Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Balkan Bisiklet turu 17/6 - 3/7/2016 Giriş ve 1. gün

Konu, 'Uluslararası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında five tarafından paylaşıldı.

Etiketler:
  1. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.008
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Merhaba,
    Bir turun planını bir öncekinin bitişinde yapmaya başlarım neredeyse. Hayal etmenin yeri, zamanı yok… Belki bu da bir tür terapidir. Kim bilir ? Ama işin ilginç yanı, son bir kaç senedir ilk önce hayal edip planladığım rotalarla turu gerçekleştirdiğim rotaların birbirinden farklı oluşu. Yunanistan turu bunun bir örneği değildi ama geçen senenin bahar aylarında epeyce bir İzlanda turu hayal edip adamların çok detaylı hazırladığı haritaları bile indirdikten sonra rotayı daha yakındaki Gürcistan’a çevirmiştik kuzenimle. Bu tur kuzenimle yaptığım ilk turdu.
    Bu senenin bahar aylarını da diz ve kas problemlerinin düzelmesi için harcarken aslında bir Benelux turu düşünmeye başlamıştım. Tabi ki bisikletleri götürme külfeti yerine kiralama yoluyla. Başladığımız noktada bitirerek. Ama gerçekleştirdiğimiz tur bu sefer de yakınlardaydı ve Balkan’lara yöneldik.
    Balkanlar turumuzun başlangıç noktası Makedonya olacaktı ve iki haftalık bir süre öngörmüştük tur için. Makedonya’ nın başkenti Üsküp’e otobüsle gidecektik ve dönüşümüz de yine buradan olacaktı. Otobüs biletlerini yaklaşık 1 ay önceden almıştım Alpar Tur’dan. İki kişi gidiş dönüş toplam 100€’ydu. Bileti, Yunanistan’dan geçileceği için, Schengen vizesi başvurusunda da kullandım. Kuzenim Gökalp’in yeşil pasaportu olduğu için (teyzem ve eniştem emekli öğretmen) ona vize gerekmiyordu. Tur rotamızda sadece Hırvatistan bizden vize istiyor ve Schengen vizesi ile girilebiliyor. Bu sebeple Yunanistan’dan aldığım vize Hırvatistan için de geçerli olacaktı.
    Genel olarak tur planımızı şu şekilde oluşturmuştuk Gökalp’le karşılıklı yazışmalardan sonra: Makedonya’dan başlayıp önce Arnavutluk ardından Karadağ’ı geçip Hırvatistan topraklarındaki Dubrovnik’te bir ekstra gün geçirdikten sonra Bosna Hersek’e girip rotamızın en kuzeyinde yer alan Saraybosna’dan itibaren güneydoğuya doğru yol alacak, önce Sırbistan’ın güneyi, sonra da Kosova’ya girip tekrar Makedonya’ya yönelecek ve Üsküp’te turu tamamlayacaktık.
    İşin bizim için önemli ve sorun olan kısmı aslında bisiklet üzerinde olmadığımız zamanlar oluyor genelde. Yani bisikleti taşımak ve başlangıç noktasına ulaştırmak. Şu ana kadar bisikletimi uçakla taşımadım ama otobüsle ve arabayla epeyce taşımıştım. Bu sefer de otobüs kullanacaktık. Hareket noktası Esenler Otogarı olduğu için ve gün kaybetmemek için bisikletleri bir gece önceden otogara götürüp bilet alırken gördüğüm emanetçiye bırakmayı planlamıştım. Ertesi gün (17 Haziran Cuma) sadece otogara ulaşmak yeterli olacaktı bizim için. Gece bisikletleri arabayla otogara ulaştırmak zor olmadı bizim için. Emanete de bıraktık ama emanetçinin aldığı para içimize oturdu gerçekten. İki bisiklet ve bir gece için toplam 100 TL. Cuma akşamı yola, Cumartesi sabahı da tura çıkmak için bunu da sineye çektik açıkçası.
    Cuma akşamı otogara gelmemiz kolay olsa da bisikletleri otobüse koyma kabusu her zamanki gibi devam etti. Otobüs perona geldi, biz bisikletleri yanına getirdik ama bir türlü bagaja koyamadık. Bu konuda çok tecrübeliyiz, nasıl sığar, nasıl bağlanır, nereye konur iyi biliriz. Ön lastiği çıkarır, seleyi indirir hatta pedalı da çıkarırız (ki çıkarmıştık zaten). Gelgelelim hem muavin abimizden hem de şoför abimizden bir türlü olur alamadık. Sebebi de otobüste çok yolcu olması ve eşyalarını koyacak yeterince yerinin olmamasıydı. Bir ay önceden almışım bileti, bütün bir yıl hayal kurmuşum, planlamışım, onlar mı engel olacak, bisikletleri mi almayacak, yoksa bizi mi almayacaklar vs. düşünüyorum bir yandan, öte yandan da ikide bir “Abi şurayı kapamayın. Biz oraya sığdırırız bisikletleri.” diyordum elemanlara. Onlar da gözlerini uzaklara dikip gelecek yolcuları gözetler pozlarla “Durun bakalım. Durun bakalım.” deyip duruyorlardı. Gökalp de genç adam, atarlı moda hızla geçebilir. Ona da bir yandan bekleyelim-görelim politikası uyguluyordum.
    Otobüsün kalkmasına neredeyse 5 dakika kalmıştı. Artık gerilimimiz had safhaya çıkmışken artık gelecek başka yolcu kalmadığı anlaşılırken uzaktan bir bisikletli daha görünce yıkıldık açıkçası. Daha bir kendimize yer bulamamışken bir bisiklet daha… Neyse ki tansiyonumuz kısa sürede düştü. Bisikletli arkadaş kısa süreden yazıhaneden dışarı çıkınca rahat bir nefes aldık. Şoför abimiz “Tamamdır” anlamında el işareti yapınca biz de hızla bisikletleri yerleştirmeye başladık. Kısa sürede işimiz tamladık ve “İşte bakın boşa kastınız bu kadar” minvalinde abilere serzenişimizi gönderdik. Fazla da uzatmadan koltuklara kurulduk. Artık nefeslerimizi rahat alıyorduk. Kafamdaki en büyük problemi atlatmıştım kendi adıma. Tabi bu sefer de İstanbul’un Cuma trafiğinin içine karıştık. Akşam 19:00’da yola çıkan otobüsün İstanbul’dan çıkabilmesi birkaç saat sürecekti.
    Vakit gece yarısı civarındayken İpsala sınır kapısından geçip Yunanistan sınır kapısında beklemeye başladık. Şoför abimiz -ki kendisiyle muhabbeti düzeltmiştik- “Bu akşam da en kılları görevde. Uğraştıracaklar.” dedi. Sınır geçişi ve pasaportlar konusunda çok titiz davranıyor ve herhangi bir sıkıntı oluşmaması için ince eleyip sık dokuyor hatta biraz da muavine sert emirler yağdırıyordu. Yunan sınırında biz indik ama eşyaları indirmediler. Yunanistan’ı gece yarı uyur yarı uyanık geçip güneşin doğumuna yakın Makedonya sınırına geldiğimizde burada hem bizi otobüsten indirdiler hem de bavulları. Tabi bizim heybelerimizi de. Hatta bisikletleri bile sordular şoföre. (Bu arada otobüsün iki şoförü vardı. Biri Türk diğer sanırım Makedon.)
    Turun genel rotası
    [​IMG]
    Otobüse binip huzura erdiğimiz an
    [​IMG]

