Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Bol ödüllü filmimiz: Beş Vakit

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında gatila tarafından paylaşıldı.

  1. gatila

    gatila Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    9 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    667
    Beğeniler:
    960
    Şehir:
    çerkezköy
    Seviye:
    Zaman geçtikçe ya da insan büyüdükçe düşünceleri, beğenileri değişiyor. Yani büyümeseydim de zaman geçtikçe bunlar değişirdi. Ama büyümenin ayrı bir katkısı oluyor elbet. Neyse, olayı fazla felsefeye kaydırıp konuyu dağıtmadan sadede girelim :)

    Aksiyon ve polisiye tarzı filmleri hiçbir zaman sevmemiş olsam da gençlikte izleyeceğim filmlerde bir hareketlilik arardım. Sinemaya konudan ziyade görüntüleri için giderdim. Fantastik filmlere her zaman bayıldım ve hala da favorimdir. Ama “sanat filmi” tabir ettiklerimizden koşarak uzaklaşırdım :) Kamera bir duvara bakarken birkaç saniye donup kalıyorsa, o anda benden düşünüp bir şeyleri anlamamı bekliyorsa yanımdakini dürterdim: “Kalk, kalk, kalk, gidiyoruz” :)

    Zamanla beğenim değişti, belki de olgunlaştı. Mesela Batman serisine bayılırdım ama yere göğe sığdırılamayan sonuncusunda (Kara Şövalye) tek beğendiğim Joker tiplemesi idi. Sırf onun için izlenilir, o ayrı. Şu beğenmediğim “sanat filmleri” ise özellikle son iki yıldır (yani yaş otuzu geçince, sihir gibi!) beni cezbetmeye başladı. Zaten diğer türler birbirini tekrar etmekten öte çok fazla bir şey koyamıyorlar ortaya. Hayatım boyunca bunlardan yeterince gördüm diyorsun ve filmlerin artık sana bir şeyler anlatmasını, yeni bir ufuk açmasını, ya da zaten bildiğin şeyleri tam bir sanatçı gibi ifade etmesini bekliyorsun.

    Ha, tek değişen ben değildim elbet. Ortaya koyulan ürünlerde de önemli değişiklikler oldu. Türk sinemasında harika yapıtlar ortaya çıkmaya başladı. Hani klasik söz vardır ya: “Türk sinemasının duayeni, Türk sinemasına büyük katkılar yapmış…”. Hadi ordan derdim, Türk sineması nereye gelmiş ki birileri büyük katkı yapmış olsun. Evet, ilk anda aklımıza gelecek büyük yönetmenlerin veya oyuncuların maalesef uzun yıllar boyunca Türk sinemasına pek bir katkısı olmamıştır. Tamam, imkanları kısıtlı idi ama yine de onlar da gereken özeni maalesef göstermediler. “O dönemin gereği buydu, biz de seks filmleri çektik” diyorsan zaten yıkıl karşımdan mümkünse. O dönemin gereğini politikacılar yapar, sanatçılar değil. İstisnalar elbet mevcut.

