Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

2. Gün: Lüleburgaz-Üsküp-İğneada-Demirköy-Lüleburgaz turu...

Konu, 'Şehirlerarası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında Süleyman Şatır tarafından paylaşıldı.

  1. Süleyman Şatır

    Süleyman Şatır Bisikletkolik

    Kayıt:
    22 Mart 2005
    Mesajlar:
    1.158
    Beğeniler:
    2.857
    Şehir:
    Fatih / İstanbul
    Seviye:
    [​IMG]
    İkinci günün yol güzergahı...

    Gezimiz sürüyor...
    5 Eylül 2009’da Lüleburgaz’dan başladığımız ve birinci günün sonunda Sarpdere’de konakladığımız gezimizi anlatmaya devam ediyorum. Yol arkadaşım Trakya ve Karadeniz’de pek çok kez turladığım Kırklareli Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Cahit Turhan ve Rahman Karataş… Rahman, bize bu gece İğneada’da katılacak. Bugünkü rotamız ise Sarpdere’den Gökyaka, Boztaş, Yeşilce, Avcılar ve İğneada…

    [​IMG]

    [​IMG]
    Sarpdere köyünden görüntüler...

    Istrancalar'da bile su yok...
    İlk günü anlatırken yolda gördüğümüz çeşmelerin kurumuş olduğundan ya da ip gibi aktığınından bahsetmiştim. Trakya’da yağmur mevsiminde yeterli yağmur yağmadığı için ilk günün sonunda konakladığımız Sarpdere’de de durum farklı değil, hatta daha da kötüydü. Sarpdere Camisi'nde bile önceden doldurulan bidonlarla, ibriklerle abdest alınıyordu. Akşam köy muhtarı depo şu anda doluyor, suyu sabah açacağım demişti. Ne var ki, sabah yine su yoktu.

    [​IMG]
    İp gibi akan suyla mataralarımızı dolduruyoruz...

    Çeşmelere artık şehit askerlerimizin ismi veriliyor...
    Cahit’le çadırlarımızı topluyoruz ve köyün dışında 3-4 km ileride bulunan çeşmeye gitmek için 09:40’da Sarpdere’den ayrılıyoruz. Çok geçmeden sözü geçen çeşmeye ulaşıyoruz. Çeşmenin adı Şehit Sıhhiye Çavuş Mustafa Piroğlu Çeşmesi… Son dönemlerde gördüğümüz pek çok çeşmeye hep şehit isimleri verildiğini görüyoruz. Köy mezarlıklarının yanından geçerken de şehit mezarlığı tabelalarını gördükçe içimiz sızlıyor.

    [​IMG]
    Gördüğümüz ilk toprak yola sapıyoruz.

    Orman içine dalıyoruz...
    Sarpdereliler'den aldığımız bilgiye göre, Gökyaka köyüne gitmemiz için ana yoldaki çeşmenin yanındaki sapaktan sola dönmemiz gerekiyordu. Ne var ki, bu çeşmenin yanında bize tarif edildiği gibi bir yol yok. Biraz ilerledikten sonra, sola orman içine doğru giden toprak bir yol görüyoruz. Ama burada da tarifte bahsedilen bir çeşme yok. Cahit, çeşmeyi biraz önce geçtik ya diyor ve ya bismillah deyip, orman içine dalıyoruz (Saat 10:00).

    [​IMG]
    Gerçekten bisiklet için harika bir parkur, keyifli bir yol.

    İlerledikçe endişeleniyoruz...
    Cahit, Rahman’ı bu yolu kullanıp kullanmadığını sormak için arıyor ama, ulaşamıyoruz. Eylül ayının en sıcak günlerinde orman içinde ağaçlar arasında serin serin ilerliyoruz. Gerçekten bisiklet için harika bir parkur, keyifli bir yol. Umarım, bu yol bizi rotamızdaki Boztaş köyüne ulaştırır. Ancak ilerledikçe endişelenmeye başlıyoruz. Çünkü bu köyü çoktan görmemiz gerekirdi.

    [​IMG]
    Köyü çoktan görmemiz lazımdı. Kayboluyoruz galiba...

