Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Artvin'i Keşfe Devam! (6. Bölüm)

Konu, 'Şehirlerarası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında KevSerSeri tarafından paylaşıldı.

  1. KevSerSeri

    KevSerSeri Bisikletkolik

    Kayıt:
    2 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    1.354
    Beğeniler:
    3.532
    Şehir:
    Ankara
    Seviye:
    Bence en güzel fotolar ve en ızdıraplı gün bu bölümde...

    23 Ağustos 2007 Perşembe ( Turun 9. Günü)

    Sabah 6.30’da kalktık…

    Sağ olsun Uğur’un ninesi bize çok güzle bir kahvaltı hazırlamış… Tereyağında yüzen peynire ekmeğimizi bana bana bir güzel yiyoruz...
    [​IMG]

    Ninemiz kaymak yaparken…
    [​IMG]

    Bizi evlerinde misafir eden, krallar gibi ağırlayan gözü tok, eli açık bu iyi insanlardan Allah razı olsun. Çok teşekkür ediyoruz kendilerine… Uğurların evinden sabah 8’de ayrılıyoruz.
    [​IMG]

    Amacımız krater gölü olan Yıldız Gölü’nü görmek ve oradan da patikalardan Macahel’e geçmek.
    [​IMG]

    Yolda keçi sürüsüne rastlıyoruz. O kadar meraklılar ki bisiklete toslayıp ne olduğunu anlamaya çalıştılar…

    [​IMG]



    [​IMG]

    Beyazsu Yaylası’na az bi yolumuz kaldı…
    [​IMG]

    Beyazsu’ya adını veren suyun kaynağına ilk Derviş tırmanıyor. Dağın içinden buz gibi fışkırıyor. Bir dakika boyunca elinizi tutmak bile neredeyse imkansız…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Derviş içer de ben içemem mi diyorum ama hakikaten zorlanıyorum yahu. Sağa dönüyorum olmuyor, sola dönüyorum olmuyor bir türlü üstümü ıslatmadan suya eğilemiyorum. En sonunda böyle abuk bir şekilde su içmek nasip oluyor hahahahaha…
    [​IMG]

    Beyazsu’da dün muhabbet ettiğimiz Uğur ve Hasan adında iki çocuk bize Yıldız Gölü’ne kadar rehberlik edeceğini söyledi. Onları da alıp başladık zorlu yürüyüşe…
    [​IMG]

    Her tarafı sis kapladı. 10 metre ötemizi bile zor görüyoruz. İyi ki çocuklar yanımızda. İzmir’den gelen ekip de göle çıkan 3 yoldan bir başkasını seçmiş. ‘Biz de onlarla gidelim’ dediğimizde Hasan; ‘oradan zor giderler’ diyor. Tama o zaman diyip takılıyoruz peşlerine…
    [​IMG]

    O kadar güzel çiçekler var ki yukarılarda. Basmayalım diyoruz ancak mümkün değil…
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Etraf sisli de olsa nihayet muhteşem gölü görebildik…
    [​IMG]

    İnsanoğlu böyle mahvediyor demek güzellikleri. Kimse duymasın, görmesin, bilmesin bu mükemmel mekanı diyoruz ancak dünyada cennetten bir parça olduğunu sizlerle paylaşmadan da edemiyoruz…

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Tanıtalım bakalım nasıl bir gölmüş. Tanıtımda pek havamda değilmişim idare edin artıkın…
    Borçka’dan beri sakladığım krakeri çıkarıyorum. Krater gölünde kraker değişik bir deneyim hehehehe…



    [​IMG]

    Yanımda kıyafet olmadığı için maalesef ben dize kadar suya girebiliyorum.
    [​IMG]

    Buz gibi göle Murat’ı balıklama atlarken yakaladığım mükemmel fotolardan biri…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Gölden çıkan Murat tir tir titriyor, Derviş’te ise tık yok. Bende iki tane kalın giysi olduğu için poları Murat’a veriyorum. Kalıp iri olunca ‘sakın ha patlatma’ diye uyarıyorum…Küçüklüğünü geçtim Murat gibi bi delikanlı önümden giderken arkasında pembeyle Pretty yazması beni çok güldürdü, dalga geçip durdum ‘icabında delikanlıya pembe de yakışır muratcan’ diye hahahahah…
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    İşte aşık olduğum fotolardan biri daha. Bakıp bakıp iç çekiyorum yahu ühhhüüü…
    [​IMG]

    Dönüş yolunda pek foto çekmiyoruz. Görüş mesafesi iyice düştü öyle ki bir ara yanlış yola sapıp uçurumun kenarına kadar gelip son anda döndük. Bir an önce yaylaya inmeye çalışıyoruz.
    Biz gölden ayrılırken İzmirli ekip henüz geliyor…

    8 km.lik yürüyüşten sonra Beyazsu’ya varmamız öğleden sonra 2’yi buluyor. Uzun zamandır trekking yapmadığımız ve yanımızda batonlar olmadığı için dizlere çok yük bindirdik. Benim iki dizim de ağrıyor. Hava da iyice kapattı. Macahel’e bugün gidebilir miyiz diye düşünüyoruz… Derviş ne olursa olsun bugün Macahel’e varmamız gerek diyor.

