Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Ankara-İstanbul II Bolu-İzmit 160

Konu, 'Şehirlerarası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında Derya Keçeci tarafından paylaşıldı.

  1. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    II.GÜN BOLU-KOCAELİ

    İlginç bir gece:

    Şu masaj koltukları var ya,hani otobüs terminallerinde ya da mola yerlerinde 1 lirayla çalışan;işte aynısından Öğretmenevine de koymuşlar.Ne kadar faydasını gördüm,anlatmakla bitmez.Gün boyunca buz gibi sularla şokşadığım kaslarımda mümkün olduğunca laktik asit birikimini engelledim;kontrol ediyorum,iyi.Bunu anlamanın en basit yolu,ayak parmaklarınızdan tutup,dizinizi bükerek ayağınızı mümkün olduğunca geriye çekmek.Zira laktik asit birikmiş kaslar kilitlenir ve esnemez.
    [​IMG]

    Şimdi kasları biraz yumuşatıp iyi bir masaj zamanı.Bu masaj,sportif içerikli ve bir masöz kadar incelikli olmasa da,yarınki 160 km ye beni hazırlayacak baş aktörlerden biri.Soğuk,ılık,soğuk ve orta sıcaklıkta bir duşun ardından,koltuk beni simit hamuru gibi yoğuruyor.Üçüncü tekliğin ardından;Sırt, bel,baldır ve boyun kaslarım tazelenmiş gibi.Tekrar odama çıkıp,ayaklarımı yukarı kaldırıp baldırlarıma darbe masajı uyguluyorum.Gözler kapalı,soluk düzenli,her şey hesaplı.Yirmi dakika sonra pırıl pırıl kalkıyorum:saat 20.00,hava aydınlık.Alt geçitten karşıya,insanların hızla aktıkları sokak ve caddelerden geçerek büyük bir bulvara giriyorum.Büyükçe bir caminin avlusuna konmuş,10-15 setlik bir yürüyen merdiveni es geçerek,soldan manual merdivenden inerken,yürüyen merdivene binen guruptan birinin düşmesi sonucu 8-10 kişi aşağıya devriliveriyor.Yardıma koşuyoruz,durum iyi olsa da vücudum bu ani heyecana olumsuz tepki veriyor,geriliyorum.
    -Ulan 10 tane merdiven ineceksin.Yürüse ne olur,yürümese ne olur.Hani çıksan neyse.Hızla yürüyorum,caddenin beni götürdüğü bir yer mi var?

    Evet varmış;kokuya gidiyormuşum,ciğere giden kedi gibi.İki saat önce götürdüğüm makarnadan eser yok.Dürüm de gidiyor bir solukta ve hala yer var.Geride bıraktığım 180 km için kendimi ödüllendiriyorum gibi.Son 6 aydır tur için 7 kilo verdim;hem de en dengeli ve sağlıklısından;yani hak ettim bu ödülü.Üzerine bir de dondurma yesem mi,bak şurada Maraş dondurma var.E,yok artık…
    Sonuç?Ankarada olsa oturur kaşıkla yerim.Oysa şimdi, dondurmayı yalaya yalaya dolaşıyorum,beni kimsenin tanımadığı bu şehirde.Üzerimde fosforlu yeşil t-shirt,altımda bölgedeki tek şortla.Caddenin neredeyse tamamı gençlerle dolu.İzzet Baysal Üniversitesi,şehirlerinde üniversite olan diğer yerleri olduğu gibi burasını da hayli değiştirmiş.
    Dondurmanın dibini,kedi olduğunu çoktan unutmuş minik tüylü dostumla paylaştıktan sonra,az önce koordinatlarını belirlemiş olduğum kuruyemişçiye yöneliyorum:Hedef badem,ceviz ve birkaç çeşit kuru meyve.kaysı ,(Kükürtle sarartılmamış olandan)hurma (Medine),erik ve incir kurularından birer tane almış olmam,dükkan sahibinin canını sıksa da,50 şer gram bademle cevizi ekleyip,yarısı şimdi,yarısı da sabah kahvaltıda yenilecek olan bohçayı paketliyor.Bohça dediğim avuç içi kadar bir şey.