    Gökyaka'ya 2005'te de gelmiştik...
    Derken daha önce 2005 yılında, bu kez Necati Bilgen’in de bize eşlik ettiği turda uğradığımız Gökyaka köyünü ağaçların arasından bir-iki kilometre uzaklıktaki bir yamaçta olduğunu görüyoruz. Ama bizim yolumuz Gökyaka köyüne doğru gitmiyor, yanından teğet geçiyor. Köye giden ana yoldan daha önce döndüğümüz halde, köyü nasıl es geçerek, daha ileriye geçtiğimizi şimdi bile anlamış değilim. Çünkü köye giden yolun, bizim yolumuzla kesişmesi gerekiyordu.

    [​IMG]
    Köye giden yolun, bizim yolumuzla kesişmesi gerekiyordu.

    Ortalarda kimse yok...
    Neyse, bu yolun bizi bir sonraki köy olan Boztaş köyüne doğru götürmesini ve bir an önce ana yola çıkmasını umuyoruz. Çünkü bu yolun, ormancıların kesilen ağaçların nakledilmesinde kullandıkları yol olduğunu tahmin ediyoruz. Ramazan ayındayız, ayrıca bugün Cumartesi olduğu için olsa gerek sabah Sarpdere köyünden ayrıldığımızdan beri hiç kimseyle karşılaşmadık.

    Yasak, her zaman merak uyandırır...
    Derken bir yol ayrımına geliyoruz. Burada yıkılmış bir bina ve çok eskiden kaldığını düşündüğümüz, Askeri Güvenlik Bölgesi Girilmez yazılı bir tabela görüyoruz. Diğer tarafa da bir yol var ama, girilmez yazılan yola girmek bize daha mantıklı gibi geliyor her nedense (!). Toprak yolda inişe geçiyoruz. Umarım bir süre sonra yaptığımız bu inişi yeniden tırmanmamız gerekmez diyerek, inişimizi sürdürüyoruz.

    [​IMG]
    Kesilen dev ağaç tomruklarını kamyonlara yüklemekte kullanılan bir traktör. Sanırım arızalandığı için öylece bırakılmış.

    Keşke GPS'imiz olsa...
    Kendi kendime orman içinden geçen yollarda asla ana yoldan ayrılmayın diye birkaç kez uyarıldığımız aklıma geliyor. Cahit, şimdi elimizde GPS olsa, hiçbir problem yaşamazdık diyor. Gerçekten artık bir GPS almanın zamanı geldi galiba. Evet, korktuğumuz başımıza geliyor ve yol aniden bitiveriyor. Biraz geri dönüp bizim yolumuza dahil olan bir başka yolu deniyoruz.

    [​IMG]
    Hep orman içi yollarda ana yoldan ayrılmayın uyarıları aklıma geliyor...

    Çıkış yolu arıyoruz...
    İnce pudra gibi zemini olan toprak yol bir süre sonra bizi tırmandırmaya başlayınca; Cahit, abi sen bekle diyor. Biraz tırmanıyor, ardından geri dönüyor; yol orada da bitmiş. Pek kullanıldığını tahmin etmediğimiz bir başka yolu denemeye karar veriyoruz. Bu yol bize biraz daha mantıklı gibi geliyor. Çünkü deminki yollara inat bu yol iniş, ama zemine taş döküldüğü için oldukça bozuk.

    [​IMG]
    Orman içinde, nereye gittiğimizi bilmeden ilerlemeye devam ediyoruz.

    Orda kimse var mı?
    Orman içindeki müthiş sessizlikte ilerlerken, konuşma sesleri duyunca, duruyoruz. Çevreyi sessizce dinliyoruz. Evet ağaçlar arasında, sanki hemen yanımızdalar gibi konuşma sesleri geliyor, ama ortalarda kimse görünmüyor. Ben bağırıyorum; orda kimse var mı?.. Ağaçlar arasında ‘evet var’ sesi gelince seviniyoruz.

    İn misiniz, cin misiniz?
    Sonunda birilerine yolu sorabilecektik. ‘Bu yol nereye gidiyor’ diye bağırıyorum. Karşı taraftan, ‘Siz kimsiniz, in misiniz, cin misiniz, bu tarafa gelin’ deniliyor. Cahit’le şaşkın şaşkın birbirimize baktıktan sonra ‘bisikletliyiz’ diye cevap veriyorum. Karşıdaki ses ‘buraya gelin sizi görelim’ deyince, bisikletleri bırakıp o yöne doğru gidiyoruz.

