Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Bisiklet yazan Adam

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında çirkin tarafından paylaşıldı.

  1. çirkin

    çirkin Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    2 Haziran 2009
    Mesajlar:
    867
    Beğeniler:
    1.554
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Taraf gazetesinde perşembe günleri Aydan Çelik Şeytan arabası başlığı altında bisiklet ile ilgili köşe yazıları yazıyor. Forumda aradım bulamadım. Umarım bunun duyurusunu yapmak yasak değildir. Hep bisikletin geride kaldığından şikayet ederken günlük bir gazetede bisiklet ile ilgili bir köşe olması ne yalan söyleyeyim benim hoşuma gitti.
     
  2. krankmili

    krankmili Onursal Üye

    Kayıt:
    9 Haziran 2009
    Mesajlar:
    1.636
    Beğeniler:
    2.997
    Seviye:
    Sana bu mesajı başka yere taşımanı söyleyeceklerdir, ya da onlar taşırlar
    Güncel olaylar kısmına falan.
     
  3. Hasan Çağri

    Hasan Çağri Onursal Üye

    Kayıt:
    12 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    4.584
    Beğeniler:
    4.961
    Şehir:
    Bostancı, İstanbul
    Bisiklet:
    Specialized
    Seviye:
    Aydan abiye selamlar...

    Bunun ile ilgili bir konu açmıştım sanırım ama tazelenmesi iyi oldu... Doğru bölüme taşındı...
     
    çirkin bunu beğendi.
  4. Soner Sarihan

    Soner Sarihan Onursal Üye

    Kayıt:
    17 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    3.915
    Beğeniler:
    8.485
    Şehir:
    İznik
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Aydan Çelik, bisikletle ilgili düzenli ( haftalık ) yazan tek gazete yazarımız sanıyorum.
    Büyük tur ( Fransa vb. ) yarışlarında da yorumcu olarak dinliyoruz kendisini.

    Ağzına, kalemine sağlık.
    Bir kere İznik'e geldi ama görüşemedik. Umarım tanışma şansımız olur.

    Konu için teşekkürler.
     
  5. sadana

    sadana Onursal Üye

    Kayıt:
    19 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    2.268
    Beğeniler:
    2.592
    Şehir:
    Adana
    Seviye:
    Koş Semra Koş!
    Doğrusunu isterseniz bir an önce yazının başlığına geçmek istiyorum ama daha önce İspanya Turu/Vuelta’yla ilgili birkaç cümle kurmam lazım.

    Mayısta başlayan İtalya, temmuz boyu süren Fransa ve eylülde tamamlanan İspanya ile birlikte, büyük turlar serisi de sona ermiş oldu.

    Sezonun son büyük şampiyonu yine bir İspanyol, Alejandro Valverde oldu. İtalya ve Fransa turlarına katılamayan bu “Yeşil Fişek” oğlan, memleketinde üstün bir performans sergiledi ve altın mayoyu kaptı.

    Şimdi bütün gözler, çarşamba günü İsviçre’de, Mendrisio’da başlayan Dünya Yol Bisikleti Şampiyonası’nda. Başlıktaki konumuz da onunla ilgili zaten.

    Başlayalım:

    Aslında bu yazı aylar önce planlanmıştı.

    Başlığı bile aynıydı: Koş Semra Koş!

    Mart ayında gelmişti güzel haber: Türkiye ve Almanya Bisiklet Federasyonları ortak bir protokol imzalamış, işbirliği kararı almışlardı.

    Bu iş birliğinin belki de en verimli meyvesi Türkiye dağ ve yol bisikleti şampiyonu Semra Yetiş’in Almanya’ya transferiydi.

    Senem Güler ve Esra Kürkçü ile bitmeyen rekabetlerini hayranlıkla izlediğimiz bu yetenekli sporcu, Koga Miyata takımının üyesi olmuş, Türkiye bisiklet tarihinde bir ilki gerçekleştirmişti.

    Bu heyecan verici gelişme, Şeytan Arabası’nın konu listesine girmiş, bir kenarda yazılmayı bekliyordu. Dediğim gibi, başlığı bile hazırdı.