    Şimdi sıra Öğretmenevini bulmakta.Ne yapmıştık?İlki uzun iki sağ bir sol-sağ;dar ara sol,bir sağında Cami,aşağı sağ uzun.
    Bu benim en karmaşık,en kalabalı şehirlerde bile kimseye sormadan birkaç km çaplı gezinti alanımı oluşturduğum navigasyon sistemim.Aralara bilindik marka ve yerleri ekleyerek,tersinden başa dönmek suretiyle çıktığınız noktaya sizi döndürür.

    Nitekim bir saat sonra döndüğümde hava kararmak üzereydi.Bir çay,bir su,geriye kalan iki teklikle masaj ve odama çekildim.Dar odada sağa sola çarpmadan,ters çevirerek bisikletimin kontrolünü yaptım.Yalandan bir iki telle % 5 usta oynaması yaptım.Telleri tınlatarak seslerini dinledim;sonuç gayet iyiydi.Sıra gün boyunca canıma okuyan selede.Belirgin bir biçimde ucu yukarıya kalkmış.Mesaneme yaptığı baskı anlaşılıyor.Yolda fark ettiysem de es geçmiştim.Şimdi düzelttim.Umarım yarın faydasını görürüm.

    Tuhaf:

    Kendimi çok iyi hissetmeme karşın,yavaşça dalıp gidiyorum uykunun gizemli diyarına.
    -Şşşşşşt!
    -Hı ? Ne var? Uyandım mı? Bisikletim….Telefonum…Uyanmışım,rüyada değilim,de biri bana Şşşşt dedi.Eminim.Kalktım,bir 50 lik suyu götürüp tekrar yattım.
    -Şşşşt
    -Oha! Noluyo…Açık pencere camından aşağıya baktım,hani romantik bir sevgili başka birine falan mı sesleniyor diye,değil…Etrafta tek bir ses yok;çok derinden gelen hidrofor sesinden başka.Uykum açıldı canım sıkıldı.
    -Şşşşt
    -Ana…Şimdi recepcion’u arayıp “Biri bana Şşşşt diyor” desem ne düşünürler kim bilir.Gitti kafayı çekti çekti,şimdi rüya görüyor,şeklinde bizi ti’ye almazlar mı?

    Pencere kenarına pusuya yatıp,beklemeye başladım.Bir dahaki şşşt’te enselemezsem namerdim.Bi yakalayayım….
    Şşşşt,der demez enseledim.Ne mi? Pilli,zaman ayarlı bir koku püskürtme cihazı.Elbise dolabının üstünde ve 3-5 dakika aralıklarla kendi kendine “Şşşşşt “ diye koku salıyor.Ben şimdi bi yakalarsam’la başlayan hayallerimin hangisini gerçekleştireyim bu garip aygıtla? Pilinin birini çıkartıp öldürüyorum.Sabah giderken takar,tekrar yaşamasını sağlarım.Pille değil mi.

    Derin ve soluksuz bir ikinci yarı uyku hayalim, sabahın çok erken bir saatinde son buluyor.Sivrisinekler ayaklarımı sondaj alanına çevirmiş.Yapacak bir şey yok.Bir çevrede sivrisinek varsa,kendisine biat edin.Hele hele çoluk çocuğunuz varsa onları köşe bucak korurken,açın kolunuzu bacağınızı ve feda edin kanınızı.Zaten ne yapıp yapıp,sizi bulurlar.Size kolay ulaşamazlarsa daima çocukları hedef alırlar.Ölmekle bitmez,bitmekle tükenmezler.Oysa şimdi tek başınayım,koruyacak biri yok ve savunmasızım:Yiyin lan,”Aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyin”
    İşte sabahki yorgun savaşçı halim de bu:
    [​IMG]
    Dünkü makarna ve dürüm,dondurma ve kuruyemişle bir araya gelmiş ve sıkı bir savunma hattı oluşturmuşlar;geçemiyorum.Zar zor üç küçücük dilim kızarmış ekmek,50 gr beyaz peynir ve bir dilim karpuzdan oluşan kahvaltı,beni kaynaşlıya bile götüremese de,başka seçeneğim yok.

    Hazırlıklarımı tamamlayıp,saat 09.30 da Boludan ayrılıyorum; çok güzel duygularla.