    Bulgaristan sınırına gidiyormuşuz...
    Ağaçların arasından, ayaklarımızı dağlayan otların, dikenlerin içinden kuru bir dere yatağına iniyor, sonra karşı tarafa tırmanıyoruz ve bir ağacın gölgesine ilişmiş 5-6 kişiyi görüyoruz. Ortada da odun yüklü koskoca bir kamyon var. Orman memurlarını bekliyorlarmış. Merhabalaşıyoruz, derdimizi anlatıyoruz. Meğerse bizi Gökyaka köyüne ulaştıracağını umduğumuz yol aslında doğruca Bulgaristan sınırına gidiyormuş.

    Kaçak sanılarak birkaç gün tutulabilirdik...
    Biraz daha ilerleseymişiz, sınırı bekleyen askerlerin bize hoş geldiniz dedikten sonra, buralarda ne aradığımız konusundaki sorularına inandırıcı yanıtlar vermemiz gerektiğini, askerlerin bunu öğrenmek için, pek acele etmediklerini, hatta belki de bizi birkaç gün misafir edebileceklerini öğrenmiş oluyoruz. Çünkü buralarda görülen yabancılar, genellikle sınırı geçmek isteyen kaçaklar oluyormuş.

    [​IMG]
    Şimdi geri dönüyoruz...

    [​IMG]
    Yollarda resim çekmeyi ihmal etmiyoruz.

    [​IMG]
    Bu da bize biraz dinlenme imkanı veriyor.

    3-4 km'yi geri dönüyoruz...
    Tozlu, topraklı, taşlı yollarda yaptığımız inişleri, şimdi oldukça sıcak bir havada geri tırmanıyoruz. Saat 12:00 oldu ama, yaptığımız yol ise sadece 15 km. Sonunda Girilmez levhasının olduğu yol ayrımına geliyoruz ve diğer yola giriyoruz. Aslında yine de bu yolun doğru olduğundan pek emin değiliz. Çünkü yolu tarif edenlerden biri tam bu levhadan döneceğimizi, bir diğeri 1-2 km geçtikten sonra dönüleceğini söylemişti.

    [​IMG]
    Yolun zemini... Yolların çamur deryasına dönmemesi için zemine irili ufaklı taşlar serilmiş...

    [​IMG]
    Köpeklerin saldırısı...

    [​IMG]
    Dört taraftan sarılıyoruz...

    [​IMG]
    Hiç paniklemeden fotoğraflarını çekiyoruz.

    Köpeklerle dans...
    Biz gelirken başka bir yol ayrımının olmadığını gördüğümüzden, zemini oldukça bozuk bu yola dalıyoruz. Yağmurdan yolun çamur deryasına dönmemesi için yola irili ufaklı taşlar serilmiş. Derken Gökyaka köyü yakınlarında olduğumuzu, bir koyun sürüsünün köpeklerinin son sürat bize doğru havlayarak koşmasından anlıyoruz. Bize doğru koşarken çok korkunç görünen bu köpekler, fotoğraflarda hep çok sevimli ve zararsız gibi görünüyorlar (Saat 13:28).

    [​IMG]
    Sabırla yola devam ediyoruz...

    [​IMG]
    Sonunda orman içinden ana yola çıkmayı başarıyoruz...

    [​IMG]
    Ama ne Boztaş köyünü, ne de Gökyaka köylerini bulamıyoruz...

    Derken orman yolundan çıkmayı başarıyoruz (Saat 14:05). Cahit, yoldan geçen bir arabayı durdurarak yolu soruyor. Ama yine de Boztaş gibi, Gökyaka köyünü bulamadan yukarıda gördüğünüz kavşağa geliyoruz (Saat 14:05). Ne var ki, tabelanın gösterdiği yönden gelmemize rağmen, biz Gökyaka köyünü de Boztaş köyü gibi uzaktan görmüş, ama bir türlü ulaşamamıştık..

    [​IMG]
    Bir gölgeye sığınıyorum...

    Yorgunluk belirtileri...
    Orman yollarındaki mücade beni biraz yoruyor. Havanın da oldukça sıcak olması yüzünden, bir gölgeye sığınıyorum. O an artık beni bir türlü ulaşamadığımız Boztaş ve Gökyaka köyleri hiç ilgilendirmiyor. Bir an önce bir yerde mola vererek, yemek yemek ve dinlenmek istiyorum. Bu arada suyumuz da tükendi. Cahit, haritadan bu iki köyü nasıl es geçtiğimizi çözmeye çalışıyor. Ama haritalar gerçekten köy yollarını hatalı gösteriyorlar.