    Karnımız acıktı. Oradaki pansiyonla konuşuyoruz öğle yemeği için. Aman Allah’ım yine mi Silorrrrrrrr!!!!! ‘Of ya yetti canımıza, yeter bu kadar yöresel yemek. Nasıl yayla bu? Et met yok mu yahu, parası neyse verelim’ diyoruz kendi aramızda. Neyse ki kuru fasulye değişik geliyor ekmekle katık ederek doymaya çalışıyoruz…

    Bir serinlik çöktü. Yemekten sonra sabanın yanında kedi gibi mayışıyoruz benim gözler kapanmaya başlıyor. Çay içip kendimize geldik amma ve lakin gözümüz bugün yola çıkmayı yemiyor. Derken bir yağmur başlıyor şakır şakır ahha diyoruz bugün nerede kalacağımız belli oldu diyip başlıyoruz pansiyoncularla pazarlığa…

    Serkan bagaja sürtüp yırtılan eşofmanını nihayet dikmeye karar veriyor insan içine çıktık diye. Bilin bakalım iğne iplik kimden? Bir ara ‘Kevser sen diksene’ dese de tura çıkmadan önce söylediğim şeyi hatırlatıyorum; taşırım ama herkes kendi söküğünü kendi diker hahahah..
    [​IMG]

    Aşağıdaki salona alıyorlar bizi rahat oturalım diye. Hepimiz mayışıyoruz sıcaktan. Antalya’dan trekking grubu geliyor. ‘Todoks’ ekibi sudan çıkmış balık gibi. Bayanları bizi şaşırtacak derecede rahat. ‘Aman çocuklar görürse görsün, donduk’ diyip başlıyorlar soyunmaya. Bizimkiler neye uğradıklarını şaşırırken ben de lensi çıkardım tüh kaçırdım şovu diyorum hahahahaha…
    [​IMG]

    Hep birlikte akşam yemeğini yiyip, muhabbet ediyoruz. Todokscuların hatırına olsa gerek adam gibi bir akşam yemeği yiyoruz. Çorba, türlü, pilav ve yine silorrr ama bu seferki sarımsaklı çok farklı di mi hahahahah. ‘Bir daha silor yersem n’oluyum yetti canımıza. Hamur yoğurt nereye kadar yaw’ diyip bir kere tadına bakıp itekliyorum tabağı İso’nun önüne ve bir tabak daha türlü istiyorum puhahahah….

    [​IMG]

    [​IMG]

    İso Antalyalılardan birine masaj yaparken…
    [​IMG]

    Taa Hatila’da içmek için Artvin’den alınan şarap duruyor. Serkan ile Derviş’in en büyük hayali güzel bir manzaraya karşı bunu yudumlamak. Ama tabi kızları görünce dayanamıyor çakallar hahahahaha. ‘Yaw için de kurtulalım’ artık diyorum. İki gün bana taşıttılar iki gün de Serkan taşıdı. Mantarı çıkarmak için yoğun çabalar sarf ediliyor. İçmem de karışmam da diyip kenara çekiliyorum. Ne doğru düzgün kızlar içiyor ne de manzaraya karşı keyif yapabiliyorlar hahahah. Hevesleri kursaklarında kaldı zavallıların. Ben bu arada çoktan tulumumu hazırlayıp bi yere serildim. Güzelim odalar diğer ekibe ayrılmış, bize de salondaki sedirlerin üstünde yatmak düşüyor. Neyse karnımız tok, mekan sıcak, üstümüz başımız kuru buna da şükür. Huzuru bulan Kevs hemen oracıkta uyur. Bizimkiler de çok geçe kalmadan yatmışlar.

    Gecenin bir köründe aşırı rüzgardan salonun kapısı çaaat diye açıldı. Yattığım yerden fırladım birisi silahla bastı diye. Bizimkileri sesleyip hemen kalkıp dışarı çıktım şiş gözlerimle. Rüzgardan açıldığını anlamak uzun sürmese de ürkütücü bir tecrübeydi…
    Kapıyı iyice kapatıp yeniden uyuyorum sabaha kadar mışıl mışıl…

    Yarın Macahel'e gidebilecek miyiz acaba. Telefonlar çekmiyor. Ailelerimiz ölmüştür meraktan. İki gündür iletişim kuramıyoruz...
    Sabah ola hayrola...
     
