Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

ATATÜRKÜN TABUTUNUN AÇILDIĞI GÜN (9 kasım 1953)

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında Murat EVGİN tarafından paylaşıldı.

  1. Murat EVGİN

    Murat EVGİN Bisikletkolik

    Kayıt:
    9 Kasım 2004
    Mesajlar:
    1.015
    Beğeniler:
    1.063
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    [​IMG]

    Nefeslerin tutulduğu an...
    Tarih: 10 Kasım 1953. Mermer lahit sökülmüş, betonlar kırılmış, tabutu kaldıracak zincirli makaralar lahit salonunun tavanına yerleştirilmişti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin en üst düzeyi, tabutun çevresindeler...

    [​IMG]

    Kız kardeşinin gözyaşları
    Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Atadan, başını tabuta dayıyor ve dakikalarca öyle kalıyordu. Belki çok uzaklarda, Selanik'te kalan günleri yâd ediyor; belki de ağabeyinin ruhuna dualar gönderiyordu

    [​IMG]

    Tabut ortaya çıkıyor
    Lahtin üzeri tamamen açılmış, Atatürk'ün cenazesini 15 yıldan beri muhafaza eden kurşun tabut ortaya çıkmıştı

    [​IMG]

    Dinler, Anıtkabir yolunda...
    Türkiye'deki bütün dini cemaatlerin temsilcileri cenaze arabasını takip ediyorlar. Ermeni, Yahudi, Katolik ve Rum temsilcilerle beraber zamanın Diyanet İşleri Başkanı kortejle yürüyor.

    [​IMG]

    Atatürk'ün tabutu birazdan salona çıkartılmış olacak.
    Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin en üst düzeyi tabutun çevresindeler...

    [​IMG]

    Tabut salonun zeminine yerleştiriliyor.
    Adnan Menderes birazdan 'Hanımefendi, buyurunuz' diyecek ve Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Atadan'ı tabutun yanına götürecek..

    [​IMG]

    Mermer lâhid sökülüyor.
    Sonra betonlar kırılıyor ve tabutu kaldıracak olan makaralar lâhit salonunun tavanına yerleştiriliyor.

    [​IMG]

    Makbule Hanım hıçkırıklar içinde takip ediyor.
    Etnografya Müzesi'nden Anıtkabir'e doğru yol alan korteji, Makbule Hanım hıçkırıklar içinde takip ediyor

    [​IMG]

    Son saygı duruşu
    Üniversite gençliği, Atatürk'ün Etnografya Müzesi'nde son saygı duruşunu yapıyor....


    [​IMG]

    Kefen sıyrıldı ve...

    Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca
    Ata'nın
    yüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları
    bozulmamıştı.Sanki uyuyordu...

