Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Bisiklet ve öteki önemsiz şeyler...Ahmet Çakır ( Zaman Gazetesi )

Konu, 'Güncel Haberler' kısmında -Paşa- tarafından paylaşıldı.

  1. -Paşa-

    -Paşa- askssy

    Kayıt:
    11 Aralık 2009
    Mesajlar:
    1.028
    Beğeniler:
    613
    Şehir:
    Malatya
    Bisiklet:
    Specialized
    Seviye:
    Ahmet Çakır

    Bisiklet ve öteki önemsiz şeyler...

    Bu hafta köşemizde bir değişiklik yapmak istiyorum. Pek okunmayacağını baştan bildiğim önemsiz bazı konuları yazacağım.

    Elbette ki "Arda şimdi ne yapmalı?" ya da "Adnan Polat asıl yanlışı nerede yaptı?" gibi çok okunması garanti konular varken böyle işlere girişmek biraz akılsızlık olacak ama ne yapalım hiç değilse arada bir öyle olmakta da yarar var.

    Sporda şiddetle ilgili yeni yasa ve Avusturya maçında sahaya atılan maddelerle, rakip takımın ulusal marşı konusundaki terbiyesizliğin bir türlü önüne geçilemeyişiyle ilgili bir yığın konu da 'beni yaz, beni yaz!' deyip duruyor. Üstelik hepsi de gerçekten çok önemli. Olsun, hiçbirini yazmayacağım.

    Efendim, çarşamba ve perşembe günlerini Bisiklet Federasyonu'nun çağrılısı olarak Antalya'da geçirdik. Önceki yıllarda bisiklet yarışı yaptıklarını gördüğüm arkadaşlarımı kıskanmıştım. Bu kez ben de katılma olanağını buldum.

    Bu yaşımda hâlâ top oynadığıma göre banko kazanırım diyordum ama dereceye bile giremedim. Açıkçası bu konuda bazı kuşkularım var ama üzerinde durmayacağım. Gelecek yıla daha iyi hazırlanıp 60'ımda mutlaka kürsüye çıkacağım.

    Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu yaptığı önemli çalışmalarla bu sporun gelişmesine büyük katkı sağlıyor. Tabii işin medya ayağını da ihmal etmiyor. Kardeşi Kuddusi Müftüoğlu ile akrabası Kamil Abitoğlu gibi ünlü hakemlerimizin de desteği görmezden gelinemez.

    Ancak Türkiye'de öteki pek çok spor dalı gibi bisiklet de çok acıklı bir durumda. Bu konuda kulağımda kalmış şöyle bir söz var, durumu çok iyi anlatan: Türkiye'deki toplam lisanslı bisikletçi sayısı, Fransa'nın herhangi bir kasabasındaki kadar!

    Denize ve spora sırtını dönmüş bir ulus olarak yaşamanın zorlukları ortada. Bu iki alanda da çok büyük atılımlar yapmak gerekiyor. Bunda medyanın desteği de önemli bir yer tutuyor. Müftüoğlu bu bilinç içinde davranıyor ve çalışıyor.

    Gelgelelim, medyanın önemli bir bölümü ne yapsanız böyle şeylere kulak asmıyor. İğrenç birtakım transfer yalanları sayfalar dolusu verilirken, bisiklet ya da başka sporlarla ilgili çok önemli etkinlikler bile görmezden gelinebiliyor.

    Oysa 1960'lı ve 70'li yıllarda bisikletin gazetelerde tam sayfa yer aldığı günler olduğunu hatırlıyorum. Rahmetli Rıfat Çalışkan'ın fotoğrafının bulunduğu haber bir sayfayı kaplamış, öteki bütün haberler yarım sayfalık devam bölümünde verilmişti. O günden bu yana spor medyası olarak geçirdiğimiz değişimle övünmek pek mümkün görünmüyor.

    Bu kapsamda gazetem Zaman'la iftihar ettiğimi söyleyebilirim. Mehmet Tufan arkadaşımızın da çabasıyla orada yaşanan iki günü en iyi yansıtan gazete Zaman oldu. Mehmet hem yarışta kürsüye çıkmayı başardı hem de gazeteci olarak şampiyonluğu kazandı. Spor gazetesi olduğu ileri sürülen bazı yayınlarda ise olay kibrit kutusu kadar yer bulamadı.

    Her geçen yıl gelişen Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu'nda bu kez harika bir iş yapılacağı daha önce açıklanmıştı. Bisikletçiler yarışın başladığı İstanbul'da bu kez Sultanahmet turuyla sınırlı kalmayıp Boğaziçi Köprüsü'nü geçecekler ve böylece tur iki kıtaya taşınmış olacak.

