Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Bisiklet Ve Ben IV -İstanbul'a dönüş

Konu, 'Genel Bisiklet Konuları' kısmında Derya Keçeci tarafından paylaşıldı.

  1. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Bisiklet ve ben IV (İstanbul’a dönüş)


    Evet...Ankara'daki sürgün hayatımız (!) 1976 yılında sona ermiş;o yılın eylül ayında ,Babamın tayini tekrar İstanbul'a çıkmış ve Beykoz'a taşınmıştık.On çeşmelerden, o meşhur "Şahinkaya yokuşu" nu çıkarak ulaşılabilen,dik bir kayalığın üzerine inşa edilmiş,Dört katlı bir binanın üçüncü katıydı yeni evimiz.
    Burada ,ortaokulun son sınıfını okuduğum Ziya Ünsel Ortaokulu ve meşhur Şahin hoca'yı anmadan geçemeyeceğim.Okul,dört bir yanı büyük ve çeşitli ağaçlarla çevrili,büyük bir koru'nun içindeydi.(Meşhur Abraham paşa korusu) Ziya Ünsel Orta Okulu dendiğinde ise hemen akla Şahin hoca gelirdi.Şahin hoca,bugün,Beykoz'da heykeli dikilmiş olan efsane bir beden eğitimi hocasıydı.24 Ocak 2010 da vefat etti Allah rahmet etsin.
    Beykoz'daki yıllar zordu.Zira ülke,dört bir yanında hızla artan anarşi ve terör olaylarıyla sarsılıyordu.Artık,üç beş sene öncesindeki gibi,nostaljik akşam gezintileri,açık hava sinemaları ve çay bahçesi muhabbetleri kalmamıştı.Eve sağ salim dönmüş olmanın bile "Çok şükür" le karşılandığı yıllardı.O yıllara ilişkin anlatılacak onlarca hikaye olsa da,bir tanesi var ki,gerçekten de anlatmadan geçmesi çok ama çok zor.Yeni bir aşk,yeni bir tutku:Motosiklet.
    Evet,o sıkıntılı yıllarda Meşhur Beykoz çayırında futbol oynarken,ortaçeşme'li bir arkadaşım sayesinde -ki "Yüzünden" demek daha doğru olur-motosikletle (Mobilet) tanıştım.Önceleri maçlardan sonra 10-15 dakikalık kiralamalarla başlayan alışkanlık,kısa zaman sonra "Hastalık" halini alacak,mahalle düğün ve kına gecelerinde bağlama çalarak kazandığım harçlıkların büyük bir bölümü,beykoz çayırına akacaktı.Açalım.
    Ben herkesin bir amaç uğruna yaratıldığına inanırım.Kim dünyaya gelmişse,bir sebebi vardır.Ya da olmalıdır:Sebepsiz,amaçsız bir yaşam yoktur.Doğaya inananlar için de,tanrıya inananlar için de geçerlidir bu.İşte,benim gerçeğim de Müzikti.Ritm çalgılarında usta bir arkadaşımla birlikte,özellikle Paşabahçe sırtlarındaki gecekondu mahallelerinde,kendi çapımızda bir şöhretimiz vardı.Para sorun değildi.Düğün olsun yeterdi.Hele hele bir kaç saat çalmak bizim için çocuk oyuncağıydı.Herhalde benim Ortaokula giderken kazandığım parayı,bugünün çocukları rüyalarında bile göremezler.
    İşte böyle.Bazen bir kaç saat,bazen de koca bir gün boyu sahnede ter dökerek kazandığımız paraları,yarım saat,bilemedin bir saatte motosiklete harcıyorduk ve elbette,o işin de bazı kuralları vardı:Çayır'ın etrafından dışarıya çıkamazsın.İşte dostlar.İleriki yıllarda çok daha güzellerini alıp binmek nasip olsa da,motosiklet ile o yıllarda yaşadığımız aşkın sonu da bu yüzden gelmişti.Aynı yerde dön dön dur.Bir yıl dayanabildik bu işe ve bıraktık.
