Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

22-26 Haziran Tek başına Samsun-Sarp (600 Km.)

Konu, 'Şehirlerarası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında five tarafından paylaşıldı.

  1. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Merhaba,
    Aslında hikayem geçen sene 29 Ekim'de yarım kalan İzmir-Bodrum turumuzdan başlıyor. 3 arkadaş (ben, iş arkadaşım Fatih ve kardeşimin eşi Selahattin) otobüsle İzmir'e, İzmir garajdan da Önce Yelki köyündeki sitede bulunan teyzeme, ertesi gün de Özdere'ye gitmiştik. 3. gün Özdere'den yola çıkıp virajlara başladığımızda da Selahattin (ki bu ilk turuydu) neredeyse düz sayılabilecek bir yokuşta takla atınca (ve daha sonra da kolunun dirseğine yakın alt kısmından kırıldığını öğrenince) turu iptal edip geri dönmüştük. Selahattin'in takla atmasının sebebi ön cantın (nasıl olduğunu anlamadığımız bir şekilde) yamulup frenler tarafından kilitlenmesiydi. Allah'tan kafasında kask vardı da kafasını yere çarpmasına rağmen sadece kolu ile ilgili problem yaşamış oldu.
    Tur ve yol konusunda özellikle Fatih ve benim hevesimiz kursağımızda kaldığı için hemen bir sonrtaki tur için planlar yapmaya başlanmıştık. Selahattin'de turu yarıda bıraktığımız için üzülmüştü gerçi ama o da tekrar bisiklet turuna gelmek istiyordu. Tadını almıştı bir kere.
    Yıllık iznimin ilk haftasını (eşimin izni benimkine göre az olduğu için) bisiklet turuna ayırmış ve arkadaşlarıma da bu tarih için bir tur düşündüğümü söylemiştim. Bu sefer rotayı Doğu Karadeniz'e çevirmek istemiştim. Hem Samsun'lu olduğum ve o bölgeyi tanıdığım için hem de Haziran'da Ege ve Akdeniz'e göre daha az sıcak olacağını düşündüğüm için. Planları yaparken Fatih'ten tekrar eski rotayı geçme fikri geldi, ben de kabul ettim.

    Tur tarihi yaklaşınca ve Fatih'le Selahattin'in ayrı ayrı mazeretleri çıkıp ben yalnız kalınca benim için çok ciddi bir mücadele verme zorunluluğu doğmuştu. Tek başına bisiklet turuna gitme fikrini anneme, babama ve özellikle eşime kabul ettirmek. Bu gerçekten zor oldu ama hayalimi benim dışımda faktörler yüzünden gerçekleştiremeyecek olma durumu beni çok üzüyordu. Önce eşim ve annemi makul ve mantıklı bir şeklide (ve özellikle biraz önce yazdığım sebepten) ikna edince karşıda sadece beni her fırsatta var geçirmek isteyen ve bana her durumda farklı alternatifler sunmaya çaalışan babam kalmıştı. 21 Haziran günü Samsun'daki (bilenler için Çakırlar korusu karşısındaki Yakamoz sitesinde) yazlığımıza gitmek için İstabul'dan araba ile ayrıldık.

    Bisikletimi (eski bir Bianchi Hispano) bu tura hazırlarken önceki turda cantı yamulan eşimin bisikletine kendi bisikletimin ön tekerini taktım. Kendi bisikletim için yeni bir ön cant, bir çift Michelin Country Rock lastik ve ön-arka v-fren aldım. Bunları takma işlerini (ön teker hazırdı zaten) de kendim yapınca sökme ve takma işlerinde oldukça pratiklik de kazamış oldum. Bir de kendi kendime hediye Sigma bc-906 aldım AS 411 yerine.