    [​IMG]
    Cahit haritayı inceliyor...

    Uyku vakti...
    Şimdi hedefimiz İğneada… Yiğitbaşı yönünden gelen yol, çok temiz asfalt bir yol… Zaten trafik de arttı. Biraz dinlendikten sonra tekrar yola çıkıyoruz. Sıkı bir iniş yaparken, bir çeşme görüyoruz ve duruyoruz. Yanımızda getirdiğimiz konserveleri açarak yemeğimizi yiyoruz. Antrenman eksikliğinden olsa gerek beni biraz yorgun gören Cahit, ‘abi burada biraz dinlenebiliriz’ diyor. ‘Acelemiz de yok’ demesiyle, matı söküp, hemen oraya uzanıyorum. Valla rüya bile görmüşüm.

    Artık ihtiyarlıyorum galiba...
    Uyandığımda Cahit, benimki dahil, zincir temizliği yapıyordu. Yola çıkabiliriz dediğimde çeşme başında bir saatten biraz daha fazla kalmış olduğumuzu fark ediyorum. ‘Olsun zaten Cahit acelemiz yok demişti ya…’ diyerek kendimi avutuyorum. ‘Ama, ihtiyarlıyorum galiba’ diye düşünüyorum. Tekrar yola çıkıyoruz. Bir süre yol aldıktan sonra geldiğimiz kavşak Yeşilce kavşağı. Cahit’in haritasına göre, Yeşilce’den sonra Karacadağ köyüne gidiliyor, ardından Bulgar sınırını paralel takip eden bir yolla İğneada’ya ulaşılıyor, görünüyor.

    [​IMG]
    Şimdi Yeşilce'ye doğru tırmanmaya hazırlanıyoruz.

    Çıkmaz yol...
    Yeşilce’ye doğru ana yoldan ayrılarak tırmanmaya başlıyoruz. Bu sırada yanımızda Yeşilce yönünden gelen bir araba duruyor ve yolculuğumuzun ne tarafa olduğu soruluyor. Cahit rotamızı veriyor; Yeşilce üzerinden Karacadağ, Karacadağ’dan İğneada. Ancak, bu yol Yeşilce’de bitiyormuş. Karacadağ köyünde de hiç kimse yaşamadığı gibi İğneada’ya giden bir yol yokmuş. Yani burası 1,5-2 km sonra çıkmaz bir yol.

    [​IMG]
    Yeşilce köyü...

    Köy kahvesinde oturan kadınlar...
    Yanımızda durmalarının sebebi de bu. Buraya hiç girmeden ana yolu takip edin diyorlar. Cahit’e biraz dinlendiğim için 1 km daha tırmanır, köydekilere sorarız diyorum. Tırmanışı sürdürüyoruz. Köye geldiğimizde köy kahvesinde oturan (!) ve örgü ören iki kadından başka kimseyi göremiyoruz. Ramazan dolayısıyla kahve kapalıymış. Onların da söyledikleri biraz önce duyduklarımızdan farklı değil.

    [​IMG]
    Yeşilce'den dönerek, tekrar ana yola geliyoruz...

    [​IMG]
    Bu sefer küçük sineklerle başımız derde giriyor...

    Sinek ordusu...
    Tabelaya göre 1 km olan, ama 2 km’ye yakın tırmandığımız yokuşu son sürat geri iniyoruz. Orman içinde asfalt yolda yolumuza devam ediyoruz. Bu gün de neredeyse hiç düz gitmedik; kısa da olsa, ya tırmanıyoruz, ya da iniyoruz. Ancak, sabahtan beri tek tük olduğu için bizi pek fazla rahatsız etmeyen bir sinek ordusu, peşimize takılıyor. Sinekler o kadar fazlalaşıyor ki, nefes alırken, burnumuza, gözümüze, hatta ağzımıza kaçıyor.

    [​IMG]
    Sinekler çektiğimiz resimlere de yansıyor...

    [​IMG]
    Sinekler o kadar fazlalaşıyor ki, nefes alırken, burnumuza, gözümüze, hatta ağzımıza kaçıyor.

