Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Bayramda Gökçeadadaydık

Konu, 'Şehirlerarası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında Orhan Kılıç tarafından paylaşıldı.

  1. Orhan Kılıç

    Orhan Kılıç Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Ocak 2010
    Mesajlar:
    1.485
    Beğeniler:
    2.420
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Her şey yaklaşık 1 ay kadar önce bir gün Uludağ zirve çıkışında tanışıp kaynaştığımız Çağların beni telefonla arayıp bayramda Gökçeadaya bisiklet ile tur yapmak istiyorum katılırmısın demesi ile başladı. Nasıl gideceğiz diye sordum. Arife günü çıkıp 1 günde eceabat a gideceğiz. Kabatepeden feribot ile adaya geçeceğiz, adayı turladıktan sonrada bayramın son günü döneceğiz dedi. Peki İstanbul Eceabat arası kaç km deyince 350 km dedi.
    Arife günü sen çalışıyorsun o günden hayır yok, Pazar günü ise referandum var o günüde geç dedim. Bize sadece 3 gün kalıyor. 1. Gün 350 km gideceğiz, 2. Gün adayı turlayacağız ki söylediğine göre 90 km ve 3. Gün tekrar 350 km yol yapacağız üstelik o kadar yükle. Ben yaşlı bir insanım ve koştura koştura o kadar gitmeyede hiç gerek yok o tur olmaktan çıkar diye itiraz ettim. Bu hafta sonu Kömür Limanına gideceğim dönüşte sana yol hakkında bilgi veririm dedim.
    Geldiğimde yolun Kazdağları tepesinden itibaren geliboluya kadar hemen hemen hiç emniyet şeridi olmayan gidişli gelişli bir yol olduğunu ve İstanbuldan Eceabata 1 günde gidersek burasını gece geçeceğimizi, bununda hayati tehlike taşıdığını söyledim. Sonunda eğer hafta başından izin alabilirse turu 1 haftaya yaymayı aksi halde araba ile Kumbağa gidip tura oradan başlamayı kararlaştırdık.
    Ben bu arada Gökçeada hakkında bilgi tğplamaya başladım. Çağlarsa 1 hafta önce adaya masa tenisi turnuvası için gitti ve bahaneyle bir ön keşif yapmış oldu.
    8 eylül 2010 günü akşam üzeri Çağlar geldi ve arabaya eşyalarımız ile bisikletlerimizi yükledik. Artık yola çıkabilirdik.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bundan önce Marmaraereğlisinden geçerken ihsan’ı aramış ve bir türlü görüşememiştim. Bu sefer onlarda aynı gün Marmaraereğlisine gidecekti. Yaklaştığımda aradım yolu tarif etti. Gittiğimizde bizi sitenin kapısında bekliyordu.
    [​IMG]
    Biz evine davet ettiğinde kapının girişinde mis gibi anason kokusu insanı tahrik ediyordu. Yarın için hazırlık yapıp rakı almıştım oğlum elinden düşürüp şişeyi kırdı dedi mahçup bir şekilde. Masa hazırdıama bizimde vaktimiz yoktu. Annem Kumbağda bizi bekliyordu. Kısa bir moladan sonra vedalaşıp yeniden yola çıktık.
    [​IMG]
    Tekirdağa geldiğimizde ezan okunmuştu. Çakır Ustadan peynir helvamızı alıp yola devam ettik. Kumbağ yoluna girdiğimizde Bandırmaya kamyon götüren geminin görüntüsü çok hoştu.
    [​IMG]
    Sabah kalkıp kahvaltımızı yaptık. Yeni bir gün daha başlıyordu.
    [​IMG]
    Çağlar bisikletini yüklüyor.
    [​IMG]
    Benim bisikletim ise yola hazır.
    [​IMG]
    Kumbağdan çıktıktan sonra doğa ile baş başaydık.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bu yoldan ikinci geçişim ama herhalde 12 defa daha geçsem yine doyamayacağım.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Ben önde Çağlar arkamda giderken yolun üst taraflarından bir tüfek sesi duydum. Oldum olası haz etmem silahtan ve sesinden. İçimden “Aman avcı vurma beni’’ diye başlayan türküyü mırıldanırken arkamdan Çağlar “Abi bunlar bizi vurmasın’’ dedi.
    [​IMG]
    Az ileride muhteşem manzara karşısında daha fazla dayanamayıp fotoğraf çekmek için durduğumda yerde çok sayıda boş fişek vardı. Bunların her birisi en az bir can demekti. İnşallah bir vuramamışlardır diye düşündüm.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bu da Çağların çektiği.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Çağlar hareket ettiğinde arkasından görüntüledim.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Geçen sefer Saim amcaya rastladığımız yerde banka oturup manzarayı seyrettik.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Çağlar fotoğraf çekmek için tepede durdu. Çağlara sen istediğin yerde durup fotoğraf çekebilirsin ben daha önceki geçişimde çekmiştim diyerek devam ettim. Az aşağıdaki daha önceden bildiğim çeşmede mataramı doldurmak için durdum. Çağlar buradan göklerdeki kartal gibi görünüyordu.
    [​IMG]
    Fotoğraf çekimini tamamlayan Çağlar aşağı doğru adeta süzülüyor.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Çağlar tepeden bu görüntüleri çekmiş.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bu arada Çağlar beni görüntülemeyide ihmal etmemiş.
    [​IMG]
    Burası da gideceğimiz taraf.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Az önce Çağların indiği yolun bir başka görünüşü. Bu yolu çıkmak bir türlü kısmet olmadı.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Uçmakdere göründü.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Yokuş aşağı kaptırmış gidiyorduk ki burnuma ağır bir koku geldi. Yol kenarına baktığımda 2 hayvan ölüsü gördüm. Çağlara seslendim durduğunda tilki ölülerini gördün mü diye sordum. Görmemiş. Yerlerini işaret edip gösterdiğimizde önce hayvanların postunun toprağa uyum sağlaması nedeni ile göremedi. Sonra o da gördü. Tekrar yola çıkmıştık ki hadi dönüp yakından bakalım neden ölmüş olabilirler dedim. Döndük. Bir yetişkin tilki ile yavrusu yan yana yatıyorlardi. Etrafta kan ve hayvanlarda yara izi yoktu.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Yetişkin olan hayvanın kulak uçlarında parçalanmalar vardı. Herhalde çok dövüşe girmişti zamanında.
    [​IMG]
    Hayvanların ölüm nedeni hakkında fikir yürütmeye başladık. Acaba yavru buradan düşünce anasıda peşinden mi atlamıştı?
    [​IMG]
    Çağlar büyük bir ciddiyetle ölüm nedenini belirlemeye çalışıyor.
    [​IMG]
    Hayvanın düşmesi imkansız değil ama zor bir ihtimal. Herhalde bu hayvanlarda kürkleri için kendilerini zehirleyen vicdansızların kubanı olmuşlar. Benim tahminim bir tanesi ölünce diğeri başından ayrılmamış ve oda diğerinin yanında ölmüş.
    [​IMG]
    Devamı var.........
     
