Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Barış için pedal çeviren kadınlar umutlu

Konu, 'Güncel Haberler' kısmında nuriaktürk tarafından paylaşıldı.

  1. nuriaktürk

    nuriaktürk Onursal Üye

    Kayıt:
    8 Şubat 2005
    Mesajlar:
    2.525
    Beğeniler:
    1.474
    Şehir:
    cappadocia ürgüp
    Seviye:
    FULYA ÖZLEM
    Barış isteyenler olarak Kudüs'te de yalnız olmadığımızı öğrenmek, İsrailli alternatif hareketlerle karşılaşmak sevindiriyor. Bitiş çizgisi barış olan ve sonu olmayan bir bisiklet turu, 18 Nisan itibarıyla Kudüs'te noktalandı. 2008 sürüşünde yeniden buluşmak dileğiyle birbirimizle vedalaşıyoruz: “Kadınları İzle!”
    Yolun iki tarafına dizilmiş irili ufaklı çocuklar, poşulu adamlar, pek az sayıda kadın, ellerinde hangisi henüz anlayamadığım yeşil, beyaz, siyah çizgili, kırmızı bir üçgen ve muhtelif sayıda yıldız olan bayraklar sallıyor. Tepede güneş, önümüz yokuş, vitesi küçülte küçülte görünmez hale getirmeye çalışıyorum ki ‘çaat!' diye bir ses: Zincirim attı, gitti karizma!

    Arkadan Eloise imdadıma yetişiyor. Fransız gazeteci Eloise, bisikletimin tekerleklerini havaya dikip, sıkışan zinciri kurtarıyor. Ahh bir de ben öğrensem şu zinciri çözmeyi. İnsanın her zaman yanında yardımına koşacak 249 kadın bulunmuyor netekim… Haa nerede miyiz? Halep yakınlarındaki Aziz Simenon Kilisesi'ne doğru bisiklet sürüyoruz. Bandolu karşılamaların, kılıçlı dabké şovlarının, uzun açılış konuşmalarının ve barış dileklerinin, zengin sofralara girizgâh olduğu resepsiyonların ilkine doğru pedal çeviriyoruz. “BAŞLANGIÇ” yazılı koca balonlu pankartın altından geçerek yola çıkmıştık o gün, Halep'ten. Lazkiye'de bize bisikletiyle Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın eşi Esma Esad da eşlik etti. Lazkiye yolunda portakal bahçelerinden geçiyoruz. Türkmen köylerinde Türkçe “Hoş geldiniiz! Buyruun!” nidaları geliyor. “Kızım sen arkada mı kaldın? Yetiş çabuk, geçtiler seni!” demişler Cana'ya. Yarış değil ki bu Fahri Amca. Yan yana sürüyoruz işte bisikletlerimizi. Bu Lazkiye'ye tatile gelmeli. Hatay'a öyle yakın ve öyle ucuz ki. Turun amaçlarından biri gerçekleşti bile: Katılımcıların bölge ile gönül bağı kuruldu.

    Her şey Filistin için

    Beyrut'a gelinceye kadar iyiden iyiye kaynaşıyoruz. Bayrakları da ayırt edebiliyorum artık. Lübnan'ınkinde sedir ağacı var. Lübnan'ın suikasta kurban giden eski devlet başkanı Hariri'nin evinde mükellef bir sofra, daha ne olsun! Suriye ile Lübnan arasındaki gerginlik iyice hissediliyor. Beyrut ise başka bir âlem, nam-ı diğer Ortadoğu'nun Paris'i, şimdilerde savaş sonrası boşalmış meydanları, kafeleri, frankofon ve Arap kültürünün karışımını yansıtan eklektik yaşam biçimiyle kaderine terk edilmiş durumda. Dünya Beyrut'tan vazgeçmeyi vicdanen göze alabilir mi? Feyruz şarkılarına karışan hüzün ve Eşrefiye sokaklarındaki umudun gücü adına asla!

