Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Evlenmeyi düşünenlere

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında Derya AKYILDIZ tarafından paylaşıldı.

  1. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    Evlenmeyi Düşünenlere


    evlilik hazırlığı yapan gençlerin çeyizinde bulunsun diye tavsiyelerimi kaleme
    aldım. Yazdıklarım kişisel fikirlerim sayılmaz; çoğu terapistin de katılacağı
    tavsiyelerdir bunlar.

    Şanslı olduğunuzu bilin. Bizim zamanımızda bu konularda pek konuşulmaz,
    fikir verilmezdi. Evli-barklı, olgun-oturaklı abilerimiz hep çok daha mühim
    mevzuları anlatır, bu konuya gelince susarlardı. Dinî dergilerde de yer almazdı
    bu konular, gençlerin zihni dağılmasın (!) diye. Öyle olunca da biz fısır fısır
    konuşurduk aramızda: “Evlensek mi acaba? Nasıl biriyleevlensek?”
    “Hoşlandığım bir kız var ama namaz kılmıyor, problem olur mu dersin?”
    “Büyüklerimin bulacağı bir kızla evlensem mutlu olur muyum sence?”

    Siz bu tür açmazlar yaşamazsınız umarım. Zamanımızda bu konular daha rahat
    konuşuluyor zaten. Doğru karar vermenizde yazacaklarımın da biraz faydası
    olursa ne mutlu bana.

    EVLENMEK ŞART MI?

    Kimse Robinson Crusoe değildir. O bile bir dost bulduğunda sevinçten
    zıplamıştı. Kendi başına da dünyanın en huzurlu insanı olan ve hatta doğrudan
    Rabbine muhatap olabilen Peygamberimiz (a.s.m.) bile, bazen eşine “Yâ Âişe,
    konuş benimle!” dermiş, kitaplarda böyle nakledilir. Konuşmak, paylaşmak ve
    yardımlaşmak bu zorlu imtihan dünyasına tek başına gelen insanın en büyük
    ihtiyacıdır belki de.

    Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine
    mukabil [karşılık] bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini,
    aşklarını, şevklerini mübadele etsinler [paylaşsınlar] ve lezaizde [güzel
    şeylerde] birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve
    yardımcı olsunlar.”

    “Evet, bir işte mütehayyir [hayret veya tereddüt içinde] kalan veya birşeye
    dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun [hayalî bile olsa], ister ki,
    birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın.”

    “Kalplerin en latifi [duyarlısı], en şefiki [şefkatlisi], ‘kısm-ı sani’ [diğer yarım] ile
    tabir edilen kadın kalbidir.”

    Zaten evlilik, değil bu insanî ve ulvî ihtiyaçları, insanın en temel ihtiyaçlarını—
    barınma, beslenme ve üreme—dahi karşılayan bir kurum olduğu içindir ki,
    tartışmasız her asırda, her kültürde el üstünde tutulmuş, şart gibi görülmüş,
    hatta kutsanmıştır. Gelin görün ki, en fazla şikayet edilen kurumdur da aynı
    zamanda. Bir problemi olan, işleri yolunda gitmeyen, gençliğindeki ideallerini
    yakalayamamış kişiler, evliliğinden şikayet ederler genellikle. Sanki bekârlığında
    çok mutluymuş gibi, sanki bekâr kalsa ideallerine ulaşacakmış gibi. Hem evlenir,
    hem şikayet ederler; hem şikayet eder, hem de evlilikten vazgeçmezler. Olan
    da bekâr gençlere olur. Kafalar karışır: “Evlenmesek mi?”

    Siz bakmayın onlara. Hatta bana da bakmayın siz, bazen ben de “Bekâr bayan
    yarımdır, evlenince tam olur. Bekâr erkek yarımdır, evlenince tamamen biter”
    gibi espriler yaparım ama, bal gibi biliyor, açıkça da görüyorum ki; bekârlık
    yıllarımda hedefsiz ve sonuçsuz bir koşturmaca hâlinde geçen hayatım,
    evlenince, bir tezgahın başına oturup üretime başlamak gibi bir değişim geçirdi
    ve maddî, manevî, sosyal sahalarda bugüne dek ne ürettiysem, hep
    evlendikten sonra oldu. (Eşime buradan teşekkürler!) Eski resimleri
    karıştırdığımda zaman zaman kendi kendine konuşan, yalnızlık sebebiyle arada
    kasvete dalan o genci görüp bugünkü hâlime şükrediyorum.

    Geçenlerde Ulusal Psikiyatri Kongresi’ne katılmıştım. Epeydir görmediğim birçok
    meslektaşım ve dostumla görüştüm. Son katıldığım kongreden bu yana
    peşpeşe iki çocuğum daha olduğu için benimle sohbet eden arkadaşların
    konuşmaları evlilik, çoluk-çocuk gibi konulara yöneldi genellikle. Benim de
    dikkatim bu konuya çevrildi tabiî. Kim evlenmiş, kim bekâr kalmış, kim
    boşanmış, kimin kaç çocuğu var? Dikkat ettim, kim ki evlenip yuva kurmuş;
    daha huzurlu, daha verimli, hedeflerini gerçekleştirmiş. “Nasılsın?” diye sorunca
    gevrek gevrek gülerek “İyii” diyor. Kim ki düzenli bir aile hayatı kuramamış;
    huzursuz, şaşkın, meslekî yönden de verimsiz, başıboş dolanıyor. “Yaa, bildiğin
    gibi işte, birşey yok, ne olsun?”

    O yüzden Bediüzzaman’ın “Bekârlık, bikârların kârıdır” sözüne aynen
    katılıyorum. Bekârlık, bu hayatta kazancı olmayanların işidir yani. Üstelik onun,
    az önce yazdığım espriden çok daha hakikatli bir sözü daha var ki; “Bekâr
    erkek üçte iki erkek, üçte bir çocuktur. Bekâr kadın üçte iki kadın, üçte bir
    erkektir.” Yani erkeklerin haylazlıktan kurtulup olgunlaşmaları, bayanların ise
    kişiliklerini oturtmaları için evlenmeleri lâzımdır.

    Peki, evleneceğiniz kişiyi nasıl seçeceksiniz?

    ÖNCE NE İSTEDİĞİNİZİ BELİRLEYİN

    “Ne iş olsa yaparım abi” diyen birinin, iyi ve uygun bir iş bulması çok zordur
    malûm. Hatta iş bulması bile zordur. Oysa kişi ne istediğini belirlese, aradığını
    bilmenin rahatlığı ile çok daha kolayca bulabilir. Evlilik için de böyledir bu. Nasıl
    biriyle evleneceğine karar vermek, işin yarısını halletmek demektir. Ama bunun
    için de tabiî önce kendi kişiliğinizi, yönelimlerinizi ve ihtiyaçlarınızı belirlemeniz
    gerekir. Yani kendinizi tanımanız lâzımdır önce.