    8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da Prof. Dr. Kamile
    Şevki
    Mutlu'nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi
    Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı'ydı.Patalogdu. Arayan
    ise
    Ankara Valisi Kemal Aygün'dü...
    Aygün, "Hocam" dedi, "10 Kasım günü Atamızın naaşını
    Anıtkabir'e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşı
    geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan
    korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica
    ediyoruz."Prof. Mutlu
    önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu.
    Hastalığını
    gerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını
    rica
    etti.Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: "Ben sizi sarar sarmalar
    götürürüm,
    bu tarihi bir görev" dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı
    Etnografya Müzesi'ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı.
    Meclis
    Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda
    da...Mutlu,
    görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı.
    Gerçekten
    tarihi bir tanıklıktı bu...
    Ata'nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici
    kabrinden
    çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Bir
    hafta
    boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk
    başında
    nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite
    üyeleri
    tamam olunca Prof. Kamile Mutlu "Başlayın" talimatını verdi.
    Bunun
    üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni
    bir
    sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali
    düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku
    çıkmadı.Sanduka
    talaş doluydu.
    Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı
    doluydu.
    Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında,
    ağzı
    kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu,cesedi muhafaza
    için
    kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi
    yazılıydı.Ata'nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi
    bir
    muşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkes
    nefesini
    tutmuştu. Çünkü, "Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu
    patlatmış,
    nöbetçi er, kokudan bayılmış" diye bir sürü söylenti
    geziniyordu. Ve 15
    yıl sonra ilk kez Ata'nın yüzünü göreceklerdi.Kefenin sargıları
    aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların
    yardımıyla
    katafalka çıktı ve Atatürk'ün yüzüne baktı. Ata'nın derisi
    kahverengi
    bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarı
    olmuştu
    Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle
    anlatacaktı:"Yüzünü örten
    ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzü
    ile
    karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz
    kapağının
    üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatağında
    uyuyor
    gibiydi."
    Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun
    başına
    çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta
    Başbakan
    Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes
    de
    yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde
    aşağı,
    tabuta doğru baktı. O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu'dan
    aktaralım: "Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de
    baktım
    ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı.
    Tahmin
    ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda
    kalmıştı. O da Ata'yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına
    yığılıverdi.
    Salondaki herkes Atatürk'ü tek tek gördükten sonra naaş,
    tekrar
    solüsyonla ıslatıldı. Ata'nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu
    beyaz
    kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp
    doçenti Dr.
    Cahit Özen'in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı
    gösterdi ve
    şöyle dedi:"Bu kâğıdı,Atatürk'ün hemşiresi Makbule Hanım
    gönderdi.Kefenin içine Atatürk'ün göğsü üstünekonmasını
    istiyor."Doç.
    Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı.
    "Böyle bir
    kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır" dedi.Komiser
    kâğıdı
    katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten
    sonra
    salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan
    besmele
    çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15
    yıl
    içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri
    bayrakla
    örtüldükten sonra kapağı kapatıldı.
    Ve 10 Kasım sabahı, Ata'nın naaşı 15 yıl önce onu
    Dolmabahçe'den Ankara'ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son
    durağı
    olacak Anıtkabir'e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı...
    Atatürk'ün tabutu, Menderes'in huzurunda açılmıştı
    Ata'nın 15 yıl Etnografya Müzesi'nde bekletilen naaşı,12
    askerin
    omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir
    top
    arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir'e taşınmıştı.Radyodan
    naklen
    yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar
    hüzünlüdür.Ancak
    o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini
    çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk'ün
    naaşının korunabilmesi için "tahnit" denilen bir işlem
    yapılmıştı.
    Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından
    gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir
    formül
    enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük
    ilaç
    şişesi, Ata'nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlem
    sayesinde
    Ata'nın naaşı da -diyelim bugün Lenin'in mozolesinde olduğu gibi
    -
    öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün
    defnini
    şart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı.
    Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O
    komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes'in
    huzurunda
    Atatürk'ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca
    tahnit
    bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı.Bir başka deyişle
    Atatürk'ün
    (mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene
    katılanlar
    olacaktı. Atatürk'le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o
    törene
    katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.Bu yazıda yer alan
    bilgilerin bir
    kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk
    araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün, Prof.Dr. Kamile Şevki
    Mutlu
    ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor.
    Ata'nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu
    ayrıntılarla
    daha da ilginç bir boyut kazanıyor.

    Atatürk'ü son görenler anlatıyor:

    'Yüzünde iki günlük sakal vardı'

    Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953'te
    Etnografya
    Müzesi'nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki
    o
    töreni ve tabutun içindeki Atatürk'ü son kez görme fırsatı
    buldular.
    İzlenimlerini şöyle anlattılar:
    • OSMAN ERSOY: "Sağlığında görmemiştim Atatürk'ü... Korkunç
    heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile
    katafalka
    çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre... 1 - 2 günlük
    sakalı
    vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu."

    ' Gözleri aralıktı'

    • HALİDE İNTEPE: "Tabut kapanmadan en son gittim baktım.
    Başı yana
    doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı.
    Hani
    insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle
    aralıktı
    gözleri... Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi."


    alıntıdır...
    cok araştırmama rağmen....internet'te yüzlerce web sitesinde olduğu halde hic birinde yazı ve fotograflar icin bir kaynak belirtilmemiştir....
    hazırlayanlara sonsuz teşekkür ediyor.. büyük önderimize allah'tan rahmet diliyorum...
     
  2. Mustafa KILIÇ

    Mustafa KILIÇ Kıdemli Üye

    Kayıt:
    6 Eylül 2004
    Mesajlar:
    242
    Beğeniler:
    362
    Şehir:
    Samsun
    Adı:
    Mustafa Sedat KILIÇ
    Seviye:
    Çok teşekkürler Murat.

    Atatürk'ün bilinmeyen yanlarıyla ve özel günler dışında da hatırlanması çok güzel.

    Atatürk'ün arkasına gizlenmekten kurtulup, Atatürk'ü ve bıraktığı birikimi arkasına alarak yürüyecek bir Cumhuriyet için onu sık sık hatırlamakta büyük yarar var.
     
    Murat CER ve Anıl(shopar) bunu beğendi.
  3. İLKER TAŞ

    İLKER TAŞ SPECİALİZED. S-WORKS M5 HARDTRAİLL ALL......

