Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Bir sevdayla başlar bisiklet...

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında Bahadır Gürel tarafından paylaşıldı.

  1. Bahadır Gürel

    Bahadır Gürel Onursal Üye

    Yaş:
    48
    Kayıt:
    7 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.864
    Beğeniler:
    6.452
    Şehir:
    Maltepe/İstanbul
    Adı:
    Bahadır Gürel
    Bisiklet:
    Geotech
    Seviye:
    Atilla Atay'ın kendi gözünden hayatına dair yazıları, videoları, tv konuşmalarına çok sık rastlamıştım. Ancak eşinin gözünden, hayatını bisiklete adamış birinin yaşamını okumak bana bambaşka bir görüş sağladı. Devamı geldiğinde paylaşırım.



    Şadiye ATAY ın kaleminden;

    Bir Sevdayla Başlar Bisiklet…

    Bu hikayeye küçükken yaşadığım hayatın bisiklet sporuna nasıl girdiğinin kısa hikayesi ile başlayacağım. 1966 yılında Malatya’nın küçük bir köyünde doğdum . Biz 6 kardeştik. Daha 3 yaşındayken babamızı zamanın tüberküloz hastalığından kaybettik . O zamanlarda köyümüzde ağalık sistemi vardı ve benim dedelerim köyün önde gelen ağalarındandı ve çok büyük arazilere sahiptiler. Gel zaman git zaman 1980’li yıllarda Karakaya barajının yapımıyla tüm arazilerimiz sular altında kaldı. Bu dönem içerisinde mal varlığı yüzünden tüm aile birbirine düştü ve kimi küs kimi de kavgalı olarak toprağa gitti. Çocukken gördüğüm bu manzaralar bana “para ve mal zenginlik bu ise ben bunu istemiyorum!” kararını verdirdi. Baraj yüzünden sular altında kalan köyümüzden taşınmak zorunda kaldığımız için Tarsus’ta yaşayan ablamın yanına gittik. Orada bir yıl kaldıktan sonra ablamın komşusu olan şimdiki eşimin amcasının kızıyla tanıştım. Zaman içerisinde Hülya ablayla aramızda bir samimiyet oluştu ve tesadüfen, eşim amcasının kızının evine geliyor ve benim onunla olan bir resmimi görüyor ve “kim bu kız” diye soruyor ve de böylelikle biz Atilla Atay ile tanışarak evlilik yoluna adımımızı atmaya başlıyoruz.

    1989 yılı, birbirimize verdiğimiz söz ve bisiklet sporuna ilk adım;
    Bisiklet sporunun ülkemizde hiç bir gelecek vaat etmediğini gördüğü için kendisi, hem spor hem de evliliğin çok zor olacağının farkındaydı. O, aza kanaat eden ve sürekli kamplarda, yurt dışında olacağı için arkasında bıraktığı eşinden emin olacak bir eşe kavuşmuş, ben de varlığın hiç de mutluluk getirmediğini gördüğüm için bana sadık, sözünün eri olan, saygılı, dürüst bir eşe kavuşmuştum. Bir eşten başka hiçbir şeyin hayalini kurmadım. Eşime olan tek şartım sevgi, saygı ve dürüstlüktü. Çok şükür 1989’dan bu yana ikimizde sözümüzde durduk. En büyük ortak noktalarımız sevgi, saygı, dürüstlük, iki tane çocuğumuz ve bisikletimiz oldu. Atilla bana evlilik teklif ederken Türkiye’de bisiklet sporu çok zor demişti, imkanlar kısıtlı demişti, bu yolda benimle var mısın? demişti. Bende sevgi saygı sadakat demiştim gerisi kolay demiştim ve Ailem bu evliliğe karşı olmasına rağmen, ben risk almayı ve radikal kararlar vermeyi cesaretimi de ekleyerek seven bir kişiliğe sahiptim. Hatta eşim bana hep şunu der ”seni gördüğüm o ilk gün ki kendine olan öz güvenin hiç gözümün önünde gitmemiştir.” : )))
    Eşimle evlendiğim yıl, 1989 yılında Konya Şeker Spor’da sporcuydu. 1990’da Konya’ya yerleşmeye karar verdik. Konya Şeker Fabrikası’nın misafirhanesinde bir hafta kaldık fakat, eşim çok cüzi bir maaş aldığı için aileden uzak kira ödeyerek bu kazancıyla geçinemezdik ve de bu arada kızıma hamileyim bir de çocuk olacak. Bununla geçinmek imkansızdı. Konya Şeker Sporda Davut Berber abimiz bizimle ilgilenmişti ama oda bu parayla işimizin zor olduğunu söylemişti bize.