    Vivet Kanetti’nin Süreyya Ayhan’a ithaf ettiği Koş Süreyya Koş kitabından ilham almış bir başlıktı o.

    Kanetti, 2002’de yazdığı kitapta Süreyya’nın “koşusu”nun bu ülke kadınları için simgesel bir değer taşıdığını düşünmüş, başlığı da bu yüzden öyle atmıştı.

    Bu simgesel değer, hiç kuşkusuz mart ayında gelen Semra haberi için de geçerliydi. (Tarihin ironisi mi demek lazım bilmiyorum, Semra’da Süreyya gibi Çankırı doğumlu.)

    Bu niyetle, o günlerde Semra’yla internet üzerinden bağlantı kurmuş, küçük bir söyleşi yapmak istemiştim. Ne var ki o dönem bisiklet sezonu çok yoğun olduğu için söyleşiyi daha rahat bir zamana, daha ileri bir tarihe bırakmıştık.
    Heyhat! Zaman denen şu hız canavarı, yine her şeyi sollamış, en öne geçmişti. Ben daha Semra’yla Almanya günlerini konuşmayı planlarken, o sezon boyunca koştuğu yarışlarda bir sürü puan toplamış ve İsviçre’nin yolunu tutmuştu bile.
    Bir kaç gün sonra da, bir dünya şampiyonasında ülkemizi temsil eden ilk kadın bisikletçi olarak tarihe geçecek.
    Daha 22 yaşında olan Semra, hem Nuri Bilge Ceylan’ın deyimiyle “yalnız ve güzel ülkem”i gururlandıracak, hem de bisikletin sadece bir “erkek” sporu olmadığını gösterecek.
    Türk bisiklet sporunun 32 yıl süren Fetret Devri’ni, 2008’de Pekin’de yarışarak bitiren Bilal Akgül olmuştu. Semra ise yepyeni bir sayfa açıyor. Ve umuyoruz o sayfa kocaman bir külliyatın ilk cümlesi olacak.
    Semra’yı 26 eylül cumartesi sabah 10.30’dan itibaren Eurosport’tan izleyebileceğiz.
    Kalbimiz onun için atarken hep birlikte bağıracağız: Koş Semra Koş!
     
  6. sadana

    sadana Onursal Üye

    Kayıt:
    19 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    2.268
    Beğeniler:
    2.592
    Şehir:
    Adana
    Seviye:
    “Omnibus Viis Romam Pervenitur”

    Çare yok, yazının başlığı bu olacak: “Omnibus Viis Romam Pervenitur.” Bütün Yollar Roma’ya Çıkar. (Latincesini Wikipedia’dan buldum. Yanlışsa, günahı onun boynuna.)

    İtalya Turu’nun 100 yılını da idrak ettik. (100 diyorum ama aslında doğru değil. Her ne kadar 1909’da başlamış olsa bile, bugüne kadar 92 şampiyon çıkarmış bir organizasyondan söz ediyoruz. Nedenini tahmin eden var mı? Bravo! Aynen öyle: Giro, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları yüzünden sekiz yıl yapılamamış. Alın size savaş denen melanetle ilgili bir detay daha.)

    Bu yıl final etabı, teamüllerin aksine Milano’da değil, Roma’da yapıldı. Hatırlarsınız Milano kriteryumu bir Leonard Cohen ritminde koşulmuştu. (Bu arada, Baba İstanbul’a geliyor!) Roma ise bir dostumun tarifiyle Bohemian Rhapsody ritmindeydi. (Hey İtalyanlar, size sesleniyoruz: 100. yıl şerefine yaptığınız şu film serisinde Cohen’le, Queen’i unutmayın. Hatta Freddy, Galileo bölümünü söylerken bisikletçilerin Vatikan önündeki görüntülerini kullanırsanız nefis olur, bal-kaymak olur. Bakın telif filan da istemiyoruz. Maksat hizmet olsun)

    Gelelim sana aziz okur. Eğer o etabı izlemediysen çok şey kaçırmışsın demektir. Kaç yıldır bisiklet yarışı izlerim, böyle etap çok az gördüm. Bak şöyle anlatayım: Bisikletseverler arasında bir anket yapsak ve “Sizce bisiklet tarihindeki en önemli beş olay olay nedir,” diye sorsak, emin ol çok büyük bir kısmı 1989’da son etabı Paris’te koşulan Fransa Turu’nu sayacaktır.