    1. Gün : (Samsun-yazlık - Fatsa)
    22 Haziran doğum günümddü ve bundan daha iyi bir doğum günü hediyesi olamazdı bana eşimin ve ailemin verebileceği. İnsan ne de olsa onlara rağmen bir iş yapmaya kalkışmak ve onları üzmek yerine onaylarını ve desteklerini almak istiyor. Ben de bu desteği (en azından eşimin ve annemin, babam riskleri sevmez ve bu turu da riskli buldu) sağladığım için çok hevesli ve mutlu bir biçimde yola koyuldum ilk günün sabahı. Yola ve hız göstergesine bakınca kendim için oldukça iyi bir ortalama süratle yol aldığımı gördüm. İşte o zaman lastikleri değiştirdiğime iyi etmişim dedim kendi kendime. İyi gidiyordum. Yolları daha hızlı kat ediyordum ve kısa sürede de Samsun merkeze ulaşmıştım. Hala yaşadığım şeyi, bisiklette olmayı, turu, yalnızlığı , hedefimi tam olarak idrak etmeye ve tadını çıkarmaya çalışıyordum. Samsun bitip Çarşamba'ya geldiğimde Yeşilırmak üzerindeki köprüden aradım annemi. Babam hep anneme arattı ve annemle konuşturdu beni. Direkt hiç aramadı. Kızdığından veya üzüldüğünden değil. Dedim ya riski buluyor bu işleri. Hem de yalnızım....

    Ama aslında yalnız olmak çok iyi gelmişti bana. Daha önce Fatih'in ve özellikle Selahattin'in de sorumluluğunu taşıdığım için yalnızlık sadece benim sorumluluğum demekti ve kafam sadece kendimle meşguldu. Ünye'ye vardığımda saat 14:300 civarıydı ve ilk gün hedefim olmasın rağmen düşündüğümden çok daha çabuk ulaştığımı gördüm. Doğu Karadeniz'de bundan sonra ender göreceğim sahil çay bahçelerinden birinde dinlenirken 2 boyacı çocuk yanıma geldi. Ayakkabımı boyamak istediklerini söylediler. Para kazanmak istiyorlardı tabi. Ben de onlara masama oturmalarını ve söyledim. Donduruma yiyordum ve onlara da ısmarladım. Çocuklarda biri ağabeyini de çağırıp çağıramayacağını söyledi. Kabul ettim. Üç çocukla oturduğum sürece sohbet ettim farklı konularda. Zaten yalnız olmamın en güzel tarafıda bu oldu. Sürekli farklı insanlarla ve özellikle çocuklarla diyalog kurmam...

    Ertesi gün Giresun'a teyzemlere gideceğim için, yolu da kısaltmak amacıyla, Fatsa'ya devam ettim. Karadeniz sahil yolu, ulaşım amaçlı değerlendirildiğinde, çok büyük olanaklar sunuyor tüm araçlara. Bisikletler dahil. Yol oldukça geniş, yolun kenarındaki asfalt alan da ayrıca bir şerit kadar geniş olunca oldukça rahat bir yolculuk yapmış oldum ilk gün. Ve kendi günlük en uzun yol rekorumu kırmış oldum. Fatsa'da ucuz olsun diye bulduğum otel çok salaştı ama benim için uygundu. Hatta oda da tv bile vardı. Biraz TV seyredip uyudum.

    1. Gün BC-906 verileri
    Çıkış : 08:30 (Samsun-Yazlık)
    Varış : 16:30 (Fatsa)
    Mesafe: 135,63 Km
    Yolda geçen süre : 5.45 Saat
    Ortama Hız : 23,56 Km/s
    Maks. Hız : 42,99 Km/s

    2. Gün : Fatsa - Giresun
    Sabah yol başlayıp mesafe levhasını görünce Giresun'a, yolu hafife almıştım açıkcası. 73 Km'yi, hele bir önceki günkü hızımı düşününce kolaylıkla alabileceğimi düşünmüştüm. Fakat bu mesafe yeni açılan yol içinmiş. Eski sahil yoluna dönünce asıl mesafenin 100 km'yi bulacağını fark ettim. Hem virajlı hem de yokuşları olan bir parkurdu sahil yolu ama hala Karadeniz'di. Yeşilin içinden ve denize yakın hem de deniz manzaralı... Daha bir kaç viraj geçmiş ve fotoğraf için durmuştum ki yola devam ettiğimde duyduğum gıcırtılardan lastiğimin patladığını anladım. Durduğum noktaya geri döndüm ve ön lastiği yamamaya başladım. İtiraf edeyim ilk kez yapıyordum ama iyi iş çıkardım doğrusu. Bir daha sorun çıkarmadı.