    1. Gün : Negotino Bitola (18/06/2016)
    Normalde Üsküp’e kadar gidip sonra geriye dönecektik. İlk günkü rotamızda Prilep’e kadar ulaşmayı planlamıştık. Ama otobüsle gittiğimiz yolu bisikletle geri dönmeye çalışma yerine yolda inmeye ve Prilep yerine ilk günü Bitola’da bitirmeye karar verdik.
    Makedonya ile Türkiye arasında 1 saatlik bir fark var. Dolayısıyla saat oldukça erkendi. Turun geri kalanında da yerel saat, Türkiye saati sürekli karıştı ve biz hep bizim işimize gelen saati kullandık. :)
    Otobüsten, Negotino’da, otobanın kenarındaki benzinlikte indik. Açık alanda hızla bisikletleri hazırlamaya başladık. Benzinlikteki elemanlar da uzaktan bizi izliyorlardı “Bunlar da kim ?” dercesine… Benzinliğin tuvaletini bisiklet kıyafetlerini giyinmek için kullandık. Çantaları yerleştirdik. Yaklaşık 1 saatte hazırlanabilmiştik neredeyse. Gökalp’le birbirimize bakıp “Hazırız” ifadesini gördük birbirimizin gözlerinde. Ve bol bol “Vay be ! Turdayız ! Başladık!” nidaları…
    Kahvaltı, bizim için (diğer her öğünün olduğu gibi :) ) , çok önemliydi. :) Benzinlik, sabahın o çok erken saatinde (sanırım yerel saatle 04:30 – 05:00 civarında) henüz tam olarak faaliyete geçmediğinden yiyecek bir şey bulamamıştık. Yola çıktık. En yakındaki yerleşim yeri olan Negotino’nun merkezine 2 Km.lik bir yol vardı önümüzde. Etrafa baka baka, turun ilk kilometrelerinde olmanın verdiği sevinç ve şaşkınlıkla pedallara basıyorduk. Bu tura yeni bir tur heybesiyle çıkmıştım. Çok para vermediğim halde eski heybeye göre daha büyük ve fonksiyoneldi. Kısa süre sonra merkezdeydik. Etrafımıza bakarken henüz yeni açılmış bir pastane gördük. Genç bir kadın pastanenin içini temizliyordu. İçeri girip poğaça seçtik ve yanına yeni yapılmış limonatayı ekleyip dışarıda kaldırımın üstündeki bir masaya oturduk. Kısa süre sonra tabaklar ve bardaklar boştu. Ama en önemli olan şeyi unutmuştuk. Zaten unutmasak da sabahın o kör saatinde bir yerlerden bulma şansımız yoktu. Yanımızda para olarak sadece Euro vardı. Henüz Makedonya’nın para birim olan Denar’a çevirme şansımız olmamıştı. Harcama ve halka ilişkilerden sorumlu grup üyemiz Gökalp pastaneci kızla ödeme konusunu konuşmak için içeri girdi. Kısa süre sonra dışa çıktığında pastaneci kızın yediğimiz içtiğimiz şeyler için para almadığını söyledi. Aslında önce Euro kabul etmediğini ve parayı çevirmek için nereye gideceğimiz söylemeye çalışmış ama İngilizce konusunda sıkıntı olup da anlaşamayınca para almamayı tercih etmiş.
    Yediklerimizden günün ilk enerjisini alıp yola devam ettik. Ama cebimizde Denar yoktu ve bu bizim için sorun olabilirdi ileride.
    Yol Kavardatsi’ye kadar toplam 11 km.’lik hafif çıkışlarla ilerliyordu. Sonra inişe geçiyor ama asıl çıkışını Pletvar geçidine kadar yapıyordu. MapMyRide’da ortalama % 3 olarak görülen yokuşun sonlarında eğitim %7 %8’lere kadar çıkıyordu. Pletvar’dan sonra çok irtifa kaybetmeden inerek aslında ilk günün sonu için planladığımız ama değişiklikten sonra ara durak olan Prilep’e vardık. Şehrin merkezine yöneldik yemek yemek için. Merkezde uygun bir yer ararken küçük bir restoran bulduk. Yemek isimlerini duvara yazmışlardı. İçlerinden “Çorba” yazısı direkt gözüme çarptı. Tüm tur boyunca, hangi dilde konuşup hangi dilde cevap alacağımız konusunda epeyce sıkıntı ve sürpriz yaşadık. İlk olarak burada İngilizce konuşmaya çalışırken, Türk olduğumuzu söyleyince “E Türkçe konuşun o zaman :) ” uyarısıyla kendimize geldik. Çorba, turda benim için her öğünün ana unsuru. Bulduğum her yerde mutlaka yemeye çalışıyorum ama bunun istisnası kelle paça ve işkembe çorbaları. Zaten sakatatla da aram yok. O yüzden çorbaya direkt atladığım halde gelecek çorba hakkında da endişelendim doğrusu. