Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Bgst-"pilavdan Dönenin Kaşığı Kırılsın"

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında gatila tarafından paylaşıldı.

  1. gatila

    gatila Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    9 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    667
    Beğeniler:
    960
    Şehir:
    çerkezköy
    Seviye:
    önce kendi tanıtımları

    Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST), gösteri sanatları alanında avangard ve alternatif projelere zemin oluşturan, bu alanda eğitim ve araştırma faaliyetlerini özendiren bir yapılanmadır. Öğrenci kulüplerinde başlayan sanatsal faaliyetlerini mezuniyet sonrasında da sürdürmek isteyen Boğaziçi Üniversitesi mezunları tarafından 1995 yılında kurulmuştur ve temel çalışma ilkelerini benimseyen herkesin katılımına açıktır.

    [​IMG]

    "Şimdi izleyeceğiniz belgesel üç arkadaşın hikayesini anlatır. Zeynep, Edip ve Tarık. Belgesel, onları tanıyan insanlarla yapılmış röportajlardan ve onların hayatlarından alınmış bazı olayları anlatan canlandırma sahnelerden oluşmaktadır. Anlatılan olaylar 1980 ile 1999 yılları arasında yaşanmıştır."

    Pilavdan Dönenin Kaşığı Kırılsın üç arkadaşın ilk gençliklerinden, orta yaş dönemlerine kadar gelen birlikteliği; aralarındaki ilişkinin, eğilimlerinin ve kişiliklerinin değişimini anlatıyor. Bunu yaparken bu üç arkadaşı kuşatan toplumsal gerçekliğe, Türkiye’de yaşanan dönüşümlere atıfta bulunuluyor ve bir yandan da onların bu dönüm noktalarında aldıkları tavırlar ve duruşlar tartışılıyor.

    Oyunun öyküsüne gelince; üç arkadaşın bulunduğu binada bir patlama meydana gelir. Yalnızca biri bu patlamadan sağ kurtulur ve ölen arkadaşlarının anısına bir belgesel çekmeye karar verir. İzlediğimiz oyun da hayatta kalan kişinin hazırladığı bu belgeseldir. Oyun üç arkadaşı farklı toplumsal kesimlerden insanlarla yapılmış röportajlardan ve yalnızca üç arkadaş arasında geçen olayların anlatıldığı canlandırma sahnelerden oluşuyor.

    Zaman zaman mizahi, zaman zaman da hüzünlü bir havanın hakim olduğu Pilavdan Dönenin Kaşığı Kırılsın’da farklı bir anlatım biçimi denendi. Oyunun çatısını oluşturan belgesel konsepti, üslubun belirlenmesinde de etkili oldu. Röportaj sahnelerinde doğrudan seyirciye yönelen anlatıcı oyunculuk tekniklerinden faydalanılırken, üç arkadaşın arasında geçen olayları anlatan sahneler oyunculuk aksiyonunun sahne üstüne odaklandığı bir üslupta icra edildi. Canlandırılan sahnelerin geçtiği dönemi seyirciye hatırlatmak amacıyla, sahne geçişlerinde söz konusu döneme ait haber spotları ve görüntüleri kullanıldı.

    Oyunun metni, Tiyatro Boğaziçi’nin diğer oyunlarında da olduğu gibi, masabaşı çalışmaları ile sahne çalışmaları arasında köprü kurularak oluşturuldu. Daha önceki oyunlara göre masabaşı çalışmasının daha etkin olduğu Pilavdan Dönenin Kaşığı Kırılsın’da oyun metni, sahne üstünde yapılan denemelerin ışığında defalarca yeniden yazıldı. Yönetmensiz bir çalışma biçiminin benimsendiği oyunun sahnelenme aşamasında Tiyatro Boğaziçi’nin ve BGST’nin diğer üyeleri de eleştiri ve önerileriyle oyunun şekillenmesinde etkili oldular.
     
    fecredall ve Bulunmaz bunu beğendi.
  2. gatila

    gatila Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    9 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    667
    Beğeniler:
    960
    Şehir:
    çerkezköy
    Seviye:
    Oyun politik, suya sabuna bolca dokunuyor. Tartışmalı bir konu olduğu için detayına fazla girmeyeceğim. Aslında dram olmasına rağmen, espriyi de kararınca kullanmışlar, keyifli olmuş. Metin zaten çok sağlam, çok başarılı. Oyuncuların akademili değil de alaylı oldukları biraz belli olsa da gayet başarılılar. Hani her rolün hakkından gelebilecek gibi durmuyorlar açıkçası, ama bu oyunda bir falsolarına da rastlamadık.