    Son yıllarda ise dikkate değer filmler çıkıyor. Birkaç yıl önce “Babam ve Oğlum” vardı mesela. Herkes bayılıyordu ve herkes ağlıyordu. Ben ise her zamanki gibi dudak büküyordum. Amaaan diyordum, Türk sinemasının en iyi filmi olsa ne olur! Bizim millet yine ağlamaklı bi film bulmuş, tadına doyamamış diyordum. Ama baktım ki bu sefer methiyeler bi hayli üst safhalarda, e dedim hadi gidip bi izleyelim bari. Mest oldum resmen. Konu muhteşem, görüntüler muhteşem, oyunculuklar muhteşem, yönetim muhteşem. Her yönü ile bir başyapıt. Ağladım da tabi :) Filmin sonunda babanın göğsünü dövdüğü sahne hala aklımda. Ne oynamıştı ama yahu! Bu arada Yetkin Dikinciler’den bahsetmeden geçemeyeceğim. Ben pek TV izlemem, hatta TV’m yok. Bu nedenle oyuncuları pek tanımam. Babam ve Oğlum’dan bir süre sonra Devlet Tiyatroları’nda Müfettiş isimli oyunu izliyorum. A ha dedim, ben bu müfettişi görmüştüm bi yerde. Yanımdaki hatırlattı, Babam ve Oğlum’daki kıt akıllı oğlan. Nasıl yani ya, dedim. Şu an karşımda gördüğüm olağanüstü karizmatik adam, nasıl olur! Olur tabi, gerçek tiyatrocu ise olur. Bi an karizmatik müfettiş olur, bi an yarım akıllı olur. Hem de ikisini de öyle bir olur ki, o rol o adamın üstünde sırıtmaz, oyuncu senin kafanda rolü ile yapışıp kalır. Aktörlere, şarkıcılara aşık olan kızlara sinir olurum; ama kız olsaydım Yetkin Dikinciler’e aşık olurdum, o kesin :)

    Uzatmayayım, dağıtmayayım diyorum ama nafile. Kusuruma bakmayın, bayramda yalnızım, anlatasım var, idare edin :)

    Gelelim şimdiki muhteşem filmimize: Beş Vakit
    Ben bu filmi her yönü ile anlatabilecek seviyede değilim, o donanımdan henüz çok uzağım. Ama yine de bayıldım ve bir şeyler yazmak istiyorum. Daha net yorumlar isteyenler lütfen ekşisözlük’e göz atsınlar. Filmi izledikten sonra, bakalım başkaları ne düşünmüş, kıytırık bi filmi beğenmiş olmayayım sakın diye ekşisözlük’e baktım. :) Beğenimde haklı olduğumu gördüm rahatladım; diğer yandan idrak etmekte aciz kaldığım ne kadar çok detay olduğunu anladım, kompleks yaptım :)

    Şimdi izninizle bu mesajı bitirip önce filmin kendi tanıtımını aktarayım, sonra ben bişeyler daha yazayım.
     
  2. gatila

    gatila Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    9 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    667
    Beğeniler:
    960
    Şehir:
    çerkezköy
    Seviye:
    [​IMG]

    Tür : Dram
    Gösterim Tarihi : 29 Eylül 2006
    Yönetmen : Reha Erdem
    Senaryo : Reha Erdem
    Görüntü Yönetmeni : Florent Herry
    Yapım : 2006, Türkiye , 110 dk.


    Oyuncular

    Özkan Özen (Ömer) , Ali Bey Kayalı (Yakup) , Elit İşcan (Yıldız) , Bülent Emin Yarar (İmam) , Taner Birsel (Zekeriya) , Yiğit Özşener (Yusuf) , Selma Ergeç (Öğretmen) , Tarık Sönmez (Çoban Davut) , Köksal Engür (Halil Dayı) , Tilbe Saran (Ömer Anne) , Sevinç Erbulak (Yakup Anne) , Nihan Aslı Elmas (Yıldız Anne) , Cüneyt Türel (Dede)

    Sert bir coğrafyada yüksek kayalıkların üzerine kurulmuş küçük köyün sakinleri, tıpkı toprak ve su gibi doğanın bir parçası olmuşcasına sakin ve doğal bir yaşam sürmektedirler. Tüm hayatları, mevsimlerin, toprağın, suyun, havanın ritmine göre şekillenir. Besin kaynakları da, toprağın ve besledikleri az sayıdaki hayvanın onlara verdiğinden ibarettir, daha fazlasından değil. Zamanı belirlemelerini sağlayan tek şey ise her gün beş vakit okunan ezandır.

