı: 2004


    Oliver Stone'un yönetmenliğini yaptığı, Colin Farrell (Büyük İskender), Angelina Jolie (Olypias), Val Kilmer (Philip) ve Anthony Hopkins (Ptolemy) gibi oyuncuların yer aldığı Büyük İskender, bilinen dünyanın %90'ını henüz 25 yaşında fetheden gelmiş geçmiş en iyi liderlerden biri olan İskender'in gerçek yaşamından uyarlandı.

    Film, İskender'in hayatına; annesi Olympias, babası Philip, savaş kumandanı ve dostu Hephaestion, karısı Roxannne ve generali Ptolemy ile ilişkilerine odaklanıyor. Hıristiyanlık öncesinde, sosyal geleneklerin ve ahlak analayışının bugünkünden farklı olduğu bir dünyada geçen film, idealler ve ihanetlerin öyküsünü anlatıyor.

    İskender'in Makedonya'dan Pers egemenliğinde bulunan Batı Asya'ya gelişiyle başlayan film, İskender'in nasıl bir efsaneye dönüştüğünü ve zirvedeki yalnızlığını gözler önüne seriyor.

    Angelina Jolie burda anne rolünde. Maşallah..

    4) İhtirasın Bedeli

    [​IMG]

    Yönetmen:
    Roberto Ando

    Oyuncular:
    Daniel Auteuil, Anna Mouglalis,

    Tür: Gerilim-Drama

    Süre: 102 Dk.

    Yapım Yılı: 2004


    "Bir Kış Yolculuğu" adlı eseri çok satan Serge Novak takma adlı yazar Daniel Boltanski (Daniel Auteuil), karısı Nicoletta (Greta Scacchi) ve Capri'de evlenecek olan üvey oğlu Fabrizio (Girogio Lupano) ile beraber yaşamaktadır.

    Daniel, menajeri David Grinsberg (Michael Londsdale) sayesinde Geneva gölü yakınındaki lüks evinde sakin bir yaşam sürmektedir.

    Daniel, Capri'ye giden bir teknede genç ve güzle Mila (Anna Mouglalis) ile tanışır ve geceyi adada onunla geçirir. Ertesi gün, üvey oğlunun düğününde gelinin Mila olduğunu görür.

    Mila, Daniel için bir saplantı haline gelmeye başlarken, esrarengiz biri Daniel'e şantaj yapmaktadır. Daniel artık "çifte" yaşamının ve cinsel saplantısının yaşamı üzerinde yarattığı olumsuz etkilerle başa çıkmak zorunda kalmıştır. Daniel Boltanski'nin, küçük bir kaçamakla başlayan ve tutkuya dönüşmesine engel olamadığı yasak ilişkisi yüzünden bir çok bedel ödemesi gerekecektir.

    5)Sahne Güzeli
    [​IMG]

    Yönetmen:
    Richard Eyre

    Oyuncular:
    Billy Crudup, Claire Danes, Rupert Everett ...

    Tür: Dram

    Süre: 110 Dk.

    Yapım Yılı: 2004


    Senaryosu Jeffrey Hatcher tarafından “Compleat Female Stage Beauty” adlı oyundan sinema senaryosuna adapte edilen "Sahne Güzeli", kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu 1660'lı yıllarda, İngiltere'de geçiyor.

    O dönemin en gözde oyuncusu, kadın rollerindeki başarısıyla tanınan Edward 'Ned' Kynaston'dır. Ancak Kral II. Charles, kendisinden önce tahtta oturan Oliver Cromwell'in koyduğu kuralları değiştirmeye karar verir. Fransız tiyatrosunun büyük bir hayranı olan II. Charles, zaten trajedilerin aynı yaşlı oyuncular tarafından canlandırılmasından da oldukça sıkılmıştır.Kral Othello'nun bir kaç iyi espri ile yeniden düzenlenmesini ve kraliyete sunulacak oyunlarda artık kadın rollerinin kadınlar tarafından oynanmasını ister.

    Kralın küstah ve sahneye meraklı metresi Nell Gwyn için bu iyi bir haberdir. Genç ve güzel bir kostümcü olan Maria da bu güzel habere çok sevinir. Zira Maria zaten kaçak olarak bazı rollerde müşterilerinden ödünç aldığı kostümlerle sahneye çıkmaktadır. Fakat Ned için kötü haberdir. Yıllardır Londra'nın en çok dikkat çeken ve en çok arzu edilen güzel kadınlarını canlandıran tek kişi odur. Ned spot ışıklarının önüne geçen kadınlarla gizliden alay eden bir politikayı sürdecektir. Ta kii yıldızı yeni yeni parlayan Maria onun kalbini çalana kadar.

    İyi Seyirler....
     
  10. Barbaros

    Barbaros Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Eylül 2004
    Mesajlar:
    612
    Beğeniler:
    199
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Merhaba Bu hafta da 5 adet filmimiz var :

    1) Ölümcül Deney Kıyamet (Bunu bizim sitede vermiştik)

    [​IMG]

    Yönetmen:
    Alexander Witt

    Oyuncular:
    Milla Jovovich, Sienna Guillory, Oded Fehr...

    Tür: Gerilim-Macera

    Süre: 94 Dk.

    Yapım Yılı: 2004


    Alice kötü bir uykudan uyandığında tüm korkularının gerçekleştiğini farkeder. O ve şimdi artık varolmayan elit bir ordunun yok etmek için uğraştığı kana susamış zombiler, Umbrella şirketini çevreleyen şehre yayılmıştır. Umbrella şirketi tarafından kobay olarak kullanıldığını farkeden Alice artık biyogenetik olarak gelişmiş güçlere, duyulara ve hareket kabiliyetlerine sahiptir… Tamamen yağmalanmış Raccoon şehrinin göbeğinde, az sayıda virüs bulaşmamış bir grup, hayatları için savaşmaktadırlar. Umbrella şirketinin Özel Taktikler ve Kurtarma Bölümündeki (S.T.A.R.S.) işine yeni son verilmiş Jill Valentine ve S.T.A.R.S. takım kaptanı Carlos Oliveira’nın da dahil olduğu bu grup, Alice tarafından kurtarılır. Böylece, Umbrella şirketinin deneyini yeryüzünden silmeden önce hayatta kalmak ve kaçmak için umitsiz bir çatışma başlar. Amaçlarına ulaşmak için sadece acımasız ve vahşi zombilere karşı değil aynı zamanda Umbrella şirketinin biyolojik olarak gelişmiş ordusuna ve silahlarına karşı savaşmak zorundadırlar. Bunlardan en ölümcül olanı devasa ve ağır bir şekilde silahlanmış NEMESIS’dir.

    2) Bridget Jones
    [​IMG]

    Yönetmen:
    Beeban Kidron

    Oyuncular:
    Renée Zelwegger , Colin Firth, Hugh Grant ...

    Tür: Romantik/Komedi

    Yapım Yılı: 2004


    30 yaşlarındaki Londralı bekar Bridget Jones’un (Renee Zellweger) romantik mutluluğu bulmasının üzerinden çok fazla zaman geçmemiştir. Kendinden bile kuşku duyan, sürekli kendisini analiz eden, kariyer odaklı, kalori takıntılı bekar bir kadın olan Bridget Jones, nihayet yakışıklı genç avukat Mark Darcy’nin (Colin Firth) kız arkadaşı olmayı başarmıştır. Bir zamanlar kendisi için erişilmesi imkansız gibi görünen büyük hedefine ulaştığına göre artık bundan iyisi olamaz demek gerekir. Yoksa olabilir mi? Darcy’nin gözle görünür sadakatine rağmen Bridget hala kendi kendisine hayat ve aşk üzerine sorular sormaktadır. Aradığı erkeği sonunda bulmuş olduğu halde şimdi artık onu elinde tutmak gibi zor ve tüketici bir mücadeleyle yüz yüze kalmıştır. Bu noktada devreye her iki tarafın yeni rakipleri girer. Bunlardan birisi Darcy’nin kusursuz görünümlü güzel meslektaşı Rebecca’dır. Ardından Bridget’in eski patronu , hovarda, gönül avcısı Daniel Cleaver’ın (Hugh Grant) devreye girmesiyle başgösteren kıskançlık, belirsizlik ve öfke nöbetleri gibi duygular yüzünden Bridget’in hayalleri gölgelenir ve mutluluk rüyası tehdit altına girer. Bütün bunlara bir de her zaman olduğu gibi Bridget’in arkadaş çevresinden gelen berbat tavsiyelerin de eklenmesiyle mutluluk rüyası aptalca bir faciaya dönüşür.