    [​IMG]

    Hafif bir meltem,uzaklardan bir tutam kekik getiriyor;içime çekiyorum doyasıya.Az sonra büyük an.Yarım saat sonra Bolu dağından bisikletle ineceğim.Bunu birkaç kez tekrar ediyorum kendi kendime.Dağda durup sağda solda fotoğraf çekecek değilim.Girişte genel birkaç foto alacağım,o da hareket halinde;olursa,olmazsa dert değil.Kimse güzel manzara resmi çekemedim diye homurdanmaz.

    İnişe yaklaştığım bir noktada gördüğüm manzara içler acısı.Yol boyunca zaten binlerce,evet yanlış duymadınız;içi sidik dolu binlerce pet şişe atıldığına tanık olmuştum,sebebini yazacağım.Burası da Bolu dağından bir yamaç fotoğrafı.Bizler bir şeyler yapmazsak,her biri doğada yüzlerce yıl yaşama kabiliyetine sahip,sayısız pet şişe ve daha ne ararsan.Bu fotoğrafı özellikle küçültmedim.

    Bu tüm ihtişamıyla ve henüz ulaşılamadığı için kirletilememiş yukarısı,
    [​IMG]

    Bu da,araçların pencerelerinden fırlatılarak ulaşılabilen bir alanda yaşanan rezillik.Bizim rezilliğimiz.

    [​IMG]

    Beklenen an geldi çattı.İnişe saniyeler var.
    [​IMG]

    Hazırlıklar tamam,hızlanmadan önce hareket halinde bir iki genel çekim.
    [​IMG]
    [​IMG]

    Kalanı anlatılmaz.Hani lafın gelişi değil;anlatılabilir bir duygu olsa,emin olun anlatırdım.Hatta,bunu tekrar yaşamak için,Boluya kadar gidip,bir bolu düzce etabı yapmayı bile bloknota kaydettim,diyeyim.

    Bir tıkta kaynaşlı,iki solukta Düzce.Bolu Düzce 40 km.Yola çıkalı bir saat oldu mu? Bir şeyler yanlış.Ya saat,ya zaman,ya güneş….Boş ver gitsin.Çok uzun yıllar öncesini bildiğim Düzcedeyim.Düzce çocukluğumda,yakın köylerden gelen varlıklı ailelerin,geniş araziler üzerine yaptırdıkları,tuğla ve ahşap karışımı cumbalı evleri olan küçük bir kasabaydı.Şimdilerde İl oldu.O yeşil halinden eser yok şimdi.60 lı yıllarda daha çok bisiklet vardı.Bu 70 ve 80 lere kadar sürmüş olmalı.Sonrası malum sanayi devrimi(!) Hani o Avrupa kıtasının yirminci yüzyılın başlarında,bizim ise sonlarında tutunduğumuz,o meşhur “Tek dişi kalmış canavar” yani,medeniyet.
    Şehirden izlenimler:
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]

    Bisiklete binenler ya ben yaşlarda ya da daha yaşlılar.Düzce Hendek arasında bir yerlerde olmalıyım.Nedense Hendek tabelasını görmedim,dikkatim mi dağınık,mineral kaybı mı?Şimdi bir mola vermenin tam zamanı.

    İKİ ÇOCUK

    Çoğu yerde olduğu gibi yine bir petrol iştasyonunda duruyorum.Yerleşim merkeziyle iç içe bir yer,sağda solda bisikletli çocuklar var.Ben ayaklarıma buz gibi suları dökerken ikisi yaklaşıyor.
    -Amca bu yarış pisikleti mi?
    -Babalık perdesinden gülümseyerek,Hayır,yarış bisikleti değil.
    -Hmm…Küçük ve sarışın olan diğer çocuk soruyor,Nereden geliyosun?
    -Ankaradan
    -! (Sadece gülümsüyor)
    -Daha uzun boylu olan çocuk soruyor: Nereye gidiyosun?
    -İstanbul’a
    -?...(Küçük olan) Gidemezsin ki!
    Ankaradan buraya kadar gelmiş olduğum yaklaşık 240 km den ziyade,geriye kalan azıyla ilgileniyor.Belli ki ,ona İstanbul Ankaradan daha uzak.