    Dinlerin ve tartışmanın merkezine yaklaşmamız Ürdün'e girmemizle daha belirgin bir hal alıyor. Amman'daki ilk gecemizde bir atölye çalışması düzenleyerek “barışın ne olduğu, Filistin'deki sorunlar” gibi çeşitli konular üzerine bilgi ve fikir alışverişinde bulunuyoruz. Ertesi gün Hazreti Musa'nın ölüm yeri olduğuna inanılan Nebo Dağı'na sürüyoruz bisikletleri. Filistin görünüyor karşıda. Tüm bunlar en çok da Filistinlilerin bir gün kendi topraklarında rahat bir nefes aldıklarını görebilmek için değil mi zaten? “İşgal altında” olmadan, “evinin ortasından bir duvar geçecek” diye bir sabah uyanıp, buldozerlerle karşılaşmadan, duvarın ardında kalan suya, çocuğuna, eğitim ve sağlık imkânlarına yeniden kavuşsunlar diye değil mi? Ertesi gün bir başka ‘Selamsız Bandosu' ile Eriha'da karşılandığımızda, neşeyle oynayan, şiş karınlı, baldırı çıplak çocuklara bakarken tek dileğimiz bu. Es geçilmemesi gereken bir başka ayrıntı: El Hüseyin Köprüsü'nü bisikletle geçmemize izin verdiler, yani Filistin (İsrail) sınırına dek bisiklet sürdük! Sınırda oldukça uzun bir bekleyişten sonra hepimize vize verildi.

    Eriha'da 270 metre deniz seviyesinin altında olduğumuzdan hepimizin kulakları çınlıyor. Ertesi gün Filistin'de bisiklet sürmeye devam ediyoruz. Beytüllahim'deyiz. Hz. İsa'nın doğum yeri. Hz. İsa'nın Hıristiyan hemşehrileri en çok zeytin ağacından İsa ve Meryemana ikonaları oymakla ve izcilikle meşguller. Bir bando daha! Tüm Filistinli kadın örgütlerinin başkanları bizimle tanışmaya geliyor. Yola çıktığımızdan beri en etkileyici Dabké şovunu burada izliyoruz. Filistin, haberlerde izlediğimizin aksine son derece güvenli bir yer izlenimi veriyor, yasemin kokulu bahçeler, erken yatan insanlar ve duvarın öte yanına nazaran fakir; ama gelişmekte olan bir ülke. Son yıllarda nüfusun yüzde 98'ini oluşturan Müslümanlarla, yüzde ikisini oluşturan Hıristiyan azınlık arasında birtakım gerilimler yaşanmaya başlamış.

    İkinci ağlama duvarı

    Son günümüz! Filistinlilerin, İsraillilerin diktiği o koca tecrit duvarı ve kontrol noktalarını geçemedikleri için tali yollardan dolaşa dolaşa evlerine dahi 2 saatte ulaşabildikleri Kudüs'te, bizim için her yerden geçmek ne kolay! Yabancıyız, bisikletli bir grup barış aktivistiyiz ve buranın asıl sahiplerinden daha fazla hakka sahibiz. Ne acı, birilerinin, kendi evine gitmek, kendi toprağını sulamak için başkalarından izin almak zorunda olması. Kudüs'ün dışındaki Abu-Dis Üniversitesi'ndeki duvara elimizdeki sprey boyalarla bu hislerimizi yansıtan grafitiler yapıyoruz. Ben “Bu ikinci ağlama duvarı! Artık gözyaşları dinsin!” yazıyorum. Yıkılsa da şu duvar her bir harfimiz un ufak olsa.

    Sonunda 6 Nisan'da Halep'ten çıkan bisikletli kadınlar olarak 18 Nisan'da bisikletlerimizle Kudüs'ün merkezine varıyoruz. 16 uzun kilometre. Bizi Kudüs'te İsrailli bir barış organizasyonunun iki temsilcisi karşılıyor. Barış isteyenler olarak Kudüs'te de yalnız olmadığımızı öğrenmek, İsrailli alternatif hareketlerle karşılaşmak sevindiriyor. Bitiş çizgisi barış olan ve sonu olmayan bir bisiklet turu 18 Nisan itibarıyla Kudüs'te noktalandı.
     
    sevgili bunu beğendi.