    Bu yoldan araba ile her geçişimde merak ettiğim Yason (Jason) (sadece bu yazardı sarı tabelada ve ne olduğunu anlayamazdım) kilisenin yoluna girdim. Evet artık oarda bir kilise olduğu da tabelaya eklenmiş. Kiliseyi gezip tarihçesini okuduktan sonra (Argonotlar ve Altın post hikayesi ile ilgili) yol devam ettim. Artık açlık bastırmıştı ama yemek için yer bulamadım. Bulduğum yerler de kapalıydı veya öyle görünüyordu. Sonunda yemek için ta Ordu'ya kadar geldim. Çorba, yemek konusundaki ilk seçeneğimdi. Her yerde ilk önce çorba yiyip sonra başka şeyler arıyordum yemek için. Giresun'da teyzemlere sürpriz yapmayı planlıyordum ki annemin benim haberimi uçurduğunu öğrendim. Giresun'a vardığımda akşam olmuştu ve bir önceki güne göre daha az yol yapıp daha fazla yorulduğumu fark etmiştim. Akşam teyzemlerle sohbet sırasında gözlerimin kapanması yatağa gitmem gerektiğini söylüyordu bana...

    2. Gün BC-906 verileri
    Çıkış : 08:51 (Fatsa)
    Varış : 18:30 (Giresun)
    Mesafe: 100,87 Km
    Yolda geçen süre : 6.07 Saat
    Ortama Hız : 16,49 Km/s
    Maks. Hız : 48,75 Km/s


    3. Gün : Giresun - Akçaabat
    Yine erken bir saate kalkıp çantamı toparladım. Genelde akşamları bisiklet çantamda ne varsa bir ihtiyaçtan boşaltıp sonra da tekrar doldurmak zorunda kalıyordum. Ama her seferinde de bu kadar eşyayı nasıl sığdırdığımı merak ediyordum. Çantam bu turda çok ağır gelmişti bana. Daha önceki turlarda 2 bisiklete böldüğüm yedek parça ve tamirde kullanacağım aletleri tek başına taşırken yanına da Karadenizin havasına güvenmeyip yağmurluk ve kalın bir üst hatta pantalon da aldığım için külçe gibi çantayı taşır olmuştum. Giresun'dan itibaren yolun belki de beni en çok zorlayan bölümleriyle karşılaşmaya başlamıştım : Aydınlatılmamış tüneller. Yol bölünmüş olmasına rağmen bazı bölümlerde (Eynesil'den önce) yolun teke düşmesiyle tünellerdeki kalabalık trafikten daha kötüsü içinde hiç ışık olmadan ilerlemem gereken uzun tünellerdi. Evet ön ve arkada farlarım vardı ama ön farım da arkadaki gibi led olunca düşük ışık şiddeti ile görünmemi sağladığı halde görmemi sağlayamıyordu yolu. Bu yüzden tüm ışıksız tünelerde arkamdan araç gelmesi için dua etmeye başlıyordum. Hele tünelin birinde kenarda bulunan mazgallardan birinin yerinde olmadığını da görünce temkinli olmak ışıksız adım atmamak anlamına geliyordu benim için. Bu şekilde tünelleri geçmek de olması gerekenden daha uzun sürüyordu. Tünellerdeki araçların özellikle kamyon ve tırların sesi oldukça ürkütücü oluyordu zaman zaman. Fakat biraz daha ışık diyordum Diyojen gibi... Biraz daha ışık. Eynesil ve Beşikdüzü'den geçerken artık iyiden iyiye karşı rüzgarı almaya başladım yolda. Hedefim olan Trabzon'a varamazsam Akçaabat'ta da kalabilirim dedim kendi kendime. Hem Pirali'de de yemiş olurum Akçaabat köftesini. Pirali'nin köftesinin tadını uzun yıllar öncesinden bilirim. Gerçekten çok farklıdır diğerlerinden. Çok daha lezzetlidir. Hatta rahmetli Barış Manço da programına çıkarmıştı Pirali'yi. DÜkkanda eskiden Barış Manço fotoğrafları da vardı. Geceyi Akçaabat'ta Fatsa'dakinden daha düzgün bir otelde geçirdim. Tabi parası da biraz artmıştı.