    Çocuk ne düşünüyorsa o.Gidemezsin demişse gidemezsin.Gitsen bile gitmiş olmazsın.Bir çocuğun hayal dünyasındaki o küçücük noktayı geçmek,gerçekliğin alev saçan canavarını yenmekten güçtür.
    -Kim bilir,diyorum.Belki de gidemem.Yani o zaman sen haklı olursun.
    -Saf ve temiz bir ifadeyle bakıyor bana.
    -Yani şimdi ben yola çıkıyorum,İstanbula doğru.Gidip gidemediğimi asla bilemeyeceksin değil mi?
    -Hıhı.
    -O zaman şunu bil.Gidemesem bile,gidemeyecek olsam bile,bunu deneyeceğim.

    Sohbet boyunca,en çok suya döktüğüm tuz ve attığım kesme şekerle ilgilendiler.Anlattım.Etraftaki insanları tedirgin etmemek için,fotoğraf çekmedim.Aslına bakarsanız,yol boyunca,Yeniçağa Jandarma Komutanlığındaki subayların dışında, konuştuğum kimseyle fotoğraf çektirmedim.Çünki orada gerçek bir anı,bir hatıra vardı.Orada ben de gerçektim,onlar da.Bu geldi geçti benzin istasyonlarında,görüntü alanlarından hızla geçtiğim o köy kahvelerinde ise,ben de gerçek dışıyım,onlar da.Onun için,bu gerçek dışılığı,bir fotoğraf karesi çok ta gerçek kılmayacak.Zaten yola çıkış amacım da bu değil.

    Sırt çantamı kuşanıp,sulukları yerine takarken,yanıma birkaç çocuk daha geliyor.İçlerinden biri,Hello,diyor.”Ne hellosu lan” diyor bizim ufak olan.Amca Türk.
    Gidiyorum,diyorum.İstanbula bisikletle gitmek zor mu?Hiç te zor değil.Siz de,size zor gelen şeyleri yapmayı deneyin.Deneyip te başaramamak,hiç denememekten daha onurlu bir davranıştır.Kask takın,dikkatli olun.
    Meraklı çocuk bakışlarını arkamda bırakıp basıyorum pedala.Daha önceden profilini defalarca etüt ettiğim halde,yaklaşık 10 km uzunluğundaki bu hafif tırmanış,artık yavaş yavaş ısırmaya başlıyor beni.Dünkü uzun ve zorlu etabın yorgunluğu da hafif hafif kendini göstermekte.Algı zayıflıyor,çıkış zannettiğim inişler,iniş zannederek vites yükselttiğim ve şişerek tekrar küçülttüğüm çıkışlar var.
    [​IMG]

    Gümüşovada bir yerden enfes bir ezan sesi geliyor.Bu müezzinlerin seslerini kaydedip,büyük şehirlerde yayınlamalı.Şehirlerde,önüne gelen,ağzını açan ezan okuyor.

    Gümüşovayı geçiyorum.Yokuşları bir bir devirerek.Azap deresi hariç,daha 34/34 oranına hiç düşmedim;düşmedim de ne,yanına yanaşmadım.Bunda çok ciddi yokuşların olmamasının rolü olduğu kadar,benim,bisikletimin ve taşıdığım yükün hafif oluşunun etkisi de çok:

    Yanıma aldığım benzer giyeceklerin hepsini tarttım.20 gr bile hafifse,onu aldım.Arkasını köpükle düzleştirip,sırtımda hava boşluğu ve fileli bir tasarım olan sırt çantam boş olarak 420 gram;yedek iç lastik,fener,yama takımı,çakı,çoklu anahtar seti vs ile ise sadece 2.7 kilo geldi.

    Yükü ben mi taşıyayım ,bisiklet mi? Sorusunun bilimsel bir yanıtı olabilir,onu bilemem.Benim bildiğim,bunun değişken olduğu.Yani,bisikletin sizi taşıdığı yerlerde (Düz yol ve inişler) yükün bisiklette olması makul.Oysa sizin bisikleti taşıdığınız yerlerde (Rampalar)iş sanki değişiyor gibi.