    Yaş:
    37
    Kayıt:
    10 Aralık 2005
    Mesajlar:
    1.955
    Beğeniler:
    864
    Şehir:
    istanbul
    Adı:
    İLKER
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    ne mutlu türküm diyene ne mutlu atamı zın bize acmış olduğu yolda yürüyen bireyleriz
     
  4. sevgili

    sevgili Üye

    Kayıt:
    21 Aralık 2004
    Mesajlar:
    71
    Beğeniler:
    31
    Şehir:
    istanbul
    Seviye:
    ruhun şaat olsun büyük önder.. izindeyiz..
     
  5. Mustafa KILIÇ

    Mustafa KILIÇ Kıdemli Üye

    Kayıt:
    6 Eylül 2004
    Mesajlar:
    242
    Beğeniler:
    362
    Şehir:
    Samsun
    Adı:
    Mustafa Sedat KILIÇ
    Seviye:
    Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden 15 gün sonra dönemin Ingiltere Büyükelçisi Percy Loraine'in
    Londra'ya özel bir kuryeyle gönderdigi ve üzerine "40 Yil Boyunca
    Açiklanmayacak" damgasi vurulan mektubun tam metnidir.

    G I Z L I
    Telgraf No: 608
    Ingiltere Büyükelçiligi, Ankara, 25 Kasim 1938

    Aziz Lordum,
    1.Size Mösyö Kemal Atatürk'ün ölümünü bildiren 194 sayili telgrafi
    çok derin üzüntüler içinde sunmustum.

    2. Bu belgeye ek olarak, Büyükelçiliğimiz Müsteşarı tarafından
    hazırlanan ve Kemal Atatürk'ün geçmisteki kariyerini içeren belgeyi
    sizlere sunma onuru yanında, bu yazımda, Atatürk'ün yaptığı işleri
    övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği
    konusuna değinmeye çalışacağım. Hiç şüphesiz toplum bilimciler ve
    tarihçiler onun çalısma hayatı ve yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı
    bir çalışma yapacaklardır. Ancak bunların birçoğu, Atatürk'ün gerçek
    kimliğini öğrenmeden hazırlanacaktır ki; onu tanımadan yapılacak
    değerlendirmeler kuşkusuz yanlış olacak ve yanlış yönlendirmelere
    neden olacaktır.

    3. Bu bilginin toplanmasında,ben belki de ayrıcalıklı bir konuma sahiptim.
    Her ne kadar, rahmetli Cumhurbaskanı ile çok nadir
    karşılaşmış olsam da, bu görüşmeler diğer diplomatik
    temsilciliklerinkine nazaran daha sık ve daha uzun olmuştur. Bütün
    bunlar bir yana, görevimin ilk günlerinden itibaren Atatürk beni bir
    dost gibi görmüş, benimle görüşmekten memnun olmuş, görüşme fırsatı
    doğduğunda bundan hoşnut kalmiş, karsılıklı konuşmalarımız esnasında
    ilgi ve dikkati asla azalmamıştır. Galiba, onun yeteneklerini ortaya
    çıkartan becerikli yaklaşımlarım vardı, bu yüzden olsa gerek
    görüştüğümüz konu hakkındaki fikirlerine ya da o konu ile ilgili
    sunduğu sonuca karşı çıktığımda benim bu tavrıma direnmezdi.
    Dolayısıyla, kendi özel kimliğini bana, diğer yabancılara
    gösterdiğinden daha fazla gösterdiğine inanıyorum.

    4. Doğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel görüşmelerimiz
    dışında, onu çok yakın dostlarından ve hatta aramızdaki dostluğu
    gördükten sonra benimle onun hakkında konuşmaya hiç çekinmeyen
    Kabine'deki bazı Bakanlardan da birçok kez dinleme fırsatım oldu.

    5. Atatürk'ün müstesna ve takdire şayan bir şahsiyet olduğunu
    söylemek pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak gerçekten müstesna ve
    takdire şayan bir kişiydi, neden bu niteliklere sahip bir şahsiyet
    olduğunu açıklamaya çalısmalıyım.