    Biz de bununla ilgili yayınlar yerine rezil birtakım transfer yalanlarını çok önemli habermiş gibi yazmaya ve okumaya devam edeceğiz...

    Sporu gerçekten bilmek istiyor musunuz?

    Bu tür kitapları okurken hep aynı duyguyu yaşıyorum: Ne yazık ki okuması gereken insanların binde biri bile bu kitabı okumayacak. Bırakın okumayı, böyle bir kitabın varlığından haberleri bile olmayacak. Bitmedi, bunu da zerre kadar umursamayacaklar... Ne yazık ki böyle bir 'çölde' yaşamak zorundayız!

    Ahmet Talimciler spora en yakın bilimadamlarından biri. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Kurumlar Sosyolojisi anabilim dalı öğretim üyesi olarak görev yapıyor ve spor sosyolojisiyle ilgili olarak çeşitli çalışmalar içinde bulunuyor.

    Kabaca sporda şiddet diye adlandırabileceğimiz son çalışmanın içindeyken bir yandan da Sporun Sosyolojisi Sosyolojinin Sporu adlı kitabını yayınladı. Daha önce Türkiye'de Futbol Fanatizmi ve Medya İlişkisi (2003) kitabının yanısıra İnadına Göztepe, Kafsinkaf adlı derleme kitaplarına da önemli katkılarda bulunmuş biri Talimciler.

    Sporun Sosyolojisi Sosyolojinin Sporu kitabını herkesin okumasını istememin çok açık ve basit bir nedeni var: Bu memlekette milyonlarca insan bu kitabın içindeki konuları konuşuyor. Fakat nasıl konuşuyor? Futboldan anlama iddiası içinde, TV'deki yorumcuların basmakalıp değerlendirmeleri tekrarlanıyor.

    Bu kitapta ise genel olarak spor, özelde futbol ile ilgili herkesin mutlaka edinmesi gereken sahici bilgiler var. İşin ince yanı da burası. Memlekette çok az kişi bunları öğrenmeyi yeğliyor. Biliyormuş gibi görünmeye çalışmak çok daha büyük önem taşıyor.

    Talimciler adaşımız bu işe kendini adamış olanlardan biri. Bu kapsamdaki süreklilik taşıyan çalışmalarıyla öne çıkıyor. Talimciler, kitabını üç bölümden oluşturmuş. 1.Bölüm Oyun'dan Spor'a, Spor'dan İş'e adını taşıyor. Adından da anlaşılacağı gibi sporun doğuşundan bugüne gelinceye kadar geçirdiği değişim evreleri anlatılıyor.

    Sporun ne olduğundan başlayıp uluslararası spor örgütleri, modern olimpiyatlar, spor-medya birlikteliği, sporun endüstrileşmesi gibi sürekli konuşulan ama ne olduğunu pek az kişinin bildiği konuları öğrenmek isteyen herkesin başvurabileceği bir kaynak çalışma niteliğinde Talimciler'in kitabı.

    Sadece bu bölümü okumak bile Türk sporunun bugün içinde bulunduğu çıkmazı anlamamızı sağlayacak nitelikte. Çünkü Türk sporunun, Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet kurulurken herhangi bir politikasının bulunmadığı gibi basit ama çok önemli bir gerçeği öğrenebiliyoruz.

    Kitabın ikinci bölümünde Spor Sosyolojisi ve Futbolun Sosyolojik Temelleri irdeleniyor. Burada sporun değişik amaçlarla kullanılmasının sadece bize özgü bir durum olmadığını ve olamayacağını öğreniyoruz. "Sportif hareketlerin gösterişli ve teferruatlı bir kalıp içinde sunulması hem faşist hem de komünüst rejimlerin ortak özelliğidir."(J.Hoberman'dan aktarma, s.85)

    Kitabın üçüncü bölümünde Türkiye'de Futbol ve Futbolun Aktörleri konusu ele alınmış. Ülkemizde futbolun gelişiminden spor medyasına kadar bütün öğeler yetkin biçimde irdeleniyor. Futbolun geri kalmış endüstriyelleşmesinden bu işe mafyanın bulaşmasına kadar olayın bütün boyutları mercek altına alınmış. Televizyondan gelen yayın gelirlerinin bölüşülmesinden tutun da kulüp yönetimlerindeki arızalara kadar hiçbir nokta atlanmamış. Kısacası, konunun hemen hiçbir yönü atlanmadan ortaya sıkı bir çalışma konulmuş.

    (Sporun Sosyolojisi Sosyojinin Sporu, Ahmet Talimciler, Bağlam Yayıncılık, İstanbul 2010)