  2. KevSerSeri

    KevSerSeri Bisikletkolik

    Kayıt:
    2 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    1.354
    Beğeniler:
    3.532
    Şehir:
    Ankara
    Seviye:
    24 Ağustos 2007 Cuma ( Turun 10. Günü)

    (Turun en ızdıraplı, en zorlu, bisikletlerin bize bindiği, Allah’ım sana geliyorum dedirten günü)

    Sabah 6.30’da kalkıyoruz her zamanki gibi.
    Dün pansiyon sahiplerini tembihlemiştik erken yola çıkıcaz diye, kahvaltımızın gelmesini beklerken biz de eşyalarımızı topluyoruz…

    Kahvaltıda bize iğrenç şeyleri kakalıyorlar. Tam olarak karnımız doymadan masadan kalkıyoruz.

    Macahel’e gitmek için iki yolumuz var. Birincisi o çıktığımız yollardan tekrar Borçka’ya dönmek ve Macahel’e yeniden tırmanmak… İkincisi ise kısa olduğu söylenen trekking rotasını aşmak. Köylüler yolun 2/3’ünde bisiklete binebilirsiniz diyor. Havaya bakıyoruz yine sisli ve rüzgarlı. Bu havada ormanda kaybolursak sonumuz kötü olur diyip birinci yolu seçip Borçka’ya inmeye karar veriyoruz.

    Herkesle vedalaşıp yola çıkıyoruz. 50 m kadar gidiyoruz bir de bakıyoruz ki hava açmaya başlıyor. Bir anda durup arkamıza bakıyoruz. Biraz da macera arıyoruz galiba. Haydi bakalım dönün geriye ormandan gidicez diyoruz.

    Madem ki ormandan inicez başımıza ne geleceği belli olmaz diyip pansiyoncu uyanık teyzeden bir tane ekmek istiyorum. Başta yok mok dese de sonradan bize bir tane ekmek vermeyi başarıyor peşine ‘zeytin de veriyim mi başımın belası’ diyerek. Teyze biz yükümüzü azaltmaya çalışıyoruz, hem paramız tükenmek üzere, öğrenciyiz dedikçe de dantel satmaya çalışıyordu gerçi. Anlayış beklemiyorum artıkın…

    İzmirli ekibin kamp attığı yer işte…
    [​IMG]

    Ankara susuzluktan kırılırken biz adım başı suların içinden geçiyoruz…
    [​IMG]

    Suya iyice doymadan gitmek yok diyoruz..
    [​IMG]

    Yol, manzara her şey müthiş şimdilik. Sadece bisiklete bineceğimiz anların gelmesini heyecanla bekliyoruz…
    [​IMG]

    Yolda karşılaştığımız Çoban Harun Kara’ya yeniden soruyoruz doğru yolda mıyız diye sanki gidecek başka bir yer varmış gibi…

    [​IMG]

    Başımıza geleceklerden habersiz halen gülebiliyoruz…
    [​IMG]

    Birkaç gün önce heyelan olmuş ve her yer inanılmaz derecede bozulmuş. Aşağı inmekte ve yolu bulmakta zorlanıyoruz.
    [​IMG]

    Serkan benim zorlandığımı görünce yardım etmek istiyor ve bisikletimi kucaklayıp şu görmüş olduğunuz heyelan çukurundan geçirmeye çalışıyor… Amma ve lakin ayağı kayınca direkt çukurun içine oturdu. Aşağıdaki taşa dizini çarpacak diye aklım gitti. Elinden bisikleti de bırakmadı manyak. ‘Bırakıyım da kırılsın mı?’ demesin mi bir de… Teşekkürler manyak çocuk hehehe..
    [​IMG]

    Biz buradan geçme mücadelesi verirken Derviş’in önden gitmesi yine asabımı bozuyor. Serkan’ın durumunu da sormayınca delleniyorum ve açıyorum ağzımı, yumuyorum gözümü. Günlerdir konuşmaya çalıştığım, her an fırsat kolladığım ama bir türlü uygun zaman bulamadığım an gelip çatıyor. O da savunma olarak ‘yol, iz bulmaya çalıştığını’ söylüyor…
    [​IMG]


    Daha on dakika geçmeden bir karışlık yerden geçmeye çalışırken ayağım kayıyor ve kafa üstü çakılıyorum. Yan tarafta yeşillikler var ve aşağısının boşluk olduğu gözükmüyor. Allah’tan kafamda kask var yürürken çıkarmadım. Bisiklet de üstüme devrilince hareketsiz kalıyorum… Bu halimi gören İso; ‘anam anam kız bayıldı, bayıldı’ diye ortalığı velveleye veriyor. Hemen yardıma koşup üzerimden bisikleti alıyorlar. Bisikleti alan da az önce bağırıp çağırdığım Derviş… Ekip olmak neden şart, neden yardımlaşma gerekiyor, bir kez daha görmüş oluyoruz…

    [​IMG]