    İkili ilişkilerde, aile hayatında sizin için önemli olan nedir? Huzur mu, paylaşım
    mı, destek mi, heyecan mı, ya da güven mi? Vazgeçemeyeceğiniz öncelikler
    hangileridir, kesinlikle kabul etmeyeceğiniz şeyler nelerdir? Bunların adını doğru
    koymanız gerekir. En az on cümleyle ihtiyaçlarınızı, beklentilerinizi, şartlarınızı
    sıralayın; elinizde ve aklınızda bulunsun.

    Tabiî, bu istekleri sıralarken, abartmayın da lütfen.
    Adam arkadaşına sormuş:
    —Evlenmiyor musun?
    —Şartlarımı tutarsa olur.
    —Ne istiyorsun ki?
    —Güzel olsun, akıllı olsun, dindar olsun, zengin olsun, kültürlü olsun, şefkatli
    olsun, ciddi olsun, itaatli olsun, bir de esprili olsun.
    —Ama abi, demiş öteki, birden fazla evlilik yasak artık!

    Fıkra, önerimi unutturmasın ama. Ne istediğinizi belirlemelisiniz mutlaka. On
    cümle lütfen.

    İDEAL BİRLİĞİ ŞART, AMA YETMEZ

    Hayat arkadaşını seçerken en çok dikkat edilmesi gereken noktaların başında
    ideal birliği gelir. Hayatı beraber yaşayacağınız kişinin hayatı ne gözle gördüğü,
    hedefinin ne olduğu ve değer yargıları, en çok üzerinde durulması gereken
    konudur.

    Hayat, keyif peşinde, rahat içinde mi yaşanacak, yoksa idealler peşinde,
    gereğinde fedakârlıkla mı? Kazanılan para ile daha iyi yaşamak mı
    hedeflenecek, yoksa o kazanç olabildiğince hayır yollarına mı sarf edilecek?
    Çocuk sahibi olunduğunda, çocuk hangi prensiplere göre büyütülecek, ona
    nasıl bir eğitim verilecek? Sosyal hayatta kimlerle nasıl bir diyalog kurulacak?
    Bu gibi temel tercihlerde uyum, iyi bir evlilik için olmazsa olmaz şarttır.

    Sizin hayatınızı bile uğruna feda edebileceğiniz ideallerinizi eşiniz yarım kulakla
    dinliyorsa, her satırını didik didik okuyup yaşamaya çalıştığınız kitaplarınızı
    eşiniz dinlerken uyukluyorsa, siz teheccüde bile kalkarken eşiniz yatsıyı bile
    kılmadan yatıyorsa, bırakın sevgiyi, saygı bile kalmaz ki aranızda.

    İlginç bir araştırma okumuştum. “Evlilikte mutluluğun şartları nelerdir?”
    sorusuna her iki cinsin en çok verdiği üç cevaptan birisi, hatta birincisi ‘inanç
    ve ideal birliği’ idi. (Diğerleri de sevgi ve cinsel uyum imiş.) O yüzden
    evlenmeyi düşündüğünüz kişide ilk bakacağınız nokta, aynı idealleri paylaşıp
    paylaşmadığınızdır. Yani size sizin yolunuzda ‘yoldaş’ da olabilmelidir eşiniz.

    “Şimdilik istediğim gibi değil, ama ileride düzelir” diye de kendinizi kandırmayın.
    Âyetin verdiği dersi hatırlayın: “Sen sevdiğine hidayet edemezsin, ancak Allah
    dilediğine hidayet eder.” Değişeceğine dair garantiniz var mı? Ya da o, garanti
    verebiliyor mu? Yoksa siz kumar meraklısı mısınız? Veya tehlikeyi çok mu
    seviyorsunuz?

    Ancak fikir uyumu önemli derken de ölçüyü kaçırmayalım. En önemli noktadır
    bu, ama tek önemli nokta değildir. Gereklidir, ama yeterli değildir. Bu noktada
    özellikle bir fikir grubu içinde olan ve idealleri yolunda yaşayan kişilerin çokça
    düştüğü bir hata vardır: iyisine kötüsüne bakmadan, sırf aynı fikirleri paylaştığı
    için uyumsuz biriyle evlenmek. “Zaten benim fikrimde olan az; ideallerimi
    paylaşan birisini bulursam, huyuna suyuna bakmaz evlenirim” diyenler çoktur.
    Ama unutmayalım ki, meselâ Hz. Zeyd ile Hz. Zeyneb de aynı yola baş
    koymuşlardı. Fakat bu mutlu bir beraberlik kurmalarına yetmedi.

    Zaten düşünürsek, aynı ideali bile farklı insanlar farklı biçimlerde yaşamaz mı?
    En basit bir örnekle, evde oturup kitap okumak, yazı yazmak da bir ideale
    hizmet biçimidir; sürekli gezip sohbetlere, faaliyetlere katılmak da. Ama arada
    dağlar kadar fark vardır. Sadece fikir birliğini önemseyip kişilik uyumunu yok
    saymak gibi bir hataya düşmeyiniz lütfen. Fikirleri size uyanlar içinde huyu da
    size uyan birini mutlaka bulursunuz.

    § SEVGİ GEREKLİ, AŞK RİSKLİDİR

    Neredeyse klasik bir münazara konusudur: Evlilikte aşk lâzım mı, değil mi?
    Beylik bir cevap olarak herkes “Tabiî ki lâzım” der. Oysa bence sevgi şarttır,
    ama aşk şart değil, hatta risklidir bile. Hemen itiraz etmeyin, önce
    isimlendirmeyi doğru yapalım. Kullandığım mânâda sevgi, karşısındakine
    ihtiyacını hissetmek, onunla beraber olmaktan mutluluk duymak, onun
    eksiklerini de hoşgörmektir. Aşk ise ona muhtaç olmak, onsuz olamamak,
    eksiklerini ise görmemektir. Böyle bir aşk, aslında sağlıksız (gözü kör de denir)
    bir ruh hâli değil midir? Peki sağlıksız bir duyguyla sağlıklı bir beraberlik nasıl
    kurulur? Depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların abartılı aşk duygularını
    da azalttığını biliyor muydunuz? Saplantı düzeyindeki aşk, bir hastalık bile
    sayılabilir aslında.

    Ama modern çağın klişelerinin dayatmasıyla, çoğu gençler aşk evliliğini en
    büyük hayalleri olarak kabul ederler. Bu kişilerin çoğu, aşık olduklarında
    karşılarındaki kişinin eksiklerini, uyumsuz yönlerini görmez, o coşkulu duygunun
    esiri olup mantığı tamamen bir kenara atarak yanlış evlilikler yaparlar. Aşık
    olmuş birisi için karşısındaki, dünyanın en mükemmel kişisidir, kusursuzdur,
    onun için yaratılmıştır, o olmazsa hayat boyu mutsuz kalacaktır. Oysa aşk bir
    duygu ve duygular da geçici olduğu için bir süre sonra aşk küllenmeye
    başladığında, önceleri görülmeyen yanlışlar göze batmaya başlar. Coşkuyla
    başlayan ilişki hüsranla biter çoğunlukla.

