Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Besinler ve Faydaları

Konu, 'Sağlık - Antrenman - Beslenme' kısmında Spec tarafından paylaşıldı.

  1. Spec

    Spec Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    22 Haziran 2006
    Mesajlar:
    475
    Beğeniler:
    697
    Şehir:
    istanbul
    Seviye:
    Sağlık , antrenman , beslenme bölümünde en büyük eksiklik sanırım beslenme ile ilgili bilgilerde. Sağdan soldan biraz araştırma yaptım bu eksikliği gidermek için , umarım beğenirsiniz.


    Vitaminler

    YAĞDA ERİYEN VİTAMİNLER : A, D, E ve K vitaminleridir.
    SUDA ERİYEN VİTAMİNLER : B grubu vitaminler ile C vitaminidir .

    A vitamini Enfeksiyonlara karşı direnci arttırır normal büyüme, üreme, kemik ve diş gelişimi, görme için gereklidir. Cildin tırnakların ve saçların sağlıklı kalmasını sağlar. Diş ve dişetleri için büyük önem taşır . Kayısı,kuşkonmaz,maydanoz,ıspanak, havuç,kereviz, marul, portakal, erik, domates

    D vitamini İnce bağırsaklardan kalsiyumun emilmesine yardımcı olur, kalsiyumun kemiklerde ve dişlerde tutulmasını sağlar . Balık yağı, balık, yumurta, tereyağı, karaciğer, et, sebzeler, güneş

    E vitamini Antioksidan etkilidir. Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatıyor Yaşlı kişilerde bağışıklık sistemini güçlendirir. Hücrelerin daha uzun yaşamasını ve yenilenmesini sağlar .
    Buğday, tohumlu besinler, soya fasulyesi yağı, arı sütü, ceviz, marul, tere, kereviz, maydanoz, ıspanak, lahana, mısır yağı, mısır, yulafta

    K vitamini Karaciğere gelen K vitamini burada üretilen bazı pıhtılaşma faktörlerinin yapımında rol alır. K vitamini takviyesi yalnızca kanamalı hastalarda verilir.
    Ispanak,kabak, marul, yeşil domates, yeşil biber, inek sütü, peynir, tereyağı, yumurta, kırmızı et, pirinç, karaciğer, mısır, muz, şeftali, çilek

    B1 vitamini Kasların ve sinir sisteminin faliyeti için gereklidir.Yetersizliğinde iştahsızlık, huzursuzluk, bellek zayıflığı ve dikkat azalması görülür.
    Buğday, kepek, bira mayası, taze sebze meyve, koyun eti, sığır eti, balık eti, yumurta, süt

    B2 vitamini Eksikliğinde dilde kızarma, yanma hissi, ağız çevresi ve dudaklarda kızarma, tahriş, çatlaklar, gözlerde kaşıntı, yanma hissi, katarakt oluşumu, saçların dökülmesi, çocuklarda büyüme yavaşlaması, kilo kaybı, sindirim sorunları oluşur . Karaciğer, böbrek, buğday unu, patates, et, süt, yumurta, peynir, kepek, yeşil sebzeler, havuç, fındık, yer fıstığı, mercimek

    B3 vitamini Yetersiz beslenme sonucu deriyi sinir sistemini tutan pellegra adlı hastalık ortaya çıkar. Hücrelerin oksijeni kullanabilmeleri için gereklidir. Midede sindirimin temel taşları olan asitlerin üretimini sağlar. Bira mayası, kepek, yer fıstığı, sakatat, kırmızı et, balık, buğday, baklagiller, un, yumurta, süt, limon, kabak, incir, portakal, hurma

    B5 vitamini Doğada bol olduğu için eksikliğine rastlanmaz. Ayrıca bir miktar bağırsaklarda da yapılmaktadır. Eksikliği kan şekerinde düşme, ellerde titreme, kalp çarpıntıya neden olur .
    Karaciğer, kırmızı et, tavuk, yumurta, ekmek, sebzeler

    B6 vitamini Sinir sistemi ve hormonların çalışmasını düzenler.Vücudun savunmasında antikor ve akyuvar oluşumunda rol oynar. Eksikliğinde migren tipi baş ağrısı, kansızlık, ciltte kuruluk, görme problemleri, uyuşukluk, adale zayıflığı ve krampları oluşur . Karaciğer, böbrek, kırmızı et, balık, yumurta, ekmek, sebzeler

    B11 vitamini Kırmızı kan hücreleri ve sinir dokularının oluşumunda aktif rol oynar. Hücre bölünmesi için gereklidir. Bu etkisi ile büyümeyi de sağlar. Anne karnındaki bebeğin sinir sisteminin gelişimi için de gereklidir. Eksikliğinde iştahsızlık, kilo kaybı, bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, unutkanlık, çarpıntı gibi bazı kalp sorunları oluşabilir.
    Karaciğer, böbrek, kırmızı et, ıspanak, marul, yumurta, ekmek, portakal, muz

    B12 vitamini Besinlerle veya sigara gibi alışkanlıklarla vücuda giren siyanürü etkisiz hale getirir. Eksikliğinde dilde hassasiyet, şişme, kızarma, hayal görme, depresyon, adalelerde kasılmalar, sinir iltihaplarına bağlı olarak el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma şikayetleri oluşur . Karaciğer, yürek, böbrek, kırmızı et, tavuk, balık, süt, peynir, yumurta

    C vitamini Vücudumuz C vitaminini üretemez bitkiler ve bazı hayvanlar bu vitamini üretebilmektedir. Besinlerle alınan vitamin 2 saat içersinde kullanılır 4 saat sonunda kandan uzaklaşır. Bu nedenle C vitamini içeren besinleri sabahları tüketmek daha mantıklıdır. Yaraların iyileşmesini, damarların sağlıklı olmalarını sağlar.Vücudun savunma sistemini artırıcı etkisi vardır. Histamin yapımını azaltarak allerjik olayların şiddetini düşürür. Eksikliğinde diş eti kanamaları ve çekilmeleri olur. Siyah üzüm, narenciye, çilek, kavun, karpuz, yeşil biber, maydanoz, brokoli, havuç, soğan, bezelye

    PP Vitamini Hücrelerin solunumunu sağlar. Kandaki alyuvarları ve akyuvarları besler. Büyümeyi, gelişmeyi hızlandırır. Mide salgısını düzene sokar. Merkezi sinir sistemi için çok faydalıdır. Eksikliğinde: Unutkanlık, kolay sinirlenme, bulantı, kusma, deride ışığa karşı hassasiyet.
    Süt, taze sebzeler, bira mayası, koyun eti, fındık, ceviz, yumurta, ekmek, maydanoz, pırasa, nohut, bezelye, balık, kepek, dana eti, badem, enginar, havuç, kereviz, lahana, karnabahar, kereviz, hurma, ıspanak, un.

    Mineraller

    Demir:
    Hemoglobinin yapısında yer alan demir, oksijenin dokulara taşınması ve hücre solunumu için çok önemlidir. Eksikliğinde kansızlık ortaya çıkar.

    İyot:
    Tiroid hormonunun yapımı için gereklidir. Tiroid hormonu hücre metabolizması ve dolayısıyla fiziksel ve zihinsel gelişme, sinir ve kas dokusu işlevleri, dolaşımda rol oynar. Yeterli miktarda alınmazsa guatr yani tiroid bezinde büyüme meydana gelir.

    Kalsiyum:
    Kemik ve diş sağlığı için önemlidir. Kanın pıhtılaşmasında rol alır. Eksikliğinde kemik yapı bozuklukları ve sinir dokularında aşırı duyarlılık görülür. Bakır Merkezi sinir sisteminin düzenli işlemesinde ve demir metabolizmasında rol alır. Eksikliğinde kansızlık görülür.

    Magnezyum:
    Normal kemik yapımı, sinir ve kas işlevleri için gereklidir. Eksikliğinde konvülsiyonlar, depresyon, deliryum, merkezi sinir sistemi uyarılmasında artış ve kasılmalar olabilir.

    Manganez:
    Kıkırdak dokusu, steroid sentezi, ve glukoz kullanımı için gereklidir. Eksikliğinde anormal kemik ve kıkırdak oluşumu, glukoz toleransında bozulma ve büyümede gecikme oluşabilir.

    Potasyum:
    Sodyum ile birlikte vücudun sıvı-elektrolit dengesinin korunmasını sağlar. Eksikliğinde kas zayıflığı, sinirsel duyarlılık, kalp atışında düzensizlik görülür.