    3) Hoşgeldin Hayat
    [​IMG]

    Yönetmen:
    Ümit Elçi

    Oyuncular:
    Ahmet Mekin, Yelda Reynaud, Kerem Alışık...

    Tür: Dram

    Yapım Yılı: 2004


    Emir ile Serhat çocukluktan beri yakın arkadaştırlar. Emir'in babası silah kaçakçılığı yapmaktadır. Bir gece çıkan bir silahlı çatışma esnasında Emir, Serhat'ın hayatını kurtarmaya çalışırken, yanlışlıkla askerliğini yapmakta olan kardeşi Baran'ı öldürür. Yurt dışına iltica eden Emir, yıllar sonra ülkesine döndüğünde kendini büyük bir çıkmazın içinde bulur. Emirsiz hayat kendine bir yol belirlemiştir ve geçmişi bir duvar gibi karşına çıkar.Ama Emir kararlıdır... Bundan sekiz sene önce Sarıkamış'ta yaşanan gerçek bir olaydan uyarlanan film, Güneydoğu'da yaşanan gerçekleri yansıtıyor.

    4) Aşk Artık Burada Oturmuyor
    [​IMG]

    Yönetmen:
    John Curran

    Oyuncular:
    Mark Ruffalo, Naomi Watts , Laura Dern...

    Tür: Dram

    Süre: 101 Dk.

    Yapım Yılı: 2004


    Linden ve Evans aileleri kapı komşularıdır. Hank ve Edith Evans evliliklerinin tüm heyecanı sönmüş orta yaşların başındaki bir çifttir. Hank’in bütün ilgisi yazdığı kitabına yönelmiştir ve karısının ihtiyaçlarını görmezden gelmektedir. Edith ise evliliğinde kaybettiği heyecanı kapı komşusu Jack ile yaşadığı kaçamaklarla gidermeye çalışır. Ancak bu kaçamaklar Jack için pahalıya patlayacaktır. Jack’in karısı Terry olanları öğrendiğinde sessiz kalmak yerine, kocasının sadakatsizliğine aynı şekilde cevap vermeyi seçer. Amerikan banliyölerinden birisinde yaşayan dörtlü, içlerine düştükleri çapraz ilişkilerden sıyrılmaya çalışırken, bir yandan da hayata karşı duruşlarıyla da yüzleşirler.

    5) Erkek Severse
    [​IMG]

    Yönetmen:
    Nino Bizzarri

    Oyuncular:
    Francesca Schiavo, Vincenzo Peluso, Cinzia Monreale...

    Tür: Romantik Komedi

    Süre: 107 Dk.

    Yapım Yılı: 2004


    Film, kadınlarla günübirlik ilişkiler yaşayan genç bir adamın (Vincenzo Peluzo) günün birinde onu çok etkileyen bir kadınla (Francesca Schiavo) tanışmasını anlatıyor.

    Genç adam ilk başta ilişkilerinin belirsizliği nedeniyle genç kadının kendisine çok uygun olduğunu düşünür. Ancak gün geçtikçe genç kadın aolan bağlılığı artmaktadır. Öte yandan genç adan sevgilisi tarafından aldatıldıktan sonra yurtdışına giden samimi arkadaşıyla ilişkisini sürdürmeye çalışırken, tutkuyla bağlandığı genç kadının eski sevgilisine yeniden dönme eğilimi taşımasıyla sarsılır. Genç adam artık ciddi bir kararın eşiğindedit. Film tipik bir İtalyan işi romantik komedi...


    ***ekolaysinema***
     
    FeLati bunu beğendi.
  11. herkül

    herkül Yeni Üye

    Kayıt:
    27 Kasım 2004
    Mesajlar:
    1
    Beğeniler:
    0
    mükemmel olmanın farkı kendini hep yetersiz görmekle başlar.Paylaşalım çoğalsın dostlar...
     
  12. semrta

    semrta Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    4 Aralık 2005
    Mesajlar:
    624
    Beğeniler:
    539
    Şehir:
    kadıköy
    Seviye:
    [​IMG]

    Beş Vakit
    Geçtiğimiz cuma günü vizyona girmesi ile koşarak gittiğimiz Reha Erdem filmi..
    Film Festivalinde daha önceden gösterilmişti..
    En iyi yerli film ödülünü aldı..

    İnsanın ruhunun derinliklerine inen,şiirsel bir film beş vakit..
    Eminimki bilgisayar çağında büyümemiş her insan bu filmi sevecek ve kendi çocukluğundan mutlaka bir kesit bulacaktır..
    Her Reha Erdem filmi gibi bu da fotograf karesi gibi birsürü sahne içeriyor...

    Sert bir coğrafyada yüksek kayalıkların üstüne kurulmuş,önünü engin denize açmış köyde yaşayan üç çocuğun,tıpkı toprak ve su gibi doğanın bir parçası olmuşçasına sürdürdükleri doğal yaşamları;mevsimlerin,havanın,suyun,toprağın ritmine göre sürmektedir.Tek zaman kavramları 5 vakit okunan ezan sesidir..
    Tüm bu zaman sürecinde sevgi ve nefret de çocuklarla beraber büyür...
    Duyguları da yaşamları gibi saf ve doğaldır..

    Bu filmi izledikten sonra eminim ki birsürü kare gözünüzden gitmeyecektir..
    Filmdeki kötü olan şey ise müzikler:(
    3 lemelerden mavinin müziklerine benzemiş ama daha güzel ve yöreye özgün müzikler kullanılabilirdi..
     
  13. semrta

    semrta Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    4 Aralık 2005
    Mesajlar:
    624
    Beğeniler:
    539
    Şehir:
    kadıköy
    Seviye:
    aslında ben iklimler'e gitmek istiyordum ama hokkabazda ortak kılmak zorunda kaldık..
    bu tip filmlerin_haksızlık olmasın ama_her daim evde dvd alıp izlenilmesi taraftarıyımdır..
    eğer bir türk filmi,reha erdem,nuri bilge ceylan..gibi ustaların elinden çıkmıyorsa bence kaçırılmış çok şey yok demektir..
    bu film de bu fikrimi haksız cıkarmadı.
    aslında fena olmayan bir konusu var..
    masalların içinden masalcıklar çıkıyor sürekli olarak ve şaşırtıyor sizi,tabi arada keyifli sahnleri yok da değil :)
    ama tercihinizi başka bir filmden yana kullanın derim..
    çünkü bu film evinizde izlediğinizde de aynı tadı alacağınız bir film..

    oyunculara gelecek olursak özellkile mazhar alanson her zamnaki gibi gayet iyi,sadece özlem tekin arada insanı sıkıyor ama o sa çok göze batmıyr..

    hersey iyi olup da film nasıl kötü oluyor diye bir soru geliyor akla:kurgu kötü olsa gerek.
     
    Murat EVGİN bunu beğendi.
  14. semrta

    semrta Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    4 Aralık 2005
    Mesajlar:
    624
    Beğeniler:
    539
    Şehir:
    kadıköy
    Seviye:
    heyecanla babil ve de dönüşün gösterime girmesini bekliyorum
    eminim ki cok güzel filmler..
    bu arada komedi filmleri festivalini de unutmayın derim ;)

    ha bi de saatlerinizi geri almayı:)))))))))
    sefgulerrr..
     