    Aslına bakarsanız, aşık olan için bu denli riskler taşıyan bu duygu, aşık olunan
    kişi için bile çok rahatsız edicidir. Düşünün; siz öylesine, gelişigüzel bir söz
    söylüyorsunuz (“İnecek var şoför bey!”), aşığınız “Ne hoş bir cümle kurdun”
    diyor. Siz sıradan gündelik bir davranışınızı yapıyorsunuz, o “Ne güzel içiyorsun
    çorbayı!” diyor. Böyle olduğundan büyük görülmek insanı rahatsız etmez mi
    sizce? İlişkinin doğallığını, davranışların içtenliğini öldürmez mi?

    Zaten o yüzden değil midir ki, çılgınca aşık olunanlar genellikle aşıklarına
    karşılık vermez, acı çektirir? “Delice sevdim, ömrümü verdim” diye başlayan
    şarkılar, “O beni sevmedi, kalbini vermedi” diye devam etmez mi hep? Tesadüf
    değildir bu. Aklı başında hiç kimse, olduğundan büyük görülmek, hak ettiğinden
    fazla ilgi ve sevgi görmekten mutlu olmaz—kısa süreli bir zevk dışında.

    Üstelik bu tip gerçekçi olmayan sevgiler, abartılı hayranlıklar, yöneldiği kişinin
    zihnine “Ben onun zannettiği gibi mükemmel değilim. Öyle olmadığımı fark
    ettiğinde ne olacak?” tedirginliğini kazır. Böyle seven, sevdiğini zorlu bir
    cendereye sıkıştırmıştır aslında. Ve göğe çıkaranlar, hayallerinin gerçek
    olmadığını görünce ortada bir yerde kalamaz, bu kez de yerin dibine batırırlar
    sevdikleri(!) kişiyi. Büyük beklentiler büyük hayal kırıklıklarını hazırlar.

    Siz siz olun, eğer karşınızdaki size olduğunuzdan daha fazla kıymet veriyorsa,
    sizi olduğunuzdan mükemmel görüyorsa, size sırılsıklam aşıksa, uzaklaşın ondan.

    Dozunca seven, hatalarınızı da gören, ama iyi yönlerinizin hatırına onları
    affeden, sizden abartılı şeyler beklemeyen, zorlamayan, destekleyen bir sevgi
    çok daha güzel değil mi?

    TEK BAŞINA DA MUTLU MUSUNUZ?

    Meşhur atasözüdür: İki çıplak bir hamama yaraşır. Yani, iki mutsuz birleşince
    mutlu olmaz. Tek başına mutluluğu bulamamışsanız, ancak bir başkasına
    dayanarak mutlu olacaksanız, olmayın daha iyi. Zaten olamazsınız. Üstelik bu
    dayanma tarzı, o hapşırınca sizin nezle olmanıza yol açacak, fazla
    dayandığınızda da omuzu ağrıyacaktır.

    O yüzden, ilk anda size ters gelecek belki ama, eğer bekârken de mutlu, kendi
    içinde uyumlu bir insansanız, evlenince daha da mutlu olursunuz muhtemelen.
    Yok eğer bekârlığınız sıkıntılı, problemli, huzursuz geçiyorsa evlenince mutlu
    olma hülyası kurmanız gerçekçi olmaz. Kendi içinizde bir toparlanma
    yaşamalısınız evliliği düşünmeden önce. Unutmayın, iyi bir evlilik kötü bir hayatı
    düzeltmez, ancak düzelmiş bir hayatta iyi bir evlilik yapılır.

    Bu sözlerimle bazılarının tatlı hayallerini bozuyor olabilirim ama, tüm sıkıntılarının
    evlenince mucizevî biçimde geçeceğini sanmak maalesef çok düşülen büyük bir
    yanılgıdır. Evliliğe bu kadar fazla anlam yüklemek de hem mantıksızdır, hem de
    riskli. Karşınızdaki de sizin gibi bir insandır; beyaz atlı prens değil.

    Bu aldatıcı beklentinin uzun vadede en çok görülen sonucu ise (başlarda da
    dediğimiz gibi) evlilik de mutluluk getirmezse eşini suçlamaktır bu kez. Şu
    diyalogu o kadar çok yaşadım ki bugüne kadar:

    —Çok sıkıntılı ve mutsuzum doktor bey.
    —Sebep nedir sizce?
    —Eşim. Evlendiğimden beri bana destek olmuyor hiç.
    —Bekârken çok mu mutluydunuz?
    —Eeee, sorunlarım vardı tabiî. Gençliğimde de tedavi görmüştüm aslında.

    Bu gibi kişiler—hayal ve masalların da etkisiyle—evlenince tüm sorunlarının
    aniden biteceğini bekledikleri için, aynen devam eden sıkıntılar ciddi bir hayal
    kırıklığını ve öfkeyi de beraberinde getirir maalesef. Oysa, eğer biz
    değişmezsek, yarın bugünden farklı olmayacaktır. Nikahta sadece keramet
    vardır; mucize değil.

    O yüzden, önce siz tek başına da mutlu olmayı öğrenin, sonra evlenin.
    Mutluluk paylaşıldıkça artar.

    KONUŞABİLMEK LÂZIM

    Evlilik anlaşmaktır. İnsanlar da konuşa konuşa anlaşırlar, malum. Beğendiğiniz
    kişi dış görünüşüyle, huyuyla, yaşama biçimiyle size çok uyuyor ama
    konuşmaya başladığınızda bir kopukluk oluyorsa dikkat! Dozunda olunca
    tartışmak bile güzeldir, ama konuşamamak bir felakettir. Onunla
    konuştuğunuzda zihniniz açılıyor, 1+1=3 ediyorsa bu çok güzel. Eğer fazla
    olumlu bir katkı almıyor ama meramınızı anlatıp onu da anlayabiliyorsanız 1+1=2
    ediyor demektir ki, idare eder. Ama—ne kadar seviyorsanız sevin—onunla
    konuşurken kendinizi anlatamıyor, onun da ne demek istediğini kavramakta
    zorlanıyorsanız, yani 1+1, 2 bile etmiyorsa işiniz zor. Hayat boyu mimiklerle
    anlaşamazsınız çünkü. Onunla konuşamazsanız ya kendi kendinize konuşmaya
    başlarsınız ya da başkalarıyla. İkisi de risklidir.

    “Mutlaka evlenin. Anlaşırsanız mutlu olursunuz, anlaşamazsanız filozof”
    diyenlere de katılmıyorum. Size muhatap olabilen, zihninizi açan, fikrinizi
    zenginleştiren biriyle evlenirseniz filozof değil evliya bile olabilirsiniz.