    Meyveler

    ELMA

    Diğer birçok meyve gibi elma da yüksek miktarda C vitamini ve bunun yanında kanser riskini ve DNA hasarını azaltan, değerli antioksidanlar içermektedir. Bundan ayrı olarak, zengin lif içeriği kalın bağırsak faaliyetlerine yardımcı olmanın yanında kalp hastalıklarında, kilo vermede ve kolesterolün kontrolünde etkilidir. Elmanın içeriğindeki bazı kimyasallar Parkinsonizm ve Alzheimer gibi beyin hastalıkları konusunda da koruyucudur. Çünkü taze elmada bulunan bazı antioksidanlar, beyin hücrelerini oksidatif stresten kaynaklanan nörotoksiditen korumaktadır. Böbreklerin temizlenmesine, sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım eder.
    Elmanın verdiği enerji 100 gramda 54 kaloridir. Bu enerji yağdan değil, meyve şekeri ve organizma tarafından ağır olarak sindirilen şekerden gelmektedir. Bu veriler ve genel anlamıyla elmanın besleyici özelliği, bu meyveyi özellikle spor yapanlar için vazgeçilmez yapar. Gerçekten de fiziksel aktiviteler çerçevesinde elmanın içeriğindekiler spor öncesinde, sırasında ve sonrasında organizma üzerinde pozitif etkiler yaratır:
    1. Spor öncesinde tüketildiğinde; enerji verir.
    2. Spor sırasında tüketildiğinde; organizmaya çeşitli mineral ve vitaminler yükler.
    3. Spor sonrasında tüketildiğinde; %85 oranındaki su içeriğiyle organizmanın ihtiyacı olan suyu tamamlayarak toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır.
    Elmanın sağladığı vitaminlerin en önemlisi C vitaminidir: en fazla kabuğunda ve kabuğun hemen altında yoğun olarak bulunur. Bu nedenle iyi yıkanmış elmanın kabuğuyla tüketilmesi en doğrusudur.
    Elmanın içerdiği diğer vitaminler ise B1, B2, PP, B5, B9, Provitamin A (karoten) ve E vitaminidir. Yapılan pek çok araştırmanın ortak sonuçlarına göre:
    - günlük olarak tüketilecek 3 adet elmanın 2 ayda yaklaşık %10 oranında kolesterolün düşmesine yardımcı olduğu,
    - kötü kolesterol (LDL) oranını düşürdüğü
    - iyi kolesterol (HDL) oranını da 4 misli yükselttiği
    saptanmıştır.
    Bu nasıl olabiliyor? Nedeni, elmanın lif olarak zengin bir besin olması ve bu özelliğinin de kolesterol ve yağın birikmesine engel olmasıdır.

    KİRAZ

    Kiraz hem kolesterolü hem de kan şekerini düşürmeye yardımcı olur. C,B1, B2, B5 vitaminleri, maKİgnezyum ve kalsiyum da bulunmaktadır. Ürik asit ve ürat tuzlarının vücuttan atılmasını sağlar bu nedenle iyi bir kan temizleyicisidir ve romatizma , gut hastalıkları, eklem kireçlenmesi ve damar sertliğinin tedavisinde kullanılabilir.
    Kabızlığı önlemede de etkilidir. Kirazda bulunan kinik asit, böbreklerin taş ve kum yapmasını önleyebilir ve varsa zamanla dökülmesine yardımcı olabilir. Aşırı ilaç tüketimi ile karaciğerde oluşan yükün azaltılmasında yardımcı olabilir. Nikotinin vücuttan atılmasında yardımcı olur. İçerdiği meyve şekeri levüloz rahat sindirilebildiği için, şeker hastaları da kirazı yanında protein kaynağı besinlerle birlikte tüketebilir.
    A vitamininin önemli bir kaynağı olan karoteni içeren kiraz, göz problemlerinin önlenmesinde yardımcı olabilir. 20 kirazda 12 - 25 miligram arasında antosiyanin bulunmaktadır, bu da bir aspirinden on kat daha etkilidir. 30 gram kiraz sapını 1 litre suda 10 dakika kaynatarak hazırlayacağınız çay, böbrekleri çalıştırarak, diüretik (idrar söktürücü), kan ve idrar yolları temizleyicisi, safra akımını sağlayıcı, bağırsak düzenleyici etki gösterebilir.

    ÇİLEK

    Çilek vücuda kuvvet verir. Kolesterolü düşürür ve damar tıkanıklığını önler. Aynı zamanda çok iyi bir antioksidan olan çilek bağışıklık sistemini güçlendirir. Antioksidan özelliği sayesinde sigara dumanının etkilerini azaltır ve kansere karşı kuruyucudur. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına çok faydalıdır. Bağırsak kurtlarını döker, idrar söktürür ve vücuttaki zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır. Kanı temizler. Diş etlerini güçlendirir ve ağız kokusunu giderir. Sakinleştirici etkisi ile tansiyonu düşürür ve stresi azaltır. Ateşi düşürür. Romatizma ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir. Cildi nemlendirir, tazelik ve güzellik verir.
    Bol miktarda A, B, C vitaminleri, kalsiyum, demir ve fosfor gibi mineral maddeler içerir.

    MUZ

    Karbonhidrat (iyi enerji deposu)
    Potasyum
    A vitamini
    Folik asit (B9)

    * Kalbe ve kas sistemine yararlı,
    * Yorgunluğu ve ishali giderici özelliği vardır,
    * Yüksek tansiyonu önleyici özelliğe sahiptir,
    * Uykuyu düzene sokar,
    * Ülseri önler ve ülser yaralarının tedavisine yardımcı olur,
    * Kolesterolü düşürücüdür ve migren ağrısına faydalıdır,
    * Böbrek ve eklemlerdeki iltihaplanmalarda tedavi edici özelliğe sahiptir.
    * İçerdiği kompleks karbonhidrat bileşikler sayesinde iyi derecede enerji sağlar.
    * Kaybedilen potasyumu geri kazanmaya yardımcı olur.

    KAVUN

    Seratonin (mutluluk hormonu) salgılanmasına yardımcı olarak endişe ve uykusuzluğa iyi gelir. A B C vitamini , potasyum , çinko , brom ve iyot içerir. Bu maddeler kanın temizlenmesine , sinir sisteminin düzenlenmesine ve rahat bir uyku sağlanmasına yardımcı olur. Düzenli tüketildiğinde damar tıkanıklığını önler. Bağırsaklara yumuşaklık verir ve idrar tutukluğunu giderir. Hemoroide iyi gelir.

    KARPUZ

    Karpuzun, bol miktarda C vitamini ve antioksidan özelliği ile çeşitli kanser türlerine karşı etkili olan Beta Karoten içerir ve içerdiği yüksek potasyumun da kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olarak kalp krizi riskini azaltır. Aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenleyen ve bağırsak kanserini önlemede rol oynayan karpuzun çekirdeklerinin de, içinde bulunan Cucurbocitrin adlı madde ile kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcıdır. Yüksek miktarda su içerdiği için atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasını hızlandırır. Yaz meyvelerinin vazgeçilmezlerindendir.

    ÜZÜM
    Kalori değeri yüksek , kalsiyum, potasyum, sodyum ve demir yönünden zengin , A, B1, B2, ve C vitaminleri açısından da önemli bir besin kaynağıdır. Bazı karaciğer hastalıkları ile kansızlığın tedavisinde etkili olan üzümün, yüksek tansiyonu kontrol altında tutar , kalp krizi riskini azaltır. İçerdiği meyve asitleri ve lifli yapısı ile mideye zarar vermeden, böbrek ve barsak sisteminin çalışmasını düzenler. Kanın temizlenmesine yardımcı olur. Ayrıca üzüm çekirdekleri hücrelerin yenilenmesinde etkilidir.

    PORTAKAL

    Soğuk algınlığı ve gripten korunmaya yardım eder. İçerdiği C vitamini ve folik asit (B 9-11) sayesinde savunma sistemini güçlendirir. Tansiyonun dengelenmesinde , kalp ve damar hastalıklarını önlenmesinde yardımcıdır. Mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır. İçindeki potasyum cildin kuruyup kırışıklıkların oluşması önler. Karaciğerin düzenli çalışmasını sağlar , safra salgısını arttırır.

    İNCİR

    Vitamin ve mineral bakımından zengin bir gıdadır.
    Bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kolesterol seviyesinin düşürülmesi gibi faydaları da vardır. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir. Ayrıca kış aylarında vücudun direncini arttırır, pek çok sağlık sorununa karşı güç ve dayanıklılık kazandırır.
    İncirin bünyesinde şeker, albüminli maddeler, organik asitler, pektin, pro vitamin, A, B1, B2, C vitaminleri, magnezyum, kükürt, fosfor ve unlu maddeler bulunur. Kuru incir, içerdiği protein miktarı yönünden fakir, sentezinde kullanılan aminoasit çeşidi açısından zengindir, bu nedenle hücre gelişimini destekler. Ayrıca kuru incir, boğaz ağrısı bronşit ve öksürüğe de faydalıdır.

    KİVİ

    A ve C vitaminleri ile potasyum açısından çok zengin bir meyve olan kivi, ayrıca kalsiyum, demir ve magnezyum gibi mineraller açısından da zengindir. Besleyici değeri yüksek bir besin olan kivinin bir tanesi ile günlük A ve C vitamini ihtiyacı karşılanabilmektedir. Lif açısından da zengin bir besin olan kivi bağırsakları çalıştırarak sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler. Vücudu ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Nezle ve grip gibi soğuk algınlıklarına iyi gelir. Nefes açıcı etkisi ile astımlılara faydalıdır. Başta göğüs kanseri olmak üzere, kanser oluşumuna ve ilerlemesine karşı koruyucudur. Kan basıncını dengeler. Tansiyonu ve kandaki kolesterol oranını düşürür. Karaciğeri çalıştırır ve kanı temizler. Kansızlığa ve mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Yaşlanmanın ciltteki belirtilerini azaltır.

    Sebzeleri , kuruyemişleri de boş vaktim olduğunda ekleyeceğim.
     
  2. gokhancan

    gokhancan Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    9 Haziran 2008
    Mesajlar:
    801
    Beğeniler:
    664
    Şehir:
    istanbul/bayrampaşa
    Seviye:
    Bu tarz programlar kişiye özeldir. Örneğin bir kimsede süt allerjik reaksion gösteriyorken onun yerine daha farklı bir besin verilir.

    Örneğin bir kimse yumurtayı severken diğerinde allerjiye sebeb olabilir.

    O yuzden iyi bir beslenme uzmanından yardım almak kişiye özel program hazırlamak daha iyi bir seçimdir.
     