    Üstelik yükün arkamda olması,rüzgar direnci açısından da olumlu.Yani yüküm,rüzgar direnciyle hiç karşılaşmayacak.Yanlardan sarkan yüklerle ihtiyaç anında nasıl ve ne kadar hız yapılabilir?
    Örneğin,Azap deresini bitirip geredeye giderken ve Gerede’den Yeniçağa istikametine doğru,50/11 dakikalarca 50-60 km/s hızlarla gidebiliyorsunuz.Burada eğimler -%2-3 ve kilometrelerce…Kısaca,rüzgar direnci önemli.

    Devam edelim.Hendeğe giderken yolun beni ne kadar ısırdığından söz ediyordum.Hele hele,Hendeğe çeyrek kala Max eğimin zaman zaman % 10 ları bulduğu,kısacık bir alan var ki,insan yazmaya utanır,resmen indim bisikletten.”Oğlum Derya,resmen okyanusu geçip,derede boğuldun” Nedeni basit.Enerji bitti.Zayıf enerji planlaması ve “Nasıl olsa gerisi düz” düşüncesinden kaynaklı konsantrasyok kaybı,o bir km yi bana yürüttü.Kötü mü oldu? Hayır.Parmak uçlarıma biraz kan gitti.

    Nihayet Hendeği geçtim:
    [​IMG]

    Hemşin gibi marka bir memleketin olsun,sen adını böyle yaz.
    [​IMG]

    Elli faktör koruyucu muhteşem olsa da güneşin alnında geçen iki günün bıraktığı izler normal.Dizlerin şişmeye başlaması ise gözden kaçmıyor.Sorun yok hallederiz.
    [​IMG]

    Hemen ardından hızla Adapazarı,
    [​IMG]

    İnişli çıkışlı Sapanca gölü kıyısı,
    [​IMG]
    Sapancanın sonu ise Kocaeli il sınırı.İzmite yaklaşık 30 km kaldı.Dile kolay.
    [​IMG]

    Burada ise,racona uygun olarak bisikleti kaldırıp poz vermem gerek.Oysa yok öyle bir enerji.Bittim.
    Bu da bittiğimin resmi.Oysa hala birkaç km var ve akşam trafiği ana baba günü.Canım sıkkın.
    [​IMG]

    Yoğun araç trafiği,biraz adrenalin seviyemi arttırarak ekstra enerji sağlıyor.Merkez ışıkların hemen ilerisinde Öğretmenevi.Burada da beni bir sürpriz bekliyor.Sürtpriz derken Kate Winslet tarzı bir şey değil.Resepsiyondaki kız rezervasyonumu kontrol edip:
    -Odanız paylaşımlı oda,sanırım biliyorsunuz…
    -Hayır bilmiyorum.Zaten uzun süredir beynime yeterli oksijen de gitmiyor.Kızcağızın,elimde bisikleti gördüğüne şüphem yok ancak bisikletle nereden geldiğime dair bir fikri olduğunu sanmıyorum.Sanırım mal mal bakmamdan ötürü soruyor:
    -Kabul ediyor musunuz?
    -Ha,hayır…Paylaşımlı olmaz.Paylaşımsız yok mu….Paylaşımsız olsun.1Gb paylaşımsız ekran kartını düşünüp onu konuşturuyor beynim,ağzım ekran kartı diyor.Kız:
    -Efendim?
    -Paylaşımsız oda istiyorum,bisikletimi saymazsam kimseyle paylaşmayayım.Lutfen yormayın beni.
    -Olur,diyor.Fiyat farkı var yalnız.
    -Kaç lira?
    -10….Paylaşımlı 45,paylaşımsız 55.
    Her şeyin paylaşımsızı neden pahalı olur ki,olsun diyorum ver.
    -309 numara beşinci kat.Yanlız bisikleti çıkaramazsınız.
    -Çıkartırım,diyorum.
    -Sorayım,diyor.
    -Sor,diyorum.
    -Bir bey geliyor md yardımcısı.Kim olduğumu ve neden burada bulunduğumu kısaca anlatıyor ve bisikletimle birlikte kalma zorunluluğumu ifade ediyorum;anlıyor.İçinde asansör geçen bir cümle kurulmadan yapıştırıyorum:
    -Merdivenden çıkacağım.
    Aklımda, bisikletle odaya çıkmanın neresinde bir anormallik olduğu düşüncesiyle çıkıyorum.Mesela,”Bisikletle odaya çıkmak yasak” dese tamam,derim.Sadece o yasağın maddesini görmek isterim.Elbette yoktur ancak o an,hayatı boyunca ilk kez karşılaştığı bir duruma verdiği tepki bu.Örneğin Bolu’da,resepsiyondaki delikanlı bunu hiç sorgulamadı bile.Hangisi haklı acaba?
    Her neyse,ben odamdayım.
    [​IMG]
    Boluda bulduğum rahat ve konforu bulamasam da yatacak bir yerim olduğu için mutluyum.Hemen soğuk su ardından biraz ılıtarak duş.Ayaklar duvara yaslı 45 derece baldırlara masaj,en az 10 dakika.Sonra yeniden duş,bu kez ılık ve sıcağa yakın,hemen ardından uzanarak çeşitli aerobik hareketler;gözler kapalı düzenli nefese geçiş.Benim klasik tur sonu ritüellerim.