    FLÖRT NE İŞE YARAR?

    Konuşma deyince akla beraber çıkma ve flört de geliyor. İnsanların birbirlerini
    tanımak istemeleri çok normal tabiî. Ama flört dönemi, gerçek beraberliği
    aksettirmez çoğu zaman. Eğer flört, gerçek hayatın aynısı olarak yaşanabilse,
    belki evliliğin nasıl gideceğine dair ipuçları verebilir, ama bunun da başka
    bedelleri vardır malûm. Bildiğimiz anlamdaki flört, yani arada sırada görüşüp
    gezmek, sohbet etmek ise, aslında gerçek hayatta olunandan farklı bir kişiliğin
    sergilendiği bir dönemdir.

    Örneğin kişi günün yirmi üç saati tek başına, sessiz ve sakin bir hayat sürüyor,
    biriken sohbet ve gezme ihtiyacını günde bir saatlik buluşmalara saklıyorsa, o
    bir saatte çok konuşkan, canlı, eğlendirici biri gibi davranabilir. Ve çıktığı kişi
    de canlı, atak, sosyal insanlardan hoşlanıyorsa onun gözüne hoş görünebilir.

    Ama iş evliliğe gelince, o hareketli görünen kişinin günde ancak bir saat
    gezmeye ve sohbete tahammül edebildiği, aslında çok durgun ve sakin bir
    hayatı sevdiği açığa çıkar ve sürtüşmeler başlar tabiî.

    Ben üç-dört yıl flört edip birbiriyle çok iyi anlaşan, ama evlenince birkaç ayda
    hayal kırıklığı yaşayan nice insanlar gördüm. Evlilik hayatı
    başlayınca “Reklamları izlediniz, şimdi haberler” anonsu yapılmış gibi olur.

    “Peki, flört bile olmadan evlenilecek kişi nasıl seçilebilir?” diyebilirsiniz. Aslına
    bakarsanız bir insanın, karşısındaki kişiyi tanıması o kadar da uzun bir zaman
    gerektirmez. Yapılan araştırmalar özellikle bayanların, karşılaştıkları kişiyi ilk üç
    dakika içinde değerlendirip kategorize edebildiğini göstermiştir. Dikkatli bir
    insan için yüz hatları, mimikler, ses tonu, konuşma biçimi, hatta kullanılan
    kelimeler bile kişiliğe dair önemli işaretler taşır. Ve özellikle hanımlar bu tip
    işaretleri çok iyi değerlendirirler.

    Meselâ karşınızdaki kişiye “Hava bu gün ne güzel, değil mi?” diye sordunuz
    diyelim. Hepsi de ayrı bir kişilik yapısına işaret eden çeşit çeşit cevaplar
    alabilirsiniz.

    —Gerçekten harika bir hava var, insanın içi coşkuyla doluyor. (Canlı, iyimser.)
    —Böyle havaları çok mu seversin? (Karşısındakiyle ilgilenen.)
    —Hı hı. (Kontrollü ve ketum.)
    —Haklısın, çok güzel, değil mi? (Uyumlu, paylaşımcı.)
    —Esas üç gün önce çok daha güzeldi. (Geçmişte yaşayan.)
    —Yaa, bu güzel havada eve tıkıldık işte. (Şikayetçi, karamsar.)

    Bakın, bir tek cümleden ne kadar çok ipucu çıkartabiliyorsunuz. Yeter ki ona iyi
    bakın, dikkatli dinleyin ve ipuçlarını değerlendirin. Böylece yakışıklı prensi
    bulmak için yüzlerce kurbağayı öpmeniz gerekmez.

    ONU İYİ TANIYIN

    Yukarıdaki konunun devamı olmakla beraber ayrı bir paragraf olmayı hak eden
    bir önemi vardır bu bahsin. Bir insanın karşısındakini iyi tanıyabilmesi için bile,
    önce kendi sıkıntı ve saplantılarından arınması gerekir. Şimdi onu bir düşünün.

    Nasıl bir insan olduğunu tarif edebilir misiniz? Eğer onun kişiliğini en az on
    cümle ile tarif edemiyorsanız, onu tanımıyorsunuz demektir. (Ayrıca bu on
    cümleyi başta hazırladığınız tarifle kıyaslayacağınızı da anladınız tabiî.)

    Eğer onu tam olarak tanımadığınız halde ondan çok hoşlanıyorsanız, bu sizin
    farketmediğiniz bir kompleksinizle ilgili olabilir, dikkat edin! Ne demek istediğimi
    bir örnekle anlatayım:

    Faraza, diyelim ki, siz maddî sıkıntı yaşıyorsunuz. Fena halde zorlanıyorsunuz.
    Acilen borç para bulmanız lâzım. Ve bu arada bir yazarla tanıştınız. Çok ilginç
    fikirleri var. Size son çıkan kitabını anlatıyor. Ama siz onun fikirlerini
    dinlemiyorsunuz bile. Neden? Çünkü aklınız para probleminizde. Bu haldeyken
    onu ancak şöyle dinlersiniz: “Acaba kitabı iyi sattı mı? Parası var mı? Bana
    borç verir mi?” Anlattığı fikirleri dinlemezsiniz bile. Sonuçta sizin acil ihtiyacınız,
    meşgul olduğunuz probleminiz, onu tanımanızı engeller—saatlerce konuşsanız
    bile.

    Aynen bunun gibi; diyelim ki sizin beğenilme, önemsenme konusunda bir
    kompleksiniz var. İnsanların size hak ettiğiniz ilgiyi göstermediğini
    düşünüyorsunuz. Bu durumda yalancı ve ahlâksız biri bile size aşırı ilgi
    gösterse, peşinizden koşsa, sizi göğe çıkarsa, sizi elde etmesi kolaydır. Siz
    uğraştığınız tek konuda derdinize deva olacağını düşündüğünüz bu kişinin,
    aslında kolayca fark edilebilecek bir yığın yanlışını fark etmezsiniz. Sonra
    da “Evlenmeden önce anlayamamıştım onun böyle biri olduğunu” diye şikayet
    edersiniz. “Küçücük çocuklar bile karşılarındaki insanın huyunu-suyunu
    hissedebilirken, siz nasıl oldu da onun bu yönlerini görmediniz?” diye
    sorulduğunda da “Bilemiyorum, fark etmemişim” dersiniz. Aslında cevap açıktır:
    O yönlerine hiç bakmadınız ki... Sizin ilgilendiğiniz tek bir konu vardı.
    Saplantınız yani.