  3. SerKaN2081

    SerKaN2081 Aktif Üye

    Kayıt:
    7 Ocak 2008
    Mesajlar:
    157
    Beğeniler:
    38
    Şehir:
    istanbul
    Seviye:
    Teşekkürler.
     
  4. bsr387

    bsr387 Üye

    Kayıt:
    30 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    95
    Beğeniler:
    25
    Şehir:
    izmir
    Seviye:
    mükemmel paylaşım eline sağlık
     
  5. Serdar Emre ACAR

    Serdar Emre ACAR Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    27 Kasım 2008
    Mesajlar:
    763
    Beğeniler:
    384
    Şehir:
    âksaray
    Seviye:
    Güzel paylaşım ellerinize sağlık.
     
  6. anti93

    anti93 Yeni Üye

    Kayıt:
    26 Ocak 2009
    Mesajlar:
    10
    Beğeniler:
    0
    Şehir:
    antalya
    Seviye:
    eline sağlık.magnezumda çok önemli
     
  7. Emre TAŞCAN

    Emre TAŞCAN Forum Demirbaşı

    Yaş:
    34
    Kayıt:
    19 Haziran 2007
    Mesajlar:
    525
    Beğeniler:
    434
    Şehir:
    Istanbul (Anadolu)
    Bisiklet:
    Cervélo
    Seviye:
    Kuruyemişlerin Faydaları
    Ay Çekirdeği Ve Faydaları:

    * Kolesterolü düşürür
    * Damar sertliğini giderir.
    * Yağ ve proteini en kaliteli olandır.
    * Fikir işçilerinin ve zayıf kalmış çocukların günde 50 gram yemesi tavsiye edilir
    * Cinsel arzuyu da artırır.
    * Kalp ve sinir hastalıklarını önler.
    * İdrar söktürür.
    * Solunum sistemi rahatsızlıklarında iyileştirici etkilere sahiptir
    *İçerdiği fosfor ve çinko kemik ve dişlerin oluşumu için gereklidir. Ayrıca fosfor, kalp kasının kasılması ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcıdır.
    *İçerdiği çinko ise yaraların iyileşmesi, aknenin önlenmesi, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, tekrarlayan enfeksiyonların ortadan kalkmasını sağlar.

    Kabak Çekirdeğinin Faydaları:

    * Böbrek zayıflığını
    * Böbrek, mesane iltihaplarını
    * İdrar yollarında oluşan yanmayı
    * İdrardan kan gelmesini önler
    * Bağırsak kurtlarını düşürür.
    * Bağırsaklardaki şerit ve solucanları düşürmede çok etkilidir.
    * Birçok prostat ilacının bileşiminde kabak çekirdeği bulunmaktadır.
    *İçindeki fosfor; kemik ve dişlerin oluşumu, kalp kasının kasılması ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesi için gereklidir.
    *İçeriğinde bulunan B15 vitamininin kolesterolü düşürdüğü ve protein yapımına yardımcı olduğu bilinmektedir.

    Leblebinin Faydaları:

    * Çeşitli rahatsızlıkları giderdiği bilinen leblebi nohuttan elde edilir. Leblebi yapmak için öncelikle ateş tuğlası, tava ve karıştırıcıdan oluşan bir kavurma ocağı gerekir. Eleme işleminden geçirilen nohutlar önce ayrılır. İlk kavurma işleminden sonra sıcak olarak çuvallara doldurulup iki gün dinlendirilir. İkinci kavurmadan sonra yine iki gün dinlendirilen nohutlar kuru bir yere serilerek 15-20 gün bekletilir. Bu kavurma ve dinlendirme işlemleri leblebinin kalitesi açısından çok önemlidir. Son aşama olan üçüncü kavurmadan sonra ise nohutların kabukları ayrılır. Leblebinin acılı, tuzlu ya da karanfilli türlere dönüşmesi, bu son kavurma aşamasında belirlenir.
    * Genellikle "sarı leblebi" olarak bilinen bu tür leblebinin öğütülmesi ya da havanda dövülmesiyle leblebi unu elde edilir. Şekerle ya da kuru üzümle karıştırılarak yenilebilen ve son derece lezzetli olan leblebi unuyla, kimi yörelerde "leblebi helvası" da yapılır.
    * Üçüncü kavurma sırasında kabukları çıkarılmayan bu tür leblebi "sakız leblebisi" adıyla anılır.
    *Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve içinde bulunan yağlar vücuda yararlıdır.
    *Tokluk hissi verir. Bu sebeple diyet yapanlar için kilo kaybına yardımcıdır.
    *Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır

    Leblebi Şekeri:

    *Anne sütünü artırır.
    *Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır
    *Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve içinde bulunan yağlar vücuda yararlıdır

    Fındığın Faydaları:

    * Enerji verici ve besleyicidir. Cinsel gücü artırır.
    * Böbrek rahatsızlıklarında, güç ve dikkat gerektiren durumlarda yararlıdır.
    * Böbrekteki kum ve taşları döker
    * Vücudunuzun ihtiyacı olan proteini rahatlıkla fındıktan karşılayabilirsiniz. Fındık vücutta artık madde bırakmadan protein verir ve vücudun normal çalışmasına, zayıf düşmemesine yardımcı olur.
    * Gelişme çağındaki çocuklara da hem enerji verip hem de besleyici olmasından dolayı gelişmelerini daha iyi sağlamak için fındık vermeliyiz.
    * Hastalığın Ardından Nekahet dönemleri için ve ayrıca bütün gün bedeni ve zihni yıpranmalarla karşı karşıya olanlar için fındık gerekli bir besin kaynağıdır.
    * Afrodizyak olduğu tartışılabilir ancak, yüksek tansiyondan prostata, kalp şikâyetinden menopoz dönemi sorunlarına kadar birçok rahatsızlıklarda fındık vücudu güçlendirici ve sağlığımızı koruyucu bir iş yapar.
    * Fındığın kolesterolü düşürdüğünü ve kalp krizi riskini azalttığını, içerdiği yüksek kalsiyumdan ötürü kemikleri ve dişleri güçlendirdiğini, cinsiyet hormonlarını geliştirdiğini ve inanılmaz biçimde insana günlük yaşamda enerji verdiğini ortaya koyuyor
    * Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir, vücuda kuvvet verir, nekahet devresinin çabuk geçmesini sağlar.
    * Fındıkta diyet lifi %1–3 oranında bulunur, barsakta kimyasal bileşiklerin toksik etkilerini, kalın barsak hastalıklarını, kabızlığı ve kalp rahatsızlıklarını önler, serum lipit düzeyi ve kan şekerini düşürür.
    * Sodyum düşük, magnezyum ve potasyum yüksek olduğundan vücutta kan basıncını düzenlemede önemli rol oynar.
    * Kansızlık, sindirim ve dolaşım sistemi bozukluklarını önlemede gerekli olan demiri içerir. Süt ve mamulleri demir yönünden yetersiz olduğundan fındık bunlarla tüketilirse, açığı kapatır.
    *İçerdiği D vitamini kırmızı kan hücrelerinin yapımında rol alır, cilt yaralarının iyileşmesini hızlandırır.
    *İçerdiği krom, kan şekerindeki oynamaları engellemek için gereklidir.
    *Bor bakımından zengindir; kemikleri güçlendirir.

    Fındık Yağı:

    * Fındık yağı bol miktarda kalsiyum ihtiva eder ki bu da kemik ve diş gelişimi ve güçlenmesi açısından çok önemlidir.
    * Fındık yağı bol miktarda kalsiyum ihtiva eder ki bu da kemik ve diş gelişimi ve güçlenmesi açısından çok önemlidir.
    * Fındık yağı kolesterole iyi gelen, kalbi koruyucu ve kanseri önleyici etkisi olan, kan yapımında gerekli olan demir bakımından da zenginliği kabul edilen bir besindir
    * Kolesterolü düşürür, kan şekerini dengeler.
    * Demir ihtiva eder, kansızlığa karşı etkilidir.
    * Zengin kalsiyum içeriği ile büyümeyi hızlandırır, diş sağlığını korur.
    * E vitamini sayesinde hücrelerin yenilenmesini sağlar.
    * Kalp damar ve kanser hastalıklarına karşı fındık yağı koruyucu etkiye sahiptir.
    * Fındık yağının kansere ve kansızlığa karşı da koruyucu etkisi vardır.
    * Fındık yağı bileşiminde %82 ye varan oranlarda oleik asit bulunmaktadır. Oleik asit kanda yüksek yoğunluklu lipoprotein oranının artmasını ve kan kolesterolünün azalmasını sağlar, böylece kalp damar hastalığı riski azalır. Günde en az 1 kez fındık yiyen insan hiç yemeyene göre 1/2 risk taşır.