  15. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    BU HAFTA VİZYONA GİREN FİLMLER

    1) BABİL

    [​IMG]

    Orjinal Adı:Babel

    Yönetmen: Alejandro González Iñárritu

    Oyuncular: Brad Pitt, Cate Blanchett, Gael Garcia Bernal, Koji Yakusho, Adriana Barraza

    Senaryo: Guillermo Arriaga
    Görüntü Yönetmeni: Rodrigo Prieto
    Müzik: Gustavo Santaolalla
    Kurgu: Douglas Crise, Stephen Mirrione
    Tür: Drama - Gerilim
    Süre: 142 Dk.
    Yapım: 2006 - ABD

    Dağıtımcı: UIP www.uip.com.tr

    Gösterim tarihi: 10 Kasım 2006

    Resmi Web Sitesi: www.paramountvantage.com/babel

    Editörün Notu: 3 farklı kıtada çekilen etkileyici bir dram. Faslı 2 çocuk babalarının
    tüfeğini denemek için yoldan geçen bir otobüse ateş ederler. Bu kaza ile Japon sağır
    bir genç ve babası, 2 Faslı çocuk, Amerikalı evli bir çiftin hayatları bir anda kesişir.

    Konu: Fas'ın uçsuz bucaksız çöllerinde patlayan tek el silah sesi, üç kıtadaki dört farklı
    ailenin yaşamını derinden etkileyecek olaylar zincirinin fitilini ateşler. Bu olaydan
    etkilenenler arasında Fas'ta turistik gezi yaparken ölüm kalım mücadelesi yaşamak
    zorunda kalan Amerikalı karı-koca, kazayla işledikleri suç yüzünden başı derde giren
    iki Faslı çocuk, Amerikalı iki küçük çocukla Meksika sınırını yasadışı yollardan aşan
    Meksikalı çocuk bakıcısı ve Tokyo'da babası polis tarafından aranan asi ruhlu sağır
    Japon genç kız vardır.

    Birbiriyle çatışma halindeki kültürlerin ve uçsuz bucaksız mesafelerin ayırdığı dört
    farklı insan grubu, izolasyon, keder ve üzüntü duygularının eşlik ettiği paylaşılmış
    kadere doğru hızla yol almaya başlayacaklardır.


    FİLİMDEN KARELER

    [​IMG] [​IMG]

    [​IMG] [​IMG]

    [​IMG] [​IMG]


    2) İYİ BİR YIL


    [​IMG]


    Orjinal Adı:A Good Year


    Yönetmen: Neil Labute
    Oyuncular: Russell Crowe, Albert Finney, Freddie Highmore, Rafe Spall
    Senaryo: Marc Klein
    Görüntü Yönetmeni: Philippe Le Sourd
    Müzik: Marc Streitenfeld
    Kurgu: Dody Dorn
    Tür: Komedi
    Süre: 118 Dk.
    Yapım: 2006 - ABD

    Dağıtımcı: Özen Film www.ozenfilm.com.tr

    Gösterim tarihi: 10 Kasım 2006

    Resmi Web Sitesi: theagoodyearmovie.warnerbros.com

    Editörün Notu: Oscar Ödüllü Russell Crowe "Gladyatör" filminin yönetmeni Ridley Scott
    ile bu filmde tekrar bir araya geliyorlar. Londra'lı bir yatırım danışmanı olan Max
    Skinner (Crowe) Provence'teki amcasından kalan şarap bağlarını ve evini satmaya
    gider. Bu gezi hayatında yeni bir dönemi de beraberinde getirir. Max hayatın
    tatlandırılmak üzerine kurulduğunu fark edecektir.

    Konu: Kendinden emin ve burnu havada, yakışıklı bir borsacı olan, Max Skinner
    Londra borsasında spekülasyonlar yaparak büyük paralar kazanmaktadır. Son
    fethinde ise bir çok rakibini buyuk kayıplara uğratmıştır. Max'in zaferi felsefesi ile aynı
    yöndedir:en önemli şey kazanmaktır ve hayatta başka hiçbir şeyin kıymeti yoktur!
    Büyük zaferin hemen ardından Max Fransa'da yaşayan büyük amcasının öldüğüne dair
    üzücü bir haber alır. Henry Amca Max'ın en yakın akrabasıdır ve bütün cocukluğu onun
    hatıralarıyla doludur.

    Max bir yandan eksantrik amcasıyla dolu cocukluk hatıralarını anımsarken bir yandan
    da şatoda geçecek bir hayatın nasıl bir hayat olacağı konusunda araştırmalar
    yapmaktadır. Londra'da onu bekleyen geleceği değişecek belki de oradaki
    herşeyinden vazgeçecektir. Kendi şirketi onu suçlu ve sorumlu addetmniştir.
    Şato'nun otuz yıllık emektarı, Francis Duflot ve karısı Ludivine ile bir anlaşmaya varır.

    Bağları ve şatoyu satarsa onların hakkını verecektir. Hep birlikte şatoyu yenilemeye
    başlarlar. Fakat Duflot şatonun satılmasını çocukları gbi baktığı üzümlerin bir
    başkasının eline geçmesini asla istememektedir.

    FİLMDEN KARELER

    [​IMG] [​IMG]

    [​IMG] [​IMG]

    [​IMG] [​IMG]


    3) ŞAŞKIN


    [​IMG]


    Yönetmen: Şahin Alparslan
    Oyuncular: Onur Ünsal, Evrim Akın, Ahmet Mümtaz Taylan, Serdar Yeğin
    Senaryo: Şahin Alparslan-Doğu Yücel
    Görüntü Yönetmeni: Yasin Uslu
    Kurgu: Atakan Avci, Sabit Keten
    Tür: Romantik - Komedi - Gençlik
    Süre: 90 Dk.
    Yapım: 2006 - Türkiye

    Dağıtımcı: Özen Film www.ozenfilm.com.tr

    Gösterim tarihi: 10 Kasım 2006

    Resmi Web Sitesi: www.saskinfilm.com

    Editörün Notu: Kim bir radyo programında hayatının aşkını bulacağını tahmin edebilir
    ki? - Hiç tanımadığınız biri sizin için ülkeyi bir uçtan diğerine aşıp gelse? - Aşk bazen
    tahmin edemeyeceğiniz kadar yakınınızdadır.

    Konu: Mehmet İstanbul'da üniversite öğrencisidir. Tesadüfen dinlediği bir radyo
    programında bir kızın aşk üzerine konuşmalarından çok etkilenir ve onu bulmak için ev
    arkadaşı Çetin'i de yanına alarak Antalya'nın yollarına düşer. Peşinden gittiği bu
    esrarengiz ses hakkında, tek bildiği Antalya'da bir otelde staj yaptığı ve isminin Deniz
    olduğudur.

    Mehmet ve Çetin otelde iş bulurlar. Sıra esrarengiz kızı aramaya geldiğinde bir sürpriz
    onları beklemektedir, otelde elli stajyer kız vardır ve hiçbirinin ismi Deniz değildir.
    Mehmet aşkını ararken, otel çalışanları hatta turistler bile Mehmet'in aşkını bulmasına
    yardım ederler, çünkü hepsinin biryerlerde bıraktığı, açılamadığı, aranmayı bekleyen,
    yarım kalmış bir aşk hikayesi vardır.

    Mehmet ve Zeynep telefondaki sesin birbirlerine ait olduğunu bilmeden tanışırlar ve
    erkekler, kadınlar, hayat, dostluk ve aşk üzerine, bazen romantik sohbetler bazen de
    küçük atışmalar yaşarlar. Bu belirsizlikler, yanlış anlamalar, hayal kırıklıkları,
    entrikalar ve Çetin'in çapkınlıkları sayesinde Antalya'da başları beladan kurtulmaz.