    O yüzden “Önce kendi saplantılarınızı bulup çözmeniz lâzım, doğru seçim
    yapabilmek için” diyorum. Ve sonra da duru bir gözle karşınızdakine bakıp onu
    tanımaya, anlamaya çalışmanız. Eğer karşınızdakinin huyunu-suyunu doğru
    düzgün tarif edemiyor, size sorulan “şu şu yönleri nasıl?” sorularına cevap
    bulamıyorsanız, tekrar bir değerlendirme yapmanız gerekiyor demektir. Bu
    değerlendirmeyi güvendiğiniz kişilerle beraber yapmanızda da fayda var bence.

    BİRKAÇ BİLENE DANIŞIN

    Evleneceğiniz kişiyi tabiî ki kendiniz seçeceksiniz, ama fikrine güvendiğiniz
    kişilere danışmanızın da çok faydasını göreceksiniz. Hele aşık iseniz (yukarıda
    değindiğimiz gibi), tarafsız yorum yapamayacağınız için olaya üçüncü bir gözle
    bakan tecrübeli kişilerin yorumlarını da alın mutlaka. Sizi denk ve uyumlu bir
    çift olarak görüyorlar mı? Tecrübe, sandığınızdan (ve benim de gençliğimde
    sandığımdan) çok daha önemlidir.

    Ancak burada da abartıya kaçmamalı, mutlaka son kararı siz vermelisiniz. Hata
    yapma korkusu veya kararsızlık sebebiyle evleneceği kişiyi anne-babasına
    veya büyüklerine seçtirenlerin şikayete hakkı olmayacaktır ileride. Sizin
    yerinize seçim yapacakların da saplantıları olmadığı ne malûm?

    Hep söylerim, hayli bağımlı bir toplum olduğumuz ve ilişkilerimizde özerkliğe pek
    yer vermediğimiz için, iki uç arasında salınıp duruyoruz maalesef. Bir yanda
    gençlerin kararlarını onların yerine almak, başkalarının hayatını yönetmeye
    çalışmak, çocuğunu vesayete muhtaç bir aciz gibi görmek yanlışına düşen
    aileler, büyükler olduğu için; diğer yanda ya boyun eğmiş, sorumluluğunu
    üstlenmekten korkan ve her işini başkasının aklıyla yapan gençler yer alıyor ya
    da bu baskıyı reddedip ipleri tümden koparan, tamamen kendi başına davranıp
    kimseye danışmayan isyankârlar. Orta noktayı bulmak çok mu zor sizce?

    Burada özellikle sevdiği kişiyle evlenmesine ailesi izin vermeyen (ya da
    sevmediği biriyle evlenmesi istenen) gençlere de seslenmek isterim. Aileniz
    eğer bu dayatmayı bazı saplantıları doğrultusunda yapıyorsa, bununla onları
    (usulünce) yüzleştirmeyi deneyin. “Anne, sen mutsuzluğunu maddî sıkıntına
    bağladığın için benim illa ki o zengin çocukla evlenmemi istiyorsun; ama senin
    esas problemin para değil, babamın seni sevmediğini sanıyorsun. Zaten bak,
    filanca da zengin, ama hiç de mutlu değil” gibi.

    Eğer siz kendi tercihinizin sizi mutlu edeceğini yeterince ve mantıklı biçimde
    açıklarsanız neden kabul etmesinler ki? Kim çocuğunun mutsuz olmasını ister?

    Ha, eğer “Düşünce biçimleri yanlış, kuşak farkı var, anlamıyorlar” diyorsanız,
    yeterince konuşmuyorsunuz demektir. Onlar da sizin gibi genç oldular vaktiyle,
    siz meramınızı doğru anlatırsanız mutlaka anlayacaklardır.

    Bu konu üzerinde çok durmamın sebebi, mutlu bir yuva kuracağım diye
    arkanızda harabeler bırakmanızı istemeyişimdir. O harabe görüntüleri sizin
    hayalinizde hep yaşar, ne kadar iyi bir evlilik yapsanız da. Sizin iyiliğiniz için
    söylüyorum yani, aileniz için değil.

    ONUN AİLESİ NASIL PEKİ?

    “Anasına bak kızını al” sözü boşuna söylenmemiştir. Hele hele yapı olarak
    ailesine daha düşkün ve bağlı olan kızların, ailelerinin tarz ve kişiliğinden çok
    farklı olmaları hayli nadirdir. O yüzden özellikle bir erkeğin, evleneceği kızın
    ailesini iyi tanıması gerekir. Erkeklerin ise ailelerinden biraz uzağa
    düşebileceklerini de eklememiz lâzım, her ne kadar “Armut dibine düşer” ise de.

    Aileyi incelerken kişinin anne-babasıyla ilişkilerine de çok dikkat etmek gerekir.

    Zira psikolojik bir gerçektir ki, kız çocuğunun babasıyla, erkeğin de annesiyle
    ilişkisi, evlendiğinde de sürdüreceği bir iletişim tarzının temelini atar. Babasıyla
    mesafeli büyümüş bir kız, eşiyle de mesafeli olacaktır muhtemelen. Annesinin
    şefkatli ev kadını kimliğini benimsemiş bir erkek, çalışan ya da sosyal yönü
    kuvvetli bir kadına (sebebini bilemediği halde) tahammül edemez. Babası
    kendisine aşırı düşkün bir kızın, eşinden de yüceltilme beklemesi veya annesi
    baskın bir erkeğin pasif bir bayanla mutlu olamaması gibi örnekler de verebiliriz.

    Tabii “Ailesine bakın” derken aileler arasında uyumu da değerlendirmek lâzım.
    Eşler birbiriyle ne denli uyumlu olursa olsun, ailelerle veya aileler arasında
    yaşanan sürtüşmeler en azından tatsızlık sebebi olacağından, bu konuda da
    denklik aramakta fayda vardır. “Ailelerimiz anlaşabilir mi? Ben onun ailesiyle
    uyuşabilir miyim” diye de sorulmalıdır yani.

    DOĞRU ZAMANLAMA

    Yanlış zamanda yanlış karar verilir. Eğer bir bunalım dönemi yaşıyorsanız
    kesinlikle hayatınızı bağlayacak önemli bir karar vermeyin. Zira denize düşen
    yılana sarılır. Biz, depresyon gibi sıkıntılı dönemlerdeki hastalarımızı mutlaka
    uyarırız: “Şu an sağlıklı değerlendirme yapamayabilirsiniz. Kendinizi toparlayana
    kadar önemli bir karar almayın.” Öylesi bunalım dönemlerinde öncelikler değişir
    çünkü ve sağlıklı düşünmek pek mümkün olmaz.

    Depresyonda iken yaşadığı keyifsizliğin etkisiyle çok hareketli, neşeli birisine
    aşık olup evlenen bir hastam, düzeldiğinde “Ben bu havai, boşboğaz insanla
    nasıl yaşarım?” demeye başlamıştı. Evdeki huzursuzluktan kurtulmak için ilk
    çıkan kısmete evet diyen kızlarımızın çok yanlış seçimler yaptıkları ve daha
    büyük sıkıntılara düştükleri de yine çok gördüğüm bir örnektir. Yağmurdan
    kaçan doluya tutulur genellikle.