  2. Orhan Kılıç

    Orhan Kılıç Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Ocak 2010
    Mesajlar:
    1.485
    Beğeniler:
    2.420
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Tilkilerden ayrıldıktan yüz metre kadar sonra Uçmakdere tabelasını gördük.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Çağlar birde benim fotoğrafımı çkti. Sayesinde ilk kez bir gezide bu kadar çok fotoğrafım oldu.
    [​IMG]
    Çağlar Uçmakdere de köyün fotoğrafını çekerken.
    [​IMG]
    Ben de bu köyde otoran bir tanıdığımın evini sormak için köy kahvesine gittim.
    [​IMG]
    Uçmakdere sahiline geldiğimizde ortalamamız 11,5 km/h ti. Geçen sefer Gökhanla beraber bu yolu 9,6 km/h ortalama ile geçmiştik. Bundan sonra Şarköye kadar dümdüz bir sahil yolunda rüzgar gibi gittik. Şarköyde ton balığı ve ekmakten oluşan yemeğimizi yedikten sonra yola çıktık.
    [​IMG]
    Geçen sefer yanında durup fotoğraf çektiğim bağın üzümlerinin tadına bakmak istiyordum. Bağa geldiğimde Çağlara seslendim duyuramadım. Telefon ettim. Durup beni görünce dönüp geldi. 1 salkım üzüm koparıp birlikte yedik. Üzümler küçük ama çok tatlıydı. Herhalde bunlar şaraplık üzüm.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Çağlarda bağı fotoğrafladı.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Çağlar rüzgar fotoğraflarını çekmek için durdu, bense devam ettim.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Geçen seferde görüntülediğim gölet bir kez daha göründü.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Sürekli pedallara basıyoruz. Amacımız 17.00 deki feribota yetişmek. Çanakkale Tekirdağ yoluna çıktığımızda saat 13.30 olmuştu. Az ileride gelibolu 26km, Eceabat 40 km tabelası göründü. Çağlara Eceabattan sonra ne kadar yolumuz var diye sordum.Yaklaşık 10 km deyince boşuna acele etmeyelim nasılsa yetişemeyiz dedim. Abi saatte 25 km ortalama ile gitsek yetişiriz dedi. Hiç mi yokuş çıkmayacağız, hiç mi mola vermeyeceğiz unut gitsin dedim. Yinede Çağlar önde tempoyu zorluyor bende arkasında hiç yetişme umudum olmamasına rağmen kopmamak için mecburen basıyordum.
    [​IMG]
    Gelibolu çıkışındaki benzinciye geldiğimizde yetişemeyeceğimiz gerçeğini Çağlarda kabul etti. Yinede hızlı gidiyorduk. Yolda durup meyvalarımızı da aldık.
    [​IMG]
    Eceabata 10 km kadar kalmıştı ki saat 16.30 da İzmirdem gelmekte olan Eray ile karşılaştık. Kısa bir tanışma faslı ve karşılıklı fotoğraf çekimlerinden sonra onu yolundan alıkoymamak için vedalaştık.
    [​IMG] [​IMG]
    Eceabat yolundan Kabatepeye döndüğümüzde yolun kenarındaki çam ağaçlarının altında molamızı verip akşam yemeğimizi yedik. Aşağıda beklememek için burada uzun uzun oturmayı tercih ettik.

    [​IMG]
    Hava rüzgarlı olduğundan üşüyüp hastalanmamak için rüzgarlığımı giydim.
    [​IMG]
    [​IMG]
    21.00 de kalkan feribota binip adaya geçtik. Adaya indiğimizde önceki hafta Çağların kaldığı Kuzu Limanı plajında bir işletme binasına kendimizi rüzgardan korunmak için siper ederek çadırımızı kurduk. Plajdaki duşlarda soğuk suyla yıkanıp uykuya daldık.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Gün sonundaki ortalama hızım.
    [​IMG]
    Yaptığımız yol.
    [​IMG]
    Max hızım. Bu hıza Şarköyden sonraki rampada ulaştık. Çağlar burada 73 km civarında bir hıza ulaştı.
    [​IMG]
    O günkü tur boyunca toplam pedal çevirme sürem.
    [​IMG]
    Yarın adayı turlayıp yeni güzellikler göreceğiz. Bakalım bizleri nasıl bir gün bekliyor?
     