    Bisiklet o yıllarda hala her yerde görebileceğiniz kadar yaygın değildi ve mahallede bisikleti olan birinin havası daima Bin beşyüz'dü.Ya bizim havamız?Bizim havamız en azından Bin beşyüz bir'di.Bir çalgıyı iyi derecede çalıyorsan,hiç bir arkadaşlık grubunun parçası olmak için çaba sarfetmen gerekmez.Bir çok şey senin etrafında şekillenir:Bir kumsal hayal edin.Bir ateş etrafında kümelenmiş gençler.İçlerinden biri gitar çalıyor,diğerleri de neşeyle ona eşlik ediyor.Yani? Yani,müzisyensen daima ilgi odağı olursun.
    Uzunca bir süredir motosiklet işi yüzünden bisikleti neredeyse unutmuş,okuldu,düğün-nişandı derken bir türlü bisiklet alacak zamanı bulamamıştım.Bunda,evimizin bırakın bisikleti,yürüyerek gelmenin bile insanı nefes nefese bırakacak kadar dik bir yokuşun sonunda olması kadar,Annemin,bu şeytan işine kesinlikle sıcak bakmamasının da etkisi vardı ve takdir edersiniz ki bu etki,doğadaki en büyük etkilerin bile üzerinde bir gücü ifade etmekteydi.
    Gerçekten de,on çeşmelerden başlayıp,evimizin bulunduğu şahinkaya yokuşunun sonuna kadar,bir Allahın kulunda bisiklet yoktu ve doğal olarak bu durum,benim hiç te leyhime değildi.
    İşte tam da o günlerde imdadıma bir arkadaşım yetişti.
    Taşınalı tam bir yıl olmuş,Ortaokul bitmiş,Paşabahçe Ferit İnal Lisesi yılları başlamıştı.Okulun "Halk müziği topluluğu" na girmem uzun sürmedi elbette ve burada tanıştığım bir arkadaşım sayesinde,yepyeni bir bisikletle tanışacaktım:Yol bisikleti.Daha sonraları "Benim" olacak olan o muhteşem "Şey" le arkadaşımın Kanlıca daki evlerinde tanışmış ve tutulmuştum.
    Selim,bağlama hastasıydı ve fakat henüz orta düzeyde bile çalamıyordu.Ancak Selim'in muhteşem bir bisikleti vardı.Ben ise o yıllarda bağlamaya "Şiir okutuyor"dum ve elbette bir bisikletim yoktu.Belli ki çok yakında Selim benimle bağlamayı,ben de Selimle bisikleti ilerletecektim.Bu aramızda hiç konuşulmadı.Varlıklı bir ailenin mütevazı çocuğuydu Selim.Bisiklete binmekten de çok hoşlanmıyordu.Önceleri günlük gezilerde kullanmaya başladığım bisiklet,artık neredeyse benim olmuştu.Şunu da ekleyeyim.Selim bağlama işini hiç ilerletemeden gitar işine girdi.Ondan da sıkılıp bateri aldı.İş bu raddeye geldiğinde genelde bellidir.Bir çok çalgın olur ancak hiç birini yeterince çalamazsın.Biraz ondan biraz bundan olmaz bu işte.Sabır sebat işin en temel prensibidir.Bir çalgının başına oturup katıksız Sekiz saat çalışabilecek kadar sabırlı insanların işidir müzisyenlik.İşte bu yüzdendir ki,bisiklet sporuyla diğer sporlardan çok daha yakındır birbirine.Bisiklet beni anlar,ben bisikleti.
    Müzisyenin hata yapma lüksü yoktur.İp cambazı gibidir müzisyen.Hata yapan düşer.Kaldırabileceği hata yüzdesi çok ama çok düşüktür.Tıpkı bisiklet gibi.Saatlerce aynı yeri çalışır durursun.Ya bir final sınavına hazırlanıyorsundur ya bir sahne göstersine ya da konsere.Bisiklet te öyledir.Saatlerce,saatlerce pedal çevirirsin.Bıkmadan usanmadan.Kimi zaman hava kararır ve arkandan hışımla geçen bir kamyonun rüzgarıyla sendeler,kimi zaman nereden çıktığını anlayamadığın bir köpeğin burnundaki ıslaklığı baldırında hissedersin.Hiç bir şey yıldırmaz seni.Çevirir durursun.O yolun sonunda kimi zaman kazanılacak büyük bir ikramiye,kimi zaman büyük bir kupa ve onur, kimi zamansa sade bir "Hoşgeldin" vardır.