    Yarım saat sonra,zıpkın gibi kalkıp zaten çok iyi bildiğim*(Çocukluğumun bir kısmı Babamın donanmadaki görevi sebebiyle Gölcükte ve yarımca Kirazlıyalı beldesinde geçti.1967 Adapazarı ve 1999 gölcük depremlerini orada bizzat yaşadım.Orada aşık oldum,yine orada terk edildim.Orada sevilip,yine orada sevildiğimi bilmedim.Hem çocukluk hem delikanlılık çağımda oralardaydım.Şimdi orada yaşadıklarımı yazmaya başlasam gerçekten roman olur.Onun için burası,sevinçli ve kederli binlerce hatırayla dolu ) İzmit caddelerinde yürüyorum.
     
  2. özençekçen

    özençekçen Kıdemli Üye

    Kayıt:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    378
    Beğeniler:
    256
    Şehir:
    istanbul
    Seviye:
    şşşşşttt şşşştttttt=) yüreğine sağlı derya abi.
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  3. Cem Unden

    Cem Unden Onursal Üye

    Kayıt:
    12 Şubat 2010
    Mesajlar:
    3.461
    Beğeniler:
    5.524
    Şehir:
    İzmir
    Seviye:
    Turdan öte anlatımlarınız çok güzel . İyi cesaret doğrusu . Tebrik ederim

    Şu "Hello" diyenlere "Selamun aleykum" diye karşılık vermek çok hoşuma gidiyor doğrusu . Dumur durumuna giriyorlar ....
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  4. DreamMaker

    DreamMaker Kıdemli Üye

    Kayıt:
    3 Nisan 2011
    Mesajlar:
    333
    Beğeniler:
    188
    Şehir:
    Gaziantep
    Adı:
    Tuğrul TIRPAN
    Bisiklet:
    Bianchi
    Seviye:
    :) Neredeyse bitirdiniz. Ayakarınıza sağlık.... :)
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  5. Barış Şükür

    Barış Şükür Yeni Üye

    Kayıt:
    5 Haziran 2011
    Mesajlar:
    34
    Beğeniler:
    17
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Ha gayret :)
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  6. Ekrem Yılmaztürk

    Ekrem Yılmaztürk Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    4 Mayıs 2012
    Mesajlar:
    830
    Beğeniler:
    593
    Şehir:
    Kırklareli
    Bisiklet:
    Cube
    Seviye:
    Aradigimi buldum cevabimi aldim tesekkur ederim:)
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  7. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Teşekkürler Özen;

    Evet,sanırım bitiyor;
    Evet,ha gayret!
    Ne mutlu bana;
    Tüm tur ve aktivitelerim:
    www.derraceci.tumblr.com
     
  8. DreamMaker

    DreamMaker Kıdemli Üye

    Kayıt:
    3 Nisan 2011
    Mesajlar:
    333
    Beğeniler:
    188
    Şehir:
    Gaziantep
    Adı:
    Tuğrul TIRPAN
    Bisiklet:
    Bianchi
    Seviye:
    Yarın İstanbul'da olacaksınız sanırım.
     
