Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Et

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında SedatT tarafından paylaşıldı.

  1. SedatT

    SedatT Bisikletkolik

    Kayıt:
    11 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    1.072
    Beğeniler:
    1.203
    Şehir:
    İzmir
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14658959.asp?yazarid=249&gid=61
    Y.ÖZDİL

    Et


    Buğdayı dışarı satıyorduk.

    Buğdayı dışardan alıyoruz.

    *
    Mercimek o kadar çoktu ki bu memlekette, tüketimi arttırmak için TRT’de mercimekli yemek tarifleri filan verilirdi... Şimdi, dışardan alıyoruz.
    *
    Pirinci dışardan alıyoruz.
    Mısırı dışardan alıyoruz.
    Susamı dışardan alıyoruz.
    Arpayı dışardan alıyoruz.
    Baklayı dışardan alıyoruz.
    *
    Dünyanın en büyük yedinci pamuk ihracatçısıydık, bugün, dünyanın en büyük üçüncü pamuk ithalatçısıyız.
    *
    Akdeniz, Karadeniz, Ege.
    Türk havuzu, Marmara...
    Kalamar Hindistan’dan.
    Barbun Senegal’den.
    Ahtapot, İspanya’dan.
    Karides, Çin’den.
    Kalkan, Gürcistan’dan.
    *
    Suşi partisi yaptılar Meclis’te...
    Aşçı Filipinli.
    *
    Tütün öyle fazlaydı ki, depolara doldurup doldurup yakıyorduk...
    Şimdi, dışardan alıyoruz.
    *
    Yanlışlıkla elinden düşür...
    Pancar fışkırıyor topraktan.
    Sıvı şeker ithal ediyoruz.
    Antepfıstığını dışardan alıyoruz, antepfıstığını... Ceviz dışardan, badem dışardan, bal dışardan, elma dışardan,
    muz dışardan, en cüzel çay? İngiltere’den!
    *
    Sarımsağı dışardan alıyoruz.
    Ayçiçeğini dışardan alıyoruz.
    Fasulyeyi dışardan alıyoruz.
    Kepeği dışardan alıyoruz.
    *
    Ve, eti dışardan alıyoruz.
    *
    Titanik’in kaptanı, yolcuları güverteye toplamış, “Size bi iyi, bi de kötü haberim var” demiş... “Önce iyi haberi ver” demiş yolcular...
    “11 dalda Oscar alıyoruz” demiş!
     
  2. HaliliOzturk

    HaliliOzturk Onursal Üye

    Kayıt:
    3 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    7.283
    Beğeniler:
    9.860
    Seviye:
    Yılmaz Özdil'i çok severim, hem fikirlerina hem de düşünce-anlatım tarzına bayılırım.
    Ama aslında biliyor musunuz bunların hepsi iyiye işaret olabilirdi.

    Eğer doğru sanayileşme hamleleri yapılmış olsaydı...

    Ne yazık ki biz, büyüme ve gelişme konusunda aradaki basamakları atlamaya çalışıyoruz, halbuki bu işler böyle yürümüyor.

    Bakın bir kaç örnek veriyim, hoş gerçi bunlar aynı zamanda şu anda benim ders konularım.

    Japonya, 1970'lere kadar taklitçi, kopyacı, düşük maliyeti, düşük kaliteli üretim. Şimdilerde dünyanın en büyük makine, otomobil, elektronik eşya üreticilerinden birisi. Ancak üretimi kendi sınırlarında değil, onların işi sadece Ar-Ge yapıp patent çıkartmak. Ne de olsa çalışacak "amele" çok...

