Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Bisiklet ve benIII(İlk aşk)

Konu, 'Genel Bisiklet Konuları' kısmında Derya Keçeci tarafından paylaşıldı.

  1. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    İlk sürüş.
    Ne kadar önemlidir o ilkler ve ne çok ilk vardır yaşantımızda…İlk aşk,tüm zamanların en popüler “İlk”’i olma özelliğini her zaman korusa da,sevgilinin dışında beslenen büyük tutkular da aşk sınırları dahilinde kaldığından,pek çok varlıkla ortaklaşa paylaşır kürsünün en üst basamağını.”Aşk” En iyi film dalında oscar alacak olsaydı,hiç kuşku yok ki “Bisiklet aşkı” da en iyi yönetmen oskarıyla dönerdi Los Angeles’ten.
    Bizim ilk aşkımız çoktandır torunlarına masal anlatmakta…Ya rüyalarımıza giren o ilk bisiklet?
    1974 te kalmıştık.
    II öyküde “Tornet” ten bahsetmiştim.Bahsettiğim tornet’i görsellerden bulamadım,oradakiler dört tekerlekli,bizim bahsettiğim “Scooter” tarzı iki tekerlekli (Rulmanlı).Basitçe çizdim…
    [​IMG]

    Hemen karşımızdaki boş arsada yapılan deneme sürüşleri başarıyla tamamlanmış,artık yola çıkmanın zamanı gelmişti.Gelmişti ancak bu süreci yakından takip eden çok önemli biri daha vardı:Annem…
    Bisiklete zerre kadar sıcak bakmıyor,düşersem neler olabileceğini en sert ve en acımasız cümlelerle kafama çaktıktan sonra,net bir dille “Gözümün önünden ayrılma” şeklinde,önümdeki harika dakikaları karartmasa da gri bir ton’a boyuyordu.Bu günlerde yola çıkılmalıydı ancak önce,aşılması gereken kartal gözlü bir kadın vardı ve çok iyi biliyordum ki,ilk denememde enselenecek ve “Zabartayı” yiyecektim.Annemin bisiklet ile ilgili öngörülerini “Gözümün önünden ayrılma” cümlesiyle tek bir ana başlıkta toplama sebebi,küçük ve çocuksu sabıkalarımın bir birikimiydi ancak her ikimiz de çok iyi biliyorduk ki,o arsadan yakında çıkılacaktı.Hem de çok yakında.
    Sizi bilmem ancak ben Annelerin “Sözde” değil “Özde” kutsal olduklarına inanıyorum.Bu güne kadar gizli saklı bir işe girişip Annem tarafından enselenmediğim tek bir örnek olmadı.Hatta bu konuda o kadar şanssızdım ki…
    bir gün,onun misafirliğe gitmiş olmasından yararlanarak Yenimahalle 6. Duraktaki evimizden İvedik dolaylarına sızdım.Bayılırdım evin çevresinden uzaklaşmaya zira bu da bir çeşit özgürlüktü.Yirmişerden 40 dk lık bir maç kesmedi,misketle “Baş” oynadık:Ütüldüm,canım sıkıldı…Saatin farkında değildim.İvedik caddesi boyunca Ragıp Tüzün’e doğru eller cebimde ıslık çalarak yürüyor,zaman zaman da yoldaki bir cismi,ilerideki hayali kaleye şutluyordum.Zaten üç beş dakikada bir vasıtanın geçtiği yıllardı,bu sebeple zaman zaman yolun karşısına geçip tekrar yürüdüğüm kesimine dönmek zor değildi.Okulun yakınındaki Pazar yerinde “Tek vuruş” oynayan iki çocuğu seyrediyordum.O sırada az ötede duran servis otobüsünü farketmemişim.Hatanın büyüğü…Oysa bu her zaman,çok uzaklarda iken bile tanımam gereken,geçiş saatlerinde güzergahında dolanmamam gereken bir otobüstü.Gayriihtiyari kafamı kaldırdığımda iki çift gözle burun buruna geldim:Annem ve Babam.