  3. Orhan Kılıç

    Orhan Kılıç Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Ocak 2010
    Mesajlar:
    1.485
    Beğeniler:
    2.420
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Sabah kalktığımızda çevreyi daha net gördüm. Gece denizden esen rüzgardan korunmak için çadırımızı bu işletmenin arkasına kurmuştuk. Gece boyunca şiddetli esen rüzgarın bu yapının çatı eternitlerinde ve tahta paravanlarında çıkardığı sesler sık sık uyanmama neden oldu.
    [​IMG]
    Saat 07.00 yi biraz geçiyor ve dün gece geldiğimiz feribot Kabatepeye hareket etti. Bu feribotlardaki tarifede ilginç bir uygulama var. Adaya geçerken araç için 45 TL ödüyorsunuz. Araç içindeki yolcular ücretsiz. Yaya geçişi 4 TL. Giderken ödemeyi yapıp feribota biniyorsunuz. Dönüşte ise bedava dönüyorsunuz. Yani köprü geçişleri gibi tek yönde ücret ödüyorsunuz. Bisiklet ise ücretsiz. Yalnız bisiklet koyacak az sayıda yer olduğundan erken gidip araçlar bu yerlerin önüne park edip kapatmadan bisikletinizi yerleştirmeniz sıkıntı yaşamamanız için isabetli olur.
    [​IMG]
    Adaya gelmeden burası hakkında internetten biraz bilgi sahibi oldum. Bu arada bir haritayıda bilgisayarıma indirdim.
    [​IMG]
    Gökçeada merkezi bu dağların ardında ve zirve bulutların altında. Görüldüğü gibi bu bölgede yerleşim pek yok. Bunu gün içinde gezdiğimiz plajlarda da gördük. Bizim gittiğimiz yerlerde sadece Uğurlu kıyıda yer alıyordu.
    [​IMG]
    Burası Kuzu Limanı plajının sol yanındaki liman. Sabah kalkan feribot günde 2 kez yolculuk yapıyor ve 14 millik mesafeyi 1 saat 15 dakikada alıyor. Fotoğrafta görünen arabalı vapur ise günde 1 kez sefer yapıyor ve bu mesafeyi 2 saatte alıyor.
    [​IMG]
    Bu da plajın sol tarafı. Kumların ıslanan kısmı geceki fırtınanın şiddeti hakkında bilgi veriyor.
    [​IMG]
    Deniz kalkmış gidiyor. Burada dalgadan dolayı denize giremedik.
    [​IMG]
    Oysa 1 hafta önce buraya yine gelen Çağlar fotoğraflarında ne kadar güzel görüntüler yakalamış
    [​IMG]
    [​IMG] [​IMG]
    Bu masada kahvaltı yapmak isterdim.
    [​IMG]
    Rüzgar hala şiddetli esiyor, olmayan saçlarım bile havaya dikilmiş.
    [​IMG]
    Bu da Çağlar.
    [​IMG]
    Gökçeadaya gitmek için toparlanırken bir koyun sürüsü geldi.
    [​IMG]
    Sürüden 2 koyun bize çok ilgi gösterdiler. Çağlar 1 gün önce Şarköyden aldığımız ekmeğin bir kısmı ile bu koyunları besledi.
    [​IMG]
    Hayvanlardan bir tanesi çok zayıftı.
    [​IMG]
    Gökçeada merkezine gitmek üzere limandan ayrıldık. Bu ev çok şirin.
    [​IMG]
    Çağlar soğuktan korunmak için rüzgarlığını giydi. Bende rüzgarlığımla yola çıktım.
    [​IMG]
    Yolda karşılaştığımız 2 at.
    [​IMG]
    Gökçeadaya geldik ve 5000 olan nüfusu bizden dolayı 2 arttırıyorum.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Gökçeada merkezinden bir görüntü. Turizm bürosu bayram nedeni ile kapalı. Oysa asıl bu gün açık olması lazım. Adada otellerde boş oda yok. Büro açık olsa bir harita alacaktık daha ayrıntılı gezmek ve yol planlaması yapmak için.
    [​IMG]
    Köpekleri sevmem ama bu sevimli.
    [​IMG]
    Peynir, ekmek ve üzümden oluşan kahvaltının ardından Aydıncık a doğru yola çıktık. %10 eğimli rampayı çıktıktan sonra rüzgarlığımı çıkarmak için durdum.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bu noktadan sonra güzel bir inişle Aydıncık plajına geldik. Yolda şiddetli esen rüzgarı bir ara yandan alınca 2 kez devrilme tehlikesi yaşamam bisikletimin hızını düşürüp kontrollü sürmeme neden oldu. Burada hiç bina yok. Birkaç küçük motel ve bahçelerinde kamping var. Bizim kaldığımız Kuzu Limanına göre daha bakımlılar ve adanın diğer tarafı olduğundan rüzgar karadan denize esiyor, dalga yok. Ama rüzgar buradada delice esiyor. Yere serdiğim havlunun üzerine yatmamla birlikte kulak deliklerime kadar her yerim kum oluyor. Şezlongda bu işe çare olmadı. Adeta kumlama tabancasının önüne oturmuş gibiyiz. Kumlar vücudumuzda çarptığı yerleri acıtıyor. Bir şey yemek içmek mümkün değil.
    [​IMG]
    Denize girdiğimiz yerin sol tarafına yüzdüğümüzde ortalığın panayır yeri gibi olduğunu gördüm. Rüzgar sörfü ile kayanlar, paraşütlü board ile kayanlar ve havada uçanlar ilginç bir görsel show ortaya çıkarmıştı. Kıyıda pek çokta seyirci toplanmıştı. Hemen koşup makinemi alıp döndüm. İşte bizim keyifle izlediğimiz görüntüler. Bu bölgeye gelenlerin nerede ise tamamı Bulgaristandan gelenler. Bulgar plakalı her arabanın ve karavanın üzerinde bir kaç board var.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Saat 13.30 da yolcu yolunda gerek diyerek hiç istemediğimiz halde Aydıncık plajından ayrıldık. Tepeden plaja son bir bakış.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Çağlarda boş durmuyor.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Ben Çağların fotoğrafını çekerken o da benimkini çekiyor.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bu bina acaba adadaki rumlardan kalan dini bir yapımı?
    [​IMG]
    Yol hep inişli çıkışlı ve bol kıvrımlı.
    [​IMG]
    Yolda Çağlara öğle yemeği yemeyi teklif ettim tamam yiyelim dedi. Bir ağaç gölgesi bulduğumuzda dururuz dediğimde burada ağaç gölgesi bulacağımızı zannetmiyorum dedi. Hakikaten geçtiğimiz yerler kayalık bozkır. Olan bitki örtüsüde bodur makiler. Elbet bir ağaç gölgesi vardır koca adada dedim ve bu ağaçlık bölgeyi bulunca bir ağaç altındaki gölgeye çöktük. Bahaneyle 2 gündür bagajımda taşıdığım kavunu da kestik. Nefis bir kavundu. Taşıdığıma değdi. Menü keçi peyniri , bal gibi kavun ve dünden kalan 2 dilim Trabzon ekmeği. Bir tek rakımız eksik. Adanın her yeri koyun ve keçi dolu. Ortalıkta sürüyü güden çoban ve köpek yok. Herhalde akşam hayvanlar ahırlarının yolunu kendileri buluyorlar. Koyunlar karışmasın diye herkes kendi sürüsünü başka renkte boyamış. Keçilerde bizim dikkatimizi çeken bir işaret yoktu.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Önümüzde kıvrılarak inen yol ve boş kıyılar.
    [​IMG]
    Devamı var.............
     