    Çok beğendiğim fotolardan biri daha… (Nihayet inebildik su kenarında mola veriyoruz.)
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Nihayet 11.30’da Görgit Yaylası’na varıyoruz. Diğer yaylalardan farkı bu yaylaya araç yolunun olmayışı. Evlerden de anlaşılıyor bu durum. (Bu arada İzmirliler de buraya geliyor yine karşılaşıyoruz…)
    [​IMG]

    Karnımız acıktı… Bizimkiler yiyelim diyince ben yolda bizi nelerin beklediğini bilmediğimizi ‘hem ne çabuk acıktınız siz’ diyerek sonrasına saklama taraftarıyım. Amma ve lakin çoğunluk yemek isteyince ben de onlara uyuyorum. Ekmeği ve zeytinleri bitiriyoruz…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Şu arka planda gördüğünüz yeni evin yukarısına çıkıp sola dönmemiz ve patikaya inmemiz söylenmişti…
    [​IMG]

    Biz de aynen öyle yapıyoruz ve başımıza gelen geliyor…
    [​IMG]

    Kan şekerim düşünce Borçka’dan beri zor anlar için sakladığım çikolatayı çıkarıyorum ve aramızda paylaşıyoruz. Ohh be minnacık şey bu kadar mı fark eder… Haydi bakalım yola devam…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Dalıyoruz azıcık iz gördüğümüz yola. ‘Bu yol pek kullanılmış patikaya benzemiyor ama tarif edilen yer burası’ diyip ilerliyoruz. Bildiğiniz böğürtlen tarlası… Ama nedense hiç böğürtlen yok. Ayılar hepsini yemiş hahahaha.. Onlara böğürtlenli bize dikenli yollar. Biz önden gidip Murat’a yol açmaya çalışıyoruz. Bacakları çıplak olduğu için hep çiziliyor.
    [​IMG]

    İnsanın yeşilden nefret ettiği an bu olsa gerek… Zaten etraf yeterince yeşil Serkan bi de sen niye kayboluyorsun öyle hayret bi şey…
    [​IMG]

    Yarım saat kadar ilerliyoruz. Bir ağaca kadar gidip bakıyoruz ki gövdesi hafiften oyulmuş. Amanın ayı inine geldik galiba diyoruz. Daha ötesi de yok. Yol mol patika her şey sonlanıyor. Sisler yeniden gelmeye başlıyor. Hani yağmur ormanlarını aratmayacak tarzda soluduğumuz atmosfer. Oraya gitmiş kadar oldum… Orada kalacağız korkusuyla Görgit’e dönüyoruz yeniden en azından orada kamp atabiliriz düşüncesiyle…

    Hafiften yağmur atıştırmaya başlıyor. Neyse şu yeni evin içine sığınırız bir şey olursa derken birden duruyor. ‘ne demişler Görgit. Gidelim o zaman’ diyip yeniden yola koyuluyoruz. Bu sefer o yeni evin sağ tarafından bir patikadan giriyoruz… Bu yol bakalım bizi nereye götürecek? Yol dediysem koca koca taşlardan ibaret. Öyle bisiklete bindiğimiz düşünülmesin. Her yerde bisikletleri sırtlayıp taşıyoruz…

    Köprüyü görünce ahanda diyoruz buradan bir medeniyet geçiyor olmalı ki köprü yapmışlar. Sevindirik olduk hepimiz. Sen o kadar yolda düşme, suya kafayı daldırıcam derken içindeki taşa burnunu vur, kanıyor mu bi baksana diye de sor hahaha komik durum be Derviş… Ayaklarımızı buz gibi suya sokup dinlendiriyoruz biraz. Buradan ayrılmamız da saat 2’yi buluyor…
    [​IMG]

    Binebildiğimiz 50 m.lik ender anlardan haha…
    [​IMG]

    [​IMG]

    Yürü yürü bitmiyor yollar. Yaklaştık hissediyoruz ama sisten köyü göremiyoruz… ne dağ varmış sırtlarını aşa aşa bitiremedik…

    Saat 4 gibi açlık hissediyoruz. Görev adamı İso çantasında ne varsa çıkarıyor… Menümüzde 2 günlük zeytin, İso’nun atmaya kıyamayıp yanında taşıdığı 3 günlük bayat ekmek, 5 günlük azıcık taze fındık, 10 günlük tonbalığı (Tuğba’nın Ankara’dan hazırladığı) ve biraz kuru üzüm var… ‘Ya ben taşımasaydım bunları, hepimiz aç kalırdık’ diyor İso… Bence de haklı. Teşekkürler İsocan… En güzel paylaşım küçük bir paket tonbalığını 5 kişinin ‘sen aldın mı’ diye sorarak bir lokma almaya çalışmasıydı… Ben hala yiyecekleri saklama taraftarıyım. Arkadaşlar ‘nasıl olsa köye yaklaştık orada yiyecek bir şey buluruz,’ diyince tamam diyip ben de atlıyorum…