    6. Sanırım bunu temelde "çift karakterlilik" olarak açıklayabiliriz.
    Bu ülkede nefret uyandıran ve yasaklanan H.C.Armstrong'un Grey Wolf
    (Bozkurt) adlı kitabını okuyan çoğu insan, çok yetenekli; inatçi bir
    enerjiye sahip, ancak insafsız, itici tavırları olan, serkeş
    mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ahlak dışı ihtirasları olan;
    dahası, dostluğu tanımayan bir adamın portresiyle karşılaşmaktadır.
    Bu tesbiti doğrular görünecek kanıtları toplamak hiç de zor
    olmayacaktır; ancak şahsen ben, bir insanin bu şekilde tanıtılmasını
    tamamıyla yanıltıcı buluyorum. Gözle görülen bir dizi kural dışılığı
    sadece ayrı karakterlilikle anlatabileceğime inanıyorum. Sadece şu
    veya bu savaşı kazanarak, şu veya bu kanunu çıkararak, harf devrimi
    yaparak ya da fes giyilmesini yasaklamak veya ülkeyi laik kılarak
    değil, yüzyıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaş*****ış bir
    ırkın dehasına güvenerek, sadece artık kölelik çekilmemesi
    gerektiğine inandığı için çok sayıda kuvveti harekete geçirip, bir
    insanın büyüklüğünün ve sıra dışı görüşünün kanıtı sadece iyiliği
    ile ölçülebilir on beş yıl gibi kısa bir sürede bu insan bir çok iyi
    şey yapmıştır. Gerisi ayrıntıdan ibarettir; sadece dedikoducu
    zihniyetin üzerinde duracağı ancak bir tarihçinin gerektiği kadarını
    vereceği ayrıntılar.

    7. Atatürk'ün dinamik enerjisi üzerinde durmama gerek yok, bu
    enerjinin dayanılmaz gücü, Türk ırkının tarihinde şimdiden önemli
    bir sayfa olarak yer almıştır. Ancak ben, pek bilinmeyen bir başka
    özelliğine değinmek istiyorum: Bu da; Atatürk'ün doğuştan gelen,
    belki de farkında olmadan tıpkı sütün kaymağını hemen ayıran aletler
    gibi, faydasızı faydalıdan ayırma yeteneğiydi.

    8. Atatürk'ün tüm karakterinde veya en azından mevcut şeklinde, bazı
    çelişkilerle karşılaşılmaktadır. İddia edilen acımasızlığı, onu
    tanıyanların çok iyi bildiği gibi, vatandaşlarına duyduğu sevgiyle
    uyuşmamaktadır. Tensel günahlar ve geçici ilişkilere duydugu
    varsayılan zevklere karşın, toplumda kadının rolü kavramı, halk
    devrimlerinde en çarpıcı savunmayı ortaya koyduğu kadın hakları ve
    önemi ile bağdaşmamaktadır. Zira bir iki sene içinde çokeşliliği
    yasal olarak ortadan kaldırmış ve istedikleri takdirde harem
    kadınlarına bile devletin liberal mevkilerinin açik olduğunu ortaya
    koymuştur. (Kimi zaman toplum içinde de olsa) özel hayatını
    tanımlayan ve göz ardı edilmiş resmiyeti, giyiminin kusursuzluğu,
    olağanüstü tavırları ve resmi görevlerdeki asaleti ile garip bir
    çeliski yaratmaktadır. Sadece bir kaç büyük adam daha rahat ve daha
    güvenli hissetmenizi sağlayabilir; sanirim yok denecek kadar azı da
    gerektiğinde sizi bu kadar rahatsız hissettirebilir.

    9. Atatürk, Batı'da "yes-men" ve uzun süredir Türkiye'de "evetçi"
    olarak bilinen tarzdan hoşlanmıyor, bu tür insanlari aşağılıyordu.
    Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu. Aslında belki de en çok
    sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görürdü. Bir insanin onun için
    çalışıyor olması fikrine hoş bakmazdı. Kendisi zaten ülkesi, ırkı ve
    insanlari için yaşıyor, onlar için düşünüp, onlar için çalışıyordu.
    Diğerleri bu şekilde davranmıyorsa, görevlerini yerine
    getiremedikleri kanaatına varıyordu.

    10. Korkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak
    aktarılacak. Bunun yanlış olacağı kanısındayım. Hem savaşta, hem
    barışta evet o büyük bir liderdi -ancak gerçek bir diktatör değildi.
    Ne yazık ki ben, şimdiye kadar onu anlatabilecek diktatör kelimesine
    ait bir tanımımız olduğuna inanmıyorum. Ancak Hitler ve
    Mussolini'nin tersine, devlette idari veya yönetim fonksiyonu
    bulunmuyordu; af yetkisi yoktu; mahkemelere emir yetkisi yoktu;
    diplomatik misyon temsilcilerini reddetme hakkına sahip değildi.
    Bütün bu hususlara teknik gözle bakıp bir kenara iter ve tüm devlet
    meselelerinde onun isteklerinin hakim olduğu konusunda ısrar
    edebilirsiniz. Doğru, ancak daha çok o konudan sorumlu kişilerin
    onayının hakimiyeti şeklinde karşımıza çıkıyordu. Olayların gidişi,
    Atatürk'ün görüş açısının doğruluğunu, verdiği hükümlerin zekice
    olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir. Dolayısıyla sıkça
    fikirlerine başvurulması ve memnuniyetle bu fikirlerin uygulanmasını
    görmek pek de şaşırtıcı değil. Ancak onu Mussolini, Hitler veya
    Primo de Rivera gibi diktatörlerden ayıran belki de en büyük
    özellik, başından beri isteyerek ve çok emek sarf ederek, kendini
    yaşatacak bir sistem kurmaya çalısmasıdır. Atatürk'ten sonraki
    cumhurbaşkanı seçiminin sessizce hallolması ve ölümünden sonra
    kurduğu rejimin sakınce sürmesi bir kriterse, evet başarılı olmuştur.