    FİLMDEN KARELER

    [​IMG] [​IMG]

    [​IMG] [​IMG]

    [​IMG] [​IMG]


    4) ÖLESİYE AŞK

    [​IMG]

    Orjinal Adı: Camping Sauvage / Wild Camping

    Yönetmen: Christophe Barratier
    Oyuncular: Denis Lavant, Isild Le Besco, Pascal Bongard, Yann Trégouët
    Senaryo: Christophe Ali, Nicolas Bonilauri
    Görüntü Yönetmeni: Jérôme Peyrebrune
    Müzik: Nicolas Baby, Olivia Bouyssou
    Kurgu: Laurent Roüan
    Tür: Drama
    Süre: 79 Dk.
    Yapım: 2005 - Fransa
    Dağıtımcı: 35 Milim Filmcilik

    Gösterim tarihi: 10 Kasım 2006

    Resmi Web Sitesi: www.campingsauvage-lefilm.com

    Editörün Notu: Film sempatik ve güven verici gözüken bir kampta iki insanın karşılaşmasını ve birbirlerine
    karşı duydukları tehlikeli tutkuyu konu alıyor.

    Konu: Yaz tatilinde göl kenarında bir kampta 17 yaşındaki Camille, her zamanki sıkıntılı ruh hali içinde
    kendisini ailesi ve erkek arkadaşı arasında sıkışmış hissetmektedir. Camille kampta bir süre sonra yelken
    hocası olarak yeni işe alınmış 40 yaşındaki Blaise ile karşılaşır.

    Camille de Blaise de yaşama karşı isteksizdir. Bu durum, onları birbirlerine yaklaştırırken, diğerlerinden
    uzaklaştırır. Fakat bu beraberlik bir süre sonra çevredekileri çileden çıkartır, tutkuları ise onları
    zincirlerinden koparan bir ilişki olarak canlanır. Bir süre sonra Camile ile Blaise kendilerinden geçercesine
    tehlikeli bir aşka sürükleneceklerdir

    FİLMDEN KARELER

    [​IMG] [​IMG]

    [​IMG] [​IMG]

    [​IMG] [​IMG]
     
    trinitrotoluen bunu beğendi.
  16. Selim Çam

    Selim Çam Onursal Üye

    Kayıt:
    1 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.905
    Beğeniler:
    543
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    A Good Year(İyi Bir Yıl)

    Arkadaşlar, bugün izledim, son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biriydi, kesinlikle gidin.
     
  17. t-genc

    t-genc Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    21 Haziran 2006
    Mesajlar:
    715
    Beğeniler:
    440
    Şehir:
    etiler/istanbul
    Seviye:
    "iyi bir yıl" gercekten güzel bir film.izlenilmesini tavsiye edrim.
     
  18. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    Dondurmam Gaymak

    [​IMG]

    Yüksel Aksu’nun yönettiği ve Turan Özdemir ile tüm Muğla halkının oynadığı
    ‘Dondurmam Gaymak’, Özen Film dağıtımıyla Makara Film / Hermes Film
    tarafından gösterime alındı.

    Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Türkiye’yi Oscar’da temsil etmesi için
    seçilen ‘Dondurmam Gaymak’, ABD’de bu yıl 4’üncüsü düzenlenen Queens Film
    Festivali’nden iki ödülle birden döndü.

    İSTANBUL - “Dondurmam Gaymak” küreselleşen dünya ekonomisi karşısında
    çaresizce çırpınan küçük esnafın, bir dondurmacı özelinde traji-komik
    hikayesini anlatan bir film. Filmde, tragedya, komedya ve destanların beşiği
    olarak bilinen Ege Bölgesi’nde saklı kalmış oyunculuk geleneğinin perdeye
    aktarılması hedeflenmiş.

    “... Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,
    İkincisinde daha çok hata yapardım.
    Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye
    Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine...”
    “Seksen Beş Yaş Şiiri” J. Louis Borges

    BİR ŞEHİR TOPLANDI VE BİR FİLM YAPTI
    Kendisi de Muğlalı olan yönetmen Yüksel Aksu, 2005 yaz döneminde
    uluslararası düzeyde bir sinema filmi için Muğla halkını biraraya getirdi.

    Muğla ve çevresindeki yerel halktan filmde rol almak üzere yapılan 2000’e
    yakın oyuncu başvurusu neticesinde oyuncular seçildi. Seçilen oyuncularla
    haftalarca sinema oyunculuğu, tekniği ve estetiği üzerine çalışmalar yapıldı.

    [​IMG]

    Oyun atölyesi şeklinde yapılan bu çalışmanın yönetimini Memet Ali Alabora
    yaptı. Çalışma sonucunda Muğla halkının bir çoğu akademik düzeyde oldukça
    önemli aşamalar kaydetti.

    [​IMG]

    Yaşlısı, genci, kadını, çocuğu hep birlikte başrolünden, karakter oyuncusuna,
    figüranına kadar başarılı bir performans sergiledi. Böylelikle yönetmeninden,
    senaristine, oyuncusundan ve sponsorlarına kadar Muğlalı olan bir film ortaya
    çıkarken evrensel sinemanın yerel filmi gerçekleştirilmiş olurdu.

    [​IMG]

    FİLMİN ÖYKÜSÜ
    Muğla’da dondurmacı olan Ali Usta gittikçe insanların tercihi olmaya başlayan
    büyük dondurma markalarına karşı var olma mücadelesi vermektedir.

    Bunun için de bir yandan dondurmasının reklamını yapmaya çalışırken bir
    yandan da yeni aldığı dondurma motoruyla köy köy dolaşmaktadır.

    Kasabanın haylaz çocukları ise Ali Usta’nın sarı motoruna ve tabii ki içindeki
    dondurmalarına göz dikmişlerdir.

    İlk uygun fırsatta da motoru çalarlar.

    Borçla aldığı dondurma motorunu bıraktığı yerde bulamayan Ali Usta öfkeden
    delirir ve motorunu, kendisini yok etmek isteyen büyük dondurma
    markalarından birinin çaldığını düşünerek tek tek bayilerden motorunun
    hesabını sormaya başlar...

    [​IMG]

    YÜKSEL AKSU YAPIM HAKKINDA KONUŞUYOR
    Filmi yerel halkı oynatarak çekmek istediğimiz için yapımcılar tarafından
    reddedildik. Yapımcılar genel olarak filmin önemli rollerini profesyonel
    oyunculara oynatıp, halkı da figürasyon olarak kullanmamızı önerdiler. Oysa ki
    biz, İtalyan yeni gerçekçilerinin yaptıkları gibi sıradan insanların oynadığı bir
    film yaparak, hem naif oyunculuk estetiğini yakalamak, hem de yerel şive ve
    gestusların tadını ortaya çıkarmak, sahici (hakiki), saf bir film yapmak
    istiyorduk. Filmin geçtiği antik Karya bölgesinin bir üyesi olarak, bölgede
    binyıllardır varolagelen antik tragedya, komedya, retorika geleneğini biliyor ve
    bunu açığa çıkartmak istiyorduk.

    Yaşadığımız çağ, bir “uzman cahiller” ordusu yaratmıştır. Herkes sadece
    uzmanlığını yapmaktadır. Sanat ve sanatçılık da yaşam ve toplumsallıktan
    yalıtılarak, bir uzmanlık alanına hapsedilmiştir. Oysa ki, her insan oyun
    oynayabilmeli, müzik yapabilmeli, tarımla uğraşabilmeli, arabasını tamir
    edebilmelidir. Sadece uzmanlaşma, insanı kendi bireysel ve kültürel
    zenginliklerinden uzaklaştırmıştır.