  4. Orhan Kılıç

    Orhan Kılıç Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Ocak 2010
    Mesajlar:
    1.485
    Beğeniler:
    2.420
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Bu görüntüleri çekerken ayakta durmakta zorlanıyoruz. Rüzgar nerede ise bizi yere düşürecek. Bu rüzgar değil fırtına. Çağlara bisikletlerimize rüzgar sörfçülerinin kullandığına benzer yelken taksak çok rahat gideriz diyorum. Bu fikrimi çok beğeniyor. Ama öyle bir yelkenle az aşağımızda kıvrılarak dönen yolda denize uçmamız işten bile değil.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Kahve rengi zemin üzerine beyazla yazılmış Lazkoyu tabelasını görünce Çağlara gel burayada girelim burası antik bir yer olabilir dedim ve asfalt olmasına rağmen dar olan yola girdik.
    [​IMG]
    Gördüğüm manzara karşısında şaşkınlığa uğradım. Ben antikl bir kent beklerken bir plajla karşılaştım. Yolda yanımızdan geçen bütün arabalar neredeyse oradaydı. Az sonra gelen Çağlar espriyi patlattı. “Abi bütün ada burada’’ diye. Burada da denize girelim mi deyince devam dedim. Daha ne kadar yolumuz olduğunu bile bilmiyoruz.
    [​IMG]
    Çağların objektifinden koyun görüntüsü.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bir yol ayrımına gelince görmek için buraya da sapmaya karar verdik. Gelen araçlar bu yolu nedense tercih etmeyip diğer yöne devam ediyorlardı.
    [​IMG]
    Çağlar “Abi bu yol garnizon girişlerine benziyor’’ demişti ki karşımızda bir askeri tesisin girişini görünce geri döndük. İnsan hiç askeri tesis girişine mavi tabela ile Yuvalı yazar mı?
    [​IMG]
    Az sonra Şirinköye geldik.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Çağlar hadi şu köye girelim deyince o yöne saptık. Girişte karşılaştığımız bir motosikletli arkasındaki sepete bir oğlağı koymuştu. Köy hakkında bilgi aldığımızda burada Bulgaristandan gelen göçmenlerin evde şarap yaptıklarını, ev yapımı keçi peynirini ise Uğurlu köyünde bulabileceğimizi ayrıca Uğurlunun Türkiyenin en batı ucu olduğunu söylediler.
    [​IMG]
    Bu da şu anda kullanılmayan Gökçeada açık cezaevi. İnsanlar nasıl olupta adı şirinköy olan bir yere cezaevi yapıyorlar anlamış değilim.
    [​IMG]
    Bir taş ev.
    [​IMG]
    Burası hakikaten şirin bir köy. Belli ki cezaevi buraya artı bir değer katmış. Yollar diğer köylere göre daha düzgün.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bu çiçeklerle ilk kez karşılaşıyorum.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Ev yapımı şarabımızıda aldıktan sonra yola çıkıp Uğurlu köyüne geldik. Burada çeşitli kamu kuruluşlarının dinlenme tesisleri sahili parsellemişlerdi. Köyün girişinde bir gurup koyun yolun bir şeridinde baş başa vermiş uyur pozisyonda bekleşiyorlardı. Araçlar mecburen diğer şeritten geçtiler. Köye girmeyip yukarı doğru tırmanan bir yol vardı. Burası Gizli Liman diye bir plaja gidiyormuş. Köyden yeni yapılmış keçi peynirini alıp tekrar yola çıktık.
    [​IMG]
    Yolda bir sincap yolu karşıdan karşıya geçiyordu. Ben durdum, sincapta durdu. Makinamı çıkarıp açtığımda çıkan sesten ürken hayvan çalıların arasına kaçıp kayboldu. Bir göletin yanında durup Çağların gelmesini bekledim.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Dereköy eski bir Rum köyü. Durum içler acısı. Yıkık dökük taş evler var. Arada tek tük içinde insanların yaşadığı ayakta kalmış evler var. Şu düşmanlık ne kadar kötü bir şey. İnsanlar evlerini terk etmek zorunda kalmışlar.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Çağlar yol boyunca Rum köylerine gideceğim diyordu. Arkamdan geldiğinde al sana Rum köyü çek fotoğraflarını dedim. Önce çekmeyeceğim desede sonra dayanamayıp işe koyuldu.
    [​IMG]
    Çağlar fotoğraf çekerken ben işimi tamamlamış yol kenarındaki incir ağacından boyumun yettiği dallardaki incirleri koparıp yedim.
    [​IMG]
    Arkamda hayalet bir kasaba var.
    [​IMG]
    Tepeköy sapağına geldiğimde Çağlar orayıda görelim dedi ama kabul etmedim. İstersen sen git ama beni hiçbir kuvvet oraya çıkaramaz dedim. Bunun nedeni Uğurludan beri sürekli rüzgara karşı gitmemiz ve yokuş aşağı bile bisikletin durması.3 km içerideki bu köye girmemiz bize 1,5 saat kaybettirir. Güneş batmak üzere. Tepeköy ve Zeytinliye gitmeyi Çağlar çok istiyor ama buralara da gidersek bizim geri dönüp, çadırı kurup yemek yiyip yatmamız gece yarısını geçecek. Aslında bu iş için 2 günlük bir tur gerekli. Bu turda Gizli Liman, Marmaros, Sarıkaya, Tepeköy, Zeytinli, Kaleköy, Bademli, yeni Bademli ve Yıldızkoy’a gidemedik. Umarım gelecek yıl fırsat bulup Gökçeada ve Bozcaadaya birlikte bir tur yapabilirim. Çağlar gezinin başlangıcından itibaren Kaleköyde sakızlı kahve içip sakızlı muhallebi yemeyi hayal etti ama maalesef bu hayali gerçekleştiremedik. Bizim Çağların isteğini yerine getirmek için Aydınlı plajında denize girip vakit kaybetmememiz gerekiyormuş.
    [​IMG]
    Zeytinli köyü barajı.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Hem güneş batmaya başladığından serinliyen rüzgarlı havadan korunmak hem de görünür hale gelip can emniyetimi sağlamak için fosforlu yelegimi giydim.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Zeytinli köyü girişinde Çağları bekledim. Buraya girelim deyince devam edelim dedim.
    [​IMG]
    Gökçeadaya geldiğimizde akşam ezanı okundu ve 2 fırının ikiinde de ekmek kalmamış. Bakkallarda da ekmek yok. Çağlar bir lokantadan ekmek buldu. Ekmaği aldıktan sonra çadırımızı kuracağımız Kuzu Limanına doğru yola çıktık. Önümüzde 7 km var. Kamp yerine geldiğimizde dün akşam bizim geldiğimiz feribot limana yanaşmış yolcularını indiriyordu. Yani dünkü bu vakitti. Saat 22.00 yi geçiyordu. Çadırı kurup eşyalarımızı yerleştirdikten sonra yemeğe başladık. Akşam yemeğimiz keçi peyniri, şarap, helva ve ekmekti. Birde Çağların Uğurlu köyde kadınlardan aldığı kırmızı biber vardı. Yemekten sonra yattık. Kısa bir süre sonra fırtınanın sesinden uyandım. Uyumam mümkün değil. Susuzluktan dilim damağıma yapıştı. Bir ara Çağlar uyanıp tuvalete gideceğini söyleyince bisikletimdeki mataramı istedim. O da usamış. Suyu içtikten sonra uyudum.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Devamı var..........
     
  5. Orhan Kılıç

    Orhan Kılıç Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Ocak 2010
    Mesajlar:
    1.485
    Beğeniler:
    2.420
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    O günkü toplam pedal çevirme sürem.
    [​IMG]
    Yaptığımız yol.
    [​IMG]
    Ortalama hızım.
    [​IMG]
     