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Balkanlar’daki genel yemek içeriğinde et ana unsurdu ve ilk öğünün çorbasında da bu görünüyordu. Çorba etli ve bezelyeliydi. Yemek bulunca, ikinci temel ihtiyaç olan internet :) için de lokantadaki genç arkadaşa baş vurduk ama maalesef internet yoktu. İşte tam bu noktada bir “Vay be” daha gelecekti bizden. Yan masada oturan ve bize hoş geldin diyen abilerden en kerli ferli olanı (“Acaba oranın sahibi miydi ?” diye de düşündük) telefonunu işaret ederek, “Buradan bağlanın.” dedi. Öylece kaldık, çünkü böyle bir şey beklemiyorduk. Bağlanıp whatsapp’tan ailelere haber verdik ki bu bizim için en önemli konuydu. Yemekleri yedik. Teşekkür edip ayrıldık.
    Hava, kafayı fırına sokmuşçasına sıcaktı. VDO’nun göstergesinde 46 derece olarak okudum sıcaklığı. Düzlükte karşımızdan esen sıcak rüzgar zorluklardan zorluk beğendiriyordu ki su da kalmayınca tam olmuştu. Zaten ilk gün bize Makendonya’da yol kenarlarında pek fazla çeşme olmadığını da göstermişti. Akşam saatlerinde, kurutulmuş et olmaya çeyrek kala Bitola’ya vardık. Merkezine ulaşıp hızlıca Mustafa Kemal Atatürk’ün gittiği Askeri İdadi binasını bulmak için soruşturmaya koyulduk. Bina şu an şehir müzesi olarak kullanılıyordu. İçinde de Atatürk’ün bazı eşyalarının sergilendiği ve ziyaretçi defterinin bulunduğu anı köşesi vardı. Sergi kısmını gezip ziyaretçi defterini imzaladık Gökalp’le. Açıkçası burada olmak, bana 2013’te Yunanistan turunda Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret ettiğimde hissettiğim heyecanı hissettirmişti. Zaten buraya gelen Türkler de buraya mutlaka uğruyorlarmış.
    Karşılıklı kafelerin bulunduğu uzun yaya caddesinden geri dönerken artık kalacak bir yer bulmamız gerekiyordu. Kısa bir araştırmadan sonra bir hostel bulduk. İki kişilik ranzalı bir oda için kişi başı 9 Euro’ya anlaştık. Bisikletleri de kapalı bir yere koyup duş işlerimiz hallettikten sonra kendimizi dışarı attık.
    Merkezde cami ve kilise yan yanaydı. Görkemli saat kulesi de gece ışıklandırılmıştı. Yemek için bir yer bulduk. Gökalp yaya yolunda gördüğü bir binanın Vatikan konsolosluğu olduğunu iddia etti. “Nereden anladın ?” diye sordum. Güya önündeki bayraktan tanımış. Uzun bir süre muhabbetini yaptığımız bina aslında sadece bir kiliseydi ve bayrak da Ortodoks kilisesi bayrağıydı. Tur boyu uzun bir süre “Vatikan Consulat” muhabbeti çevirdik bunun üzerine. Dedim ki “Bitola gibi bir şehirde niye Vatikan Consulat olsun ?” Ama Consulat bu nerede olacağı hiç belli olur mu ?
    Çok erken başlayan günü artı bir saat daha yaşayarak iyice uzattık. Keyifli yaya yolunu yürüyüp hostele döndük ve uykuya bıraktık kendimizi
    1. Gün : Negotino – Bitola
    Mesafe : 106.88 km.
    Yolda geçen süre : 7:49 saat
    Ortalama hız : 13.94 km/s
    Maksimum hız : 56.62 km/s