    3. Gün BC-906 verileri
    Çıkış : 09:00 (Giresun)
    Varış : 19:00 (Akçaabat)
    Mesafe: 128,65 Km
    Yolda geçen süre : 7.42 Saat
    Ortama Hız : 16,71 Km/s
    Maks. Hız : 42,58 Km/s


    4. Gün: Akçaabat - Ardeşen
    Aslında bugün için bu kadar uzun bir etap düşünmemiştim ama ilk günden daha fazla yol yapıp yapamayacağımı da merak etmiyor değildim. Sabah yine aynı vakitlerde yola çıktım. Sahil yolunun müsaade ettiği uzaklıktan geçtim Tranzon'un yanından. Hastane yokuşunun tepesinde durup şöyle bir baktım etrafa. Yeni yapılan Forum alışveriş merkezinin haç şekline benzettiğim kulesi dikkatimi çekti. İlginç geldi açıkcası. Karşı rüzgara artık alıştım desem de yanımdan geçen kamyonların yarattığı türbülans bile biraz nefes almamı sağlıyordu yolda. Ters yönden gelenlere imreniyordum. Araklı'da mola verip bir çay içmek için (sanırım) belediyenin yanındaki çay bahçesine girdim çevredekilerin ilginç bakışları arasında. Garson çocuk güleç yüzlüydü. Hemen muhabbete daldık. Nerden geldin nereye gidiyorsun derken şu sözü söyledi "Abi şimdi ben sana bir şey derdim ama..." devam etmesini isteyimce de ısrarıma dayanamadı : "Hiç akıllı adam işi değil abi." Eh dedim bizim de bu eksiğimiz var işte demek ki. :)
    Sürmene'de, sahil yolunun kıyısındaki Serender'de erken bir yemek molası verdim. Lahana çorbası, kuymak, salata ve turşu kavurması gözümü ilk dakikada doyurdu. Karnımın doyması içinse yarısından azını yemem yetti. Kendimi Yol Üstü Lezzet Durakları programındaki Mehmet Yaşin gibi hissettim. Hesabıma göre bugün Çayeli'ye ulaşır veya ötesine geçersem son güne daha rahat olabileceğim bir mesafe bırakacaktım. Of'ta tam Çaykara ayrımını geçerken aklıma Çaykara'lı olan eniştem ve teyzemi aramak geldi. Teyzemi aradım. Bulunduğum yeri söyleyince çok şaşırdı ve sevindi. Telefonu anneanneme verdi. Anneannemin telefondaki sözünü aynen aktarıyorum. "Oğlum sen evli barklı çoluk çocuk sahibi adamsın. Ne işin var senin bisikletle oralarda ?" Ah anneannem ah. Bilmez misin sen torununu...
    Rize'yi geçerken devam ettiğim sahil yolunun çıkışı olmadığı için hem karşı rüzgarda durup dinlenebileceğim hem de su alabileceğim bir yere ulaşamadım. Rize'nin çıkışına kadar yol almam gerekti. Artık akşam üstü olamaya başlamıştı ve ben Çayeli'ne yaklaşmıştım. Hüsrev'in fasulyesi aklımdaydı. Mutlaka yemeliydim. Bu arada Çayeli'de de kalacak yer aradım ama bulduğum yer çok pahalı 4 yıldızlı bir oteldi. Hüsrev'in önünde durdum. O hayal ettiğim muhteşem fasulyeye çok yakındım. İçeri girdiğimde 10 yıl öncesine göre farklılık hemen gözüme çarptı. İlk geldiğimizde deniz manzaralı olan balkon artık sahil yolu viyadükleri manzaralıydı. Nefis kurufasulyeyi bitirip saatime baktığımda 18:30 olmuştu.
    Bir karar vermeliydim. Ya burada bir yer bulup kalacaktım (Ama o pahalı otelde değil) ya da Pazar'a olmazsa Ardeşen'e devam edecektim. Nüfus olarak bu civarın en büyük ilçesinin Ardeşen olduğunu öğrenmiştim. Orada daha uygun yerler bulabileceğimi düşündüm. Fakat yol uzundu ve akşam olmuştu. Havanın kararma riskini alarak yol devam ettim. Ama tempomun karşı rüzgara rağmen yükselmesi gerekiyordu. Çünkü Pazar'a 19 Ardeşen'e de 27 km vardı. Bu sebeple günün sonunda bacaklarım daha da yorulmuş olsa da güçlü basmaya çalışıyordum pedallara. Güneş artık denize iyice yaklaşmıştı. Çayeli'nden çıktıktan kısa bir süre sonra makus talihimin değişmediğini gördüm. Tam inşallah artık tünel yoktur derken karşıma çıktı: Çayeli Tüneli (1920 m) (küsuratlar değişebilir) Ah dedim. İşte korktuğum başıma geldi. Hem hızlı olmam lazım hem zifiri karaklık. Hem yorulmuşum hem de arkamdan araçlar gelsin diye bekliyorum. Ne yolun iyice kıyısından gidebiliyorum ne de içinden. İki taraf da benim için tehlike demek. İşte tam o ince çizgi (beyaz olan :) ) üzerindeyim... Neyse tünelin zar zor sonuna geldim. Işıkla yeniden buluştum ve oh dedim. Lütfen yeni bir tane olmasın. Solda güneş denize değme çalışıyordu sanki. Bense aynı tempoyu iyice ağrıyan sağ dizime rağmen devam ettirmeye çalışıyordum. Yolda kendi kendime sekizde Pazar'da olmayım diyordum, sekizde Pazar'da olmalıyım. Tempoma göre daha erken bile olacaktım sanki. Tam iyi gidiyorum derken işte o levahyı gördüm: "Pazar 1 Tüneli (1312 m)". Hayııır dedim filmlerdeki gibi. Olamaz. En kötüsü de ilk aklıma gelen ne uzunluğu ne de karanlık oluşuydu. Eğer dedim. Pazar 1 varsa en az bir Pazar 2 tüneli daha olmalı. Tüm karanlık tünellerde yaşadığım sıkıntı yavaşlamanın verdiği endişe ile birleşti. Kolay değil düz olan tünellerin sonundaki ışığı görseniz bile önünüzü görememek en büyük problem. Ve evet tünelin sonunda karşımda Pazar 2 'yi gördüm. 610 m. Neyse dedim, bu daha kısa.