    Filmin Künyesi
    Senarist - Yönetmen: Yüksel Aksu
    Tür: Komedi
    Yapım: Makara Film
    Hermes Film
    Yapımcılar: Yüksel Aksu, Tankut Kılınç, Eyüp Boz,
    Ortak yapımcılar: Elif Dağdeviren Güven, Bülent Helvacı
    Süpervizör: Üstün Barışta
    Oyuncular: Turan Özdemir ve Tüm Muğla Halkı
    Oyuncu Eğitmeni: Memet Ali Alabora
    Görüntü yönetmeni: Eyüp Boz
    2. Yönetmen: Tankut kılınç
    Müzik: BaBaZuLa
    Genel Koordinatör: Ahmet Aksu
    Yardımcı Yönetmen: Güliz Sağlam
    Sanat Yönetmeni: Yıldız Uysal, Figen Erdöş
    Yapım Tasarımı: Tan Berk Kurtcebe, Bora Batur, Burçin Batu
    Kurgu: Sedat Karadeniz
    Işık: Abdullah Yazıcı
    Ses: Suat Alhan
    Sound Design: Onan Karagözoğlu, Jan Peridar
     
  19. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    1)Dondurmam Gaymak

    [​IMG]

    Yüksel Aksu’nun yönettiği ve Turan Özdemir ile tüm Muğla halkının oynadığı
    ‘Dondurmam Gaymak’, Özen Film dağıtımıyla Makara Film / Hermes Film
    tarafından gösterime alındı.

    Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Türkiye’yi Oscar’da temsil etmesi için
    seçilen ‘Dondurmam Gaymak’, ABD’de bu yıl 4’üncüsü düzenlenen Queens Film
    Festivali’nden iki ödülle birden döndü.

    “Dondurmam Gaymak” küreselleşen dünya ekonomisi karşısında çaresizce
    çırpınan küçük esnafın, bir dondurmacı özelinde traji-komik hikayesini anlatan
    bir film. Filmde, tragedya, komedya ve destanların beşiği olarak bilinen Ege
    Bölgesi’nde saklı kalmış oyunculuk geleneğinin perdeye aktarılması hedeflenmiş.

    “... Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,
    İkincisinde daha çok hata yapardım.
    Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye
    Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine...”
    “Seksen Beş Yaş Şiiri” J. Louis Borges


    BİR ŞEHİR TOPLANDI VE BİR FİLM YAPTI
    Kendisi de Muğlalı olan yönetmen Yüksel Aksu, 2005 yaz döneminde
    uluslararası düzeyde bir sinema filmi için Muğla halkını biraraya getirdi.

    Muğla ve çevresindeki yerel halktan filmde rol almak üzere yapılan 2000’e
    yakın oyuncu başvurusu neticesinde oyuncular seçildi. Seçilen oyuncularla
    haftalarca sinema oyunculuğu, tekniği ve estetiği üzerine çalışmalar yapıldı.

    [​IMG]

    Oyun atölyesi şeklinde yapılan bu çalışmanın yönetimini Memet Ali Alabora
    yaptı. Çalışma sonucunda Muğla halkının bir çoğu akademik düzeyde oldukça
    önemli aşamalar kaydetti.

    [​IMG]

    Yaşlısı, genci, kadını, çocuğu hep birlikte başrolünden, karakter oyuncusuna,
    figüranına kadar başarılı bir performans sergiledi. Böylelikle yönetmeninden,
    senaristine, oyuncusundan ve sponsorlarına kadar Muğlalı olan bir film ortaya
    çıkarken evrensel sinemanın yerel filmi gerçekleştirilmiş olurdu.

    [​IMG]

    FİLMİN ÖYKÜSÜ
    Muğla’da dondurmacı olan Ali Usta gittikçe insanların tercihi olmaya başlayan
    büyük dondurma markalarına karşı var olma mücadelesi vermektedir.

    Bunun için de bir yandan dondurmasının reklamını yapmaya çalışırken bir
    yandan da yeni aldığı dondurma motoruyla köy köy dolaşmaktadır.

    Kasabanın haylaz çocukları ise Ali Usta’nın sarı motoruna ve tabii ki içindeki
    dondurmalarına göz dikmişlerdir.

    İlk uygun fırsatta da motoru çalarlar.

    Borçla aldığı dondurma motorunu bıraktığı yerde bulamayan Ali Usta öfkeden
    delirir ve motorunu, kendisini yok etmek isteyen büyük dondurma
    markalarından birinin çaldığını düşünerek tek tek bayilerden motorunun
    hesabını sormaya başlar...

    [​IMG]

    YÜKSEL AKSU YAPIM HAKKINDA KONUŞUYOR
    Filmi yerel halkı oynatarak çekmek istediğimiz için yapımcılar tarafından
    reddedildik. Yapımcılar genel olarak filmin önemli rollerini profesyonel
    oyunculara oynatıp, halkı da figürasyon olarak kullanmamızı önerdiler. Oysa ki
    biz, İtalyan yeni gerçekçilerinin yaptıkları gibi sıradan insanların oynadığı bir
    film yaparak, hem naif oyunculuk estetiğini yakalamak, hem de yerel şive ve
    gestusların tadını ortaya çıkarmak, sahici (hakiki), saf bir film yapmak
    istiyorduk. Filmin geçtiği antik Karya bölgesinin bir üyesi olarak, bölgede
    binyıllardır varolagelen antik tragedya, komedya, retorika geleneğini biliyor ve
    bunu açığa çıkartmak istiyorduk.

    Yaşadığımız çağ, bir “uzman cahiller” ordusu yaratmıştır. Herkes sadece
    uzmanlığını yapmaktadır. Sanat ve sanatçılık da yaşam ve toplumsallıktan
    yalıtılarak, bir uzmanlık alanına hapsedilmiştir. Oysa ki, her insan oyun
    oynayabilmeli, müzik yapabilmeli, tarımla uğraşabilmeli, arabasını tamir
    edebilmelidir. Sadece uzmanlaşma, insanı kendi bireysel ve kültürel
    zenginliklerinden uzaklaştırmıştır.

    Filmin Künyesi
    Senarist - Yönetmen: Yüksel Aksu
    Tür: Komedi
    Yapım: Makara Film
    Hermes Film
    Yapımcılar: Yüksel Aksu, Tankut Kılınç, Eyüp Boz,
    Ortak yapımcılar: Elif Dağdeviren Güven, Bülent Helvacı
    Süpervizör: Üstün Barışta
    Oyuncular: Turan Özdemir ve Tüm Muğla Halkı
    Oyuncu Eğitmeni: Memet Ali Alabora
    Görüntü yönetmeni: Eyüp Boz
    2. Yönetmen: Tankut kılınç
    Müzik: BaBaZuLa
    Genel Koordinatör: Ahmet Aksu
    Yardımcı Yönetmen: Güliz Sağlam
    Sanat Yönetmeni: Yıldız Uysal, Figen Erdöş
    Yapım Tasarımı: Tan Berk Kurtcebe, Bora Batur, Burçin Batu
    Kurgu: Sedat Karadeniz
    Işık: Abdullah Yazıcı
    Ses: Suat Alhan
    Sound Design: Onan Karagözoğlu, Jan Peridar

    2)Köstebek (The Departed)

    [​IMG]

    Martin Scorsese’nin yönettiği ve Leonardo DiCaprio, Matt Damon, Jack Nicholson
    ile Mark Wahlberg’in oynadığı film ‘Köstebek’ (The Departed), Warner Bros. dağıtımıyla
    gösterime girdi

    ‘Köstebek’in hikayesi Asya’da büyük başarı kazanan ‘Infernal Affairs’ adlı Hong
    Kong filmine dayanıyor. Scorsese’nin cesur suç draması ‘Köstebek’ seyirciyi iki
    polisin hayatına tanık ettiriyor.

    Başrollerini Leonardo DiCaprio, Matt Damon, Jack Nicholson, Mark Wahlberg,
    Martin Sheen, Ray Winstone, Vera Farmiga ve Alec Baldwin’in üstlendiği filmi
    Martin Scorsese yönetti.