    Ortalama eğim - çıkış : %3
    Maksimum eğim çıkış : %7
    Ortalama eğim – iniş : %-2
    Maksimum eğim – iniş : %-11

    1. Gün rotası
    [​IMG]
    Negotino- Bitola
    Turun ilk pozu. Harekete hazırız
    [​IMG]
    Negotino’da kahvaltı molası. Bu kahvaltının parasını almadılar bizden
    [​IMG]
    Prilep’e 38 km. yokuşlar başladı.
    [​IMG]
    Yoldan kareler
    [​IMG]
    [​IMG]
    Burası çok yüksek :)
    [​IMG]
    [​IMG]
    Sıcaktan bitap halde yokuşa devam
    [​IMG]
    Pletvar Geçidi’ne geldik. Eğime dikkat ! Küsuratlar önemli : %8.5 :)
    [​IMG]
    Prilep’te Beko satan dükkan (Ne de olsa Arçelik’liyiz :) )
    [​IMG]
    Manastır Askeri İdadisi. Atatürk anı salonu
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bitola merkezdeki saat kulesi
    [​IMG]
    Bitola’dan gece manzaraları
    [​IMG]
    https://s5.postimg.org/qw9gj5ew7/20160618_223752_1024x768.jpg[\img]
    [​IMG]
     