    Yirmi dakika sonra kaldığımız yerden yola devam ediyoruz…

    O kadar zorlu yerlerden geçiyoruz ki botun içine kadar su doldu. Kollarım tutmuyor artık. Her tarafımda ağrı hissediyorum. İtekliyorum ama bisiklet nedense gitmiyor. Görev adamı İso yine her zamanki gibi çoğu yerde bana yardım ediyor…

    Yerde hayvan pisliği görünce ‘ahanda inek pisliği medeniyete yaklaştık’ diyorum. Ama Derviş ‘o inek değil ayı pisliği’ diyor. Amanın acaba bizi izliyorlar mı diye aklımdan geçiriyorum…

    Bir saat sonra yine sis çöktü, yol ikiye ayrılıyor ne tarafa gideceğimizi bilemiyoruz. Tam bu sırada duyduğumuz insan sesleriyle yeniden hayata bağlanıyoruz. Yaşasın insanlık diye dağdan aşağı yaldır yaldır inişimiz görülmeye değer… Efeler köyündeyiz. Trekkingcileri bile canından bezdirecek yollarda sırtımızda bisikletlerle 8 saat boyunca 12 km yol aldık. Arkadaşlar ‘bugün ya biz tarihe geçicez yada tarih bize’ diye okkalı bir laf geldi…

    Sağ olsunlar bize armut ikram ediyor köylüler (Cengiz, Hasan,Ahmet abiler). Hatta ‘yolda yersiniz’ diye de yanımıza bir poşet dolusu armut veriyorlar… Murat’ın pabuçu bitiyor İso hemen yedeğiule işi hallediyor. Bisikletlerin çamurunu temizliyoruz güzelce…
    [​IMG]

    Görgit’deki ısırgan vakasından sonra cesaret edemiyorum tabi bulduğum yere oturmaya hahaha… Teyzeye soruyorum ‘tuvaletinizi kullanabilir’ miyim diye… Tam çıkarken kalabalık bir ailenin sofrada olduğunu görüyorum selam veriyorlar. Teyze de nezaketen bizi yemeğe çağırıyor. Amma ve lakin evin kalabalık olduğunu görünce bizimkilere bu durumdan bahsetmiyorum aileyi zor duruma sokmamak için… İso’nun gezi notlarındaki yorumuna bakın bi ‘Allah belanı vermesin Kevser’ hahahahaha…

    Yeniden yola koyuluyoruz akşam olmadan Macahel’e varmamız lazım diyerek…

    Yol bozukmuş taşlıymış umrumuzda değil. Sonunda araba yolu bulduk ya bize o da yeter diyoruz… Basıyoruz pedallara… Bu sırada arkada gelen İso’ya abinin biri sesleniyor…

    Abi: Heeey nerden geliyorsunuz?
    İso: Beyazsu’dan Abi.
    Abi: Gelin bi çayımızı için…
    İso: Murat lan çaya davet ediyorlar. Sen bilmezsin Karadeniz’de çay demek yemek demektir.
    Murat: Demek öyle he İso. Ben Karadenizli değilim ya nereden bilicem… (Murat Giresunlu bu arada)
    İso: Arkadaşlar çaya davet ediyorlar bizi
    Derviş: Hadi yaa çay mı?
    Kevser: Çay mı içicez şimdi. Hava kararmadan gitseydik yaaa…
    Murat: Sen bilmezsin Kevs. Burada çay demek yemek demek. İso öyle diyor hahaha..
    Serkan: Allaaah çay mı? (Çay hastası)


    İçeri giriyoruz başlıyoruz muhabbete. İsmail Abi’nin eşi şimdi yayladaymış. Yanındaki de yeğeni.
    Hemen bize çay dolduruyorlar. Çok candan insanlar. Sobanın sıcağını ve çayı görünce mayışıyoruz yine..
    [​IMG]

    Ihlamur ağacından yapılan oymaları gösteriyor. Derviş hayran kaldı…
    [​IMG]

    Abimizin hanımı yaylada olduğu için ‘kusura bakmayın yiyecek bir şeyler hazırlayamıyoruz, hanım yok’ diyor. Yok abi estağfurullah ne demek diyoruz. Ne yani acıktık, ölüyoruz mu diyelim… O da bize armut ikram ediyor. Sağ ol yukarıda yeterince yedik diyoruz ve yarım saat sonra yola çıkıyoruz ‘yolcu yolunda gerek’ diyerek… Tabi yol olduğu ve bulduğu sürece hahahaha…

    Murat: Demek Karadeniz’de çay demek yemek demek he İso…
    İso: Ne biliyim oğlum ya hep öyle oluyordu.
    Herkes: Puhahahahahahahah…


    Yolda giderken şirin bi camii görüyorum… Camili’ye adını veren bu mu acaba diyorum…
    [​IMG]

    Macahel el demekmiş. Macahel bölgesi 6 köyün birleşim noktası olduğu için bu isimi almış. Sonradan adı Camili olmuş…
    [​IMG]

