Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Bir Bisiklet Gezisi Günlüğü-Özhan Özdil

Konu, 'Şehirlerarası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında Gürsel A. tarafından paylaşıldı.

  1. Gürsel A.

    Gürsel A. Bisikletkolik

    Kayıt:
    10 Eylül 2004
    Mesajlar:
    1.403
    Beğeniler:
    2.248
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Bir Bisiklet Gezisi Günlüğü
    Önsöz
    Yaklaşık on altı yıl önce, oğlum Güney’le birlikte, İzmir’den başlayıp Bodrum’da bitecek olan bir bisiklet gezisi için İstanbul’dan yola çıkmıştık. O zaman ben 35 yaşındaydım. Güney ise sekizinci yaşına daha yeni girmişti. Kafalarımız uyumluydu ama fiziksel yapımız görünüşte çok uyumsuzdu. Bisikletlerimizi sürerken aramızdaki uyumu sağlayabilmek en önemli sorunlardan biriydi. Bu sorunu en aza indirebilmek amacıyla kendime tekerlek çapı 40 cm. olan, yüksekliği ayarlanabilen, beş vitesli, katlanır bir bisiklet almıştım. Güney’inki altı vitesli bir çocuk bisikletiydi. Tekerlek çapı benimkinden daha büyüktü (51 cm.) ve benden daha hızlı gidebiliyordu. Yükümüzü en aza indirmiştik. Fotograf makinası taşımadığımız için bu geziden hiçbir görüntü yok. Gezi boyunca tuttuğum notları küçük (8 12 cm.) bir cep defterine tükenmez kalemle yazmışım. Tümü yüz on sayfa. Sıklıkla yediklerimizi ve özellikle içtiklerimizi not etmişim. Bunun nedeni sıcak hava ve sürekli güç tüketimi nedeniyle aşırı su yitirmemizdi.
    İnsan, yaşadıklarını yıllar sonra bir “anı” biçiminde yazabilir. Günlüğün ayrıcalığı ise, kuşkusuz, eylem sırasında ya da eylemin gerçekleştiği gün içinde yazılmış olmasıdır. Bir başka deyişle, sıcağı sıcağına... Günlüğün dili, arılık bakımından on altı yıl önceki dilimin özensizliğini yansıtır. Kuşkusuz bu özensizlikte yol yorgunluğunun ve çabukça not almanın da payı olabilir. Ancak, ben, deftere yazdığım notları, hiçbir düzeltme yapmadan, özgün biçimiyle aktarmayı yeğledim ve açıklama yapmayı yararlı gördüğüm yerlerde ek bilgileri yatık yazı ile belirttimÖzhan Özdil
    27 Ocak 2006 / Kartal, İST.
    .[​IMG]


    18 Haziran 1990
    Kadıköy saat 23:15

    Yolculuk başladı.
    Bisikletlerle rıhtıma indik.
    20.000 TL karşılığında zar zor bisikletleri otobüsün bagajına yerleştirdik.
    Muavin bu iş için 50.000 TL ödememiz gerektiğini söyledi.
    Kuruyemişçiden kayısı aldık.
    Ben bir maden suyu içtim.
    Tek endişem (şimdilik) paramızın planladığımız yolculuğa yetmemesi.
    Gidebilirsek Bodrum'a kadar gideceğiz.
    İlk hedef İzmir-Gümüldür.
    Eşyalarımızın tümü için Güney'in sırt çantası yeterli oldu.
    Otobüs hareket ettikten kısa bir süre sonra Güney uyudu.





    Sabah saat 5'de kahvaltı için Akhisar'da yarım saat mola verdik.
    Güney, kahvaltıdan sonra İzmir'e kadar uyudu.