  6. Orhan Kılıç

    Orhan Kılıç Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Ocak 2010
    Mesajlar:
    1.485
    Beğeniler:
    2.420
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Sabah kalkıp hazırlandık ve 10 dakika kala gemiye bindik. Araçların çoğu bindiğinden geminin ön kısmındaki uygun boşluklara bisikletlerimizi koyamadık. Arka tarafta bulduğumuz yerlere zar zor bisikletleri koyduk. 2 bisiklet veya motosiklet daha olsa adada kalmamız işten bile değildi. Gemiler trenler bedava olsun diyen arkadaşlar birde olaya bu açıdan baksınlar. Bu araçlar öncelikle araba ve yolcu taşımak için yapılmışlar. Sizin bu feribota ekstradan 4 bisiklet koymaya kalkmanız 1 aracın gemiye binememesi demektir. Banliyö trenlerindede durum farksızdır. Yolcu taşımak amacıyla yapılan araca sizin hele gurup halinde bisiklet sokmaya kalkmanız seyahat edecek yolcuları rahatsız edecektir. Bizler maalesef her şeyimizi bedavaya halletmeye bayılırız. Otopark olsa bile para ödememek için arabamızı yol kenarına bırakırız. Ben bu araçların makul bir ücret karşılığında bisikletlerede hizmet vermesinden yanayım. Gemiye son binen aracı boş yerden yararlanabilmek için yan bindirmişler. Demek bunun için geç kalktık. Bazı arabalar limanda kaldılar. Dönüşte ve gelişte bilette saat yazmadığı için limanda kalmamak için erken gelip sıraya girmek gerekiyor. Geminin salonu doluydu. Bizde arka güverteye çıkıp akşamdan kalan peynir, helva ve ceviz ile kahvaltımızı yaptık. Martılar gökyüzünde dans ediyorlardı.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Algalar koca gemiyi sallıyordu.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Semadirek adası. Bu adadaki dağlar Gökçeadadan daha yüksek.
    [​IMG]
    Gökçeada geride kaldı.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Gemiden indikten sonra hemen pedallara asıldık. Rüzgar yandan esmesine rağmen düz yolda 14 km/h hızı geçemiyorum. Karşıdan ve yandan esen rüzgarda çantalar tuttuğu rüzgarla sürüşü çok etkiliyor. Böyle havada sırt çantası bagaj çantasına göre daha avantajlı. Eceabat yol ayrımına geldiğimde bir süre Çağları bakladim. Çağlar geldiğinde fikrimi söyledim. Bu şartlar altında daha bu işi fazla sürdürmeye hiç gerek yok. Bir gün önceden beri ben otobüsle dönelim derken Çağlar yarın karar veririz diyordu. Şartları ortaya koyup daha fazla ısrarcı olmamamız gerektiğini söyledim. Keşan üzerinden dönerek bu turu makul bir saatte tamamlamamız hatta tamamlamamız olanaksızdı. Şarköy üzerinden ise gece yarısı tamamlayabilirdik. Eceabattan otobüse binmeye kararlıyım. Çağlar bu geziyi 2 güne yayarak devam etmek istediğini söyledi. Bende Eceabattan otobüse bineceğimi söyledim. Sonunda yol arkadaşımı bırakmaya içim elvermedi ve Geliboluya kadar birlikte gitmeye karar verdim. Bu kararı almamdaki diğer etkenler biraz daha bisiklet sürerek o günü boş geçirmemek ve yolda Çağların fikrini değiştirme olasılığıydı. Sonunda Geliboluya kadar gitmeyi kabul ettim. Meyva satan tezgahın yanındaki çeşmeden sularımızı doldurup yola çıktık. Çağlarla aramızdaki mesafe açıldı. Yol kenarındaki küçük incir ağacını görünce durdum. Ağaçtaki olgun incirleri bitirmiştim ki Çağlar geldi. Şarköy üzerinden döneceğimi söyledim.Çağlar Uçmakdereden sonra olan toprak yol için endişelerini dile getirdi. Toprak yol iş makinası tarafından sıkıştırılmış ve bu yolda minibüs çalışıyor. Tek sorun yol kaygan hale geleceğinden dik yokuşta bizim ince lastiklerin yola tutunamama olasılığı ki o durumda bisikletleri iteriz dedim. Yolu 8 km ve tamamıda dik çıkış değil. Bir diğer olasılıkta makul bir saatte anneme telefon edip ehliyeti olan bir sürücü ile arabayı bizi karşılamak için yollamaları. Çağlarda ikna oldu ve tamam dedi oradan dönelim. Yalnız çağlar araba desteği konusuna sıcak bakmıyor.
    [​IMG]