    11. Atatürk'ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı; küçük şeylere
    önem vermeyiş veya sinsi olamayışında üstün bir yön bulunuyordu;
    konsantrasyon gücü olağanüstüydü; sefkat ve ilgi bekleyen
    bilinçaltının etkileyici yanı belki de şuurlu amacının buz gibi
    dimdikliğinin bir başka parçasıydı.

    12. Müslüman olarak doğmuş, doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti; işini iyi bilen, istidat sahibi bir askerdi, savaştan nefret ederdi. Bağımsızlığı elde ettiği andan itibaren barışın peşinde koşmuş ve bariş ortamını sağlamayı
    başarmıştı. Türkiye'nin kaderini elleri arasına aldığından beri,
    Kemalist Cumhuriyetin dostluk elini uzatmadığı ve aralarında Osmanlı
    Imparatorluğu'nun düşmanlarının da bulunduğu tek bir komşusu dahi
    yoktur. Uzatılan dostluk eli çoğunlukla tutulmuş ve sarf edilen
    çabalar sonunda ülkelerarası sürtüşme azaltılarak, doğunun bu
    bölgesinde daha geniş kapsamlı barış, dikkat çekici bir biçimde
    sağlanmıştır.

    13. Kemal Atatürk yapılması gerektiğine inandığı şeyleri korkusuzca
    yerine getirmekten asla vazgeçmemişti. Hastalığının şiddetlendiği
    anlarda ölüme çok yakınlaşmış olsa bile, korku asla ne yüreğine ne
    beynine yerleşmeyi başaramamıştı.
    O, Türk Milleti'ne hizmet ederken öldü. Ölüm bile büyük zaferini
    ondan çalmayı başaramamıştır.
    İnsanlara hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama yolunu
    vermiş, belki de tüm bunlardan daha önemlisi bu haklarına sahip
    çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır.

    Lordum, en derin saygılarımla, sizin en sadık ve en mütevazi
    hizmetkarınız olduğumu bildirmekten seref duyarım.
    Percy Loraine
    G İ Z L İ
     
  6. Anıl(shopar)

    Anıl(shopar) Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    23 Mayıs 2006
    Mesajlar:
    574
    Beğeniler:
    239
    Şehir:
    Erenköy, İstanbul
    Seviye:
    FLOXACINUS abi sen nerden buluyorsun bunları bunlar benim/bizim için çok değerli ATAmızın hayatı yaşadıkları diğerlerinin görüşleri bi bakıma TÜRK milletinin tarihi çok teşekkürler hazırlayan ellerin dert görmesin gerçekten şimdi hem heyecanlandım hem duygulandım

    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !!!!
     
    Mustafa KILIÇ bunu beğendi.
  7. Mustafa KILIÇ

    Mustafa KILIÇ Kıdemli Üye

    Kayıt:
    6 Eylül 2004
    Mesajlar:
    242
    Beğeniler:
    362
    Şehir:
    Samsun
    Adı:
    Mustafa Sedat KILIÇ
    Seviye:
    İnternet denen derya, faydalı işlere de hizmet eden bir büyük akarsu ve akmaya da devam ediyor. Yeter ki biz ne aradığımızı bilelim.:)

    Değerlendirmen için teşekkürler.;)
     
    Tuğrul bunu beğendi.
  8. Anıl(shopar)

    Anıl(shopar) Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    23 Mayıs 2006
    Mesajlar:
    574
    Beğeniler:
    239
    Şehir:
    Erenköy, İstanbul
    Seviye:
    büyüksün ...
     
  9. simoniuğur

    simoniuğur Kıdemli Üye

    Kayıt:
    5 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    282
    Beğeniler:
    186
    Şehir:
    istanbul-gaziosmanpaşa
    Seviye:
    çok güzel bir araştırma yapmışsınız tebrik ederim sizi