    Mersin’e geri dönüş;
    Durum vahim, çocuk doğacak, ev yok, iş yok. Spordan gelen parayla geçinmek imkansız. Eşim çok başarılı bir sporcu ve tam sporun, başarının zirvesindeyken sporu bırakmak zorunda kaldı. Mersin’de küçücük bir bisiklet dükkanı açtık. Evimizi tutuk mutlu mesut geçinip gidiyoruz ama eşimin içinde hep bir eksik var sürekli bir yanı eksik, düşünceli... evliliğimizde çok mutluyuz ama eşim olması gerektiği yerde olamadığı içinde mutsuz oluyoruz. Bu dükkanı 2 yıl kadar işlettikten sonra eşimin mutsuzluğuna dayanamayarak “yine radikal bir karar verme zamanı geldi” dedim kendime ve eşime dedim ki “boşanalım, sen yurt dışına git, muhakkak ki bir kulüp bu kadar başarılı bir sporcuyu transfer eder.” ama işimi de şansa bırakamazdım… Böylelikle eşimle boşandık.

    O zamanlar yurtdışında kalabilmek için anlaşmalı evlilikler yapılırdı, para karşılığında… O kadar saf ve temiz duyguluyduk ki hakimin karşısına çıkarken bile el ele çıkıyoruz ve hakimden birde üstüne fırça yemiştik bu nasıl bir boşanma diye:) ve eşim bu konuyu kendi kulüp kaptanı Bülent Birson’a paylaştığı zaman Bülent hoca eşime şu cevabı vermiş “senin eşin ya çok cahil ya da sana çok aşık ve sana inanıyor ve güveniyor. Bu devirde hiç kimsenin eşi bu riski göze alamazdı.”

    Bülent Birson bu konuda eşimin yurtdışı davetiyesinde ve vizesinde kendisine yardımcı olmuştu. Eşimin vizesi çıkmıştı. Avusturya’da bir kulüpten davetiye gelmişti ve 1993’de Avusturya’ya ve oradan daha büyük kulüplere Almanya’ya gidecekti. İdeallerini gerçekleştirmek için yola çıkmıştı. Bende bu arada ailemin yanına Malatya’ya döndüm. Annem devamlı bana aynı soruyu soruyordu. “Atilla sizi ne zaman aldıracak?” Eşimin bize olan sadakatini, sevgisini ve bağlılığını bildiğim için kendi içimde bunun hiç bir zaman gerçekleşmeyeceğinin, bizi bırakmayacağının farkındaydım.

    Atilla gideli bir hafta olmuştu o zamanlar cep telefonu yok, köylerde telefon yok, ulaşım çok zor hatta imkansız gibi bir şey. Bir zaman sonra dayımın oğlu köye geldi ve beni Atilla’nın aradığını söyledi, beni alıp şehre götürdü. Atilla beni arayarak Ankara’da olduğunu ve ülkesinden, ailesinden uzaklarda asla yapamayacağını söyledi, yani bizsizliğe katlanamıyordu. Ben buna çok mutlu olmuştum. Çünkü artık kafasındaki soru işareti yok olmuştu. Tabiî olarak bu süreçte ekonomik sıkıntılar had safhalardaydı. Bu bizim için çok büyük önem teşkil etmiyordu ama zorluyordu. Dönüşünün ardından bir kaç hafta geçti, sıkıntılar iyiden iyiye arttı. Ev derdi, kira ve çocuk var geçinmek lazım, yaşamamız lazım. Atilla başladı kara kara düşünmeye ve evden çıkarken bana “akşam eve gelmeyeceğim” dedi ve gitti… Buna ihtimal bile vermedim ama gerçekten o akşam eve gelmedi.