    KAÇ YAŞINDA EVLENMELİ?

    Zaman deyince, uygun evlenme yaşı da çok önemli bir konudur. Cinslere göre
    konuşursak, erkek, yapı olarak daha geç olgunlaşır. Bu, fizyolojik olarak da
    bilinen bir gerçektir. Bunu bazı şovenist erkekler “Erkek olmak zor bir iştir” diye
    yorumlarlar. Şaka bir yana, erkeğin evlilik sorumluluğunu üstlenecek kıvama
    gelmesi yirmibeş yaşından önce zordur gerçekten de. Hele bizim gibi bağımlı
    özellikleri olan, gençlerin bile çocuk muamelesi gördüğü bir toplumda, bu yaşı
    otuza bile taşıyabiliriz. Ancak geç evlenmenin erkekler için bazı hatalara düşme
    riskini arttırdığını da unutmamak lâzım.

    Bayanlar ise çok daha erken dönemlerden itibaren evlilik ve anneliğe hazır
    gibidirler. Dolayısıyla günümüzde genel kabul gören ortalama olan yirmi yaş
    civarı mantıklı sayılır. Tabii bu yaşı eğitim vb sebeplerle biraz ileriye almak da
    mümkündür, ama kişilik fazla kemikleşmeden evlenmekte de fayda vardır
    bayanlar için. Zira evlilik bir ölçüde elastik olmayı, uzlaşabilmeyi, gereğinde
    taviz verebilmeyi gerektirir. Yaş fazla ilerlemiş, yaşama tarzı oturmuş ise,
    karşısındakine uyum sağlamak güçleşecektir.

    “Bunca yıllık huyumu değiştiremem ki!”

    İdeal olanı, erkeğin sorumluluk üstlenecek, gerektiğinde eşine yol gösterecek
    bir olgunluğa eriştiği yirmibeş-otuz yaşlarında, bayanın da kendini ve hayatı
    tanıyıp fazla da kişiliği kemikleşmeden yirmi yaşlarında yapacağı evliliktir. Arada
    beş-on yaş fark olması da tavsiye edilir zaten; özellikle ileriki yıllar açısından.

    DÖRT DÖRTLÜK OLMALI MI?

    Yukarıda anlattıklarımız iyi bir evlilik yapabilmek için dikkate alınması gereken
    (bazı) faktörlerdir. Bu saydıklarımızın hepsinden tam not almak zorunda
    değilsiniz elbette ama, hepsini dikkate almanız sizin yararınızadır. Bu dünya
    cennet olmadığına göre ve birçok peygamber bile evliliğinde sorunlar
    yaşadığına göre, mükemmel, kusursuz bir uyum arzulamak fazla iyimserliktir
    tabiî ki. Evlenmek için illa da karşınıza dört dörtlük birisinin, bir masal
    kahramanının çıkmasını beklemeyin.

    ”Onun bu’su eksik, bunun şu’su fazla” derken sonunda eli böğründe kalıp hiç
    olmayacak biriyle evlenenler çoktur.

    Dört dörtlük uyum deyince şu soruyu sorasım geldi: “Dünyanın bir yerinde aynı
    sizin gibi, fiziğiyle, huyuyla tıpatıp size benzeyen birisi var” desem inanır
    mısınız? İnanmazsınız tabiî. Çünkü insanlar, hiçbiri diğerinin aynı olmayacak bir
    çeşitlilikle yaratılmışlardır. En benzer dediğimiz kişilerin bile, biraz dikkat
    ettiğimizde pek çok farklılıklarının olduğunu görürüz. Peki o zaman şu soruyu
    sorayım: “Dünyanın bir yerinde tıpatıp sizin hayalinize uyan birisi var” desem
    inanacak mısınız? Buna da inanmayın. Hayaller, idealler, yıldızlar gibidir. Onlarla
    yolumuzu buluruz ama, onlara ulaşamayız. Onların gerçekleşme yeri başka
    diyardır. Bu dünyada bulabildiğiyle yetinmek de bir fazilettir.

    İsterseniz formüle edelim: Dört dörtlük beklemeyin, dörtte ikiye de razı
    olmayın; dörtte üçü hedefleyin.

    SÖZLEŞME YAPIN

    Eğer tüm bu muhasebeler sonunda evlenme kararı alınmışsa, bu kararın
    şartlarını kağıda dökmenizi tavsiye ederim. (Sadece ben değil, tüm evlilik
    terapistleri tavsiye eder bunu.) Evlilikte uyulacak kurallar, hangi konularda
    kimin nasıl bir fedakârlık yapacağı, kimin neyden sorumlu olacağı, hatta hangi
    şehirde yaşanacağı gibi konuların bile yazılı anlaşma hâline getirilmesinde fayda
    vardır. Böylece evlilik sırasında olabilecek sürtüşmelerde “Benim dediğim mi
    olacak, senin dediğin mi?” tartışmaları yaşamazsınız. “Burada yazdıklarımız
    olacak. Ne söz vermiştik? Bak, altında imzamız bile var.”

    Ama bunun faydası sadece evlilik süresince çıkan problemlerin çözümüne
    yardım da değildir. Bence esas, çıkabilecek problemleri önceden görmeye ve
    belki de kötü bir evliliği engellemeye veya baştan düzeltmeye yarar; doğru
    karar vermeyi kolaylaştırır. O heyecanlı dönemin coşkusu içinde size önemsiz
    gibi gelen ve “anlaşarak hallederiz, bir yolunu buluruz” denilen nice gizli
    uyumsuzluk bu esnada açığa çıkabilir.

    Meselâ ailelerle ilişkinin düzeyi, edinilecek malların nasıl kullanılacağı, çocuk
    bakım ve eğitiminde eşlerin payları, özel ilgilere ne kadar zaman ayrılacağı,
    hatta televizyonda ne seyredileceğine kadar yazın bakalım. Hiç tahmin
    etmediğiniz kaytarmalar, itirazlar olabilir.

    Olmuyor mu? Hemen evlenin o zaman. Allah bir yastıkta kocatsın.