    Yaşım büyük olsaydı,pişkinlikle “Orada ne işiniz var” diye sorardım elbet ancak şimdi ,servis usulca hareket ederken ,orada ne işi olduğuna ilişkin, mantıklı ve çok geçerli bir sebep ya da sebepler zinciri bulmak zorunda olan kişi bendim.En azından,babamdan ziyade Annemin o son bakışı,olabilecekler hakkında oldukça açık bir fikir veriyordu.
    Gerisi malum…Çıkış yasağı.Ha çıkış yasağı ha hücre hapsi.Allahtan her Anne gibi bizim Annemizin de yüreği çocuklarına karşı yufka gibi de cezamız kısa sürüyor.Sonuç: “İd” “Yürü,kim tutar seni” diyor.Egolarım hareketsiz,süper egolarım ise o yaşlarda,olgunlaşmayı bekleyen ve olmadığını ancak ısırdığında anlayabileceğin ham bir ahlat gibi.
    O gün’ün hangi gün olduğuna karar verebilecek durumda değilim.En azımdan altımda dev bir iki tekerlekli çelik yığınıyla,”Ragıp Tüzün”’den aşağıya doğru kuğu gibi süzülürken,tüm bu saçmalıkları düşünmüyorum.Tek bir pedal basmadan “İvedik” ten sağa dönüyorum.İnişte kazandığım ivmeyle belki bir Elli metre daha…Sonra asılıyorum pedala.Kendime verdiğim bir iki saat’in henüz beş on dakikasını bile yememiş olmanın mutluluğu yüzüme de yansımış olmalı.”Çarşı” ya da “Akın” cd’lerinden birinden sağa dönüp bu “Firar”’ı sonlandırmam gerek,oysa ki gidon sağa dönmemekte kararlı…Hem daha 15-20 dakika ya olmuş ya olmamış…Devam ediyorum,yol dümdüz ve pedal çevirmekte zorlanmıyorum.Zaman durmuş gibi.Sadece görüntüler değişiyor.Artık hiç tanımadığım bir yerdeyim ve sanırım içimde hızla dolanan kimyasal da “Adrenalin”
    Sağ taraftaki sapsarı ekin tarlasını hatırlıyorum.Buradan geçerek hayvanat bahçesine gitmiştik….ve…
    Hasss….Ne yaptım ben? Gerçekten de o kadar uzaklaştım mı?Midemin üzerine garip bir ağırlık çöküyor.Gerisin geriye dönüyorum ancak yorgunluk, bir ok gibi hızla baldırıma saplanıyor adeta.Burası dümdüz yol.Ya eve çıkan yokuş?
    Bisiklet neredeyse durma noktasına gelmiş.Ta,uzaklarda okul binası gözüküyor.O da bir teselli.Bittim,duruyorum ve durdum.Ayağımı yere koymamla,diz kapaklarımın bükülüp yere yığılmam bir oluyor.Durduğum yerde bisikletin üzerime yığılması bir “Abi” nin dikkatini çekiyor.Ayağa kalkıyorum ancak yeni doğmuş bir tay gibi dizlerim eğilip bükülüyor.Ağlasam mı gülsem mi?
    Gün,o abinin imdadıma yetişmesiyle sona eriyor.Hasar yok,enselenmek yok.Bisikletin arkasında 4.Durağa geldiğimizde toparlanıyorum.”Tamam abi gerisini ben giderim” diyerek,babam servisten inmeden,annem de durumu çakmadan dönüyorum (!)
    İşte bisiklet hikayesinin o en önemli gününün hikayesi.Tıpa tıp aynısı mı bilinmez.Hafızamda o günlerden kalan parçalardan bu kadar bütün çıktı.Affola.
     