    Bundan sonra foto çekmek için durmuyoruz. Hava kararmadan bir an önce varıp daha kamp yeri bulucaz… Yolda giderken Bob Rose’un tablolarındaki gibi muhteşem bir manzara görüyorum. Yemyeşil bir alan, iki tane ağaç, taşlar ve minicik bir kulübe. Aklıma yazıyorum ekibi kaçırmamak için. Yol boyunca 2-3 kere gözümün önüne geldi o manzara. Size yansıtamadığım için üzgünüm. İşte turun anlatılamayacak güzelliklerinden biri daha…

    19:30’da Camili’ye varabiliyoruz…
    [​IMG]

    Tabi hava yine karardı yetişemedik erkenden. Tema’nın evini soruyoruz 60 ytl diyorlar geceliğine yuh diyip basıyoruz pedallara. Halen açız. Yiyecek bir şeyler bulmamız lazım. Camili’nin bir tane kahvesi ve bir tane de minicik bakkalı var. Bakkal kapatmadan yetişin diyorlar. Yanımıza abur cubur bir şeyler alıp kahveye gidiyoruz. Kahve’nin sahibi Mine adında bir kız…

    Kevs: Biz çok açız. Yiyecek ne var.
    Mine: Sadece tost yapabilirim size…
    Kevs: Şöyle çorba morba yemek tarzı bir şeyler bulmamız mümkün değil mi?
    Mine: Ekmek bile yok. Tost bile yapamayabilirim. Gelmesini bekliyoruz…
    Kevs: Hadi yaaa. Tüh çorba olsa tam süper olacaktı…

    Kevs: Çok acıktık, çok yorulduk… Taaa Beyazsu’dan geliyoruz. 12km yürüdük, 15km pedalladık..
    Derviş: Kevser çok ısrarcı olma. İnsanların vereceği varsa da vermeyecek…
    Kevs: Ya n’apıyım, çok yoruldum bugün ve acıktım. Söylenirim alla alla…
    Derviş: Bugün ben de çok yoruldum yaaa..
    Kevs: Duydun mu Serkan? Derviş de sonunda yoruldum dedi huaaaa..


    Bu cümleyi Derviş’in ağzından duydum ya android olmadığını anladım ya işte şimdi kendime geldim heheheheh…

    Yeniden bakkala gidip yanımıza yiyecek bir kaç şey daha alıyoruz. O sıra nereye kamp atacağımızı konuşuyoruz. Bakkaldaki bir amca ‘gelin benim evimin bahçesine kurun çadırınızı. Sizden para da almam, ‘ diyor. Başta anlamlandıramıyoruz. Ama sonradan anlaşılıyor durum. Macahel turiste alışkın bir yer olduğu için insanları çok değişmiş. Bizi adam yerine, misafir yerine koyan, tılayan yok. Derviş amcanın evine gidiyor onunla birlikte…

    Akşam yemeğimiz kahvede iki fincan çay, birkaç bisküvi, ve cips. Ah ahhh bi de sen Karadeniz’de kilo vermişsin diyorlar. İşte bu yüzden verdim deli gibi pedal basmaktan değil hehehehe…

    Saat 10 gibi bize evinin bahçesini açan Besim Amca’nın evine gidiyoruz. Kendisi aslında İstanbul’da oturuyor. Buraya da kafa dinlemeye geliyor. Çok iyi insanlar kendisi ve eşi. Bize serenderde kalabileceğimizi ve çadır kurmamıza gerek olmadığını söylüyor.

    Önce dereye inip bi kaç çamaşır yıkıyoruz karanlıkta… Ulen Murat ‘turuncu tişörtü ben giyiyim’ diyip bana yıkattın ve de giymedin ya alacağın olsun…

    Serenderde asılı duran halıları altımıza serebileceğimizi söylüyor Besim Amca. Fare tırmanmasın diye merdiveni de çekip yukarı alıyoruz. Su sesi o kadar şırıl şırıl ki uyuyamıyorum. Tulumdan çıkıp, botlarımı giyiyorum. Dolanıp duruyorum bakıyorum serender sallanıyor, millet rahatsız olmasın diye zor da olsa sabitleniyorum ve başlıyorum şarkı mırıldanmaya. 3 şarkı 5 şarkı derken esnemeye başlıyorum. Bari gidip yatıyım diyorum. Tulumumu herkesten ayrı rahat bir kenara çapraz serip kolu bacağı dağıtınca uyuyorum… Tabi saç baş yine yerlerde karmankarışık…