    Almanya, 1940'ların sonunda savaşın ardından yiyecek ekmeğin zor bulunduğu, bir ülke. Şehirlerinin çoğu ağır bombardıman ile haritadan silinmiş, silah sanayi olacağı şüphesiyle tüm fabrikaları yerle bir edilmiş bir ülke. Şu anda Avrupa kıtasında en çok patent çıkartan ülke, öyle ki ondan sonra gelen bir kaç ülkeyi toplayınca yine Almanya kadar etmiyorlar. Fabrikaların sayısı sürekli azalıyor, ama onların öyle bir dertleri yok, onlar patent çıkartıp bir yerde ürettiriyorlar.
    Peki tarım? Sürekli zarar ettiği için sadece devlet desteği ile ayakta duruyor çiftçi, ama hallerinden memnunlar (geçen yıllardaki süt krizini saymazsak.). Besin maddelerinin çoğu çevre Avrupa ülkeleri, özellikle doğu Avrupa ülkelerinden geliyor.
    Diğer gelişmiş ülkeler gibi burada da hizmet sektörü hızla büyüyor. Bedensel çalıştılar o bitti, makineleri çalıştırdılar o da bitti, şimdi zihinsel çalışıyorlar.

    Japonya ve Almanya'nın birbiriyle çok enteresan bir ilişkisi var, Almanya'dan Japonya'ya ve Japonya'dan Almanya'ya ihracedilen otomobil ve yüksek teknolojiil makinelerin tutarı neredeyse aynı... Yanlış hatırlamıyorsam çok çok az bir farkla Almanya önde, ama bu yıldan yıla değişiyor.

    Çin, bundan bir kaç yıl öncesine kadar dışa kapalı ekonomiydi, alınan bir kararlar "Get rich first" yani "önce zengin ol" politikası izlemeye başlayıp, inanılmaz bir hızla büyüdüler. Tabi ki bu politika halkın arasında müthiş bir gelir dağılımı dengesizliğine neden oldu fakat halkın kazandığı yine Çin'de yaşamaya yetiyor. Biz her ne kadar "Fakir halk, fakir ülke" diye bilsek de onları, aslında Çin şu anda dünyanın en çok dışa borcu olan ülkesi ABD'nin en büyük finansörü konumunda. Bir kaç milyar dolar dolar rezervleri var ki bu ABD'den sonra dünyadaki en büyük rezerv. Fakat onlar ABD'nin şu andaki ekonomik durumuna güvenemedikleri ve dolarda bir develuasyon korkusu yaşadıkları için Euro'ya ve özellikle Avrupa'da teknolojik katma değer yaratan firmalara ortak oluyorlar. Yani yakında teknoloji üretmeye de başlayacaklar.

    Hindistan, gerçekten çok fakir bir ülke. İş gücü Çin'den daha ucuz, fakat ellerinde kalifiye eleman sayısı çok az, eğitim sistemleri de problemli olduğu için bu açığı kapatamıyorlar. Ancak uğralıyorlar, Çin'in bundan bir 10-15 yıl evvelki halindeler. Hindistan'daki süper zeka çocuk sayısı, ABD'deki yetişkin sayısından fazla, onlar her ne kadar bunun üzerine yatırım yapsalar da ellerinde tutamıyorlar. Onlar da farkındalar, önce sanayileşmeleri gerekiyor. Şu anda ülkedeki en büyük sanayi sektörü tekstil.

    Peki biz ne yapıyoruz. Sıcak parayla, oynanmış enflasyon rakamlarıyla kendimizi avutuyoruz. Sonra borsalar sakata gelince ABD'nin borsası sallanıyor, Dolar her yerde değer kaybediyor ama bizim borsamızdaki sıcak para çekildiği için bizde doların değeri artıyor.
    Peki neden sanayileşemedik, sanıyorum bunun çok fazla nedeni var. Yakın geçmiştekilerden birisi bana göre Gümrük Birliği Anlaşması'ydı, hani Avrupa Birliği'ne gireceğiz dedik de gittik evvela Gümrük Birliği'ne girdik ya kefal gibi, o işte... Halbuki bizden başka yok AB'ye girmeden GB'ye giren.
    E aslında sadece ağır sanayide değil, tarımda da biz makineleşmeyi kaçırdık. Anadolu'ya güveniyorsak, tarıma güveniyorsak şu dünyanın sayılı tohum üreticilerinden olmalıydık biz aslında. Ama toprağında çalı çırpı bitmeyen ülkeler yüksek teknolojiyle en kaliteli tohumu ürettiler, sizin tohumunuza göre %100 fazla ürün veren, ama ürününden tekrar tohum alamadığınız tohumlar sattılar bize, daha doğrusu biz almak zorunda kaldık.