    19 Haziran 1990 Salı

    Sabah saat 7:15'de İzmir'e vardık.
    Gümüldür otobüsünde bisikletler için sorun çıkmadı.
    Bilet fiatı bir kişi 5000 TL.
    7:45'de hareket.
    Saat 9:30'da Özdere'de Kardeşler Pansiyon'a yerleştik.
    İkimiz için 25.000 TL.
    (Bisikletli gezi, Özdere'den başlamış oldu. Bundan sonra
    gittiğimiz her yere bisikletlerimizle gittik.)
    Gümüldür'e yaklaşık 10 km.
    Saat 9:15'de pansiyon'dan ayrılıp bisikletlerle Gümüldür'e doğru hareket ettik.
    Yol düz. Trafik az. Hava esintili ve sıcak.
    Saat 11:35'de Gümüldür'de kahvaltı molası verdik.
    Hızımız ortalama 15 Km/h
    COLOPHON / (Kolophon) (Dereboğaz, Değirmendere) yolu üzerinde
    baraj inşaatı olduğunu ve bu nedenle yolun kapalı olduğunu öğrendiğimizde
    ben oldukça şaşırdım ve üzüldüm. Colophon'u bu gezide iptal etmekten
    başka çare kalmadı.
    ( Not: Kolophon, İyonya bölgesinde, bugünkü Değirmendere yanında,
    Hellenlerce kurulmuş 12 İyon kentinden biri.)
    Bu durumda 7 km. daha batıya giderek Lebedos ve Myonnesos'u
    görmeye karar verdik. Bu yerler hakkında elimizde yazılı bilgi yok.
    Şimdi lahmacunlarımızın gelmesini bekliyoruz.
    Kahvaltıdan sonra Güney denize girdi.
    Myonnesos yarımadası buradan görünüyor.
    (Not: Myonnesos, Hellen dilinde "Sıçan Adası".
    Doğanbey Burnu yakınında, karaya neredeyse bitişik durumda bir adacık.
    Asıl Myonnesos'a şimdi yöre halkı Çıfıt Kale demektedir.
    Strabon buradaki kentçiğin sözünü eder.
    Kaynak: Türkiye'deki Tarihsel Adlar/Bilge Umar)
    Kahvaltıya 8000 TL
    Mustafa Bey'in tarif etmesiyle Lebedos'u kolaylıkla bulduk ve gezdik.
    ( Not: Anadolu'nun İyonya bölgesinde Hellenlerin eline geçen ilk
    kentlerden ve 12 kentlik İyonya Birliği'nin üyelerinden biri.
    Kaynak: TTA, B. Umar )
    Akropol olabilecek bir tepe üzerinde, yer yer büyük yapı izleri
    (bosaj taşlar) görülüyor. Yerler çömlek parçaları ile dolu.
    Burunu dolaşmadık.
    Burada yapılan site inşaatı (15 yıldır durdurulmuş)
    kalıntılara büyük zarar vermiş olmalı.
    Myonnesos'tan vazgeçtik ve geri dönüşe başladık.
    Saat şimdi 14:00'e geliyor.
    Güney mola istedi.
    Gümüldür'de, asfalt üzerinde, bir açıkhava lokantasında ayran içtik.
    Hava sıcaklığı 30 'C.
    Ayran (3 tane 1500 TL)
    Moladan sonra Güney arayı açtı ve gözden kayboldu.
    Güney'in bisikleti benimkinden çok daha hızlı.
    Ben pansiyona geldiğimde Güney'i pansiyonun önünde beni bekler buldum.
    Bir daha böyle arayı açmamasını söyledim.
    Bisikletleri odamıza çıkardık.
    Yüzümüzü yıkayıp üstümüzü değiştirdik, mayolarımızı giydik ve tekrar dışarı çıktık.
    Saat 15:00 civarında bir kahveye oturup cola içtik ve yorgunluğumuzu gidermeye çalıştık.
    Bugün yaptığımız yol aşağı yukarı 30 km. oldu.
    Yarın Gümüldür'den ayrılmayı düşünüyoruz.
    Buraları sakin fakat neşesiz yerler.
    Ben yazarken Güney'de beni izliyor.
    Colalardan sonra Güney bana bir çay, kendine de adaçayı söyledi.
    Adaçayı daha önce içmemiş.
    Bardağın içinde adaçayı yaprakları vardı.
    Suyun rengi yeşil sarı idi ve giderek koyulaşıyordu.
    Güney soğumasını ve özünün iyice çıkmasını beklerken adaçayı,
    ikimizin arasında kokusuyla, rengiyle, yapraklarının görüntüsüyle
    giderek gizemli bir içki haline geldi...
    Şimdi denize gidiyoruz.