    Tekrar yola çıktık. Denize sıfır gidiyorduk ve rüzgar çok etkiliyordu. Birkaç kere bisiklet kenara kaydı. Bırakın düz yolu yokuş aşağı bile bisiklet gitmiyordu. Şarköyden sonrası deniz kenarıydı ve orada rüzgardan daha fazla etkilenecektim. Yolda tepe ve ağaçların yanından geçtiğimde rüzgarın daha az etki yaptığını fark etmiştim. Bu şartlar altında devam etmem demek bu turun en az gece 12.00 de bitmesi demekti ve son 30 km ıssız ofroad yolda devam edecekti. Bir ahlat ağacı altında ahlat molası verdim. Ahlat adeta ayva gibi su içmeden yutmak olanaksız, insanı boğuyor. Bu şartlarda daha fazla mücadele etmeye gerek yok. Gelibolu otogarında şansımı denemek istiyorum. Eğer otobüs bulamazsam o zaman Şarköy üzerinden döneceğim. Bayram dönüşü ile referandum dönüşü birleştiğinden otobüslerde yer bulamama olasılığı yüksek. Hele bisiklet ile işler iyice güçleşiyor. Az sonra gelen Çağlara Gelibolundan otobüse bineceğimi söyledim. O zaman sen beni bekleme git dedi. Peynirin kalanını Çağlara verdim vedalaşıp ayrıldık. Gelibolu otogarına gelince Truva turizmden Tekirdağa bir bilet aldım. On dakika sonra gelen otobüse muavin ve şoförün söylenmesine rağmen bileti satan arkadaşın desteği ile binmeyi başardım. Buraya kadar 50 km yolu 3 saat 28 dakika pedal çevirerek almıştım ve yola çıktığımdan o ana kadar geçen süre 4 saatti. Eğer devam etseydim daha 110 km yolum vardı. Bu da yaklaşık 8 saat pedal çevirmek demekti. Molalarla 10-12 saat demekti.
    [​IMG]
    Tekirdağda otobüsten indiğimde burada rüzgarın çok az olduğunu gördüm. Burada rüzgar sabah etkisini kaybetmiş.Kumbağa geldiğimde o günkü turum 64,1 km idi.
    [​IMG]
    Ortalama süratim.
    [​IMG]
    Max. Hızım ki bunu kumbağa gelirken yaptım.
    [​IMG]
    Toplam pedal çevirme sürem.
    [​IMG]
    Eve geldiğimde herkes hazırlanmış İstanbula dönmek için beni bekliyordu. Eşyaları arabaya yükleyip hemen yola çıktık. Akşam oynanan Beşiktaş ve Türkiye Sırbistan maçlarına yetiştim.
    Dün gece geç saatte Çağlar aradı. Keşan'a varmış ve geceyi orada geçirecekti. Telefonda abi yağmur yağacakmış doğrumu diye sordu. Yola çıkmadan wunder weather Cuma ve Cumartesi günleri yağış gösteriyordu. Meteoroloji ise Cumartesi geç saatlerde yağış olacağını bildiriyordu. İnternetten meteor .gov.tr ye baktığımda şiddetli yağış ve fırtına uyarısı veriyordu. Çağlara durumu iletip bir an önce otobüse binip yola çık dedim. Ertesi gün telefonu kapalı olduğundan kendisine ulaşamadım.
    Pazartesi öğlene doğru Çağlara ulaştım. Keşandan otobüs bulamamış ve Tekirdağa doğru pedal çevirmeye başlamış. Şiddetli yağmur nedeni ile Tır şoförlerinin mola verdiği bir istasyonda bir süre beklemiş. Burada hiç bir araç kendisini almayı kabul etmemiş. Yoldan geçen araçlarda durmamışlar. Çaresiz Tekirdağa doğru yeniden pedal çevirmeye başlamış. Tekirdağa tahminen 10 km kala emniyet şeridindeki içi su dolu bir çukuru farkedemeyerek içine girince yere düşmüş. Dirşeğinden yaralanmış. Arkadan gelen bir araç durup Çağları almış. Kendisine geçmiş olsun diyorum. Çağlarla pedallamak gerçekten çok keyifliydi. Performanslarımız birbirine yakın olduğundan birbirimizi beklememize gerek kalmadan ard arda seyahat ettik. Gelecek yıl daha uzun soluklu ve günlük daha az yol yapıp daha çok keyif yapabileceğimiz turlarda birlikte olmak isterim. Teşekkür ederim benim uyumlu yol arkadaşım.
    Ayrıca gezimize bisiklet taşıyıcısını ödünç vererek katkıda bulunan sevgili arkadaşım İlhan'a ve bizleri Kumbağa giderken evinde güler yüzle ağırlayan İhsana, eşine, kayınvalidesine çok teşekkür ederim.
    Sizleri birbirimizden ayrıldıktan sonra Çağların çektiği görüntülerle baş başa bırakıyorum.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bir hafta sonra yine Cumartesi günü Çağlar çektiği fotoğrafları bana vermek için evimize geldi. Kendisine bir sürpriz hazırladık. Keçi peyniri yerine palamut balığı, salata, roka ve barbunya pilakiden oluşan ikindi yemeğinden sonra sürprizimiz olan sakızlı muhallebi ikram edip adada gerçekleştiremediği arzusunu yerine getirmeye çelıştık.
     