    2000 lerden 400lere kadar indik. Burası baya bunaltıcı nem bakımından… Bugün toplamda 27 kmlik bir yol almış gözükse de şimdiye kadar yaptığımız en zor yolculuktu. İnsan sınırlarını, dayanma kapasitesini keşfediyor. Azla yetinmeyi, Allah’tan daha çok yardım dilemeyi, içinde hep bir ümit barındırmayı öğreniyor. Seviyorum sınırlarımı keşfetmeyi ve aşmayı… Belki de çoğu erkeğin yarı yolda bırakacağı, ‘yeter artık benden bu kadar’ diyebileceği bir noktada bir bayan olarak bugünü tamamlamak beni daha da çok mutlu etti. Umarım hemcinslerime örnek olur, cesaret verir bu azmim…

    Şükürler olsun bugünü de kazasız belasız bitirdik.
    Bakalım yarın neler olacak?..
     
    brol, nikanam, Necati Bilgen ve 13 kişi daha bunu beğendi.
  3. hasim_hakli

    hasim_hakli Aktif Üye

    Kayıt:
    13 Nisan 2005
    Mesajlar:
    142
    Beğeniler:
    323
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Selam KevSerSeri,

    Yazını oudum, resimlere baktım, videoları seyrettim ellllerine sağlık, pedallarınıza guvvat. Yazıları okurken de bol bol güldüm. Tutamadım kendimi bi cevap yazayım dedim. Daha önceki bölümleri okumadım. Şimdi okuyacağım. Harikasınız hepinize selamlar. İyi bayramlar...
     
  4. BuRroM

    BuRroM Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    12 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    697
    Beğeniler:
    233
    Şehir:
    ANKARA
    Seviye:
    Heheee sonunda 6. blöüm:) Teşekkürler.. Çok güzel gidiyor kevser abla.. Gezdiğiniz yerler mükemmel..
     
    heng ve KevSerSeri bunu beğendi.
  5. bisikletcanavari

    bisikletcanavari Onursal Üye

    Kayıt:
    31 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.779
    Beğeniler:
    1.377
    Seviye:
    Selam Kevser abla,

    Bu bölümden artık Karadenizde yaşayabileceğiniz tüm duyguları yaşadığınıza kanaat getirdim.İlk günlerinizde herşey güllük gülistanlık, gördüğünüz tüm yeni şeylerin tadını çıkarıyorsunuz ama sonradan (fazlasıyla) yeşil bitki örtüsü yolunuza engel olunca ister istemez çok can sıkıcı olabildiğini anlıyorsunuz ve artık (kısa bir süreliğinede olsa) yeşilliklerden nefret etmeye başlıyorsunuz :) (bakınız olmayan böğürtlenli dikenlerin arasından tırmanırken) Karadeniz ne kadar engebelerinden dolayı manyak patika zenginliğine sahip olsada aşırı yağmur aldığından zemin oldukça yumuşak oluyor ve güçlü bir yağmurdan sonra çok zevkli olabilecek bir patikanın şekli şemali değişebiliyor. (bakınız heyelan olmuş orman yolu) İki dağın birleşimlerinden genelde mutlaka bir akarsu geçer.Ve sizde bol bol bu akarsulardan geçmişsiniz. (zaten öyle bir şansınız yok oralarda :) ) Bu bayramda bir arkadaşımla beraber nereden baksam 2 aydan sonra ilk defa bisikletle arazi binişi yaptım.Ve su kaynağı bakımından Karadenizi çok özledim :) (Adana'da su matarası olmadan bisikletle yola çıkmak cidden tehlikeli :Skull-175 )
    Bu arada o inek pisliği=medeniyet bezetmesini ve sonra inek pisliği=ayı piğsliği yüsuf yüsufunun aynısını bizde yaşamıştık.Birde sizin yazdıklarınızı okuduktan sonra bayaa bi güldüm :)
    Kısaca size şunu diyebilirimki bu turunuz boyunca Karadeniz'i yaşamışsınız.Helal olsun size.Memleketimde şimdiye kadar yaptığım bütün günü birlik yayla veya arazi gezilerinde yaşadığım heyecanları, zorlukları, oranın atmosferi altındaki duygu ve psikoloji gibi tüm etmenlerin hepsini yaşamışsınız.( hatta daha fazlasını)

    Gel gelelim muhabbet kısımlara :) Beyazsu'daki su içme duruşunuzu aynen ceylanın asnala yakalanmadan temkinli bir biçimde yaptığı su içme şekline benzettim ve acayip güldüm :) Yukarıda yazdığım inek pisliği-Ayı pisliği olayıda kopardı beni.Ama en çok çay daveti=yemek olayı kopardı beni :D (Ama en yalan söyliyeyim.Giresunlu arkadaş bu konuda halkı.Bizim oralarda çay daveti yemekle başlar :cool: )

    Son olarak soracam soracam unutuyorum.O bisikletinizdeki yükseklik ölçme fonksiyonu olan km saatinizin marka ve modeli nedir?Nereden ve ne kadara temin edebilirim? BEnde böyle birşey arıyorum.....