    Dr. Yusuf Karaçay
     
  2. sGonzales

    sGonzales Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    5 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    543
    Beğeniler:
    472
    Şehir:
    İSTANBUL/G.O.PAŞA
    Seviye:
    Pazartesi yoğunluğundan hepsini okuyamadım ufak bi göz gezdirebildim ama çıktısını aldım evet giderken otobüste okurum..:in:
     
    Derya AKYILDIZ bunu beğendi.
  3. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    Bende teşekkür ederim arkadaşlar. mikamika-Önder-Jimotoziki sağolun. :)

    Sevgili kardeşim Jimotoziki umarım farklı bir bakış açısı yakalayabilmişsindir ;)
     
  4. Önder Özdoğan

    Önder Özdoğan Onursal Üye

    Kayıt:
    25 Mayıs 2005
    Mesajlar:
    2.329
    Beğeniler:
    1.290
    Seviye:
    Ne demek abi rica ederim...:D ;)
     
    Derya AKYILDIZ bunu beğendi.
  5. sGonzales

    sGonzales Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    5 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    543
    Beğeniler:
    472
    Şehir:
    İSTANBUL/G.O.PAŞA
    Seviye:
    Ewet Benim evlilik hakkımdaki düşüncelerim biraz farklı ama umarım bu yazı diğer tüm yazıların gibi ufkumu açmaya yardımcı olacağından eminim.. :in:
     
  6. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    Eminim değişecektir sende emin olabilirsin, efem ne.. Ahmet mi? :D tamam
    tamam Ahmet olabilirsin. ee..şey işte Ahmet ;) yalnız 33 yaşında söz.sonra
    10 yıl e.. sonra.. sonra ne olacak yazmamışsın?? neyse oku bakalım da
    cevabını nasıl vereceksin bende merak ediyorum. :)
     
  7. sGonzales

    sGonzales Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    5 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    543
    Beğeniler:
    472
    Şehir:
    İSTANBUL/G.O.PAŞA
    Seviye:
    EVLENMEYİ DÜŞÜNENLERE : Şuan kesinlikle düşünmüyorum!

    EVLENMEK ŞART MI? : Bence elbette şart Robinson Crusoe değiliz!

    ÖNCE NE İSTEDİĞİNİZİ BELİRLEYİN : Eğer evleniceksem doğru insan sağlıklı yaşam ve mutluluk. (PARA)

    İDEAL BİRLİĞİ ŞART, AMA YETMEZ : size uyan birini mutlaka bulursunuz demiş ama şu zamana kadar çıkmadı çıkarsa neden olmasın (ya fikirlerimmi değişiyor?!)

    SEVGİ GEREKLİ, AŞK RİSKLİDİR : Kesinlikle ama her defasında ne sevdim nede aşık oldum.. (Ben Ruhsuzmuyum acaba?!)

    TEK BAŞINA DA MUTLU MUSUNUZ? : Kesinlikle hayır olamaz olamam..

    KONUŞABİLMEK LÂZIM : Umarım doğru kişiyi bulduğumda konuşma şansım olur! (Evlilik Öncesi Tabi Onu Kaçırmak İstemem!)

    FLÖRT NE İŞE YARAR? : Şu anki gençlik için ve tabiki benim içinde Flörtün anlamı farklı olabilir.(Yorumsuz)

    ONU İYİ TANIYIN : Elbette bir evin içinde yaşıyacaksak onu iyi değil mükemmel tanımam lazım tabi buda FLÖRT'te olucak! (Bidakka ya Flörtün anlamı kafamda değişmeye başladı!!)

    BİRKAÇ BİLENE DANIŞIN : Elbette ama şu zamanda gerçekten güvenebileceğim biri gerçekten çok iyi bir arkadaşımdır arkadaşlar taraf tutmaz ama elbette yakın taraffa bi kayma olur.. (Arkadaşlarıma kalsa ölene kadar evlenmiyeceğiz)

    ONUN AİLESİ NASIL PEKİ? : Şey Kem Küm Falan Filan Aile + Baba = Pompalı tüfek :D

    DOĞRU ZAMANLAMA : Ya ama haksızlık bu yaaa... ( BEYNİMİ YIKIYORLAR)(YORUM YOK)

    DÖRT DÖRTLÜK OLMALI MI? : Elbette benim için 4X4 olması iyi olurdu ama bu yazılar okadar arkadan vuruyorki kendimi tanımıyorum herneyse ama ya bana ayak uydura bilsin diyecem ama bu yazı böyle uzar gider.

    SÖZLEŞME YAPIN : Walla benim için mükemmel olur. Düşünsenize MADDE 12: Ahmet Haftanın her salı gecesi jakuzide 3 bayan arkadaşıyla Zuhaha.. Dediğim gibi güzel fikir ama ellbette bunu bi evlilik danışmanının yanında yapmak en mantıklısı olurdu..

    GENEL OLARAK AKLIMA GELMESSE EVLENMEM AMA BU DÜNYADA MUTLU OLMAK İSTİYORSAM EVLENMEM ŞART TABİ DOĞRU İNSAN VE SÖZLEŞMEYLE :D AMA BUNA SON NOKTAYI KOYARKEN ARTIK YAŞ SINIRININ BİRAZ DAHA AŞŞAĞIYA İNDİĞİNİ SÖYLİYE BİLİRİM..

    ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM TEKUSHİFUKA MİNNETTARIM.. :)
     
    Derya AKYILDIZ bunu beğendi.
  8. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    Sevgili Jimotoziki özet süper ama çelişkilerle dolu :(


    Jimotoziki nin KARNE sidir.


    EVLENMEYİ DÜŞÜNMEK : 6 :cool:

    EVLENMEK ŞART MI? : 8 :Skull-175 :ci:

    ÖNCE NE İSTEDİĞİNİZİ BELİRLEYİN : 10 :in:

    İDEAL BİRLİĞİ ŞART, AMA YETMEZ : 7 :)

    SEVGİ GEREKLİ, AŞK RİSKLİDİR : 5 :cool:

    TEK BAŞINA DA MUTLU MUSUNUZ? : 10 :in:

    KONUŞABİLMEK LÂZIM : 9 :in:

    FLÖRT NE İŞE YARAR? : 6 :vroam:

    ONU İYİ TANIYIN : 8 :bayrak:

    BİRKAÇ BİLENE DANIŞIN : 8

    ONUN AİLESİ NASIL PEKİ? : 9 :25:

    DOĞRU ZAMANLAMA : 10 :in: :winkenlux

    DÖRT DÖRTLÜK OLMALI MI? : 8 :box2:

    SÖZLEŞME YAPIN : 10 :sigaraici :7:


    Karne rengi : Mor


    Yüce Tekushifuka nın tavsiyesi: çok ılımlı bir yapısı var. ama hala çocuk
    ruhlu biraz daha zamana ihtiyacı var. şimdi olmaz zaten aklı oynaşta ehm..
    yani oyunda. zaman limitini sonuna kadar kullanmalı, çünkü anca karar
    verirebilecektir (35'i de geçmemeli:D) ama genel olarak iyi. istikbal vaad
    ediyor. iyi bir kılıb.. ehm.. yani şey ee.. eş olacağı kesin.daha fazla çalışması
    gerekiyor.