    Bilmeyenler için kısa bir özet geçelim. Fransız Devrimi’nin 200. yıldönümünde Fransız Laurent Fignon, son güne kadar Amerikalı Greg Lemond’un 50 saniye önündeydi. 25 km.lik zamana karşı etapta Lemond akıllara ziyan bir süratle ‘Profesör’ Fignon’dan 58 sn. daha iyi bir derece yaptı ve 8 sn. farkla şampiyon oldu.

    Herkes ‘aynı şey 20 yıl sonra Roma’da olabilir mi?’ diye düşünüyordu. Zira genel klasman lideri Rus Denis Menchov, İtalyan Danilo Di Luca’nın 20 sn. önündeydi. Aslında Menchov zamana karşı etaplarda Di Luca’dan çok daha kuvvetliydi ama hayat kadar şaşırtıcı olan bisikletin ne yapacağı belli olmazdı.

    14,4 km.lik parkur tek kelimeyle büyüleyiciydi. Caput Mundi’de (Dünya’nın Başkenti) başka türlüsü olamazdı zaten. (Aynı şey diğer Caput Mundi, İstanbul için de geçerli)

    Başlangıç noktası Colezyum yakınındaki “Via Dei Fori Imperiali” idi. Buradan yola çıkan bisikletçiler kentin kuzeyine çıkacak, Tatlı Hayat filminin ünlü caddesi Veneto’dan geçecek, devamında İspanyol Merdivenleri’ni selamlayacak, oradan Popolo Meydanı’na inecek, Tiber’in gerdanlarından biri olan Margherita Köprüsü’nü aşacak, ardından Vatikan’a ulaşacak, San Pietro’yu teğet geçecek, oradan Cem Sultan’ın sürgün günlerini geçirdiği Melekler Kalesi’ni fon yapacak, aynı köprüyü aştıktan sonra Venedik Meydanı’nı geçip, Palatino’nun ardından Colezyum’a ulaşacaklardı.

    Denis Menchov, kural gereği en son çıkış alan sporcu oldu. Ondan önce çıkış alan ‘Katil’ Di Luca, Allah ne verdiyse basıyordu. Hatta ilk ölçüm noktasında Menchov’dan daha hızlı gittiği görülünce seyirciler arasında bir dalgalanma oldu. Di Luca, finişe yaklaşık 19 dk. sonra geldi. Şimdi herkes Menchov’u bekliyordu. Cool Rus, yavaş başladığı etapta giderek hızlanıyordu. Ama ne olduysa oldu ve bisiklet, finişe 1 km kala bir paten gibi ıslak parkede kaydı gitti. Menchov da dahil olmak üzere milyonlarca izleyici bir anda şoka girdi... Bir kişi hariç: Rabobank takımının cevval mekanikeri. Yerdeki Rus daha ayağa kalkmadan arabanın üstündeki yedek bisikleti aşağıya indirmişti bile.

    Yeni bisikletinin üstüne atlayan Denis, finişe geldiğinde, düşmesine rağmen şampiyonluğu Di Luca’ya kaptırmamıştı. Üç hafta boyunca sakin havasını koruyan bu yanıyla da organizasyon komitesinin pek benimsemediği Rus sporcu finişi geçtiği gibi başka bir ruh durumuna da geçti. Zagor gibi çığlıklar atmaya başladı. Başka türlüsü olamazdı zaten: Yere düştüğü an nabzının kaça fırladığı tahmin etmek çok zor bir iş değil...

    Adrenalin gelmişse cihane, ‘cool’luk filan bahane

    Böyle hoş yazılarını buldum.Bilgi için tşk ler.Umarım sizin için de hoşunuza gider.
    İyi Forumlar.
     
    sonEr´´ bunu beğendi.