  2. Ferhat Köse

    Ferhat Köse Onursal Üye

    Yaş:
    40
    Kayıt:
    13 Şubat 2010
    Mesajlar:
    6.461
    Beğeniler:
    9.086
    Şehir:
    Eskişehir'de yaşıyor
    Bisiklet:
    Bisan
    Seviye:
    Abi yine döktürmüşsün 4 ü bekliyoruz.Bu arada Yenimahalleli olmasam da liseyi orada okumaktan kaynaklı anlattığın her sokak ve caddeyi iyi biliyorum gözümün ününde canlanıyor.Tornet Ankaralı olarak bizim cocukluğumuzun vazgeçilmezlerinden idi.babamın Sitelerde mobilyacı olmasından kaynaklı iki oyuncağım kaliteli olurdu birincisi tornet ikincisi kızak :) ben sana bir tornet resmi buldum bu biraz geliştirilmiş hali :)

    [​IMG]

    Uploaded with ImageShack.us

    Biz bunu arkada 2 teker önde tek teker olarak yapardık.Bu arkadaşınki kamyon sınıfına giriyor arkada çift dingil :)
     
    ProfessionaL ve Derya Keçeci bunu beğendi.
  3. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Sağol Ferhat kardeşim iyi bulmuşsun fakat o benim çizdiğim tornetin fotoğrafına rastlayamadım.Bilmiyorum sizin zamanınıza kadar uzadı mı o tornet (Hiç sanmam zira bizimki cilalı taş devri:)) Bu arada elektrikler gittiği için yanıt geç oldu,teşekkürler övgü için.
     
    Ferhat Köse bunu beğendi.
  4. Tolga Günsezer

    Tolga Günsezer Bisikletkolik

    Yaş:
    42
    Kayıt:
    19 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    1.256
    Beğeniler:
    1.106
    Şehir:
    Manisa / Sarıgöl
    Bisiklet:
    Whistle
    Seviye:
    [​IMG]
    By raistt73 at 2012-01-14

    Biz bundan yapardık arkada 2 teker :)
    Ama Alsancakta hiç yokuş yoktu o yüzden pek favorimiz olmadı tornetler.
     
  5. MuratHan

    MuratHan Bisikletkolik

    Yaş:
    46
    Kayıt:
    19 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    1.314
    Beğeniler:
    1.438
    Şehir:
    Alanya
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    Çocukluğum İstanbulda geçti. Zeynep Kamil'den Üsküdar'a inen yokuşu çoğu İstanbullu arkadaş bilir sanırım. O yokuşun dili olsa 30 sene öncesini anlatsa. :) Derya bey, çizmiş olduğunuz patenin orta bölümünde birde kapaklı kasası olanları olurdu. İçine hem eşyanızı koyar (genellikle çivi ve çekiç) hemde uzun bir yokuştan kayıyorsanız üstüne oturur keyifli bir yolculuk yapardınız. O yıllarda rulman bulmak zordu. Babam asker olduğu için ben pek zorlanmazdım atölyelerinde işe yaramayan eski rulmanları bana getirirdi. Neredeyse bütün bir mahalleye bu patenlerden yapmışımdır. Çocuk yaşta elimizde testere çekiç küçük bir paten filosu oluşturmuştuk. Yukarıdaki paten günümüzün kay kayları ile aynı özellikte. Birde bunların 4 ya da 5 kişi binebildiğiniz kalın tek düz bir tahta üzerinde 4 rulmanlı önde iple ve ayaklarınızla kontrol ettiğiniz modelleride vardı. Yokuştan kayarken korkunç ses çıkartıdı. Kısaca o yıllarda çocukluğun tadını çıkartmak paraya değil el becerilerinize bağlıydı.
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  6. Ferhat Köse

    Ferhat Köse Onursal Üye

    Yaş:
    40
    Kayıt:
    13 Şubat 2010
    Mesajlar:
    6.461
    Beğeniler:
    9.086
    Şehir:
    Eskişehir'de yaşıyor
    Bisiklet:
    Bisan
    Seviye:
    Konuya yazanlara bakıyorum da en küçük benim (35 yaş) bizden sonra sanırım bu işler yalan oldu :) zaten 1990 dan sonra artan tv kanalları, televizyon atarileri, atari salonları,comodore 64 ile başlayan bilgisayar oyunları ,yerlerine bina dikilen top sahaları,artan trafik ve okul baskıları giderek arttığından oyun sahaları dışarıdan eve ve kapalı mekanlara taşındı.Meyveyi komşunun bahçesinden değil buzdolabından yedik çin malı oyuncakların ucuz olması hayal güçleriyle yapılan oyuncakların yerini aldı.Cep telefonlarının artması her mahallede olan buluşma noktası duvarları ve ağaç altlarını kaldırdı.Sonra bu buluşmalar msn-facebook gibi sanal ortamlara dönüştü.Giderek masa başı gençleri yetişiyor.Bu dönüşümde bisikletine hala eski değerini veren ve her hava şartında evde oturmak yerine muhakkak bisikletine zaman ayıran bisikletforum üyeleri gerçekten çok kalite bir gençlik :)