    Antep Fıstığının Faydaları:

    * Günde 10–12 adet yenilen iç antepfıstığı, vücudun günlük yağ ihtiyacını karşılayabilmektedir.
    * 100 g antepfıstığı vücudun günlük protein, vitamin B1 ve fosfor ihtiyacının %35''ini karşılayabilmektedir.
    * Antepfıstığında kolesterol yoktur Kandaki kolesterol seviyesini düşürür. Kroner kalp hastalığının riskini azaltır.
    * Antep fıstığı protein yönünden 2 kat, fosfor yönünden 4 kat sığır etinden daha üstündür
    * Vitamin E,B ve C kompleksince zengindir.
    * Antepfıstığı şeker hastalığında (Diabete Mellitus)kullanılabilir
    * 100 gr antepfıstığında 4.0 gr posa bulunur.Posa miktarı yönünden pirinç, patates ve buğday (0.3 gr) dan daha üstündür
    * İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler.
    * Yapısındaki lipitlerin çoğunluğu monounsature yağ asiti içerdiğinden(35 g), kan şekerini yükseltme (Glisemik indeks) yönünden buğdaydan daha az riske sahiptir
    * Kalp İçin Antep fıstığı kalp sağlığını korumada önemli bir ilaç vazifesi görür
    * Hastalıktan Sonra Antep fıstığı nekahet dönemlerinde de vücudumuzun dostudur. Bir terkip içinde veya tek başına tüketilen fıstık, nekahet dönemin rahat ve kısa sürmesini sağlar, bünyeyi dirençli hale getirir
    * Akciğer için iyi bir iltihap temizleyicidir. Göğsü yumuşatır, ağrılarını hafifletir, öksürüğün geçmesine yardımcı olur.
    *İçerdiği B1 vitamini kan oluşumuna yardımcıdır, kandaki kolesterolü düşürür, kavrama yeteneği ve öğrenme gibi beyin fonksiyonlarını optimize eder.
    *B1 vitamininin ayrıca; enerji, büyüme ve iştah üzerinde olumlu etkileri vardır. Mide, bağırsak, kalp, kalp kasları için gereklidir.

    Fıstığın Faydaları:

    * Cinsel arzuyu artırır.
    * Zihinsel ve bedensel yorgunluğu alır.
    * Fazlası hazımsızlık yapabilir ve zararlıdır.
    * Yalnız olarak yenmeli, portakal, elma, armut gibi meyve veya sebzelerle tüketilmemelidir.
    * Damar sertliği ve kolesterolü olanlar fıstıktan uzak durmalıdır.
    * Alerjenler listesinde olduğundan bazı bünyeler için sakıncalı olabilir.
    *Kanın pıhtılaşması, kas gücü ve sinir iletimi için gerekli olan kalsiyum minerali içerir.
    *Posalı bir besindir. Posalı besinler kanser yapıcı zararlı maddelerin bağırsakta kalma süresini kısalttığı ve bağırsak duvarı ile temasını azalttığı için kanserden korunmada faydalı olurlar.

    Bademin Faydaları:

    Tatlı badem tohumlarında az miktarda protein, demir ve kalsiyumla birlikte yüksek oranda yağ bulunur.
    Acı badem ağız yoluyla alındığında göğüs yumuşatıcı, öksürük kesici etkisi olmakla birlikte yüksek dozda alındığında zehirlenme etkisi yaratır.
    Türkiye'de kabukları soyulup taze olarak ya da kavrularak yenilmesinin yanı sıra, pasta, şekerleme ve tatlılarda yaygın olarak kullanılır. Türkiye'de içi bademli nikâh şekerleri yaptırmak ve şık ambalajlar içerisinde davetlilere dağıtmak da, özellikle büyük kentlerde yaygın bir gelenektir.

    * Sinirleri güçlendirir.
    * Göğüs hastalıklarını,
    * Beden ve zihin yorgunluğunu giderir.
    * Hamilelerin sütünü artırır ve bebeklerin gelişimine yardımcı olur.
    * Böbrek, idrar yolları ve cinsel organlardaki iltihapları iyileştirir.
    * Badem yağı ise hazımsızlığa iyi gelir.
    * Yumuşatıcı, balgam söktürücü, sakinleştirici özellikleri olan badem de ev eczanemizin vazgeçilmezlerindendir
    * Burun Kuruluğunun Tedavisinde Badem Yağı Çocuklarınız veya siz bu rahatsızlıktan kurtulmak için günde iki /üç kere bir/iki damla badem yağını burunlarınıza damlatarak bu problemden kurtulabilirsiniz.
    * Badem yağı ayrıca müshil olarak da kullanılır.
    * Sık sık dudaklarının çatlamasından rahatsız olanlar da gün içinde bir iki damla badem yağı kullanmalıdırlar.
    * %5 su, %9 protein, %54 yağ, %20 karbonhidrat ve %3 oranında külden oluşur. Ayrıca Ca, P, Fe, Na, K, Mg elementleri ve Thiamin, Ribofdavin, Niosin ve A vitamini bulunur. (Kaynak: Badem Yetiştiriciliği ve Sorunlar(Kaynak: Badem Yetiştiriciliği ve Sorunlar- Prof. Dr.M.Dokuzoğuz, Tübitak Yayınları)
    * Kolesterolü düşürür. Kalp krizi riskini %50 azaltır.(Kaynak: The Almond Board of California Araştırma kuruluşu çalışmaları.)
    * Her gün 42 gr badem, fındık yediğimizde kalp hastalığı riski azalmaktadır."(Başbakan R.Tayyip Erdoğan'ın Uluslararası Kabuklu Meyveler Konseyi Kongresi'nde yaptığı konuşmadan alınmıştır.)
    * Kan şekeri düzeyini ayarlar; kansere yakalanma riskini azaltır.(Kaynak: Nejat Ebcioğlu'nun Sağlığımız İçin Yararlı Bitkiler adlı kitabından.)
    * Cinsel güçsüzlüğe karşı etkilidir. .(Kaynak: Nejat Ebcioğlu'nun Sağlığımız İçin Yararlı Bitkiler adlı kitabından.)
    * Bedenin ve zihnin yorgunluğunu giderir. Böbrek, mesane ve üreme yollarındaki iltihapları yok eder. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. (Kaynak: ABD Gıda ve İlaç Dairesi.)
    *Omega 3 kaynağı olarak kalp ve damar dostu bir besindir.
    *İçinde bulunan Omega 3 kan pıhtılaşmasını ve damar sertliğini önler; tansiyonu düşürür, şeker hastalarında kalp hastalığı riskini azaltır.
    *Bademde bulunan yağlar kötü kolesterolü azaltır.

    Şebin - Cevizinin Faydaları:

    İçerdiği fosfor ve kalsiyum nedeniyle zihni yorgunluğu giderir, kemik ve dişleri güçlendirir.
    Potasyum açısından oldukça zengindir. Potasyum, sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gereklidir.
    Magnezyum içerdiği için kasları rahatlatıcı
    Kırmızı kan hücrelerinin biçimlenmesine, akciğerlerden dokulara oksijen taşınmasına yardımcı olan ve kansızlığı önleyen "demir" açısından, oldukça zengin bir besin maddesidir.
    Bal ile karıştırılıp tüketildiğinde soğuk almış mideye iyi gelir
    Damar sertliğini önler.
    Enerji sağlar.
    Şeker hastaları için hayati önemi olan insülini artırır
    Verem mikrobuna karşı korur.
    Ceviz yağı, mide ve bağırsakları temizleyerek, yumuşak kalmalarını sağlar.
    Hazmı zor olduğundan karaciğeri rahatsız olanlar ceviz yememelidir.
    Mayıs ve haziran ayında çiçek açan ceviz ağacı bünyesinde yağ, tuz, albümin, karbonhidratlar, gümüş iyonu, sodyum, potasyum, B1, B2, B3, B6 ve E vitamini barındırır.
    Yaklaşık 20 değişik türü olan ceviz ağacının, meyvesi kuruyemiş olarak tüketilen türü "adi ceviz " olarak bilinir ve Türkiye'nin hemen hemen her yöresinde yetişir.
    Sert kabuğun içinde yer alan ceviz içi, yüzeyi çok kırışık bir beyin görünüşündedir.
    Yüksek oranda protein ve yağ içeren ceviz içi, kuruyemiş olarak tüketilmesinin yanı sıra, şeker hastalarına besin olarak da verilir.
    Basur için faydalı olduğu rivayet edilmekte ve bunun için balla karıştırılarak yenilmesi tavsiye edilmektedir.
    Aromatik kokulu yaprakları kabızlığa, iştahsızlığa, kan temizlenmesine ve hazımsızlığa karşı yararlıdır.
    Ciğere, mideye ve dimağa kuvvet verip ağız kokusunu da giderir.

    Cin Mısır Ve Faydaları:

    *Mısır lifli bir besindir. Bu yüzden kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlar ve kabızlığı önler, alınan posa miktarı artıkça koroner kalp hastalığı riski de azalır.
    *İçerdiği yüksek karbonhidrat miktarı sayesinde da enerjinize enerji katar.
     
  8. cihan07

    cihan07 Yeni Üye

    Kayıt:
    22 Nisan 2009
    Mesajlar:
    22
    Beğeniler:
    5
    Şehir:
    türkiye
    Seviye:
    vitaminleri doğal yollardan elde etmek ilaçlarla elde etmekte daha iyidir.
     
    recep mutluer bunu beğendi.
  9. Burak Coskun

    Burak Coskun Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    20 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    561
    Beğeniler:
    1.006
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    kivi ve kabak çekirdeği gerçekten benim için önemini artırdı..
    bilgiler için teşekkürler.
     
  10. Yolların Zebanisi

    Yolların Zebanisi Üye

    Kayıt:
    30 Ocak 2009
    Mesajlar:
    75
    Beğeniler:
    94
    Şehir:
    antalya
    Seviye:
    coca-kola ve benzeri ürünleri içmeyin !!!
    Coca cola ilk defa 1886′da eczacı John S. Pemberton tarafından formülünde kokain adlı uyuşturucu maddeninde olduğu bir şurup şeklinde üretilen cola John S.Pembertonun ölümü ile Asa Candler coca colanın haklarını 2 bin 300 dolara satın aldı ve 1892 yılında the coca cola company adlı firma kuruldu.Reklam adı altındaki görsel kitlesel telkinlerle insanların zihinlerine ”buz gibi,nefis serinletici,hayatın tadı” gibi tamamen gerçek dışı sunumlarla sunuldu iç yapısı ise anlatılmayıp saklandı üzerinde araştırma yapmak isteyen doktor yada başka kimlikli araştırmacılara bu izin verilmedi ve coca colanın gerçek yüzü saklanarak yaldızlı sunumlarla zihinlere işlenmeye devam edildi.