    Sizleri tebrik ediyorum.YAptığınız aktivitenin ne kadar güzel olduğunun yanında nasıl çetrefilli koşulları da barındırdığını açık ve net bir biçimde görmüş bulunduk.Yazınızın uzun yolculuklara artık daha temkinli çıkmamızı sağlayacak ipuçları barındırdığına inanıyorum inanıyorum.Hatta böyle uzun soluklu bir organizasyona soyunursam tura çıkmadan önce soru yağmuruna tutarak bilgi alacağım kişiler listesindesiniz haberiniz ola :)
     
  6. rahmankarataş

    rahmankarataş Bisikletkolik

    Kayıt:
    12 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.049
    Beğeniler:
    748
    Şehir:
    greek and tr
    Seviye:
    selam
    ah ah bu yagmurlu havalarda ilac gibi geldin emegine teşekkürler..ne diyeyim harika bir rüya gibi..
     
    KevSerSeri bunu beğendi.
  7. Ediz Tevfik Özgan

    Ediz Tevfik Özgan Bisikletkolik

    Kayıt:
    26 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.143
    Beğeniler:
    1.069
    Şehir:
    BURSA
    Seviye:
    ne kadar güzel günler yaşamışsınız imrenmemek elde değil.
     
    KevSerSeri bunu beğendi.
  8. Ahmet ERTAN

    Ahmet ERTAN Bisikletkolik

    Kayıt:
    9 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    1.115
    Beğeniler:
    759
    Şehir:
    bursa-rize
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    manzaralar fotolar bi harika , çok güzel geziler yapıyorsunuz size imreniyorum ayagınıza saglık ....
     
    KevSerSeri bunu beğendi.
  9. candede

    candede Bisikletkolik

    Kayıt:
    30 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    1.095
    Beğeniler:
    1.088
    Şehir:
    DÜŞ BAHÇESİ
    Seviye:
    İnanılmaz güzeliklere imza atan siz güzel insanları kutlamak gerekiyor.
    Sevgili Kevser,Oralarda kaybolmakdan daha güzel ne olabilir ki diye düşünüyorum.
    Çoşkularınız eksik olmasın.Hayata.Her daim daha güçlü gülümsemelere...

    Yüreğim ve Sevgimle...
     
    KevSerSeri bunu beğendi.
  10. KevSerSeri

    KevSerSeri Bisikletkolik

    Kayıt:
    2 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    1.354
    Beğeniler:
    3.532
    Şehir:
    Ankara
    Seviye:
    Hadi ben sabaha kadar bu yazıları yazıp nete atıyım da kurtuluyum diye uykusuz kaldım. Size ne oluyor efeeeeem. Sabahın köründe üşenmemiş bi de okumuşsunuz... hahahaha :D

    Şaka bri yana ilginizden dolayı teşekkürler. Size de böyle güzel turlar nasip olsun inşalah...

    Hahahahaa şşşşş canavar yorumlarına koptum ben de. Samimi yorumun için teşekkürler...

    Km saati blackburn 6.0. Ama hiç önermem. Aldığımdan beri arıza çıkardı. Farkındaysan diğer değerler sıfırda. Işığı yanıyordu bozuldu. Baştan beri göstergelerde hata çıkardı wirelessde iyi bir ürün değil bence bi de ona dünya para saymıştım. Bu tarz ürünlerde cateyedan şaşma diyorlar. Sakın iyice araştırmadan alma. Ben kalitesine inanmış güvenmiştim. Şimdi yetkili firmaya e-posta attım cevap vermediler. Yakında şikayet edicem...
     
  11. Natural_animal

    Natural_animal Kıdemli Üye

    Kayıt:
    28 Mayıs 2006
    Mesajlar:
    223
    Beğeniler:
    192
    Şehir:
    Antalya
    Seviye:
    Turunuza bayıldım. Harika geziyorsunuz. Mekana falan zaten diyecek yok. İnşallah işlerimden zaman bulurda yaşlanmadan bende böyle bir kaç tura katılırım bisikletimle. :rolleyes:
     
  12. KevSerSeri

    KevSerSeri Bisikletkolik

    Kayıt:
    2 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    1.354
    Beğeniler:
    3.532
    Şehir:
    Ankara
    Seviye:
    İnşallah size de böyle güzel turlar nasip olur... Benim de acayip planlarım var, inşallah ölmeden önce gerçekleştirebilirim...
     
    Natural_animal ve patriotcengiz bunu beğendi.
  13. patriotcengiz

    patriotcengiz Yeni Üye

    Kayıt:
    11 Mart 2007
    Mesajlar:
    13
    Beğeniler:
    8
    Şehir:
    ist
    Seviye:
    selam çok ama çok güzel aynı zamanda biraz yorucu bir gezi olmuş fotoğraflar bir harika yenilerini sabırsızlıkla beklıyorum zaman olsada bende gidebilsem diye kendi kendime mırıldanıyorum belki bir günnnn.....