    3
    Saat 19:40, biraz önce yataktan kalktım.
    Güney hala deliksiz uyuyor.
    Caddeden gelen onca gürültüye rağmen.
    Bir salatalık ve domates yedikten sonra
    şimdi balkonda oturuyorum.
    Yaşlıca bir adam, eşofmanlı, üstünde atlet
    ve başında kamuflaj desenli bir şapka,
    ikinci defa asfalttan koşarak geçti.
    Kendisine bakan olup olmadığını anlamak
    için çevresini de dikkatle süzmekten geri kalmıyor...
    Bizim deniz ve güneş banyomuz sanırım
    akşamın saat altısına kadar sürdü.
    Deniz ve kumsal oldukça güzeldi.
    Güney yüzme stillerini geliştirmiş.
    Bol bol yüzdü ve kumsalın hep ıslak kalan
    kenarında su çıkana kadar elleriyle çukur kazdı.
    Ben de güneşlenmek için bir aşağı bir yukarı kumsalda yürüdüm.
    Sahil kalabalık değil.
    Çevrede pek çok villa yapılmış ; çoğu daha satılmamış.
    Akşam, deniz dönüşü, bakkala ve manava uğradık.
    Kavun, domates, salatalık, beyaz peynir, ekmek, yoğurt,
    iki kaşık ve sabun aldık.
    8-9 saat süren otobüs yolculuğu da hesaba katılırsa
    bütün gün 30 km.'den fazla bisiklet sürmüş, yüzmüş
    ve yürümüştük.
    Sonuçta yorgunluk üstümüze çöktü.
    Pansiyonumuza gider gitmez Güney duşa girdi.
    Sonra temiz giysilerini giyerek yarım kase yoğurt yedi.
    "Ben banyodan çıkana kadar biraz uyu sonra balkonda kavun yeriz" dedim.
    Hala uyuyor...
    Batmak üzere olan güneşin son ışıkları yolun karşısındaki
    çam ve makilerle kaplı tepelere vuruyor.
    Bu yeşil tepelerin tozlanmış gibi puslu bir görüntüsü var.
    Yolun karşı tarafında iki ya da üç katlı binaların altlarında
    çeşitli dükkanlar, restoranlar göze çarpıyor.
    Bazı tabelalar : Midnight Restaurant, Fresh Fish*****,
    Kuaför Vella, Öncü Nakliyat, Happy Restaurant,
    Jaccoste, Au Bon Marche,
    Bayır Elektrik Plan Proje Taahhüt Hotel Motel Dekorasyon İşleri,
    Garden Aile Piknik, İnegöl Köfte, Golden Motel, Foto Yılmaz...vs.
    Her iki yanımızda da pansiyonlar var.
    Aile Pansiyon, Olgun Pansiyon.
    Güzel bir gün geçirdiğimizi düşünüyorum.
    Bu günlük harcamalarımız sanırım 50.000 TL'yi geçmedi.
    ------------------------------------------------------------------------
    Lebedos'ta gördüğümüz ilk parça, yarısı sağlam kalmış
    bir mezar kalıntısı idi. ( Lahit tipli, yalnız kapak kısmı yok ).
    ------------------------------------------------------------------------
    Giderek Bodrum'a kadar gidebileceğimize inanmaya başlıyorum.
    Yani hem dayanıklılık açısından, hem de maddi bakımdan.
    Beslenmemizi bugünkü gibi yaparsak çok daha ekonomik olacağı ortada.
    Güney, akşam 10'da uyandı ama önce bir süre sabahın 10'u sandı.
    Sonra büyük bir iştah ile peynirli, domatesli ekmeğini yedi.
    Arkasından da küçük sarı kavunu kestik ve şapır şupur bitiriverdik.
    Sonra hava almak için dışarı çıktık.
    Batıdan etkili bir rüzgar esiyordu.
    Çekirdek alıp bir kahveye oturduk ve dünya kupasını izlemeye koyulduk.
    İtalya-Çekoslavakya maçı.
    Çay ve dondurmadan sonra odamıza döndük.
    Bisikletlerimizi gözden geçirdik ve yattık.
    Sivrisinekler her zamanki gibi bizi yalnız bırakmadı.
    Ben bu arada, pansiyon sahibi ile ören yerleri ve
    Fatih Sultan Mehmet'in kişiliği hakkında biraz söyleşi
    yaptığımı da not etmeliyim.
    20 Haziran 1990 Çarşamba