    [​IMG]

    William Monahan’ın senaryosunu yazdığı filme Brad Pitt, Brad Grey ve Graham
    King yapımcı, Roy Lee, Doug Davison, G. Mac Brown, Kristin Hahn ve Gianni
    Nunnari yönetici yapımcı, Joseph Reidy ise ortak yapımcı olarak imza attı.

    [​IMG]

    Scorsese’nin kamera arkası ekibinde ise görüntü yönetmeni Michael Ballhaus,
    yapım tasarımcısı Kristi Zea, kurgu ustası Thelma Schoonmaker ve kostüm
    tasarımcısı Sandy Powell yer alıyor. “The Departed/Köstebek”in müziğini
    Howard Shore besteledi.

    FİLMİN ÖYKÜSÜ
    “The Departed/Köstebek” Massachusetts Eyalet Polisi’nin şehrin en büyük suç
    organizasyonunu çökertmek için geniş çaplı bir mücadele başlattığı Güney
    Boston’da geçiyor.

    Amaç, güçlü mafya babası Frank Costello’nun (Jack Nicholson) egemenliğine
    içeriden bir müdahaleyle son vermektir.

    [​IMG]

    Güney Boston’da büyümüş olan genç çaylak Billy Costigan’a (Leonardo
    DiCaprio), Costello’nun çetesine sızma görevi verilir. Billy, Costello’nun güvenini
    kazanmaya çalışırken, “Güney Yakası”nın sokaklarından gelen bir başka genç
    polis Colin Sullivan (Matt Damon) da eyalet polis teşkilatında basamakları hızla
    tırmanmaktadır.

    Özel Soruşturma Birimi’nde kendine yer bulan Colin, Costello’yu yakalamakla
    görevli az sayıdaki seçkin polis memurlarından biri olur. Üstlerinin bilmediği şey,
    Colin’in Costello için çalıştığı ve suç patronunun polisin hep bir adım önünde
    olmasını sağladığıdır.

    [​IMG]

    Her iki adam da, içine sızdıkları organizasyonun planları ve karşı planları
    hakkında bilgi toplarken, sürdürdükleri çifte yaşamları yüzünden oldukça
    zorlanmaktadırlar. Ama hem gangsterler hem polisler aralarında bir köstebek
    olduğunu anlayınca, Billy ve Colin sürekli olarak düşman tarafından yakalanma
    tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Dolayısıyla, kendilerini kurtarabilmek için karşı
    taraftaki köstebeğin kim olduğunu bulmak konusunda birbirleriyle yarışmaya
    başlarlar.

    YAPIM HAKKINDA
    Martin Scorsese’nin cesur suç draması “The Departed/Köstebek” bizi iki polisin
    hayatına tanık ediyor: Zeki ve iflah olmaz ölçüde hırslı Colin Sullivan,
    Massachusetts Eyalet Polis Teşkilatı’nın -başlıca hedefi İrlanda mafyasının
    güçlü babası Frank Costello olan- Özel Soruşturma Birimi’ne kabul edilir.

    Sokakları yakından tanıyan, sert Billy Costigan ise haşin mizacıyla ünlüdür.
    Hatta bu yüzden sonunda rozetini kaybeder ve geri döndüğü Güney Boston
    sokaklarında Costello’nun çetesine girer. Ama Colin de Billy de göründükleri gibi
    değildirler; farklı amaçları vardır ve çok tehlikeli bir kedi fare oyununa
    girişmiştirler.

    [​IMG]

    “The Departed/Köstebek”in hikayesi 2004 yılında ABD’ye varmadan önce,
    Asya’da büyük başarı kazanan “Infernal Affairs” adlı 2002 Hong Kong suç-
    gerilim filmine dayanıyor. Filmin ABD’ye gelmesinden kısa süre sonra, William
    Monahan yapımın Amerikan versiyonunun senaryosunu kaleme aldı.

    [​IMG]

    Monahan bu konuda şunları söylüyor:
    “‘Infernal Affairs’i izlememiştim ve senaryoyu uyarlamadan önce izlemek de
    istemiyordum. Doğrudan Çince senaryonun tercümesinden çalıştım. Çevresinde
    yeni karakterler yaratabileceğim harika bir ana hikaye vardı. Çin yapımındaki
    karakterlerin ikiliği çok hoşuma gitti, ama benim uyarlamam tema olarak,
    insanların hayatlarında gerçekten yapmaları gereken şeyden uzaklaşmalarından
    kaynaklanan trajediyi esas alıyordu”.

    [​IMG]

    “‘Infernal Affairs’ Hong Kong sinemasını neden sevdiğime çok güzel bir örnek,
    ama ‘The Departed/Köstebek’ bu filmin yeniden yapımı değil” diyen Martin
    Scorsese, sözlerini şöyle tamamlıyor:

    “Hikayenin yapısı gereği, ‘Infernal Affairs’den esinlendi; ne var ki William
    Monahan’in yarattığı dünya, Hong Kong filminkinden çok farklı. Senaryo elime
    geçtiğinde, okumak çok zamanımı aldı çünkü hemen aksiyonu gözümde
    canlandırmaya, hikaye ve karakterlerin içine girmeye başladım. Benim için en
    çarpıcı şeylerden biri karakterler ve karakterlerin içlerinde yaşadıkları dünyaya
    karşı tavırlarının tasvirinde uzlaşma olmamasıydı. Bu filmi yönetmeye gerçekten
    ilgi duyma nedenim buydu”.

    www.kostebek-film.com
    Dağıtım: Warner Bros.


    3)Hayatımın Kadınısın

    [​IMG]

    Tutkuyla bir ömür beklenen aşkın hikayesi… Başrollerini Türkan Şoray ve Uğur
    Yücel’in paylaştığı, senaristliğini ve yönetmenliğini Uğur Yücel’in üstlendiği
    film “Hayatımın Kadınısın”, sinemalarda.

    Filmle ilgili Uğur Yücel, “İki yalnız insanın filmi. İstanbul’a, onun küçük
    insanlarına, Türk filmlerine dair bir film gibi düşünüyorum. Özlediğim bir şeyleri
    yazdım” diyor. “Hayatımın Kadınısın” Asuman (Türkan Şoray) ve Tayfur’un
    (Uğur Yücel) önüne geçilemez, büyük aşk hikayelerinin filmidir.

    Yapımcılığı TMC Film’e ait olan, başrollerini Türkan Şoray ve Uğur Yücel’in
    paylaştığı “Hayatımın Kadınısın” filminde, Yıldırım Memişoğlu, Ezgi Mola, Kadir
    Kandemir, Settar Tanrıöğen, Selim Erdoğan, Kadim Yaşar, Binnur Kaya, Savaş
    Akova ve Şinasi Yurtsever de rol alıyor.

    Filmde, Orhan Gencebay’ın unutulmaz şarkılarından “Hatasız Kul
    Olmaz”, “Akşam Güneşi”, “Beni Böyle Sev” ve “Bir Teselli Ver” , Esengül’ün
    seslendirdiği “Beterin Beteri” ve “Sana Aşkımı Anlatabilsem”, Bergen’in
    seslendirdiği “Acıların Kadını” ve “Bir Erkek Yüzünden”, Belkıs Özener’in
    seslendirdiği “Damarımda Kanımsın” şarkıları da kullanıldı.

    FİLMİN ÖYKÜSÜ
    Asuman Karaca (Türkan Şoray) 1980’li yıllarda radyo ve gazino dünyasında
    ünlenmiş eski bir şarkıcıdır. Hüzünlü sesinden çok dillere destan güzelliğiyle o
    dönemin erkeklerini kendine hayran bırakmıştır.

    Sahneleri bıraktıktan sonra evlendiği kocasıyla birlikte Balat’ta iki katlı eski bir
    evde sıradan bir hayat yaşamaktadır.

    Evlendikten bir süre sonra Asuman kocasının alkol ve kumar alışkanlığıyla
    tanışmış, yıllar içinde artık kocasının geceleri evin dışında sürdürdüğü gece
    hayatına da göz yummaya başlamıştır.