    Komşunun kapıyı çalmasıyla uyandım. “Atilla telefonda diye seni istiyor” dedi bana. Yerleşmek için aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz İstanbul’daydı. Buraya yerleşeceğimizi ve artık burada yaşayacağımızı söylediğinde dediklerine inanamamıştım ama hepsi gerçekti… ve böylelikle İstanbul maceramız başlamış oldu …

    İstanbul;
    devam edecek…
     
    emrah9700, caner ünsal ve Enes Dökmen bunu beğendi.
  2. Hayrettin

    Hayrettin CCX'sel üye

    Kayıt:
    4 Ağustos 2015
    Mesajlar:
    534
    Beğeniler:
    537
    Şehir:
    İstanbul
    Adı:
    Hayrettin
    Bisiklet:
    Salcano
    Seviye:
    Hocam 1 ay olmuş nerede acaba devamı?
     
    Bahadır Gürel bunu beğendi.
  3. geziniyo

    geziniyo Üyeliği iptal edildi

    Kayıt:
    9 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    3.598
    Beğeniler:
    6.936
    Seviye:
    @Bahadır Gürel Şadiye hanım facebookta paylaştığında okumuştum, çok da hoşuma gitmişti... :) Devamını yazmadı henüz bildiğim kadarıyla...
     
    Bahadır Gürel bunu beğendi.
  4. Bahadır Gürel

    Bahadır Gürel Onursal Üye

    Yaş:
    48
    Kayıt:
    7 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.864
    Beğeniler:
    6.452
    Şehir:
    Maltepe/İstanbul
    Adı:
    Bahadır Gürel
    Bisiklet:
    Geotech
    Seviye:
    Bizi daha fazla kıramamış dün devamını yazmış :)

    Atilla İstanbul’dan beni aradı, orada bir kafe devir aldığını ve artık oraya gelmemiz gerektiğini anlattı. Yaklaşık bir, iki ay sonra 4 yaşına gelmiş olan kızım Berrin ile birlikte sahip olduğumuz bir iki parça eşyamız, biriktirebildiğimiz az karar paramızla İstanbul’a geldik.

    Atilla Üsküdar’da bodrum katta küçücük bir ev tutmuştu, bende hayatımda ilk defa bir bodrum katı görüyordum. Hep filmlerde izlediğim gibi düşündüğüm için İstanbul bana kocaman, korkutucu bir şehir olarak geliyordu. Her zaman duyduğumuz gasp, kaçırma olayları, hayat pahalılığı gibi şeyler beni çok korkutuyordu, ne de olsa küçük bir yerden devasa İstanbul’a gelmiştik. Geldiğimiz ilk gün kızımla birlikte korka korka evde Atilla’yı bekledik. Neyse ki akşam saatlerinde geldi. Konuşmamız yine onun bisiklet sevdası üzerineydi. Kafe işletmeciliği yapmak istemiyordu ve nihayetinde ben kafeyi işletmeye o da işe kendi eski kulübünden başlayarak bisiklete geri dönmeyi hedefledi.

    Çok zor günlerdi, 4 yaşında ki kızım ile minibüs parası vermemek için ister istemez onunla Üsküdar’dan Bağlarbaşı’na yürümek durumundaydım. Üstüne kafe işleri, içli köfte hazırlamak için uğraşlarım vs. vs. Bunlara rağmen kafeden fazla bir gelir elde edemiyorduk. Sıkıntılar içerisinde bir yılı böyle atlattık. Bu bir yıl içerisinde de oğlum Batuhan’a hamile kaldım… gelen rıskıyla gelirdi…

    Çevremde ki insanlar bu kadar sıkıntı varken nasıl böyle bir işe kalkışabildiğimi sorup durdular.Doğru riskti, risk almayı seven bir insanım ama inancı da olan bir insanım. Dediğim gibi “gelen rıskıyla gelir” di.

    Öylede oldu. Batuhan daha doğmadan Üsküdar’da ki o küçük evimize yakın bir yerde küçük bir bisiklet dükkanı açtı Atilla. İşlerimiz de beklediğimizden iyi gidiyordu. Batuhan bize şansı ile geliyordu.

    1997 yılında oğlum Batuhan aramıza katıldı, yokluğu artık pek takmıyorduk, birbirimize yetiyor, çocuklarımızla mutlu vakit geçirebiliyorduk, daha büyük bir zenginlik yoktu bizim için. Yine bu dönem içerisinde Atilla ilk bisiklet gurubunu kurdu. (1996) Bu ilk kurulan gurup Atilla’nın o zaman ki takım arkadaşlarından Selim Özyaşar ve yine o zamanlar yeni tanıştığı Tarık Gül, Gazi Bilir, Ertuğrul Gabalı, İdris Erdem, Oğuz Özçelik ve Burç Deniz arkadaşlarımız ile kuruldu. Herkes o kadar sevgi doluydu ki inanılmazdı. Dükkana 20mt mesafede olan o küçük eve hepimiz toplanırdık ve çiğ köfte partisi yapardık. Bütün malzemeleri aralarında bölüşür alırlardı. Aramızda o ara en zengin kişi Selim olduğu için eti ve profiterolü ona yüklerdik. Bütün işciliği de Tarık’a yüklerdik.