    Tüm bu doğal akışkanlığın içinde, 12 yaşlarında üç çocuk, Ömer, Yakup ve Yıldız, beş vakte bölünmüş günleri birer birer eskiterek büyümektedirler. Ömer, babasından nefret etmektedir ve tüm kalbiyle onun ölmesini ister. Sadece istemekle kalmaz, kendince girişimlerde de bulunur. Yakup, genç öğretmenine aşıktır ve bir gün babasının onu gizli gizli gözlediğini görünce o da babasını öldürmeyi aklından geçirir. Yıldız ise bir yandan okumaya çalışmakta, bir yandan da annesinin üzerine yıktığı işlerle başetmeye çalışmaktadır. Böylece beş vakitler birbirini kovalar ve çocuklar da, sevgi ve nefret duyguları içinde büyümeye devam ederler.

    Kaç Para Kaç ve Korkuyorum Anne gibi filmleriyle uluslararası festivallerde yarışmış ve bir çok ödül almış Reha Erdem, Beş Vakit'in dünya prömiyerini 25. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde yaptı. FIPRESCI ve En İyi Türk Filmi ödüllerinin yanında, Adana Altın Koza Film Festivali'nde de En İyi Film dahil pek çok ödülün sahibi oldu.
     
  3. gatila

    gatila Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    9 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    667
    Beğeniler:
    960
    Şehir:
    çerkezköy
    Seviye:
    Film Assos’ta tipik bir Anadolu köyü’nde geçiyor. Köy, denizin biraz ilerisindeki tepelere kurulmuş. 7 yaşıma kadar farklı köylerde kaldım. Sonra taşındığımız küçük ilçe de pek çok köy özelliğini barındırırdı. Filmde tam da küçüklüğümün köylerini görmek benim memnuniyetimin temelini oluşturdu sanırım. Konu köye özel değil. Aynı konu farklı mekanlarda, farklı ortamlarda çekilebilir. Ama öyle olsaydı ben bu kadar beğenir miydim emin değilim.

    Köy kahvesi, yaşlılar meclisi, çobanı, ege’min köylü şivesi :), mütevazı kıyafetleri, çocukların ilk cinsel eğitimi olan çiftleşen eşekleri, çeşmesi vs vs ile tam bir Anadolu köyü. Ne bir eksik, ne bir fazla. Ev içlerindeki detayların da hepsi bende sıcak hatıraları uyandırdı. İşlemeli yastık örtüleri, ortak kaptan yenen yer sofraları, tavus kuşu resimli duvar halıları… Dümdüz muntazam betonarmeler yerine hayal gücünü uyandıran şekillere neden olan badanalı kerpiç duvarlar… Gösterişli konaklarda geçen dalaverelere değil, sıradan köylülerin sıradan yaşamlarına konuk oluyoruz. Dünya dönüyor, her gün beş vakit yaşanıyor, ama nesiller boyu insanlar sıradan yaşamlarına devam ediyorlar. Tıpkı babalarından gördükleri gibi.

    Evet, filme büyük bir beklenti ile gitmemek gerek. Bu ne demek ya şimdi, demeyin lütfen :) Tamam film güzel, ama siz beklentinizi büyük tutarsanız o keyif azalabilir. Büyük olaylar görmeyi beklemeyin, sadece şöyle farz edin: Bir köyde bir evin damına (biz damüstü derdik aslında) kurulmuşsunuz ve bu sıradan ve sıradan olduğu kadar harika olan köyün sıradan ve sıradan olduğu kadar harika yaşamını izliyorsunuz. Sadece izleyin ve tadını çıkarın. Hiçbir zaman aksiyon olmayacak! :) Yukarda biraz bahsettiğim bizden yaşamın güzel detaylarına odaklanın. Bazen bir inek doğuracak, bazen bir ev imece usulü onarılacak, bazen tarlada taş toplanacak, bazen keçi sağılacak. Hiçbiri asıl konunun direkt parçası değil, ama hepsi de bu filmin zenginliği.