    Neyse çok uzattım, demek istediğim tarımın hakikaten bir noktada bitmesi beklenebilecek birşeydi belki, gelişmiş ülkelerde de durma ve/Veya bitme noktasına geldi ve geliyor zaten. Siz kendiniz için herşeyi üretmeye çalışırken, tüm dünya için (örnek veriyorum) tahıl üreten bir ülkeden daha verimli ve ekonomik olmanızı bekleyemezsiniz. Ama sizin de o sırada başka şeylerle uğraşmanız gerekir, sanayi hamlenizi tamamlamanız gerekir. Siz bir otomobil satıp, 100 kamyon tahıl alabilecek duruma gelebilirseniz varsın mısır Çin'den gelsin. Biz bunu yapamadık işte... Karşılığını üretemediğimiz halde aldık, halen de alıyoruz. Sürekli büyüyen bir cari açık var, daha nolsun... Allah yardımcımız olsun.
     
  3. Samet Şenel

    Samet Şenel Onursal Üye

    Kayıt:
    20 Nisan 2009
    Mesajlar:
    2.246
    Beğeniler:
    846
    Şehir:
    Eskişehir
    Bisiklet:
    Bisan
    Seviye:
    Ülkede zamanında yapılan birçok 'önemli' yatırımın engellenmesi,ülkenin başına sürekli bir şeyler kakılması ve bunları da seve seve yutmamız. Kimseye sesimizi çıkarmamamızdır bence buralara gelme nedenimiz. Gelişmekte olan ülke yani geri kalmış bir ülke olmaktan kurtulabileceğimizi hiç sanmıyorum bu kafayla gidilirse,başımıza böyleleri gelmeye devam ederse.. Türkiye kendi değerlerine sahip çıksa,şu lânet terör olayını toptan bitirebilse,gerekli yatırımlarını yapıp,eğitime önem verse, eminim bu ülkeyi tutabilecek güç kalmayacaktır. İhracatımız artıyormuş.. ee ithalatta aynı hızda artıyor ? Ne anladım ben bu işten ? O kadar ıvır zıvır işlerle uğraşıyor ki başımızdakiler birbirleriyle birşey yarıştırmaktan etrafta olup biteni umursamıyorlar bile. Bu kafayla gidilirse daha çok çok geç kalınacak,tren zaten kaçtı en azından peşinden koşalım..
     
  4. Yusuf Z. Şipal

    Yusuf Z. Şipal Onursal Üye

    Kayıt:
    14 Nisan 2010
    Mesajlar:
    1.793
    Beğeniler:
    1.348
    Şehir:
    Aydın, İzmir
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Çok basit bir nedeni var tüm bunların, İthal ikameci bir kalkınma stratejisinden, imalat sanayi güçlenmeden, üretim yapamadan İhracatın artırılmasına yönelik strateji diye uydurulan projeyi benimsedik. Açık pazar yapılmamız gerekiyordu, olduk. Olay bu, karma modele geri dönülmesi, içeride üretimin artırılmasına ve üreticiyi korumaya dönük yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Tabii bunları yapmak için müstevlilerin siyasi emellerini kendi kişsel çıkarları ile tevhid eden insanların bir an önce defedilmesi gerek. Biz yine de şimdilik her üründe 869 barkodunu arayalım.
    Saygılar
     