    Böylece Atilla Bisiklet Takımı o zamanda kurulmuş oldu. O zamanlar başka da gurup yoktu zaten. Unutmayacağım tek bir şey var ki; kurulan bu ilk gurubun maneviyatını asla unutmayacağım, bizim için adeta İstanbul’da seferber oldular. Özellikle İstanbul’a geldiğim ilk gün beni karşılayan, evime eşyamı yerleştiren, 17 yaşından bu yana yanımızda olan artık çocuğumuz saydığımız ve yılların emeğini taşıyan Tarık Gül’ün üzerimde hakkı çoktur. Atilla Bisiklet’in de her zerresinde emeği vardır. Bu kadar eskiye dayanmasa da Atilla Bisiklet’in ayağa kalkıp yürümesinde ve ilerlemesinde kimsenin bilmediği arka planda Gazi Bilir,Ertuğrul Gabalı, Murat Baydemir, Serkan Telyakar ve Emrah Ayyıldız’ın emekleri anlatmakla bitmez. Hiçbir getiri gözetmeden canla başla bu insanlar, bu oluşum için, bizler için çok emek harcamışlardır. Hepsine sonsuz teşekkürlerimi sunarım hakkınız ödenmez dostlar.

    Bu ekip öyle bir ekip olmuştu ki maneviyatlarını yıkmak mümkün değildi. 1998 de hiç aklımıza gelmeyecek bir şey oldu. Bir elektrik kontağı yüzünden dükkanımız kül oldu. Bu olduğu zamanda ben Mersin’deydim ve haberi oradayken aldım. Haberi aldığımda adeta yıkıldım, o kadar sorumluluk, iki tane çocuk, evin kirası vs. vs. kafamın içerisinde fırtına gibi oradan oraya uçuyordu. Buna rağmen eşime şunu söyledim “cana gelecek olan mala gelsin düşünme, yeniden yaparız…” Zor oldu ama yapabildik de. Komşunun kestiği ağacın kuru dallarını toplayıp sobada yakarak evimizi ısıtmaya çalıştığımız dönemde eşim hem bizi idare etmeye çalışıyor hem de zar zor kurulan takımı tek tipliliğe büründürebilmek için paranın büyük kısmını şapka ve formalar için harcıyordu. Amacımız buydu, bisiklet kültürünü ve bisikleti bir yere getireceğiz diye söz vermiştik birbirimize… Bu da oluyordu.
    O sene içerisindeki Bisiklet Federasyonu yarışmasında toplantı salonunda örnek takım olarak takdim edildiler.

    Uzun süren bu mücadele yılları içerisinde, 20 yıl boyunca Atilla aklınıza gelebilecek her kapıyı çaldı, hemen her firmaya danıştı, anlattı. Bir bisiklet takımına yapılabilecek sponsorluk ile firmalara çok büyük reklam getirilerinin olabileceğini anlatmak için didinip durdu. Gecesi gündüzü belli olmadan devamlı çalışsa da firmaların bunun önemini anlayabilmesi yaklaşık 20 sene sürdü.

    Zorlu ve uzun süren bu 26 yıllık yolculuk meyvelerini son birkaç senedir vermeye başlasa da ülkemiz için halen çok yavaş işlemekte ve ilerlemektedir.

    Bu yolda ilerlerken sevgimiz ve birbirimize olan inancımız bu yolu sağlam adımlar ile kat etmemizi sağladı. Umudunuzu asla yitirmeyin ve hayata her zaman olumlu olarak bakmaya devam edin, o da size vakti geldiğinde bakacaktır.

    Bundan sonraki konuları sizlere bizim yaptıklarımız ile değil sahip olabildiğim bilgim ve edinebildiğim tecrübeler ile aktaracağım.

    Devamı gelecek dostlar.

    Saygı ve Sevgilerimle.
    Şadiye ATAY
     
    emrah9700 ve Hayrettin bunu beğendi.