    Abi sizin zamanınızdaki benim fotoğrafını koyduğum hale dönüştü :) ondan sonra tarihteki saygın yerini alıp bitti :) şimdi 15 liraya scoter satıyorlar :)
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  7. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Sanırım Doğancılar yokuşundan bahsediyorsunuz.Uzun yıllar Sarıyer ve Beykozda oturduk ve oraları gayet iyi bilirim.Bahsettiğiniz tornet sizin zamanınızda biraz daha geliştirilmiş olmalı.Rulman meselesini II. yazımda kısaca geçiştirmiştim zira iki tane rulman bulabilmek içinnasıl saatlerce dolaştığımı dün gibi hatırlıyorum.Benden bir önceki kuşak ta bir şeyleri bulmakta zorlanıyordu kuşkusuz; ondan bir önceki kuşak ise kim bilir nelerden mahrum büyüdü...
     
  8. CandanC

    CandanC Onursal Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    13 Nisan 2011
    Mesajlar:
    2.181
    Beğeniler:
    1.655
    Şehir:
    Ankara
    Bisiklet:
    Whistle
    Seviye:
    benim tornetim olmadı ama, tornet keyfi yaşayanlardanım :)
    kuzenin pişirdiği herşey bana da düşerdi :)
    bizimki ferhat'ın koyduğu fotoğraftakine benziyodu...

    derya abinin resimlerdeki bugünkü çocukların da çok kullandığı bi alet.
    ama tabi el yapımı diil... gidip hazır alıyolar.

    kızak ise.. gördüğüm kadarıyla şimdiki çocuklar kızak keyfini de doyasıya yaşayamıyo...
    kar yağdı mı, sabahtan çıkardık biz. akşama kadar sırılsıklam oynardık. şimdi bakıyorum, bi saat geçmeden,
    üşür bahanesiyle eve tıkıyolar çocukları.
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  9. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Az önce dışarı çıktım,şöyle bir karış kar var.Bir kaç sokak geçtim.Ne kartopu oynayan çocuklar ne de kardan adam yapan birileri.Anne babaları tv de haftasonu magazini,çocukları bilgisayarda oyun başında.Gayet açık:Hiç bir şey yapmadan yaşayan bir yığın insan.Yapmamakla kalsalar o da iyi.Pek çoğunun,o taytı neden giydiğimi pek merak ettiklerini biliyorum.Ya da -5/10 derece havada neden bisiklete bindiğimi...Bir uyuşukluk,bir rehavet,inanılır gibi değil.Kaplumbağa gibi kabuğuna çekilmiş,"Çıt" duyduğunda kafasını içeri sokan bir tayfa.Öte yandan,market kuyruğunda bile birbirinin boğazına sarılacak kadar öfkeli ve saldırganlaşmış insanlar.Haydi hayırlısı...
     
    M. KÖSELER, CandanC ve Ferhat Köse bunu beğendi.
  10. MuhammedErkan

    MuhammedErkan Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    22 Ağustos 2011
    Mesajlar:
    895
    Beğeniler:
    436
    Şehir:
    Sivas
    Seviye:
    Aynı duyguları paylaşıyoruz.
     
  11. MuratHan

    MuratHan Bisikletkolik

    Yaş:
    46
    Kayıt:
    19 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    1.314
    Beğeniler:
    1.438
    Şehir:
    Alanya
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    Toplumun şu anki durumu hepimizin tahmin edeceği gibi kişilerin birbirlerine güvenmemesinden kaynaklanıyor. Keza haksızda sayılmazlar. Bizim zamanımızda koca bir mahalle birbirini tanırdı. Yardımlaşma ve ziyaretler had safhadaydı. Kısaca her mahalle kendi içinde koca bir aileydi. Şu an mahalleyi geçtim, yıllardır aynı binada oturup birbirilerini tanımayan bir çok insan var. İnsanlar birbirilerine selam vermekten dahi korkar haldeler. Bu durumu tek bir sebebe bağlıyorum. Tüketim politikası. Ne zamanki bu ülkenin insanları tüketim bağımlılığına sürüklendi işte o zaman bizleri özel yapan değerler yavaş yavaş önemini yitirdi. İnsanlar gözlerine kestirdiği metalara ulaşmak için dostluklardan arkadaşlıklardan faydalanmayı yeri geldiğinde amacına ulaşmak adına dostluk ve arkadaşlıkları bir çırpıda harcamayı normal görür oldu.