    Peki konu ne? Ben de film boyunca hep bunu düşündüm durdum. Tamam, görüntüler çok güzel. Köye ait detaylar güzel. Müzikler güzel. Ama konu ne, ne anlatıyor? Şimdi baba çocuğuna kötü davrandı. Sonra eşekler çiftleşiyor. Peki ne anlatıyor? Şimdi baba oğluna tokat attı. Sonra inek doğurdu. Ama konu ne? Dede babaya bağırıp çağırıyor. Annesi ile babasının sevişmesini gören kız ağlıyor. Sonra ihtiyar heyeti toplandı. Çocuklar her fırsatta köyden kaçıp doğaya sığınıyorlar, orada huzur buluyorlar. Sonra yaşlı ninenin evi onarıldı. Herşey iyi , herşey hoş. Ama bir de ne anlattığını çözsem. Sonra bir sahne. Kızımız henüz bebek olan kardeşini taşırken ayağı takılıp düştü. Herkes toplandı, anne geldi kızına bağırıp çağırdı, bebek iyi görünüyor ama yine de hastaneye götürüldü. Herkes gidince kızımız bayılıp yere düştü ve babası gelip kızına sarıldı. İşte bu! Film aslında bunu anlatıyor. Bu kadar basit. Ebeveynlerin kendi ebeveynlerinden gördükleri gibi çocuklarına davranmalarını, babalık etmenin onu korkutmaktan geçtiğini sanmalarını, böylece yalnızlığa itilen çocukların huzuru köyün dışında doğada bulmalarını anlatıyor. Ne diye altında daha derin birşeyler aradı isem. Sanki ebeveyn-çocuk ilişkileri yeterince derin değilmiş gibi, sanki oedipus kompleksi yeterince derin değilmiş gibi.

    Tabi dediğim gibi ben filmi tümü ile yorumlayamam, ne anlattığını da tüm detayları ile göremem. Film bende bir ufuk açtı mı? Hayır. Haa, demek ki ebeveyn-çocuk ilişkileri böyleymiş, veya böyle olmalıymış dedim mi? Hayır. Ama ben çok güzel bir film izledim. Sıradan ve güzel bir köy, sıradan ve güzel insanlar, güzel çekimler, görüntüler izledim. Güzel bir yönetmenlik gördüm. Mest oldum ki bu kadar detaylı paylaşayım istedim.
     
    Arya, aytacaksoy, cruphasulie ve 1 kişi daha bunu beğendi.
  4. gatila

    gatila Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    9 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    667
    Beğeniler:
    960
    Şehir:
    çerkezköy
    Seviye:
  5. gatila

    gatila Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    9 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    667
    Beğeniler:
    960
    Şehir:
    çerkezköy
    Seviye:
    filmin sitesi: www.5vakit.com

    buradan aldığımız bilgiler:

    1) Beş Vakit, yılın en iyilerinden
    İngiltere’nin önde gelen gazeteleri The Times ve The Sunday Times’ın eleştirmenleri “Yılın En İyi 100 Filmi”ni belirledi. Beş Vakit listede ilk beşte yer alıyor. Reha Erdem’in yönettiği “Beş Vakit” filmi, “Yılın en iyi beş filmi" arasına girdi. İlk beşte yer alan diğer filmler ise Christopher Nolan’ın yönettiği “The Dark Night”, Matteo Garrone’nin “Gomorrah”, James Marsh’ın “Man On Wire” ve Paul Thomas Anderson’un yönettiği “There Will Be Blood”
    http://entertainment.timesonline.co.uk/tol/arts_and_entertainment/film/article5229263.ece

    (hangi filmlerin arasına girdiğine bakar mısınız)


    2) Reha Erdem imzalı ‘Beş Vakit’in senaryosu, ABD Sinema Sanat ve Bilimleri Akademisi Kütüphanesi’nin daimi koleksiyonuna kabul edildi. Oscar ödüllerini de veren Akademi’nin Kütüphanesi Margaret Herrick Library, dünyada sinema odaklı en geniş koleksiyonlarından birine sahip.
    www.oscars.org/mhl
     
    Arya, rockbu ve günkut bunu beğendi.