  7. Ömer Faruk MUMCUOĞLU

    Ömer Faruk MUMCUOĞLU Onursal Üye

    Kayıt:
    14 Ekim 2009
    Mesajlar:
    1.676
    Beğeniler:
    1.936
    Şehir:
    İSTANBUL
    Adı:
    Ömer Faruk Mumcuoğlu
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    orhan abi maaşallah hızına yetişilmiyor çok güzel kareler, üzüm bağından olan kare çok hoş.paylaşım için teşekkürler
     
    Orhan Kılıç bunu beğendi.
  8. Eray Özgülnar

    Eray Özgülnar Yeni Üye

    Kayıt:
    4 Kasım 2007
    Mesajlar:
    30
    Beğeniler:
    168
    Şehir:
    Buca - İzmir
    Bisiklet:
    Focus
    Seviye:
    Orhan Bey ...
    Güzel resimler ve harika bir anlatım..
    Yani sizinle beraber gitmiş gibi oldum..
    Ama yolda eski bir dost karşılaşmamız da çok hoştu ya.
    İnşaallah bir gün sizinle de pedallarız..
    Turların devamı dileğiyle...
     
    Orhan Kılıç bunu beğendi.
  9. Orhan Kılıç

    Orhan Kılıç Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Ocak 2010
    Mesajlar:
    1.485
    Beğeniler:
    2.420
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Sevgili Ömer Faruk. Aynı şehirde yaşıyoruz ama birlikte pedal basmak kısmet olmadı. Birlikte pedallamak umuduyla. Hoşçakal.
     