    Tünelleri geçmem artık Pazar'a geldim anlamına geliyordu bana göre. Pazar'da artık güneş denize değmiş içinde erimeye başlamıştı. Ama iyimserdim. Havanın kararmasına daha süre vardı ve ben bu aydınlıktan yaralanıp yola devam edecektim. Ardeşen'e de az yol kalmıştı. Allah'tan bu arada tünel de yoktu.

    Ardeşen'in girişinde, Fırtına deresinin yanında bir otel buldum. Dizim kendini iptal etmeden hemen önce indim bisikletten. Kaç paraysa vereceğim dedim kendi kendime. Ama artık yeter bu kadar. Km'yi kontrol edince pek de düşünmediğim bir işi yapıp gün içinde aldığım en fazla mesafyi gördüm şimdiye kadar : 143 km.

    Akşam muhteşem Almayan'ya maçımızı seyrettim ve Almanya'yı elimizden kaçırmamıza çok üzüldüm. Babam, her aradığımda annem aracılığıyla beni yoldan çevirmeye ve geri döndürmeye çalışıyordu ama Ardeşen'e vardığımda çok sevinmiş olduğunu öğrendim. Tabi sağ salim vardığım için. Ve yolumun da az kalması sebebiyle. Ama aklıma koymuştum. Hopa'ya vardığımda onu arayacak ve soracaktım "Buradan geri döneyim mi?" diye.


    4. Gün BC-906 verileri
    Çıkış : 08:47 (Akçaabat)
    Varış : 20:10 (Ardeşen)
    Mesafe: 143,74 Km
    Yolda geçen süre : 8.14 Saat
    Ortama Hız : 17,43 Km/s
    Maks. Hız : 43,40 Km/s


    5. Gün : Ardeşen - Sarp - Hopa (Dönüş)
    Son gün sabah diz ağrısı ilk dakikandan itibaren gösterdi kendini. Otelde kahvaltı yapıp Fırtına deresinin fotoğrafını çektim ve yola koyuldum. Ama günün zorlu olacağını hemen anladım. Önceki gün kendimi fazlaca zorladığımdan artık sağ dizimin sızısı acıya dönüşmüştü. Zaman zaman sadece sol ayağımla pedala kuvvet uyguluyordum. Sıkça da dinleniyordum. Ayrıca seleye orturmak da beni tur boyunce çok yıpratmış ve kalçalarımın çok ağrımasına sebep olmuştu. Sabah saatlerinden itibaren azalan trafik, aheste aheste ve kuş seslerini dinleyerek ilerlememi sağladı. Hopa'ya geldiğinde aradım bizimkileri. Babama "Buradan döneyim mi ?" diye sordum düşündüğüm gibi. Dönmeyecektim tabi. Kalan 18 Km yol aslında hem büyük bir hedef ulaşmak ve gururlanmaktı benim için hem de sonuydu aslında. Ama itiraf etmeliyim diz ağrısı artık bitmesini istememin ağır basmasına sebep oluyordu.