    Resimdeki hayaletler...
    Sinekler, Resimdeki Hayaletler filminde olduğu gibi çektiğimiz fotoğraflara bile yansımaya başladı. Pedal basmaya çalışırken, bize oldukça rahatsızlık veriyor. Bu sineklerden kurtulmak için hızımızın artması gerek. Ama yol bize bu imkanı vermiyor. Sineklerle mücadele ederek yolumuza devam etmeye çalışıyoruz. Derken, Avcılar, Demirköy kavşağına geliyoruz. Buradan Avcılar yönüne dönüyoruz. Bir süre daha yol aldıktan sonra, uzaktan Karadeniz’i görüyoruz.

    [​IMG]
    Sonunda doğru yolu buluyoruz... Burası Avcılar köyü kavşağı...

    Avcılar köyü...
    Hızlı iniş yaptığımız için, sinekler artık bize yetişemiyor. 18:47’de Avcılar köyüne ulaşıyoruz. Cahit buraya daha önce de gelmiş. Aynı zamanda köyün muhtarı olan bakkalla biraz sohbet ediyoruz. Çevrede birkaç fotoğraf çekiyorum. Bu arada Avcılar Köyü, Avcılar ve Atıcılar Kulübü tabelası ilgimi çekiyor.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
    Avcılar köyünden görüntüler...

    İğneada'ya doğru...
    Saat 19:00 gibi bugünkü etabın son bölümünü tamamlamak için İğneada'ya doğru yola çıkıyoruz. Eylül ayında olduğumuz için hava erken kararıyor. Karanlıkta küçük kasislerde hoplaya zıplaya yolumuza devam ediyoruz. 9 km sonra İğneada, Demirköy, Lüleburgaz yoluna ulaşıyoruz. İğneada’ya doğru dönerek 5-6 km sonra saat 20:08’de İğneada’ya ulaşıyoruz.

    [​IMG]
    Avcılar köyünden sonra alacakaranlıkta yol alıyoruz...

    [​IMG]
    20:10'da İğneada'ya ulaşıyoruz...

    Rahman'ın rekoru...
    Önce bir yerlerde yemek yiyoruz. Cahit’in, her yıl İğneada’da ailece kaldıkları bir pansiyona gidiyoruz ve yerleşiyoruz. Bu arada Rahman, 00:30 gibi İğneada’ya geliyor. Evet ekip tamamlanıyor… Rahman, Istrancalar'ı Jandarma ve Kadın Kule tepeleri ile aşarak 100 km'lik yolu 4 saatte gelerek yeni bir rekora daha imza atmıştı. Ertesi gün turumuzu birlikte sürdüreceğiz. İğneada’dan Demirköy, yine orman köylerinden Lüleburgaz’a gideceğiz.

    [​IMG]

    Lüleburgaz-Üsküp-İğneada-Demirköy-Lüleburgaz turu (2. Gün: 6 Eylül 2008)

    Yapılan km: 69,01 km.
    Ortalama hız: 11,80 km
    En yüksek hız: 54,00 km
    Bisiklet üzerinde geçen süre: 05:51: saat
    Sarpdere'den çıkış: 09:48
    İğneada'ya geliş: 20:10

    (Devam edecek...)
     
  2. ZekiAlper

    ZekiAlper Antalya Downhill Prof MTB rider

    Kayıt:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.905
    Beğeniler:
    1.647
    Şehir:
    Antalya
    Adı:
    Antalya Downhill Özel Antrenör
    Bisiklet:
    Specialized
    Seviye:
    İşte örnek bir gezi. Düzen ve kurallar bakımında Sabit konu olmayı hakediyor:) Muazzam güzel ve eğlenceli turunuzu bizlerle paylaştığınız için teşekkürler..
     
    Süleyman Şatır bunu beğendi.
  3. serhad

    serhad Forum Demirbaşı

    Kayıt:
    3 Nisan 2008
    Mesajlar:
    484
    Beğeniler:
    1.299
    Şehir:
    Eskihisar
    Seviye:
    Bir tur ancak bu kadar güzel paylaşılabilir. Teşekkürler. :)
     
    Süleyman Şatır bunu beğendi.
  4. Berker Kartel

    Berker Kartel Kıdemli Üye

    Kayıt:
    10 Kasım 2008
    Mesajlar:
    340
    Beğeniler:
    658
    Şehir:
    Edirne Doğa Sporları Kulübü (EDOSK)
    Bisiklet:
    Trek
    Seviye:
    çok güzel bir gezi olmuş :)

    paylaşım için teşekkürler...
     