    İlk eşiyle olan evliliğinden doğan kızı Ahu genç kızlığının daha başlarında evi
    terk etmiş, erkek arkadaşıyla birlikte bir otel odasında yaşamakta, kaset
    çıkarıp ünlü bir şarkıcı olma hayalleri kurmakta, annesiyle de ancak gerekli
    olduğunda görüşmektedir. Asuman sürüp gitmekte olan bu yaşantısından mutlu
    değildir.

    Ancak bir gün Tophaneli Tayfur’un (Uğur Yücel) üst katlarına kiracı olarak
    yerleşmesiyle Asuman’ın hayatı tamamen değişecek, renklenecektir.

    Tophaneli sayesinde Asuman’ın kızıyla olan ilişkisi gelişecek, hayatında
    gerçekten nelerin önemli olduğunu anlayacak, geçmişinde kalmış mutlu anıların
    canlanmasıyla yaşama sımsıkı sarılacaktır...

    “Hayatımın Kadınısın”, Asuman ve Tayfur’un önüne geçilemez, büyük aşk
    hikayelerinin filmi.

    Uğur Yücel’den, “Hayatımın Kadınısın” hakkında
    İki yalnız insanın filmi.
    İstanbul’a, onun küçük insanlarına, Türk filmlerine dair bir film gibi
    düşünüyorum. Özlediğim bir şeyleri yazdım. Esengül, Orhan Gencebay, Bergen,
    Türk Sanat Müziği duydum yazarken. Birkaç sahnenin seyirciyi güldüreceğini
    de biliyorum. Ev kadınları, arabeskçiler, müzik severlerin, foto roman
    sevenlerin, melodram sevenlerin gözleri yaşlı ama gülümseyen yüzlerini hayal
    ettim bazı sahnelerde. Bu filmi seyirciler için yazdım. Gerçeğin romantizmini
    görüyorum resimlerde. Özlem ve göndermeler var eskilere, ama bu günün dilini
    konuşan, mahallemizdeki insanlar bunlar.

    Severek yazdım her insanı. Hepsi kırık kalpler…

    Filmin Künyesi
    Yönetmen ve Senarist: Uğur Yücel
    Yapımcı: Erol Avcı
    Görüntü Yönetmeni: Jürgen Jürges (Almanya)
    Yapım: TMC FİLM
    Uygulayıcı Yapımcı: Mahayana Film
    Sanat Yönetmeni: Gülay Doğan
    Müzik: Srdjan Kurpjel
    Orijinal Şarkılar: Orhan Gencebay
    Genel Koordinatör: Defne Kayalar
    Kurgu: Aylin Zoi Tinel (VAV F.G.)
    Yardımcı Yönetmen: Ayhan Özen
    Işık: ORION
    Ses: Momchil Bozhkov (Bulgaristan)
    Post Prodüksiyon Sorumlusu: Hakkı Göçeoğlu
    Yapım Amiri: Aslı Çökük
    Kostüm Sorumlusu: Şenay Çıtak
    Dağıtım: Özen Film

    Oyuncular:
    Türkan Şoray (Asuman)
    Uğur Yücel (Tophaneli)
    Yıldırım Memişoğlu (Nejdet (Asuman’ın kocası))
    Ezgi Mola (Ahu (Asuman’ın kızı))
    Kadir Kandemir (Barkun)
    Settar Tanrıöğen (Sadi)
    Selim Erdoğan (Caner)
    Kadim Yaşar (Sabit)
    Binnur Kaya (Firdevs)
    Savaş Akova (Avukat)
    Şinasi Yurtsever (Kahvedeki adam (arıza))


    4)Acımasız (Knallhart)

    [​IMG]

    İlk kez gösterildiği Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde büyük beğeni
    toplayarak, FIPRESCI ve Avrupa Sinemaları Ödülü’nü kazanan “Acımasız”,
    gösterime girdi.

    Bir Film dağıtımıyla Mars Prodüksiyon tarafından vizyona sokulan ‘Acımasız’
    (Knallhart / Tough Enough) filminin yönetmeni, Detlev Buck. Filmde başlıca
    rolleri David Cross, Erhan Emre, Jenny Elvers-Elbertzhagen ve Oktay Özdemir
    üstlenmişler.

    On beş yaşındaki Michael Polischka’nın annesi zengin sevgilisinden ayrılınca,
    lüks semtlerde yaşamaya alışmış olan ana oğul, paraları olmadığı için Berlin’in
    etnik nüfusu yoğun yoksul mahallelerinden birine taşınırlar. Onları bekleyen, hiç
    tanımadıkları bir yaşamdır.

    Erol adlı bir gencin başını çektiği bir grup kabadayı, Michael’ın yeni okulundaki
    günlerini cehenneme çevirmeye başlar. Evdeki hayatın da pek farkı yoktur;
    nitekim Michael, arayış içindeki annesinin eve getirdiği erkeklere katlanmak
    zorundadır.

    Genç adam yeni çevresinin kurallarını öğrenip ufak tefek suçlara bulaşmakta
    gecikmez. Şehrin mafya babalarından Hamal ve Barut ile tanışması da şansını
    açacaktır.

    Michael, yerel uyuşturucu satıcılarına kuryelik yaparken gösterdiği
    profesyonellikle ‘yeterince sert’ olduğunu kanıtlar ancak başından büyük işlere
    bulaşmakta olduğundan haberdar değildir. Erol ile son karşılaşmaları, ikisinin de
    kaderini dönülmez bir şekilde değiştirecektir.

    ÖDÜLLER
    56. BERLİN FİLM FESTİVALİ - PANORAMA
    FIPRESCI Ödülü
    Label Europa Cinemas Ödülü

    11. TÜRKİYE/ALMANYA FİLM FESTİVALİ
    En İyi Erkek Oyuncu - David Kross

    ALMAN FİLM ÖDÜLLERİ
    En İyi Film - Gümüş
    En İyi Kurgu - Altın
    En İyi Film Müziği - Altın
    En İyi Yönetmen - Aday

    AVRUPA FİLM FESTİVALİ PALIC
    Palic Tower Özgün Yaklaşım

    KATILDIĞI FESTİVALLER
    • Berlin Film Festivali
    • Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali
    • Seattle Uluslararası Film Festivali
    • Melbourne Uluslararası Film Festivali
    • Shanghai Uluslararası Film Festivali
    • Avrupa Film Festivali Palic
    • Cambridge Film Festivali
    • Alman Sineması Festivali Madrid
    • Alman Sineması Festivali Mexico City

    Filmin Künyesi
    Yönetmen: Detlev Buck
    Senaryo: Zoran Drvenkar, Gregor Tessnow
    Yapımcı: Claus Boje
    Görüntü Yönetmeni: Kolja Brandt
    Kurgu: Dirk Grau
    Yapım Tasarımı: Udo Kramer
    Kostüm: Jale Kustaloğlu
    Yapım: 2006, Almanya
    Tür: Dram
    Süre: 98 dk.
    Dağıtım: Bir Film
    İthalat: Mars Prodüksiyon

    Oyuncular:
    David Cross ..... Michael
    Erhan Emre ..... Hamal
    Jenny Elvers-Elbertzhagen ..... Miriam
    Oktay Özdemir ..... Erol
    Kida Ramadan ..... Barut
     
  20. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    Bir Aralık Cuma Günü Vizyono Giren Filmler..


    TAŞ MECLİSİ

    [​IMG]

    Yönetmen:
    Guillaume Nicloux

    Oyuncular:
    Monica Belluci, Moritz Bleibtreu, Catherine Deneuve...