  5. Ali Menemen

    Ali Menemen Onursal Üye

    Kayıt:
    20 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.959
    Beğeniler:
    2.997
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    Kusura bakmayın ama:
    Mehmet Öz gibi bilim adamlarımızı ülkemizde tutamazsak, gençlere önem vermessek, eğitim yetersiz olursa, her önüne gelen üniversite okursa, Ar-Ge ye yeterli önem verilmesse, bilim ve teknoloji ihmal edilirse, yapılan buluşlara sahip çıkılmassa, iş yerine alınırken bilgi yerine akrabalık derecesine bakılırsa, forumda biri mesleğiyle ilgili konu açınca ona ters cevap veren olursa; daha çoooook dışardan mal alırız...

    Ayrıca bu yazarlar çok biliyorsa açsın kendine bir parti iktidara geçsin, kimi yazarlar bilgi için yazar, kimi yazarlar kışkırtmak için haydi hayırlısı Ali abinin (sadana) dediği gibi bu ülkede iki ayaklı kanserlerden korkacaksın ;)

    Yazarları okumaktansa açın bilim dergileri karıştırın; karıştırınki sorunu algılamayı öğrenip ona çözüm yolu bulun. "Et geliyor aman aman et geliyor vay be ihracatımız azaldı" demenin faydası yok
     
    İlyas ŞANLI ve Mustafa Tufan bunu beğendi.
  6. HaliliOzturk

    HaliliOzturk Onursal Üye

    Kayıt:
    3 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    7.283
    Beğeniler:
    9.860
    Seviye:

    Ali merhaba

    Öncelikle Mehmet Öz konusuna değineyim, Mehmet Öz benim bildiğim kadarıyla Türkiye'de hiç üniversite okumadı, Harward mezunu. Bunun anlamı bilim adamı olarak değil, bir genç olarak elimizden kaçırmışız onu... Ama bir de insan düşünüyor, acaba Türkiye'de kalsaydı, aynı şekilde başarılı olabilir miydi acaba? Bizim de yegane, çok başarılı tıp profesörlerimiz var, ama kabul etmek gerek biz biraz bilim üretmeye değil de, daha çok onu başarılı şekilde kullanmaya yönelmiş durumdayız. Dünya'nın sayılı göz doktorları bizim ülkemizde, ama o kullandıkları aletlerin hiç birisini biz üretmiyoruz. Garip bir denklem anlayacağın.

    Bak demişsin ki Ar-Ge'ye yeterli önlem verilmezse, bilim teknoloji ihmal edilirse, buluşlarımıza sahip çıkılmazsa ve işe alımlarda akrabalık derecesi önemli olursa. Bu saydıkların çok önemli şeyler, ama yapboza bu kadar yakından bakarsan eğer, bütünü göremezsin. Biraz uzaklaşırsan o yapbozdan, aslında Türkiye'de bu dediklerinin hiç birisine prim vermeyen belki de binlerce işletme olduğunu görebilirsin. Biz onlara "kurumsal" işletmeler diyoruz. Bak işletmenin ne kadar büyük olduğunun kurumsallıkla bir alakası yoktur, sakın bunu boyutla karıştırma, bu tamamiyle işletmenin başında olanlarla alakaslı bir durum.

    Biliyor musun, aslında bu köşe yazarları hakikaten çok biliyorlar, şaka değil... Gündemi takip eden, hayatını buna adamış fikir adamları var onların içinde. Tamam çapulcular yok mu? Elbette var, tıpkı diğer her sektörde olduğu gibi, ama "Köşe yazarı okuyacağınıza bilim dergisi okuyun" demek elmayla armudu karşılaştırmak gibi olmuş biraz.
    Siyaset apayrı bir dal, bir bilim dalı hatta. Ama gazetecilik ve köşe yazarlığı da apayrı bir dünya, çok biliyorlarsa gidip siyaset yapsınlar demek pek doğru değil. Siyasetçiler genelde çok farklı dallarda, bambaşka işlerle uğraşırlar. Köşe yazarları da bunları daha ufak parçalar halinde eleştirirler.