    Hopa-Sarp arası tüneller yine ışıksızdı ve gördüm ki geliş istikametinde tünel yok. Ben de o tarafa geçtim ve tünel sıkıntısı yaşamadan Sarp'a kadar devam ettim. Krem sürmeyi unuttuğum için önce kızaran, sonra da kararan ve tam bir amele yanığı olan kollarımın su topladığını gördüm. Daha sonra da tamamen soyuldu zaten.

    Bir virajı döndükten hemen sonra birden karşımda Sarp sınır kapısını görünce şaşırdım açıkcası. Çok ani çıkmıştı önüme. Sonra "Bu kadar mı ?" dedim. "Bitti mi yani ?" Sınır kapısı tam bir hengameydi. Giden tırlar, otobüsler, gelenler, yayalar, inşaat... Kalabalık bir çarşı gibiydi sanki. Tam sınır kapısı levhasını önünde orada bulduğum bir işciye çektirdim fotoğrafımı. Bir de mısır satan bir gençten mısır alıp yedim. Çok yardımcı oldu bana. Mısır da çok lezzetliydi. Ama Sarp'ta yediğim mısırın Mersin mısırı olması ilginç geldi. "Abi" dedi genç "en iyisi Samsun mısırıdır ama o daha çıkmadı. Bu civarda bulduğun bütün mısırlar Mersinden geliyor."

    Evet biraz ani de olsa yolumu bitirmiş ve hedefime varmıştım. Tam düşündüğüm saatlerde düşündüğüm yerde olmuştum. Yol, tüneller haricinde çok çok rahattı. Karşı rüzgar rahatsız etti ama keyfimi kaçırmadı. Dizimse Hopa'ya acaba nasıl döndürecekti beni ? Mısırcı genç benim için Sarp'tan kalkan otobüsleri araştırdı ama düşündüğüm gibi pek bir seçenek yoktu. Hopa'ya dönmeyi zaten göze almıştım ama artık aksayarak yürümeme sebep olan dizle ancak tek bacak sürebilecektim geriye. Zor ama imkansız değildi. Yavaş yavaş geriye döndüm müthiş maviliği seyrederek. Akşam 14:00'da Hopa'nın garajından 17:00'deki Samsun arabasına bilet aldım. Garajdaki tuvalette üstümü değiştirdim. Tuvalete bakan kişiyle de epeyce muahbbet ettim. Lokantada yemek yedim ve 17:00'deki otobüse binerek Samsun'a döndüm.
    Saat 01:00 civarı babam ve annem karşıladı beni yolda. Eşim telefonda ona bahsettiğim diz problemini bizimkilere aktarınca babam yine endişelenmiş. Beni görünce ferahladı ancak. Lastikleri söküp bisikleti arabaya yerleştirdim. Ve gecenin bir yarısında, 5 gün önce doğum günümün sabahında ayrıldığım eve geri dönmüş oldum.

    Yolda çektiğim kısa video görüntülerinden birinde söylediğim gibi yorgun ama mutluydum. Biraz da gururlu tabi.

    5. Gün BC-906 verileri
    Çıkış : 08:50 (Ardeşen)
    Varış : 14:30 (Sarp), 16:00 (Hopa)
    Mesafe: 89,67 Km
    Yolda geçen süre : 5.09 Saat
    Ortama Hız : 17,39 Km/s
    Maks. Hız : 40,64 Km/s