    Karne renkleri:
    yeşil : pekiyi (taktir)
    Mavi : İyi (teşekkür)
    sarı : orta (tavsiye)
    Mor : Umut var (karasız)
    siyah : zayıf (yapacak birşey yok)

    ***

    Ahmet cim seni gerçekten kutluyorum kardeşim süper geyiq yapıyorsun.
    sağol sayende moral depoladım. kendine iyi bak sevgiler.;)
     
    sGonzales bunu beğendi.
  9. sGonzales

    sGonzales Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    5 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    543
    Beğeniler:
    472
    Şehir:
    İSTANBUL/G.O.PAŞA
    Seviye:
    bENDE SANA ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM YAZILARINLA GERÇEKLERİ GÖRMEMİ SAĞLIYORSUN İYİKİ VARSIN SONSUZ TEŞEKKÜRLER TEKUSHİFUKA
     
    Derya AKYILDIZ bunu beğendi.
  10. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    Sağol Jimotoziki teşekkür ederim.
    sende iyi varsın. bunları söyleyecek,
    gösterebilecek birini bulmamı sağladığın
    için tekrar teşekkür ederim. ;)

    ya sahi ikimizden başka kimse yokmu ?
    forumda :( :D
     
  11. sGonzales

    sGonzales Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    5 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    543
    Beğeniler:
    472
    Şehir:
    İSTANBUL/G.O.PAŞA
    Seviye:
    Walla ya kimsecikler yok helarde kimseden ses seda çıkmıyor..!
     
    Derya AKYILDIZ bunu beğendi.
  12. Derya AKYILDIZ

    Derya AKYILDIZ Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.551
    Beğeniler:
    1.807
    Şehir:
    Ataşehir
    Seviye:
    Ahmet ile, geyikmi işte ne deniyorsa bilmiyorum. Ama iyi eğlenmişiz o zamanlar. Sesi çıkmıyor, sanırım evlendi.
     
  13. nazz

    nazz Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    12 Mart 2007
    Mesajlar:
    496
    Beğeniler:
    294
    Şehir:
    Ant
    Seviye:
    Paylaşamınız için teşekkürler,
    evliliği bir kez yaşamış ve ayrılmış biri olarak sadece şunu söylüyorum;
    uzun süre tanımakla alakası yok ve erken yaşta asla yapılmamalı,hayatta birçok şeye doyup ,anladıktan sonra olmalı diye düşünüyorum..

    sevgiler abim
     
  14. Önder Özdoğan

    Önder Özdoğan Onursal Üye

    Kayıt:
    25 Mayıs 2005
    Mesajlar:
    2.329
    Beğeniler:
    1.290
    Seviye:
    Paylaşım için teşekkür ederim Derya abi.

    Bu konuda fazla yorum yapmak istemiyorum kıssadan hisse "insana en büyük nimet (Akıl) verilmiş değerlendirmek bizlere düşüyor.

    Herşey gönlümüzce olsun..
     
  15. barhay

    barhay Aktif Üye

    Kayıt:
    28 Mart 2005
    Mesajlar:
    106
    Beğeniler:
    175
    Şehir:
    Eskişehir
    Seviye:
    Derya bey çok güzel bir yazı olmuş.. 1 defa okudum .. ama çıktısını alıp tekrardan okuyacağım.. Anlattıklarınız çok manlıklı, gerçekci, bir o kadarda ruhani, yani duygusal mantık .. Ben herhalde bu evlilik konusunda en çok korktuğum maddi konular dan ve aile uyumundan çok rahatsız oluyorum. Acaba kolay olan evlilikler mi yada mucadeleyle geçen başlangıcı zor olan evlilk mi ??
     
  16. çamurluk

    çamurluk Aktif Üye

    Kayıt:
    12 Eylül 2006
    Mesajlar:
    112
    Beğeniler:
    42
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    lafım meclisten dışarı kimseyi etkilemek istemem o hatayı 4 kere yaptım bi dağada yapmam gerçi 8 e kadar yolu var diolar ama ..by
     
  17. hulyaars

    hulyaars Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    20 Şubat 2007
    Mesajlar:
    464
    Beğeniler:
    233
    Şehir:
    ankara
    Seviye:
    bence insanların hatası evlendiği kişiyi değil kişiyle kurduğu bağı seviyorolması,o yüzden evlenirken ruhunuzu doyurabilecek birisi olmasına dikkat etmeli.Mutsuz olmaktansa özgürlüğümüzle yaşamak daha güzel..
     
  18. klavyem3

    klavyem3 Aktif Üye

    Kayıt:
    25 Şubat 2007
    Mesajlar:
    165
    Beğeniler:
    18
    Şehir:
    İST
    Seviye:
    EVLENMEYİ DÜŞÜNENLERE :Hayata bakış açısı ve kafalar uyuşursa neden olmasın

    EVLENMEK ŞART MI? :Şart ama hala bulamadım.bıktım artık.

    ÖNCE NE İSTEDİĞİNİZİ BELİRLEYİN : Söylediği gibi olsun güven versin yeter.davullar denk olsun.
    İDEAL BİRLİĞİ ŞART, AMA YETMEZ : kafaların uyuşması ideal birliği için yeterli.üç aşağı beş yukarı aynı dilden konuşmalıyız.
    SEVGİ GEREKLİ, AŞK RİSKLİDİR : sevdim aşık oldum ama yanılmışım.bana da böylesi rast gelir zaten:)

    TEK BAŞINA DA MUTLU MUSUNUZ? : kendimizi oyalıyoruz işte...bisikletle:)

    KONUŞABİLMEK LÂZIM : evet kesinlikle.açık olmak lazım sonradan problem olmasın.
    FLÖRT NE İŞE YARAR? : flört bi yere kadar evlenmek isteyen zaten belli eder kendini sündürmez..bayanların egosunu tatmin etmek ölümden beter.

    ONU İYİ TANIYIN : onu tanımak için flört sırasında doğal olmalı.iç dünyasındaki kepazelikleri istese çok iyi saklar ve bunu biraz zor tespit edebilirz bence.kaderde ne varsa çekilir.tanıyabileceğimi sanmıyorum.

    BİRKAÇ BİLENE DANIŞIN : bileni bulursam danışırım tabi.
    ONUN AİLESİ NASIL PEKİ? : Aile zaten ayna.aileyi bi gör yeter karşındaki nin ne olduğu..
    DOĞRU ZAMANLAMA :
    DÖRT DÖRTLÜK OLMALI MI? : istesen bile olmaz.ama olmasın ..evlilikte uygun seviyede tartışmada lazım.tekdüze olmaz.
    SÖZLEŞME YAPIN :bana uyar.
    bunada puan verin nasıl umut var mı:)
     
  19. Murat EVGİN

    Murat EVGİN Bisikletkolik

    Kayıt:
    9 Kasım 2004
    Mesajlar:
    1.015
    Beğeniler:
    1.063
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Bence umudun kırılmasın abi, ben istikrardan yanayım :)
     
  20. Karakartal Platton

    Karakartal Platton Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    31 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    763
    Beğeniler:
    180
    Seviye:
    Derya abi yine ilginç yazılarına devam etmiş.Gerçektan çok güzel bir yazı.Teşekkürler.