    İşte dostlar "Bisiklet ve ben" böyle bir şey.En azından benim kadar eski.Hikayesi çokça yazılmıştır eminim.En azından,herkesin bir tanışma hikayesi vardır.Benim kadar eski olanların hikayesi elbette biraz daha dokunaklıdır.Zira artık bisikletle tanışmanın böyle dramatik hikayeleri yok.Sünnet olduğunda,dayının bile hediye alabileceği kadar ulaşılabilir bir varlıktır günümüzde bisiklet.Her halde uzunca yıllardır,hiç bir çocuk,benim ilk öykümde anlattığım,Kamil amcanın bisikletine sadece dokunup,pedalını çevirebilmek için verdiğimiz mücadeleyi vermek zorunda kalmamıştır.
    Bu yazı vesilesi ile bambaşka bir konuyu da yazımın sonuna eklemek istiyorum.
    Forumda karşılaştığım küçük büyük kimi dost gibi "Gerçeğim" (Bazı kişiler sanal biliyorsunuz)Adım ve soyadım peşpeşe yazılarak,popüler bir arama motorunda aradığınızda,ilk üç sayfanın büyük bir bölümünde acizane beni bulursunuz.Mizah,spor ve sanatla birlikte yaşadığım ve yaşattığım bir duygudur.Zaman zaman,bir konuya dahil olduğumda,küçük bazı espriler üreterek,konuyu da bozup sulandırmadan,fikrimi beyan ederim.Bu forumda olsun,başka mecralarda olsun,yazıdaki espriyi anlamayan/anlayamayan arkadaşların,bol ünlem ve soru işaretli tepkileriyle karşılaştım.Sizlere tavsiyem,okuduğunuz,yazdığınız ya da dinlediğiniz kişi bizim gibi Ellisine gelmiş;üstelik, ömrünün yarısı sanat ve eğitim Dünyasında geçmişse,bilin ki sizlerle paylaşacağı çok ama çok tecrübe vardır.Bir yazıdan anladığımız,o yazıda anlatılan gerçek düşünceden çok ama çok farklıysa,bunun sorumluluğunu o yazıyı yazana yüklemek yerine,"Hmm,belki de ben yanlış anladım...Dur bakalım,şunu bir daha okuyayım" demekte fayda vardır.Aksi taktirde,o hormonların dengesizleştiği dönemdeki yaşlara özgü,her şeyi bildiğini zanneden,her şeye hemen itiraz eden,haklılığını çığlık çığlığa savunarak karşısındakini ikna etmeye çalışan biri olur çıkarız.
    Evet dostlar."Bisiklet Ve Ben" serisinin dört yazısını da tamamladım.Daha yazılacak,anlatılacak ve paylaşılacak çok anı var.Zaman içinde sırası geldikçe,ortam buldukça umarım onları da paylaşırız.
     
  2. Ferhat Köse

    Ferhat Köse Onursal Üye

    Yaş:
    40
    Kayıt:
    13 Şubat 2010
    Mesajlar:
    6.461
    Beğeniler:
    9.086
    Şehir:
    Eskişehir'de yaşıyor
    Bisiklet:
    Bisan
    Seviye:
    İlk yorumu da ben yazayım Derya abi.Tekrar tekrar dördüncü kere ellerine sağlık, her yazın birbirinden güzel.Bu arada seninle birgün pedallayacağımızı biliyorum ama bunun yanına başka bir gün müziğini de dinlemek isterim fırsatımız olursa.
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  3. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    İkisi de bize uyar ferhat kardeşim.İnşallah,diyelim.
     
    Ferhat Köse bunu beğendi.
  4. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    "Ankara'daki sürgün hayatımız (!) ifadesinde yer alan ünlem,Ankara'da geçirdiğim yılları bir sürgün olarak görmediğimi vurgulamak içindi.Ankara'yı hep sevdim.İki yıl ortaokul,Dört yıl Üniversite ve yirmi dört yılı da meslekte geçen süre olmak üzere Otuz yılım burada geçti.Daha ne olsun.