    Gerçekte coca cola bilinenin aksine içeriğindeki zararlı bileşimler sebebiyle her açıdan Mutlak Manada zararlı bir içecektir.Gerçek şu ki coca cola içeriği itibari ile ilk üretim tarihinde içerisinde kokain adlı uyuşturucu maddeninde konulması ile başlamıştır. Bir litre kolalı içecek yaklaşık 400 kalori eşdeğeri şeker, 0,15 gram kafein, değişik miktarlarda
    renk veren maddeler, orijinal tadı sağlayan kola özü ve fosforik asit içerir.Burada kola özü diye sunulan uydurma isim içeriğindeki uyuşturucu maddeler için gizleyici bir çatıdır. kola başlı başına bir kimyevi madde değildir ki onun ona ait birde özü olsun.Dikkat edilirse yüksek oranda şeker,kafein,boya maddeleri,fosforik asit ve benzeri bütün içeriği sağlık
    için tamamen zararlı bileşimlerdir.Kısaca sıralanacak olursa coca cola ve benzeri gazlı içeceklerin içerisindeki bazı katkılar ve sebep oldukları zararlar şöyledir ;

    1-Fosforik asit: E338

    Ancak sağlık üzerindeki etkileri tartışılmaktadır. Keskin bir tad sağlar ve diğer doğal benzer tad vericilere nazaran büyük miktarlarda ve ucuzca elde edilebildiği için üreticiler tarafından tercih edilmektedir.

    Genç kadınlarda, kemik gelişiminde gıda eksikliği ile ortaya çıkan osteoporoz hastalığı riskini artırmaktadır. Fosfor fazlalığı, zayıf kemik yoğunluğuna yol açabilmektedir. Beslenme uzmanları, vücudun kandaki fosfor-kalsiyum iyonları arasındaki dengeyi sürdürmeye çalıştığını belirtmektedirler. Fosfor fazlalığı oluşunca vücudun kimyasal balans mekanizması bu dengeyi sürdürebilmek için kemikteki kalsiyumun dışarı çıkarılmasına yol açar. Neticede fosfor-kalsiyum fazlası vücuttan dışarıya atılır ve geride gözenekli ve gittikçe zayıflayan bir kemik yapısı meydana gelir.Böylece kemik kırılmaları olarak bilinen olaylar yaşanmaktadır.

    Kafein:

    Kafeinli maddelerin kullanımının sonucunda karakteristik etkiler, huzursuzluk, sinirlilik, heyecan, uykusuzluk, yüz kızarıklılığı, fazla idrar ve sindirim şikâyetleri gibi rahatsızlıklardır. Bu semptomlar bazı insanlarda, günlük 250 mgr ‘dan daha küçük dozajlarda tezahür edebilir.
    Diğer bazılarında ise daha yüksek dozlarda oluşur. Günlük 1gr ‘lık dozlara çıkılması halinde ise, kas seyirmesi, düşünce ve konuşmanın düzensiz akması, yorgunluk duymama ve fizikomotor acitasyonu oluşabilir. Daha büyük dozlarda hafif duyumsal rahatsızlıklar, kulak çınlaması, ışığın parlaması gibi rahatsızlıklar rapor edilmiştir. Kafeinin 10 gr’ı geçen dozu ile, ani krizler, nefes alma güçlüğü ve ölümle sonuçlanmalar oluşabilir. Alınan maddelerle girebilecek kafein miktarının kabaca hesabını şöyle yapabiliriz.
    Bir bardak kahve yaklaşık 100-150 mgr kafein ihtiva eder, bir bardak çay yarısı kadar, bir bardak kola ise 1/3 ‘ü kadar kafein ihtiva eder. Bir bardak enerji içeceğinde ise yaklaşık 100 mgr kafein alınmış olur. Reçete ile satılan kafeinli ilaçlar bir bardak kahvenin ihtiva ettiği kafeinin bir tam üçte biri ile bir buçuk arasında değişmektedir. İstisna olarak migren
    hastalığı için kullanılan tabletlerin her biri 100 mgr kafein ihtiva ederler.

    Kafein, sindirim sistemi ve kalp rahatsızlıklarının gelişmesine ve ağırlaşmasına neden olabilir. Üst karın ağrıları, bazen peptik ülser ve kanamalar oluşabilir. Ekstrem yüksek dozlarda ise ritim bozukluğu eklenebilir, tansiyon düşer ve kan dolaşımı durabilir.

    Diğer farklı Teşhisler: Manik olaylar, panik rahatsızlıklar, genel anksiety rahatsızlıkları klinik raporlarda açıklanmıştır.

    Boya Maddesi Karamel (E150):

    Şekerin yavaş şartlarda 170 C dereceye kadar ısıtılması sonucunda elde edilir. Başta kola olmak üzere çeşitli meşrubat, şekerleme, kek ve bazı hamur işlerinde boya maddesi olarak kullanılır.

    Avustralya Hiperaktiv Çocukları Koruma Teşkilatı(HACSG)’na göre alerjik bünyeli insanların kaçınmaları gerektiği ifade edilmektedir.

    CO2 Gazı: E290 (Karbondioksit)

    Sağlığa zararlı bir gazdır. Meşrubatlarla aşırı miktarlarda alınması halinde çeşitli rahatsızlıklara neden olur.kola ile beraber yüksek miktarlarda alınan co2 gazı ani ölümlere sebep olur.

    Karmin: E120

    Renklendirici; böceklerden elde edilir; kozmetiklerde, şampoanlarda, kırmızı elma sularında, şekerlemelerde ve diğer gıdalarda kullanılır; hassas ve asmatik bünyelerde alerjik reaksiyonlara sebeb olabilir. Sünî Tatlandırıcılar: Aspartam E951, Asesülfan E950, Sakarin E954

    Toz ve sıvı diğer bazı içeceklerdede kullanılır.Bu ürünler’de; Aspartam, asesülfam ve sakarinin kombinasyonu kullanılmaktadır. Şeker hastalarının kullanımı oldukça düşük olması ve kullanan insanların yaş seviyelerinin yüksek olmasına rağmen alzaymer riski oluşturduğu bildirilmektedir. Fakat içeceklerde kullanımı, özellikle aspartamın içinde bulunan fenil alalin
    isimli amino asitin çocukların zeka gelişimlerini olumsuz etkilediği klinik deneylerle kanıtlanmıştır.

    Türkiyede gazozlar ‘Gazlı alkolsüz içecek’ (gazoz) adlı, Türk Standartları Enstitüsü’nün Ekim 1992′de yürürlüğe giren TS4080 No.’lu standardına göre üretilir. Bu standart 20 sayfa olup isteyen her vatandaş, bedeli mukabilinde Türk Standartları Enstitüsü Merkezi’nden veya bürolarından temin edebilir.
    Bu standardın 2. sayfasında ‘Gazoz Sınıfları ve Spesifik Maddeleri’, 3. sayfasında da ‘Gazozun Genel Özellikleri’ tablo halinde verilmiştir. İkinci tablo ‘Kimyasal Özellikler’in 3. satırında, gazoz cinslerinin litrede 5 gr. kadar etil alkol (bütün alkollü içeceklerde sarhoşluk verici) bulunabileceğinin belirtilmesi dikkati çekiyor.

    Sade gazozlar da dahil, bütün gazozlarda tat veya koku verici esanslar kullanılar. Bu esanslar, yağ cinsinden maddeler olup suda çözünmezler. Bunları suda çözünür hale getirmek için hem su ile hem de yağlarla tam karışabilen (çözünebilen) ara çözücülere ihtiyaç olur. Bu hususta en bol, en ucuz ve en yaygın olarak kullanılan ara çözücü de etil alkoldür. Etil alkol bunun için gazozların terkibine girer. Kimya bilimi açısından bunun biraz
    daha açıklaması şöyledir: Kimyada, ‘benzer olanlar, birbiri içinde çözünür’ kuralı vardır. En mühim ve en çok kullanılan çözücü de su olduğundan suyun dışındaki bütün çözücülerde hidrofil (suyu seven, su ile tam karışan) ve hidrofob (suyu sevmeyen su ile tam olarak karışmayan) olarak ikiye ayrılır.
    Moleküllerinde hidrofil bulunduran maddeler su ile hidrofil assosiasyon yaparak berrak bir çözelti verebilir. Yağ cinsi maddeler, bu sebeple benzin, eter, toluen gibi çözücülerde çözünür. Etil alkol ise molekülünde hem hidrofil hem de hidrofob grub bulundurduğundan hidrofil grubu ile hidrofil assosiasyon, hidrofob grubu ile de hidrofob assosiasyon yaparak ara çözücü vazifesi görür.

    Karmaşık gibi görünen bu olayı, aslında herkes çok basit bir deneme yaparak kolayca anlayabilir. Bir iki damla yağ cinsi madde (zeytinyağı, çiçek yağı veya diğer sıvı yağ ve esanslar) bir şişe suya ilave edilse, ne kadar şiddetle ve uzun müddet çalkalansa berrak bir çözelti vermez. Bu bir iki damla yağ-bulunursa, biraz etil alkolde kolayca çözülebilir. Etil alkol bulunamazsa, tuvalet ispirtosu veya kolonya da %75-80 etil alkol ihtiva ettiğinden, bunların az bir miktarları da yağ cinsinden bir iki damla maddeyi kolayca çözerek berrak bir çözelti verir. Bu berrak çözelti şimdi bir şişe suya ilave edilirse, suyun berraklığı bozulmaz.