    Tür: Korku-Dram

    Yapım Yılı: 2006


    Evlatlık oğlu Liu-San’ın neredeyse hayatını kaybetmesine neden olacak bir
    kaza geçirmesinden sonra Diane, aklını kaçıracak noktaya gelir. Günlerce
    korkunç kabus ve halusinasyonların etkisi altında kalır. Çocuğun bir mucize
    sonucu kurtulması ve iyileşmesi Diane’i tuhaf düşüncelere iter. Gerçekten Liu-
    San kimdir? Nereden gelmiştir? Göğsündeki tuhaf izin anlamı nedir? Evlatlık
    olarak verilmesinde Asko Vakfı’nın rolü nedir?

    Sergeï isimli bir Rus gencin yardımıyla Diane bu sırrı araştırmaay başlar.
    Araştırma onu, “Tsevens” isminde esrarengiz bir Moğol kabilesine ve onların
    Taş Meclisi’ne götürür.

    Diane’nin etrafında tuhaf ölümler gerçekleşirken Liu-San yedinci yaş gününde
    kaçırılır. Oğlunun nereye kaçırıldığını tahmin eden Diane, kendini Doğu
    Moğolistan’ın ücra bölgelerinde bulur. Oğlunun kaderinin yazılı olduğu,
    unutulmuş ve vahşi dünyasında bir yolculuğa çıkar.


    SON UMUT

    [​IMG]

    Yönetmen:
    Alfonso Cuarón

    Oyuncular:
    Clive Owen , Julianne Moore , Michael Caine...

    Tür: Gerilim

    Süre: 109 Dk.

    Yapım Yılı: 2006

    Dünya, 2027: Gelecek için umut gittikçe önemini kaybeden bir kaynak oluyor.
    Son doğan bebeğin üzerinden neredeyse 19 yıl geçmiştir. Çoğu insan
    kaçınılmazı benimsemeyi seçip, ayrılıkçılığın, kanunsuzluğun içine çekilirken,
    diğerleri birleşik bir gezegen ve yavaş yavaş azalan nüfus için mücadeleye
    devam eder. üyük Britanya militarist emperyalist siyaseti sayesinde ayakta
    kalmayı başaran idari bölgelerden biridir.

    Eski eylemciden bürokrata dönüşen Theo(Clive Owen), acılı geçmişi ve
    anlamsız gelecek gerçeğine karşı metanetini önem vermeyi bırakarak
    korumaktadır. Yaşamını yalnızca Londra’dan uzakta kırsal bölgede yaşayan eski
    arkadaşı Jasper’a (Michael Caine) yaptığı ziyaretler hareketlendirmektedir.

    Bütün bunlar, Theo kendini bir kamyonun arkasına atılmış bulup Julian’ın
    (JULIANNE MOORE) önüne getirildiğinde değişir. Julian Theo’dan örgütündeki
    genç bir kadın olan Kee’nin (CLARE-HOPE ASHITEY) tehlikesizce ülke dışına
    götürülmesi için gerekli olan kâğıtları elde etmesi için yardım ister.

    Kee sekiz aylık hamiledir ve artık bütün gezegenin beklediği ve umut ettiği
    mucize olarak durmaktadır. Hem bir neden için her şeylerini riske atacak
    anarşistlerden, hem de Kee’nin çocuğunu politik kazançları için kullanacak
    diğerlerinden kaçarak korunağa kadar süren yarışta, Kee ve Theo gelecek
    neslin benzersiz şampiyonları olurlar.


    TEKSAS KATLİAMI: BAŞLANGIÇ

    [​IMG]

    Yönetmen:
    Jonathan Liebesman

    Oyuncular:
    Jordana Brewster, Taylor Handley, Diora Baird...

    Tür: Korku / Gerilim

    Süre: 91 Dk.

    Yapım Yılı: 2006

    Otuz yılı aşkın süredir, “The Texas Chainsaw Massacre” efsanesi beyaz
    perdeye aktarılmış en korkunç ve kalıcı hikayelerinden biridir. Şimdi New Line
    Cinema, Michael Bay’le birlikte, “The Texas Chainsaw Massacre: The
    Beginning/Teksas Katliamı: Başlangıç”ta her şeyin nasıl başladığını anlatıyor.

    Sene 1969. Vietnam Savaşı başlar. 18 yaşındaki Dean Hill’e askere çağrı
    belgesi (Taylor Handley) gelir. Dean ve ağabeyi Eric sevgililerini yanlarına
    alarak son bir büyük eğlence için Teksas’a giderler.

    Yolculuklarının başlamasından kısa bir süre sonra dört genç, kırsal kesimin
    kaybolmaya yüz tutmuş bir kasabasında, terk edilmiş, umudu, geleceği ve
    kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir ailenin hunharca davranışlarına ve
    sadistliklerine tanık olur.


    BORAT

    [​IMG]

    Yönetmen:
    Lars Von Trier

    Oyuncular:
    Sacha Baron Cohen, Ken Davitian,

    Tür: Komedi

    Süre: 84 Dk.

    Yapım Yılı: 2006

    HBO’da yayınlanan "Da Ali G Show”un yaratıcısı Sacha Baron Cohen, bu kez
    Kazak bir gazeteciyi canlandıran Borat Sagdiyev ile karşımızda…

    Borat ana yurdu Kazakistan’ı bırakıp Amerika’da Amerikan halkının yaşamına
    dair bir belgesel çekmek amacıyla yola çıkar. Uluslararası çizdiği zikzaklar ve
    çılgın Amerikan kültürünün garip krizleri arasında Borat gerçek insanlarla
    karşılaşır. Bu gerçek insanlardan aldığı tepkiler oldukça güçlüdür… Röportaj
    yaptığı kişiler bazı durumlarda onun ırklar ve insanlar hakkındaki garip
    düşünceleri Batı’lı insanın düşüncelerinden ayrılmaktadır... Wa-wa-wee-wa!


    TAKVA

    [​IMG]

    Yönetmen:
    Özer Kızıltan

    Oyuncular:
    Erkan Can, Güven Kıraç, Meray Ülgen...

    Tür: Dram

    Süre: 96 Dk.

    Yapım Yılı: 2006

    Muharrem, 1863 Balkan savaşında İstanbul’a göçmüş Arnavut bir ailenin son
    ferdidir. İstanbul’un en eski semtlerinden biri olan Süleymaniye’de babasından
    kalma küçük ahşap evde tek başına yaşama tutunmaya çalışmaktadır. . Ailesi
    ve mahallesinden aldığı eski İstanbul-İslam ahlakı Muharrem’i içine kapalı,
    ailesine bağlı, cinsel istekleri kötü bir ahlak sapması olarak görüp; onları sürekli
    bastırarak değişen bu dünyada başını beladan, günahtan ve kötü olan her
    şeyden uzak tuttuğunu sanan biri haline getirmiştir. Yaşamındaki tüm sorunları
    nerdeyse kendisine unutturan İslam-tarikat öğretisine sımsıkı sarılmış ve bu
    öğretiden uzaklaşmamak adına kendi zihninde olağanüstü bir Tanrı korkusu-
    sevgisi oluşturmuş ve bu korku-sevginin sınırını aşmamaya özen göstermiştir.

    Kendine ördüğü bu örtü, gittiği İslami tarikatın da dikkatini çekmiş, Tanrı
    korkusu-sevgisinden oluşan bu örtüden onlar da yararlanmak istemişlerdir.
    Büyük bir güven ve dünya malına özenmeme duygusuna ihtiyaç olan bir
    sorumluluğu yerine getirebileceği düşünülerek Muharrem’den tarikatın idari
    işlerinin bir bölümünü idare etmesi iştenmiştir. Artık Muharrem tarikata ait
    taşınmaz mülkün tamiri, bakımı, onarımı ve tabiki gelirlerini takip eden biri
    olarak küçük çuvalçı dükkanından, o çok kaçındığı kocaman dünyanın günlük
    insan ilişkilerinin içine düşmüştür. Artık eskisi gibi değildir Muharrem’in hayatı. O
    sakin ve zaten her bir sonraki gün aynı geçecek hayatı şimdi koşturmacayla
    ve hiç alışık olmadığı yeni sürpirizlerle doludur.