    Olaylar 12 Eylül 1980 gecesi darbe ile başlıyor ve 1999’a dek sürüyor.
    Oyunu belgesel olarak tanıtıyorlar, ki öyle. Sıklıkla perdeye görüntüler yansıtılıyor, bu dönemin siyasi gelişmelerinden satırbaşları veriliyor, anılar tazeleniyor.

    Zeynep, Edip ve Tarık’ın hikayesi. Bu üç devrimci arkadaşın yolları darbe ile ayrılıyor ama bu anda birbirlerine bir söz veriyorlar: “Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın”. (tesadüf müdür nedir, Ferhan Şensoy’un vizyondaki “Son Ders” filminin de başlangıcı aynı)
    http://www.bisikletforum.com/showthread.php?t=34320
    Sonra Zeynep ve Tarık evleniyor. Edip hapse düşüyor. Bir dönem sonra Zeynep ve Tarık boşanıyorlar, tam bu sırada Edip hapisten çıkıyor. Birlikte bir yayınevi kuruyorlar. Ve sonra nedeni bilinmeyen bir patlama ile ikisi hayatlarını yitiriyorlar, diğeri ise bu belgeseli hazırlıyor.

    Bu süreçte bu üç arkadaşın yaşamlarındaki değişimi izliyoruz. Yani aslında hepimizin bu yıllarda geçirmiş olduğu değişimi izliyoruz. Bireysel ihtiyaçlarının (ya da zevklerinin) ideallerinin önüne geçmesini, farkında olmadan içine düştükleri sahtelikleri izliyoruz.
    Bunu da en güzel şu sahne ile vurgulamışlar:
    Üç arkadaş yayınevlerinden ilk kitaplarını yayımlıyorlar, kitaplar hazır, toplantı ile tanıtacaklar. Kitabın adı aslında “Burjuvazinin Düşüşü”, ama basım hatası olmuş, kapağa bir de bakıyorlar: “Burjuvazinin Düşü”. :) Yani bu gençler burjuvazinin düşüşünü hedefledikleri halde, bu dönemde burjuvazi düşlerini adım adım gerçekleştiriyor. Onlar da buna katkıda bulunuyorlar. Biraz farkında olmadan yapıyorlar bu katkıyı, mesela kutlamayı yıllanmış Fransız şarabı ile yaparak. Biraz da oyunda da belirtildiği üzere “yanlış bir zaman doğru yaşanamayacağı” için.

    Oyunun dolu dolu, harika bir metni var. Düşünülmüş, özen gösterilmiş. Hepsinden bahsetmek zor. Bir iki örnek:

    “Solcular doktor olmasın” diyor Tarık. Çünkü bebeği doğacak ve bu durumda doktorların sadece doktorluk yapmalarını, başka bir şeye kafa yormamalarını istiyor.

    Hani hatırlarsınız her akşam 21:00’de bir dakika karanlık eylemimiz vardı. Ona da dokunuyor oyun:
    “21:00 eylemi çok yorucu bir eylem. Aç-kapa, aç-kapa… Şöyle oturularak yapılan bir eylem yok mu?” :)

    Yayınevinin başarısını sorguluyorlar. Grafikler, tablolar hazırlanmış… “Keşke satılabilir kitaplar basabilsek”. Başarı bir anda satış rakamlarına odaklanmış yani, farkında değiller.

    Oyunun sonunda kendi kendilerine soruyorlar: “Kendimizi nasıl tanımlayalım, nasıl hatırlatalım?”
    Cevabını da veriyorlar: “Şemsiyem var diye ıslanmayacağım zannederken, yoldan geçen bir araba nedeniyle herkes kadar ıslanan insanlar”.
    Yani yaptık bir şeyler ama, hiçbir şey yapmayanlardan öte bir katkımız olamadı diyorlar.

    İzlenmesi gereken oyunlardan biri.
     
    fatihgüven bunu beğendi.