    İşte gazozlarda tat ve koku verici yağ cinsi maddelerin berrak bir çözelti.Gerçekte içinde küçücük miktarda alkol olan bir içecek hiç tereddütsüz olarak tarafından terk edilmeli kullanılmamalıdır.

    Kısaca yazılan içerikte görülür ki her şeyden önce coca cola cola özütü adı altında ne kadar gizlenirse gizlensin kokain içermekte hiç gizlenmeden açıkça görüldüğü üzerede yüzde beş oranında alkol içermektedir.Ki bu iki içerik zaten başlı başına ”Ben Müslüman’ım” diyen herkesin tereddütsüz kaçınması gereken maddelerdir.Aslında hiç şüphesiz coca cola,pepsi,diyet içecekler adı altında sunulanlar bütün insanların kaçınması gereken
    içeceklerdir.Öyle ya; İçeriğinde alkol gibi istisnasız herkesin zararlarını inkâr edemeyeceği bir madde varken açıkça bir uyuşturucu madde olan kullanımı suç dahi kabul edilen kokain temel taş olarak kullanılıyorken,mide duvarında tahrişlere sebep olduğu araştırmalarla ortada iken,obezite gibi hastalıklara sebep olduğu açıkça görüldüğü için ilk üretim yerleri olan amerika gibi ülkelerde yasaklanırken,sağlık bakanlığı belirgin zararlarından dolayı; ” “Asitli ve gazlı içecekler yerine süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve
    meyve çayları tercih edilmelidir.” Şeklinde açıklamalarla dolaylı olarakta olsa zararlı olduğunu açıklamak zorunda kalırken,böbreklerden kalsiyum atılımını hızlandırdıkları, mide mukoza hücre döngüsünü bozduğu, diş çürüklerini belirgin bir şekilde arttırdığı, aşırı içilmesinin kas hastalığına (hipokalemik miyopati) neden olduğu raporlanırken,okul çağındaki 460 kız çocuğu üzerinde yapılan ve “gazlı içecekler kemik kırılmaları ile
    yakından ilişkili” sonucuna ulaşılan araştırmayı “Pediatri ve Adölesan Tıbbı” dergisi Haziran 2000′de sunup, kemiklerde kırılmalara sebep olduğu sağlık birimleri tarafından itiraf edilirken,dişlerin çürümesine eriyerek yok olmasına sebep olurken,abd nin New Orleans kentinde yapılan konferansta sindirim sisteminde ortaya çıkan kanserlerle gazlı içecekler arasındaki ilişkilerden söz edilirken, hastalık hallerinde kendileri ile yakın temas
    haline girilen doktorlar “Gazlı içecekler kemikler için çok zararlı. Zaten Türkiye’de süt tüketme alışkanlığı yoktu, üzerine bir de gazlı içecekler gibi zararlı bir etken geldiği için kemiklerin oluşumunda bile sorun yaşanıyor. Süt ve süt ürünlerinin tüketimi yaygınlaştırılmalı” (Prof.Dr. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tümay Sözen) şeklinde açıklamalar yapmak durumunda kalırken,bir bardak gazlı içeceğin dahi diş çürümesine katkıda bulunduğu anlaşılırken ve tüm zararlarının aksine kesinlikle ve hiçbir şekilde Mutlak Manada tek bir faydası dahi bulunmazken hala Mutlak Gerçeğe gözleri kapayıp içmeye devam etmek şüphesiz hiç olmaması gereken bir davranıştır.

    O halde kişi içinde ne kadar istek olursa olsun tüm bu zararları göz önüne getirerek coca cola-pepsi - enerji içeceği veya benzeri hiçbir gazlı maddeyi kullanmamalı.Yalnızca kendisi kullanmamakla kalmayıp en yakınından başlayarak kırmadan ve üzmeden zararlarını belgelerle göstererek uyarmaya çalışmalı.Şüphesiz hem kendisi hem ailesi ve yakınlarını kullanmaktan vaz geçirmek için kendi çapında çalışma yapan istisnasız herkes hem kendi
    üzerinde hem çevresinde daha sağlıklı bir hayat ve ortamla karşılaşacaktır.
    Bunun yanında kolaların rengini meyan kökü denen bir bitkiden sağlıyorlar.
    Meyan kökünü de fareler çok sever ve en çok bu tarlada bulabilirsiniz fareleri.
    Araştırmaya göre meyan tarlalarındaki tarım araçları bitkiyle birlikte fareleri de tarladan toplamaktadır!
    Makinelerin depoları kan gölüne dönmekte, fare parçaları ve bitkiyle dolmaktadır.
    Makinelerin deposunda işlenmek üzere fabrikalara götürülür.
    Yani içtiğimiz kola, ASİTLİ FARE SUYU.
    Bunun üzerine davalar açıldı ama firmalar kazandı.
    Dezenfekte ediliyormuş güya…
    Ayrıca bir bardak kola içine bir kemik parçası atın ve 3-4 gün bekletin. Kemiğin lastik gibi olduğunu göreceksiniz.
    Bir de kolanın tuvalet ve banyoda ne kadar iyi bir temizleyici ve parlatıcı olduğunu bilmeyen yoktur…
    Kadın-doğum ve Beyin Cerrahi uzmanları taburcu olurken hastalarına Kola’lı içecekleri yasaklıyorlardı.Gazoz gibi bir şeydi, ucuzdu ve bakkallarda ve marketlerde serbestçe satılıyordu. Yaygın şekilde şehir panolarında gazete ve televizyonlarda reklâmı yapılıyor, çoluk-çocuk herkes içiyordu. Fayda ve zararları hakkında halk aydınlatılmıyordu. Araştırıp öğrenmeliydik.
    Rekabet endişesiyle gerçek formülü gizlenen Kola’lı içecekler kol bacak veya kranyum operasyonlarından sonra ne kadar güzel bakılırsa bakılsın tedaviyi geciktiriyordu. Radyolojik tetkiklerde, kemiklerde kalsiyum yoğunluğunun-kireç oranının azaldığı-seyreldiği görüldü.

    Daha kapsamlı araştırmacılar, mediko-sosyal açıdan özellikle çocuklarda başlayan ısrarlı Kola içme isteğinin masum alışkanlıklardan öte, giderek tutsaklığa dönüştüğünü tespit ediyor. Bu alışkanlığın daha ileri yaşlarda çocuklarda refleks ve dikkat kaybıyla, dalgın, unutkan ve sarsak bir insan tipi ortaya çıkaracağı kabul ediliyor.

    Çocukların çarpma ve düşmelerde kemikleri kolayca kırılıyor. Batı ülkelerinde genetiğiyle oynanmış gıdalar ve fastfud –Cola ile ayakta beslenme alışkanlığı Obesitenin kesin sebebidir. Batıda AİDS’i sollayan Obesite, yani kalp-damar hastalıkları ve Diyabete yol açan kontrolsuz şişmanlık.
    Obesitenin yayılması uyanıklara, arada ani ölümlere neden olsa da bol para getiren bir tedavi endüstrisi oluşturdu.
    Kola, hangi yaşta olursa olsun osteoporozun yani kemik erimesinin bilinen sebepleri arasındadır. Yine Kola, soy hücrelerin yani Astrosit ve Sprmotozoonların tahrip ve tahrişine yol açıyor.
    Kimyasal analizinde Kolalı içeceklerin düşük asiditesi (PH:3.4) dolayısıyla dişlerde malformasyon, erken çürüme ve dökülme görülür.

    Cam ve pet şişelerde kocaman reklâmlarla tavsiye edilen Cola’nın tadı, rengi ve kokusu hoşumuza da gidiyordu ama içindeki kanserojen katkı maddelerinin sindirim sistemi kanserlerine yol açtığını bilmiyorduk.
    Kola içen insan doku ve hücreleri adına kirli hava solumaktadır. Yani halk diliyle oksijenden fakir ve bir zehirli gaz olan Karbondioksit içmektedir. İyi bilmeliyiz ki: Kola, sigara gibi yaygın bir kronik intihar aracıdır.
    Ulusal basınımızda yer alan bir haber, magazin değildi. Gözden kaçıranlara bir kere daha hatırlatalım:
    Hindistan’da ve ancak çok zengin çocuklarının devam ededebildiği Yeni Delhi Üniversitesinde tipik Amerikan şımarıklığı ve ölçüsüzlüğü içinde öğrenciler arasında “Kim daha çok Cola içecek?” yarışması yapılıyor. Otuz beş öğrenci yan yana sıralanıp gülüşmelerle içmeye başlıyorlar. Nihayet arka arkaya kiloluk beş şişe Cola içen yirmi yaşındaki öğrenci belirlenen zamanda birinci geliyor. Ödülünü alıyor ve alkışlanıyor. Ancak on dakika geçmeden kameraların ve seyirci arkadaşlarının önünde yere yıkılıp ölüyor. Otopsi yapılıyor: Kan gazları arasında öncelikle beynin ihtiyacı olan oksijen seviyesi normalin çok altına düşmüş, buna karşılık bir zehirli gaz olan Karbondioksit artmış.

    İÇİYORUZ FAKAT ZARARLARINI BİLMİYORUZ

    Bir bardak kolanın dakika dakika zararları
    Kolayı çoğumuz düşünmeden tüketiyoruz. Peki, kola içtikten sonra vücudumuzda ne gibi değişiklikler olur?