  2. Ömer Murat

    Ömer Murat Onursal Üye

    Kayıt:
    3 Şubat 2016
    Mesajlar:
    2.204
    Beğeniler:
    6.377
    Şehir:
    Antalya - İstanbul
    Seviye:
    @five Yine şahane detaylandırılmış bir tur yazısı, siz zaten bu tür turlarda oldukça deneyimlisiniz. Eminim bütün tur boyunca yaşadığınız en büyük vicdansızlık emanetçiye verdiğiniz o para olmuştur, Allah ellerine düşürmesin. Paylaşım için çok teşekkürler, kazasız belasız nice turlarınız olsun.
     
    five bunu beğendi.
  3. dkelleci

    dkelleci Aktif Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    27 Ağustos 2015
    Mesajlar:
    120
    Beğeniler:
    88
    Şehir:
    Kadirli
    Adı:
    Doğan Kelleci
    Bisiklet:
    Carraro
    Seviye:
    Çok güzel bir yazı olmuş, emeklerinize sağlık. Kitap gibi okunuyor valla.
    Devamını da heyecanla bekliyoruz.
     
    five bunu beğendi.
  4. olgungokseninsahin

    olgungokseninsahin Yeni Üye

    Yaş:
    28
    Kayıt:
    20 Temmuz 2016
    Mesajlar:
    2
    Beğeniler:
    2
    Şehir:
    Mehmet Akif Ersoy
    Süper bir tur ve harika bir yazı:) soluksuz okudum diyebilirim. Benim için çok imrendirici bir hikaye oldu bu. Tebrik ediyorum ve devamını sabırsızlıkla bekliyorum :)


    Sent from my iPhone using Tapatalk
     
    five bunu beğendi.
  5. yakubi

    yakubi Kıdemli Üye

    Kayıt:
    9 Ocak 2015
    Mesajlar:
    263
    Beğeniler:
    971
    Bisiklet:
    Fuji
    Seviye:
    aynı bölgelerde tur yapmışız. tebrik ederim: )
    yazının ayrıntılarını görünce kendimden utandım: )
     
    five bunu beğendi.
  6. Cüneyt HOCAOĞLU

    Cüneyt HOCAOĞLU Bisikletkolik

    Kayıt:
    9 Mart 2011
    Mesajlar:
    1.354
    Beğeniler:
    1.498
    Şehir:
    Ankara/Eryaman
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Sevgili Murat kardeşim formda genel olarak yurtiçi turlara bakıyoruz hernedense, yurtdışında yapılan geziler biraz gözardı ediliyor sanki. Tabir yerinde olursa yurtdışı turları öksüz yetim güzel ve detaylı anlatımınızı hep takdir ettim, tekrar teşekkür ederim.
     
    five bunu beğendi.