  9. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    22-06-2012 Cuma günü 13 gibi İstanbula gelip,aynı akşam 20. de Otobüsle Ankaraya döndüm Tuğrul kardeşim
     
  10. DreamMaker

    DreamMaker Kıdemli Üye

    Kayıt:
    3 Nisan 2011
    Mesajlar:
    333
    Beğeniler:
    188
    Şehir:
    Gaziantep
    Adı:
    Tuğrul TIRPAN
    Bisiklet:
    Bianchi
    Seviye:
    :) Hoşgeldiniz o zaman :) ne güzel ne güzel...
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  11. Gökhan Ö.

    Gökhan Ö. Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    15 Eylül 2010
    Mesajlar:
    513
    Beğeniler:
    269
    Şehir:
    Samsun
    Bisiklet:
    Focus
    Seviye:
    Çok keyifli bir kaleminiz var. Bir solukta okudum :)

    Yarınki bölümü sabırsızlıkla bekliyorum Derya Bey.
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  12. Ferhat Köse

    Ferhat Köse Onursal Üye

    Yaş:
    40
    Kayıt:
    13 Şubat 2010
    Mesajlar:
    6.461
    Beğeniler:
    9.086
    Şehir:
    Eskişehir'de yaşıyor
    Bisiklet:
    Bisan
    Seviye:
    Derya abi kalemini kaç defa övdüm biliyorsun ama bu anlatımda senin kalemden daha güzeli ortaya çıktı yatak üstündeki fotoğrafındaki gözler inan senden daha çok şey anlattı bana :) o göz temasını çok iyi bilirim defalarca yaşadım.İlk gün geride kalmış yorgun ama mutlu,ertesi günü düşünüyor korkmuş ama umutlu......
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  13. caner binal

    caner binal Aktif Üye

    Kayıt:
    26 Ağustos 2011
    Mesajlar:
    109
    Beğeniler:
    71
    Şehir:
    düzce
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    bolu dağının inişi de çıkışı da ayrı bir zevk. paylaşım için teşekkürler.
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  14. Göksun Özkirişçi

    Göksun Özkirişçi Bisikletkolik

    Kayıt:
    4 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.162
    Beğeniler:
    1.075
    Şehir:
    Gaziantep
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    ayaklarınıza sağlık...
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  15. Derya Keçeci

    Derya Keçeci Onursal Üye

    Kayıt:
    2 Haziran 2011
    Mesajlar:
    1.748
    Beğeniler:
    4.270
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Derya
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Çok doğru Ferhat;biliyorsun,gözler yalan söylemez.Şaka bir yana,tur öncesi ve sırasında tek düşündüğüm ve odaklandığım yer Azap deresiydi.Orayı geçtiğimde turu çekirdek gibi çitleyeceğimi anlamıştım:)
     
    Ferhat Köse bunu beğendi.
  16. SerkanNamazcı

    SerkanNamazcı Onursal Üye

    Kayıt:
    13 Nisan 2010
    Mesajlar:
    1.625
    Beğeniler:
    1.654
    Şehir:
    Giresun/Görele
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Pehhh bu ne performans böyle anlatımlara diyecek yok zaten...
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  17. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Tur çok güzel... Ama anlatımınız muhteşem...

    Çok teşekkürler.

    Kazasız ve keyifli turlar.

    five
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  18. ozan erdem

    ozan erdem Forum Bağımlısı

    Yaş:
    27
    Kayıt:
    28 Kasım 2009
    Mesajlar:
    641
    Beğeniler:
    330
    Şehir:
    Gaziantep
    Bisiklet:
    Canyon
    Seviye:
    ayaklarınıza sağlık yolda yaşadığınız tatsız olaylar hepimizin başında malesef elden bişey gelmiyor
     
    Derya Keçeci bunu beğendi.
  19. Cüneyt HOCAOĞLU

    Cüneyt HOCAOĞLU Bisikletkolik

    Kayıt:
    9 Mart 2011
    Mesajlar:
    1.354
    Beğeniler:
    1.498
    Şehir:
    Ankara/Eryaman
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    Derya Bey harika anlatımlarınız için yürek dolusu teşekkürler