    İlk 10 dakika:

    10 çay kaşığı şeker vücudunuza girer (Günlük almanız gereken şeker
    miktarının tamamı kadar). Fosforik asit tat alma duyunuzu keser ve aşırı şeker yüklemesinden dolayı kusmanızı engeller.

    20 dakika:

    Kan şekerinizde ani bir yükselme olur, yüksek miktarda insulin patlamasına neden olur. Karaciğeriniz vücudunuzdaki şekeri yağa çevirerek buna bir yanıt verir. Bu sadece bir kaç dakika içinde olur.

    40 dakika:

    Kafein emilimi tamamlanır. Göz Bebekleriniz büyür, kan basıncınız
    yükselir, karaciğeriniz kana daha fazla şeker pompalamaya başlar.
    Beyninizdeki adenozin reseptörleri rehaveti önlemek için bloke olur.

    45 dakika:

    Beyninizde dopamin salgısı artar.Bu tıpkı eroinin vücuta yaptığı tepkimelere benzer.

    60 dakika:

    Kafeinin diüretik özellikleri baş gösterir (tuvalet ihtiyacı). Bu da
    vücutta depolanmış kalsiyum, magnezyum ve çinko'nun da beraberce dışarı atılması demek.

    Bir süre sonra şeker ihtiyacını tekrar duymaya başlayacaksınız, kendinizi halsiz ve bitkin hissedeceksiniz. Vücudunuzda kola ile aldığınız bütün su tekrar dışarı atıldığı için susuzluğunuzu tekrar hissedeceksiniz. Şeker ihtiyacını takiben, kafein isteği de başlayacak (sigaradaki gibi )
    Coca Cola'da bulunan bir maddenin siroza neden olduğu ortaya çıktı. DNA bozukluğuna da yol açan E211 ürünlerden çıkartılacak. Sudan sonra en çok tüketilen Coca-Cola'da bulunan E211 (Sodyum Benzoat) maddesinin siroza neden olduğu ortaya çıktı. DNA bozukluğuna da yol açan E211 ürünlerden çıkarılacak.Piyasaya çıktığı ilk günden beri içerisindeki katkı maddelerini bir sır gibi saklayan Coca Cola firmasının sırrı sonunda çözüldü. Yapılan araştırmalarda Coca-Cola'nın içerisinde E211 (Sodyum Benzoat) maddesinin bulunduğu saptanmış, firma uzun süre bu iddialara karşı sessiz kalmıştı. Sodyum Benzoat maddesi siroz, parkinson gibi hastalıklara davetiye çıkarıyor, hiperaktivite bozukluğuna neden oluyor ve DNA'ya zarar veriyor.
    KÜFLENMEYİ ÖNLÜYOR
    Genel olarak gazlı içeceklerin birçoğunda bulunan ve küflenmeyi önleyen bu maddenin C vitaminiyle karşılaşınca kansorejene dönüştüğü belirtildi. Coca Cola firması ilk olarak Diet Colalar'dan bu maddeyi çıkartacaklarını ve yıl sonuna kadar tamamen kullanımdan kaldıracaklarını açıkladı. Firma sözcüsü bu maddeyi kullanmayı bırakacaklarını açıklasa da Sodyum Benzoat'ın yerini tutacak başka bir bileşen bulamadıklarını da itiraf etti
     