    Süleyman Şatır bunu beğendi.
  5. Kudret Kurtcebe

    Kudret Kurtcebe Onursal Üye

    Yaş:
    59
    Kayıt:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    31.447
    Beğeniler:
    40.841
    Şehir:
    istanbul
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    süleyman şatır baba gezginci pedalşör pedalına sağlık
    apaçi robocop
     
    Süleyman Şatır bunu beğendi.
  6. ramazankurucay

    ramazankurucay Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    25 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    601
    Beğeniler:
    798
    Şehir:
    istanbul yeniköy
    Seviye:
    süleyman abi artık bi ara görüşelim yani..bak kış diye bisiklete binmediğini söylemiyorum.... böle yazın yaptıgımız gezileri yazın paylaşalım lütfen :)
    lütfü abi ve mehmetle görüştük geçenlerde...hadi bişeyler yapalım bu aralar müsaitim ben :)
     
    Süleyman Şatır bunu beğendi.
  7. Serkan Çoban

    Serkan Çoban Forum Bağımlısı

    Yaş:
    30
    Kayıt:
    7 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    731
    Beğeniler:
    1.097
    Şehir:
    Çanakkale/Yenice
    Bisiklet:
    Sedona
    Seviye:
    Bu bölümde de harika bir iş çıkarmışsınız! Bazı şanssızlıklar olsa da eminim keyifli olmuştur :)

    İhtiyarlama konusuna gelince; kendinize haksızlık etmeyin.. Yaşıtlarınız kahvelerde oturup "taş dizerken" siz evinizden kilometrelerce uzakta pedal çeviriyorsunuz. Bence fark ortada...

    Pedal basan ayaklarınız dert görmesin, sağlıcakla kalın [​IMG]
     
    Süleyman Şatır bunu beğendi.
  8. sonerveozer

    sonerveozer Forum Bağımlısı

    Kayıt:
    19 Haziran 2007
    Mesajlar:
    780
    Beğeniler:
    187
    Şehir:
    MANİSA
    Bisiklet:
    Mosso
    Seviye:
    güzel tur olmuş,ayrıntılarda faydalı, ormanlık alanın keyfi başka....
     
    Süleyman Şatır bunu beğendi.
  9. Ediz Tevfik Özgan

    Ediz Tevfik Özgan Bisikletkolik

    Kayıt:
    26 Ocak 2006
    Mesajlar:
    1.143
    Beğeniler:
    1.069
    Şehir:
    BURSA
    Seviye:
    Nekadar güzel,yeşillikler içiinde insanın içini açan bir anlatım. Sizinle oralardaydık sanki inanın. Teşekkürler.
     
    Süleyman Şatır bunu beğendi.
  10. jiyan2527

    jiyan2527 Yeni Üye

    Kayıt:
    16 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    30
    Beğeniler:
    28
    Şehir:
    bisiklet
    Seviye:
    paylaşım için tşkler. ayakalrınıza sağlık diliyorum
     
    Süleyman Şatır bunu beğendi.
  11. rahmankarataş

    rahmankarataş Bisikletkolik

    Kayıt:
    12 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.049
    Beğeniler:
    748
    Şehir:
    greek and tr
    Seviye:
    selam süleyman dayı
    abi 2,günede harika bır gırış yapmıssınız
    her nekedar kaybolduk desenızde yınede guzel bende tek gıdışımde
    sızın gırdıgınız yola gırmışdım ama taha berbattı almış oldugunuz guzerkah mukemmelin ustunde performans ısdeyen bır guzerkah
    akşama igneadada görüşmek üzere
     
    Süleyman Şatır bunu beğendi.
  12. Süleyman Şatır

    Süleyman Şatır Bisikletkolik

    Kayıt:
    22 Mart 2005
    Mesajlar:
    1.158
    Beğeniler:
    2.857
    Şehir:
    Fatih / İstanbul
    Seviye:
    [​IMG]

    Rahman merhaba...
    Evet, biraz zor bir gün geçirdik gibi ama, şimdi hepsi hoş bir anı oldu... Başrollerden birini üstlendiğin turun üçüncü gününü de önümüzdeki günlerde anlatacağım... En kısa zamanda görüşmek üzere...
     
    rahmankarataş bunu beğendi.