  10. Orhan Kılıç

    Orhan Kılıç Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Ocak 2010
    Mesajlar:
    1.485
    Beğeniler:
    2.420
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Çağlarla bende sizinle karşılaşıp tanışmaktan çok mutlu olduk. Yol boyunca hep sizinle karşılaşmanın beklentisi içindeydim. Bende bir gün birlikte pedallayacağımızın umudu ve beklentisi içindeyim. Başarılarınızın devamını dilerim.
     
    Uğur ŞENCAN ve Eray Özgülnar bunu beğendi.
  11. BULUT ÇELİK

    BULUT ÇELİK Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    29 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    460
    Beğeniler:
    181
    Şehir:
    istanbul AVCILAR
    Seviye:
    roman gibi bir tur olmuş :) harika fotoğraflar harika anlatım paylaşımınız için teşekkürler :)
     
    Orhan Kılıç bunu beğendi.
  12. Levent_K

    Levent_K Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    2.014
    Beğeniler:
    2.548
    Şehir:
    İSTANBUL / Malumyer
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Adada uçurtma sörfü yapıldığını duymuştum, gitmek nasip olmamıştı.
    Sayenizde gördüm. :)
     
    Orhan Kılıç bunu beğendi.
  13. Salih Çadırcı

    Salih Çadırcı Aktif Üye

    Kayıt:
    19 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    149
    Beğeniler:
    33
    Şehir:
    İzmir-Narlıdere
    Seviye:
    Orhan abi gerçekten harika bir tur olmuş çağlar abimede çok geçmiş olsun umarım ciddi birsey olmamıstır
     
  14. Selim Üsel

    Selim Üsel Bisikletkolik

    Kayıt:
    1 Haziran 2007
    Mesajlar:
    1.032
    Beğeniler:
    1.526
    Şehir:
    BURSA
    Seviye:
    Müthiş bir gezi. Resimler, ortam, anlatım harika. Kendimi sizinle gezmiş gibi hissetim. Paylaştığınız için teşekkürler..
     
    Orhan Kılıç bunu beğendi.
  15. çağlar kalaycıoğlu

    çağlar kalaycıoğlu Üye

    Yaş:
    34
    Kayıt:
    26 Ekim 2009
    Mesajlar:
    69
    Beğeniler:
    72
    Şehir:
    istanbul
    Adı:
    Çağlar
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    Üzerinden 10 gün geçmiş şu günlerde kazadan kalan kabuk bağlamış yaralardır. Ucuz atlatılmış bir kaza ve kaza anındaki sürate göre şanslıyım demeliyim. Teşekkürler iyi dileklerin için Salih kardeşim...
     
  16. çağlar kalaycıoğlu

    çağlar kalaycıoğlu Üye

    Yaş:
    34
    Kayıt:
    26 Ekim 2009
    Mesajlar:
    69
    Beğeniler:
    72
    Şehir:
    istanbul
    Adı:
    Çağlar
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    Ben de bu güzel anlatım ve fotografları ardı ardına özenle montaj için, adaya kadar olan özellikle uçmakdere -şarköy-gelibolu rotasındaki rehberliği için, adadadaki hayalim olan sakızlı muhallebiyi Serap abla vasıtasıyla çok hoş şekilde süprizle sunuşu için (eminim adadaki rumlarınkini aratmıyodur...), her öğün benim keçi peyniri tutkuma katlanışın ve aslında en önemlisi de senin Kumbağdan başlama alternatifini dile getirerek aslında bu turun gerçekleştirilebilmesine ön ayak oluşun için çok çok teşekkür ediyorum Orhan abicim sana. Ayrıca burdan İlhan abinin de bisiklet taşıyıcısı desteğiyle bu tura emeği geçtiği için teşekkür ediyorum...Bu güzel anlatımı sabırla okuyup izleyen arkadaşlarıma da teşekkürler; umarım başka keyif dolu turlar yine hepimize nasip olur. Ada çıkarması (gökçeada-Bozcaada) sonlanmış değildir. II.ada seferine önümüzdeki yıl hayat verebiliriz umarım...
     
    Orhan Kılıç bunu beğendi.
  17. Alp Aslan

    Alp Aslan Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    2.108
    Beğeniler:
    4.322
    Şehir:
    istanbul - Küçükyalı
    Bisiklet:
    Cannondale
    Seviye:
    Ellerinize ayaklarınıza sağlık resimler eşliğinde güzel bir tur ve hikaye çıkmış ortaya.
     
  18. Orhan Kılıç

    Orhan Kılıç Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Ocak 2010
    Mesajlar:
    1.485
    Beğeniler:
    2.420
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Çağlar seninle birlikte yeni yerlere gidebilmek için önümüzdeki yazı şimdiden iple çekiyorum. Tabi gelecek yıl kendimde sana ayak uydurabilecek aynı gücü bulabilirsem. :D
     
    çağlar kalaycıoğlu bunu beğendi.
  19. çağlar kalaycıoğlu

    çağlar kalaycıoğlu Üye

    Yaş:
    34
    Kayıt:
    26 Ekim 2009
    Mesajlar:
    69
    Beğeniler:
    72
    Şehir:
    istanbul
    Adı:
    Çağlar
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    Orhan abi hatırlatırım ki genelde arkada kalan bendim. Senin performansımdan şüphem yok, gelecek yıl üstüne bile koymuş olacağını düşünüyorum...Zamana yayılabildiği sürece her turu çıkarabiliriz...
     
    Orhan Kılıç bunu beğendi.
  20. Erdinç ALTINÇEKİÇ

    Erdinç ALTINÇEKİÇ Kıdemli Üye

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    386
    Beğeniler:
    208
    Şehir:
    Bursa
    Adı:
    Erdinç A.
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    roman gibiydi...