    Bilim dergisi herkes okuyamayabilir, herkesin ilgisini çekmeye bilir, işin dahası herkes anlayamayabilir, veya o ayki sayıda senin hiç mi hiç ilgin olmayan bir konu olabilir. Ama gazeteler öyle değildir, komik fiyatlara satılırlar, amaçları hergün olabildiğince çok insana ulaşmaktır. Köşe yazarları da bu gazeteler aracılığı ile halka, halkın anlayacabileceği bir dilden ulaşıp, sistemdeki aksaklıkları, çözülmesi gereken noktaları, eleştirilerini ve tabi ki güzellikleri anlatırlar.

    Kısacası onlar yönetim sisteminin eleştirel yapı taşları, "okumayın bu adamları, gidip bilim dergisi okuyun" demek onların emeklerine bir miktar saygısızlık olur.
    Aklında olsun, gazeteyi herkes okur, ama kimisi sonundan başlar, kimisi spordan, kimisi ilk 3 sayfasını okur, kimisi de köşesinden başlar...
     
    MertSayın bunu beğendi.
  7. Bedreddin

    Bedreddin Aktif Üye

    Kayıt:
    6 Nisan 2010
    Mesajlar:
    138
    Beğeniler:
    100
    Şehir:
    İzmir
    Seviye:
    Yılmaz ÖZDİL'i beğendiğini nasıl söyler bir insan, aklım almıyor. Hem de bir bisiklet forumunda Yılmaz ÖZDİL gibi bir adamın beğenilmesine üzüldüğümü söyleyebilirim. "Two size" olayını hatırlayan/bilen yok mu acaba hiç aramızda? Bunu hatırlayarak Yılmaz ÖZDİL'e "fikir adamı"* demek düşünce insanlarına saygısızlık olur bence. Geçenlerde kışkırtıcı bir yazısı daha olay oldu ama siyasal tartışmaya yol açacağından ona değinmiyorum bile. Şöyle bir bağlantı verip, iki konuda da hatırlatma yaparak geçeyim en iyisi.

    Bunun yanında, bu düzenin üzerine kurulu olduğu temeller sorgulanmalı öncelikle. Yoksullaştırmadan zenginleşme mümkün mü? Buna iyice bakılmalı. Kalkınma yöntemleri düşünmeden, bunun ahlaksallığı da tartışılmalı bence.

    Bir de, tartışmayla alakasız ama konu açılmış artık. Popüler bilim dergileri herkesin anlayabileceği dergilerdir. (Hatta popüler bilim yazımı bilim insanlarının hepsi tarafından başarılabilen bir şey değildir.) Dahası dünyayı anlamak derdinde olan hemen herkesin de ilgisini çekecek konulardan bahsederler. İnsanın ufkunu gerçekten genişletebiliirler ve özgür, akılcı bireyler yaratırlar. Bu nedenle keşke herkes bilimden zevk alacak şekilde eğitilmiş olsa diyorum bende. Çok basit ve güncel bir örnek vereyim. Evrim Teorisi'ni din tüccarlarından değil bilim insanlarından dinler ve anlarsanız, dünyaya bakışınız değişir. (Çok ilginçtir İslâm dini evrime çok benzer anlayışların din adamları tarafından üretilmesine binlerce yıl önce olanak verirken, bugün bilim insanları Türkiye'de kimi din tüccarları tarafından tehdit edilebiliyor.)

    * Ayrıca genel olarak köşe yazarlarından bahsederken, hele "o" değil "onlar" diyorsak "adam" nitelemesinin kullanılmasının cinsiyetçi bir dil alışkanlığı olduğunu söyleyebiliriz. Kişisel algılanmasın, toplumsal bir sorun ama değinmek istedim.