    Derya bey, doğancılar yokuşu çocukluğumun geçtiği yerler, SUNAR sinemasının müdavimlerindendim. Bahsettiğim yol doğancılara henüz varmadan yaklaşık 2 km lik bir yokuş. Kıştan söz açılmışken; İstanbul'un kışı o yıllarda sert geçerdi kar nerdeyse diz boyuna ulaşırdı. Bildiğiniz tahta merdivenleri kızak yapıp en az 6 kişi geceleri yakuş aşşağı kayar yine o ağır merdiveni tepemize alır tekrar 2 km lik yokuşu çıkar eve dönerdik. Bunları tadanlar için o yıllar unutulmazdı.
     
    CandanC ve Derya Keçeci bunu beğendi.
  12. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Forumda onlarca örneği vardır.Biribirini hiç tanımayan insanlar,ortak bir tutkuyla bağlı oldukları bir değeri öylesine kardeşçe paylaşırlar ki,neredeyse tamamen kaybettiğimizi düşündüğümüz insanlığımızı adeta tekrar hatırlatırlar.Turlara çıkan bisikletçileri evlerine davet ederler,geçtikleri yerde onları karşılarlar,hiç tanımadıkları birilerine bisiklet ile ilgili bir yığın donanım yollarlar-Bunların dışında,paçavra haline gelmiş,ikinci değil 222. el ürünleri birilerine itelemeye çalışan bir grup daha vardır ki onları bisikletle asla bağdaştırmıyorum-İşte bisiklet bu yönüyle de sosyal bir görevi yerine getiren çok önemli bir unsur.Bisikletin doğasında sevgi ve mücadele vardır.Kötülük ve sahtekarlık barınamaz.Neden?
    Nedeni çok basit.Düzenbazlık sahtekarlık,fetbazlık,üçkağıtçılık,soygunculuk ve talancılığın tek bir ortak paydası vardır:En kestirme yoldan ve en kısa zamanda köşeyi dönmek.Yardımlaşma onların sözlüklerinde yoktur.Amaçlarına ulaşmak için ortaçağ "Makyevelistleri" 'ni kıskandıracak yöntemler geliştirirler.Bu karakterdeki birisinin ,bisiklet gibi her anı mücadele azim ve sebat ile geçen bir sporla ne işi olabilir ki.Onun bisikletle yapacağı tek şey,bir pundunu bulup,kilitlenmediği bir anda onu çalıp,üç otuz paraya saymak olur.Bisikletli kimi zaman asla yenileyemeyeceği bir iç lastiği,kimi zaman karşıdan esen sert bir rüzgarı,kimi zaman ise düşüldüğünde çekilen o acıyı paylaşan insandır.İşte bizim bisiklet aşkından anladığımız budur.
     
    CandanC bunu beğendi.
  13. CandanC

    CandanC Onursal Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    13 Nisan 2011
    Mesajlar:
    2.181
    Beğeniler:
    1.655
    Şehir:
    Ankara
    Bisiklet:
    Whistle
    Seviye:
    bugün kar keyfi için ben de dışarı çıktım.
    yukarıdaki cümle kalmış aklımda, gözüm sürekli oynayan çocuk ve kardan adam aradı.

    tek gördüğüm 40-50 cm. boyunda küçücük bi kardan adam oldu...

    oysa saat de oldukça geçti... hani erken saatlar olsa, 'çocuklar daha çıkmamış, öğleden sonra çıkarlar' diye düşünüp
    kendimi avutabilirdim... avutamadım :S
     
  14. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Hala kar yağıyor ve ben o kadarını bile göremedim...