  11. yaminkutlu

    yaminkutlu Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    2 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    529
    Beğeniler:
    747
    Şehir:
    İzmir/Ankara
    Seviye:
    MAGNEZYUM - İşlenmemiş, yapraklı, yeşil sebzeler, fındık, soya fasulyesi, tohumlar ve parçalanmamış tahıllarda bulunur.
    MANGANEZ - Fındık, parçalanmamış tahıllar, sebze, meyve, çay, hazır kahve ve kakao tozunda bulunur.
    MOLİBDEN - Baklagiller, tahıl taneleri, karaciğer, böbrek ve bazı koyu yeşil sebze elerde bulunur.
    NİASİN (B3) - Karaciğer, kümes hayvanları, et, ton balığı ve yumurta, parçalanmamış tahıllar ve zenginleştirilmiş tahıl ürünleri,makarna ve ekmek, fındık, kuru bezelye ve kuru fasulyede bulunur. Vücut da amino asit tripitofan'ı (proteinden) niasine dönüştürebilir.
    PANTOTENİK ASİT - Tüm bitkilerde ve hayvanlarda bulunur, ancak özellikle karaciğer, böbrek, parçalanmamış tahıl ürünleri, ekmek, fındık, yumurta ve koyu yeşil sebzelerde daha çok bulunur. Rafine edilmiş ve aşırı işlemden geçirilmiş yiyeceklerde pantotenik asit kaybolur.
    FOSFOR - Et, kümes hayvanları, balık, yumurta, kuru fasulye ve kuru bezelye, süt ve süt ürünleri ve hafif içecekler gibi işlem görmüş yiyeceklerde bulunur.
    POTASYUM - Portakal suyu, muz, kuru meyveler, et, kepek, fıstık ezmesi, kuru fasulye ve kuru bezelye, patates, kahve çay, ve kakaoda bulunur.
    AZ TUZLU , YÜKSEK POTASYUMLU BESINLER ,( hipertansiyon ilacı kullananlar için)
    Kuru erik , karpuz ,muz , patates, portakal suyu , k.fasülye , havuç Portakal , ıspanak ,kayısı , domates, şeftali
    RİBOFLAVİN (B2) - Karaciğer, süt, et koyu yeşil sebzeler, yumurta, parçalanmamış, tahıl ve zenginleştirilmiş işlem görmüş tahıl ürünleri makarna ve ekmek, mantar, kuru fasulye ve kuru bezelyede bulunur.
    SELENİUM - Deniz ürünleri, kepekli ekmek ve parçalanmamış işlenmiş tahıl ürünleri, et, yumurta sarısı, piliç, süt ve sarımsakta bulunur. Ceviz , badem fındık, fıstık
    SÜLFÜR - Dana eti, buğday özü, kuru fasulye ve kuru bezelye, fıstık ve deniz tarağında bulunur.
    TİAMİN (B1) - Karaciğer, istiridye, parçalanmamış tahıl, zenginleştirilmiş işlem görmüş tahıl ürünleri, makarna ve ekmek, buğday özü, yulaf ezmesi, bezelye ve lima fasulyesinde bulunur. Bağırsak mikropları da bir miktar tiamin üretirler.
    ÇİNKO - Et, karaciğer, yumurta, kümes hayvanları, deniz ürünleri, süt ve parçalanmamış tahıllarda bulunur. tam buğday unundan yapılan tahıllar, bulgur, peynir, badem, ceviz ve mantar gibi sebzelerdir. Çinko; bağışıklık cevabınızın gücü, saç ve cilt sağlığınız yanında cinsel yaşamınız için de gerekli bir mineraldir.
    OMEGA-3
    Düzenli olarak balık yiyemiyorsanız hazır omega-3 kapsüllerinden veya bitkisel omega-3 kaynaklarından (keten tohumu yağı, ceviz) yararlanabilirsiniz.
    omega-3 yağ asitlerinden faydalanabilirsiniz. Bunun için düzenli olarak haftada 2-3 kez 100-150 gram balık tüketmeniz; ceviz, keten tohumu, koyu yeşil yapraklı sebzeler (semizotu, ıspanak, brokoli) gibi omega-3 kaynaklarından faydalanmanız sizin yapabileceklerinizdir.
    ANTI-OKSIDANLAR NELERDIR?
    Serbest radikaller, insanın bağışıklık sistemindeki `kötü çocuklar' olarak ün kazandılar ama gördüğümüz gibi insan yaşamı için gereklidirler ve yalnızca fazla bulunduklarında tehlikeli olurlar. 40 yaşından sonra daha az etkili olmasına rağmen, insan vücudunun, sağlıklı bir bünyede serbest radikalleri kontrol altında tutan bir savunma mekanizmasına sahip olması bir mucizedir. Gördüğümüz gibi, serbest radikallere bağlanarak fazla olanlarını yok ettikleri ve onların potansiyel zararlı etkilerini nötralize ettikleri için serbest radikallere karşı savunma, anti-oksidanlardır.
    Yaygın olarak tanınan anti-oksidanlar C ve E vitaminleri, beta-karoten, selenyum ve çinko mineralleridir.
    Vitaminler ve mineraller vücudun kendisi tarafından üretilemeyeceği ve bu yüzden diyetle alınmaları gerektiği için, beslenme ve sağlıklı bir bağışıklık sistemi arasındaki korelasyonu görmek kolaydır. Diyetinizde anti-oksidanlardan herhangi biri yoksa, vücudunuz fazla miktardaki serbest radikallerle nasıl baş edebilir?
    Serbest Radikallere Karşı Yiyeceklerle Savaşmak Aldığımız besinlerin, bağışıklık sisteminin üzerinde iyi ya da kötü etkileri olduğunu önceden belirtmiştik. Bütün besinlerin önemli olduğu vurgulanmalıdır, fakat bağışıklık sistemini desteklemek amacıyla yapılan diyetin göz önünde bulundurulması gereken spesifık yönleri vardır. Savunmaya yönelik yemeyi planlıyorsak yağ ve kolesterol tüketimi, protein alımı ve diyet lifi önemlidir.
    (İlaçlar, sigara içimi ve alkol bağışıklık sistemini bozabilir-bir nefes sigara, yaklaşık 100 trilyon serbest radikal içerir!).
    Son zamanlarda, vitaminlerin sağlığa etkisi üzerinde yoğunlaşılmaktadır. Şimdi, anti-oksidan olan besinlere daha yakından bakalım. Çeşitli vitamin ve minerallerin, ya anti-oksidan bir enzimin parçası olarak ya da tek başlarına antioksidan olma özellikleri vardır. Mineraller selenyum, bakır ve manganez, serbest radikalleri yok etmek için bir enzimle birleşir. Diğer yandan, E, C, A ve B6 vitaminleri ile beta-karoten ve çinko minerali serbest radikalleri etkisiz hale getirmek için enzimlerden bağımsız olarak görevlerini yerine getirirler.
    MINERALLER HAYATINIZI DEĞIŞTIREBILIR
    Mineraller vücudunuzdaki destek yapılarını oluşturan, enerji metabolizmanızdan kanınızın pıhtılaşmasına kadar pek çok yaşamsal işlevlerinizi yürüten çok önemli besin unsurlarıdır.
    Vücutta depolanma kapasiteleri olan minerallerin yüksek dozlarda, bilinçsiz ve kontrolsüz bir şekilde kullanılmaları tehlikeli olabilir. Geçen haftaki yazımızda önemli minerallere ilişkin temel bilgileri size iletmeye gayret ettik. Mineral dünyasının kapısını kaldığımız yerden aralamaya devam ediyoruz.
    KRAMPLARA MAGNEZYUM
    Vücudunuzdaki bazı enzimlerin aktivitesi için hayati bir mineral olan magnezyum, kalsiyum ve potasyumun bağırsaklardan emilimine yardımcıdır. Magnezyum yetersizliğinde kas ve sinir uyarılarının iletimi bozulur, kramplar ve sinirlilik hali ortaya çıkabilir. Magnezyum kemiklerinizin şekillenmesinde de görev alır. Kalp-damar hastalıklarını, osteoporozu, bazı kanserleri önlemede yararlı olabilir, kolesterol seviyenizi azaltabilir. Magnezyumun en çok bulunduğu besinler badem, ceviz, fındık, fıstık gibi sert kabuklu kuru yemişlerdir. Kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllarda da yeterince magnezyum vardır. Magnezyumun düzenli kullanımının ruhsal gerginliği azaltabileceği, kalp ritim bozukluklarını dengeleyebileceği ileri sürülmektedir.
    KAN BASINCINA POTASYUM
    Sağlıklı bir sinir sistemi ve düzenli bir kalp ritmi için potasyum zorunludur. Potasyum, sodyumla birlikte vücudun sıvı dengesini kontrol eder. Potasyum eksikliğinde aşırı cilt kuruluğu, akne, ishal, kabızlık, idrak güçlüğü, vücutta sıvı birikimi, sinirlilik, terlemeler, bulantı-kusma, tansiyon düşüklüğü, kaslarda yorgunluk-zayıflık, halsizlik ve tekrarlayan baş ağrıları oluşabilir. Potasyumdan zengin başlıca besinler; süt ve süt ürünleri, et, balık, kümes hayvanları, baklagiller, sebze ve meyvelerdir. Kayısı, şeftali avokado, muz, incir, hurma, kuru üzüm, kurutulmuş meyveler, kabuklu yemişler, bal kabağı, patates, sarımsak yüksek oranlarda potasyum içerir. Böbrek rahatsızlığınız ya da ishal gibi özel bir durumunuz varsa veya idrar söktürücü bir diüretik, kabızlık giderici bir laksatif kullanıyorsanız potasyum seviyelerinizin düşebileceğini aklınızda tutun.
    SELENYUM ANTİOKSİDANDIR
    Vücut için yaşamsal önemi olan selenyum güçlü bir antioksidandır. Bağışıklık sisteminizi korur, güçlendirir. Bazı tip tümörlere karşı koruyucudur. Pankreasın çalışması ve doku elastikiyeti için de selenyum gereklidir. Selenyum, E vitamini ile birlikte kalp ve karaciğer fonksiyonlarının sağlıklı olarak devamı ve vücutta antikor yapımı için çalışır. Selenyum eksikliğinin; kanser, kalp hastalığı, gelişme bozukluğu, enfeksiyonlar, karaciğer bozukluğu, kolesterol seviyelerinde artış ve kısırlıkla ilişkili olduğu saptanmıştır. Selenyumun kontrolsüz kullanılması eklem sorunlarına, tırnaklarda kırılma, nefesin sarımsak gibi kokması, ağızda metalik tat, sindirim sistemi bozuklukları, karaciğer-böbrek bozuklukları, saç dökülmesi, cilt döküntüleri ve cildin sarımsı bir renk almasına yol açabilir. Selenyum, yiyeceklerin yetiştiği toprağın selenyum miktarına bağlı olarak et ve tahıllarda yeterince mevcuttur. Bira mayası, tavuk ve süt ürünlerinde, somon ve ton balığında, deniz ürünlerinde, brokolide, sebzelerde, sarımsak, soğanda, hububatlarda bol miktarda vardır.
    SODYUM: AZI KARAR ÇOĞU ZARAR
    Su dengenizin korunmasında, sinir ve kas sisteminizin çalışmasında çok önemli görevler üstelenen bir mineraldir. Sodyum eksiliği çok seyrek görülür. Eğer sodyumdan fakir bir diyetle beslenir ve idrar söktürücü diüretik ilaçları fazlaca kullanırsanız sodyum seviyeniz çok azalabilir. Bu durumda vücudunuz susuz kalır. Kalp çarpıntıları, tansiyon düşüklüğü, iştahsızlık, karında kramplar, sersemlik, yorgunluk, uyuşukluk, hafıza bozukluğu, koordinasyon bozukluğu, bulantı-kusma, kilo kaybı gibi sorunlar oluşabilir. Tuz en önemli kaynaktır. Fazla kullanımı vücudunuzda sodyum yüklenmesine sebep olabilir. Bu durum vücutta su tutulması, yüksek tansiyon, potasyum eksikliği ve karaciğer böbrek hastalığı ile sonuçlanabilir.
    ÇİNKO KORUYUCUDUR
    Çinko prostat bezinin fonksiyonu ve üreme organlarının sağlıklı gelişimi için önemlidir. Sağlıklı bir bağışıklık sistemi için çinko zorunludur. Yara iyileşmesinde önemli işlevleri vardır. Tat ve koku keskinliği sağlar. Kemiklerinizin şekillenmesi ve oluşumunda görev alır. Vücuda hasar veren serbest radikallerin gelişmesine ve zararlarına engel olur, yaşlanma sürecini de yavaşlatır. Çinko eksikliğinde; yorgunluk, koku-tat hissi kaybı, tırnaklarda incelme ve beyaz lekeler, seksüel ve bedensel gelişme bozukluğu, tekrarlayan enfeksiyonlar, cinsel güç azalması ve yara iyileşmesinde gecikme oluşabilir. Çinko deniz ürünlerinde, yumurta sarısında, kırmızı ve beyaz ette, mantarlarda, baklagillerde, soya fasulyesi, ayçiçeği ve daha pek çok besinde bulunmaktadır.
     
  12. captain_2

    captain_2 Aktif Üye

    Kayıt:
    28 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    155
    Beğeniler:
    109
    Şehir:
    aydın
    Seviye:
    bilgiler için teşekkür
     
  13. orhantozun

    orhantozun Yeni Üye

    Kayıt:
    31 Mart 2008
    Mesajlar:
    47
    Beğeniler:
    70
    Şehir:
    Denizli-Nazilli
    Seviye:
    Tüm paylaşanların emeklerine sağlık teşekkür ederim...
     
    DKRMustafa bunu beğendi.
  14. çağatay sakin

    çağatay sakin Kıdemli Üye

    Kayıt:
    7 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    227
    Beğeniler:
    252
    Şehir:
    ankara ve civarı
    Seviye:
    paylaşımınız için teşekkürler güzel bi paylaşım olmuş
     
  15. Muhammed PINAR

    Muhammed PINAR Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    16 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    608
    Beğeniler:
    181
    Şehir:
    Eskişehir
    Seviye:
    paylaşım için çok teşekkürler ama;
    ben denedim öyle bir etkisi olmadı diyenler olabilir :S

    günümüzde birçok üretici hormon kullanıyor (malesef :S )
    meyve ve sebzelerin organiklerini tüketirsek daha sağlıklı etkisi olur...
     
  16. kizak

    kizak Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    18 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    900
    Beğeniler:
    1.984
    Şehir:
    Balıkesir/Akçay
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    bu değerli bilgiler için herkese çok teşekkür ederim saygılarımla
     
  17. sonEr´´

    sonEr´´ Onursal Üye

    Kayıt:
    15 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    2.333
    Beğeniler:
    1.554
    Şehir:
    İstanbul/Esenler
    Bisiklet:
    Salcano
    Seviye:
    emeklerinize sağlık.
     
  18. Mehmet Akif MALKOC

    Mehmet Akif MALKOC Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    7 Haziran 2008
    Mesajlar:
    800
    Beğeniler:
    399
    Şehir:
    Lagos
    Seviye:
    Güzel bilgiler gerçekten arkadaşlar..Teşekkür ederim..
     
  19. cato

    cato Aktif Üye

    Kayıt:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    166
    Beğeniler:
    150
    Şehir:
    BAYRAMPAŞA/İSTANBUL
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    ne olursa olsun bilgiler paylaşıldıkça güzel,eksiklerini tamamlıyor.Paylaşımlar için
    teşekür ediyorum . .
     
  20. Mahmut Can Kaymaz

    Mahmut Can Kaymaz Kıdemli Üye

    Kayıt:
    1 Şubat 2010
    Mesajlar:
    342
    Beğeniler:
    213
    Şehir:
    Karabük-biskar
    Seviye:
    güzel paylaşım ellerine sağlık