    Sabahın 7:30'u ben hazırım.
    Güney hala uyuyor.
    Notion'dan vazgeçip bir an evvel Pamucak'a ulaşmaya karar verdim.
    (Not: Notion, 12 İyon kentinden biri. Yolumuzun üstünde olan bu
    eskiçağ kentini görmeyi güç ve zaman sakınımı nedeniyle ertelemiştim.
    Bu güzel kenti, ancak beş-altı yıl sonra yaptığımız ve Sadık Öztürk'ün de
    katıldığı arabalı bir gezide görebilecektik.)
    Şu anda gezinin düğüm noktası, Dilek Yarımadası'nı nasıl aşabileceğimiz.
    8'e 10 kala pansiyon'dan ayrıldık.
    9'a 10 kala Klaros sapağındayız.
    ( Klaros, Apollon önbilici rahiplerinin çok ünlü kutsal alanı.)
    Bir çay molası verdik.
    Saat 10'da dörtyolda mola verdik (Not: Selçuk-Kuşadası kavşağı).
    Selçuk'ta kalmaya karar verdik (5 km.).
    Selçuk'ta uzun süre bisikletle dolaşarak pansiyon beğenmeye çalıştık.
    En sonunda, bir yokuşun tepesindeki BERG Pansiyon'da kalmaya karar verdik.
    Bir kişi 10.000 TL.
    Hemen duş aldık.
    Şimdi saat 1'e beş var. Selçuk köftecisindeyiz.
    Yemekten sonra önce Efes Artemision'una gittik.
    Güney, bu tapınağın, dünyanın 7 harikasından biri
    olduğunu öğrendi ama pek o kadar etkileyici bulmadı.
    "Didim'deki Apollon Tapınağı bunun kadar büyük ve güzel" dedi.
    Sonra Efes'i gezdik. Kan ve ter içinde...
    Efes'i gezmek beni her zaman çok yormuştu yine öyle oldu.
    Ama daha önce göremediğim ya da restore edilmemiş olan yerleri gördük.
    Şimdi saat akşamın altısı. Havuzlu çay bahçesinde dinleniyoruz.
    Güney bu arada, dört sütun başlığı tipini de öğrendi.
    Gezimizin ikinci akşamı. Saat 8 buçuğa geliyor.
    Duştan sonra şeftali.
    Şimdi Çiğdem Restoran'dayız.
    Ben, ızgara ciğer, salata, peynir ve rakı söyledim.
    Güney börek istedi yanında şeftali suyu içiyor.
    Sokakta açık havada oturuyoruz.
    Masamızın örtüsü kırmızı beyaz kare desenli.
    Yemekten sonra, Güney'le Selçuk'ta yürüyüş yaptık.
    Kemerli meydan, çevresindeki kahve ve restoranlarla oldukça sempatik bir yer.
    Daha sonra, demiryolundaki eski lokomotifi gördük.
    Pansiyona döndüğümüzde, pansiyon sahibi beyle (ve genç bir yakını ile) söyleşi yaptık.
    Bu arada, Güzel Çamlı'da pansiyon bulabileceğimizi öğrenmiş oldum ve çok sevindim.
    Bu durumda, Dilek Yarımadası turunu gerçekleştirme şansımız büyük ölçüde arttı.
    Güney, bu arada, televizyonda maç izlemeyi ihmal etmedi.

    (Sürecek)