    Toplam mesafe: 600 Km.
    Toplam yolda geçen süre : 33 saat

    Yol Notları:
    1. Tüneller hariç tek başına rahatlıkla geçilebilecek bir rota. Ama tüneller için mutlaka halojen far veya güçlü bir fener gerekli.
    2. Yanıma yine epeyce yedek malzeme almama rağmen sadece bir kez lastiğim patladı.
    3. Ordu'yu geçerken görüğüm bir pankart : "Ceza yeme, fındık ye. Ordu Emniyet Müdürlüğü"
    4. Yolda uzaktan beni gören bir çocuk bağırdı : "Aha turist !"
    5. Girdiğim bir bakkal neren nereye gittiğimi sordu. Samsun'dan Sarp'a dedim. "İyi, kısaymış." dedi. :)
    6. Bir adam Türk olduğumu bilmeden beni durdurup armut ikram ettim. Merhaba deyince "Al al biraz daha al." dedi.
    7. Yol kenarında Milli takım için yapılan kutlamalardan kalma bir sürü mermi kovanı vardı.
    8. Uzakta yan yolda bir grup çocuk vardı. Bana bir taş atımı mesafedeydiler. Neyse ki isabet etmedi.


    Bu maceranın sonu :)


    Resimler : (Tek olduğum için ben fazlaca yokum)
    Yazlıktan yola çıkarken annemle...
    [​IMG]
    [​IMG]

    Samsun Atatürk Anıtı
    [​IMG]
    [​IMG]
     
  2. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Fotoğrafları yüklüyorum...
     
    Haşim Okyay bunu beğendi.
  3. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Samsun çıkışı
    [​IMG]
    [​IMG]

    [​IMG]
    Yeşilırmak üstündeki köprü - Çarşamba
    [​IMG]
    [​IMG]
     
  4. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Ünye
    [​IMG]
    Boyacı çocuklar
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Bolaman virajları - Eski sahil yolu
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Fatsa
    [​IMG]
     
    fatihgüven ve Mesut Girgiç bunu beğendi.
  5. sevims

    sevims Aktif Üye

    Kayıt:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    146
    Beğeniler:
    167
    Şehir:
    bochum
    Seviye:
    Çok güzel anlatmışsınız... Birkaç aksaklığa ve dizinizdeki rahatsızlığa rağmen çok güzel bir gezi olmuş. Ayağınıza sağlık. Devamını da bekliyoruz :)
     
  6. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Uzun saçlı sabah sabah iş konuşuyordu.
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Yason Kilisesi
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Yason burnu
    [​IMG]

    [​IMG]
     
  7. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Eski Sahil yolundaki bir tünel
    [​IMG]

    Bu da yeni tünellerden biri
    [​IMG]

    Tünelin içi (Allah'tan bu ışıklıydı :) )
    [​IMG]

    [​IMG]

    Uzaktan Giresun adası
    [​IMG]
     
  8. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Tüneller tüneller
    [​IMG]

    Eynesil'e gelirken heyelanı gördüm.
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    Köfte lezzetliydi.
    [​IMG]

    [​IMG]

    Trabzonda "Nüfüs" yok :)
    [​IMG]

    Hastane yokuşundan Trabzon
    [​IMG]

    [​IMG]
     
    kibar_cellat, fatihgüven ve Selay Yaman bunu beğendi.
  9. AydınGünaydın

    AydınGünaydın Bisikletkolik

    Kayıt:
    9 Haziran 2008
    Mesajlar:
    1.131
    Beğeniler:
    1.516
    Şehir:
    Erzurum(Aşkale)
    Seviye:
    paylaşım için sagol özellikle kilise penceresinden bisikletinizin resmi cok güzel görünüyordu.devamlı olması dilegiyle..
     
  10. grigri

    grigri Üye

    Kayıt:
    16 Haziran 2008
    Mesajlar:
    79
    Beğeniler:
    71
    Şehir:
    istanbul
    Seviye:
    Hayalinizi gerçekleştirmenize hiçbirşeyin engel olmasına izin vermemişsiniz.
    Çok zevk alarak okudum, özellikle 4.gün macera romanı gibi olmuş :)
    Çok teşekkürler paylaşımınız için...
     
  11. Nedret Günaydın

    Nedret Günaydın Onursal Üye

    Kayıt:
    29 Ocak 2007
    Mesajlar:
    4.654
    Beğeniler:
    3.754
    Şehir:
    Avrupa Yakası
    Seviye:
    heyecanla bir solukta okuyup resimlere baktım ve tekrar aynı zevkle bir daha yazınızı okuyup resimlere defalarca baktım. :)
    içim kıpır kıpır olmaya başladı,20 gün sonra aynı yollarda kendim pedal çevireceğimden verdiğiniz bilgilerden bana gerekli olanları alarak tura daha bilinçli çıkacağım.
    daha nica güzel turlara imza atmanız dileğiyle,bol pedallı günler dilerim ;)
     
    five bunu beğendi.
  12. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Tünel var demiş miydim ? :)
    [​IMG]

    Yol boyu asfaltın grisi eşlik ediyor size.
    [​IMG]

    Çocuklarla
    [​IMG]

    İki tünelin arasında...
    [​IMG]

    [​IMG]

    Pazar'da güneş batarken
    [​IMG]

    [​IMG]
     
  13. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Otelden Fırtına Deresi. Bu güzelliğe nasıl kıyılır ?
    :boese157:
    [​IMG]

    Çay bahçesi :)
    [​IMG]

    Hopa'ya yaklaşırken
    [​IMG]

    Hala karlı Kaçkar'lar
    [​IMG]

    Hopa'dayız (Yani ne ve bisikletim :) )
    [​IMG]

    Sarp'a doğru deniz kıyısı
    [​IMG]
     
    grigri bunu beğendi.
  14. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    [​IMG]

    Eski halleri daha güzeldi...
    [​IMG]


    Sarp'a gidişte araç kuyruğu
    [​IMG]

    [​IMG]

    Veee İşte Sarp'tayım
    [​IMG]

    Hopa'ya dönerken Sarp'a bakış. Sol taraf Gürcistan.
    [​IMG]
     
  15. Tolga Gürgün

    Tolga Gürgün Onursal Üye

    Kayıt:
    3 Aralık 2005
    Mesajlar:
    1.724
    Beğeniler:
    2.371
    Şehir:
    İstanbul
    Seviye:
    Paylaşım için çok teşekkürler . . Ellerinize , bacaklarınıza sağlık .

    Tolga Gürgün
     
    five bunu beğendi.
  16. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    Sayın @sevims, @nihilist_deniz, @grigri, @hızlı, @Gürgün
    İyi dileklerinize çok teşekkür ederim. Sadece fotoğrafları değil düşüncelerimi de paylaşmak istedim. Evet 4. gün biraz heyecanlıydı.

    Sayın @hızlı lütfen aydınlatılmamış tüneller için yanınıza halojen özellikli bir aydınlatma alın. Çok faydasını göreceksiniz.

    Hepinize güzel turlar dilerim.

    five
     
    Nedret Günaydın bunu beğendi.
  17. zeB@ni

    zeB@ni Yeni Üye

    Kayıt:
    5 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    49
    Beğeniler:
    28
    Şehir:
    ankara
    Seviye:
    Bayağı yol almışsınız.Ayağınıza sağlık.
     
  18. Taner Yavuz

    Taner Yavuz Bisikletkolik

    Kayıt:
    21 Ocak 2008
    Mesajlar:
    1.097
    Beğeniler:
    827
    Şehir:
    istanbul-Bahçeşehir
    Seviye:
    Çok güzel bir gezi.Geçen hafta bende Yason burnu-Ordu arasında gidiş geliş günü birlik bir tur yaptım.Ailem Yasun(Çaytepe)da oturuyor zaten.Fotoğraflarını buradan yayınlamaya çalışacağım.Gerçekten doğa harikası yerler.Benimde bu Eylül'de Sinop-Ordu hayalim var ama sizinle benzer sıkıntıları (eşimin rızası:) )yaşadığımdan henüz plan aşamasında.Bu turu tersinden yapmakta mantıklı olabilir.Gerçekten sizi kıskandım :D .

    Tebrik ederim,Bizlerle paylaştığınız içinde ayrıca teşekkür ederim.
     
  19. Şerif Şentürk

    Şerif Şentürk Bisikletkolik

    Kayıt:
    26 Mart 2008
    Mesajlar:
    1.144
    Beğeniler:
    784
    Şehir:
    izmir
    Bisiklet:
    Scott
    Seviye:
    tebrikler gerçekten güzel gezi olmuş sapasağlam biterebilmişiniz teşekkürler resimler için
     
  20. Mesut Girgiç

    Mesut Girgiç Onursal Üye

    Kayıt:
    28 Mart 2006
    Mesajlar:
    4.526
    Beğeniler:
    12.611
    Şehir:
    Konya
    Seviye:
    Güzel anlatım ve fotoğraflı paylaşım için tebrik ve teşekkürler.
    Selam ve sevgilerimle.. :)